>Güle Güle Yaşlı Kurt

Eylül 4, 2009, 9:49 am | Chicago Bulls, Miami Heat, Milwaukee Bucks, NBA, Philadelphia 76ers, San Antonio Spurs kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>NBA’e draft edilmedi Bowen, yeterli görülmedi, hiç bir takım denemeye bile çağırmadı onu. Bir çok NCAA oyuncusu gibi o da çıkışı Avrupa’da buldu. Toplamda 3 sene Fransa’da 1 sene CBA’de oynadıktan sonra Heat onda bir ışık görüp takıma aldı ancak 10 günlük kontrat bittiğinde istediklerini alamamışlardı Bowen’dan. Bowen NBA için çalıştı, çalıştı, çalıştı. Ondaki değişimin farkına ilk varan Celtics oldu. İlk senesinde umut verdi, zaman zaman ilk 5 bile çıktı ama ertesi sene tam bir kabustu onun için. Bütün sezon yalnızca 30 maçta parkeye basabildi o da genelde maçlar bittikten sonra, fark açıldığında. Sezon sonunda Celtics ona yeni kontrat vermeyince Philadelphia yolunu tuttu ki bu zamanlar onun asla skorer bir yıldız olamayacağını tam anlamıyla idrak ettiği zamanlardır. Bulduğu kısa sürelerde iyi savunma yapmaya çalışması onun için bir referans olmaya başladı. Beklemediği Bulls takası ve sonrasındaki salıverilme onun NBA’e adını öğretmesi için bir fırsat oldu. O sezonu Miami’de tamamlarken Boston’daki ilk sezonu kadar süre almış ve savunmasıyla ön plana çıkmaya başlamıştı bile. Ertesi sezon takımdaki yeri ve rolü sağlamlaştı. 82 maçın tamamında oynarken 72 maça ilk 5 başlıyordu. Bir anda Miami çok önemli bir savunmacı kazanmıştı, hiçten gelen adam Miami’ye maç kazandırıyordu savunmasıyla. O sezon ilk kez NBA 2. Savunma takımına seçildi ve namı yürümeye başladı. Kimileri susturucu dedi ona kimileri durdurucu. Ama bir gerçek vardı ki rakip akım skorerlerinin karşılarında görmek istemediği 3-4 savunmacıdan biri haline gelmişti.

Sezon sonunda kontratı bittiğinde Popovich ve Spurs onu almak için harekete geçti. Heat’in onu takımda tutmak istediği ama Amiral Robinson’ın kişisel isteği ve ilgisi sonrası Bowen’ın Spurs’le imzaladığı söylenir. Sakatlık ve ceza dışında parkeye ayak basabildiği tüm maçlara ilk 5 çıkar Bowen. Szczerbiak’a attığı okkalı tekme hala youtube’da en çok izlenen videolardandır. Yine NBA 2. Savunma takımına seçilir, artık tescilli bir sert savunmacı, kaya hatta kimilerine göre pisliğin tekidir.
Sonraki 6 sezon sadece 6. sezonunda tek maç kaçırarak tüm maçlarda oynar ve ilk 5 çıkar. Bir kez daha NBA 2. Savunma takımına seçildikten sonra beş sezon aralıksız NBA’in En İyi Savunma takımına seçilir. Bu 5 sezonun ikisinde NBA’in en iyi 2. savunmacısı olur. Spurs’le 3 şampiyonluk yaşar. Bowen’la eşleşmek rakip skorerler için tam bir kabustur bu dönemde. Korkusuzdur, gözüpektir, saldırgandır.

Ancak her güzel şeyin olduğu gibi bu hikayenin de bir sonu var. Bowen özellikle 2007-2008 sezonu sonunda çeşitli sakatlıklar yaşamaya başlayıp ayaklarındaki hızı kaybedince senelerdir çok da alışık olmadığı yedek sırası günleri başlar onun için. Artık 38 yaşında olan Bowen fazla süre bulup oynamadıkça, hızı iyice azalır, reaksiyon zamanı düşer ve zaten çok az kullandığını şutları sokamamaya başlar. Takımdaki önemli oyuncuların sakatlıklar nedeniyle uzak kalışı ve Spurs’ün de bir türlü tam kadro sahaya çıkamaması, tamamlayıcı Bowen’ı tamamlayacak parça bulamaz halde bırakır. Artık bir anda yavaş, yaşlı ve yetersiz bir adamdır Bowen. 81 maçta parkeye inse de süresi yarı yarıya azalmıştır. Sadece 10 maça ilk 5 çıkar ve sezon sonunda Richard Jefferson karşılığında Bucks’a takas edilir. Bowen olduğu, efsane olduğu takımdan kopar. Bucks da kucak açmaz ona ve kontratını satın alıp serbest bırakır onu. Bu sezon için kazanacağı parayı da cebine koymuş olan Bowen, geçen sezon yedek sırasında otururken çokça düşündüğünü yapar ve basketbolu bırakır. Bırakırken söylediği söz ise şudur Bowen’ın:

“Nasıl başladığınız değil nasıl bitirdiğiniz önemlidir. Umarım benim yaşadıklarım geldiği yerden bir türlü memnun olmayan oyunculara örnek olur.”

Son sözleri iyice düşmeden zamanında bırakmayı ve çalışmayı öğütler hala. Bowen önemli bir örnektir sadece sayı atarak basketbolcu olunmayacağı noktasında.

Güle güle Yaşlı Kurt…

Reklamlar

Güle Güle Yaşlı Kurt

Eylül 4, 2009, 9:49 am | Chicago Bulls, Miami Heat, Milwaukee Bucks, NBA, Philadelphia 76ers, San Antonio Spurs kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

NBA’e draft edilmedi Bowen, yeterli görülmedi, hiç bir takım denemeye bile çağırmadı onu. Bir çok NCAA oyuncusu gibi o da çıkışı Avrupa’da buldu. Toplamda 3 sene Fransa’da 1 sene CBA’de oynadıktan sonra Heat onda bir ışık görüp takıma aldı ancak 10 günlük kontrat bittiğinde istediklerini alamamışlardı Bowen’dan. Bowen NBA için çalıştı, çalıştı, çalıştı. Ondaki değişimin farkına ilk varan Celtics oldu. İlk senesinde umut verdi, zaman zaman ilk 5 bile çıktı ama ertesi sene tam bir kabustu onun için. Bütün sezon yalnızca 30 maçta parkeye basabildi o da genelde maçlar bittikten sonra, fark açıldığında. Sezon sonunda Celtics ona yeni kontrat vermeyince Philadelphia yolunu tuttu ki bu zamanlar onun asla skorer bir yıldız olamayacağını tam anlamıyla idrak ettiği zamanlardır. Bulduğu kısa sürelerde iyi savunma yapmaya çalışması onun için bir referans olmaya başladı. Beklemediği Bulls takası ve sonrasındaki salıverilme onun NBA’e adını öğretmesi için bir fırsat oldu. O sezonu Miami’de tamamlarken Boston’daki ilk sezonu kadar süre almış ve savunmasıyla ön plana çıkmaya başlamıştı bile. Ertesi sezon takımdaki yeri ve rolü sağlamlaştı. 82 maçın tamamında oynarken 72 maça ilk 5 başlıyordu. Bir anda Miami çok önemli bir savunmacı kazanmıştı, hiçten gelen adam Miami’ye maç kazandırıyordu savunmasıyla. O sezon ilk kez NBA 2. Savunma takımına seçildi ve namı yürümeye başladı. Kimileri susturucu dedi ona kimileri durdurucu. Ama bir gerçek vardı ki rakip akım skorerlerinin karşılarında görmek istemediği 3-4 savunmacıdan biri haline gelmişti.

Sezon sonunda kontratı bittiğinde Popovich ve Spurs onu almak için harekete geçti. Heat’in onu takımda tutmak istediği ama Amiral Robinson’ın kişisel isteği ve ilgisi sonrası Bowen’ın Spurs’le imzaladığı söylenir. Sakatlık ve ceza dışında parkeye ayak basabildiği tüm maçlara ilk 5 çıkar Bowen. Szczerbiak’a attığı okkalı tekme hala youtube’da en çok izlenen videolardandır. Yine NBA 2. Savunma takımına seçilir, artık tescilli bir sert savunmacı, kaya hatta kimilerine göre pisliğin tekidir.
Sonraki 6 sezon sadece 6. sezonunda tek maç kaçırarak tüm maçlarda oynar ve ilk 5 çıkar. Bir kez daha NBA 2. Savunma takımına seçildikten sonra beş sezon aralıksız NBA’in En İyi Savunma takımına seçilir. Bu 5 sezonun ikisinde NBA’in en iyi 2. savunmacısı olur. Spurs’le 3 şampiyonluk yaşar. Bowen’la eşleşmek rakip skorerler için tam bir kabustur bu dönemde. Korkusuzdur, gözüpektir, saldırgandır.

Ancak her güzel şeyin olduğu gibi bu hikayenin de bir sonu var. Bowen özellikle 2007-2008 sezonu sonunda çeşitli sakatlıklar yaşamaya başlayıp ayaklarındaki hızı kaybedince senelerdir çok da alışık olmadığı yedek sırası günleri başlar onun için. Artık 38 yaşında olan Bowen fazla süre bulup oynamadıkça, hızı iyice azalır, reaksiyon zamanı düşer ve zaten çok az kullandığını şutları sokamamaya başlar. Takımdaki önemli oyuncuların sakatlıklar nedeniyle uzak kalışı ve Spurs’ün de bir türlü tam kadro sahaya çıkamaması, tamamlayıcı Bowen’ı tamamlayacak parça bulamaz halde bırakır. Artık bir anda yavaş, yaşlı ve yetersiz bir adamdır Bowen. 81 maçta parkeye inse de süresi yarı yarıya azalmıştır. Sadece 10 maça ilk 5 çıkar ve sezon sonunda Richard Jefferson karşılığında Bucks’a takas edilir. Bowen olduğu, efsane olduğu takımdan kopar. Bucks da kucak açmaz ona ve kontratını satın alıp serbest bırakır onu. Bu sezon için kazanacağı parayı da cebine koymuş olan Bowen, geçen sezon yedek sırasında otururken çokça düşündüğünü yapar ve basketbolu bırakır. Bırakırken söylediği söz ise şudur Bowen’ın:

“Nasıl başladığınız değil nasıl bitirdiğiniz önemlidir. Umarım benim yaşadıklarım geldiği yerden bir türlü memnun olmayan oyunculara örnek olur.”

Son sözleri iyice düşmeden zamanında bırakmayı ve çalışmayı öğütler hala. Bowen önemli bir örnektir sadece sayı atarak basketbolcu olunmayacağı noktasında.

Güle güle Yaşlı Kurt…

>Mazeretim Var Asabiyim Ben

Eylül 4, 2009, 2:10 am | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Emre’ye TFF’den 3 maç ceza geldi. Galatasaraylıyım diye bu cezayı az bile vermişler diyeceğim zannedilmesin hemen. Sonuçta Fenerbahçe yönetimi tahkime gider. Tahkim de bu cezayı 2 maça indirir.Bursa ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçlarında cezasını çeker. Fenerbahçeli taraftarların çoğu takımını 2 maç yalnız bırakan Emre’ye kızar gibi yapar ama cezadan sonraki ilk maçı olan Antalyaspor maçında çıkar 1 gol atar, 1 asist yapar kendini affettirir. İşin orasında değilim.Emre neden bu kadar sinirli ya da neden sinirine hakim olamıyor? Yazalım bakalım doğaçlama, bilinçaltımızdan neler çıkacak?

Manisa maçında Emre’nin birine saldıracağı kırmızı kartı görmesinden 5-10 dakika önce kendini belli etti. Neden mi? Dikkatli izleyenler hemen hatırlayacaklardır; orta sahada Fenerli futbolcular topla çıkarken topu Manisalılar kaptı. O anda Emre hemen pres yapmaya başladı. Fakat Manisalılar arasında kaldı topu kapamadı; bir an arkasına baktı, tüm takım arkadaşları seyrediyorlardı. İşte o an Emre el kol hareketleri yaparak dellendi. Normalde Emre’yi tanıyan Daum’un ya da Daum Emre’yi tanısa hemen değiştirirdi. Değiştirmedi Emre zaten sinirliydi. Manisalı oyuncunun bir omuz darbesinden nem kapıp sarı, arkasından da küfür nedeniyle ikinci sarı ve kırmızıyı gördü. Fakat Emre yaptıklarının o kadar farkında değildi ki, kırmızı karta anlam veremeyip bir de hakemi ittirince cezası daha da arttı.

Diğer yandan Emre’nin bu şekilde sinirlendiği için gördüğü kırmızı kartların arkasındaki unsurlardan biri de Fatih Terim gibi bir t.d. sinin, Gheorge Hagi gibi bir takım arkadaşının olamamasıdır, aynı zamanda onlar yüzünden de bu kadar asabi bir yapıya bürünmüştür. Kim ne derse desin futbolcu, idol olarak aldığı oyuncunun kişiliğinden de etkilenir ki o da etkilendi. Hagi sinirliydi evet ama takımını çok iyi yönettiği için onun bu kusuru gözardı edilirdi ki kendisinin bir söylemidir: “Hayatımda gördüğüm en saçma kırmızı kart Arsenal maçında olanıydı.” Kendisi de sonradan farkına varıyordu yanlışının ama kazanma duygusu, rakibe yenilme korkusu vs. siz ne derseniz deyin sinirli yapısına etken oluyordu. Emre’de de dikkat edin hep takım performans olarak düşmüşken ya da skor olarak gerideyken geriliyor iyice ve kart görüyor. Sahada Gheorge Hagi varken Emre’nin söz hakkı olabilir miydi? Şu anda Fenerbahçe kadrosundaki kaptan Alex ne kadar etki edebilir Emre’nin sinirlerine hakim olmasına?

Fatih Terim de dedik. UEFA Kupası’nı aldığımız yıl Emre’nin finalde Arsenal ile oynadığı maçta neden oynamadığını herkes çok iyi bilir. Bu zamanda bürüneceği hal o zamanlardan az çok belliydi. Hatırlayın Leeds United ile oynayan UEFA Kupası Yarı Finasl rövanş maçında taç çizgisi kenarında rakibi biraz da faullü olarak topu Emre’den almıştı ve arkasından Emre o sinirle rakibe dalıp kırmızıyı görmüştü. Belki çok ağırdı ama malum olaylar ertesinde hakeme davetiye çıkarmıştı o hareketiyle. Emre kırmızıyı görünce hakeme bağırmaya başladı. Ancak arkadan ensesine el uzandı alıp onu kenara deyim yerindeyse attı. Şu anda Daum öyle bir hareket yapabilir mi? Tamam Emre o zaman 19 yaşındaydı şimdi 30’una merdiven dayadı. Milli takımda Fatih Terim’den hala daha tırsmıyor mu sizce? Bana göre hala daha aynı. Ya takımda ondan daha fazla ağırlığa sahip bir oyuncu, ya da kenara bakınca korktuğu bir teknik adam gerekli Emre’nin bu tip sıkıntılı durumlara düşmemesi için.

Üçüncüsü ise Emre bu sezon farklı. Sezon başı tam olarak çalıştı. Savaşmaya hazır ancak o eski, Suatlı, Tugaylı, Davalalı zamanlarda olduğu gibi, herkesin savaşmasını istiyor. Ama sadece o uğraşınca yukarıda da yazdığım gibi tepesi atıyor ve ister istemez saldırgan bir hale bürünüyor. Ne zaman ki orta sahada Baroni, Santos ya da yanında oynayan takım arkadaşları kimse onların da kendisi gibi savaştığını görürse Emre saldırganlığında azalma olacaktır. Santos, Baroni ya da Kazım son maçta ne kadar orta sahada baskı yapabildi rakip takıma?

Dördüncüsü ise hakemler. Zaten bir önceki maçtan mimliydi. Diyarbakır maçında hakemin kolunu ittirmesi ve hakemin ona kart göstermemesi hakemlik müessesesi denen kuruma küfür sayıldı. Bu maçta sinirli yapısından kaynaklanacak en küçük hareketi bekleniyordu. Sağolsun hakemleri kırmadı, yaptı yapacağını ve hakem tereddütsüz küfürden ikinci sarıyı gösterdi. Kart haklı laf yok. Ama şeytanın avukatlığını yapalım. Emre’nin söylediği küfürün bin beteri her maçta oyuncuların ağzından çıkıyor ve kameralardan da anlaşılıyor. Hakemler duysa da fazla önemsemiyor, Fakat Emre o kadar hakemlerin gururuna dokunacak hareketlerde bulundu ki küfürü geçtim rakibe öküz falan dese bile kartı görecekti. Maç başlamadan bunu bile düşünemeyecek, analiz edemeyecek halde olması ilginç. Ayrıca bunu ona söyleyen ve dikkatli olmasını tembihleyebilecek kimse olmaması ayrı bir soru işareti. Buna kendi kaşındı kendi cezasını çekecek demek en mantıklısı. Ama maçın hakemi Emre’nin dediği küfürün bin beterini kim bilir kaç maçta duydu da herhangi bir sıkıntı yaşamadı bundan?

Nihayetinde Emre Belözoğlu Türk Futbolu için önemli. Rakip diye saldırmaya gerek yok. Pozisyon icabı olursa alınan kırmıza karta diyecek birşey yok. Ama Emre gibi sinirine hakim olamayan futbolculara yönetimlerinin profesyonel yardım için gerekli şartları sağlaması gerekir.

Mazeretim Var Asabiyim Ben

Eylül 4, 2009, 2:10 am | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Emre’ye TFF’den 3 maç ceza geldi. Galatasaraylıyım diye bu cezayı az bile vermişler diyeceğim zannedilmesin hemen. Sonuçta Fenerbahçe yönetimi tahkime gider. Tahkim de bu cezayı 2 maça indirir.Bursa ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçlarında cezasını çeker. Fenerbahçeli taraftarların çoğu takımını 2 maç yalnız bırakan Emre’ye kızar gibi yapar ama cezadan sonraki ilk maçı olan Antalyaspor maçında çıkar 1 gol atar, 1 asist yapar kendini affettirir. İşin orasında değilim.Emre neden bu kadar sinirli ya da neden sinirine hakim olamıyor? Yazalım bakalım doğaçlama, bilinçaltımızdan neler çıkacak?

Manisa maçında Emre’nin birine saldıracağı kırmızı kartı görmesinden 5-10 dakika önce kendini belli etti. Neden mi? Dikkatli izleyenler hemen hatırlayacaklardır; orta sahada Fenerli futbolcular topla çıkarken topu Manisalılar kaptı. O anda Emre hemen pres yapmaya başladı. Fakat Manisalılar arasında kaldı topu kapamadı; bir an arkasına baktı, tüm takım arkadaşları seyrediyorlardı. İşte o an Emre el kol hareketleri yaparak dellendi. Normalde Emre’yi tanıyan Daum’un ya da Daum Emre’yi tanısa hemen değiştirirdi. Değiştirmedi Emre zaten sinirliydi. Manisalı oyuncunun bir omuz darbesinden nem kapıp sarı, arkasından da küfür nedeniyle ikinci sarı ve kırmızıyı gördü. Fakat Emre yaptıklarının o kadar farkında değildi ki, kırmızı karta anlam veremeyip bir de hakemi ittirince cezası daha da arttı.

Diğer yandan Emre’nin bu şekilde sinirlendiği için gördüğü kırmızı kartların arkasındaki unsurlardan biri de Fatih Terim gibi bir t.d. sinin, Gheorge Hagi gibi bir takım arkadaşının olamamasıdır, aynı zamanda onlar yüzünden de bu kadar asabi bir yapıya bürünmüştür. Kim ne derse desin futbolcu, idol olarak aldığı oyuncunun kişiliğinden de etkilenir ki o da etkilendi. Hagi sinirliydi evet ama takımını çok iyi yönettiği için onun bu kusuru gözardı edilirdi ki kendisinin bir söylemidir: “Hayatımda gördüğüm en saçma kırmızı kart Arsenal maçında olanıydı.” Kendisi de sonradan farkına varıyordu yanlışının ama kazanma duygusu, rakibe yenilme korkusu vs. siz ne derseniz deyin sinirli yapısına etken oluyordu. Emre’de de dikkat edin hep takım performans olarak düşmüşken ya da skor olarak gerideyken geriliyor iyice ve kart görüyor. Sahada Gheorge Hagi varken Emre’nin söz hakkı olabilir miydi? Şu anda Fenerbahçe kadrosundaki kaptan Alex ne kadar etki edebilir Emre’nin sinirlerine hakim olmasına?

Fatih Terim de dedik. UEFA Kupası’nı aldığımız yıl Emre’nin finalde Arsenal ile oynadığı maçta neden oynamadığını herkes çok iyi bilir. Bu zamanda bürüneceği hal o zamanlardan az çok belliydi. Hatırlayın Leeds United ile oynayan UEFA Kupası Yarı Finasl rövanş maçında taç çizgisi kenarında rakibi biraz da faullü olarak topu Emre’den almıştı ve arkasından Emre o sinirle rakibe dalıp kırmızıyı görmüştü. Belki çok ağırdı ama malum olaylar ertesinde hakeme davetiye çıkarmıştı o hareketiyle. Emre kırmızıyı görünce hakeme bağırmaya başladı. Ancak arkadan ensesine el uzandı alıp onu kenara deyim yerindeyse attı. Şu anda Daum öyle bir hareket yapabilir mi? Tamam Emre o zaman 19 yaşındaydı şimdi 30’una merdiven dayadı. Milli takımda Fatih Terim’den hala daha tırsmıyor mu sizce? Bana göre hala daha aynı. Ya takımda ondan daha fazla ağırlığa sahip bir oyuncu, ya da kenara bakınca korktuğu bir teknik adam gerekli Emre’nin bu tip sıkıntılı durumlara düşmemesi için.

Üçüncüsü ise Emre bu sezon farklı. Sezon başı tam olarak çalıştı. Savaşmaya hazır ancak o eski, Suatlı, Tugaylı, Davalalı zamanlarda olduğu gibi, herkesin savaşmasını istiyor. Ama sadece o uğraşınca yukarıda da yazdığım gibi tepesi atıyor ve ister istemez saldırgan bir hale bürünüyor. Ne zaman ki orta sahada Baroni, Santos ya da yanında oynayan takım arkadaşları kimse onların da kendisi gibi savaştığını görürse Emre saldırganlığında azalma olacaktır. Santos, Baroni ya da Kazım son maçta ne kadar orta sahada baskı yapabildi rakip takıma?

Dördüncüsü ise hakemler. Zaten bir önceki maçtan mimliydi. Diyarbakır maçında hakemin kolunu ittirmesi ve hakemin ona kart göstermemesi hakemlik müessesesi denen kuruma küfür sayıldı. Bu maçta sinirli yapısından kaynaklanacak en küçük hareketi bekleniyordu. Sağolsun hakemleri kırmadı, yaptı yapacağını ve hakem tereddütsüz küfürden ikinci sarıyı gösterdi. Kart haklı laf yok. Ama şeytanın avukatlığını yapalım. Emre’nin söylediği küfürün bin beteri her maçta oyuncuların ağzından çıkıyor ve kameralardan da anlaşılıyor. Hakemler duysa da fazla önemsemiyor, Fakat Emre o kadar hakemlerin gururuna dokunacak hareketlerde bulundu ki küfürü geçtim rakibe öküz falan dese bile kartı görecekti. Maç başlamadan bunu bile düşünemeyecek, analiz edemeyecek halde olması ilginç. Ayrıca bunu ona söyleyen ve dikkatli olmasını tembihleyebilecek kimse olmaması ayrı bir soru işareti. Buna kendi kaşındı kendi cezasını çekecek demek en mantıklısı. Ama maçın hakemi Emre’nin dediği küfürün bin beterini kim bilir kaç maçta duydu da herhangi bir sıkıntı yaşamadı bundan?

Nihayetinde Emre Belözoğlu Türk Futbolu için önemli. Rakip diye saldırmaya gerek yok. Pozisyon icabı olursa alınan kırmıza karta diyecek birşey yok. Ama Emre gibi sinirine hakim olamayan futbolculara yönetimlerinin profesyonel yardım için gerekli şartları sağlaması gerekir.

>Tuncay Vennegoor of Hesselink

Eylül 4, 2009, 12:49 am | EPL, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tuncay ne yaptı? Stoke City kulubüne transfer oldu. Stoke City 1863 yıllık tarihinde en büyük başarıyı EPL’de 2 kez 4. olarak yaşamış ve geçen sezonu 12. olarak bitirmiş. Tuncay kim? Türk Milli takımı oyuncusu, Fenerbahçe’nin eski yıldızı, 3 maçta 1 gol ortalama ile oynayan orta saha forvet kırması önemli bir oyuncu, 28 yaşında.

Peki Hull City’e bakalım bir de. 1904 yılında kurulan kulüp ilk kez geçen sezon EPL’ye yükselmiş tarihinde ve 17. olarak son haftada ligde kalmayı başarmış ki bu aynı zamanda tarihlerinin en büyük başarısı olarak da kayıtlara geçmiş. Bu başarı 1930’daki FA Cup yarı finalinden sonra tam 79 yıl sonra gelen bir başarı. Jan Vennegoor of Hesselink kim? Hollanda Milli takımı oyuncusu, PSV ve Celtic’in eski yıldızı, yaklaşık 2 maçta 1 gol ortalama ile oynayan bir forvet oyuncusu, 31 yaşında.

Tuncay’a söylenmedik laf bırakılmadı, maçı TV’den yayınlansa bile seyretmem artık diyenler oldu, bazıları kendini bitirdi dedi. Jan Vennegoor of Hesselink ise imza attıktan sonra şöyle konuşuyordu “Bana ihtiyaç duyan bir takıma imza attım, Premier League’de önemli takım ve futbolculara karşı oynayacak olmam çok önemli. Tekrar Milli takıma yükselebilirim.”

Şimdi çıkıp mesela Cruyff “Jan yanlış yaptı, attan inip eşeğe bindi, Hull City maçı çıksın TV’yi kapatarım” mı diyecek. Bert Van Marwijk Hesselink Hull City’e imza attı diye onu defterden mi silecek yoksa EPL’de direk oynayan, muhtemelen sezon boyu golü koklayacak bir forveti olduğu için sevinecek mi.

O zaman Tuncay Vennegoor of Hesselink mi?

Tuncay Vennegoor of Hesselink

Eylül 4, 2009, 12:49 am | EPL, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Tuncay ne yaptı? Stoke City kulubüne transfer oldu. Stoke City 1863 yıllık tarihinde en büyük başarıyı EPL’de 2 kez 4. olarak yaşamış ve geçen sezonu 12. olarak bitirmiş. Tuncay kim? Türk Milli takımı oyuncusu, Fenerbahçe’nin eski yıldızı, 3 maçta 1 gol ortalama ile oynayan orta saha forvet kırması önemli bir oyuncu, 28 yaşında.

Peki Hull City’e bakalım bir de. 1904 yılında kurulan kulüp ilk kez geçen sezon EPL’ye yükselmiş tarihinde ve 17. olarak son haftada ligde kalmayı başarmış ki bu aynı zamanda tarihlerinin en büyük başarısı olarak da kayıtlara geçmiş. Bu başarı 1930’daki FA Cup yarı finalinden sonra tam 79 yıl sonra gelen bir başarı. Jan Vennegoor of Hesselink kim? Hollanda Milli takımı oyuncusu, PSV ve Celtic’in eski yıldızı, yaklaşık 2 maçta 1 gol ortalama ile oynayan bir forvet oyuncusu, 31 yaşında.

Tuncay’a söylenmedik laf bırakılmadı, maçı TV’den yayınlansa bile seyretmem artık diyenler oldu, bazıları kendini bitirdi dedi. Jan Vennegoor of Hesselink ise imza attıktan sonra şöyle konuşuyordu “Bana ihtiyaç duyan bir takıma imza attım, Premier League’de önemli takım ve futbolculara karşı oynayacak olmam çok önemli. Tekrar Milli takıma yükselebilirim.”

Şimdi çıkıp mesela Cruyff “Jan yanlış yaptı, attan inip eşeğe bindi, Hull City maçı çıksın TV’yi kapatarım” mı diyecek. Bert Van Marwijk Hesselink Hull City’e imza attı diye onu defterden mi silecek yoksa EPL’de direk oynayan, muhtemelen sezon boyu golü koklayacak bir forveti olduğu için sevinecek mi.

O zaman Tuncay Vennegoor of Hesselink mi?

>Gael Kakuta

Eylül 4, 2009, 12:10 am | EPL, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Herkes Chelsea’nin aldığı 1,5 sezonluk transfer yasağından bahsediyor ama Kakuta’nın başına gelenleri anlatan yok. Kakuta 4 ay futboldan men ve 780.000 Euro para cezası aldı. Acaba bu kadar para kazanmış mıdır 2 sezonda Chelsea altyapısında Kakuta? Chelsea bu işin altından kalkar da Kakuta’nın cezasını da öder mi ki? Ah be Kakuta…

Gael Kakuta

Eylül 4, 2009, 12:10 am | EPL, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Herkes Chelsea’nin aldığı 1,5 sezonluk transfer yasağından bahsediyor ama Kakuta’nın başına gelenleri anlatan yok. Kakuta 4 ay futboldan men ve 780.000 Euro para cezası aldı. Acaba bu kadar para kazanmış mıdır 2 sezonda Chelsea altyapısında Kakuta? Chelsea bu işin altından kalkar da Kakuta’nın cezasını da öder mi ki? Ah be Kakuta…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.