Sportif Başarı

Şubat 26, 2011, 2:55 pm | Adnan Polat, Beşiktaş, Galatasaray, volkanbk3, yıldırım demirören kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Galatasaray ve Beşiktaş’ın sportif başarısızlığı konuşuluyor aylardır. Ve suçlu kim? sorusunun cevabı her zaman da sporu yapanlarda aranıyor, organize edenlerde değil.
Spor yapmak kolay bir iş gibi gözükebilir ancak sonucunu almak öyle kolay bir şey değil. Kilolu bir insan düşünün. Kilo vermek istiyor ve kendine bir diyetiysen buluyor. Dediklerini yapıyor ama sonucunu kısa sürede göremiyor. Misal verelim. 120 kilo olan birinin hedefi 80 kiloya düşmekse, 6 ayda verdiği 5 kilo ona yetersiz gelir elbette. Ve 6 aydır spor yapıp az yemesine karşın kilo veremeyen bu kişi ne yapar? Diyetisyen değiştirir. Başka spor kulübüne gider. Başka bir spor hocası tutar. Bunlar gerçekleşene kadar
da kendi bildiğini okur ve yemeği arttırır. Böyle daha mutludur. Tekrar 120 kiloya döner bu süreçte. Ve yine 6 aylık kısır döngü periyotlarıyla devam eder bu olaylar. Hiç istikrar sağlayamaz bu konuda.
Bugün Galatasaray ve Beşiktaş’ın yaşadıklarını buna benzetesim geldi. Başarı 80 kiloya ulaşmaksa eğer o kiloya 6 ayda ulaşılamayacağını bilmeli iki takımın yönetimi de. Bilmiyor değiller. İlk başkan olduktan sonraki seçimlerde tekrar aday olup ekonomik ve yönetimsel açıdan işleri düzene sokmak vaatlerini verirken “bu işler ancak istikrarla olur” cümlesini duyarız çünkü onlardan. İstikrarın başarı için gerekliliğini bilirler ama kendi koltuklarını sağlama almak için. Onlar otursun da o koltuğa, sportif başarı için kimin hangi koltukta oturduğu önemli değildir…
volkanbk3

Galatasaray’da Kaleci Sorunu Yok

Şubat 14, 2011, 11:23 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Galatasaray’da bir kaleci sorunu yok aslında. Bu kadar çok kalecinin gelip geçtiği ama dikiş tutturamadığı bir kalede başka sorunlar aramak gerek. Biz Çoban Salata olarak 2009’dan beri bu sorunu arıyoruz mesela. Sonuç itibariyle vardığımız durak senelerdir bir başkası değil hep Nezih Ali Boloğlu oldu. E sayalım hep beraber: De Sanctis, Leo Franco, Fevzi, Orkun, Aykut, Ufuk, Zapata… Bu adamların hepsi kötü kaleciler mi? Hayır değiller. Bu adamlar Galatasaray kalesine geçtikten sonra ilerleme kaydettiler mi? Hayır, asla. Bu adamlardan kaç tanesi Galatasaray’da maç kurtardı? Bir elin parmaklarını geçmez, hangisi olduğunu da hatırlamayız. Demek ki sorun aşikar. Bu adamların topu dallama olmadığına göre, hepsi Milli Takımlar düzeyindeyken Galatasaray’a gelip dip yaptıklarına göre, ötesinde De Sanctis hariç gerisi kariyerlerini bitirme noktasına geldiklerine göre denilecek tek laf; göz göre göre Nezih Ali Boloğlu! Sevgili Boloğlu ile asla kişisel bir problemimiz olamaz. Her gelen Teknik Direktör kendisini gayet beyefendi ve geçimli biri olarak tanımlamış, teknik kadrolarında bulunmasından asla rahatsız olmamıştır zaten. Ancak beyefendilik futbolda bize özellikle performans açısından ne kazandırır? Hiç bir şey.

Bellidir ki profesyonel sporculuğu döneminde çıktığı resmi maç sayısı toplamda 2 sezonun toplam maç sayısını zor bulan ve kariyerini “hep yedek kaleci” olarak geçirmiş bir adamın böylesine büyük bir camianın kalesindeki adamlara verecekleri çok kısıtlıdır. Mondragon bile son 1-2 sezonunda bir hayli geriye gitmiş, minare yıkılsa da mihrabı yerinde olduğu için Galatasaray bundan pek etkilenmemiştir. Her ne kadar takım savunması denilen kavram seneden seneye çöküyor olsa da Galatasaray kalesindeki adam en azından senede 3-5 maçı kurtarabilecek şekilde hazır ve teyakkuzda bekleyen adam olmalıdır. Bugün Casillas, Van Der Saar, Victor Valdes büyük takımların kalelerinde olmalarına rağmen her an savaşa hazır Gladyatörler gibi tetiktelerse bu çok iyi çalıştıklarından, çalıştırıldıklarındandır. Demek ki Galatasaray kalecisi iyi çalıştırılmamakta, hatta kafa olarak da o kaleye geçmeye hazır hale getirilememektedir. Kaleci antrenörü bu yeterlilikleri gerçeklemesi gereken adamdır ve buna ilaveten yeni bir kaleci transferi olacaksa bu transferde Teknik Direktörü yönlendirip o kalenin ağırlığını kaldıracak kaleciyi seçecek otoritedir. İşte bu noktada soru şudur: Boloğlu otorite midir Allah aşkına?

Galatasaray’da kaleci sorunu yoktur. Sağ bekten, oyun kurucudan, forvetten önce falan Galatasaray “Kaleci Antrenörü” transfer edip Nezih Ali Boloğlu’na teşekkür etmelidir. Yoksa en yakın zamanda Polat’a teşekkür edilecektir. Hattı zatında ben bugünden Polat’a teşekkür ediyorum mesela.

Galatasaray’da 1 numaralı sorun Kaleci Antrenörü, 2 numaralı sorunsa 9 senedir bunu göremeyen Yönetimlerdir.

Yorumsuz

Şubat 14, 2011, 9:42 am | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kaynak: Fanatik Gazetesi

Ayhan Akman Olmayınca!

Şubat 7, 2011, 5:56 pm | ayhan akman, Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray 4-2 Eskişehirspor
Acaba bir oyuncu takımın çehresini tek başına çok fazla değiştirebilir mi sorusu hep tartışılır bir konudur futbol dünyasında. Ne var ki, yapılan tartışmalar hep ya bir transferin ya da sakat bir oyuncunun geri dönüşüne istinaden takımda yapacağı iyileştirme ya da katkı üzerinde devam eder. Peki eğer bir oyuncu olmazsa takımın oyunu gelişemez mi? Buyrun Ayhan Akman! O yoktu ve yokluğuyla takıma çok büyük katkı sağladı dün akşam benim nazarımda. Neticesinde ortaya bazı gerçekler apaçık serildi:

1. Orta saha hızlı top yapmaya başladı.
2. Orta sahada yana ve geriye pas yapma sayısı çok azdı.
3. Orta saha ofansı daha çok düşündü ve destekledi. Bunda ileri uç oyuncularının yeri geldiğinde defansif mantaliteye sahip olmasının da etkisi büyüktü.
3. İleri uçtaki kanat oyuncuları orta sahadan daha çok ve daha efektif bir şekilde beslendi.
4. İleri uç oyuncularının (özellikle Stancu) top rakibe geçtiği anda yaptıkları baskı ile kazanılan toplar orta saha oyuncuları tarafından defansa ya da kaleciye pas olarak değil rakip defansı dengeli değilken tekrar ileriye kullanıldı, bu da rakip için tehlikelere yol açtı.
5. Maçta hiç gergin hareketler ya da itirazlar olmadı.
6. Orta saha oyuncuları şut çekmeyecekler gibi bir yasağın olmadığını öğrenmiş olduk.

Evet, Ayhan Akman’a teşekkür etmesi lazım tüm Galatasaray taraftarının. Yokluğu ile takıma pozitif katkı yapabilen futbolcu sayısı azdır. Ben kendi namıma Ayhan’a bu zaman kadar olan emeklerinden dolayı teşekkür ediyor ve bundan sonraki futbol yaşantısında tüm güzelliklerin onunla beraber olmasını diliyorum. Bu arada inşallah, dün akşam 70’li dakikalarda saçmaca, hiçbir akla mantığa uymayan bir oyuncu değişikliği yapan sevgili Hagi de birşeyler çıkarmıştır hem yaptığı değişikliğin takıma getirdiklerinden hem de yukarıda bahsettiğim yokluğun avantajından…

Hayırlı Uğurlu Olsun!

Şubat 4, 2011, 10:37 am | Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Efendim yeni kalecimiz camiamıza hayırlı, uğurlu, rakiplere bereketli olsun. Muhteşem bir tercih, müthiş bir transfer. Getirip kulübümüze bu yeteneği kazandıran büyük insanlara ne kadar teşekkür etsek az, etmeyelim o yüzden.

Negatif Tepeye Doğru

Ocak 30, 2011, 10:15 pm | Galatasaray, Hayat kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Rahmet olsun Dedem çok iyi bir Galatasaraylıydı. Hani o Galatasarayın 14 sene şampiyon olamadığı, hatta bir dönem düşme hattı civarında dolandığı evrelerde asla vazgeçmeyenelerden Galatasaraydan. Zaten bugün o iki eşsiz renge gönül verdiysem sebebi de odur bunun.

“Ya Dedem…” derdim “Bir takım bunca sene nasıl şampiyon olamaz, hem de bizimki bir ülkede?”. “Bir takıldı mı gider…” derdi o da “Bir kere yanlış yapmaya başladın mı hep yanlış yaparsın.” Bugün bakıyorum dediklerine cidden çok haklıymış benim canım. Kendi hayatım mesela, öyle büyük yanlışlıklar var ki içinde ardı ardına gelmiş, birbirine düğümlenmiş, biri diğerinin sonucu. Bir kırılma noktası gerekti, oldu. Kimi zaman Yüce Yaradan el atar zaten, sen ne yaparsan yap çıkamazsın yanlışlar girdabından. Mesela benim yanlışlıklar girdabım fırtınaya dönüp beni denizler ortasında bir başıma bıraktığında çıktı benim Derwallim karşıma. Sonuna kadar düşmem gerekti onu bulabilmek için. Bu noktada birden akıllarda beliren soru da Batman Begins filminden gelsin madem “Neden düşeriz Bruce?”.

Belki de şu sıralar düşünmemiz gereken o 14 senelik ayrılık sonunda 1984’te Derwall’le karşılaşılmasıyla başlanan ve 2000’de doruk yapan tam 20 senelik önemli bir patlama yaşandığı ve evrendeki dengenin Galatasaray’a da sirayet etmesi gerektiğidir. Belki de bugünler henüz Galatasarayın daha en kötü günleri değildir, daha kötülerine hazır olmamız gerekiyordur. 14 sene bekleyip 20 sene sürülen saadeti bir kez daha yakalamak için iyice yerin dibine geçilmesi gerekiyordur.

Türk Futbolu eskisinden daha fazla değişken barındırıyor içinde, doğa bir şekilde verdiklerini geri almasını ya da elindekileri eşit olarak dağıtmasını çok iyi biliyor. Biraz başkaları başkaları toplayacak meyveleri ve maalesef bize çürükleri bile kalmayacak, hazır olalım bence bunlara. Hayat bir sinüs dalgası ve biz şu sıralar negatif tepe yolculuğundayız, istemesek de çukurun en dibini görmeden yukarıya çıkmamız imkansız.

Ben kendi negatif tepemi çoktan geride bıraktım mesela.

En yukarıda ne mi yapacağım?

Barcelona modelini uygulayacağım: En az yarım dalga doğrultmacı kullanacağım 🙂

Zapata Sorunsalı

Ocak 21, 2011, 5:38 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Bundan aylar önce Adnan Polat’ın her geçen gün daha da Aziz Yıldırım çizgisine geçtiğini söylediğimde buna karşı çıkan arkadaşlarım herhalde o günden bugüne kadar gelişen olaylar ve en son bir günde yapılan üç transfer ile birazcık da olsa artık bana hak veriyorlardır. Aralarındaki tek fark Polat’ın Yıldırım’a göre daha demokratik bir yönetim anlayışına sahip olması. Günün getirdiği şartlara göre başkanın fazla bir hareket alanı olmadığı aşikar. Ara dönemde teknik direktörün tanıdığı oyuncuları almak mantıklı ve kaos anlarında bir şok etkisi yaratmak için özellikle yapılmış transferler olarak görünüyor ilk anda. Ama sezon başında yapılması gerekenler yapılmayınca eğreti duruyor yine bana göre. Tabi bunu yeni transferlerin sahaya çıkıp 40 yıllık Galatasaraylı gibi oynayamacaklarından hareketle söylüyorum. Enaz birinde ya da ikisinde muhakkak adaptasyon sorunu olacaktır.

Aslında Yekta konusunda fazla bir çekincem yok. Sarp’ın, Ayhan’ın, Barış’ın olduğu Galatasaray orta sahasında eğer beklenmedik bir sakatlık ya da performans düşüklüğü yaşamazsa formayı fazla zorlanmadan sırtına geçirir ve devam eder.

Diğer yandan Stancu ise zaten Avrupa’nın takip ettiği bir futbolcu ve her ne kadar Romanya Ligi dense de, ki Türk takımlarının büyük yıkım yaşadığı Avrupa Kupaları arenasında son yıllardaki çıkışları gözardı edilemez, 70 küsür maçta 40 küsür gol atması takımda santrafor sorunu yaşanırken yapılan en önemli işlerden biri oldu gibi görünüyor. Hele ki Baptista gibi futbol bakımından gerileme sürecine girmiş ya da Mutu gibi başı beladan kurtulmamış oyuncuların isimlerinin geçtiği ortamda daha da önemli bir hal alıyor bu transfer. Tabiki bunu adaptasyon sorunu ve sakatlık gibi belaların olmadığını düşünerek söylüyorum.
Gelelim Zapata’ya. Benim gözümde koskoca bir soru işareti. Takımından serbest bırakılan Leo Franco faciasını gören bir insan olarak öncelikle bu bakımdan Zapata’nın Leo’ya benzemesi performansı bakımından sıkıntılar yaşatabileceğini aklıma getirmiyor değil. Her ne kadar zaman zaman eski takımında başarılı dönemleri olsa da istikrarsızlığı sebebiyle bir türlü dikiş tutturamamış görünüyor eski kulübünde. Ama bundan daha önemlisi eski takımında iki defa kadro dışı bırakılmış olması. Disiplinsizliği sebebiyle Lincoln’ü, sakız çiğnediği için Misimoviç’i, tatillerden geç dönüyor diye Keita gibi önemli bir ismi göndermekten çekinmeyen bir kulübün disiplinsizlikleri sebebiyle iki defa kadro dışı bırakılmış bir oyuncuyu transfer etmesi tam anlamıyla bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtmedi değil bana. Aslında Zapata’yı bu kadar irdelememdeki sebeplerden en önemlisi aşırı derecede Romero transferinin olmasını beklememdi. Ama onun yerine Zapata’nın alınması bende sağlam bir hüsran yarattı. Ancak yine de onlarca maç şans tanınan Aykut’un ve çok desteklenmesine rağmen Ufuk’un yaptıkları bireysel hatalara bağlı yedikleri gollerden sonra Mondragon benzeri bir kaleci tanımıyla alınan bir oyuncu olması birazcık da olsa içime su serpiyor.
Bir de son günlerde yaşananlardan sonra ortaya çıkan Adnan Polat’ın istifa etmesi durumuyla ilgili bir nacizane bir görüş: Zamanında takım maddi olarak kötü durumdayken, her bakımdan sıkıntıdayken taşın altına elini koymaktan çekinenler şimdi işler rayına oturunca ortaya çıktılar gibi görüüyor. Adnan Polat o zaman başkanlığı alarak taşın altına sadece elni koymadı, tüm vücuduyla koskoca kayanın altına girdi ve arkadaşlarıyla birlikte o kayayı yerinden kaldırıp kenarıya bıraktı. O zaman kenarda köşede kulüple birlikte isimlerinin yanyana geçmesinden bile rahatsız olanlar şimdi ortaya çıkıp başkanı koltuğundan etmeyi ya da başkan adayı olmayı düşünüyorlar. Sadece o zamanki cesareti düşünülerek bile desteklenmeyi hakediyor başkan. Bir tek Adnan Öztürk’e laf söylemem. O da benim gözümde Polat gibi desteklenebilecek bir insandır. Diğerlerini geçiniz efendim…

Çatkıç, Sen de Şunu Düşün:

Ekim 31, 2010, 12:16 am | Antalyaspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray 2-1 Antalyaspor

Ömer Çatkıç:”Bana küfredenler, evlerine gidip annelerinin yüzlerine baktıklarında, hepsinin akıllarına ben geleyim.”

Küfürü hele kutsal değerlere her ne olursa olsun küfür edilmesini tasvip etmek kesinlikle mümkün değil. Hatta bir adım ileriye gidilerek insanların yanyana birbirlerinin yüzüne baka baka başka bir kişiye toplu bir şekilde küfür etmesi daha da abes. Çünkü sahadaki bir futbolcunun anasına bacısına küfür ederken yanındaki bir kadın da aynı şekilde buna destek veriyor ve hiç yadırganmıyor. İlginç. İşin içinde Ömer gibi rakip futbolcuları ve taraftarı her bakımdan geren bir yapıya sahip birinin olması bile bu gerçeği değiştiremez. Yapılan yanlış, toplu bir halde yapılması affedilemez.
Tamam, buraya kadar güzel. İşin bir de diğer yönüne bakalım. Küfür Türk toplumunun yakasında her zaman bulundurduğu en önemli illet. Sinirlenince ben etmiyor muyum? Evet, ama abartmadan. Peki, Ömer’in yaptığı açıklamalara karşılık o küfür edenler de şunu soramaz mı:

Ömer, sen geçen sezon taraftara dönüp tahrik ederken, el kol hareketi yaparak gererken bu hareketlerinin karşılığının nasıl olması gerektiğini düşünüyordun? Sen de ne zaman sana küfür edilirse acaba ben ne yaptım da bunlar bana küfür ediyor diye düşün. Eğer cevabın hiçbirşey olursa ve bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirsen kalbin rahat olsun ama o küfürler seni bulmaya devam eder. Eğer cevabın ben de yaptım birşeyler olursa işte o zaman bazı şeyleri düzeltebilirsin ve kimseden küfür yemezsin.

Özlemişim böyle takımı

Ekim 30, 2010, 9:37 pm | Antalyaspor, Galatasaray, misimovic, pino, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ali Sami Yen’deki son maçlardan biri daha geride kaldı. Lige iyi başlayamamıştık ancak son iki maçta oynanan futbol ve bir çok sakata karşın alınan 4 puan bir şeylerin yoluna girdiğini göstermekte sanki. Hele de orta sahada savaşan zaman zaman da dövüşen bir Galatasaray olduğunu görmek buna işaret gibi sanki.

Maçın başında Kadıköy’deki baskıyı yine gördük. Harika bir baskı kuruldu ileride ve Antalyaspor kitlendi bir şey yapamadı. İlk 10 dakika böyle geçtikten sonra biraz daha ortaya taşındı maç. Bu sırada maç öncesi dediğimiz gibi gelişmeler oldu ve Misimovic’in hızlı ara paslarına Pino ve Sabri müthiş hareketlendiler. Paslar golle sonuçlanmadı ama olsun. Pino’nun muhteşem deparlarını görmek bile heyecan kattı.

İlk yarı adına kilit dakika 17 idi. Antalyaspor’un yarı-organize atakları sonucunda Tita çok iyi vurdu ancak Ufuk aynı güzellikte cevap verdi Brezilyalıya. Genç kaleci o pozisyonda o refleksi gösteremese belki de sonuç böyle olmayacaktı.

Defansta iyi kapanan Galatasaray yine hızlı ve derin paslarla gol aramaya devam ediyordu ki 30. dakikada Misimovic’in herkesin uyuduğu anda arkaya kaçan (sanırım) Pino’ya attığı pas ilüzyon gibiydi. Sanki Pino’yu da topu da Misimovic ayakkabısının topuğundan çıkarıp oraya koymuştu. Nefis pas yine golle sonuçlanmadı ama ardından gelen korneri golle sonuçlandırmak şaşırtıcı oldu. Yıllardır adam gibi bir golümüz yoktu kornerden! Bir tak pas, bir tak da kafa şutu ve gol. Daha dün Bayern Münih maçını izledim ve ilk iki golünü kornerden buldu Bayern. Sonra zaten rahatladı. “Hiç bir şey yapmıyorsan kornerden gol at be kardeşim” dimi?? Sonunda bu da oldu. Bir şeyler değişiyordu valla. Çok geçmedi bir gol daha geldi Sabri’nin ortasını iyi uzaklaştıramayan defansın vuruşu Pino’ya pas oldu ve şu çocuk gol attı da ben de rahatladım. Maksimum 5 yıl önce menajerlik oyununda keşfettiğim bir yeteneğin neler yapabileceğini az çok tahmin eden biri olarak sabırla bu günü beklemiştim sanki. Pino daha güzellerine layık. Onları da atacak. İlk yarının en üzücü olayı tabi ki formunu yakalamış Serkan Kurtuluş’un sakatlanması oldu.

İkinci yarıya biraz geri çekilmiş olarak başladık. Antalyaspor’un baskılarına iyi dayansak da yenilen golde şaşkınlık dizboyuydu. Hala düdük çalmadan maçın durmayacağını öğrenemeyen oyuncular yüzünden yenen gole bir de şu açıdan bakalım. Ortada bir otorite var. Ve otoritenin-hakemin kararlarına karşı çıkabilecek bir halk-oyuncular topluluğu. Oyuncular muhtemelen “biz halk olarak ayaklanıp imza toplarsak karara itiraz edersek dediğimizi yaptırabiliriz” diye düşünüyorlar böyle pozisyonlarda. Ancak ne yazık ki futbol bu yönüyle çok totaliter. Siyahlar içindeki adamlar ne derse o oluyor. Ufuk ne yapsa yapsın golü çıkaramıyor. Ben biraz heyecanlanıyorum. Çünkü 2-1 her zaman tehlikeli skordur. Ve Galatasaray da ikinci yarıda bildiğin oyundan düştü ya. Tabi iki kişinin birden sakatlanması hiç hoş olmadı. Serkan’dan sonra da Hakan Balta’nın sakatlanıp çıkması hoş değildi. Hagi’nin elini kolunu bağladı. Atağa dönük tek değişiklik Emre Çolak olabildi.

Son iki maçta elinden geleni yaparak formasına ve üst düzey maç temposuna alışmaya çalışan Emre Çolak oynadığı son 20 dakika boyunca mükemmel işler çıkardı diyemeyiz tabi ki. Ama henüz kendini ve oyun tarzını bulamadığını görüyoruz. Yavaş yavaş hangi pozisyonda ne yapması gerektiğini anlayacak ve Arda takımdan ayrılınca güzümüz onu aramayacak. Henüz çok cılız Emre. Biraz güçlenmesi ve aklını kullanması gerek. Bunları geliştirebilecek yaşta ve önü açık bence. Fazla abartarak eleştirmeyelim çocuğu.

Maçın son 10 dakikasında bildiğin koptuk oyundan. Ancak olursa uzun toplarla Pino’nun deparlarıyla çıkabildik ileri. O da bir yere kadar sonuç verebilirdi. Yorulana kadar. Sonuç için diyecek pek bir şey yok. Taffarel vari bir cevap verelim bitsin bu uzun yazı: “3 points. Çok güiiüziiiel!!”


sevgiler
volkanbk3

LAWRENCE’ IN KAZMA KONUSUNDAKİ YASASI (OKU-ŞAŞIR!)

Ekim 21, 2010, 1:37 pm | Futbol, Galatasaray, ilginç, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bugün Google’ın özlü sözler kısmında gördüm Lawrence’in kazma konusundaki yasalarından birini gördüm.Merak ettim acaba kazma yasalarının diğerleri neymiş diye. Bildiğin Galatasaray’ın kazmalarını açıklamış. Açıkçası okuyunca tam bizdeki kazmalara uygun olduğu kanısına vardım. Buyrun okuyun:

1. Kazdığın çukur ne kadar derinse, çukuru tekrar doldurduktan sonra dışarıda eskisinden o kadar daha çok pislik kalır.

2. Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir. (Gidiyor zaten)

3. Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir. (Şu durumdan daha kötüsü var mıdır ama artık bir yerde dur denilsin, denmezse zaten kazmaların yerinde yeller esecek.)

4. Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır. (Bizde olasılıktan bol ne var, Hakan Şükür, olmadı Fatih Terim, olmadı Tugay Kerimoğlu, olmadı Daum, olmadı Hikmet Karaman, ama sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır.)

5. Bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır. (Şu derbi öncesi takımın başına adam gibi bir teknik direktör gelmesinin istenmesine rağmen bu olasılığın gerçekleşme yüzdesi her geçen gün azalıyor.)

6. Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır. (İçimden bir yerlerden en kötü durum eğer kazmaların gitmesiyse ben razıyım diyor ama kıyamıyorum yine de takıma ve taraftara.)

7. Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir. (Bizim teknik direktör getirme işimiz Süleyman Demirel’in hükümete gelme seferi gibi oldu. Kovduğumuz tekrar başımıza geliyor.)

8. Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi. (Rijkaard gibi adamı kırdık, daha ne olsun…)

Galatasaray’ın şu geçen 2-3 aylık durumunu ve son günlerde yaşanılanları bir hatırlayın. Bildiğin Galatasaray’ın ve Galatasaray’daki kazmaların durumunu anlatmış sevgili Lawrence. Büyük adammış vesselam…

Rijkaard’da Son!

Ekim 20, 2010, 11:26 am | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

“20 Ekim 2010 tarihi itibarıyla Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard, antrenörümüz Johan Neeskens ve yardımcılarıyla yaptığımız karşılıklı görüşme sonucunda yollarımızı ayırma kararı vermiş bulunuyoruz…

Bugüne kadarki çalışma sürecimizde iş disiplini, çalışkanlığı, insanlığı, kimlik ve kişiliği ile karşılıklı ilişkilerimizde hiçbir sıkıntı yaşamadığımız, tecrübe ve birikimini bizimle paylaşan Sayın Frank Rijkaard’a Galatasaray’a verdiği emek ve mesaisi için teşekkürü borç biliriz.

Çalışması ve beyefendi kişiliğiyle birlikte olduğumuz süreçte futbol adamlığı ve ustalığını, bu konuda deneyimlerini ve görüşlerini aynı ortamlarda soluduğumuz antrenörümüz Johan Neeskens’e Galatasaray camiasına katkıları, emeği ve çalışması için müteşekkir olduğumuzu belirtiriz.

Her iki ustanın yanısıra teknik heyetimizde yer alan Alberto Roca Pujol ve Carlos Quadrat’a da bugüne kadar kulübümüz bünyesinde vermiş oldukları mesaileri için teşekkür ederiz. Galatasaray Spor Kulübü”

Gelişi her isimli teknik direktörde olduğu gibi şaşalı ve ses getirici idi. Beklenti doğal olarak çok yüksekti. Taraftar olabildiğince sabır gösterdi ama futbolcularla birlik beraberlik içerisinde olamadı, sakatlıklar hep köstek oldu, belki de takım içerisinden darbe yedi ve ne zamanki taraftar yönetimi hedef aldı, o zaman bileti kesildi. İnşallah bundan sonra kariyeri boyunca yaşadığı en kötü performans burası olur. Fakat nasıl bir milletsek Rijkaard’ı da kendimize benzettik. Nasıl başarabiliyorsak…

Rijkaard Görevden Alınsın! (Vol:2)

Ekim 17, 2010, 11:34 pm | frank rijkaard, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

3 Ekim itibari ile “Rijkaard Görevden Alınsın” diye bir yazı yazmıştım. Eminim ki o zaman başlığı görüp yazının içeriği hakkında herkes Rijkaard’ın kovulması gerektiğini düşündüğüme istinaden yazıyı okumuşlardı. Ama benim dediğim Rijkaard’ın kovulması için şartların tamamen uygun olduğu ancak futbolcuya dayalı düzenin yıkılması için bu icraatın beklemesi gerektiği idi. O zaman şartlar müsaitti, ama şu anda durum o zamankinden daha da müsait ve son yenilgiden sonra yapılan açıklamalar şunu gösteriyor ki, eğer yönetimden bir kontra gelmezse Rijkaard’ın Galatasaray çatısı altındaki yolculuğu yarın itibar ile sona erecek.

Rijkaard’ın Galatasaray’a gelmesi ile söylenmeye başlayan total futbol, futbolcuya değil sisteme dayalı bir futbol, pozitif oyun, kişilikli futbol lafları yarın itibari ile sona erecek. Taraftar belki de Galatasaray’a kuruluşundan beri en önemli mutlulukları yaşatan iki isimden biri olan Fatih Terim’den bile daha çok destek gösterdi. Beklenti Rijkaard’ın aynı Derwall gibi olacağı idi. Ama olmadı, bu kulüp yapısı, bu düşünce yapısı ve futbol dünyasının bu kaos ortamı içinde Rijkaard da tutunamadı.
Hatalı mıydı? Bana göre belli noktalarda çok ciddi hataları oldu. Bu taraftar ona destek için 1 sezon boyunca bilerek ya da mecbur kaldığı için yapmak zorunda kaldığı onca hataya rağmen bir hayat belirtisi olmasını bekledi futbol takımında. Bu belirti seri galibiyet, şampiyonluk, Avrupa’da başarı falan değildi; iyi bir sistem, güzel bir oyun, yapılması gerekeni yapan, sahadaki oyunu iyi okuyan, altyapıya önem veren bir teknik direktör idi. Altyapı olayı ileriye dönük başarısı görülebilecek bir icraat ama Rijkaard takım üzerinde bir sistem oturtamadı ya da daha doğrusunu söylemek gerekirse takım içindeki oyuncuların kimyasına uyan sistemi bir türlü bulamadı. Bununla birlikte Türkiye’deki futbolcu profilini ve düşüncesini bir türlü tanıyamadı ya da tanımaya gerek duymadı. Bunu kimse anlatmadı O’na. Denmedi ki “Hoca burası İspanya değil, burada futbolcularla devamlı ikili konuşacaksın, onları gerekirse pohpohlayacaksın, takım içinde yerlileri yabancıları ayırmayacaksın hatta yerlilerin liderlerine onların değerlerini devamlı anlatacaksın, anlatacaksın ki onlar da seni sevsin, aman hoca gitmesin desinler, burada profesyonellik bu kadar”. Eminim ki, Galatasaray’da Rijkaard’ın gitmesinin bir numaralı sebebi bazı! futbolcuların onu sevmemesi ve saha içinde alttan alttan takımı dinamitlemesi. Rijkaard da sağolsun kaybedilen maçlarda futbolcuları eleştirmesi ile futbolcuların bunu yapmasına katkı sağladı. Çünkü futbolcu biliyor ki yönetim de taraftar da ilk önce futbolcuya değil teknik direktöre faturayı kesecek yeni gelen ile tekrar yeni bir sayfa açacaklar.

Şimdi Adnan Polat yönetimine gelmek lazım. Daha sezon başında Rijkaard ile sözleşme yapmayı düşünen başkan ne oldu da şimdi O’nu kapının önüne koyabildi? Acaba stadda keserin sapı Rijkaard ile birlikte kendilerine döndüğünü ve bunun giderek artacağını düşündüğü için mi bu uygulamaya gidildi? Sakatlık olayı tamamen antrenman programlarına ya da darbelere bağlı olduğu düşünülse veya söylense de özellikle yabancı futbolcu transferlerinde, transferi düşünülen futbolcunun sakatlık geçmişi kıstasını belki de en sona koymak hangi transfer politikası düşünülerek yapıldı? Rijkaardlı takımın geçen sezonun sonunda oynadığı futbol şu anda oynanana göre biraz daha iyi sayılsa da bilinen Galatasaray futbol mentalitesinin çok çok uzağında iken neden güvenilip devam edildi de şimdi o güven bir anda yokoldu? Şu an sahada oynanan futbol o zamankinden çok çok kötü değildi. Tamam takım öyle böyle galip geliyordu ama oyun ya da sistem veya olmayan sistem o zaman da aynıydı. Keserin sapı olması gereken gibi yönetime de döndü de ondan destek çekildi ve işin sonuna gelindi.

Peki Rijkaard gidecek de takım şaha mı kalkacak? Elinde sihirli değnek mi var lafını geçiyorum açıkçası kalkabilir. Hatta bir de takımdaki futbolcuların çoğunluğunun istediği bir teknik direktör olursa yeme de yanında yat durumu olabilir. Çünkü bizdeki sistem futbolcuya dayalı. Çünkü ben Rijkaard’ın takım içerisinden ciddi biçimde sabote edildiğini düşündüğüm için yeni teknik direktör ile o koşamayan, iki adım ötedeki topa ayağını uzatamayan, antrenmanlarda amiyane bir tavırla yayan bazı futbolcular ciddi ciddi oynamaya başlarlar. Artı takımda Rijkaard ile 11’e girme ümitleri sona eren futbolcular yenisine kendilerini ispat etme derdinde olacaklar. Hatta sakat olan bazı oyuncular zamanından önce iyileşip takıma tekrar girebilirler. Ama tüm bunlar Rijkaard takımı iyi antre etmişse olabilir.

Fatih Terim, Tugay Kerimoğlu, Hikmet Karaman, Ersun Yanal. Tugay gelirse aynı Bülent Korkmaz gibi, aynı Ümit Davala gibi O’na da yazık eder yönetim. Fatih Terim’in olacağını sanmıyorum çünkü yönetim gerektiğinde lafını geçirebileceği bir teknik direktör ister. Fatih Terim, eğer değişmemişse Adnan Sezgin’i istemez. Adnan Polat da sevgilisini geri plana almak istemez. Hikmet Karaman zaten Fatih Terim-2. Aynı Daum gibi Yılmaz Vural gibi Köln Spor Akademisi mezunu. İşin okulunu okumuş bir teknik direktör. Yönetime biat edebilecek bir tip ama futbolculara söz geçirebileceğini, sıkıntılı anlarda kaso yönetimini yönetebileceğini düşünmediğim için olmasını mantıklı bulmuyorum. Ersun Yanal ise Galatasaray taraftarına kendini kabul ettirmek için sıkı çalışabilir. Ama bu isim açıklanırsa Galatasaray yönetimi ile taraftarı artık tamamen karşı karşıya gelir ve en küçük bir sıkıntıda bu ikili arasındaki ipler tamamen kopabilir. Aslında bu isimler ya da öne çıkmayan başka bir isim olsa da takımda bir silkelenmeye yolaçacağı kesin.

Rijkaard gidiyor büyük ihtimalle, bu sezondan da şu futbolcu kadrosu ile fazla beklenti içerisinde olmamak en güzeli. Zaten beklentisi olan Galatasaray taraftarı var mıdır ondan da emin değilim. Son olarak demek istediğim, Rijkaard 1,5 yıl Türkiye’de kaldı ama ne Türk futbolunu öğrenebildi, ne Türk futbolcusunu tahlil edebildi, işin sadece teknik taktik kısmında kaldı onu da başaramadı, doğal olarak da gitti tabi Adnan Polat ve yönetim son anda sürpriz bir kontra yapmazlarsa…

Arda’nın Sakatlığı Bile Ayrı Bir Keşmekeşlik!

Ekim 12, 2010, 12:03 pm | arda turan, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sakatlık, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Belçika’da ayak bileğine darbeye bağlı olarak sakatlandı 4 hafta yatar dendi, yattı kalktı tam iyileşti, takıma geri dönecek derken bu sefer de osteitis pubis dendi ki ilk duyduğumda işim gereği az çok biyomedikal ve kas-eklem hastalıkları ile ilgilendiğim için doğrudan “Arda’dan bundan sonra ne köy ne kasaba olur” dedim çünkü bir futbolcu hastalığı geçirdiyse biraz ağır olacak ama bitti demektir. 4-6 ay süresi bir iyileşme süreci var tamamen topsuz, daha sonrasında en az bir en iyisi iki ay yükleme çalışması için vakit harcanması gerek diye biliyorum. Bununla birlikte bir de bu rahatsızlığın çıkış noktasının ve sebep parametrelerinin ne olduğunun tam olarak bilinememesi sebebiyle de tam bir iyileşme söz konusu olmuyor yani profesyonel yaşam tarzına sahip bir futbolcu için en fazla 20-25 maç çıkarılabilir o da tam randıman olmaksızın. Tamam, yapacak birşey yok, bu takıma yeterince yükleme yapılmıyor derken dengesiz yüklemenin ağırlıklı sebep olduğu düşünülen bir sakatlığın Arda’nın başına gelmesi ilginç. Buna taraftar hazırladı kendini zaten, tamam Arda bu sezon büyük ihtimalle yok.

Sonra ne olduysa iş fıtığa döndü, Cem Yılmaz’ın deyimiyle bildiğin amele hastalığı, ama kasık fıtığı, amelelerde kasık fıtığı ne kadar olur onu bilemeyeceğim. Şimdi kasık fıtığı denilince işin rengi tamamen değişir, öenmsemeye fazla gerek yok, bir ameliyat, 2-3 hafta dinlen, hop kalk topunu oyna. Yok efendim neymiş kasık fıtığı olmuş o sıkıntısı da pubis’e etki ediyormuş. Yahu bir insanın pubis’inde sorun varsa vardır yoksa yoktur. O zaman Arda’da ne diye osteitis pubis var dendi? Kasık fıtığı var denir fıtık ameliyatı yapılır oldu bitti. Bu arada Almanya’daki maharetli eller 4-6 aylık sakatlık sürecini bir anda bu hafta yürür gelecek hafta antremana çıkar sonraki hafta da sahada olayına kadar indirgediler. O zaman bu Burak Kunduracıoğlu, yüce şahsiyet ne diye pubis’te sorun var diye ortaya çıktı tam tetkikleri yapmadan. Demek ki şu an için Arda’da osteitis pubis yokmuş, sadece kasık fıtığı varmış. Ama yarın ne olur onu bilmek mümkün değil şu an için.

Sözün özü, Arda’nın şu 15 günlük sakatlığının ne olduğunun anlaşılması süreci trajikomik bir hale bürünmüştür. 4-6 ay sürecek diyen bir sakatlık nasıl olup 3 haftada iyileştirilirmiş bunu öğrenmiş oldu tüm Türkiye. Neyse teşbihte hata olmasın ama eşeği önce kaybedip sonra bulmak bu olsa gerek…
Bu arada Galatasaray’ın sağlık kurulu eski başkanı Mehmet Kurtoğlu da bu fırsatı kaçırmadığı da görülmüş oldu. O kadar demeç verdi, röportaj yaptı ama hepsinin özeti:
“İşte buyrun bakalım bizde miymiş suç? Şu ankiler bziden çok mu iyi? Bizi kovdular, daha beter oldular”.

Milli Takımdaki Düşüşün Nedeni

Ekim 9, 2010, 9:00 am | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Türk Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Sistem yok, mentalite yok, ruh yok, mücadele yok, akıl fikir yok, teknik direktör yok, o yok bu yok; doğal olarak rakip elin kolunu sallaya sallaya, hiç zorlamadan üç farkı yaptı, gitti. Maç içinde Türkiye açısından fazla bir şey değil, hiç bir şey göremediğim için fazla bir şey demeye gerek yok. Önceki maçlardaki oyun da zaten çoğu kişi gibi beni de tatmin etmemişti. Almanya’ya yenilmek önemli değil, gurbetçileri başları önde, Almanların alaycı tezahüratları ile staddan çıkartmak kısacası çatır çatır oynayamamak esas üzüntü verici olan.

Benim düşüncem biraz daha farklı. Hiç dallanıp budaklandırmadan söyleyeyim, Galatasaray ve Fenerbahçe ne zamanki tekrar Türkiye Ligi’nde lokomotif olur, tabi bunu derken federasyon bakımından korunarak kollanarak değil bileğinin hakkıyla çatır çatır bu işi başarırlar, şampiyonlukta 80 puanların üzerine çıkılır, bu başarıda da takımlarında oynayan Türk oyuncular tamamlayıcı değil baskın olurlar, takımın başında da Türk Milli Takımı’nın ne olduğunu, nasıl oynaması gerektiğini bilen bir teknik adam olur, işte o zaman yine deriz ki karşımıza kim çıkarsa çıksın, onlar bizden korksun. Yemişim Anadolu kulüpleri de artık Galatasaray, Fenerbahçe’yle başabaş oynuyor, ligin kalitesi arttı laflarını. Bunları diyenler de herşeyin farkında ama değişim hoşlarına gidiyor sadece, onlar da biliyorlar aslında Galatasaray ve Fenerbahçe’nin kalitesi düştüğünü, Anadolu kulüplerinde değişen bir şey olmadığını; ondan sonra Milli Takım niye Almanya’da top oynayamadı diye sorarlar, 80li yıllara döndük derler tabiki. Bursaspor, Trabzonspor, Beşiktaş ve diğerleri en iyi oldukları dönemlerde bile Milli takım açısından bir başarı kazanılamadı, kazanılamaz da. Sadece biraz Beşiktaş’ı tenzih edebilirim bu konuda. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı dönemde Ankaragücünü, Gaziantepspor’u 6,8 geçerken, Adanaspor’u zoru zoruna 4-3 yendiği maç önemliydi. Çünkü Galatasaray taş bir takımdı ve Adanaspor onu zorladığı zaman sorgulanırdı. Şimdi bakıyorsun takım helva gibi, nereden tutsan elinde kalıyor, Fenerbahçe’nin de Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadığı dönemler için de aynı şey söylenebilir.

Diyeceğim şudur ki, Milli Takım’ı tek bir maçta yermek tabiki doğru değil ama ne olursa olsun milli takımın iyi olması için Galatasaray ve Fenerbahçe’nin tekrar bu ligin başına geçmeleri, bununla birlikte bu takımlarda oynayan yerli oyuncuların takımlarında tamamlayıcı değil esas rolde olmaları gerekiyor. Sercanla, Ömer Erdoğanla, alınmayan Volkan Şenle, Selçuk İnanla vs. bu işler yürümez. Bu isimler Milli takımda esas oğlan olacak kapasiteye sahip değiller, olamazlar, anca tamamlayıcı olurlar. Çünkü kendi takımlarında oynarken üzerlerinde herhangi bir baskı yok, insiyatif alma hiç yok; Galatasaray ve Fenerbahçedekilerin ise kulübün kapısından itibaren baskı başlıyor, insiyatif almazsan zaten bu takımlarda kalamazsın. Milli takımda da bu baskıyı kaldırabilecek böyle insiyatif alabilecek oyuncular ancak bu kulüplerden olabilir.

Tüm Galatasaray Bloglarında Olması Gereken Yazı:

Ekim 4, 2010, 10:12 pm | Futbol, Galatasaray, mazi, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Yazıyı biraz önce Şef Gümüş Kıvrım‘da okudum. Blog yazarı Goldenaxe yazıyı ekşisözlükte bloom isimli yazardan alıntılamış. Okuyunca gerçekten bloom’un kalbinin en derinlerinden çıkmış bir yazı olduğu apaçık ortaya çıkıyor ve Goldenaxe’ın da dediği gibi kötü zamanda Galatasaray’ı desteklemenin önemi bu yazıda mevcut. Bu yazıyı bulup bloguna taşıyan Goldenaxe’e teşekkürler. Ayrıca Galatasaray’ı ağırlıklı olarak inceleyen bloglarda olması gereken bir yazı olarak görüyorum. İşte ekşisözlük yazarı bloom’dan Galatasaray’ın ve Galatasaraylılığın tanımı:

“Hagi’nin hırsı, Kewell’ın yüzündeki gülümseme, ilk yarısını 0-2 önde kapattıkları maçı 3-2 kaybeden Real Madrid’li futbolcuların şaşkınlığı, 5 metreden vurduğu kafayı Taffarel’in nasıl çıkardığını anlamaya çalışan Henry’nin boş gözlerle etrafa bakışıdır Galatasaray. Hagi’nin 30 metreden çatala astığı golün arkasından Sabri Ugan’ın attığı çığlık; Ömer Üründül’ün kupa gelince dudaklarından dökülen “korkunçç bir şeyy” feryadıdır. çıkık omzuna aldırmadan maça devam eden Bülent kaptan’ın inancına; uefa finalindeki son penaltıyı gole çeviren Popescu’nun deparına; Fatih Terim’in gözyaşlarına; Metin Oktay’ın “bizi sevenleri üzmeyelim baba” cümlesine bakmak gerekir ona dair sevginin ne olduğunu; nasıl bir şey olduğunu anlayabilmek için. Kimi zaman Meksika’da bir hapishane duvarında çıkar karşına adı, kimi zaman Ryan Giggs’in kariyerine dair anlattığı bir hikayede ya da Gregory Coupet’in bir röportajında… unutturmaz kendini, unutamazsınız. Türkiye denince Galatasaray gelir aklına dünyadaki bir çok kişinin. Hakan Şükür gelir, Hagi gelir, Popescu gelir, Fatih Terim gelir.

Galatasaraylı olmak, torununa, çocuğuna, arkadaşına, kardeşine anlatacak bir şeylerinin olmasını sağlar. Turgay Şeren’den bahseder eskiler, Coşkun Özarı’dan bahseder, Prekazi’den bahseder, Metin Oktay’ı düşürmez dilinden misal. Şampiyon kulüpler kupası’ndaki yarı finali anlatırlar. efsanevi Manchester maçlarına değinmemek olur mu? onu da yaparlar. ya da Neuchatel maçlarını. Biraz daha yaklaşırsın bugüne, 4 yıl üst üste şampiyonluk ve akabinde hiç yenilgi almadan gelen uefa kupası, süper kupa… 17 mayıs 2000 hani. Türkiye’nin tek yürek olduğu gün. Dünya üçüncüsü olan milli takım’ın ilk 11’indeki 7 futbolcu. Sivas’ta 5-3 biten maçta arda’nın hırsı; Hasan Şaş’ın umudu; Cevat hoca’nın inancı meze olur muhabbetlere.

Galatasaraylı olmak, futbol mevzubahis ise, yılmamayı öğrenmektir. Mamuttur galatasaray zira. 1-2’lik maçı son 10 dakikada 3-2 kaybeden Maldini’li Milan’ın sahadaki “n’oluyor a… k…” duruşudur. 10 kişi kalan takımın mücadelesini gören Arsene Wenger’in yüzündeki endişedir.

Yenilmiyor mu? Yeniliyor. Fark yemiyor mu en büyük rakibinden? yiyor. Adı sanı duyulmamış takıma elenip avrupa’ya veda etmiyor mu? ediyor. ama ne fark eder ki? neyi değiştirebilir tüm bunlar? sevgisini mi eksiltir taraftarının; inancını mı azaltır; daha az bağırmasını mı sağlar tribünde? hiçbiri.. hiçbirini yapamaz. o yüzden galatasaraylılık sadakat ister. sabır ister; her koşulda bağrına basmayı gerektirir takımı. kaypak aşklar gibi günübirlik olmamıştır; ezeldir, ebed olacaktır.”

Evet, geçmişle yaşamak insana fazla birşey kazandırmayabilir ama iş takım taraftarlığına gelince geçmiş; asaletin ve azametin tekrar hatırlanması için önemlidir. Bunu taraftar unutmaz, zaten bilir de önemli olan o takımı yönetenler ve oynayanlar bunun farkında mı?

Rijkaard Görevden Alınsın!!!

Ekim 3, 2010, 8:50 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Rijkaard’ın görevden alınması için tüm şartlar halihazırda mevcut. Kovulsun ya da medeni bir şekilde yollar ayrılsın. Yerine konuşulmaya başlasın isimler Lucescu’sundan Martin O’Neill’ına kadar. Tamam savunulacak hali kalmadı gibi görünüyor Rijkaard’ı destekleyenler için. Takım o hale geldi ki, Çatladıkapıspor’a arşı bile 1-0 öne geçse hemen skorun üzerine yatacak bir sisteme döndü iyice yapı. Özgüven denilen birşey kalmadı. Sistem hiç olmadı. Öyle mi? Öyle görünüyor. Rijkaard geldi geleli alınan oyuncular hep kalbur üstü isim yapmış oyuncular oldu. Onları da bir türlü harmanlayamadı saha içinde. Ona da varım. Türkiye’de futbolcular teknik direktör gönderir, bunun bilincindeler ve eğer başarılı olmak istiyorsa futbolculara kendisini sevdirmeli. Rijkaard’a saygı sonuna kadar ama sevgi var mı? Çok az ona da kabul. Üstüne daha derbi falan oynamadan 3 yenilgi almış bir takımın teknik direktörü. Nereden tutmaya çalışırsan elinde kalıyor, farkındayım.

Ama nankörlük yapılmasın. Şu takım Rijkaard’ın ilk 10 haftası haricinde doğru düzgün bir araya gelmedi. Görüldü işte, sadece Baros’un gelmesi bile takımın çehresini nasıl değiştiriyor. Arda, bu takımın sadece varlığıyla bile önemli bir unsuru. Sahaya çıkıp hadi oynayalım dese iki hareket yapsa bir anda takımın konsantrasyonunu üst seviyelere sahip bir iki oyuncudan biri belki de şu anda sadece O. Artı bir de Servet belası var. Oynatabilirsen defansı tek başına kaldırır, o yapıya sahip; ama kaprisli. Hangi teknik direktör futbolcunun kaprisini çekmek zorunda? Çekebiliyorsan oynat, çekemiyorsan gönder B takımına Beşiktaşlı Yusuf ile beraber oynasın oralarda. Takımda kaleci eh işte, Sabri milli takımda banko kendi takımında idare eder. Harry geçen sezon beklentilerin çok üzerindeydi bana göre ve O’nu bu performansa ulaştıran Arda ve Keita idi. Bu sene onlar da yok. Dolayısıyla Harry de Arda gelene kadar ya da Pino Keita’laşana dek yok sayılabilir. Misimovic ise daha gelmedi ne zamanki Arda, Baros gelir ondan sonra tartışmaya başlanır onun performansı da. Yönetimsel bazda da t.d.nin en güvendiği isim olan Üstünel’in gönderilmesi de işin başka bir tarafı.

Yani bardağın dolusunu mu boşunu mu görmek lazım şu anda. Normal şartlarda görevine son verilmesi lazım. Ama bir sakatlık iki kaprisli, arkasından iş çevirebilen futbolcular yüzünden bu kadar inanaılan bir teknik direktör gönderilmeli midir? Bana göre beklemek lazım ama nereye kadar diyene de lafım olmaz, olamaz.

Kadroya Bak Hizaya Gel!!!

Ekim 1, 2010, 12:44 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | 9 Yorum

1. Ufuk

2. Serkan Kurtuluş
3. Neill
4. Gökhan Zan
5. Insua
6. Mustafa Sarp
7. Ayhan
8. Aydın
9. Pino
10. Muslimovic
11. Kewell

Galatasaray’ın Karabükspor karşısındaki kadrosu bu şekilde olacak büyük ihtimalle. Kewell ile Müslüm’ü çıkar, bildiğin vasat bir Anadolu takımı görünümünde şu anda kadro. Onları da çıkarmamın sebebi Kewell’in geçen sezonki iyi formu, Müslüm’ün de Almanya’da yaptıkları sebebiyle, hani yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır hesabı. Yoksa Müslüm’de birşey yok, Kewell da tek başına maç koparamaz. Ne menem bir belaymış ki bu sakatlık belası bir türlü başımızdan ayrılmıyor. Sakat denilen oyuncuların hepsi de şu anda takımda varlıklarıyla pozitif etki yapabilecek önemli isimler.

1. Hakan Balta
2. Sabri Sarıoğlu (Oynayabilecek durumda mı bilmiyorum ama oynamasın tam iyileşmeden diyenlerdenim.)
3. Arda Turan
4. Milan Baros
5. Çağlar Birinci
6. Mehmet Batdal

Edilebilecek en iyi dilek galibiyetten çok o berbat bir zemine sahip Karabükspor Stadı’nda yeni bir sakatlık haberinin daha eklenmemesi eskilerin yanına. Neyse maçla ilgili diyebilecek ise tek bir şey var: Allah bir: sahadan, iki: Emenike’den korusun!!!

Ahları Çıkıyor İşte Aheste Aheste

Eylül 30, 2010, 3:48 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

Bir televizyon dizisi vardı adını tam olarak hatırlayamıyorum: Adam eskiden çok kötüymüş, ona buna zarar vermiş, hapse falan girmiş daha sonra çıkınca da zarar verdiği insanları teker teker bulup helallik istiyordu. Artık bu sakatlık belasından 3-4 yıldır kurtulamayınca takım oyuncuları ben de kulüp için bir “Ah Edenlerden Helalik İsteme Listesi” oluşturmak istedim. Bu iş başka türlü olmayacak gibi gelmeye başladı. Biyonik adam denilen Linderoth’un’dan tutun da oynadığı takımlarda hep 30 maçı devirmiş Cana’ya kadar takımdaki bütün oyuncular minimum 3 haftadan başlayan sakatlıklara tutuluyorlar. Hatta bu durum böyle devam ederse Galatasaray’ın isminin “Lanetli Takım”a dönüşeceğini ve transfer olaylarında da bu söylentinin görüşmeleri başlamadan bitireceğine kadar ilerleyen ilginç düşüncelerim var.

O zaman bakalım aklımıza kimler gelecek takıma ah atmiş olduğunu düşünüp helalik istememiz gereken:

1. Hakan Şükür: İlk sıraya başka bir isim düşünülemezdi herhalde. Adam futbolu bıraktığında vücudunda hasar gören ve tedavi edilen kemik ve kas bölgeleri ile ilgili bir foto yayımlamıştı gazetenin birisi. Bildiğin göğüs bölgesi hariç her bir yanı hasarlı görünüyordu. Pili bitti dendi kapı önüne kondu.

2. Ümit Davala: Futbolcu olarak değil ama yeni başlamış teknik direktörlük kariyeri Milli Takım’da güzel güzel devam ederken Adnan Polat’ın tek bir lafıyla Skibbe’nin yardımcısı olarak Galatasaray’a geri döndü. Sonra Skibbe gitti,kulüp onu da gönderdi. Ama artık teknik direktörlük yolları onun için daha bir engebeli olacaktır. Ah etmeye hakkı olanlardan olduğunu düşünüyorum.

3. Bülent Korkmaz: Futbolculuğu zamanında sahaya koyduğu yüreğin üçte birini şu anda formayı giyenler ortaya koysalar bu takımın elinden ne uçan ne kaçan kurtulur. Kırık kolunu, yarılmış kafasını düşünmeden sadece Galatasaray için, kazanmak için oynayan yalnız bir savaşçıydı. Futbolu bırakınca yapma etme dedik ama Polat O’nun da teknik direktörlük serüvenini Galatasaray’ın başına getirerek bitirdi. Hatta ASY’de kendisine edilen küfürlerden sonra yıkıldı. Ah etmesin mi şimdi O da!

4. Okan Buruk: Futbolu bırakıyorum dedi, mesaj attı belki de kulübe, halen daha bir jubile teklifi yapılmamıştır. Yapılırsa şaşırırım zaten. Şu anda Ümit Milli Takım’da Raşit Hoca’nın yardımcısı. İnşallah O, Ümit Davala olayından ders alır da öyle bir durumda iyi ölçüp tartar yapılan teklifi. Bu takımın yolunda ayağı kırılan çalışıp didinen ve şu andaki en iyi oyuncular dediklerimize baktığım da kendi mevkisinde O’nun eline su dökebilecek çok az futbolcu var.

Bu bataklıktan çıkmanın başka yolu yok artık benim gözümde. Gerrçekten inanıyorum böyle bir musibetin takım üzerinden dolandığından. Bu yukarıda saydıklarım oyuncular ah ettilerse de hiç yadırgamam açıkçası. Gerçi mazlum falan değiller, maddi ve popülerite olarak Galatasaray sayesinde bir yerlere geldiler ama yine de külüpten onlar ve onlar gibi ismini saymadığım çok oyuncunun ahı yavaş yavaş çıkıyor.

Özlemeyeniniz Var mı?

Eylül 29, 2010, 1:12 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sağlık kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

İlk olarak şunu demeliyim ki Burhan Uslu benim gözümde UEFA finalinde Bülent Korkmaz’ı kırık kolla, Capone’yi topal bacak ile oynatabilme yetkinliğine sahip olması sebebiyle Miyagisan’ın gerçek hayattaki eşdeğeri konumundadır. Aynı Miyagisan’ın bacağı kırılan Daniel’e yaptığı kürden sonra gidip rakibini yenmesi gibi Burhan Uslu’nun da ona benzer uhrevi güçlerinin olduğunu düşünüyorum. Eğer zamanın ve teknolojinin ilerlemesi ile tıpta sağlığa ulaşma süresi ters orantılı ise diyecek bir şeyim yok. Ancak ayağı milyonların ortasında ortadan ikiye bölünen Okan Buruk 6 ayda geri dönüp Buruk efsanesini jübilesine kadar devam ettirebilmişse burada, bugün yaşadığımız sağlıksal problemlerde, bu problemlerin halledilmesini sağlayan ekipte ya da takım içerisindeki oyuncularda veya antrenman programlarında bir sorun var demektir. Ne kadar zor görünüyor sorunu bulabilmek. Ama sağlık ekipleri, teknik ekip ile koordineli çalışan kulüplerde ki, Burhan Uslu ile Fatih Terim’in arasında o zamanlardaki iletişimin oldukça sağlıklı olduğu hatta antreman programlarıyla ilgili Terim’in Uslu’dan tavsiyeler aldığı ile ilgili haberleri yaygındır, bu sorunlar minimuma indirgenmiştir. Hiç görmedim ama Burha Uslu zamanlarında Florya’da medikal bir üssün olduğundan hep bahsedilmiştir. Fakat şu anda o üssü işletenler Uslu’nun yanında olmayı geçtim 10 mt. arkasında olabilecek bile kalibreye sahip değilller ki kulüpte yaşanılan sakatlık sorunlarının çözümünde ne kadar başarılı oldukları aşikar.

Diğer yandan takım içerisinde sakatlık bakımından bir çizelge olduğunu düşünmeye iyiden iyiye başladım. Takım rahat rahat üç maç tam kadro ile oynayacak duruma gelmedi. Ama şöyle de bir durum var ki, kulübün içerisinde sanırım “Sakatlanacaklar” diye bir çizelge mevcut. Mesela Arda sakatlandı, 3 hafta sonra iyileşecek, o zamana kadar sakat olan Baros iyileşiyor çat sahanın içinde; daha sonra tam Arda iyileşecek bu hafta onbirde falan lafları söyleniyor, ama bakıyorsun Baros 3 hafta gidik. Büyük ihtimalle Baros’un yaklaşmasına yakın Harry Kewell’dan bir sakatlık haberi bekliyorum ben ciddi olarak. Ya da Sabri’nin sakatlığı iyileşirken Serkan Kurtuluş’un ya da Balta’nın geri dönmesine yakın Insua’da aynı haberleri göreceğimizi düşünüyorum.

Son olarak en fazla takık olduğum sakatlık haberi, futbolcunun 3-4 hafta sonra geri dönecek olması. Geçen hafta halı almak için mağazaları geziyorum. Birine girdim ismi lazım değil, bir halı sordum anlattı anlattı halının özelliklerini fiyatı dedim 480. İyi, başka bir halı sordum yine anlattı anlattı durdu sonra fiyatı:480. Tesadüf dedim, bir tane daha sordun fiyatı ne kadardı? 480. Kaç halı sorduysam istisnasız akrilik, shaggy vs. hepsi 480. Tabi merak varya 480’den farklı bir fiyata sahip halı var mı diyince gösterdi bir halı 1000 tl. El halısıymış ta ondan pahalıymış. 480 olanların da aslında fiyatlarını bilmiyormuş, maksimum fiyat 480 imiş, ben 480 diyeyim de sonra sana …. olur diyerek müşteriyi mutlu hale getiriyorlarmış. Aynı yaşadığım bu olay gibi futbolcu sakatlanmalarında da herhalde bu doktorlar biz bir 3 -4hafta diyelim de erken iyileşirse herkes mutlu olur anlayışındalar sanırsam. Yoksa her sakatlık aynı iyileşme süresine sahip olamaz ki!

Neyse, aslında ne ektiysek onu biçiyoruz zamanında önceki oynadıkları takımlarında oynama sürelerine bakıp transferlei ona göre yapsaydı yöneticiler, bu anda böyle sorunların yaşanamayacağını düşünüyorum. Ama Harry gelince sevinmedim mi sevindim, Pino gelince Keita’nın yerini tutar en azından hızlı demedim mi dedim. Ama hepsini geçtim, Burhan Uslu’yu kulübe küstürenler kimse en büyük darbeyi vurmuşlardır Galatasaray’a.

Tanıyanınız Varmı???

Eylül 17, 2010, 10:49 am | Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Bu yukarıdaki zat Galatasaray’a transfer olmuş bir zamanlar ya da daha iyi bir söylemle son 10 yıl içerisinde bir aralar. Galatasaray’ın onca rezil transferi oldu, içlerinde bu yukarıdaki futbolcu arkadaş gibi hiç oynamadan gidenler de oldu ama ilk defa, ismini duyduğumda “Galatasaray’da ne zaman oynamış bu adam?!?” dediğim biri çıktı. Resim yukarıda. Tanıyanınız var mı?

Bu arada halen daha futbol oynamakta. Yaş 35, Atletico Bucaramanga’da oynuyor.

Başkan Adayının Sportif Başarı Sözü Vermesine Gerek Var mı?

Eylül 16, 2010, 10:24 am | Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray’ın dün yapılan eylül ayı olağan divan kurulu toplantısında konuşan Adnan Polat’ın açıklamalarında çok ilginç bir nokta var:

“Göreve geldiğimde sportif başarı sözü vermemiştim. Bundan sonrası G.Saray’ın yatırım ve atılım dönemidir.”

Evet, Galatasaray’da başkan maddi olarak kendi döneminde borç yükünü azalttı, maddi getiri olarak alternatiflerini çoğalttı. Buna hiçbir itiraz olacağını düşünmüyorum. Zaten Özhan Canaydın’dan sonra o zamanki borç yükünün altına girmek isteyen başkan adayı sayısı 1-2 iken şu anda Adnan Polat’ın kuyusunu kazıp yerinde gözü olanlarının sayısı bayağı bir fazla olmasının da kulübün yönetilebilme rahatlığının arttığının göstergesi. Başkan adayı sayısının fazlalığının kulübün maddi rahatlığı ile doğru orantılı olarak değiştiğinden hareket edilirse başkanın, olayın yatırım ve atılım tarafını layıkıyla yerine getirdiğinden ya da eski başkanlara göre başarı yüzdesinin daha yüksek olduğunu görmek zor değil.

Ancak, sportif başarı sözü vermemek noktasında sıkıntı var. Birincisi, hangi başkan adayı vardır ki, adaylığını koyduğunda sportif başarıyı gözardı edebilsin. Bu, her büyük kulübün öncelikli hedefi değil midir zaten? Ya da bu hedefin illaki dillendirilmesine gerek var mıdır? Veya hangi başkan adayı “Ben kulübe para kazandıracağım ama sportif başarı konusunda birşey diyemem” diyerek yola çıkabilir? Bu düşüncelerin sağlamasını yaparsak zaten maddi bakımdan rahata erebilmek için çalışmak, yatırımlar yapmak, stad projesi vs. hepsi sportif başarının elde edilmesi için gerekli olan sacayakları değil mi? Buradan hareketle, başkanın “tünel karanlık”, “ışığı gördük” ve şu anda yaptığı “karanlıktan aydınlığa çıktık” lafları artık sportif başarı için gerekli olan maddi güce sahibiz demek olmuyor mu? O zaman “Ben, sportif başarı sözü vermedim” demek de neyin nesi oluyor? Asıl şimdi sportif başarı her zamankinden daha yakın olmalı. Onca maddi anlamda sıkıntılı geçen yıllarda bile bu başarılar elde edilebilirken şu anda başkanın söylediği “artık aydınlıktayız” lafından sonra ligde, Türkiye Kupası’nda başarı beklentisinin her zamankinden daha çok beklenmesi gerekmez mi?

İkincisi ise başkanın söylediğinden anladığım şu: Ya sportif başarı ya da maddi yatırım ve atılım öncelikli oluyor. Birinde oluşan öncelik diğerinde fedakarlık yapılmasına sebep oluyor. Burada da sıkıntı var. Sportif başarılar yeni daha daha büyük kapsamlı yatırımların yapılması için alternatiflerin çoğalmasını sağlamaz mı? Düşünün ki en basitinden Avrupa’da başarı yüzdesi yüksek bir takıma mı daha çok ve daha iyi sponsorluk anlaşmaları sunulur yoksa bu anlaşmaların yapılmasında kazanılan sportif başarıların hiçbir etkisi yok mudur?

Neticesinde, sportif başarı olmadan hiçbir başkan, maddi olarak kulübü ne kadar ileriye götürürse götürsün, o mevkide uzun soluklu kalamaz. Çünkü maddi olanakların iyileştirilmesinde amaç zaten sportif başarıların istikrarlı bir şekilde kazanılmasını sağlamaktır. Örnek ararsak fazla uzağa gitmeye gerek yok, Aziz Yıldırım’ın son iki yıldır yaşadıkları taraftarın asıl beklentilerinin ne olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. O nedenle Adnan Polat, sportif başarı sözü vermedim diyerek bu daldaki başarısızlıktan yakasını kurtaramaz. Bu sene başarıyı yakalaması için hem kendisi hem de Rijkaard için son sene. Ya yakalanacak ya da yaptığı o kadar yatırım ve atılımla görevi yenilere bırakacaklar.

Bir Misi mi Bize Herşeyi Unutturan…

Eylül 3, 2010, 12:13 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Unuttum artık gülmeyi
Hatırlamıyorum en son ne zaman sevindiğimi
Aklıma hayel mayel gelen anılarda
Yüzüm böyle değildi

Ne güzel söylemiş şair. Galatasaray ve taraftarını çok güzel açıklıyor gerçekten.

Unutmak zaman zaman iyi ama bazen de unutmamak lazım bazı şeyleri. Nitekim, İki adam geldi, bir anda hava değişti. Hep böyle değil midir zaten? Bunu Fenerbahçe’de de gördük, Beşiktaş’ta da, Galatasaray’da da. Kaybedilenleri çok çabuk unutmak bizim işimiz zaten neleri mi unuttuk?

1. Haldun Üstünel’in yönetimden koparılışını unuttuk.
2. Adnan Sezgin’in kim olduğunu unuttuk.
3. İki sezondur yaşanılan başarısızlıkları unuttuk.
4. Tromso’dan sonra tarihimize bir utanç sayfası eklediğimizi unuttuk.
5. Yönetimin Rijkaard’ı bıktırma çabalarını unuttuk.
6. Misi haricindeki transferlerin bayağılığını unuttuk.
7. Keita gibi adamı takımda tutamama başarısızlığını unuttuk.
8. Orta sahadaki Avrupai üçlümüzü unuttuk.
9. Rijkaard’ın sistem oturtmadaki başarısızlığını unuttuk.
10. İki sezondur zevkle bir elin parmakları kadar maç seyredebildiğimizi unuttuk.
11. Elano’nun bitik olduğunu ve onu tekrar performe edecek bir yapının olmadığını unuttuk.

Unuttuk da unuttuk başladık şampiyonluk şarkılarına. Körü körüne taraftarlık mı yoksa bilinçli taraftarlık mı? Aradaki fark işte burada başlıyor. Desteklemek tabi sonuna kadar. Ama fark, sorgulamak olmalı bana göre. Sorgularken bir anda unuttuk herşeyi kendimizi dev aynasında görmeye başladık. Zayıf bir takımız hala daha. Bir oyuncunun gelmesiyle defans artık taş gibi mi olacak, bir Misi ile orta saha koşmaya top yapmaya mı başlayacak, forvette Baros sakatlanırsa ben mi geçeceğim oraya ya da Batdal ne kadar doldurabilecek onun boşluğunu. Zayıfız çok zayıf. Bu transferler tabiki bir hava getirecek hem takıma hem de taraftara. Sonuna kadar elbette destekleyeceğiz takımımızı ama yolun sonu görünüyor gibi geliyor bana.

Geliyor musun Misi? (Yazarken Geldi- Misi İstanbul’da)-Insua da Geldi Ne Oluyor Yahu!!!

Ağustos 31, 2010, 3:24 am | Futbol, Galatasaray, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ntv’si,Trt’si, tüm medya seni getirdi, herşey hazırlandı, bekleniyorsun. Resmi sitede yayınlanacak foto bile hazır. Yürüyerek mi geliyorsun, Sezgin daha fazla para gitmisin diye karayolu ile mi getiriyor bilmiyorum ama geleceksen gel artık be misi misi. Adnan Sezgin’e rağmen gel. Hatta O’nu getirme sadece kendin gel. Ama Allah aşkına eğer ki bu transfer gerçekleşirse şu havaalanını doldurmayın. Manyaklaşıyor her gelen. Kendini dünyanın bir numaralı topçusu zannediyor. Rahat rahat gelsin, gitsin kulübe. (Foto: facebook-galatasaray.org)
Ahanda geldi tam yazarken, biz yarın geliyorsun zannediyorduk, misi baskın basanındır yaptı 🙂

p.s. Bu arada, sırada Insua ve Baptista var deniyor hayırlısı bakalım ilginç olacak bu son 2 gün…

p.s.2 saat:4:22 Insua da bizim tercümanla havaalanında görüldü. Bir de Baptista da olursa…

Futbolcuları tercüman Mert’in getirmesi de ilginç. Acaba Adnan Sezgin transfer işini halledemedi de görevi Mert’e mi verdi? Ya da futbolcunun yanında kim olursa transfer ona malediliyor diye başkan özellikle mi etliyi sütlüyü etkilemeyen, kıskanılmayacak olan Mert’i gönderdi. Şu Mert Galatasaray camiasındaki görevi tam olarak ne anlamadım gitti. Başkanın sağ kolu oldu sanırım 😀

Kararını ver: Ufuk mu Aykut mu?

Ağustos 30, 2010, 2:52 am | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Eskişehirspor 1-3 Galatasaray

Eskişehirspor galibiyeti ile ilgili uzun uzadıya birşey yazmak içimden gelmiyor. Tek bir beklentim var, eğer takıma iyi bir kaleci transferi yapılamayacaksa maçta yaptığı hatadan kaynaklanan gole bakılıp bir sonraki maçta Ufuk’un kesik yememesi. Eğer Ufuk’un hatası nedeniyle bir sonraki maçta kale Aykut’a emanet edilirse ne Aykut’ta ne de Ufuk’ta güven kalmayacak, üstüne bir de konsantrasyonları dip yapacak. Gözleri sürekli kenarda olan, kenardaki teknik kadroya güven sorunu yaşayan, bir sonraki maçta acaba 11’de olacak mıyım diye arpacık yavrusu gibi düşünen kaleciyi geçtim hiçbir futbolcu Messi olsa iş yapamaz.

Kısacası artık bir karar verilsin, bu takımın birinci kalecisi ya Ufuk olsun ya da Aykut. Ama biri olsun ve O’na güvenilip devam edilsin. Aykut bir adım geride bana göre; çünkü eline çok fırsat geçti ancak bu takımın birinci kalecisi olabilecek kapasitede olamayacağı görüldü. Ama dediğim gibi bana göre.

Çok-düze!

Ağustos 27, 2010, 5:13 pm | Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

konuya nereden başlayacağımı bilemezken bir dosttan tivit geldi. “barış özbek+mustafa sarp + serdar özkan + hakan balta + ayhan akman + servet çetin + sabri sarıoğlu + ali turan + gökhan zan.. akıl? fikir?” yazıyordu… Ortada takım yokken kişilerden gitmek ne kadar doğru olur bunu deneyeceğim. Bakalım doğru olacak mı?

Barış Özbek: Feldkamp döneminin yıldızıydı. Bense kendisinden çok şey bekliyordum. Çünkü koşmayan Lincoln’ün arkasını toplayarak, arada bir de gol atarak gelişime açık bir gençti. Belki de iyi olduğuna dair bir yanılgıya düştük o dönemdeki performansıyla. Şimdi bir adım ileriye atamadığına şahit oluyoruz. Keita karın boşluğuna dirsek yediği pozisyon sonrası kıvrandığı için “G.Saray’a yakışmayan bir hareketti” diyerek satışını haklı çıkarmaya çalışan Adnan Polat’a geçen yıl Sıvas maçında hala şampiyonluk şansımız varken takımını yalnız bırakan Barış Özbek’in neden bu takımda kaldığını sorarım…

Mustafa Sarp: Geldiği gün yazdım bu adamın ne işi var bu takımda diye.Her maç sonrasında da ne kadar işe yaramaz bir oyuncu olduğunu yazdım durdum. Alın terine saygı duyuyorum. Bu konuda ekmeğine çıkarmak için yaptığı işe bir şey dediğim yok ama lütfen ekmeğini Galatasaray’dan çıkarma. Anadolu’da tonla kulüp var. Bank Asya’nın senin gibi yıldızlara ihtiyacı var. Galatasaray’da senin yerin nasıl oluyor ben anlam veremiyorum. Ve ne yazık ki geldiği günden beri en çok didinen kendine bir şeyler katmaya çalışan tek oyuncunun Mustafa Sarp olması beni daha da üzüyor. Takımın vahametini gözler önüne seriyor.

Serdar Özkan: Beşiktaş’ın en sevilmeyen oyuncusuydu. Yeteneklerinden şüphem yok. Fakat takıma ve sisteme alışması lazım. Bunun için de zaman lazım. Ancak sakatların çokluğu buna imkan vermedi. Bu kadar sakat olmasa ilk 11 olmazdı. Zamana ihtiyacı var. Ama zamana tahammülümüz de yok. Beklemek lazım iyi olacak.

Ayhan Akman: Artık yedek oturması gereken inatla oturtulmayan, ne yaptığı belli olmayan sürekli yana oynayan, sadece dün bir şeyler yapmaya çalışan ama çokça başarısız olan 33 yaşına gelmiş atsan atılmaz, satsan satılmaz bir adam oldu. Bir de takım kaptanı ne yazık ki. Uzun zamandır bu kadar sevilmeyen başka bir oyuncu var mı?

Servet Çetin: Rijkaard açıkça ben bu adama güvenmiyorum dedi. O günden beridir Milli Takımın vazgeçilmez yıldızı gözlerimizin önünde düşüyor. Piyasası da bitiyor. O da kendisine ödenebilecek en yüksek bedel 8 milyon Euro’yu bir daha göremeyecek. Bir teknik direktörün yapacağı en büyük hata açık ve seçik olarak ona güvenmediğini söylemektir. Profesyonel bir oyuncunun da duygusal olmasıdır bu en büyük hata! Güvenmek lazım bu adama. Güvenildiğinde Gerets döneminde neler yapabildiğine herkes şahit oldu! Sorunu güven eksikliği…

Sabri Sarıoğlu: An itibariyle en çok aranan oyuncu. Sevilmeyenler listesinde de üstlerde yer alıyor ama artık eski Sabri yok! Tekerrürü sadece kötü ortaları. O beğenmediğimiz ortalarıyla Anfield’da Ümit Karan’la bizi coşturmuştu! Harika ters kademe almaya başladı. Hızlı ve sürekli atağa çıkıp takımı ileride tutan adamdı. Olmayınca ileride tutan olmuyor takımı. Dönsün o zaman görüşelim…

Ali Turan: Bu adam stoper. O yüzden bu kadar düz. Kayseri’de sağ bek oynamışmış. Galatasaray’da oynayamazsın. Galatasaray’da telafisi olmayan maçlar oynuyorsun. Puan kaybettiğin anda şampiyonluk mücadelesinden geri düşüyorsun. Kayseri’de öyle mi? Değil. Kayseri’de tahammül edilebilen durum Galatasaray’da tahammül edilemez bir hal alır böylece. Stoperde oynasın daha kötüsü olmaz orası da ayrı.

Gökhan Zan: Sürekli sakat olacağı sürekli sakat olmasından belli olan bu oyuncunun neden alındığına anlam vermek ne kadar güç biliyor musunuz? Bugüne dek oynadığı maç sayısı kaç? 10-20? Milli Takım’da zorunluluktan oynuyordu. Şimdi yerine kimi koyarız onu da bilmek zor tabi. Gelmeseydi hiç bir şey değişmezdi dedilerimizden!

Hakan Balta: Şansal Büyüka’nın en sevdiği oyunculardan. “Erman Hocam, bu Hakan Balta için ne diyorsun? Ben çok beğeniyorum. Adamın hep belli bir çizgisi var. 10 üzerinden 6’dan aşağı düşmez 7’den yukarı çıkmaz. ” Formda olduğu dönemde aynı lafın altına kim imza atmaz? En güvendiğimiz adam bu değil miydi ya?? İki Karpaty maçında da formsuzluğu, disiplinsizliği turu kaybettirdi. Tüm turu ona mal etmek yanlış. Onun kenarından geldi diyelim iki gol de. Formda olsa geçit verir miydi? Vermezdi!! Bu adamın kesinlikle evde bir yerde özel yaşamında sorunları var bu aralar. Yoksa yukarıda saydıklarımın arasında en güvendiğim en beğendiğim adamdır! Düzel artık!

volkanbk3

Komplo Teorisi ve Öngörü

Ağustos 23, 2010, 9:00 am | Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Sezon başında Rijkaard’ın talepleri yönetimin önüne gelir. Yönetim, bu istekleri yerine getiremeyeceğini O’na söyler. O ise bu duruma sinirlenir ve yönetime postayı koyar. Aynı şekilde Haldun Üstünel bu olayda t.d.’nin yanında olur, bu duruma karşı çıkar, bu sebeple pasifize edilir ve nihayetinde yönetimden istifa ettirilir. Taraftara da çıkıp biz Üstünel’i tekrar istiyoruz denir ki şirin görünmek de lazım ama tabiki dönek adam olmayan Üstünel lafından geri adım atmaz ve gider. Adnan Polat’ın yeni sezonla ilgili ilk icraatı sıkıntısız olarak başarıya ulaşır. Ancak bu istifa karşısında yönetim taraftarı karşısına alır. Üstüne bir de kulübü maddi açıdan rahatlatacak ismi getirir: Adnan Sezgin. Takımdaki önemli oyuncular daha iyisinin alınacağı belirtilerek satılır ama amaç kulüpte Haldun Üstünel’in isminin olduğu para edecek futbolcuları yok etmektir. Keita satılır, Kewell ile sözleşme yenilenmez ama taraftarın baskısına dayanılamaz, nasıl olsa sakat denilerek tekrar daha da uygun bir maliyetler alınır, Elano’yla ilgili Rijkaard’a biz bu adamı iyi fiyata satacağız, sen bunu aman Avrupa’da ya da ligde oynatma, sakatlanır falan maazallah. Rijkaard da zaten hoşnut olmadığı Elano’nun elden iyi bir fiyata çıkarılıp yerine daha faydalı bir oyuncu alınacağını düşünerek oynatmaz. Ne var ki Elano’da istenilen fiyata ulaşılamaz.

Bu arada Rijkaard açıklamalarında takımın kalitesinin yükseltilmedikçe başarının olamayacağını söyleyip topu yönetime atar. O andan itibaren zaten başlar Polat’ın Rijkaard ile ilgili icraatları. Ama sorun şudur ki, taraftar Rijkaard’a sonuna kadar destek vermekte ve çok sevmektedir. Rijkaard’ı taraftar gözünde bitirmesi gerekmektedir. Polat takımdaki 3-5 önemli oyuncuyu (Rijkaard’a içten içe tavır takınanlardan) çağırır ve “Beyler, bu iş Rijkaard ile olmayacak, ancak şimdi Rijkaard’ı gönderirsek taraftar hele hele Üstünel’den sonra bizi tefe koyar. O yüzden sizin gerekeni yapmanızı istiyorum. Gelecek isim de hepinizin babası-abisi Fatih Terim ya da Tugay Kerimoğlu olacak.” Emri alan oyuncular o zamana kadar iyiyken nasıl olduysa bir anda oynamamaya ya da idare etmeye başlarlar.

Avrupa Ligi gelir takım ağır aksak geçer turları. Rijkaard elindeki malzemeyle bu kadar olduğunu söyler. Yönetim de taraftara şirin görünmek için “transferler gelecek, bekleyin; teknik direktörümüzün arkasındayız” açıklamalarını yapar. Bu arada taraftar ligde ve Avrupa’daki sonuçlardan sonra fokurdamaya başlar ama bu fokurdama Rijkaard’a değil yönetime olur.

Şimdi son aşamaya gelinmiştir. Nedir o: Son darbe; Avrupa Ligi’ndeki maçta gereken yapılacak ve tur atlanacaktır ama Eskişehirspor maçında şemsiye yine tersine dönecek ve alınan yenilgi sonrası Rijkaard ile yollar ayrılacak yerine de Fatih Terim ya da Tugay Kerimoğlu veyahut ikisi bir arada getirilecektir. T.d. değişikliğinin akabinde anında 1-2 oyuncu transferi yapılacak, o sahada yürümeye üşenen futbolcular yeni yeknik kadronun olduğu ilk maçta döktürecekler ve sürü psikolojisine sahip taraftar da diyecektir ki “helal olsun yönetime bak, gördüler Rijkaard ile olmayacağını, değişikliği yaptı, takım düze çıktı.”

Eğer böyle olaylar olmuşsa, eğer yakın zamanda böyle olaylar yaşanırsa takımın teknik direktörünün arkasından katakulliler çeviren bu yönetime yazıklar olsun, Rijkaard’ı göndermek için yönetim ile iş birliğine giren hangi oyuncularsa onlara yazıklar olsun, bu durumu bile bile gelen yeni teknik direktöre yazıklar olsun, bu olaylar sinsilesi sebebiyle yönetimi kutlayacak olan taraftara da yazıklar olsun diyorum başka birşey demiyorum.

Galatasaray’da Hiçbir Sezon Bu Kadar Sorun Yaşanmamıştır

Ağustos 22, 2010, 11:10 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

1. Güvensizlik

a) Taraftarın sahada oynayan oyunculara güveni yok
b) Taraftarın yönetime güveni yok
c) Teknik direktörün yönetime güveni yok
d) Teknik direktörün sahadaki oyunculara güveni yok
e) Sahadaki oyuncuların teknik direktöre güveni yok
f) Sahadaki oyuncuların kendilerine güvenleri yok
g) Yöneticilerin teknik direktöre güveni yok

2. Sevgisizlik-Saygısızlık-İlgisizlik
a) Takımdaki oyuncuların birbirlerine karşı sevgisi saygısı yok
b) Takımdaki oyuncuların teknik direktöre karşı sevgileri yok
c) Teknik direktörün oyunculara karşı sevgisi yok
d) Yönetimle teknik direktörün arasında ilgisizlik had safhada

3. Umutsuzluk
a) Takımdaki oyuncular gelecekten umutsuz
b) Teknik direktör gelecekten umutsuz
c) Yönetim gelecekten umutsuz
d) Taraftar gelecekten umutsuz

4. Kutuplaşma
a) Taraftarın Rijkaard yanlısı-Rijkaard karşıtı olarak kutuplaşması
b) Taraftarın yönetim yanlısı-yönetim karşıtı olarak kutuplaşması
c) Takımdaki oyuncuların Servetçiler-Ardacılar olarak kutuplaşması
d) Takımdaki oyuncuların yerli-yabancı olarak kutuplaşması
e) Yönetimin Şardancılar-AntiŞardancılar olarak kutuplaşması
f) Yönetimin A. Sezginciler-H. Üstünelciler olarak kutuplaşması

5. Mentalite
a) Taraftara takımın şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğu gerçeğinin unutturulması.
b) Takımdaki oyunculara şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğu gerçeğinin unutturulması.
c) Yönetimin şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğunu unutması.
d) Yönetimin takımı şampiyonluğa ulaşılmasına uygun oyuncuları alamaması.
e) Teknik direktöre şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğu gerçeğinin anlatılamaması
f) Teknik direktörün bu amaca yönelik oynayabilecek bir sistem oluşturamaması

6. Karar Mekanizmasının İflası
a) Gerektiği zamanlarda yönetimin gerekli kararları alamaması. Örnek geçen sezondan beri meydana gelen onca sakatlık haberlerine rağmen bunların sebeplerinin araştırılıp çözümün bulunamaması
b) Teknik direktörün takım içerisindeki kaynamalara, gruplaşmalara masaya yumruğu vurarak sert çıkamaması, radikal kararlar alamaması, cezaların verilememsi, doğru zamanlama doğru karar mekanizmasının iflas etmesi
c) Sahadaki oyuncuların maç içerisinde karar ya da insiyatif almada zaafiyetleri
d) Taraftarın takımın şu halinin sebebinin yönetimin mi, teknik direktörün mü yoksa sahadaki oyuncuların mı olduğunun kararını verememesi; bu sebeple kime tepki koyacağı konusunda gruplaşmaların olması

Böyle olunca OFK’yı 5-1 yenince sevinirsin, Karpaty ile 2-2 berabere kalınca sevinirsin, Bursa’dan bir beraberlik alsan sevinirdin. Bu sorunlar nasıl çözülür nasıl bitirilir nasıl düzlüğe çıkılır bilemiyorum ama en kısa zamanda bu durumdan kurtulunmazsa Galatasaray’ı daha da kötü günler beklemekte.

Unchangeable-Indispensable

Ağustos 21, 2010, 2:51 pm | Futbol, Galatasaray, kaleci, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Yönetimler değişiyor,

Futbolcular değişiyor,
Teknik direktörler gidiyor geliyor,
Sağlık ekibi değişiyor,
Liglerin adı değişiyor,
Yayıncı kuruluş değişiyor,
Hükümetler değişiyor,
Ana Muhalefet Partileri Değişiyor,
Parti liderleri değişiyor,
O hiç değişmiyor.

In Nezih We Trust You…
Nezih Ali Boloğlu’nun birlikte çalıştığı kaleciler:
2002-2003: Mondi-Kerem-Aykut-Mehmet Bölükbaşı
2003-2004: Mondi-Aykut-Mehmet Bölükbaşı-Kingson
2004-2005: Mondi-Aykut-Kingson-Fevzi Elmas
2005-2006: Mondi-Aykut-Fevzi Elmas
2006-2007: Mondi-Aykut-Fevzi Elmas
2007-2008: Aykut-Orkun-Fırat
2008-2009: De Sanctis-Aykut-Orkun
2009-2010: Leo Franco-Aykut-Ufuk
2010-2011: Aykut-Ufuk-Emirhan
Nezih Ali Boloğlu’nun tecrübelerini aktardığı genç kalecilerin oynadıkları takımlar:
Kerem: Etimesgut Şeker Spor-Karşıyaka-Mersin İdman Yurdu (2010)
Mehmet Bölükbaşı: Boluspor-İstanbulspor-A.Demirspor-Bozöyükspor-Tepecik Bld.Spor(2010)
Kingson: Ankaraspor-Birmingham City-Wigan
Fevzi Elmas: Antalyaspor-Orduspor(2010)
Fırat: Kasımpaşa-Denizlispor(2010)
Halen daha koskoca tabloda küçücük bir alana bakmaya devam etmeyin, resmin bütününe bakın da gerçeği görün…

Ah FUTBOLLİCA Ah!!!

Ağustos 19, 2010, 10:48 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray 2-2 Karpaty Lviv

Maçtan önce hiç umudum yoktu ne yalan söyleyeyim. Maçı izlemek bile istemedim, izlemedim de zaten. Maça 1-2 saat kala bloglarda ne var ne yok diye bakınayım dedim. Desportivo vasıtasıyla tanımış olduğum Futbollica’nın başlığına gözüm ilişti. “Kviv Öncesi Son Durum” yazıyordu. Yazar arkadaşım Durkay Galatasaray Tv çatısı altında çalışmasına mütevellit takımın ne durumda olduğunu en iyi bilenlerden biri olacağı aşikardı ve okumaya başladım yazısını. Gerçekten güzel şeyler yazıyordu maç öncesi. İçimde nedense “acaba ben mi çok kötümserim” diye geçirdim. Çünkü sonuçta neredeyse takımla birlikte yatıp kalkan bir insanın merak etmeyin ilk maçta bu iş biter, ASY’de taraftar rahat bir maç izleyecek, hatta son 30 dakika taraftar ile yönetimin barışmasına ayrılır diye cesaretli iddialarda bulunması gözardı edilemezdi. Ne var ki, yorum kısmına da yazdığım gibi maçın hiç de kolay olmayacağını, taraftarın yine maç süresince kahır çekeceğine benzer birşeyler yazdım ama içimde inşallah yanılırım da cobansalata’da ben takım için gerçekten çok kötümsermişim öyle değilmiş tarzı bir yazı yazmaya kendimi hazırlamıştım. Peki ne oldu? Aynı taaasss aynı hamam. Ne diyeyim, Ah Futbollica Ah, ben ne güzel hazırlamıştım kendimi kötü skora, yaktın beni. Gerçi O’nu da Galatasaray yaktı ya neyse…

durkay utd’nin maç öncesi yazısı

Bu arada son bir laf da Servet için: Bu adama görev verildikçe iddia ediyorum her maç takımı ufak ufak ya da aleni bir şekilde baltalamaya devam edecek.

Sivasspor – Galatasaray maçının taktiksel tartışması

Ağustos 16, 2010, 5:39 pm | Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Evde LigTV’im yok. Bar veya kahvehane köşelerinde izliyorum maçı. Vay arkadaş ne hallere düştük! 5 dakika rötarlı girdim bara. Girer girmez de golü bulduk. Şaşırtacak yine bizi bu takım dengesizliğiyle diye düşünürken baktım ki golü Mustafa Sarp atmış, kredisine kredi katmış. İyi de bu durum Galatasaray’ın forvetsizliğin dibine gösteriyor. Tekrar tekrar izledikçe maçı, Arda orta yapmaya hazırlanırken içeri kat eden sadece Mustafa Sarp’ın olması eksikliğimizin ve bu takımın kaderinin kimlerin elinde olduğunun göstergesi. Golün tekrarında ise görüyoruz ki defanstan çıkan uzun top orta sahamızın pozisyon yaratmadaki zaafını kanıtlıyor.

Golden sonra geri çekiliyor Galatasaray. Klasik bir skoru koruyamama konçertosu izlemeye hazır hale getiriyorlar bizi. Mehmet Yıldız ayağına aldığı topla birlikte sağdan ortaya çapraz bir şekilde kat ederken Galatasaray’ın 3 oyuncusuna çalım atıyor, defansın dengesini bozuyor ve solda boşa kaçan Ceyhun’u görüyor. Ceyhun’uın şutuna Ali Turan ayak sokamasa, Aykut o topu çıkarabilir miydi sorusu muallaka gömülüyor… Yine de gösterdiği refklesi alkışlarım.

Orta saha ilk yarının sonlarına doğru düşmeye başlıyor. Bir pozisyonda bakıyorum ki zaten Ayhan’ın baskı yaptığı adama Mustafa da baskı yapmaya başlıyor ve tek pasla ikisini birden düşürüyor oyundan Zita ve yoluna devam ediyor Mustafa arkasından bakarken… Takım savunmasına noldu ben anlamadım. 40. dakikada kesildi mi Mustafa Sarp o cüssesine karşın!? Galatasaray’ın yediği golde verilen faul Sivasspor’un aleyhine olmalıydı ve bu çok açık bir gerçek. Ancak varsayalım ki Neill gerçekten Mehmet Yıldız’a faul yapmış ve Sivasspor yandan korner gibi bir duran top kullansın. 1.’si orada adama faul yapılmaz, tehlike yaratır. 2.’si yan topta adam öyle savunulmaz Ali Turan. Lensim olmadığı için uzaktaki televizyonda ben golü kendi kalemize attık sandım. Zita öyle güzel uçamadı o topa kafa vurmak için…

Sezonun ilk verilmeyen penaltısının mağduru: CimBom

İlk devre biterken Kadir’in Emre Çolak’ı ceza sahası içerisinde düşürmesi de penaltıdır! Dün gece Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar bunu Kanaltürk’te tartıştı. Ahmet Çakar, “Top nereye giderse gitsin ceza sahası içerisinde Kadir Emre’nin bacağını baldırından başlayıp kıskaca alıyor oyuncuyu yere düşürüyor. Açık penaltı!” dedi. Erman Toroğlu’da “Top 80 metre ileri gitmiş Emre’nin topla alakası yok. Penaltı değil!” diye tutturdu. Ama o da farkında ki bu dayanağı olan bir tez değil. Korner atılırken atak yapan takımdan topla alakasız bir oyuncu yere düşürüldüğünde penaltı veriliyorsa Emre’nin düşürülmesi de penaltıdır… Yorum ve hakem hatasıdır dün gece yaşanan…

İkinci devre tamamen oyundan koptu Galatasaray. Orta saha kurgusu kalmadı, direnci ise ancak stat ışıklandırmalarında görebiliyorduk! Sivas’ın hakkını yemeyelim ama onların direnmeye ihtiyacı yoktu çünkü onlarla savaşan bir orta saha yoktu. Ceyhun’un çatır, çutur iki kişiyi üslubuyla devire devire geçip düşerken verdiği gol pası İngiltere Premier Lig’inden alıntı bir sahne gibi. Aykut’un yapabileceği bir şey yok. Kaleciyle karşı karşıya kalan bir çok oyuncu atabilirdi o golü… Golle direnci düşen Galatasaray orta sahası iyice çekiyor beyaz bayrağı. Takım tertibi 4-2-4’e dönünce defanstan atılan uzun toplarla takımın boyu uzatılıyor ve rakip defansın attığı hiç bir top ele geçirilemeyince oyun anlamsızlaşıyor. İlerleyen dakikalarda Mehmet Nas’ın kendi yarı alanından bir deparı var ki kimse de dönüp “Hop kardeşim nereye gidiyorsun” demiyor. O da “Mehmet Yıldız diye bir arkadaş vardı ona bir pas atıp gidicem” diyip pasını boş pozisyondaki Yıldız’a iletiyor. Golle buluşamıyor Sivas o ayrı. Bir de Ceyhun’un son dakikalarda kaçırdığı var, o da gol olsa 4-1’di skor…

Misimovic (?), Elano, Pino, Serdar Özkan, Baros, Sabri, Aydın yoktu bu takımda ama bu orta sahasızlıkla nereye kadar devam edilir bilemiyorum. Faruk Süren sağolsun Aslantepe’de Hagi, Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Taffarel, Popescu, vs. gibilerini izleyemedik. Adnan Polat’ın bu gayretleriyle Mustafa Sarp’ı, Ayhan’ı, Barış’ı izlemeye gelir miyiz o stada onu da sanmıyorum. Adnan Sezgin Avrupa turundan koluna dirençli ve futbolu bilen! iki orta saha oyuncusu takıp gelmezse uçak biletini en yakın tatil beldesine alsın…

maçın kısa özeti(video)

sevgiler volkanbk3

Takım içi rekabet lazım

Ağustos 16, 2010, 11:10 am | Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Eğer bir takımın içinde bir poziyon için rekabet yoksa, o poziyondaki oyuncu ne kadar kötü oynarsa oynasın haftaya yine ilk 11’de oynarsa o takımın hali içler acısından daha vahimdir. Sivas maçında ikinci devre Ayhan, Mustafa ve Cana neredeydi ben hiç göremedim! Sayelerinde Ceyhun ve Mehmet Nas yıldızlaştı.

Adnan Sezgin’in futbolculuğunu bilmiyorum ama çok iyi bir kariyere ve yeteneğe sahip değildi galiba. Bence Mustafa Sarp’ta kendisini görüyor galiba. Bu yüzden almış olmalı. Ve inatla ihtiyacımız olan bir Ernst, Özer Hurmacı tipinde bir oyuncuyken inatla 10 numara diye tutturmak neden! Bizim 10 numaramız var zaten hem de 3 tane!!! Üçü de kendi Ulusal takımlarının vazgeçilmezi. Arda, Kewell ve Elano!! (Dunga dönemi için böyle…)

Bu takıma Misimovic, Baptista, Ronaldinho falan lazım değil!! Bize Anatoly Tymoschuk, Ladesma, Michael Bradley, Anthony Annan, Jermaine Jones, Clint Dempsey, Fellaini, Jermaine Jenas (daha da sayarım) gibi oyuncular lazım! Ben artık bıktım Ayhan’dan, Mustafa’dan, Barış’tan ve bunların yerine koyacak kimsenin olmamasından!!

Rijkaard, Karpaty Lviv maçında da bu orta sahayla oynayacaksa Ayhan’ın,Mustafa’nın,Cana’nın, Barış’ın kafasından geçenler “Ne kadar kötü oynarsam oynayayım bu takımda yerim garanti nasılsa” olmaya devam edecekse bu lig bitmez!! Rijkaard Karpaty maçında ya Sivas maçındaki ortasahadan birilerini kesip Cumhur,Musa,Caner gibi genç oyuncuları oynatıp oyuncularına gerekli mesajı verecek, ya da bu orta sahada ısrar edip kendi ipini çekecek.

Bu arada Pino, Serdar Özkan, Aydın, Baros sakat olmasaydı bunları konuşmazdık diyenlere: Futbol bu. Sakatlığı var, cezalı olma durumu var, vesaire. Böyle durumlarda bu adamlar bu oyununa devam edecekse hazırlayın formamı oyuna giriyorum…

sevgiler volkanbk3

Yönetim, Al İşte Eserin. Gurur Duy!

Ağustos 15, 2010, 11:21 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Kaleci: Aykut Erçetin: Bizim evladımız, hem de Türk hem de maddi olarak yabancıya para kaptırmaktan iyidir, Franco’yu gördükten sonra Aykut en kötü onun kadar oynar derdim hep. Dediğimin arkasındayım. Franco yiyordu Aykut da yiyor. Arada sırada da iyi oynuyor Allah’ı var. Hemen asılmasına karşıyım. Ama bir kaleci kaç yıldır bir takımda onca kalecinin arkasında beklerken fazla birşey öğrenememesi nedeniyle güven vermiyor. Bir de bir kaleciyi tamamlayıcı olan defanstır. Takımın defans gücünü görünce kaç kurtarış yapacak bu adam da kaç maç kurtaracak? Yazık olacak Aykut’a. Aynı durum Ufuk için de geçerli. Bir de Nezihi’ye selam olsun. 50 senedir şu takımda, çocukken bu çocuklar eline geldi, ne öğretti acaba?

Defans: Servet Erçetin: Kim ne söylerse söylesin, Arda ile olan kavgasından sonra kafaca Galatasaray günleri bitti, transfer dönemindeyken satılmalıydı, satılmadı. Rijkaard’ın altını yavaş yavaş oyuyor her geçen maçta bunu daha çok görüyorum.

Defans: Lucas Neill: Geçen sezon defansın toparlayıcı gücü oldu. Ama bu sezona iyi başladığı söylenemez. Bunun sebebi defanstaki diğer oyuncuların açıklarını kapatmaya çalışmaktan olduğunu düşünüyorum. Defansta güvenebileceğin sadece bir futbolcu kaldıysa zaten işin Allah’a kalmış.

Defans: Ali Turan: Stoperde iyi oynayacağını düşünüyorum halen daha. Sivas maçında bir defans oyuncusuna ilk öğretilen kural olan kornerlerde rakiple kale arasında olacaksın kuralını uygulamayışını konsantrasyon eksikliğine bağlamak alternatiflerin en iyimser olanı. Ancak ben yine de Servet’e artık güvenemeyişimden stoper mevkisinde onunla Neill’in daha iyi olacağını düşünüyorum.

Defans: Hakan Balta: Nerde Manisaspor’dan ilk geldiği sezonki hali, nerede şimdiki hali. Her geçen sezo daha da geriye gidiyor. Soğukkanlı olayım derken rakibi gollük pozisyonlarla başbaşa bırakıyor ki en son Sivas maçında yenilen ikinci golde rahat pozisyonda topu rakibe atması bunun en son göstergesi. Aybı hatayı OFK ile olan ikinci maçta da yapmıştı. Bu sezon Çağlar azıcık akıllı olursa çok rahat formayı kapar ondan. Ama her transferde olduğu gibi öncelikle bir sakatlanması lazımdı. O da oldu.

Orta saha: Mustafa Sarp: Geçen sezonun tekrarını yaşayacaksak vay bu taraftarın haline. İyi niyetinden zırnık kadar kuşkum yok. Ama Galatasaray orta sahasında top tutamayan, dağıtamayan, pas hatası yüzdesinin yüksek olduğu bir oyuncuya ihtiyaç yok. Çok iyi alternatif ama kesin 11’de oluyorsa o orta sahanın hali baştan belli demektir.

Orta saha: Ayhan Akman: Galatasaray’da perormans olarak en yüksek halini yaşadı ve artık gerilem vakti onun için. Ancak orta sahada top tutan veya dağıtım yapan tek oyuncu onun olması hem onu alternatifsiz kılıyor hem de orta sahanın halini gösteriyor.

Orta saha: Arda Turan: Hep iyi oynayamaz ki. Artık sinirine de hakim olamıyor. Sivas maçında Emre Çolak’ı pataklamasına ramak kalmıştı. Arda bir gol atar, iki asist yapar; ancak defans ve kaleci de gol yerse ne anlamı kaldı onun kendini parçalayışının.

Orta saha-forvet kırması: Harry Kewell: Defans’tan ilerideki tek oyuncu olan Harry’ye uzun toplar atıldı ya yuh artık dedirttiler. Ama ne olacak. Senin orta sahan iyi top yapamazsa, koordineli olmazsa, topu ileriye taşıyamazsa, defans oyuncusu da gider kendine en uzak bölgeye atar topu. Aama helal olsun Harry’ye ki Sivas defansından yine de bu uzun toplarda başarılı oldukları oldu.

Emre Çolak’a denebilecek fazla bir laf yok. Cana aklıma yeni geldi. O böyle silik oyununa devam ederse yakın zamanda o her zaman bahsettiği liderlik vasfını gösterirler ona.

İşte bunlar yönetimin bu sezonki eserleri. Ama transfer vakti geldi artık. Bekliyorum bir-iki güne kadar. Şartlar oluştu: Takım lige 10 sezon sonra yenilgiyle başladı, ezeli rakip transferini yaptı, lige de farklı bir skorla giriş yaptı, taraftar söylenmeye başladı. Taraftarın ağzına emzik niyetine bakalım kim çıkacak şapkadan? Aman havaaalanına gitmemezlik yapmayın.

Galatasaray’da Değişim Rüzgarı!!!

Ağustos 14, 2010, 11:14 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Geçen sezonun ilk 3-5 maçı güzel bir şekilde geçti. Yapılan transferler ve teknik direktörün namının verdiği rüzgar ile o şekilde olması da normaldi. Aynı durum şu an için Beşiktaş’ta mevcut. Bu rüzgar yavaş yavaş dinmeye başladı daha sonra. Görüldü ki takım, rakip eğer azıcık dirençli olursa öne geçse bile skoru koruyamama hastalığına yakalanmıştı. Daha da önemlisi öne geçtiği maçlarda skor üstünlüğünden sonra orta sahayı rakibe bırakma ve geriye çekilme özelliği başladı. Bunun Rijkaard tarafından söylenmediği kesin. Ancak saha içerisinde üzerine Galatasaray forması olan oyuncularda kendine güvensizlik başlamışsa olay buna dönüşür ki dönüştü. Zaten ligde üç büyüklere karşı oynayan takımlar azıcık topla oynamaya başladı mı gerisi geliyordu. Olabilir dendi o zamanlar ara transfer döneminde bu sorunun giderileceği düşünüldü. Ligin ikinci yarısı başladı fakat değişen fazla birşey olmadı. Yine taraftar skor olarak önde giden maçlarda bile acaba ne zaman gol yiyeceğiz diye bekler oldu. Ama takımın başında Rijkaard’ın olması tepkileri engelledi her zaman. Ama nedense takım bir türlü topu hakimiyeti altına alamadı öne geçtiği maçlarda ki denilen her zaman Galatasaray’ın maç alabilmesi için en az iki gol atması gerektiğiydi. Öne geçince gol yememe üzerine değişen taktik devam ettirildi sezon sonuna kadar ve sezonun bitmesine 3-5 hafta kala ringin orta yerine havluyu attı Galatasaray. Taraftar iyimserliğini korudu yine. Çünkü yalan yok beklenmeyen aşırı derecedeki sakatlık haberleri belini büktü kulübün ki sezon başladığında en alternatifli kadro olarak bahsediliyordu. Geçtim ligi, sorun takım içerisindeki oyuncuların ya da oyuncu mentalitesinin kesinlikle Galatasaraylılık ruhuna uymayışıydı. Orta sahanın ortasındakiler ne kadar iyi niyetli olarak oynasalar da mentalite olarak Galatasaraylı değillerdi. Her neyse sezon bitti, yeni sezon yeni umut dendi. Özellikle takımın eksik olan bu yönünün giderileceği transferler yapılır diye beklendi. Ama transfer komitesinin başında öyle bir adam vardı ki, “gelin Ronaldinho’yu size 1 milyon euro’ya verelim” deseler “yok 500 bin euro olsun” kafa yapısında olan bir adamdı. Cana, Pino ve bilimum Türk oyuncu alındıktan sonra tek soru yine bu futbolcuların Galatasaray forması giyecek kafa yapısına sahip olup olmadığıydı. Üstüne bir de Haldun Üstünel’in yaptığı transferleri birer birer göndermeye başlandı. Harry ne kadar profesyonel olsa da forma numarasının başka futbolcuya verilmesi nedeniyle sükutu hayale uğradı. Harry oynarsa sadece taraftar için oynayacaktır o kesin bundan sonra. Daha en başında OFK maçında yukarıdaki anlattığım açıdan bir arpa boyu yol alınamadığı yine belli oldu. Sahada yine oyun yok, yine sistem yok, sadece Arda’ya bırakılmış bir oyun var. O zaman geçen sezona göre pozitif anlamda değişen ne? 5-1 lik OFK maçında Galatasaray’ın oyununu, sistemini farklı skora rağmen ben anlamadım. Anlayan varsa helal olsun. Bu sezon taraftar yine maç bitene kadar tüm duaları edecek gibi görünüyor.

Rijkaard da maç içerisinde yaptığı veya zamanında yapmadığı değişiklikler açısından iyi düşünmesi gerekir. Ama asıl şapkasını önüne koyması gereken Adnan Polat yönetimidir. Yönetim, planını nasıl yaptı bilmiyorum ama amaç eğer az maliyet ile kadro kurmak ise M. Topal’ı 5 milyon euro’ya satıp, Cana’yı 4.5 milyon euro’ya satın almak bu planlamayı baştan baltalamaktır. Üstüne bir de halen daha transfer yapılacak sözleri de ilginç. Bu saatten sonra alınan oyuncu takıma uyana kadar ilk yarı biter. Bıraksınlar bu lafları, eldekilerin iyi hazırlanmasını sağlasınlar. Baptista’ymış, Ledesma’ymış, hatta hatta Rosicki’ymiş. Geçiniz efendim bu saatten sonra hangi kulüp elindeki iyi oyuncuyu bırakır? Alınanlar da bir işe yaramaz.

Burada tek A-dam var!

Ağustos 8, 2010, 3:24 pm | Alex De Souza, Aziz Yıldırım, emre belözoglu, Fenerbahçe, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
7 Ağustos’ta Sabah Gazetesi’nin haberi

kaptanları Alex ve Emre‘yi çok sert biçimde uyaran Yıldırım, “Zico’yu istemediniz gönderdim, Aragones’i istemediniz gönderdim. Fransa gol kralı 1.4 milyon avroya oynarken siz burada 3 milyondan aşağı oynamıyorsunuz” dediği ve konuşamsı sırasından yumruğunu masaya vurduğu ve kapıları tekmelediği belirtildi.
Aziz Yıldırım‘ın bu futbolculara ayrıca; “Adam gibi oynamayacaksanız Galatasaray dâhil istediğiniz takıma gidebilirsiz. 2 sene sonra borçları bitirip bırakacağım görevi bu sürede şampiyonluk istiyorum” dediği öğrenildi.

Yıldırım‘ın sinirinden nasibini alan isimlerden birisi deLugano oldu. Başkan, Lugano‘ya; “Kafa karıştırma. İstiyorsan gidebilirsin. Kalacaksan da adam gibi kal ve yürekten oyna. Gitmek istersen seni tutmayız” dedi.–

8 Ağustos’ta Habertürk Gazetesi’nin haberi

–Alex de Souza’nın 6 sezonluk F.Bahçe macerası bitiyor mu?

Şu anda Sarı-Lacivertli camia bu sorunun yanıtını arıyor. Önceki gün Aykut Kocaman’ın raporu sonrasında başkan Aziz Yıldırım’ın Brezilyalı yıldızı ve arkadaşlarını kulübe kadar çağırıp fırçalaması iplerin kopmasına neden oldu. Alex’in Fenerbahçe’yi kafasında bitirdiği, ayrılmasının an meselesi olduğu ve bunun için de yönetime, “Alacaklarımdan feragat edeyim. Bu sıkıntıyı kaldıramam. Bırakın ülkeme döneyim” dediği öğrenildi.

YÖNETİM ‘KAL’ DEMEYECEK
Bir anda yaşanan bu şok gelişmelerin ardından başkan Aziz Yıldırım ve yöneticilerde sessiz bir bekleyiş başladı. Özellikle Alex’in yaşanan bu gerilim sonrasında Fenerbahçe ile yollarını ayırma aşamasında olması sonrasında neler olacağı merak konusu.

Ancak Sarı-Lacivertli yönetimin Brezilyalı yıldızın ayrılma isteği karşısında sürpriz bir şekilde “Kal” demeyeceği öğrenildi. Başkan Aziz Yıldırım ve kurmaylarının kaptan Alex ile yolları ayırma konusunda fikir birliğine vardığı belirtildi.—

———————————————–
Diyor ki Aziz Yıldırım,”Alex, falan tanımam! Bu takımın her şeyi benim! Ya benim dediğim olur ya da gidersin!” Yıldırım baktı ki takım içinde ipler Alex’in eline geçmiş, iktidar el değiştirmiş, hemen el koymuş. Aslında ve zaten kendisi vermiş o ipleri “Zico’yu istemediniz gönderdim” cümlesinden anladığımızca… Alex suyunu çıkarmasın, kendini bir şey sanmasın diye fırçayı kaymış! Gözü dönmüş ve Aziz Yıldırım, çokça kez koltuğunu sağlama alan Alex’i bir anda silmeye hazır konuma gelmiş… Diyor ki burada tek A-dam var. O da A-Z-İ-Z… Alex falan değil. Basarım parayı yeni Alex’ler alırım kafasında Aziz Yıldırım. Yaşasın Totaliter rejim! Fenerbahçe taraftarı, pardon taraftar da kalmadı ki bu takımda… Fenerbahçe seyircisi siz uyuyun daha olur mu?
He bu arada Emre de fırçayı yemiş… ““Adam gibi oynamayacaksanız Galatasaray dâhil istediğiniz takıma gidebilirsiz.” lafı gelmiş Emre’ye… Emre’nin adam gibi oynadığı dönem Galatasaray’da oynadığı yıllardı… Hatırlatayım…

Karpaty deyince akla…

Ağustos 8, 2010, 12:00 am | cem yılmaz, Galatasaray, Gheorge Hagi, karpaty lviv, Rıdvan Dilmen, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Ne zaman uçakla balkanların üzerinde geçsem her sıradağ benim için Karpatlardır! Onun maradona’sı* da Hagi’dir! Böyle bir etki işte Hagi’nin bıraktığı. Şimdi ne alaka ki Hagi’yle… Eh Avrupa ön elemesindeki rakibimizin adı malumunuz Karpat içeriyor. Karpat-y Lviv’in de rakibi Galatasaray’ın efsanesi Hagi… Tam daha fazla bağlamayın onu-buna-seni-bana… Ne diyo abi* “Bağlanmayacaksın!”

Eskiden USSR kupası kazanmış, o dönem iyiymiş falan bunlar hikaye… USSR’mi kaldı! Eskiden bir Borussia Mönchengladbach vardı bildin mi gibi bir durum oluyor bu mazi hikayeler. Bakıyorum ki takım 1991’den itibaren bugünkü halini almış. O zamandan beri naptığına bakalım. 1993 ve 1999’da Ukrayna Kupası’nda finale çıkmış, eli boş dönmüş. Bir de Ukrayna 1. Ligi’ni ikinci bitirmiş 2005-06’da. (wiki kafamı karıştırdı ama son karar budur.) Ligin kalburüstü bir ekibi oluvermiş Ukrayna Premier Ligi’nde…

Özünde herhangi bir takım görüntüsünde.Tek artısı altyapı sistemi. Önemli topçular yetiştirmiş. Öyle ki 10 Milyon Euro’ya 1 yıllığına kiraladı Barcelona Chygrynskiy’i! Kadrolarında bir kaç Chygrynskiy, bir kaç Oleh Luzhny varsa ve biz bilmiyorsak Beşiktaş’ın Metalist kazasına uğrayabiliriz. Ama ben Galatasaray’a güveniyorum. Sami Yen’de bitiririz işi, Ukrayna’ya da Cem Yılmaz, Rıdvan Dilmen hep beraber “takımı desteklemeye” gideriz(!!!)…

http://www.izlesene.com/player2.swf?video=643927

Mağlup ama Hevesli Sırp Gençler*

Ağustos 7, 2010, 11:48 pm | Galatasaray, prekazi, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sami Yen’deki maç hakkında söyleyecek bir şey yok. Çünkü benzer senaryoyu Sırbistan’da da izledik. O yüzden iki kere tekrar etmeye gerek yok aynı şeyleri. Galatasaray, maça hep iyi başlıyor. Maçı ilk dakikalarda koparmak için vargücüyle mücadele edip skoru lehine çevirme arzusu mükemmel bu takımın. Skibbe’den beri de böyle zaten. İlk yarı maç kopar Cimbom keyfine bakar. Rijkaard’la da çok bir değişiklik olmadı bu durumda. Tek değişiklik yaşanan o rehavet! Zaten geçen yıl yaşanan tüm puan kayıpları ve kaçırılan şampiyonluğa bu neden olmamış mıydı?

Eski zamanları hatırlattı Sırbistan’da bulduğumuz ilk gol. Ön direğe gelen ortayı Suat Kaya arkaya sektirir arka direkte de Galatasaray’a gelen en verimli sağ beklerden Capone topu sadece itiklerdi çizgiden içeri… Bu sefer de Mustafa Sarp arka direğe doğru kurtardı kendini. Ve boş kaleye itikledi topu. Oyun zekası olarak harika bir hamle geldi Sarp’tan, rakip defanstan da müthiş bir defansif boşvermişlik izledik. Böylece yine maçın ilk dakikalarında skor olarak rahatlık ve moral gelmiş oldu. Bu moral takımın orta sahasına olumlu yansıdı özellikle Mustafa Sarp’a… İkinci gol öncesi yaptığı presle kaptığı topu anında Kewell’a aktarması ancak ve ancak Xavi tadında bir oyuncunun yapabileceği bir hamle idi. Şaşırdım. İlk defa Mustafa Sarp’ı bu kadar övdüğümü görmüş oldunuz böylece. Ancak Belgrad maçında övebiliriz kendisi. Hele bir muhtemel Porto veya Palermo maçları gelsin o zaman da övebilecek miyiz göreceğiz…

Buraya kadar her şey güzelken nedense topu da oyunun kontrolünü de rakibe bıraktık. Belki Rijkaard takıma öndeyken skoru korumayı öğretme çabası içinde ama yanlış bir düşünceyle… Zira Milli Takımı skoru koruyamama konusunda zirve yapmış ülkenin çocuklarıyız biz. Topu rakibe bırakırsak illa ki bir gol yeriz, skoru zora sokar, gereksiz heyecan yaparız. Ya “savaştık kazadık” zafer manşetleri atılmasına ya da son dakkada İlker Yasin’e “olmadı çocuklar” dedirtiriz. Az kalsın ilk yarıyı yapmayın çocuklar klişesiyle kapatıyorduk ki Aykut’un plonjonik refleksleri (yeni uydurdum) İlker Yasin’e malzeme vermedi. (maçı o sunmadı ama öylesine hoşça bir takılma işte…)

Taçtan gol pozisyonuna girerek bir ilke imza attık ikinci devrede. Penaltı hakkıyla kazanıldı. Kewell da takımın penaltıcısı ve ilerideki son adamı olarak bitiriciliğini konuşturdu. Kalecinin eline çarpması neyi değiştirir gol goldür… Skor 3-1’e gelince, rakip de 10 kişi kalınca gereği görüldü ve iki gol daha atıldı. Pino’nun arapası ve Mehmet Batdal’ın golü takım içi morallerin artmasını ve uyumun da yükselen bir grafikte olduğunu gösterdi. Fakat yine “o” rehavet rakibe bir çok kez kaleyi yoklamasına neden oldu. Direkten şutu unutmam bu maç için. Bir de Prekazi’nin yorumlarını. Senin Türkçe’ni yirim ben be ya Prekazi’m: “Ben ‘er zaman söylerim. İyi orta yarım goldür!”

*Tam adı Omladinski Fudbalski Klub Beograd kısaca OFK Beograd dediğimiz kulübün tam adının Türkçe manası ise Gençler Futbol Kulübü Belgrad demek-mişşş…

Galatasaray’da Türk Kaleci Olmak

Ağustos 2, 2010, 3:09 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

İyi Kaleci Olmak için 2 yol var benim seneler boyu edindiğim izlenime göre. Birincisi doğuştan yetenekli olup bunu insanların gözüne sokarak. İkincisi ise iyi bir kaleci olmak için hiç durmadan ve sabırla çalışıp, çoğunlukla iyi bir kalecinin arkasında senelerce sıra bekleyip o kaleciden işin inceliklerini öğrendikten sonra seviye atlayarak. Ama ne olursa olsun her iki kategorinin mensubu kaleci de mutlaka hiç durmadan ve çok iyi çalışmalı.

Bugün Galatasaray’ın yaşadığı kaleci sorununun altında bu yatıyor. Ufuk 1. kategoriye giren ve nedense kendini başka dünyalara kaptırıp çalışmayı bırakmış, aklı sahada olmayan bir adam. Aykut ise 2. kategoriye giren ancak senelerce çok farklı isimlerin arkasında, farklı farklı tarzlarla birarada olup kafası karışmış bir adam formatında. Seneler boyu Aykut’a hep stepne muamelesi yapılmış, sadece ihtiyaç olduğunda geçici sürelerle forma verilmiş. Neticesinde Aykut’un da kendine güveni ve cesareti tam anlamıyla gelişmemiş. İçinde hep bir “ya hata yaparsam?” endişesi olduğu suratından belli. Oysa bir kez bile Aykut’a “Bu takımın 1. kalecisi sensin evladım.” denmiş olsa çok farklı bir ruh haliyle işine sarılıp hata yapsa bile o kalenin kendisinin olduğunu bilerek daha çok çalışır ve seviye atlayabilirdi. Kalli’nin çekip gittiği sezon Orkun’dan kaleyi devralmış ve takımı şampiyon yapan isimlerden olmuştu Aykut. O sezon De Sanctis gelmese de “Aferin Evladım, kale senindir artık” dense belki de bugün Volkan Demirel’e bir şey olsa milli eldivenleri kim takacak sorusunun cevabı olacaktı Aykut.

Belgrad maçından sonra yine yabancı kaleci sesleri yükselmeye başladı haliyle.1,5 pozisyondan 2 gol bulan rakibe karşı yine Aykut sorgulandı. 1. golde büyük katkısı olan Sabri, 2. golde adam paylaşamayan defansın hiç suçu görülmedi. Ama bu maçtan haftalar önce Rijkaard’ın söylediği iddia edilen “Benim 1. kalecim Ufuk’tur” lafının Aykut’ta yaratmış olabileceği psikolojiden kimse bahsetmedi. Kendisine güvenildiği 1 kez bile gösterilmeyen, bir kez bile Başkanından Aferin alamamış, yediği her golde hatası aranmış bir adamdan bizler nasıl oluyor da Galatasaray’ın kalecisi olmasını bekliyoruz, asıl ona hayret ediyorum ben. Arkasındaki Ufuk’un hep gece hayatından bahsediliyor, izleyenler iyi çalışmadığını söylüyor. “Aykut olmaz, bu yükü kaldıramaz, Ufuk kaleye geçsin” diyenler Fenerbahçe ile oynanan maçta yediği golden sonra “Büyük takım kalecisi değil” diye sanki o sözleri söylememiş gibi ortalarda dolanabiliyorlar. Böylesi bir ortamda bırak hatalı gol yemeyi, gol yiyenin “tu kaka” edildiği şartlar altında bizler Aykut ve Ufuk’tan harikalar yaratmalarını bekliyoruz.

Kimseler kusura bakmasın ama Hakan Şükür’ün kulübün çok kötü yönetildiği ve durumun her geçen gün daha kötüye gidecekmiş gibi göründüğüne dair geçen Cuma Radyospor’da yaptığı açıklamalara tüm kalbimle katılıyorum. Eski Fenerbahçe gibi olduk adeta. Alıp öğütüp tükürüyoruz futbolcuları, üstüne üstlük bir de para kaybediyoruz bunu yaparken. Sportif A.Ş. ile Futbol A.Ş. birleşmiş, çok süper olmuş, aman ne güzel! Ama daha UEFA kupası ön elemesinde elenme tehlikesi ile burun burunayız ve o kaleye geçip Galatasaray’ı kurtarması gereken adamları çoktan yerin dibine sokmuş haldeyiz. Bu Galatasaray’da Türk Kaleci olmak hiç kolay değil, bana göre yapılacak iş hiç değil. Mucize yaratacak gücün yoksa bil ki yarın öbür gün falanca ülkeden gelecek Kilimcinin Köroğlu kaleyi devralır, 3 milyonu vurur gider sen yine işini çok iyi bilen yönetimin stepnesi olarak kenarda hava kaçırırsın.

S.ktiri B.ktan

Temmuz 29, 2010, 10:19 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Değişen yönetici profili

Temmuz 21, 2010, 3:07 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

GS: Adnan Polat ve Adnan Sezgin


FB: Aziz Yıldırım

FB: Şekip Mosturoğlu


BJK: Yıldırım Demirören

BJK: Serdal Adalı

Aşağı Tükürsen Sakal, Yukarı Tükürsen Bıyık

Temmuz 21, 2010, 1:20 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bugün oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçı sadece bir hazırlık maçı. Kazanmak ya da kaybetmek önemli değil, önemli olan takımların eksiklerinin görülmesi, yeni transferlerin adaptasyonuna yardımcı olması, özellikle herhangi bir sakatlık olmaması. Öyle değil mi? İnanıyor musunuz bu masala siz? Daha bir hafta önce Fenerbahçe, Köln’e 5-2 yenildi diye neler neler yazıldı. Ne Aykut’un gitmediği kaldı, ne de takımdaki futbolcuların Kocaman’a cephe aldıkları. Oynanacak maçta hangi takım yenilirse Türkiye’de bu takımların taraftarlarından yüzde kaçının yenilen takımın teknik direktörünün muhtemel “sadece bir hazırlık maçıydı önemli olan eksikliklerimizi görmekti ve gördük de, şimdi eksikliklerimizi gidermek için daha da sıkı çalışacağız” açıklamalarına hoşgörüyle yaklaşacağını düşünüyorsunuz? Ya da kazanan takımın taraftarları “Muhteşem bir takımız, baksana en önemli rakibi bile yendik.” diye düşünmeyecek ve eksiklikler görmezden gelinmeyecek mi? Takımlarda Alex ya da Arda kötü oynadı diyelim, hemen konuşulmayacak mı “Alexli sistem ile artık bu iş yürümüyor” ya da “Arda’yı hemen satın da bari para kazanalım” lafları. İşin diğer yönü de sakatlık. Düşünsenize maçta kazara bir oyuncu sakatlandı ve 1-2 ay sahalardan uzak kalacağı açıklandı, kaliteli medyamızın da gazıyla ortalık nasıl da toz duman olur. Muhakkak takım direktörleri futbolculara “Aman dikkat edin, sakatlanmayın, sakatlamayın, dikkat edin.” diyeceklerdir ama futbol bu, ne olacağı belli olmaz. Felaket tellallığı yapmak istemiyorum ama ya oldu ne olacak? Tabiki bu risk yapılan her hazırlık maçında olası ama işin içinde Fenerbahçe ve Galatasaray olunca bakış açısı daha farklı olacaktır muhakkak. Daha dün seyrettik iki takım arasında oynanan ve Fenerbahçe’nin 2-1’lik galibiyetiyle sona eren U13 finalini. Çocuklar sanki birbirlerini yiyecekler gibiydi. Maç sonunda Galatasaraylı minikler ağlamaklı. Nasıl dolduruldularsa artık? İşte daha o yaşta hatta daha da küçükken başlıyor bu kavga. U13’te böyleyse A takımları arasında olan maç hazırlık maçı da olsa nasıl olur varın siz düşünün.

Sözün özü, evet bu akşam oynanacak maç nihayetinde bir hazırlık maçı. Ama sonuç ne olursa olsun sıkıntılara gebe. Yenileceksin, doğrudan aslanların önüne yem olarak atılacaksın; yeneceksin, t.d. olarak “Takımda eksiklikler var.” diyeceksin, karşına “Yahu ezeli rakibi çatır çatır yendik, bu takım yeterli.” diyenler muhakkak çıkacaktır. Neyse öncelikle hiçbir sakatlık falan olmasın da gerisi zamanla halledilir.

Galatasaray’a Gelecekler Belli!!!

Temmuz 20, 2010, 4:43 pm | Futbol, Galatasaray, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

“Oz büyücüsü” Harry Kewell’in sözleşme yenilenmesi, üzerine de “sihirbaz” Pino’nun Galatasaray ile anlaşması sonrasında Adnan Polat’ın da açıkladığı üzere üç yabancı transfer daha yapılacağı aşikar ki bu transferler için ortalıkta konuşulan isimler:

1. Criss Angel (Kesme, bölme işlerini iyi yapması defansta kesici özellikte oyuncu arayan takımın bu açığını kapatacak nitelikte.)

2. David Copperfield (Hakan Şükür’den bu yana hava toplarında başarılı, pivot santrafor özelliği olan, ileri uçta ofans oyuncularına top indiren bir oyuncu eksikliğini çeken takım için uçması itibari ile ilk ve en önemli isim.) 3. Harry Potter (Orta saha eksikliğini gidermesi bir yana aynı zamanda gelecek vaadeden bir “wonderkid” olması itibari ile iyi bir yatırım olacaktır)

Hadi şimdiden hayırlı olsun yeni transferler…

Tuncay Şanlı ve Araştırmacı Blogger Farkı

Temmuz 20, 2010, 12:20 pm | Futbol, Galatasaray, gazete, ozhano, Transfer, Tuncay Şanlı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

22 Haziran’dı Sevgili ozhano Tuncay ve Galatasaray arasında görüşmelerin başladığını söylediğinde. Önemli ve sağlam kaynaklı bir haberdi. Bir blogta yazıldığı için pek itibar edilmemişti tabii ki bu habere. Ama bugün yani 20 Temmuz’da ulusal basında boy boy Sezgin’le Tuncay’ın transfer görüşmeleri, Tuncay’ın Galatasaray’a gelme ihtimalinden bahsediliyor. Tebrikler Sevgili ozhano’ya taa 1 ay öncesinden bu transferi ya da en azından ihtimalini ulusal basın daha uyanamadan bizlerle paylaştığı için. Aşağıda o tarihteki yazısı var ozhano’nun. Yukarıdaki ekran görüntüsü de Fotomaç’tan.

Artık yazalım bari. Gelme ihtimali ne kadarsa gelmeme ihtimali de o kadar. Herşey onun Aziz Yıldırım ile yapacağı son görüşmede bitecek. Denilene göre 2 kere görüşme oldu ve en son olarak tatil sonrasına bırakıldı. Tuncay, Bodrum semalarındaydı en son. Tatili de bitti bitiyor sanırım. Yıldırım bu son görüşmede yine bonservis ödemem sana, bedavaya geleceksen gel derse büyük ihtimalle Galatasaray ile anlaşacak. Fenerbahçe’den fazla bir para istemiyor zaten. Sadece bonservisinin alınmasını istiyor eski takımdan Tuncay. 3 ay öncesinden başlamış denilene göre Sezgin’in görüşmeleri. İlk başta tabiki gelemem teşekkür ederim demiş bizim al yanaklı. Ama Stoke’ta kalmayacağı kesin. Kendisini isteyen 2-3 kulüpte onun istediğinin yarısı kadar para teklif etmesi de Avrupa’da kalma isteğini törpülüyor. Bu arada kaynak ne diye düşünüyorsunuz tabiki. Arkadaşımdan, çaycıdan ondan bundan duyup da buraya yazacak değilim. Şu anda menajerliği Hakan Özlü ve Necdet Tanış’ın elinde. Ama onun akıl hocası 14 yaşında onu TEKSpor’dan Sakaryaspor’a oradan da Fenerbahçe’ye götüren Erdinç Şehit. Tabiki Erdinç Şehit’i de girdiği her işte iflas edip parasını ona buna kaptırmaktan kurtaran da Tuncay Şanlı. Bu nedenle her ne kadar kavgalı olsalar da Şehit onunla ilgili tüm gelişmelerin farkında. Doğal olarak Erdinç Şehit olunca da o da bize yakın…

Gelir gelmez ama ciddi ciddi bir girişim var Tuncay ile ilgili. Olursa arşiv olur, olmazsa da duyumsal hareket deriz olur biter.

Tuncay Şanlı mı? 22 Haziran’da ozhano yazmış…

"El Mago" Pino Galatasaray’da!

Temmuz 19, 2010, 4:45 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Dur bakalım bir şeyler oluyor sanki. Önce Cana sonra Kewell ve Pino. Ne kaldı eksik? Bence bir defansif orta saha bir forvet ve bir sağ bek. Sağ bek hariç gerisini alacaklardır muhtemelen hatta bir de stoper alınacaktır ama Galatasaray’ın Perez’den beri sağ bek ihtiyacı olduğunu kimse ısrarla görmüyor nedense. Neyse Galatasaray’ın ikinci nam-ı değer “Sihirbaz”ı Pino hayırlı olsun, gerisine bakalım…

Budur!

Temmuz 19, 2010, 9:30 am | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Biri Beni Çimdiklesin!

Temmuz 18, 2010, 3:16 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Biri beni çimdiklesin cidden 🙂 Leo Franco ve Marcelo Carrusca’nın sözleşmeleri karşılıklı olarak feshedilmiş en sonunda. Sanırım Arjantinli’den ağzı yanan yönetim bundan sonra Güney Amerikalılar’ı üfleyerek yer. Franco tamam da bu Carrusca için ne araştırmalar yaptık acaba nerelerdedir diye. Resmen reality show tadında günler geçirdik bulabilmek için “Maradona’nın veliahtı”nı. Aşağıda eski yazılardan birkaçı var Carrusca’ya dair, okuyun eğlenin derim 🙂


Kayıp Aranıyor! Bir Yudum İnsan
Carrusca Ne Oldu?

Lorik, Biraz Abartmadın mı Artık?

Temmuz 17, 2010, 6:12 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Galatasaray’ın ilk yabancı transferi olan Lorik Cana’nın Galatasaray’a gelmeden önce oynadığı takımlarda kaptanlık yapmış, kaptanlık yapmasa bile takım içerisinde toparlayıcı, birleştirici ve bütünleştirici bir unsur olarak teknik yönetime yardımcı olduğuna dair haberleri okuduk. Bu özelliğini Galatasaray’da gösterip gösteremeyeceğini ise zaman gösterecek. Tabiki gelirse Harry Kewell ve Lucas Neill’dan sonra üçüncü bir yabancının takımda etkin bir hal almasının etkilerinin nasıl olacağı ise yine zamanla ortaya çıkacak. İşin ilginç tarafı Galatasaray’da yerli bir liderin olmaması. O lider bu yabancı liderlerin bile üzerinde bir etkiye sahip olmalı takım üzerinde. Bu esnada Arda Turan demek abesle iştigal olur. Evet, Arda bu takımın kaptanıdır ve sonuna kadar saygı duyulması gereken bir makamdadır. Ama benim demek istediğim lider oyuncu bir sıkıntı olması durumunda höt diyebilecek, takım içerisindeki kavgaları bıçak gibi bitirebilecek ve yaş itibari ile de saygı duyulacak bir isim olmalıydı. Bu illaki futbolcular içeirisinden olacak diye bir kaide de yok. Galatasaray’ın o şaşalı dönemlerinde takım içerisinde Hakan, Arif, Bülent bu işi saha içinde çok iyi uyguluyorlardı ancak bunların arkasındaki esas isim Fatih Terim idi. Kim bilir takım içerisindeki kaç tane kavgayı bitirdi, kaç tane kavgalıyı olay ortaya çıkmadan barıştırdı. İşte böyle bir isim lazım takıma. Tabi hangi sıfatla olur onu bilemiyorum.

Aslında demek istediğim bu değil. Cana geldiğinden beri yaptığı her röportajda oynadığı diğer takımlarda kısa zamanda kaptanlık makamına seçildiğini ya da liderlik vasfının hamurunda bulunduğunu anlatmakta. Hani derler ya, sen kendini anlatma, etrafındakiler seni anlatsın. Çok boş konuşmalar olmaya başladı bunlar sürdürüldükçe. Büyük ihtimalle transferi sırasında takıma bir lider lazım bu da sen olacaksın ya da olabilirsin diye gaza getirilmiş olabilir ama bu şekilde sürekli! konuşması takımdaki diğer oyuncular arasında dün bir bugün iki, daha yeni geldi hemen kaptanlığa ya da liderliğe soyunuyor diye düşünülmesine neden olabilir. Daha doğrusu ben bu şekilde düşünürdüm. Ben neyse de mesela Servet. Böyle düşündüğüne adım gibi eminim. Lorik Cana gerçekten lider olabilir, ancak takım içerisinde işini iyi yapmazsa, sadece kendi işiyle değil duruşuyla, konuşmasıyla vs. takıma onun gerçekten saygı duyulması gereken bir futbolcu olduğunu kanıtlayamazsa o liderlik lafları sadece ağzında bir kelam olarak kalır. Dediğim gibi; Cana liderlik, kaptanlık konuşmalarını bıraksın, işini güzelce yapsın; takım ve taraftar onu zaten layık olduğu makama erdirir.

Ferrari için Servet Verilir mi?

Temmuz 17, 2010, 5:25 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, gazete, Transfer kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Başlık başlı başına ayrı bir soru, Milliyet’in Galatasaray’la ilgili transfer haberleri apayrı. Daha yeni Kewell’ı geri getirdiler, Pino’ya imza attırdılar, Tochowski’yi uçağa bindirdiler. Bu haberler doğru çıkmazsa birileri çıkıp özür diler mi acaba onu çok merak ediyorum. Yoksa Ferrari için Servet verilir mi, bence verilir. Takımları için motivasyonları köreltilmiş iki adamın takası makuldür. Hep düşmanlık yapacak değil ya büyükler birbirine. Zaten bu tip icatlar da Sezgin’den çıkar ancak. Neyse cidden konu Ferrari geldi Servet gitti değil de bu yırtık dondan fırlarcasına ortaya çıkan transfer haberleri. Gerçekten ciddikaynaklardan mı geliyor bu haberler yoksa kaynağınızın üzerinde mi oturuyorsunuz beyler?

OFK Belgrad

Temmuz 16, 2010, 3:58 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Ülke: Sırbistan
Stad: Omladinski Stadion (19000)
Takım Değeri: 11 milyon Sterlin
Teknik Direktör: Dejan Djurdjevic (43)
Takımdaki Oyuncu Sayısı: 27
Takımdaki Yabancı Sayısı: 4 (Karadağ, Brezilya, Makedonya)
Takımdaki Önemli Oyuncular: Nemanja Milic, Nicola Simic, Bojan Saranov
Transferleri: Ivan Kecojevic (Cukaricki), Nikola Matek (Srem), Filip Pjevic (Mladost), Zoran Milovac (Indjija)
Gidenler: Branko Lazarevic (Caen), Petar Jelic (Volga), Abou (Vojvodino), Stefan Scepovic (Club Brugge), Amer Osmanagic (Lubin), Mrkela (Roter Stern)
Son Maçları:
OFK Belgrad Hajduk Kula 2:1
Cukaricki Stankom OFK Belgrad 0:0
OFK Belgrad Partizan Belgrad 0:3
FK BSK Borca OFK Belgrad 1:0
OFK Belgrad Torpedo Zhodino 2:2
Ligde Son Sezonu: Geçen sezon Sırp Ligi’ni Partizan ve Stern’in ardında 50 puanla 3. bitirdi. Ligdeki en golcü oyuncuları Nicola Simic (6) ve Nemanja Milic (6) oldu.

Torpedo Zhodino

Temmuz 16, 2010, 3:57 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ülke: Belarus
Stad: Torpedo (3000)
Takım Değeri: 4,5 milyon Sterlin
Teknik Direktör: Aleksandr Brazevich (37)
Takımdaki Oyuncu Sayısı: 27
Takımdaki Yabancı Sayısı: 5 (Ukrayna, Rusya, Nijerya)
Takımdaki Önemli Oyuncular: Beganski, Krivobok
Transferleri: Oleksandr Papush (Dinamo Brest)
Son Maçları:
Torpedo Zhodino FK Minsk 0:4
Neman Grodno Torpedo Zhodino 0:0
Torpedo Zhodino Fylkir Reykjavik 3:0
Fylkir Reykjavik Torpedo Zhodino 1:3
OFK Belgrad Torpedo Zhodino 2:2
Ligde Son Sezonu: 18 haftası geride kalan Belarus Ligi’nde 10 puanla son sırada yer almakta. Ligdeki en golcü oyuncusu Beganski (7 gol).

Kewell’la Anlaşıldı mı?

Temmuz 16, 2010, 1:30 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Az önce Milliyet’te Sabah gazetesi kaynaklı “Kewell’la tekrar anlaşıldı” haberini okudum. Eğer doğruysa taraftarın arzusu yerine getirilmiş olur ve Üstünel nedeniyle gerilen ilişkiler biraz daha yoluna girer gibi geliyor bana. Sonuçta Kewell Hagi’den bu yana Galatasaray’a gelmiş 1 numaralı profesyonel ve maç kurtaran, ruh katan futbolcu. Umarım doğrudur bu haber ve Kewell Pazartesi Hollanda’da Galatasaray kampında olur.

Bir de ortalarda dolaşan Trochowski hadisesi var ki çok beğeniyorum Alman futbolcuyu. Eğer gelirse çok yönlü oyunuyla tam bir joker olur orta sahada ve Ayhan’dan Barış’tan Sarp’tan uzun sürelerle ayrı kalırız. Tüh tüh!

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.