Ezik Kurtarıcı

Şubat 1, 2011, 10:36 am | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Kendi değerlerimizi kötülemeyi, onları yerden yere vurmayı çok seviyoruz. 3,5 senedir İngiltere’de başarısız olsun diye herşeyi yaptığımız, evladımız Tuncay Edin Dzeko’nun yerine Wolfsburg’a transfer edildi transferin son saatlerinde. Yanında senelerdir İstanbul uçağına binip binip inen Jan Polak da vardı üstelik. Medyanın yerden yere vurduğu çocuğumuz ve bir türlü 3 büyüklere getirilemeyen bu bildik isim, şu anda Bundesliga’nın 12. sırasındaki, eski şampiyon Wolfsburg’un kurtarıcısı olsunlar diye Almanya’nın yolunu tuttular. Yavaş yavaş haberleri basın organlarına düşmeye başladı bu transferin ama manşetten değil, dış haberler sayfasında aralardan girdi gündeme. Yazık hem de çok yazık…

Tek isteğim var Tuncay’dan: Lütfen kendin ol Almanya’da ve kimseye kulak asmadan oyna. Sadece oyna be hemşerim.

Reklamlar

O El Hareketi Podolski’ye Aynen İade!

Ekim 16, 2010, 12:28 pm | Bundesliga, Futbol, nuri şahin, ozhano, podolski kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kaşınanı kaşımış Nuri, Podolski’nin O’na karşı yaptığı el hareketine karşılık oyunda kalması ilginç olmuş ancak Nuri’nin hareketinden sonra Podolski’nin tepki vermemesi de “bi’halt ettik ceremesini de çekeceğiz” gibi görünmüş, diğer bir deyişle hazmetmesini bilmiş. Yalnız bir şey kesin ki, Podolski’ye Türkler birşey yapmışlar…

Hemen Bu Akşam Bırak

Mart 18, 2010, 3:00 am | Bundesliga, Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hafız sen hiç sezon sonunu falan bekleme, bu akşam çıkar eldivenleri as Nou Camp’ta soyunma odasına. Almanya’ya dönünce de adam gibi bıraktım de, git bahçende domates, biber ek nisan başında mayıs haziranda hasdını yap, çiçek yetiştir, hanımı çocukları al haftada bir kaç kez pikniğe, alışverişe falan çık. Ama bırak artık futbolu be adam, farkında değil misin o seni çoktan bırakmış!

Hertha Çökerken Seyreden Adam

Şubat 23, 2010, 8:37 pm | Bundesliga, Futbol, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Hertha Berlin’in Benfica ile Avrupa Ligi’nde deplasmanda oynadığı maç henüz sona ermedi ama bundan sonra maçın skorunun ne olacağının bana göre pek de önemi kalmadı zaten. 60. dakikada 4-0 önde Benfica. Bir efsane akım, bir başkent takımı, hem de öyle hikayeden bir takım değil, son 10 sezonda 2 kez Almanya Kupası kazanmış, Şampiyonlar Ligi oynamış, bir çok kez ilk 4’te Bundesliga’da kendisine yer bulmuş olan Hertha Berlin bu sezonki engellenemez dibe seyahatine devam ediyor. Hertha Berlin çökerken bunun sorumlusunu pek uzaklarda aramaya bence gerek yok. Takımın başına Ekim ayında geçen Funkel değil müsebbib, o adamın adı Michael Preetz. Evet o bildiğimiz eski Alman Milli forvet, Berlin efsanesi adam. Tam 7 sene terlettiği o formayı en tepeye taşısın diye takımın Genel Menjerleğine getirilen Preetz. Haziran ayında Futbol Takımının sorumluluğuna geldiğinden beri yapılan transferler, hoca tercihleri Hertha’yı adeta bitirdi. Transfer sezonunda en önemli oyuncuları Pantelic’i, Babic’i, Chahed’i, Simunic’i kaybeden, takıma çok şeyler katan Voronin’i takımda tutamayan, Cufre’yi harcayan Preetz, bu adamların açıklarını eften püften adamlarla kapamaya çalışınca sonuç felaket oldu. Janker dışında elle tutulur tek transferi yok Berlin’in. Bu gece Benfica’dan fark yerken, Bundesliga’da son sıraya demirlemişken Preetz o koltukta daha ne kadar oturacak çok merak ediyorum. Bu takımın geçen sezonu 4. bitirirken sahip kadro kalitesi ve oynadığı topu hatırlıyorum da Preetz’in hala istifa etmemiş olması beni hayrete düşürüyor. Her şeye rağmen Berlin ligden düşerse bizim büyüklere gelebilecek hala bir kaç oyuncusu mevcut. Fink Beşiktaş’ta oynayabiliyorsa Friedrich, Janker, Dardai, Wichniarek, Turkcell Süper Lig’de çok iş yaparlar.

Arjen Robben’den nefis gol

Ocak 24, 2010, 11:00 am | Bundesliga, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bayern, Mario Gomez saolsun, pozisyonları harcadıkça harcadı ve maç 2-2’ye geldi. Bu durum ‘büyük yorumcu’ Ömer Üründül’ün ağzına mahalle futbolu tabiri olarak yapıştı ve sürekli ‘atamayana atarlar’ diyip durdu. Hatta en baba yorumu “Bak futbolu görüyor musun? Maç 6-1 olacakken 2-2 oldu. Futbol böyle bir şey işte…” idi. Neyse maçın son 10 dakikası. Bayern kalecinin solundan, Bayern’in sağından serbest atış kazandı. Robben ne vurdun sen öyle!!! Arka direkte biri tamamladı, ya da kaleci ufak bir dokunuşla topu direğin hemen üstünden kornere çeldi diye düşünürken meğer herkes kalenin içine girmiş. Hakkaten şahane bir gol… İzlemeye doyamam. Gol sonrası van Gaal ile sevinç de nefis. Gerçi Yılmaz Vural gibi gol oldu diye kendini yere atmadı van Gaal. Sadece geri geri gelirken takıldı ve düştü. Fakat ne farkeder. Medyanın çarpıtmasına geldi bir kere =)

(açamayana link >> http://www.youtube.com/watch?v=S02LHknOb5Q)

Fark Var

Ekim 22, 2009, 11:56 am | Bundesliga, Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Felix Magath
Armin Veh
Magath’ın Grafitesi
Veh’in Grafitesi

>Fark Var

Ekim 22, 2009, 11:56 am | Bundesliga, Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Felix Magath
Armin Veh
Magath’ın Grafitesi
Veh’in Grafitesi

Ribery ve Robinho

Ekim 16, 2009, 2:00 pm | Bundesliga, EPL, Futbol, Serie A, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu iki adam devre arasında transfer piyasasında adını en çok duyacağımız futbolcular. Kakuta yüzünden FIFAlık olan ve trabsfer yasağı süren Chelsea’nin yönetimi itirazlarının kabul edileceğine ve Ocak ayı için tekrar transfer izni alabileceklerine inanmakta. Bir taraftan eldeki oyuncularıyla kontrat yenilemekte olan İngilizler yasak kalktığı anda atağa geçmek için hedeflerini belirlemiş durumdalar: Franck Ribery. Bayern’den ayrılmak istediğini 100 kere söyleyip 101 kere inkar eden Fransız’a yapılacak çılgın bir teklif karşılığında Real yerine parayı tercih edebileceği düşünülebilir. Bonservis bedeli olarak yaklaşık 70 milyon Euro’dan bahsediliyor. Geçenlerde Drogba “Vieria’yı isterim” diye tutturmuştu. Abdal’a malum olur diyip geçelim.
Öte yanda Manchester’ın mavilerinde bir türlü hak ettiği değeri görmediğini düşünen Robinho için de bir talip var: Barcelona. Robinho’yu para harcamadan, takasla almak istiyorlar. Adı geçen oyuncular Thierry Henry, Carles Puyol, Yaya Toure ve Eric Abidal. City öncelikli olarak bence Henry ve Puyol’a sarkacaktır. Ibra’nın gelmesi ve Pep’in gençleri daha fazla işin içine sokmaya başlamsıyla birlikte Henry biraz geri planda kalmış durumda. Adı ve kariyeriyle City’nin 1 numaralı adamı olacaktır giderse. Üstelik İngiltere’yi özlediğini bir çok kez de dile getirmiş durumda. Puyol da City’nin aradığı deli dolu, kuvvetli savunmacı. Robinho zaten sırf inat olsun diye bile Barça’ya hayır demeyecek bir adam. Ribery’ninkinden çok bu transfer aklıma yatıyor. Olur mu olur.

Bu Ocak yine yaşadı gazeteciler dedikodu da haber de çok olacak.

>Ribery ve Robinho

Ekim 16, 2009, 2:00 pm | Bundesliga, EPL, Futbol, Serie A, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu iki adam devre arasında transfer piyasasında adını en çok duyacağımız futbolcular. Kakuta yüzünden FIFAlık olan ve trabsfer yasağı süren Chelsea’nin yönetimi itirazlarının kabul edileceğine ve Ocak ayı için tekrar transfer izni alabileceklerine inanmakta. Bir taraftan eldeki oyuncularıyla kontrat yenilemekte olan İngilizler yasak kalktığı anda atağa geçmek için hedeflerini belirlemiş durumdalar: Franck Ribery. Bayern’den ayrılmak istediğini 100 kere söyleyip 101 kere inkar eden Fransız’a yapılacak çılgın bir teklif karşılığında Real yerine parayı tercih edebileceği düşünülebilir. Bonservis bedeli olarak yaklaşık 70 milyon Euro’dan bahsediliyor. Geçenlerde Drogba “Vieria’yı isterim” diye tutturmuştu. Abdal’a malum olur diyip geçelim.
Öte yanda Manchester’ın mavilerinde bir türlü hak ettiği değeri görmediğini düşünen Robinho için de bir talip var: Barcelona. Robinho’yu para harcamadan, takasla almak istiyorlar. Adı geçen oyuncular Thierry Henry, Carles Puyol, Yaya Toure ve Eric Abidal. City öncelikli olarak bence Henry ve Puyol’a sarkacaktır. Ibra’nın gelmesi ve Pep’in gençleri daha fazla işin içine sokmaya başlamsıyla birlikte Henry biraz geri planda kalmış durumda. Adı ve kariyeriyle City’nin 1 numaralı adamı olacaktır giderse. Üstelik İngiltere’yi özlediğini bir çok kez de dile getirmiş durumda. Puyol da City’nin aradığı deli dolu, kuvvetli savunmacı. Robinho zaten sırf inat olsun diye bile Barça’ya hayır demeyecek bir adam. Ribery’ninkinden çok bu transfer aklıma yatıyor. Olur mu olur.

Bu Ocak yine yaşadı gazeteciler dedikodu da haber de çok olacak.

Bayern Altyapısı

Ekim 7, 2009, 11:34 am | Altyapı, Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bayern München özellikle 1990’ların başında altyapı sistemini kökten değiştirerek sadece pahalı transferlerle değil özkaynaklarıyla da yükselen bir ekip olma yolunda önemli adımlar attı. Hem şimdiki kadrosunda hem de diğer takımlarda altyapısından çıkardığı önemli oyuncular mevcut. Aşağıda bu oyuncuların bir listesini görebiliriz. Şu an Altyapının başındaki isim Werner Kern. Kern Bayern Amatör takımını 7 sene çalıştırıp aynı anda A takım yardımcı antrenörlüğünü yürüttükten sonra Nürnberg, Tier ve Ulm gibi takımlarda görev almış. Kern adeta bir seyyah gibi tüm dünyayı dolaşarak oyuncu arıyor. Bir çok ülkeden denemek üzere gençleri 6 ay ya da 1 senelik kontratlarla kulübe bağlıyor. Başarılı projelerden biri Hargreaves bir diğeri Misimovic. Başarısız olup vazgeçilen isimler de var, Perulu 94 doğumlu Corroy gibi örneğin. Sözün özü yerel oyuncuları yetiştirmekte daha yüksek bir başarı yakalayan Bayern altyapısı hem Bayern’e hem de Alman Milli takımlarına çok önemli hizmetler veriyor. Transfere çok para harcayan takımlardan biri olsa da Bayern en azından rol oyuncularını ya da başka bir deyişle askerlerini kendi içinden çıkarıyor. Büyük diye adlandırdığımız takımlara örnek olsa keşke bu uygulamaları.

Bayern Altyapısından çıkmış önemli isimler:
Halen Takımda Olanlar
Schweinsteiger
Lahm
Ottl
Müller
Rensing
Lell
Başka Takımlarda Olanlar

Guerrero (Hamburg)
Misimovic (Wolfsburg)
Hargreaves (Man Utd)
Trochowski (Hamburg)
Kroos (Leverkusen)

>Bayern Altyapısı

Ekim 7, 2009, 11:34 am | Altyapı, Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bayern München özellikle 1990’ların başında altyapı sistemini kökten değiştirerek sadece pahalı transferlerle değil özkaynaklarıyla da yükselen bir ekip olma yolunda önemli adımlar attı. Hem şimdiki kadrosunda hem de diğer takımlarda altyapısından çıkardığı önemli oyuncular mevcut. Aşağıda bu oyuncuların bir listesini görebiliriz. Şu an Altyapının başındaki isim Werner Kern. Kern Bayern Amatör takımını 7 sene çalıştırıp aynı anda A takım yardımcı antrenörlüğünü yürüttükten sonra Nürnberg, Tier ve Ulm gibi takımlarda görev almış. Kern adeta bir seyyah gibi tüm dünyayı dolaşarak oyuncu arıyor. Bir çok ülkeden denemek üzere gençleri 6 ay ya da 1 senelik kontratlarla kulübe bağlıyor. Başarılı projelerden biri Hargreaves bir diğeri Misimovic. Başarısız olup vazgeçilen isimler de var, Perulu 94 doğumlu Corroy gibi örneğin. Sözün özü yerel oyuncuları yetiştirmekte daha yüksek bir başarı yakalayan Bayern altyapısı hem Bayern’e hem de Alman Milli takımlarına çok önemli hizmetler veriyor. Transfere çok para harcayan takımlardan biri olsa da Bayern en azından rol oyuncularını ya da başka bir deyişle askerlerini kendi içinden çıkarıyor. Büyük diye adlandırdığımız takımlara örnek olsa keşke bu uygulamaları.

Bayern Altyapısından çıkmış önemli isimler:
Halen Takımda Olanlar
Schweinsteiger
Lahm
Ottl
Müller
Rensing
Lell
Başka Takımlarda Olanlar

Guerrero (Hamburg)
Misimovic (Wolfsburg)
Hargreaves (Man Utd)
Trochowski (Hamburg)
Kroos (Leverkusen)

>Dortmund’da Türk Güreşi

Eylül 14, 2009, 12:34 pm | Bundesliga, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Fotoğraftakiler Bayern’li Hamit ve Dortmund’lu Nuri. Milli takımımızın biri ası diğeri yedeği. Ama her ikisi de takımlarının ilk 11 oyuncusu ve bu hafta sonu Bayern’le Dortmund karşılaşırken onlar da sahadaydı. Mevkileri gereği bir çok kez aynı anda aynı yerdeydiler. Bayern maçı 5-1 kazanırken Nuri her şeye hatta Hamit’e rağmen ayakta kaldı. Yukarıdaki fotoğrafta pehlivan edasıyla endam eden gençlerin bu enstantanesi de bize tatlı bir hatıra oldu.

Dortmund’da Türk Güreşi

Eylül 14, 2009, 12:34 pm | Bundesliga, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Fotoğraftakiler Bayern’li Hamit ve Dortmund’lu Nuri. Milli takımımızın biri ası diğeri yedeği. Ama her ikisi de takımlarının ilk 11 oyuncusu ve bu hafta sonu Bayern’le Dortmund karşılaşırken onlar da sahadaydı. Mevkileri gereği bir çok kez aynı anda aynı yerdeydiler. Bayern maçı 5-1 kazanırken Nuri her şeye hatta Hamit’e rağmen ayakta kaldı. Yukarıdaki fotoğrafta pehlivan edasıyla endam eden gençlerin bu enstantanesi de bize tatlı bir hatıra oldu.

>Efsane Vuruş ve Ballack

Eylül 5, 2009, 10:28 am | Bundesliga, Futbol, La Liga, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Real Madrid Bayer Leverkusen’le finalde karşılaşıyor 2002’de. Roberto Carlos’un ortasında Zidane yerini ve pozisyonu almış kalçadan muazzam bir vole çıkarıyor. Arka planda Zizou’yu kaçırmış olan Ballack “yok daha neler” dercesine bakıyor. Pozisyonun sonucunu hepimiz biliyoruz. Ballack maç sonu muhtemelen “Nasıl vurdun o topa?” diye soruyor Zidane’a, Zizou her zamanki mütevaziliğinde. Sonra sıkılıyor hep finalde kaybetmekten Leverkusen’i bırakıp Bayern’e geçiyor. Ama bugün bile hala Zidane’a o voleyi vurduran adam olarak hatırlıyoruz onu. Adamını kaçırdığın için teşekkürler Ballack.

İlk fotoğraf Gerry Penny/EPA ikincisini bilmiyorum.

Efsane Vuruş ve Ballack

Eylül 5, 2009, 10:28 am | Bundesliga, Futbol, La Liga, UCL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Real Madrid Bayer Leverkusen’le finalde karşılaşıyor 2002’de. Roberto Carlos’un ortasında Zidane yerini ve pozisyonu almış kalçadan muazzam bir vole çıkarıyor. Arka planda Zizou’yu kaçırmış olan Ballack “yok daha neler” dercesine bakıyor. Pozisyonun sonucunu hepimiz biliyoruz. Ballack maç sonu muhtemelen “Nasıl vurdun o topa?” diye soruyor Zidane’a, Zizou her zamanki mütevaziliğinde. Sonra sıkılıyor hep finalde kaybetmekten Leverkusen’i bırakıp Bayern’e geçiyor. Ama bugün bile hala Zidane’a o voleyi vurduran adam olarak hatırlıyoruz onu. Adamını kaçırdığın için teşekkürler Ballack.

İlk fotoğraf Gerry Penny/EPA ikincisini bilmiyorum.

>Daha Çok Hollandalı Daha Çok!

Ağustos 28, 2009, 12:02 am | Bundesliga, Futbol, La Liga kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>25 Milyon Euro’ya artık Bayern oyuncusu Arjen Robben. Akşam saatlerinde Münih’e giderek kontrat görüşmelerine başlamış vaziyette. Bir sorun çıkmaz ve yarın da resmi imzayı atar en geç. Van Gaal daha çok Hollandalı alarak sorunu çözebileceğini düşünüyor, sırada Ribery karşılığında Van der Vaart var. Acaba bizim bilmediğimiz “Ne kadar çok Hollandalı, kadar çok başarı” diye bir formül mü var?

Daha Çok Hollandalı Daha Çok!

Ağustos 28, 2009, 12:02 am | Bundesliga, Futbol, La Liga kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

25 Milyon Euro’ya artık Bayern oyuncusu Arjen Robben. Akşam saatlerinde Münih’e giderek kontrat görüşmelerine başlamış vaziyette. Bir sorun çıkmaz ve yarın da resmi imzayı atar en geç. Van Gaal daha çok Hollandalı alarak sorunu çözebileceğini düşünüyor, sırada Ribery karşılığında Van der Vaart var. Acaba bizim bilmediğimiz “Ne kadar çok Hollandalı, kadar çok başarı” diye bir formül mü var?

>Wolfsburg Kaynıyor

Ağustos 26, 2009, 10:58 pm | Bundesliga, Futbol, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Dzeko ve Ziani idmanda idmanda birbirine girer, takım ruhu kaybolur, kimya bozulur, formül fos çıkar. Wolfsburg fena halde kaynıyor, endüstriyel futbol karşıtları bizler üzülüyoruz.

Wolfsburg Kaynıyor

Ağustos 26, 2009, 10:58 pm | Bundesliga, Futbol, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Dzeko ve Ziani idmanda idmanda birbirine girer, takım ruhu kaybolur, kimya bozulur, formül fos çıkar. Wolfsburg fena halde kaynıyor, endüstriyel futbol karşıtları bizler üzülüyoruz.

>Madara Olmadan Futbolu Bırakması Gerekenler #1

Ağustos 8, 2009, 7:48 am | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>Jens Lehmann. 10 Kasım 1969 doğumlu Stuttgart kalecisi, 41 yaşına az kaldı. Dün akşamki Wolfsburg maçında bir kez daha kanaat getirdim ki bu adamın işi bitmiş. Hele ilk golden sonra geçip giden topun ardından kendini plonjon yapıyormuşçasına yere atması beni hem sinir hem kahkaha krizine soktu. Babbel’in Gotlieb Daimlers günleri çok kısa olur Lehmann’a alternatif bulamazsa. Alman futbolunun bu kaleci sorunu daha ne kadar büyüyerek devam edecek bilemiyorum. Kahn sonrası tam bir enkaz gibi. Biraz Adler, biraz Enke, gerisi vasatın altında.

Bırak diyorum hacı artık, duymuyor musun! Bırak bırak!

>İşbilmez TRT

Ağustos 7, 2009, 9:02 pm | Bundesliga, Futbol, TRT kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>Avrupa’nın en gösterişli ve zevkli futbollarından birinin oynandığı lig Bundesliga. İspanya ya da İngiltere’deki kadar olmasa da bir çok yıldız oyuncu Almanya’da forma giymekte. Bundesliga’nın yayın hakları geçen sene Kanal 24’teydi ki keşke orada kalabilse ve Okay Karacan ve ekibinin elinde anlam bulsa demiştik. Ancak yayın hakları 3 seneliğine TRT tarafından satın alındı. Son dönemde reyting kaygısı yaşayan, hatta bu kanala dizi hazırlayan şirketlerin reyting kuruluşları ile girdiği kanunsuz ilişkiler nedeniyle tekrar yaratmaya çalıştığı popülaritesi sarsılan TRT için Bundesliga çok büyük bir şans. Şans da bu şansı reyting ve nakde çevirecek yayıncılık zekası mevcut değil kurum idarecelerinde.

Bugün Bundesliga Wolfsburg-Stuttgart maçı ile start aldı. Son 3 sezonun 2 şampiyonu karşılaşıyor, sahada Türk asıllı Serdar Taşçı var, Yıldıray yedekte, Grafite, Dzeko, Hleb, Pogrebnyak gibi yıldızlar sahada ama Bundesliga’nın açılış maçı TRT 3’de. Ara ara zor buldum maçı Digiturk’te, muhtemelen uydudan da izlenemiyor, çünkü yurtdışı yayını da yasak tıpkı diğer liglerde olduğu gibi. Doğru düzgün reklamı yapılmamış, öne çıkarılmamış, diziler lige tercih edilmiş. Milletin futbola muhtaç olduğu şu dönemde, La Liga ve Serie A başlamadan Bundesliga tutkunları oluşturabilirdi TRT kendine. Örneğin şu anda izlediğim Wolfsburg maçı öylesine zevkli ve kıran kırana geçiyor ki 2. yarısı başlayan Beşiktaş maçını hiç mi hiç aramıyorum.

Bunun adı işbilmezliktir, devlet kurumu TRT alabileceği onca reklamı da heba ederken milletin parası boşa gitmektedir. Yazık, çok yazık.

>Hleb İnter’e Kiralanmamış mıydı?

Temmuz 30, 2009, 4:32 pm | Bundesliga, EPL, La Liga, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Zlatan İbrahimovic-Samuel Etoo takasında İnter’e Etoo ile beraber 1 yıllığına gideceği yazılıyordu ama Barcelona Kulübü Hleb’in eski takımı Stuttgart’a 1 yıllığına kiralanacağını duyurdu. Hayırlı olsun.

Kaynak: nvtspor

Diğer yandan Man. City Kolo Toure’den sonra defansın göbeği için Everton’lu Lescott’un transferini sonlandırmaya çalışıyor. İlk teklif 15 milyon pounddu. Sonra 17 milyon pound şimdi de 20 milyon pounda kadar yükseltmişler. Ama Everton aynı hızla reddetmiş bu teklifi de. Lescott tamam iyi oyuncu da 30 milyon da etmez bana göre. Neyse bakalım BAE Şeyhi eli öpülesi Mansur Baba ısrarına devam edecek mi ya da Everton daha ne kadar dayanabilecek?

>Frank Ribery-Nicklas Bendtner

Temmuz 25, 2009, 4:46 pm | Bundesliga, EPL, Futbol, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>

Arsenal, Bayern Münih’e resmi olarak teklifini yapmış ve teklif de şu:

Frank Ribery=Nicklas Bendtner+20 milyon pound

Bayern’de Real’in 40-50 milyon euroluk teklifinden sonra bu teklifin kabul görmeyeceğini görmek için alim olmaya gerek yok. Ama acaba Arsenal yetkilileri bu teklifin kabul göreceğini gerçekten düşünüyorlar mı?

>Gerard Houllier ve Hamdi Arıkan

Haziran 11, 2009, 2:50 pm | Bundesliga, Futbol, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

> Bir ara adı Galatasaray ile anılan Gerard Houllier Köln ile anlaşmış. Geçirdiği hastalıktan sonra kendi kariyerini tekrar üst seviyelere çıkarmak için Bundesliga’yı uygun görmüş. İnşallah istediği gibi olur. Hem ona hem de Köln’e hayırlı olsun.
Ben bu adamı Türkiye’de matematik deyince ilk akla gelen isimlerden biri olan duayen “Prof. Dr. Hamdi Arıkan”a benzetiyorum. Hamdi Arıkan 1940 yılında doğmuş olup kalp rahatsızlığı sonrası bir süre üniversitelerde ders vermeye ara vermişti. Ben de ondan ders alma şansına nail olabilen insanlardan biri olup 99 yılında üniversite lisans 1. sınıfta iken dersinde “Kosinüs” derken yığılıp kalmış ve paldır küldür hastaneye yetiştirmiştik onu. Hayatımda o kahrolası depremden sonra en kötü andı. Çünkü kendisinin tüm öğrencileri tarafından sevildiği aşikardı. (Dersine katılan ya da kitaplarını okuyanlar çok iyi bilirler ki hocamızın en çok kullandığı kelime “aşikar”dır. Fakat hiç bir zaman ben onun “aşikar olarak problemin çözümü bu şekilde elde edilir” dediği hiç bir problemin çözümünü anlamamışımdır :D) Aynı Hamdi Hocamız’da olduğu gibi Houllier de saha kenarında yığılıp kalırsa hiç şaşırmam. Çok dikkat etmesi gerek kendisine. Neyse hem Hamdi Hocamıza hem de Houllier’e Allah uzun ömür versin. Her ikisinin de hem futbola hem de matematiğe verecek çok şeyi var.

Gerard Houllier ve Hamdi Arıkan

Haziran 11, 2009, 2:50 pm | Bundesliga, Futbol, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir ara adı Galatasaray ile anılan Gerard Houllier Köln ile anlaşmış. Geçirdiği hastalıktan sonra kendi kariyerini tekrar üst seviyelere çıkarmak için Bundesliga’yı uygun görmüş. İnşallah istediği gibi olur. Hem ona hem de Köln’e hayırlı olsun.
Ben bu adamı Türkiye’de matematik deyince ilk akla gelen isimlerden biri olan duayen “Prof. Dr. Hamdi Arıkan”a benzetiyorum. Hamdi Arıkan 1940 yılında doğmuş olup kalp rahatsızlığı sonrası bir süre üniversitelerde ders vermeye ara vermişti. Ben de ondan ders alma şansına nail olabilen insanlardan biri olup 99 yılında üniversite lisans 1. sınıfta iken dersinde “Kosinüs” derken yığılıp kalmış ve paldır küldür hastaneye yetiştirmiştik onu. Hayatımda o kahrolası depremden sonra en kötü andı. Çünkü kendisinin tüm öğrencileri tarafından sevildiği aşikardı. (Dersine katılan ya da kitaplarını okuyanlar çok iyi bilirler ki hocamızın en çok kullandığı kelime “aşikar”dır. Fakat hiç bir zaman ben onun “aşikar olarak problemin çözümü bu şekilde elde edilir” dediği hiç bir problemin çözümünü anlamamışımdır :D) Aynı Hamdi Hocamız’da olduğu gibi Houllier de saha kenarında yığılıp kalırsa hiç şaşırmam. Çok dikkat etmesi gerek kendisine. Neyse hem Hamdi Hocamıza hem de Houllier’e Allah uzun ömür versin. Her ikisinin de hem futbola hem de matematiğe verecek çok şeyi var.

>Bundesliga 2008-2009 Şampiyonu Resmen Wolfsburg

Mayıs 23, 2009, 5:51 pm | Bundesliga, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bundesliga’da son haftaya Bayern Münih’in 2 puan önünde lider olarak giren Wolfsburg son maçta hafta içinde UEFA Kupası final maçında kupayı Shakhtar’a kaptıran Werder Bremen’i 5-1 gibi farklı bir skorla mağlup etmeyi başardı ve tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu mutluluğunu tattı. Dzeko(1) ve Grafite(2) de olağan karşılanabilecek şekilde gollerden 3’üne imzalarını attılar. Bremen’in golünü ise Diego attı.

Bu arada Bayern Münih de Stuttgart’ı 2-1 yendi.


Felix Magath Bayern’i şampiyon yaptı. Şimdi Wolfsburg’u aynı konuma taşıdı. Gelecek sezon da Schalke’de olacak. Bakalım Schalke’ye de şampiyonluk mutluluğunu tattırabilecek mi? Nitekim Schalke de en son lig şampiyonluğunu 1958 yılında elde etmiş. Yarım asrı geçkin süre sonra Magath ile tekrar o mertebeye ulaşırsa kimse şaşırmayacak büyük ihtimalle.

Bundesliga 2008-2009 Şampiyonu Resmen Wolfsburg

Mayıs 23, 2009, 5:51 pm | Bundesliga, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bundesliga’da son haftaya Bayern Münih’in 2 puan önünde lider olarak giren Wolfsburg son maçta hafta içinde UEFA Kupası final maçında kupayı Shakhtar’a kaptıran Werder Bremen’i 5-1 gibi farklı bir skorla mağlup etmeyi başardı ve tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu mutluluğunu tattı. Dzeko(1) ve Grafite(2) de olağan karşılanabilecek şekilde gollerden 3’üne imzalarını attılar. Bremen’in golünü ise Diego attı.

Bu arada Bayern Münih de Stuttgart’ı 2-1 yendi.


Felix Magath Bayern’i şampiyon yaptı. Şimdi Wolfsburg’u aynı konuma taşıdı. Gelecek sezon da Schalke’de olacak. Bakalım Schalke’ye de şampiyonluk mutluluğunu tattırabilecek mi? Nitekim Schalke de en son lig şampiyonluğunu 1958 yılında elde etmiş. Yarım asrı geçkin süre sonra Magath ile tekrar o mertebeye ulaşırsa kimse şaşırmayacak büyük ihtimalle.

Yazık Oldu Klinsmann Efendi’ye

Nisan 27, 2009, 5:20 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

O artık Bayern yedek kulübesindeki koltuklara değil, Amerika’dan gelmesini umduğunu telefonu beklerken birasını yudumlayacağı cafelerin barların koltuklarına oturacak. O bir türlü kendini sevdiremediği Bayern taraftarının önünde değil başka renklere gönül vermiş ve sırf takımın başına o geçti diye takımının maçlarına daha bir hevesle gelecek yeni kulübünün taraftarlarının önünde yönetecek yeni kadrosunu. Tıpkı taraftaralar gibi kendisini bir türlü sevemeyen futbolcu ordusuna değil, ona saygı duyan emekçilere verecek taktiğini. Premier League’de hocalık yapacak bir gün Klinsmann ve Avrupa kupalarında eşleştiği Bayern’i elerken gülmeyecek bıyık altından, içi acıyacak ama o yine de işini yapacak, yine de, her şeye rağmen, her türlü nankörlüğe karşı o bir Bayernli olarak kalacak.

Yazık oldu Klinsmann’a, bence futbolcuları yedi başını, ama olsun Klinsmann çamura düşmekle değer kaybetmez. Altın saçlı ve kalpli adamı çok seviyoruz hala!

>Yazık Oldu Klinsmann Efendi’ye

Nisan 27, 2009, 5:20 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>O artık Bayern yedek kulübesindeki koltuklara değil, Amerika’dan gelmesini umduğunu telefonu beklerken birasını yudumlayacağı cafelerin barların koltuklarına oturacak. O bir türlü kendini sevdiremediği Bayern taraftarının önünde değil başka renklere gönül vermiş ve sırf takımın başına o geçti diye takımının maçlarına daha bir hevesle gelecek yeni kulübünün taraftarlarının önünde yönetecek yeni kadrosunu. Tıpkı taraftaralar gibi kendisini bir türlü sevemeyen futbolcu ordusuna değil, ona saygı duyan emekçilere verecek taktiğini. Premier League’de hocalık yapacak bir gün Klinsmann ve Avrupa kupalarında eşleştiği Bayern’i elerken gülmeyecek bıyık altından, içi acıyacak ama o yine de işini yapacak, yine de, her şeye rağmen, her türlü nankörlüğe karşı o bir Bayernli olarak kalacak.

Yazık oldu Klinsmann’a, bence futbolcuları yedi başını, ama olsun Klinsmann çamura düşmekle değer kaybetmez. Altın saçlı ve kalpli adamı çok seviyoruz hala!

Adam Gibi Futbolcu

Mart 21, 2009, 1:47 pm | Bundesliga, Futbol, Galatasaray, UEFA Cup kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

“İlk maçta oyundan çıkarken de davranışları olay olmuş. Burada da sahanın ortasında soyunma odasına kızgın bir vaziyette gitmesi hiç hoş bir görüntü değildi. Karara saygı duymayabilir, ama giydiği formaya saygı duyması gerekir. Galatasaray büyük bir kulüp, Lincoln’e hiç yakıştıramadım.”

Galatasaray’ı 2-3 mağlup ettikleri maç sonrası Lincoln üzerine Olic’in yorumları.

>Adam Gibi Futbolcu

Mart 21, 2009, 1:47 pm | Bundesliga, Futbol, Galatasaray, UEFA Cup kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>“İlk maçta oyundan çıkarken de davranışları olay olmuş. Burada da sahanın ortasında soyunma odasına kızgın bir vaziyette gitmesi hiç hoş bir görüntü değildi. Karara saygı duymayabilir, ama giydiği formaya saygı duyması gerekir. Galatasaray büyük bir kulüp, Lincoln’e hiç yakıştıramadım.”

Galatasaray’ı 2-3 mağlup ettikleri maç sonrası Lincoln üzerine Olic’in yorumları.

>Hamburg’ta Bir Türk: Özcan Arkoç

Mart 18, 2009, 10:11 am | Beşiktaş, Bundesliga, Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Galatasaray’ın yarın akşam sahasında UEFA çeyrek finali için karşı karşıya geleceği Hamburg’ta iz bırakan önemli bir Türk var: Özcan Arkoç. yaşı 50-60 arası olanların rahatça hatırladığı bir isim ama bizler gibi 70 veya 80’lerde doğanlar onu pek tanımıyor. Futbola Vefa’da başlayıp 1958’de Fenerbahçe’ye transfer oluyor Özcan Arkoç. 1958-1959 sezonunda kurulan Türkiye Profesyonel Futbol Ligi’nde Fenerbahçe’nin ilk resmi kalecisi oluyor ve Fenerbahçe ilk şampiyonluğunu kazanırken yine kaledeki isim Özcan Arkoç. Daha sonra 1962 senesinde futbol bugünkü gibi abartılmadığı ve düşmanlık gibi görülmediği için Beşiktaş’a transfer oluyor Arkoç. 2 sezon burada forma giydikten sonra Avusturya’nın Austria Wien takımına geçiyor. Buradaki performansıyla dikkat çekince bu sefer Almanlar’ın ünlü kulübü Hamburg kanca atıyor Arkoç’a, çekip Almanya’ya getiriyorlar. Alman takımında 1967 senesinde kaleye geçip 8 sene ayrılmıyor oradan, tam 159 lig maçına çıkıyor sakatlık ve ceza nedeniyle oynayamadığı maçlar dışında. Hamburg’da bir efsane oluyor, Kupa Galipleri Kupası finalinde 1968’de Milan’a 2-1 kaybeden Hamburg’un kalesindeki isim de o oluyor. 1976’da futbolculuk kariyerine 37 yaşında son veriyor Özcan Arkoç ve Hamburg’un yardımcı antrenörlüğüne getiriliyor. O sezon Teknik Direktör Kuno Klötzer’le birlikte Kupa Galipleri Kupasını getiriyorlar Hamburg’a. Klötzer bu başarının ardından daha büyük paralara Hertha Berlin’e geçince Rudi Gutendorf geliyor Hamburg’a ama bu evlilik çok kısa sürüyor ve kovulan Gutendorf’un yerine Özcan Arkoç Teknik Direktörlüğe getiriliyor Hamburg’ta. Sözleşmesi yenilenmeyince sezon sonu görevden ayrılıyor. Daha sonra alt lig takımlarından Wormatia ve Holstein’da görev alıyor bir süre ve Teknik Direktörlüğe devam etmeyerek Hamburg’a yerleşiyor ve hala Hamburg’ta fazlasıyla saygı duyulan futbol duaenlerinden biri.
Almanya’da iz bırakan ilk Türk futbolcu, Metin Oktay’ın ağları yırtan golünü yiyen kaleci, yurtdışındaki ilk Teknik adamımız olmasıyla aslında Türk Futbol tarihi için çok önemli bir isim Özcan Arkoç. 9 kez milli formayı giyen ve “Benden ideal bir birinci adam olmaz ama çok iyi bir ikinci adam olur” diyebilecek kadar da mütevazi bir adam. Özcan Arkoş Türk Futbol tarihinin unutumaması gereken isimlerinden.

Hamburg’ta Bir Türk: Özcan Arkoç

Mart 18, 2009, 10:11 am | Beşiktaş, Bundesliga, Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray’ın yarın akşam sahasında UEFA çeyrek finali için karşı karşıya geleceği Hamburg’ta iz bırakan önemli bir Türk var: Özcan Arkoç. yaşı 50-60 arası olanların rahatça hatırladığı bir isim ama bizler gibi 70 veya 80’lerde doğanlar onu pek tanımıyor. Futbola Vefa’da başlayıp 1958’de Fenerbahçe’ye transfer oluyor Özcan Arkoç. 1958-1959 sezonunda kurulan Türkiye Profesyonel Futbol Ligi’nde Fenerbahçe’nin ilk resmi kalecisi oluyor ve Fenerbahçe ilk şampiyonluğunu kazanırken yine kaledeki isim Özcan Arkoç. Daha sonra 1962 senesinde futbol bugünkü gibi abartılmadığı ve düşmanlık gibi görülmediği için Beşiktaş’a transfer oluyor Arkoç. 2 sezon burada forma giydikten sonra Avusturya’nın Austria Wien takımına geçiyor. Buradaki performansıyla dikkat çekince bu sefer Almanlar’ın ünlü kulübü Hamburg kanca atıyor Arkoç’a, çekip Almanya’ya getiriyorlar. Alman takımında 1967 senesinde kaleye geçip 8 sene ayrılmıyor oradan, tam 159 lig maçına çıkıyor sakatlık ve ceza nedeniyle oynayamadığı maçlar dışında. Hamburg’da bir efsane oluyor, Kupa Galipleri Kupası finalinde 1968’de Milan’a 2-1 kaybeden Hamburg’un kalesindeki isim de o oluyor. 1976’da futbolculuk kariyerine 37 yaşında son veriyor Özcan Arkoç ve Hamburg’un yardımcı antrenörlüğüne getiriliyor. O sezon Teknik Direktör Kuno Klötzer’le birlikte Kupa Galipleri Kupasını getiriyorlar Hamburg’a. Klötzer bu başarının ardından daha büyük paralara Hertha Berlin’e geçince Rudi Gutendorf geliyor Hamburg’a ama bu evlilik çok kısa sürüyor ve kovulan Gutendorf’un yerine Özcan Arkoç Teknik Direktörlüğe getiriliyor Hamburg’ta. Sözleşmesi yenilenmeyince sezon sonu görevden ayrılıyor. Daha sonra alt lig takımlarından Wormatia ve Holstein’da görev alıyor bir süre ve Teknik Direktörlüğe devam etmeyerek Hamburg’a yerleşiyor ve hala Hamburg’ta fazlasıyla saygı duyulan futbol duaenlerinden biri.
Almanya’da iz bırakan ilk Türk futbolcu, Metin Oktay’ın ağları yırtan golünü yiyen kaleci, yurtdışındaki ilk Teknik adamımız olmasıyla aslında Türk Futbol tarihi için çok önemli bir isim Özcan Arkoç. 9 kez milli formayı giyen ve “Benden ideal bir birinci adam olmaz ama çok iyi bir ikinci adam olur” diyebilecek kadar da mütevazi bir adam. Özcan Arkoş Türk Futbol tarihinin unutumaması gereken isimlerinden.

Mehmet Demirkol’a Sorum Var

Mart 10, 2009, 3:41 pm | Bundesliga, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Aşağıdaki paragraf çok sevdiğim Mehmet Demirkol’un 10 Mart tarihli yazısından. Yedeklerin ısınma alanı ile ilgili tespitleri ve eleştirileri var. Yazıyı okuyunca hemen Aralık ayında Allianz Arena’da izlediğim 1860 München – Nürnberg maçı geldi aklıma. Önce yazıyı okuyun sonra altındaki fotoğraflara bakın lütfen.

“Yedekler ortada
Kadir Has Stadı’nda inşaat sürüyor. Yerel seçimler öncesi şık bir propaganda olması nedeniyle Fenerbahçe maçında açıldı biliyorsunuz. Ancak kimsenin şikayet etmeye hakkı yok. Çünkü Saracoğlu’na da zamanında kalasların arasından yeni dökülmüş betonların üzerinde girmişliğim vardır. Madem inşaat devam ediyor bir düzenleme yapmak da şart. Şu anda yedekler kalenin arkasında değil yanında ısınıyor. Kale direğinin dibinde hatta… Bu kurallara aykırı… Sahanın yan tarafında kulübelerin olduğu bölgede bir düzenleme yapıp orada bir alan açmak lazım. “

Şimdi sorum şu; ben de katılıyorum, ısınmak için kullanılan alan orası olmamalı ama acaba her ayrıntıyı çok fazla mı irdeliyoruz be Mehmet Ağabey? Yorumu olan varsa buyursun paylaşsın…

>Mehmet Demirkol’a Sorum Var

Mart 10, 2009, 3:41 pm | Bundesliga, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Aşağıdaki paragraf çok sevdiğim Mehmet Demirkol’un 10 Mart tarihli yazısından. Yedeklerin ısınma alanı ile ilgili tespitleri ve eleştirileri var. Yazıyı okuyunca hemen Aralık ayında Allianz Arena’da izlediğim 1860 München – Nürnberg maçı geldi aklıma. Önce yazıyı okuyun sonra altındaki fotoğraflara bakın lütfen.

“Yedekler ortada
Kadir Has Stadı’nda inşaat sürüyor. Yerel seçimler öncesi şık bir propaganda olması nedeniyle Fenerbahçe maçında açıldı biliyorsunuz. Ancak kimsenin şikayet etmeye hakkı yok. Çünkü Saracoğlu’na da zamanında kalasların arasından yeni dökülmüş betonların üzerinde girmişliğim vardır. Madem inşaat devam ediyor bir düzenleme yapmak da şart. Şu anda yedekler kalenin arkasında değil yanında ısınıyor. Kale direğinin dibinde hatta… Bu kurallara aykırı… Sahanın yan tarafında kulübelerin olduğu bölgede bir düzenleme yapıp orada bir alan açmak lazım. “

Şimdi sorum şu; ben de katılıyorum, ısınmak için kullanılan alan orası olmamalı ama acaba her ayrıntıyı çok fazla mı irdeliyoruz be Mehmet Ağabey? Yorumu olan varsa buyursun paylaşsın…

Başka Ne Beliyorduk Ki?

Şubat 5, 2009, 3:15 pm | Bundesliga, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Mesut Alman Milli Takımını seçti, iyi de zaten başka ne bekliyorduk ki?!?

>Başka Ne Beliyorduk Ki?

Şubat 5, 2009, 3:15 pm | Bundesliga, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Mesut Alman Milli Takımını seçti, iyi de zaten başka ne bekliyorduk ki?!?

Podolski Köln’de

Ocak 19, 2009, 1:29 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Lukas Podolski’nin Bayern’deki sıkıntılarına dair sözler söylemiştik evvelce. Bayern için bir kayıp olacağı kesin, bu kadar genç ve potansiyelli bir yıldızı nasıl harcadılar, nasıl gitmesine izin verdiler hayret edilecek konu. Evet Podolski gitti, istikameti de kürkçü dükkanı oldu. Gelecek sezondan itibaren 4 seneliğine anlaştı Köln’le Podolski, transferin 10 milyon civarında olduğu henüz resmileşmemiş bilgi. Yetiştiği yerdi, yıldızlığa ilk adımları orada atmıştı. Artık Köln Bundesliga’nın bir takımı ve Podolski ile kuşkusuz önem ve değer kazanacaklar. Altın Çocuğun yanına bir iki katkıyla, dengelerin birbirine çok yakın olduğu Bundesliga’da kafaya bile oynayabilirler artık. Yepyeni bir sayfa açtı Podolski ve bence bu sayfanın tersinde kalan Bayern çok şey kaybetti.

>Podolski Köln’de

Ocak 19, 2009, 1:29 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Lukas Podolski’nin Bayern’deki sıkıntılarına dair sözler söylemiştik evvelce. Bayern için bir kayıp olacağı kesin, bu kadar genç ve potansiyelli bir yıldızı nasıl harcadılar, nasıl gitmesine izin verdiler hayret edilecek konu. Evet Podolski gitti, istikameti de kürkçü dükkanı oldu. Gelecek sezondan itibaren 4 seneliğine anlaştı Köln’le Podolski, transferin 10 milyon civarında olduğu henüz resmileşmemiş bilgi. Yetiştiği yerdi, yıldızlığa ilk adımları orada atmıştı. Artık Köln Bundesliga’nın bir takımı ve Podolski ile kuşkusuz önem ve değer kazanacaklar. Altın Çocuğun yanına bir iki katkıyla, dengelerin birbirine çok yakın olduğu Bundesliga’da kafaya bile oynayabilirler artık. Yepyeni bir sayfa açtı Podolski ve bence bu sayfanın tersinde kalan Bayern çok şey kaybetti.

>Berkant Göktan Aklandı

Ocak 17, 2009, 9:50 am | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Şu gönderimde detaylı olarak alatmışım Berkant’a bakışımı ve başına gelenleri. Adını kokainmana çıkarmışlardı Almanya’da. Kulübü de mecburen zan altında kalmamak için kapının önüne koymuştu onu. Ama şimdi öğreniyoruz ki Berkant’ın B numunesi negatif çıkmış, kokain kullanmamış Berkant. Nasıl olmuşsa 4-5 ay sürmüş B numunesinin incelenmesi. Adamın işi, saygınlığı ve adı gitmiş elinden. Şimdi Berkant ne yapar, nasıl kendini toparlar da tekrar hayata döner? Bu kadar aydır antrenman yaptıysa 15 günü daha var göze girmek için, takımlar transfer defterlerini kapamadan. Gerçi kulübü olmadığı için her zaman transfer yapabilir ama adı kkain davasına karışmış bir adamı adı Christoph olmadıkça kim alır ki! Önün açık Allah yardımcın olsun Berkant, umarım bu senin için yepyeni bir başlangıç olur ve hiç olmadığın kadar iyi bir futbolcu olursun kalan kariyerinde.

Berkant Göktan Aklandı

Ocak 17, 2009, 9:50 am | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Şu gönderimde detaylı olarak alatmışım Berkant’a bakışımı ve başına gelenleri. Adını kokainmana çıkarmışlardı Almanya’da. Kulübü de mecburen zan altında kalmamak için kapının önüne koymuştu onu. Ama şimdi öğreniyoruz ki Berkant’ın B numunesi negatif çıkmış, kokain kullanmamış Berkant. Nasıl olmuşsa 4-5 ay sürmüş B numunesinin incelenmesi. Adamın işi, saygınlığı ve adı gitmiş elinden. Şimdi Berkant ne yapar, nasıl kendini toparlar da tekrar hayata döner? Bu kadar aydır antrenman yaptıysa 15 günü daha var göze girmek için, takımlar transfer defterlerini kapamadan. Gerçi kulübü olmadığı için her zaman transfer yapabilir ama adı kkain davasına karışmış bir adamı adı Christoph olmadıkça kim alır ki! Önün açık Allah yardımcın olsun Berkant, umarım bu senin için yepyeni bir başlangıç olur ve hiç olmadığın kadar iyi bir futbolcu olursun kalan kariyerinde.

Cenky @ Allianz Arena

Aralık 22, 2008, 11:08 pm | Bundesliga, Futbol, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
-2 Derece ve Kuru Ayaz

>Cenky @ Allianz Arena

Aralık 22, 2008, 11:08 pm | Bundesliga, Futbol, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

-2 Derece ve Kuru Ayaz

>Bir Allianz Arena Hatırası

Aralık 22, 2008, 10:34 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bavyera’nın Deggendorf şehri Münih’e yaklaşık 110 km uzaklıkta. AB’nin sınırları kaldırmış olduğu yeni haritasında sanki 3-4 ülkenin kavşağı konumunda. Aşağıda gittiğimiz yerlerden bahsettim, uzatmadan sadede gelelim. Cuma akşamı ayak bastığımız Almanya’da Pazartesi mesaiye başlamadan önce en çok yapmak istediğim faaliyet kuşkusuz Allianz Arena’yı yerinde görmekti. Yeşil zemine ayak basacak takımların rengi ne olursa olsun orada olmak insan hayatında hele hele o ülkede yaşamıyorsa belki de bir kez ele geçecek ve kaçırılmaması gereken bir fırsattı. Daha 1 ay öncesinden araştırmaya başlamıştım Allianz Arena’daki maç programını. Bayern deplasmandaydı o hafta, Stuttgart ile oynayacaklardı ama bir Bavyera derbisi vücut bulacaktı çimlerin üzerinde, 1860 München – Nürnberg. Üstelik Allianz Arena açılışı maçını da oynayan takımlardı bunlar 30 Mayıs 2005’te. Dolayısıyla işin rengi çok farklıydı. Maç bir ezeli rekabetin sıradaki kapışması olunca acaba bilet bulabilir miyiz endişesi ile gittim Almanya’ya, keza Deggendorf’a beraber geldiğimiz arkadaşları da stada sürükleyecektim, bilet olmaması ciddi bir sorun olurdu, hatta rezalet!

Sabah 09:42 treniyle (S-Bahn yani tarifeli tren) çıktık yola. 1 saat 40 dakikalık yolculuktan sonra önce U-Bahn 2 (yani 2 nolu metro hattı) sonra Frankfurter Ring – Studenttenstadt otobüsü ve U – Bahn 6 ile Fröttmaning istasyonuna vardık, Allianz Arena istasyonu. İşin ilginci daha sabahki trende Passau şehrinden, ki bu Deggendorf’tan 30 km daha ileride, maça gitmek için yola çıkmış 3 Nürnberg 3 1860 taraftarı ile karşılaştık. Omuz omuza trende sohbet ediyorlar ve biralarını çekerek demleniyorlardı. U-Bahn 6’da ise ciddi miktarda Nürnberg’li ile seyahat ettik Fröttmaning’e kadar. Yol boyunca tezahürat ve rakiple uğraşmalar. Maça gitmeyip başka duraklarda inecek olan yolculardan bolca alkış aldılar.

Trenden indiğimizde ise yaklaşık 1-1,5 km’lik yolu yürümemiz gerekti. Her adımda biraz daha yakınlaşan o muhteşem stat kalbimizin ritmini bozdu adeta. Maç saat 2’de ve stadın dış aydınlatması yanmıyor olmasına karşın, o haliyle bile büyüleyici idi. Yürüyüş yolunda gördüğümüz enteresan manzaralardan biri vücudunun sol tarafı mavi beyaz, sağ tarafı kırmızı siyah renklerle bezenmiş olan taraftardı. Bir “efsien” bir “münşın” diye bağıran gence şaşkın gözlerle baktık ve fotoğrafını çekemedik şaşkınlıktan (FCN ve München yani).

Stadın girişine geldiğimizde saat 13:05’ti, hemen bilet gişelerine koştum telaşla. Neyse ki havanın -2 derece ve karlı olması nedeniyle taraftar stadı tam dolduramamış ve hala satılan biletler vardı. 40 €’ya sahayı yandan gören ve hemen 1. kattaki yerden 5 bilet aldık. Biletleri aldıktan sonra turnikelerde üst baş aramasından sonra bileti okutarak oradan geçmek ve tribündeki yerimiz almak sade 11 dakika sürdü, o süre de turnikede ciddi sıra olmasındandı. Sahaya ziyadesiyle yakın, görüşün çok güzel olduğu bir yerde oturma şansı yakaladık. Statta yaklaşık 60 bin kişi vardı, ki zaten stat 66 bin kişilik ve 1000 kişilik yer güvenlik gerekçeleri boş bırakıldığı halde toplam boşluk 5000! Bu Almanlar futbolu gerçekten çok seviyorlar! Oturduğumuz yer batı kanadının sonuydu. Önümüzdeki kale arkası ise güney kanadı idi ve tabii ki 1860’ın en ünlü taraftar grubu “sauffreudige” oradaydı. Çeşitli yaş gruplarından ve çoğunluğu erkeklerden oluşan taraftarlar maç öncesi ve sonrasında hiç durmadan tezahürat yapıp, Arena’yı inletecek kadar bağıran bir topluluk. Onları seyretmek tam anlamıyla bir zevkti benim için, zaten maçın yarısını falan seyredemedim itiraf etmek gerekirse, stada ve taraftarlara bakmak ve bol bol çekim yapmaktan.

Gece yağmış olan onca kara rağmen stadın giriş yolları gibi zemini de tertemizdi. Isıtma sisteminin ne derece ileri seviyede olduğunu birkaç yerde okuduğumu hatırladım yemyeşil, pürüzsüz zemini görünce. Ciddi ayaz nedeniyle maç başlamadan önce önemli bir süreyi, stadın turnikeleri sonrası sahaya girmeden önceki ara bölgede geçirdim. Birkaç 1860 şapkası, eşe dosya hatıralıklar alıp içeri girdiğimde, beraberimdeki arkadaşların statta para geçmediğini, sadece kontörlü kartların kullanıldığını keşfedip aç kaldıklarını görünce, onlara bunu önceden söylemeyi unuttuğum gerçeğiyle yüzleşip, çaktırmadan tribündeki yerime süzüldüm.

Güney tarafında 1860 fanatikleri, kuzey tarafında (kale arkası) Nürnberg taraftarı, doğu tarafında 1860 München kombine kart sahipleri bulunmaktaydı. Bizim oturduğumuz batı tribünü ise maç günü satılan biletlerin olduğu tribündü ve baştan aşağı karmakarışıktı. Nürnberg ve München’liler yan yana kolkola seyrettiler maçı bu tribünde. Ne maç sırasında ne de sonrasında ufacık bir huzursuzluk yaşanmadı. Hemen arkamda 70 yaşlarında 1860 taraftarı bir teyzemiz 8-10 yaşlarındaki torunuyla maçı izliyor, 2 koltuk ötede ise dazlak, küpeli Nürnbergliler biralarını yudumluyordu. Benzer bir manzarayı acaba bu ülkede ne zaman görürüz çok merak ediyorum.



Maç genelde tempolu geçti. İlk devre devamlı bastıran ve rakibini zorlayan Nürnberg olurken, buldukları 3. net pozisyonu Boakye ile gol yapmayı başardılar 38. dakikada. İlk yarının 180 adına zayıf halkası sağ ek Hoffmann’dı. Hatta hocası Kurz devrenin sonuna doğru bir ara onu sola aldı, ancak 2 hatasıyla rakip gol pozisyonuna girince 2. devre bu sefer oyundan aldı. Yerine giren Markus Thorandt 55. dakikada kafayla takımına 1 puan getiren golü buldu. Mücadelenin üst düzeyde olduğu, tempolu maç nasıl olduysa bir daha ciddi gol pozisyonu yaşanmadan sona erdi. 1860’ın uyuşturucu kullandığı için takımdan kovlan Berkant’ı çok aradığı, Nürnberg’in beraberliğe yatacağı söylenenler arasındaydı statta, aynen söylendiği gibi oldu.

Tribünlerin arka tarafında, stadın duvarlarını aşmadan her 10-15 metrede bir yiyecek satış alanları ve tuvaletlerin bulunduğu, tribünlerdeki tüm seyircinin bu alanlara rahatça sığabileceği bir mimari harikası. Aydınlatma sistemi mükemmel, havanın aydınlığı azalmaya başladıkça yavaş yavaş devreye girdi aydınlatmalar, tribün aydınlarmaları da takdire şayandı, hiç göz önünde değil ve yeterince. Engellilere ayrılmış bölümler tıpkı loca havasında ve hiç merdiven çıkmalarına gerek kalmadan maç izleyebilecekleri şekilde. Güvenlik görevlileri güler yüzlü ve saygılı. Az sayıda polis, sadece 4’ü atlı olmak üzere, maç boyu sadece stat dışında devriye geziyor. Herkes birbirine saygılı ve maç sonu tıpkı oyuncular gibi seyirciler de birbirlerini tebrik ediyorlar. Son düdükle yerimizden ayrılıyoruz, bütün stat yaklaşık 7 dakikada boşalıyor, 20 dakika içinde arabasız gelenler metro istasyonundan trenlere binmiş ve durağı boşaltmış oluyorlar. Son yolcu trene binmeden tüm araç sahibi taraftarlar ve taraftar otobüsleri yola çıkmış vaziyette. Maç 15:50’de sonlanıyor, 16:10’da statta sadece temizlik ve toparlanma işlerini yapan stat görevlileri var. İşte Mühendislik bu!

Gece ışıkları yanarken görememiş olsam da bu hali beni büyüledi. Sami Yen maceralarımı paylaşmıştım sizinle, yaşadığımız zulmü. O halde bugün bir adım daha ileriye gideyim. Allianz Arena bir futbol stadı ise Ali Sami Yen daracık bir kutucuk. Ali Sami Yen bir futbol stadı ise Allianz Arena bir mabet, hatta cennet!

Bir Allianz Arena Hatırası

Aralık 22, 2008, 10:34 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bavyera’nın Deggendorf şehri Münih’e yaklaşık 110 km uzaklıkta. AB’nin sınırları kaldırmış olduğu yeni haritasında sanki 3-4 ülkenin kavşağı konumunda. Aşağıda gittiğimiz yerlerden bahsettim, uzatmadan sadede gelelim. Cuma akşamı ayak bastığımız Almanya’da Pazartesi mesaiye başlamadan önce en çok yapmak istediğim faaliyet kuşkusuz Allianz Arena’yı yerinde görmekti. Yeşil zemine ayak basacak takımların rengi ne olursa olsun orada olmak insan hayatında hele hele o ülkede yaşamıyorsa belki de bir kez ele geçecek ve kaçırılmaması gereken bir fırsattı. Daha 1 ay öncesinden araştırmaya başlamıştım Allianz Arena’daki maç programını. Bayern deplasmandaydı o hafta, Stuttgart ile oynayacaklardı ama bir Bavyera derbisi vücut bulacaktı çimlerin üzerinde, 1860 München – Nürnberg. Üstelik Allianz Arena açılışı maçını da oynayan takımlardı bunlar 30 Mayıs 2005’te. Dolayısıyla işin rengi çok farklıydı. Maç bir ezeli rekabetin sıradaki kapışması olunca acaba bilet bulabilir miyiz endişesi ile gittim Almanya’ya, keza Deggendorf’a beraber geldiğimiz arkadaşları da stada sürükleyecektim, bilet olmaması ciddi bir sorun olurdu, hatta rezalet!

Sabah 09:42 treniyle (S-Bahn yani tarifeli tren) çıktık yola. 1 saat 40 dakikalık yolculuktan sonra önce U-Bahn 2 (yani 2 nolu metro hattı) sonra Frankfurter Ring – Studenttenstadt otobüsü ve U – Bahn 6 ile Fröttmaning istasyonuna vardık, Allianz Arena istasyonu. İşin ilginci daha sabahki trende Passau şehrinden, ki bu Deggendorf’tan 30 km daha ileride, maça gitmek için yola çıkmış 3 Nürnberg 3 1860 taraftarı ile karşılaştık. Omuz omuza trende sohbet ediyorlar ve biralarını çekerek demleniyorlardı. U-Bahn 6’da ise ciddi miktarda Nürnberg’li ile seyahat ettik Fröttmaning’e kadar. Yol boyunca tezahürat ve rakiple uğraşmalar. Maça gitmeyip başka duraklarda inecek olan yolculardan bolca alkış aldılar.

Trenden indiğimizde ise yaklaşık 1-1,5 km’lik yolu yürümemiz gerekti. Her adımda biraz daha yakınlaşan o muhteşem stat kalbimizin ritmini bozdu adeta. Maç saat 2’de ve stadın dış aydınlatması yanmıyor olmasına karşın, o haliyle bile büyüleyici idi. Yürüyüş yolunda gördüğümüz enteresan manzaralardan biri vücudunun sol tarafı mavi beyaz, sağ tarafı kırmızı siyah renklerle bezenmiş olan taraftardı. Bir “efsien” bir “münşın” diye bağıran gence şaşkın gözlerle baktık ve fotoğrafını çekemedik şaşkınlıktan (FCN ve München yani).

Stadın girişine geldiğimizde saat 13:05’ti, hemen bilet gişelerine koştum telaşla. Neyse ki havanın -2 derece ve karlı olması nedeniyle taraftar stadı tam dolduramamış ve hala satılan biletler vardı. 40 €’ya sahayı yandan gören ve hemen 1. kattaki yerden 5 bilet aldık. Biletleri aldıktan sonra turnikelerde üst baş aramasından sonra bileti okutarak oradan geçmek ve tribündeki yerimiz almak sade 11 dakika sürdü, o süre de turnikede ciddi sıra olmasındandı. Sahaya ziyadesiyle yakın, görüşün çok güzel olduğu bir yerde oturma şansı yakaladık. Statta yaklaşık 60 bin kişi vardı, ki zaten stat 66 bin kişilik ve 1000 kişilik yer güvenlik gerekçeleri boş bırakıldığı halde toplam boşluk 5000! Bu Almanlar futbolu gerçekten çok seviyorlar! Oturduğumuz yer batı kanadının sonuydu. Önümüzdeki kale arkası ise güney kanadı idi ve tabii ki 1860’ın en ünlü taraftar grubu “sauffreudige” oradaydı. Çeşitli yaş gruplarından ve çoğunluğu erkeklerden oluşan taraftarlar maç öncesi ve sonrasında hiç durmadan tezahürat yapıp, Arena’yı inletecek kadar bağıran bir topluluk. Onları seyretmek tam anlamıyla bir zevkti benim için, zaten maçın yarısını falan seyredemedim itiraf etmek gerekirse, stada ve taraftarlara bakmak ve bol bol çekim yapmaktan.

Gece yağmış olan onca kara rağmen stadın giriş yolları gibi zemini de tertemizdi. Isıtma sisteminin ne derece ileri seviyede olduğunu birkaç yerde okuduğumu hatırladım yemyeşil, pürüzsüz zemini görünce. Ciddi ayaz nedeniyle maç başlamadan önce önemli bir süreyi, stadın turnikeleri sonrası sahaya girmeden önceki ara bölgede geçirdim. Birkaç 1860 şapkası, eşe dosya hatıralıklar alıp içeri girdiğimde, beraberimdeki arkadaşların statta para geçmediğini, sadece kontörlü kartların kullanıldığını keşfedip aç kaldıklarını görünce, onlara bunu önceden söylemeyi unuttuğum gerçeğiyle yüzleşip, çaktırmadan tribündeki yerime süzüldüm.

Güney tarafında 1860 fanatikleri, kuzey tarafında (kale arkası) Nürnberg taraftarı, doğu tarafında 1860 München kombine kart sahipleri bulunmaktaydı. Bizim oturduğumuz batı tribünü ise maç günü satılan biletlerin olduğu tribündü ve baştan aşağı karmakarışıktı. Nürnberg ve München’liler yan yana kolkola seyrettiler maçı bu tribünde. Ne maç sırasında ne de sonrasında ufacık bir huzursuzluk yaşanmadı. Hemen arkamda 70 yaşlarında 1860 taraftarı bir teyzemiz 8-10 yaşlarındaki torunuyla maçı izliyor, 2 koltuk ötede ise dazlak, küpeli Nürnbergliler biralarını yudumluyordu. Benzer bir manzarayı acaba bu ülkede ne zaman görürüz çok merak ediyorum.



Maç genelde tempolu geçti. İlk devre devamlı bastıran ve rakibini zorlayan Nürnberg olurken, buldukları 3. net pozisyonu Boakye ile gol yapmayı başardılar 38. dakikada. İlk yarının 180 adına zayıf halkası sağ ek Hoffmann’dı. Hatta hocası Kurz devrenin sonuna doğru bir ara onu sola aldı, ancak 2 hatasıyla rakip gol pozisyonuna girince 2. devre bu sefer oyundan aldı. Yerine giren Markus Thorandt 55. dakikada kafayla takımına 1 puan getiren golü buldu. Mücadelenin üst düzeyde olduğu, tempolu maç nasıl olduysa bir daha ciddi gol pozisyonu yaşanmadan sona erdi. 1860’ın uyuşturucu kullandığı için takımdan kovlan Berkant’ı çok aradığı, Nürnberg’in beraberliğe yatacağı söylenenler arasındaydı statta, aynen söylendiği gibi oldu.

Tribünlerin arka tarafında, stadın duvarlarını aşmadan her 10-15 metrede bir yiyecek satış alanları ve tuvaletlerin bulunduğu, tribünlerdeki tüm seyircinin bu alanlara rahatça sığabileceği bir mimari harikası. Aydınlatma sistemi mükemmel, havanın aydınlığı azalmaya başladıkça yavaş yavaş devreye girdi aydınlatmalar, tribün aydınlarmaları da takdire şayandı, hiç göz önünde değil ve yeterince. Engellilere ayrılmış bölümler tıpkı loca havasında ve hiç merdiven çıkmalarına gerek kalmadan maç izleyebilecekleri şekilde. Güvenlik görevlileri güler yüzlü ve saygılı. Az sayıda polis, sadece 4’ü atlı olmak üzere, maç boyu sadece stat dışında devriye geziyor. Herkes birbirine saygılı ve maç sonu tıpkı oyuncular gibi seyirciler de birbirlerini tebrik ediyorlar. Son düdükle yerimizden ayrılıyoruz, bütün stat yaklaşık 7 dakikada boşalıyor, 20 dakika içinde arabasız gelenler metro istasyonundan trenlere binmiş ve durağı boşaltmış oluyorlar. Son yolcu trene binmeden tüm araç sahibi taraftarlar ve taraftar otobüsleri yola çıkmış vaziyette. Maç 15:50’de sonlanıyor, 16:10’da statta sadece temizlik ve toparlanma işlerini yapan stat görevlileri var. İşte Mühendislik bu!

Gece ışıkları yanarken görememiş olsam da bu hali beni büyüledi. Sami Yen maceralarımı paylaşmıştım sizinle, yaşadığımız zulmü. O halde bugün bir adım daha ileriye gideyim. Allianz Arena bir futbol stadı ise Ali Sami Yen daracık bir kutucuk. Ali Sami Yen bir futbol stadı ise Allianz Arena bir mabet, hatta cennet!

>Allianz Arena Ticket

Aralık 22, 2008, 5:41 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Oturduğumuz yer batı tribünü en alt kat. Aşağıda oturduğumuz yerden görüş açısını da görebilirsiniz. Sanki böyle oturduğun yerden elini uzatsan topçuları tutacaksın, ya da şöyle biraz yüksek atlasan sahaya dalacaksın. Şansımıza maçın golleri hep önümüzdeki kaleye oldu. Ayrıntılarıyla, öncesi ve sonrasıyla bir Allianz Arena macerasına az kaldı…

Allianz Arena Ticket

Aralık 22, 2008, 5:41 pm | Bundesliga, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Oturduğumuz yer batı tribünü en alt kat. Aşağıda oturduğumuz yerden görüş açısını da görebilirsiniz. Sanki böyle oturduğun yerden elini uzatsan topçuları tutacaksın, ya da şöyle biraz yüksek atlasan sahaya dalacaksın. Şansımıza maçın golleri hep önümüzdeki kaleye oldu. Ayrıntılarıyla, öncesi ve sonrasıyla bir Allianz Arena macerasına az kaldı…

Kaç Gündür Neredeydim?

Aralık 22, 2008, 4:29 pm | Bundesliga, Futbol, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Geride kalan yazamadığım süre boyunca yurtdışındaydım Almanya’nın Deggendorf şehrindeki “Deggendorf University of Applied Sciences” yani “Deggendorf uygulamalı Bilimler Üniversitesi”ndeydim. Erasmus Hayat Boyu Öğrenme Proramı dahilinde gerçekleşen bir seyahat oldu. Geçen hafta içi 15-19 Aralık tarihleri arasında beraberimdeki 4 idari personel arkadaşımla sabahtan öğlene kadar Üniversite’de çeşitli temaslarda bulunduk. Gerek idari gerek akademik anlamda gerçekten önemli paylaşımların yaşandığı, özellikle sanayi-üniversite işbirliğinin nasıl yapılması gerektiğini anlatan bir kullanma kılavuzu mahiyetinde bir çalışma gezisi oldu. Deggendorf Üniversitesi sadece 200 akademisyen ve 3500 öğrenciye sahip omasına karşın her sene kendi ürettikleri mühendislik projelerinden minimum 1 milyon € kar eden bir Üniversite. Devamlı teknoloji ürettikleri için Almanya’da ciddi saygı görüyorlar. Hatta Bavyera’nın Başbakan Merkel tarafından ziyaret edilen tek üniversitesi. BMW’ye başta motor parçaları olmak üzere birçok parça geliştirmiş olan Mühendislik Fakültesi’nde şu anda Avusralya’dan bile bir firmaya teknoloji üretilmekte.

Üniversitedeki etkileşimin sonucu olarak kendi düşüncem şudur ki Türkiye’de akademisyenlerin ayaklarına adeta birer pranga takılmış durumda. Teknoloji üretilmesin, araştırma geliştirme yapılmasın diye öyle yasa ve yönetmelikler var ki ülkemizde! Bir defa en başta döner sermaye denilen canavarı yaratmışız. Döner sermaye üzerinden yaptığınız işlerden yapılan işin yaklaşık % 25’i cebinize girerken, gerisi devlete kalmakta, bununla da bitmiyor o aldığınız % 25 daha sonra hükümetin ekonomik iyileştirme olarak verdiği maaş ek ödemelerinden tamamiyle kesilmekte. Yani günlerinizi, aylarınızı verip yaptığınız işlere dair verilen paraları daha sonra çatır çatır “yapmasaydın kardeşim!” diyerek kesmekteler. Bu şartlar altında iyi bir iş yaptığı için ödüllendirileceği yerde cezalandırılan akademisyenler sanayi ile bütünleşmekten kaçınıyorlar, ötesinde zaten sanayi kuruluşları da çoğunlukla 5 liraya burada 6 ayda Üniversite’de yaptıracağıma, 6 liraya alır zamandan kazanırım diyerek hem ağır prosedürlerden kaçmakta hem de üniversiteler ile yabancılaşmaktalar. Açıkçası bu şartlar altında işimiz idealist adamlara kalmış durumda ve ben de ideallerinden vazgeçmeyen bir adam olmaya çalışıyorum.
Hem artıları olan hem de sorgulamalara yol açan bu seyahatte öğleden sonraları boş kalan zamanımızı ve hata sonunu tabii ki gezerek değerlendirdik. Deggendorf bir sınır şehri ve Avusturya – Salzburg’a 220, Çek Cumhuriyeti – Prag’a 320 km uzaklıkta. Kiraladığımız arabayla 2 gün üniversitede işimizi bitirir bitirmez bu iki şehre doğru yola çıktık. Prag’a geçen yıl eşimin konferansı dolayısıyla gitmiş oluğum için önemli mekanları hızlıca arkadaşlarıma gezdirirken, Salburg’ta internetten öğrenebildiğimiz kadarıyla dolaştık. Açıkçası her iki şehir de tarih-kültür turizmi açısından doruk noktada. Blog spor ana teması üzerine oturduğu için yukarıdaki kimilerine sıkıcı gelebilecek ağır konudan sonra gezi konularına hiç girmeyeyim. Ama her iki şehre gideilmesini de şiddetle tavsiye etmekteyim.
Bu seyahatin blog için asıl can alıcı kısmı Allianz Arena’da seyredilen 1860 München – Nürnberg maçıdır. O da sırada…

>Kaç Gündür Neredeydim?

Aralık 22, 2008, 4:29 pm | Bundesliga, Futbol, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Geride kalan yazamadığım süre boyunca yurtdışındaydım Almanya’nın Deggendorf şehrindeki “Deggendorf University of Applied Sciences” yani “Deggendorf uygulamalı Bilimler Üniversitesi”ndeydim. Erasmus Hayat Boyu Öğrenme Proramı dahilinde gerçekleşen bir seyahat oldu. Geçen hafta içi 15-19 Aralık tarihleri arasında beraberimdeki 4 idari personel arkadaşımla sabahtan öğlene kadar Üniversite’de çeşitli temaslarda bulunduk. Gerek idari gerek akademik anlamda gerçekten önemli paylaşımların yaşandığı, özellikle sanayi-üniversite işbirliğinin nasıl yapılması gerektiğini anlatan bir kullanma kılavuzu mahiyetinde bir çalışma gezisi oldu. Deggendorf Üniversitesi sadece 200 akademisyen ve 3500 öğrenciye sahip omasına karşın her sene kendi ürettikleri mühendislik projelerinden minimum 1 milyon € kar eden bir Üniversite. Devamlı teknoloji ürettikleri için Almanya’da ciddi saygı görüyorlar. Hatta Bavyera’nın Başbakan Merkel tarafından ziyaret edilen tek üniversitesi. BMW’ye başta motor parçaları olmak üzere birçok parça geliştirmiş olan Mühendislik Fakültesi’nde şu anda Avusralya’dan bile bir firmaya teknoloji üretilmekte.

Üniversitedeki etkileşimin sonucu olarak kendi düşüncem şudur ki Türkiye’de akademisyenlerin ayaklarına adeta birer pranga takılmış durumda. Teknoloji üretilmesin, araştırma geliştirme yapılmasın diye öyle yasa ve yönetmelikler var ki ülkemizde! Bir defa en başta döner sermaye denilen canavarı yaratmışız. Döner sermaye üzerinden yaptığınız işlerden yapılan işin yaklaşık % 25’i cebinize girerken, gerisi devlete kalmakta, bununla da bitmiyor o aldığınız % 25 daha sonra hükümetin ekonomik iyileştirme olarak verdiği maaş ek ödemelerinden tamamiyle kesilmekte. Yani günlerinizi, aylarınızı verip yaptığınız işlere dair verilen paraları daha sonra çatır çatır “yapmasaydın kardeşim!” diyerek kesmekteler. Bu şartlar altında iyi bir iş yaptığı için ödüllendirileceği yerde cezalandırılan akademisyenler sanayi ile bütünleşmekten kaçınıyorlar, ötesinde zaten sanayi kuruluşları da çoğunlukla 5 liraya burada 6 ayda Üniversite’de yaptıracağıma, 6 liraya alır zamandan kazanırım diyerek hem ağır prosedürlerden kaçmakta hem de üniversiteler ile yabancılaşmaktalar. Açıkçası bu şartlar altında işimiz idealist adamlara kalmış durumda ve ben de ideallerinden vazgeçmeyen bir adam olmaya çalışıyorum.
Hem artıları olan hem de sorgulamalara yol açan bu seyahatte öğleden sonraları boş kalan zamanımızı ve hata sonunu tabii ki gezerek değerlendirdik. Deggendorf bir sınır şehri ve Avusturya – Salzburg’a 220, Çek Cumhuriyeti – Prag’a 320 km uzaklıkta. Kiraladığımız arabayla 2 gün üniversitede işimizi bitirir bitirmez bu iki şehre doğru yola çıktık. Prag’a geçen yıl eşimin konferansı dolayısıyla gitmiş oluğum için önemli mekanları hızlıca arkadaşlarıma gezdirirken, Salburg’ta internetten öğrenebildiğimiz kadarıyla dolaştık. Açıkçası her iki şehir de tarih-kültür turizmi açısından doruk noktada. Blog spor ana teması üzerine oturduğu için yukarıdaki kimilerine sıkıcı gelebilecek ağır konudan sonra gezi konularına hiç girmeyeyim. Ama her iki şehre gideilmesini de şiddetle tavsiye etmekteyim.
Bu seyahatin blog için asıl can alıcı kısmı Allianz Arena’da seyredilen 1860 München – Nürnberg maçıdır. O da sırada…

MLS: Avrupa’nın Arka Bahçesi

Aralık 1, 2008, 4:55 pm | Bundesliga, Futbol, MLS kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Beckham ve Donovan’dan sonra 3. bir isim daha Avrupa’ya kapağı atmak üzere. Dallas’ın golcü oyuncusu Kenny Cooper Eintracht Frankfurt yolunda. Bu sezon gol yollarında çok sıkıntı çekiyordu Frankfurt. Cooper’ı buna çare olabilecek isim olarak grüyorlar. 1984 doğumlu Cooper aslında tam anlamıyla bir Amerikan mamülü değil. Babası İngiltere liglerinde kalecilik yapmışbir isim, onun da adı Kenny Cooper. Daha sonra antrenörlük de yapmış Ada’da. Bu esnada oğlan Cooper ise Mancester United altyapısında 3sene geçirmiş. Genç ve rezerv takımlarla maşa çıkmış. 2004’te Portekiz’in Academica takımına gitmiş ancak fazla forma şansı bulamayınca kiralık periyodunu erken bitirip United’a dönmüş. Sonra yine o sene Oldham’ı denemiş orada da dikiş tutturamamış sadece 7 maça çıkabilmiş, sonrasında da United bundan bi cacık olmaz felsefesiyle salmış Cooper’ı. O da ABD’ye yerleşen babasının yanına gidip, babasının ilişkilerini kullanıp FC Dallas’ta kendine bir yer edinmiş. MLS’te 2 sezondur minimum kontratla oynamış Cooper yani 100 bin $ + primler. Kontratı sona ermeye yaklaşırken de 2,5 sezonda 75 maçta attğı 33 golle, özellikle geçen sezon MLS’in en skorer 2. ismi de olarak Avrupa takımlarının dikkatini çekmiş. Daha önce Cardiff ve Rosenborg’un talip olduğu 1.91’lik golcünün yeni adresi Eintracht Frankfurt olmak üzere. Cooper Bundesliga tercihim diyor, artık 100 bin beni kesmez diyor, Dallas çok para istiyor ama gözüken o ki bu uzun adam Ocak ayında Avrupa’ya geliyor. MLS yavaş yavaş dikkat çeken ve ürün veren bir lig olma yolunda ilerliyor.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.