İlaç Gibi Adam

Mart 1, 2011, 12:30 pm | NBA, Orlando Magic, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Taraftarı olduğumuz Orlando Magic’in bu sezonki en büyük sıkıntısı oyun kurucu mevkiinde. Savunma paspası Jameer Nelson, iki takma bacakla insanlar yürüyemezken 110 milyonluk kontratla Orlando’da tatil yapan Gilbert Arenas ve uzaktan bakıldığında torun sevme yaşı ve fiziğine çoktan ulaşmış gözüken Chris Duhon Orlando’nun sıradan bir takıma dönüşmesine sebep oluyorlar sezon başından beri. Chris Webber’a en şaaşalı dönemini yaşatan adam, Horford’un gelişimine katkı veren oyun kurucu, kısacası uzunla oynamayı bilen, savunma yapabilen, takımı ve yıldızları oynatabilen bir isim Mike Bibby. Gelecek sezonki tüm alacağından vazgeçerek kontratını feshetti Washington’da ve artık serbest. Bibby Orlando’ya ilaç olur, Hidayet’le ortak geçmişleri rehabilitasyon gibi gelir takıma. Orlando almazsa gittiği yeri de ihya eder Mike Bibby. Ama bu fırsat varken, parasına bakmadan en azından sezon sonuna kadar bağlanmalıdır Bibby. Bu noktada güzelim franchise’ı rezil eden Otis Smith’ten tek isteğimiz, belki de onun senelerdir arayıp da bulamadığı şanstır bu, Bibby’nin Orlando’ya gelmesidir. Umarım gerçekleşir bu dilek…

10 Soruda Magic (Soru 2)

Şubat 8, 2011, 2:35 am | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


(MV: Meraklı Vatandaş, ÇO: Çoğu Otoritenin Ortak Görüşü, BD: Bendeniz )

MV: Lewis- Arenas takası çok mu gerekliydi?

ÇO: Her şey ortada. Sen Marcin Gortat’ı gönderiyorsun, karşılığında adam gibi bir uzun alamamışsın, takım bu haldeyken sen git, bir de takımın bir uzununun daha yerine PG al. Kısaların turşusunu mu kuracaksın? Sen biraz bekle, Lewis ile dene bakalım nasıl oynuyor bu takım. Zaten Arenas’ı istediğin vakit alabilirsin. Kısacası, bu hamle tam bir felaket.

BD: Arenas böyle sıvadıkça bu soru döner bir gün Otis Smith’in idam sehpası olur. Bir kere Otis Smith’i anlamak öyle kolay iş değil. Marcin Gortat’ın on beş dakika oynaması için hazineyi boşalttı, sonra takasla gönderdi, Carter’ı takımında görmek için baltayla daldı takıma, daha bir buçuk sezon olmadan kiliseye gidip günah çıkarttı, Reddick için yine abartılı paralar ödedi, ama en kısa zamanda onu da paketler; emin olun. Yine şöyle bir örnek vereyim nasıl garip düşünebildiğine örnek bu adamın: Bu takaslar sonrası herkes- ben de tabii- şöyle ele avuca gelebilir bir uzun daha katar diye beklerken ondan, o çıkıp aynen şunları söyledi: “Herkes Howard’ı durdurmak için takımlarına uzun alıp duruyor, ben niye uzun alayım, onlar düşünsün.” Yani böyle garip bir adam, ne hesap ediyor, ne düşünüyor kestirmekte zorluk çekiyoruz. Yaptığı tüm hamleleri ‘breaking news’ diye duyuyoruz, yani üç beş gün önceden duyumu alınan konuşulan şeyler değil, böyle de ketum ve alttan alta iş çeviren garip bir adam. Bir de Howard istemişmiş diye haberler çıktı bu takası. Gülüp geçiyoruz efendim. Neyse, bu işin Otis ayağı. Bir de Gundy ayağı var: Takas ertesi Gundy yaptığı basın toplantısında, sahada zaman zaman Arenas Nelson Richardson Turk Howard beşini görebileceğimizi söylemişti, Arenas’ın performansından medet umarak. İşte 2 ay geçti, Arenas hala top oynayacak. Gundy bir haftadır itiraf etmeye başladı; Orlando şu anda yarışın içine dâhil değil. Muhtemeldir, Otis Smith’e hayır duası okuyordur. Neden mi? Bir kere, her ne kadar herkes Lewis’in kontrat/ istatistik oranına gözünü dikip Lewis’in aldığı paraya sulanmışken, Gundy böyle istatistiklerin ucuz anlayışların adamı olmadığı için Lewis’e başka gözlerle bakmamıştır. Ondan nasıl yararlanırım diye düşünmüştür, diğer oyuncularını düşündüğü gibi. En çok parayı alıyor diye her topu onun eline vermemiştir. Otis, menajerler dünyasındaki ‘o kadar para verilir mi o oyuncuya ?’ mantığıyla haraket edip itibar kaybetmemek ve totosunu kurtarmak amacıyla Lewis’i paketlemiştir. Ayrıca hesabında şu da vardır: “Arenas nasıl olsa iyi istatistikler yapar, savunma mavunma takım kazanmış kaybetmiş önemli değil, atsın biraz da asist yapsın da en azından kontratını hak eden istatistikler yapsın, ben de totoyu kurtarmış olurum en azından, nasıl olsa Lewis o kontratla Arenas’ın yaptığı istatistikleri yapamayacak hiçbir zaman.” Neyse ki, şimdilik rezil olmakta, çok güvendiği Arenas sıvamakta. Bir de şöyle bir rezilliği de var onu da ifşa edelim de eksik gedik kalmasın. Finallere giderken takımın guardı Nelson sakat olduğu için Alston’du. İkinci guard AJ. Finalde hatırlarsınız Nleson gelip takımın içine bir güzel etmişti. Sonraki sezon Nelson bir J-will iki AJ üçüncü guard. O tutmadı, Nelson bir Duhon iki J-Will üç. O da tutmadı Nelson bir Arenas iki Duho üç J-Will dört. Böyle rezalet bir menajerlik olamaz. Finale çıkaran guard ikilimiz 12 ay içerisinde yok oldu ve gelinen nokta rakip guardların milli takımlık performanslar sergilemeleri. Neyse, gelelim Lewis’e. Gundy takaslar sonrası yaptığı basın toplantısında Lewis’in gidişini sebeplendirememişti ve nerdeyse ağlamaklı oldu koca adam. Lewis’i beğenin ya da beğenmeyin ama takım olmak nüve olmak için Arenas’dan daha elzem bir kişilik ve oyuncu olduğu açıktır. Bir kere, hücum ve savunma disiplini üst düzeydedir. İki şut soktu diye üçüncüde de potaya saçma bir şut sallama isteği duymaz, şut kullanmadı diye küsmez ve maç konsantrasyonu asla düşmez, kendinden iri adamları tutma konusunda asla geri adım atmaz, en az onlar kadar sertlikle cevap verir. Magic dönemindeki tek falsosu, yasaklı bir ilaç kullanmasıydı ki eminim o da kötü niyetli olduğu için değil, dikkatsizliğindendi. Yani sevgili meraklı vatandaş, bu sorunun cevabını aslında sorarken vermişsin de biz yine de şöyle diyelim; basketbol yeteneklerini, takım oyunu için gerekliliğini, uzun adama olan ihtiyacımızı her şeyi geçtim, zihniyeti ve karakteri için bile bu takımda kalmalıydı Lewis.

Sonuç: Otis Smith…

10 Soruda Magic (Soru 1)

Şubat 1, 2011, 1:37 am | NBA, Orlando Magic, Stan Van Gundy kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

(MV: Meraklı Vatandaş, ÇO: Çoğu Otoritenin Ortak Görüşü, BD: Bendeniz )
MV: Cicim aylarını geçtik; takım takaslar sonrası ilk birkaç haftadaki fırtınayı estiremiyor gibi, sizler ne dersiniz?
ÇO: Zaten belliydi bunun böyle olacağı. İlk bir iki hafta yeni bir araya gelmenin gazıyla gerçekten de iyi gittiler ama eksikler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Dua etsinler de Howard’ın başına bir şey gelmesin, bu onlar için felaket olur. Gundy mutsuz gözüküyor, takımının savunmasından hiç memnun değil. Diğer iki büyük takımın –Miami ve Chicago- çok gerisinde gözüküyorlar ve Arenas bu haldeyken de yakalamaları zor…
BD: Doğrudur, fırtına dindi, dünya var olduğundan beri haftalarca esen bir rüzgâr fırtına bilmiyorum ben. Bu da nefes sonuçta, bir yerde tükenecek, bacaklar titreyecek. Alttan alta fısıldanılan ve terennüm edilen “Tamam, Magic bu kadardı zaten!” yollu laflara da kulak asmamak gerekiyor. Takas sonrası oynadığımız ilk iki maçta aldığımız yenilgiler sonrası- Mavs ve Hawks- buralarda, paniğe gerek olmadığını, belki sezon başında istediğimiz hedeflediğimiz galibiyet oranına ulaşamayacağımızı, ama playoff’lar için bunun bir önemi olmadığını zamanı gelince çok canlar yakacağımızı söylemiştik. Buna neden olarak da, bazı maçlarda çok ciddi savunma zaafları çekeceğimizi göstermiştik. Öncelikle şöyle oyuncu oyuncu sayarsak Howard dışında bir sezon boyuncasını geçtim yarım sezon bile aynı savunma direncini gösterebilecek bir oyuncumuz yok. Nelson’a alışıldığı için artık savunma hataları yazılmıyor görülmüyor bile. Tepede Nelson’ın savunmasına yapılan tüm pickandroll’lerde yüreğimiz ağzımıza geliyor, ya da fastbreaklerde rakip oyun kurucu Nelson’u karşısında gördüğü zaman basket faul olmaması için duaya başlıyoruz. Richardson, kariyerinin ilk gününden beri takım savunması nedir ilk kez bu şehirde görüyor. Hidayet belki takım savunmasını bilen oyuncularımızın başında geliyor ama birebir savunmada her maç aynı performansı vermiyor. Örneğin, Granger ve Nowitzki’ye karşı çok iyi savunmalar yaparken (hatta Battier ve Granger’a yaptığı savunmadan dolayı Gundy övgüsünü eksik etmedi ondan) Deng ve Prince karşısında ne yapsa olmuyor. Bass, takımın belki de en kötü takım savunmacısı. Rakibin pota altındaki çoğu aksiyonunu kaçırıyor. Anderson, abartıldığının aksine iyi bir ribaundçu ve takım savunmacısı olmasına rağmen, birebir savunmada fiziksel olarak zayıf kalıyor. Arenas protez bacaklarla ne kadar savunma yapılabilirse o kadar yapabiliyor. Duhon Magic’e geldiği günden beri 10 doğum günü kutlamış gibi. Bu yaştan Anthony Johnson basenlerine ve havasına girmiş bile. İşte bu parçalardan savunmayı geçilmez yapması gerekiyor Gundy; düşünün nasıl büyük bir coach olduğunu artık. Yani iş geliyor savunmada düğümleniyor. Gundy ve Howard (ve bir de beyin)takımın başında olduğu sürece de bu takım ligin en iyi hücum takımlarının başında gelecektir, kuşkunuz olmasın. Bu arada, bakın, bu hücum konusuna geldiğimiz iyi oldu sayın meraklı vatandaşım. Ne dendi Lewis takas edildiğinde? Geleneksel hücum takımı mı, yok, hücumlar geleneksel hale geldi mi, ve bin bir türlü karman çorman şeyler söylendi ve her yenilgiden sonra yine aynı eleştiriler ve de her seferinde Gundy de lafı ağızlarına tıktı da bu arkadaşlar yorulmadı. Lewis gitti belki ama Anderson gibi bir adamın varlığından hiç haberiniz var mıydı bu takımda? Ayrıca Anderson’un kariyerinin çok başında olduğunu, iş ahlakının, arkadaşları ve coach’uyla olan ilişkisinin üzt düzey olduğunu hatırlatmamız gerekir. Takas sonrası ilk birkaç hafta estiğimiz dönemde çılgınca üçlük sokuyorduk. Bu hep böyle gitmez, üçlükler girmeyince ne yapacaklar, i don’t like the way they play (3-point), gibilerini yüzlerce kez okuduk. Sonra bizim üçlük yağmuru dindi, ama yine kazanıyorduk, hatta bir Boston maçı var çok kötü atarak kazandığımız; bu sefer Howard’ın yedeği yok tartışmaları başladı? Van Gundy bu adamlara alın topu sallayın çizginin arkasından demiyor, biraz olsun şu maçları dikkatli izleyin. Tepe pick’lerine, hızlı hücumda takımın allah allah hücum şeklinde değil de belli bir düzende yani şutörlerin yerleşiminden Howard’ın koşu çizgisine, en basitinden, şutu dışında başka bir şeyi yok denen Redick adlı adamımıza bir bakın. Gundy ile beraber Redick’in oyunundaki anlayışın nereye geldiğini görmekte fayda var bir basketbolcu için. Emin olun, Gundy dışında bir coach’un elinde olsaydı Redick, dipte şut için bekleyen bir beyaz şutörden veya bir Korver’dan fazlası olamazdı. Şimdi geldiği noktaya bir bakın ve anlayın bu adamın Gundy’nin değerini gözünüzü sevdiğim sayın ağabeylerim…
Not: Cenk hocam hoş geldin ve geçmiş olsun diyorum. Biraz geç oldu kusura bakma. Üzerimdeki ağır sorumluluk biraz olsun hafiflediğinden daha da mutluyum…

NBA’de Pivotlar Kapış Kapış

Temmuz 17, 2010, 10:41 pm | Cleveland Cavs, Houston Rockets, Miami Heat, Minnesota Timberwolves, NBA kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Yılların kıymeti bilinememiş önemli pivotu, pas veren pivotun yaşayan en iyi örneklerinden biri olan Brad Miller Houston Rockets ile 3 sene 15 milyonluk bir kontrat yapmış. Bu büyük ihtimalle 34’lük Miller’ın kariyerindeki son imza. Ligdeki en iyi beyaz uzunlardan biriydi hep Miller ve Rockets kariyerinin sonunda olsa da onu takıma katarak önemli iş yaptı. Scola ve Ming’in arkasında hatta Ming’in sakatlıklarında güvenilir bir isim olacaktır. Hem Rockets hem Miller kazandı.

Lebron James Miami’ye eli boş gelmedi ve Ilgauskas’ı da adeta ikram etti Heat’e. Veteran minimum’a imza attı yanlış öğrenmediysek 35’lik Sloven (babayı Sloven Litvanyalı herif ya, valla Alkın olmasa rezil olduk, sıcaktan beyin kavruldu anlaşılan, sağol kardeşim, he he) pivot ve ilk kez Cavs dışında bir takımın formasını terletmeye karar vermiş oldu. Böylece Heat kadrosunda ciddi bir uzun rotasyonu ortaya çıktı. Keza Heat Joel Anthony ve draft seçimleri Dexter Pittmann’la yeni kontrat imzalamış ve Magloire ile anlaşmış ama imzalar henüz atımamıştı. 4 tane kalbur üstü denilebilecek uzun oyuncuyla 5 numarayı idare edecektir Heat. Ha o 3 yıldızın yanına ben de gitsem pota altında sırıtmam gerçi. Bu arada Heat Dooling, Juwan Howard, Arroyo, James Jones ve Quinn’le de görüşme halindeymiş ki bir nevi yeni Boston olma yolundalar, 3 yıldız ve kadroyu dolduracak veteranlar projesiyle.

Son imza atan pivot ise 4 yıl ve 16 milyona Minnesota ile kontrat uzatan Milicic. 7 yılda 5 takımda forma giyip hiç birinde başarı yakalayamayan Sırp pivot için Al-J sonrası Wolves 5 numarası biçilmiş kaftan gibi. Geçen sezon sonu fena oynamamıştı Milicic ve acaba sonunda bundan bir şeyler olur mu diye sormaya başlamıştık. Ve yüzü yaşlanmış olsa da bu çocuk hala 25 yaşında. Uzunlar geç olgunlaşır hipotezinden hareketle bugün imza atan 2 pivotun yaşlarının da 34 ve 35 olduğunu hatırlayarak Milicic’e biraz daha kredi vermek gerekir sanki.

Aferin Evladım

Temmuz 17, 2010, 8:25 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 

Diyecek fazla söz yok, koptu gidiyor Magic Smith’in direksiyonunda. Lewis, Carter, Q-Rich, şimdi de 3 sene 19 milyona takımda tutulan, Bulls’un almasına izin verilmeyen Redick. Salınan Barnes. Gidene bak kalanlara bak arkadaş. Yumuşacık, az pirinçli sütlaç gibi oldu takım! Savaşacak, dövüşecek, doğru düzgün savunma yapacak adam yok 2-3-4 rotasyonunda. Bass ve Gortat oynatılmazken bütün iş Howard’a kalacak. Savaşsın mı, dövüşsün mü, hücum mu etsin, gelişimine devam mı etsin nedir yani. Ha Duhon’u aldın falan. Duhon Allah mı peygamber mi, bu nedir ya! Lüks vergisi gelmiş dayanmış 23-24 milyona, boşa veilen onca para. Bana ne ya cebimden mi çıkıyor, di mi ama kardeşim. Neyse ben kaçtım, siz aynen devam Otis, Rick, aferin evladım!

Hidayet Phoenix Suns’a Takas Oluyor! Oldu!

Temmuz 12, 2010, 10:53 pm | Charlotte Bobcats, Hidayet Türkoğlu, NBA, Phoenix Suns, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Az evvel ajanslara düştü bu haber. Phoenix Suns Raptors’ta mutlu olmayan Hidayet’i alıyor, Jose Calderon’u Bobcats’e giderken görüyoruz, Leandro Barbosa’yı da Toronto’ya takas ediyor Phoenix. Pakete Bobcats’in katkısı da, Diaw ve Tyson Chandler’ı Raptors’a yollayarak oluyor. Toronto’dan 3. adamın daha ayrılması söz konusu, bir dolu da nakit akışı olacak büyük ihtimalle. Toronto bu takasta Bosh’un sign-and-trade’inden gelen 14,5 milyonluk trade exception’a da dokunmuyor üstelik. 3 takım için de hayırlı gibi bu takaslar. Kesinleşince üzerine daha konuşulur da bakalım Hidayet Suns’ın run and gun’ına ve Nash’in hakimiyetine nasıl bir tepki verecek? Ya da 36 yaşına gelen Nash’in yerine yeni bir sistem mi kurmak istiyor Suns? Hill ve Hidayet’in iletişimi nasıl olacak o da ayrı bir konu.

Bu arada Barbosa’yı da draft eden adamın Colangelo olduğunu hatırlatmak gerek. Suns Hidayet dışında Olympiakos’tan Childress’ı da getiriyormuş, o da hayırlı olsun bakalım.

Edit: Bobcats takastan çekildi, Atlanta Childress’ın hakları üzerinden gelecek senelere ilişkin draft hakkı aldı. Barbosa Toronto’ya, Hidayet Phoenix’e, Childress 5 yıl ve 30 milyonluk sign-and-trade ile yine Phoenix’e geçti. Hepsine hayırlı olsun. İlk izlenim Hidayet’in Nash’in gelecekteki alternatifi olarak düşünüldüğü. Yeniden Batı yakasındaki bir Hidayet’i izlemek heyecan verici olacak.

Vuvuzeladan Parke Gıcırtısına

Temmuz 11, 2010, 5:40 pm | Afrika 2010, NBA, Orlando Magic, tolga kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Birkaç hafta öncesi olacak, İngiltere-Almanya maçını dışarıda, çay bahçesinde izlemek için sözleştik arkadaşımla. Maça yaklaşık bir buçuk saat kala kendimizi, repertuarımda olmayan Pes 2010 oynamak için playstation salonuna attık; haliyle oynadığımız dört beş maçtan ortalama 5 farklı mağlubiyetlerle kalktım. Yenik pehlivan sıfatıyla, sürekli bir maç daha istememden dolayı maçı kaçırma tehlikesiyle apar topar hesabı ödemeden tüydük, şaka tabi ki, dağ başı değil orası, herif çeker vurur yoksa! Tabi, 5 farklı yenilgilerin kızgınlığıyla da, ‘erkeksen nba 2k10’da gel’ demeyi de ihmal etmeyerek, yerlerde sürünen seviyenin içine batırdım. Yaklaşık on dakika geç kalmıştık ki, ilk şoku o an geçirdik: koskoca çay bahçesinde oturacak yer kalmamıştı, şehir dünya kupasına kilitlenmişti. Neyse ki, çay bahçesi sahibi derinliklerden çıkarttığı iki sandalyeyle bizi de çoşkulu güruhun içinde bir yerlere dahil etti. Allah’ın sevgili mi yoksa cehennemin seribaşı kullarından mıyız, bilmiyorum ama, bir dünya kupası tarihçisi abimizin hemen arkasına düştük. Her atak sonrası, bize dönüp, tarihin derinliklerinden o hücum varyasyonuna benzer bir tane çıkarıp duruyor. Tabi abimiz yetmezmiş gibi,bir de Almanya’nın gollerinde kopan gürültüyle dolunca kulaklarımız tarihin farklı bir evrim aşamasında olduğuna kannat getirdik arkadaşımla. Bu arada baktık; abimiz de duracak susacak gibi değil, devre arasında sandalyeleri üçer beşer sıra sola doğru kaydırdık. Ama Almanya durmak bilmiyordu. Almanya attıkça vatandaş daha heyecanlanıyordu. Arkadaşım bir ara bana doğru dönüp, ‘muhtemeldir, iddaacı gruptur bu bağıranlar,’ dedi. Şöyle etrafı göz ucuyla kestim; ‘yok,’ dedim ‘bu başka bir şey,bu bağıran grubun kesinlikle iktidarsızlık sorunu var ,değilse ben böyle bi hastalık görmedim açıkçası, tıbben tanımsız.’

Arkadaşlarımla, bir evde toplanıp, gecenin bir yarısı, bir Nba maçı izlemeyi hayal etmiştim, şükürler olsun, hem de abartarak, bu hayalimi üniversitedeyken gerçekleştirdim ama, şu manzaranın doğabileceği aklımın ucundan geçmezdi; anlaşılan başka bir dünyada yaşamaya başlamışız. 70lerde 80lerde, köylerde elektrik olmadığından, dünya kupalarını avrupa maçlarını izlemek için, geceyarıları, onarlı yirmişerli gruplar halinde inerdi il/ilçe merkezlerine gençler. Bu modern anlamda bir hicrettir aslında: futbol hicreti. Hem de yıldızların cılız ışığında düşe kalka yürünen köy yollarında… O gençler yokluktan kahvehaneleri tıklım tıklım doldururlardı. Cayır cayır yanan elektriğin ortasında, evimizden iki adım uzaklıktaki kahvehanelerde, bahçelerde toplanıp maçlar izliyoruz bu gün. O günler, bütün takımlar gençler için birdi, futbolcuların hepsi siyah beyaz giyinikti ekranda, sadece futbol aşkına kilometreler yürünür, ağrıyan en fazla ayaklar olurdu yürümekten. Bu gün ses, gürültü yoruyor, görüntünün cafcafı yoruyor,aval aval dikiyoruz bakışlarımızı ekrana, ama futbolu sporu anlamakta konuşmakta günler akıp geçtikçe daha da zorlanıyoruz. Bu girdiğimiz hastalıklı bir çağ.

İşte, Almanya’nın gollerine maçı anlatanıyla yorumcusuyla havalara uçulan bu dönemde biz çobansalata olarak aklıselimi bırakmıyoruz ve canımızdan bir parça basketbol için de yaşıyor düşünüyoruz. Dünyanın açlıkla imtihan vermeyen bölümü; tüm iddia programcı yorumcularını işsiz bırakarak, istihdam politikalarını yerle yeksan eden Ahtopot Paul’ün maç öncesi seçeceği kutuya odaklanmışken; biz, çoluk çocuğun ekmek parası için bir yerlerini yırttığı Orlando yaz liginden ilgimizi eksik etmedik. Bu arada dikkatimi çeken ahtopot Paul’ün hep, kendine göre sol kutuyu seçmesi oldu. Bu da akla Ahtopot Paul’un solak olma ihtimalini getiriyor. Neyse, sağolsunlar, Gundy, Doc Rivers gibi isimler de bizi yalnız bırakmadılar, onlar da yaz liginde hazırdılar tribünde, en azından iki kelam edecek adam bulduk o can sıkıcı maçlarda.Yine sağolsun, Michael Jordan da ziyaret ettiler, eksik olmasınlar.Çobansalata olarak bizi daha çok ilgilendiren Magicti; bu nedenle sadece Magic maçlarını izlemeye çalıştım; Semih’in hatrına Boston maçlarına şöyle ufaktan bir iki dakika harcadım, ancak pişman oldum; nitekim bu maçlarda at izi it izine bolca karışıyor, maçlar karmaşık ve ağır. Yaz liginin, yanılmıyorsam, ilk gecesinden sonra Duhon’un şehir kapısından girdiği haberi geldi. O günden sonra Gundy ve benim yüzümden tebessüm eksik olmadı, ikimiz de tüm günümüzü yanımızdakilerine el şakaları yaparak geçirdik, tadını çıkarmaya baktık maçların. Gundy ve ben neden huzurluyduk ve neden bu kadar rahatlamış görünüyorduk ve neden biz? Gundy, o kadar sevinç doluydu ki, hemen Duhon’un numarasını almış bedava mesajlarından çekmeye başlamıştı bile. Gundy’den gözümü ve aklımı ayırdığımda,Duhon takıldı aklıma. Smith’e kızdık ettik, ancak hakkını da verelim adam akıllı düşündüğünde oltaya iyi ve iri balıklar da çekiyor. İki hafta önce başlamıştı C.Paul-Magic yakıştımaları, dedikoduları gazete sayfalarında, internette. Paul yetenekli çocuk, katıldığı grubun basketbol kalitesini artıracak bir çocuk, ama Magic’e gelmesi halinde o 4-5 senede ancak yerleştirdiğimiz tereyağından kıl çeker hücumu, tereyağındaki kılı hayvan gibi kolu daldırarak çıkarılır şekle sokacağı da aklıma geliyor ve inceden sıkıntıya gark ediyordu bu söylenti beni. Haberler her ne kadar Hürriyet-Kelebek eki haberi niteliğindeyse de can sıkıcı işte. Sonuçta, kimine göre, dağ fare doğurdu; ama, kanımca bu sezeryan doğma fare yeni mahallesine kolay uyum sağlayacaktır.Yıllarca protez bacaklarla savunma yapmaya çalışan New York’un en disiplinli, işini ciddiye alan iki oyuncusundan biri kafasına göre bir yere geldi. Geçen seneki aceleye getirildiği aşikar transferlerden dili yanmış Magic, düşünerek tartarak yapacağı hamlelerle- ki ilk hamle gayet yerinde- üç kulvarda birden şampiyonluğa oynayactır/futbol zehirlenmesi. İşin teknik, taktik kısmına sezon başlamaya yakın değineceğim; yani 1-2 oynar mı bu adam, nasıl oynar, Nelson’la süreleri nasıl paylaşırlar gibi. Ama , görünen ve duyduklarımız, Gundy’nın bu oyuncuyu mutlaka işleyeceği yönünde; Duhon da inşallah,geçen sezon kaybettğimiz saha içindeki aklı bir nebze olsun yerine getirecektir; ki, Gandi babanın Duhon’dan azami verimi alacağına şüphem yok. Gundy ve benim yüzümüzde tebessüm bırakan bu hamlenin nedenlerinden biri de; yaz liginde denediğimiz oyun kurucuların, yaramıza bırakın merhemi, vazelin bile olamayacak kadar enteresan adamlar olmalarıydı. Randle’ı denedi ısrarla Pat Ewing ilk maçlarda; hücumda paylaşmayı seven bu arkadaşımız, sevimli de bir adam, enerjik ve olağandışı hareketli ama, mesela, ilk maç İndiana maçıydı, o maçta rakip oyun kurucu(Stephenson) dümdüz etti, karşısında kimse yokmuş gibi oynadı. Son maçlara doğru ise topu Stinson ve Crawford’un eline teslim etti. Özellikle Crawford rahatlıkla skor yapabilen bir arkadaş olmasına rağmen, savunmada her ikisi de, bir Magic klasiği olan rakip oyun kurucuları milli oyuncu yapma potansiyeline sahipler; ve arzuladığımız o aklıda ortaya koyacak oyuncular değiller. Bu şartlar altında kara kara düşünmemiz gerekirken, gelen Duhon haberi Gundy ve bana rahat nefes aldırdı; ‘amaan,başlarım maçına,yemişim guardını’ havasına soktu ikimizi de. Hatta, Gundy, bu gazla, üç dört sıra arkada maçları izleyen Doc Rivers’a, ‘seneye görürüz Rondoyu bizim maçlarda’ şeklinde o bedava mesajlarından atmıştır diye de düşündüm. Birkaç gün sonra, Gundy’i gördüğümde, ‘Baba duydun mu,LeBron Miami’yi seçmiş.Bu sene nasıl durduracağız bu adamları,’ dediğimde,haberin Gundy’nin hiç şeyinde olmadığı açıktı. (Bu arada değinmesem olmaz: LeBron’un kararını bir saatlik bir ESPN programında açıklaması, ve kararını açıklamadan önceki yarattığı ortam ve takınılan tavırlar; güngörmemişliğin ve yozluğun birebir örnekleri olmuştur, basketbol bu dönemi on yıl ya da yirmi yıl sonra utançla karşılayacaktır.) Ne yalan söyleyeyim, ben de tedirgin değilim esasında; bunun da basketbol kısmını ayrıntısını daha sonraki bir yazıya ayıracağım ama şöyle inceden değinelem: televizyonun şöhret etmediği bir oyunu/basketbolu tercih ettiğimiz ve sevdiğimiz için, ne-aslında- aynı zihniyette olanların dedikleri gibi hasetle ve dayanaksızca “o kadar yıldız birarada oynar mı?” diyeceğiz; ne de Cleveland’ı her sene başında sezon-öncesi şampiyon yapan akıl fikir yoksunu adamlar gibi “Miami açık ara şampiyon olur,” diyeceğiz. Bu arada, birkaç cümle önce parantez içindeki düşüncelerime bir örnek daha yaşadık aslında: Hido, Bosh için, onun için en iyi yer burası(yani Toronto), her topu kullanabileceği başka bir takım bulması zor, demişti. Daha sonraları ise, Bosh, gideceği takıma ‘ekleme(addition)’ olarak değil ,takımın merkezindeki oyuncu olmak için gideceğini söylemişti. Birkaç hafta sonra da arkadaş, Wade ve LeBron’un takım arkadaşı oldu, kendi isteğiyle. Şimdi merak ediyorum ve kendisine acileten sormak istiyorum: Acaba o çok şişkin egonuzu burada nasıl tatmin edeceksiniz ve hakikaten burada merkez olacağınızı mı düşünüyorsunuz? Ben cevaplayayım mesela;Bosh’un olabileceği en fazla ilçe merkezidir. Garnett Boston’a giderken kanatlarda Pierce ve Allen’ın olduğunu biliyordu, ve kanatlarda bu kadar iyi olan takımda onlara sürekli perde yapmak, onların hareketlerini takip etmek zorunda olduğunu biliyordu, ve hiç gocunmadan tam bir basketbol emekçisi gibi, her pozisyonda perdeye gitti, savaştı didindi. Minnesota’da da aynı şekilde her top için canla başla didindi. Peki şimdiki Bosh, kariyerinin hiçbir döneminde hamallık yapmamış, takımı kötü gittiğinde takım arkadaşlarını kendinden ayıran süpernova yıldız oyuncular gibi demeçler varmiş bu arkadaş, Lebron ve Wade’in hamallığını hakikaten başarabileceğine inanıyor mu? Neyse, bu hususlara daha çokça gireriz, biz ‘biz’e gelelim. Kanatlarında Wade ve Lebron’u bulunduran Miami’yi görünce, bu yaz liginden kanatlara takviye yapabilir miyiz diye de sahada oldu gözlerimiz. Bir Messi ve Robbenimiz yok belki, ama kanat organizasyonlarımız ligin dilinde. Ama, ne yazık ki buradan da ekmek yok gibiydi. Bu pozisyonda, Jr.Ewing, Donell Taylor ve ikinci tur seçimimiz Stanley Robinson’u denedik ağırlıklı olarak. Adamakıllı hücumlarımızı genelde Taylor’un üzerinden oynadık, yalan yok, başarılıydı da arkadaş. Ama Magic sisteminin içinde ne kadar işe yarayabilir, pek emin değilim. Jr.Ewing’in ise iyi bir kontrata, tribüne, güzel kızlara, Türkbükünde bir yaz tatiline oynadığı açıktı; açıkçası, yemezler Ewing. Stanley Robinson’a gelecek olursak,ikinci turda tarafımızdan seçilmesinden dolayı, reklamı bol döndü Sentinel sayfalarında. Şimdi Sentinel’i okuyup da bu maçları izlememişseniz, sakın aldanmayın derim o yazılan çizilenlere. Robinson’un seneye Magic kadrosunda olması için sağlam bir Florida senatör torpili olması gerekiyor gibi.

Gundy pek çaktırmadı belki ama, tahminim o da benim gibi en çok pota altı oyuncularına dikkat kesildi. Bu pozisyonda bu sene burdan sağlam eli yüzü düzgün bir adam çıkarırsak Gortat’ı rahatça takas edebiliriz düşüncesi vardı aklımızda. İlk hamlemiz drafttan Orton’u seçmek oldu ilk turda. İlk maçın ilk dakiklarıyla birlikte merak kendini karamsarlığa bıraktı. Orton da ne yazık ki ilk turda seçildiği için Magic forması giyecek gibi. Pozisyon bilgisi, mücadelesi, rebound sezgisi, takipçiliği arkasında oynatılan Jeff Adrien’in çok çok gerisinde kaldı. Öyle ki, yirimişer dakika süre aldığı iki maçta sıfır ribaundla bitirdi maçı, son maçlara doğru bench’i ısıtmak durumunda kaldı. 24 yaşındaki Adrien ise oynadığımız 5 maçın dördünde görev aldı ve mücadelesiyle, gözü pekliğiyle Nba’de sadece savunmalarıyla kontrat alan, Amir Johnson gibi adamlar kadar olabileceğini de gösterdi. Tek dezavantajı pozisyonu için birazcık kısa olması; ama yüreği büyük bir akadaş Adrien. Hatta bir tane de “double double”ı var bu yaz. Takımımız adına bu yaz liginin en önemli adamı, kuşkusuz ismi ve reklamıyla değil, sahadaki gayreti ve oyunuyla Paul Davis’ti. Clippers ve Wizards’ta harcanan 26 yaşındaki bu arkadaş, sahada basketbol oynamayı en iyi bilen kişi olarak gözüktü. Zor gözükse de denenmesinde zarar olmaz diye düşünüyorum, en azından 15 kişilik kadroda olması gerekir sanki. Tabi, bizim istediğimiz, Howard kenardayken, onun rakiplerine uyguladığı yıpratıcılığı verebilir mi; zaten düğüm de gelip burada kördüğüm oluyor. Bakalım uzun tercihimiz nasıl olacak bu düşüncelerden sonra? Şimdi Las Vegas’ta başladılar bir de bu maçlara. Takip etmesi, sıkılmadan izlemesi hakikaten zor, hatta vuvuzela dinlemek daha katlanılır, ama; dünya gözlerini meşin yuvarlakan ayıramıyorken, biz çobansalata olarak rahmetli Naismith’in hatrına Amerika semalarında gezinmeyi sürdürüyoruz.

(Not: Bu da güzel bir not,okuyalım;Gundy baba için boşuna adam demiyoruz: http://blogs.orlandosentinel.com/sports_magic/2010/07/stan-van-gundy-will-not-watch-lebron-james-espn-announcement-special.html )

NBA Draft 2010

Haziran 27, 2010, 7:30 am | Draft, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Arşivlik olsun, kenarda dursun. Zamanında yazamadık yazısını. Bu draftin en önemli iki ismi kuşkusuz oyun kurucu John Wall ve şutör gard Evan Turner’dı. Sürpriz olmadan ilk 2 sırada Wizards ve Sixers seçti bu iki oyuncuyu. Wall için en az bir Derrick Rose etkisi yapar denilirken, Turner’da Roy-Kobe arası bir potansiyel olduğu ama işlenmesi gerektiği anlatılıyor. Bu seneki draftlerde Türk oyuncu yoktu. Orlando Magic 4-5 numara oynayabilen Daniel Orton‘u 29., 3 numara oynayan Stanley Robinson‘ı 59. sıradan seçti. Oyuncuların isimlerine tıklarsanız kendileriyle ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Orton’ın kadroda yer bulabileceğini ama Robinson ile sözleşme yapılmayacağını düşünüyorum çok zorda kalınmazsa. Yine spektaküler isimlerin çıkmadığı vasatın altında bir draft oldu. Tutarsa Wall bu sınıfın en çok hatırlanacak adamı olur.

Sobalı Oda, Cenk Hocam, Blog ve Magic Üzerine Kısa Değinmeler

Haziran 26, 2010, 7:00 pm | Blog, NBA, Orlando Magic, tolga kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
“Gece saat iki suları… Soğuk odamda, zor bela ısıttığım yatağımın içinde dönüp duruyorum, saat üçteki maçı izlemek için beklerken. Portland ekibine Jailblazers denen günler işte. Sheed’in maç sonrası hakem yolu kestiği dönemler… Kings’le karşılaşacaklar. Sanırım, basketbolcuların ısınmaya çıktığı saatlerde ben de sıkıntıdan alev topuna döndüm yatağımın içinde. 2.45’e ayarlı, pembe plastik çeperli, o plastikten de fırlayıp duran gövdesiyle uyduruk saatimin, o uyuz alarm sesiyle, bir an önce seslenmesini istiyorum. Seslensin çalsın ama duyar duymaz sesi, saati kapıp alarmı durdurayım istiyorum ayrıca.(O saatlerin güzel de anıları olur: İşte, bir tanesi: Mesela, saat ikikırkbeşe ayarlayacağız alarmı,saat üzerindeki kırmızı göstergeyi 2 ile 3 arasında bir yere kondururuz, tabi 3’e biraz daha yakın olur. 15-20 gün istediğin saatelerde uyandırır seni, ama 1-2 ay sonra, saati de kendimize benzetiriz, o Çin işi saat yarım saat bir saat geç çalmaya başlar, zaten bizaman sonra da iyice gevşer, bırakır çalmayı.) Daha ortaokul-lise öğrencisiyiz tabi. Ana-babamızdan izinsiz gece gece kalkıp maçlar izliyoruz; bir yandan da o gizlice iş yapmanın tatlı bir heyecanı var. Annem mesela, gece maç izlediğimi anladığı an, bağırtı çağırtı kopara kopar gelir odasından. Her türlüsünden nasihat eder sakinleştiği anlarda. Baktı ikna edemeyecek, söylene söylene yatağına yurduna döner. İşte bunlar geçiyor kafamdan, bunun sıkıntısıyla yatağımın içinde iki saattir uyanığım.

Televizyon sobalı odada, benim odam ise hemen yanında; tek avantajım da bu, ana-babamın odası nispeten uzak. Hafiften uykuya dalıyorum. Saatin cırlamasıyla birlikte yataktan kolumu fırlatıp tek hamleyle saati etkisiz hale getiriyorum, şöyle etrafa kulak kesiliyorum, duyan uyanan yok. Saat üçonbeş olmuş bu arada, yine kelek yaptı aksi saat. Yorganı sıyırdığım gibi üzerimden, buz gibi bir soğuk titretiyor vücudumu, ama basketbol aşkı işte, okul olsa yarım saatte kalkamam o yataktan… Ayak parmaklarımın üzerinde sobalı odaya doğru yol alıyorum. Ama asıl zor görev şimdi geliyor: Kapı… Sobalı odanın bir kapısı var ki, maaşallah, hiçbir padişaha nasip olmamış, her açılıp kapanmasında apartman sallanıyor, dünya yıkılıp yeniden kuruluyor. Sobalı odanın kapısını ustalıkla kimseleri uyandırmadan kapatmam, abartmıyorum, 40-60 saniyemi alıyor; yani altı üstü bir kapı kapatması değil işte. Ev halkını uyandırmadan görevimi başarıyla tamamlamanın gururuyla sobalı odada gol sevinci yaşıyorum. O kadar seviniyorum ki, bağırmadan sesim kısılıyor, gözlerim doluyor.Soba hala nar gibi. Beko marka televizyonun metal açma tuşuna basıyorum, almıyor ilkinde, bir daha yediriyorum.Yatarken kanalı ayarlamıştım; açtığım gibi Rose Garden’ın parkelerinin parıltısı vuruyor gözüme. Seriliyorum yere. Çekyatların birinden kaptığım kırlenti alıyorum başımın altına. Ve uzun geceler başlıyor.”

Biliyorsunuzdur, Cenk ağabeyimizi, hocamızı, yaklaşık birbuçuk ay sonra askere uğurlayacağız, asker yolu gözleyeceğiz sonrasında. Kuşkusuz, bu kısa süreli ayrılış başta yakınları sonrasında da tanıdıkları açısından zor olacak (Cenk hocamla bir kez olsun yüz yüze gelmişliğimiz yok; not olsun bu da).Onun yazılarının verdiği tattan keyiften yoksun kalacağız bir süreliğine, kuşkusuz yanındakiler, yakınıdakiler ise muhabbetinden.Özhan hocam ve Volkan kardeşim blog için büyük çaba harcamışlardır, harcayacaklardır. Onların üzerindeki yük bir kat daha ağırlaşacak bu kısa ayrılışta. Ama Cenk hocamın, ağabeyimin yeri bende çok farklıdır. Daha yüz yüze gelip de iki kelam etmememe rağmen; yazdıklarına hesapsızca serptiği hüzün, kırgınlık, sevinç, hayal kırıklığı, aşk bana samimi gelmiştir, o yüzden Cenk hocam en başta insan olarak çok değerlidir benim için. İşte bu kısadönemde (335. kısadönem), sağolsunlar, Cenk ve Özhan ağbilerimin anlayışı ve onayıyla, blogda oluşması muhtemel basketbol açığını kendimce elimden geldiğince doldurmaya çalışacağım. İnşallah ağabeylerimi, hocalarımı utandırmam. Magic ağırlıklı basketbol olacak önceliğim doğal olarak. Bunun dışında beceribilirsek ordan burdan havadan sudan da yazarız. Ama baştan da belirteyim; çalışan eden bir insan olduğum için de ortadan kaybolmalar olabilir, bunlar da biline.
Yukarıdaki satırları da işte,basketbola nasıl bağlılık duyduğumu gösterme açısından yazdım. Çağlar boyu felsefede, mistisizmde, türkülerde, romanlarda, şiirler ve destanlarda aşk çok tartışıldı. Allah’a olan aşk, böceğe olan aşk, kadına-erkeğe olan aşk… Bizimkisi de böyle garip bir aşk işte. Uzatıyorum, farkındayım, ilk yazı bir de, yoksa uzatacak değildim. Magic hakkında genel görüşümün ne olduğunun bilinmesi açısından şöyle ufaktan bir giriş yapıp yazıyı bitireceğim. Magic için yazmaya başlarken, bir kördüğüm hali mevcutken başlıyorum. Hep beraber göreceğiz önümüzdeki dönemde;Magic bu kördüğümü hiçbir şeye zarar vermeden mi çözecek, yoksa Smith eline makası alıp bağları paramparça edip mi çözecek? Geçtiğimiz yaza girerken ayağımızda şık bir ayakkabı vardı, ancak sezona başlarken daha iyisi olduğunu düşündüğümüz bir üst modelini alıp denedik, bir baktık ki kördüğüm atmışız; daha doğrusu Smith biraderimiz atmış. Smith, anlaşılan o 2000’lerin ortalarındaki cesur ve akkılıca hamlelerinin ardından, ortodoks/muhafazakar bir girişime bulaşayım dedi, nedenini hala öğrenemediğimiz şekilde. Ancak bu skolastik düşünce, artık dünya basketbolunda çok gerilerde kaldı. Dünya Amerika’nın bir zamanlar yazdığı mukaddes basketbol kitaplarına, inançlarına iman etmiyor; başka bir yola daldı basketbol. Smith ise, belki de en kritik karar aşamasını başarısızlıkla, kolaycılığa kaçarak geçti. Carter hamlesinde ,düstur edindiği ‘kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’ ilkesi basketbolun bu aydınlanma döneminde elbette geçersiz kalacaktı ve kaldı da. Artık, tavuklar da birer canlı, yaşayan olduklarını hatırladılar ve kazlara pabuç bırakmıyorlar. Anlayacağınız, Smith bu kümes işinden anlamıyor. Smith’in bu hamlesine benzer hamleler yapan bir çok yönetici gördük, futbolda da mevcut böyle adamlar. Şimdi, bu adamlar böyle yaptıkça, aklıma hep şu gelir: 10-15 sene öncesine kadar evlerimizde uydu yokken, daha doğrusu digiler, smartlar, zartlar, zurtlar yokken, televizyonda kanal sıralaması yapacağımız sıra bire trt, ikiye atv, üçe show, dörde kanal d, beşe star koyardık. Tamamen kalıp bir hareketti o zamanlar, su içmek, araç kullanmak gibi birşey işte: doğal refleks. Ama yöneticilik kuşkusuz bu değil; artık discoveryler, sinema kanalları ve daha onlarca daha nitelikli tv kanalları var. Onların ayırdına varmak gerekir. Neyse, Smith işte böyle bir adam. Zamanında çok sevindirdi bizi, şu sıralar üzmekte. Olsun, yine de buralarda bi işi düşsün; ssk, bağkur, oto alım-satım, uğraşır görürüz işini…
Bundan sonra, inşallah, Cenk hocamızın askerde olduğu dönemde bunların dedikodusunu yapacağız vakit buldukça. Saygılarımla… (Not:Ben de 331.kısa dönem askerlik yaptığımdan geçtiğimiz sezonun % 90’ını kaçırdım,o yüzden yargıda bulunmakta zorlanıyorum, affola.)

Şampiyonlukları Takımlar Kazanır

Haziran 18, 2010, 5:55 am | Boston Celtics, LA Lakers, NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Yıldızların yıldız olamadığı gecede, şapiyonluğun tek bir topla belirlendiği sahada, her iki tarafta da takımlar vardı. Ama daha fazla takım olmayı beceren bu maçtaki Kobe’ye rağmen Lakers oldu. Muhteşem bir finaldi. Bir kez daha takım olmanın, savunmanın, kavga edercesine mücadele etmenin, inancın insana neler kazandırabileceğini gördük.

Şampiyon Lakers, kazanan basketbol aşkı oldu.

Basketbolu çok seviyorum.

En Büyük Kim?

Haziran 17, 2010, 6:15 pm | Boston Celtics, LA Lakers, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu geceyi bitirip yarın sabahı başlatacak saatlerde tarihe tanıklık etme fırsatımız var bir kez daha. Bundan yaklaşık 2 yıl önce bu blog yeni yeni emeklemeye başlarken defalarca kez yazı konusu olan olayların başında onlarca yıl sonraki Lakers – Celtics finali vardı. 2 yıl sonra bugün bir yeni efsane final, geleceğin efsane olarak hatırlayacağı kaptanlardan birinin elinde yükselecek. Pierce ya da Bryant bir kez daha o kupayı kaldırmak için bu gece tüm enerjilerini koyacaklar ortaya. Celtics Büyük üçlüsüyle bir daha bu seviyelere kolay kolay gelebilecek bir görüntü vermese de “ben de büyüdüm” diyen Rondo dengeleri bozmaya çalışacak. Kobe İspanyol partneri ve 6. maçta olduğu gibi bir kez daha savaşmak arzusuyla sahaya çıkmasını umduğu arkadaşlarıyla ağır basmaya çalışacak.

6. maçta kaç sayı fark olmuş, hangi takımda kim eksikmiş, maç Staples Center’daymış falan bunların hepsi hikaye. İlk hava atışı yapıldığı andan itibaren çok büyük bir savaş olacak o sahada ve gözlerimiz bayram edecek kesinlikle, basketbola, mücadeleye doyacağız. Lakers daha ağır basıyor olsa da kağıt üstünde, Tek top herşeyi değiştirebilir. Daha çok isteyen, kendini hayattaki son dakikaları o dakikalarmış gibi zevk ve inançla maça veren kazanacak. Ama tabii ki önce David Stern kazanacak, NBA kazanacak. Kim kazanırsa kazansın bizler ekran başında çok eğleneceğiz.

Maç bu sabah saat 04:00’da NTV’de, ben karşısındayım. Basketbolseverlere iyi seyirler ve iyi eğlenceler.

Keşke şu maçtan önce Magic ve Bird eski günlerin anısına çıkıp ufak bir şov yapsalar, kısa bir konuşma olsa ikiliden. Ne hoş olurdu, eskiyi yad ederdik…

Süpürgenin Sapı Nerede?

Mayıs 23, 2010, 10:26 am | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
 Ya daha geçen hafta elimdeydi, nerede bu süpürgenin sapı?

Play-Off Resimleri Çizildi

Nisan 15, 2010, 6:50 am | NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Az sonra bitecek olan Phoenix – Utah maçı sonrasında Play-off resmi her detayıyla çizilmiş olacak NBA’de, Batı’nın 3.sünü belirleyecek maçı Phoenix alacak gibi duruyor. Öte yandan hem Doğu’da hem Batı’da eşleşmeler belli oldu. Son 3 maçını alarak 8. sırayı Doğu’da Toronto’nun elinden kapan Bulls Cavs’in rakibi oldu. Sezon sonundaki çıkışlarıyla 3. olan Atlanta ve 7. olan Charlotte ise sürpriz takımlar dersek yalan olmaz. Görüntü Cavs – Orlando Konferans finaline işaret ediyor. Batı da ise Oklahoma ile eşleşen LA Lakers’ın tecrübesiz rakibine karşı avantajlı olduğunu, diğer muhtemel eşleşmelerin hiç birinde ise tahmin yapılamayacağını görüyoruz.3. ile 8. takım arasında sadece 3 galibiyet fark olması, takımların güç dengesini ortaya koyuyor. Belki de son play-off sezonunu yaşayan Spurs’ün Dallas’ı geçse bile daa ileri gidemeyeceği kanaatindeyim. Finalde Lakers’ın rakibi olarak Phoenix ihtimali üzerinde duruyorum kendi adıma.

Sonuç itibariyle resim şudur Play-off’ta:

Doğu
Cavs – Bulls
Magic – Bobcats
Hawks – Bucks
Celtics -Heat
Batı
Lakers – Thunder
Mavs – Spurs
Suns – T’Blazers
Nuggets – Jazz

Ekleme: Utah kendi sahasındaki Phoenix maçını kaybedince Denver’ın da altına inip 5. sırada kaldı. 1 maçla 3 takım yer değiştirmiş oldu. 3. Suns, 4. Nuggets, 5. Jazz oldu. İlk turda saha avantajı böylece Nuggets’ın eline geçti.

Tatlı Bir Hayaldi Play-Off

Nisan 12, 2010, 8:39 am | Chicago Bulls, Hidayet Türkoğlu, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Biraz aşağıda Crucial Loss başlıklı gönderide bahsetmiştik Toronto’nun yaşaması muhtemel kriz ve kayıplarından. Dediğimiz oldu haliyle, beklenen gelişme buydu, doğal olanı, ötesi biraz hayalcilikti gerçekten, Toronto evinde Chicago’ya yenildi. Bu kayıp Chicago’yu çok avantajlı hale getirdi, aynı derecede kalsalar bile playoff Bulls’un olacak. Geriye kalan son 2 maçı Toronto’nun kazanması Bulls’un kaybetmesi gerek şimdi. O da mucizeye yakın bir ihtimal. Bulls evinde Boston’la oynadıktan sonra Charlotte deplasmanına gidecek. En azından iddiasız, yeri belli Charlotte’ı yeneceklerdir. Toronto ise dışarıda Detroit içeride Knicks ile karşılaşacak. Bosh olmadan onlar seviyesinde bir takım Toronto, rakipler amaçsız ve kendini göstermek isteyen oyuncularla dolu. Toronto play-offsuz bir yaz daha geçirecek, Chicago ise Cavs’in ateşi ile kavrulacak. Bu yaz bir çok değişikliğe gebe artık Kanada takımı, bu değişiklikler içinde Hidayet de olabilir. Sezonun en iyi hammaliyesini yapmış olsa da dün gece (19 ribaunt, 9 asist, 3 top çalma), bu sezon isteneni bir türlü veremedi skor anlamında Hidayet. Belki de biletini hazırlamıştır bile.

Kem Göz Değmesi

Nisan 8, 2010, 9:26 am | Boston Celtics, Chicago Bulls, Hidayet Türkoğlu, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Yeniden ilk 5’e döndüğü ilk maça fırtına gibi başlamışken bu sabaha karşı Hidayet de tıpkı Chris Bosh gibi sakatlandı. Yüzüne aldığı kafa darbesiyle sakatlanan milli basketbolcumuz acilen hastaneye kaldırıldı. Onun da yüzündeki bir kemikte kırık şüphesi var. Boston da iyice eksik kalan Toronto’yu Finley’in etkili oyunu ile mağlup etti. Bosh gitti, Hidayet gitti, Toronto’nun sonu pek hayır gözükmüyor, Bulls önemli bir fırsat yakaladı tekrar. Şifalar diliyoruz tüm sakatlara, keşke hiç sakatlık olmasa da seyir zevki hep tavana vursa.

Crucial Loss

Nisan 7, 2010, 4:05 pm | Milwaukee Bucks, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Crucial Hukuk dilinde “Sonucu belirleyecek derecede önemli” anlamına gelen, Amerikalıların sıklıkla kullandığı bir kelimedir. Özellikle spor sayfalarında ya da TV’de “Crucial” ile başlayan bir haber görmüşseniz bilin ki çok önemli bir oyuncu sakatlanmış ve takımı o olmadan yapabilecekleri sınırlı olan bir takımdır. Şu son günlerde 2 kez manşetlere çıktı Crucial kelimesi. Birinde Milwaukee’de şok yaşanırken diğerinde Toronto neredeyse gözyaşlarına boğuldu. Seneler sonra play-off’u bileğinin hakkıyla hem de 5. sıradan yapan Bucks bir anda en önemli silahını kaybetti. Andrew Bogut artistlik yapayım derken kırdı elini ve ameliyat oldu. En çabuk dönüş süresi ise 6 hafta parkelere. O varken Bucks muhtemel 4. Atlanta’ya ya da belki Boston’a bile diş geçirebilir, en azından rakibiyle kavgaya tutuşabilirdi. Ancak Bogutsuz bir Bucks domatessiz, yağsız, sirkesiz bir Çoban Salata gibi. Toronto’da ise takımın yarısı olan adam Chris Bosh’un üst çene kemiğinin sağ tarafı ile burnu arasındaki kemik kırıldı Cavs maçında Jamison’ın darbesiyle. Bir anda kanlar içinde yerde kalan Bosh taraflı tarafsız herkesi korkuttu. Ne zaman geri döner, maskeyle oynayabilir mi bilinmez ama bu gece sahada olmayacağı kesin yıldız oyuncunun. Hem de Bulls’la aralarında sadece 1 galibiyet fark varken, hem de takımın içi bu denli çorba olmuşken.

“Sonucu belirleyecek derecede önemli kayıp” Boguttur, Boshtur. Bucks 4-0’la elenirse, Raptors 9. olup play-off’a kalamazsa bakılacak ilk adres, üzerine anlam yüklenecek ilk olaydır bu sakatlıklar.

Mesajı Alan Adam: Hidayet

Mart 30, 2010, 1:00 pm | Hidayet Türkoğlu, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

7 yıl sonra ilk kez sağlıklı olduğu ve giyindiği bir maçta Hidayet Miami’ye karşı koçu tarafından oynatılmamıştı. Toronto o maçı kaybederken Hidayet’e verilen mesaj belki de daha önemliydi mağlubiyetten. Bunca senelik kariyerinde Hidayet hakkında ilk kez hasta olduğu için oynamadığı maçın oynandığı saatlerde dışarıda bir eğlence mekanında görüldüğü dedikoduları ayyuka çıkmıştı. Gerçi herhangi bir fotoğrafla ispatlanmadı bu ama, Triano için dedikodusu bile yetmişti bu konunun. Chicago arkadan doludizgin gelirken Bobcats maçı çok önemliydi Toronto için. Triano’nun bu maçta Hidayet2i tekrar takıma alması bekleniyordu ama ilk beş açıklandığında yine ismi görülemedi Hidayet’in. İlk çeyreğin sonunda Triano kenara Hedo diye bağırdığında, cezasının bittiğini anlamış olduk. Senelerdir ilk kez bençten geldi Hidayet ve hiç sorun etmedi. Maçın sonunda Toronto’nun 4. çeyrek atağında takımını ilk kez öne geçiren üçlüğü soktu ve Toronto maçı bırakmadı o andan sonra. Yahoo’nun Game Recap’inden aldığım bölümü koyuyorum aşağıya. Hidayet bençten gelmek sorun değil benim için, takımın galip gelmesi için her şeyi yaparım diyor. Görünen o ki dersini ve gerekli mesajı almış Hidayet. Umarım hayal kırıklığına dönüşen sezonun sonunu güzel getirir. Gelecek maç sanırım ilk beşte görürürüz onu.

Turkoglu, who signed a five-year, $53 million free-agent deal with the Raptors in the offseason, was a healthy scratch for the first time in seven years Sunday in Miami. It came after he was spotted out on the town Friday night — hours after he missed a home loss to Denver with what was called a stomach virus.

Coach Jay Triano, asked before the game if he was concerned if Turkoglu would accept his indefinite role as a reserve replied, “Probably more readily than not playing at all.”

Turkoglu checked in with 1:50 left in the first quarter and hit two 3-pointers and a mid-range jumper in the first half, but was 0 for 3 in the second half before his 3 put Toronto ahead for good.

“If I’m going to start off on the bench, it doesn’t matter for me,” Turkoglu said. “Whenever I get a chance, I’m just going to try to do my job and help the team get a W.”

Stuff

Mart 27, 2010, 7:29 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Şu maskotu bir türlü yakıştıramadım çok sevdiğim Orlando Magic’e. Gerçi Disneyland’ın bulunduğu şehirde ne olacaktı maskot, Tarzan mı?

Arenas Çok Ucuz Kurtuldu (mu?)

Mart 27, 2010, 11:26 am | NBA, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Soyunma odasına silah getirip takım arkadaşını tehdit etmenin bedeli
Rehabilitasyon merkezinde 30 gün tedavi
5000 Dolar idari para cezası
400 saat kamu hizmeti
Çizilen karizma, kaybedilen statü, aşağılayıcı bakışların bedeli
Paha biçilemez

Orlando Magic Karıştı

Mart 26, 2010, 11:07 am | Atlanta Hawks, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Önceki gece Atlanta’ya son saniyede kaybedilen maç sonrası Magic cephesi adeta karıştı, herkes birbirine girdi. Maç boyu çok kötü hücum eden Rashard Lewis Joe Johson’ın son saniye şutunda iyi bir box-out yapamayınca arkasından gelen Josh Smith pozisyonu tipleyerek tamamladı ve Atlanta maçı 86-84 kazandı. Maçın bitmesine 0.1 saniye kala gelen bu tip sonrası StanVan Gundy adeta çıldırdı. Lewis’e öyle bir öfke saçtı ki saha içinde anlatılmaz yaşanır demek gerekir. Çok ciddi bir fırça attı Lewis’e, yetmedi basın toplantısında sıvadı geçti. “Maçı seyirci gibi izleyerek kazanamazsınız” demesi çok önemli olaydı. Bu sezon Lewis önce doping nedeniyle 10 maç ceza almış, sonrasında ise takıma katkısı sıradan bir forvet kadar olmuştu. Ama Lewis 118 milyonluk adam ve onu takımdan kesemezsiniz. İyi bir şutör, zorlama bir 4 numara ama kesinlikle iyi bir şutör. Ondan istenen post oyununu da geliştirip farklı tehditler yaratması Van Gundy geldiğinden beri, savunmada daha konsantre ve hareketli olması. Ama olmadı, olmuyor, Lewis geldiği günkü yerde duruyor Orlando’da. Van Gundy sinirlenince de lafını esirgemiyor. Lewis’in suratında da dolayısıyla bir mutsuzluk var. Carter’ın gelişiyle birlikte hücumdaki rolünün değişip azalması mutsuz ediyor onu. Arttırması istenen savunma konsantrasyonu da haliyle düşüyor. Lewis de başarısız bir kendini savunma yapmış maç sonrası “Pozisyon itibariyle solumdaki adamı takip ettim ama Josh sağdan geldi, iki kişi arasında kaldım yani yapabileceğim pek bir şey yoktu.” Pozisyonu aşağıda izleyip kararı kendiniz verebilirsiniz, haklı olan kim net gözüküyor çünkü.

Van Gundy’nin Lewis’e fazlasıyla yüklenmesi bir kenara bu sezon takıma katılan Barnes da önce Van Gundy’e sonra Lewis’e alenen yüklendi maç sonunda. Barnes maçın son 5 buçuk dakikasında hiç oyuna girmedi, oyundan çıkarken yerine giren isimse Lewis’ti. Oyunda olduğu sürelerde ise Joe Johnson’ı çok iyi savundu ve adeta maçtan kopardı, zorlama şutlara mecbur bıraktırdı, sinrlendirdi. Barnes “Joe’yu 13 sayıda tutup sindirmişken, maçın son 5 buçuk dakikasında oynatılmamış olmayı anlamıyorum. Van Gundy demek ki bana güvenmedi. Üçlük soktum, savunma yaptım, yi oynadım. İnanamıyorum gerçekten. Haliyle böyle oynarken kenara alınınca yerinize giren adamın da bir şeyler ortaya koymasını bekliyorsunuz ama bu gece bu söz konusu bile değildi.”

Sözün özü takım içi uyumda, koç-oyuncu, oyuncu-oyuncu ilişkilerinde çatlaklar var Orlando’da. Gerçi hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve çok şeyin değiştiğini sezon başında söylemiştik ama bu kadar aleni bir dalaşma da beklemiyordum ve yakışmadı. Atlanta bu galibiyetle hem play-off’u garantiledi hem de Orlando’ya bir adım daha yaklaşmış oldu.

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/hawks/2010/03/24/0020901057_orl_atl_play4.nba

Devenin Nalı!

Mart 26, 2010, 9:48 am | Basketbol, NBA, San Antonio Spurs kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Real Madrid bu sezon kontratı bitecek olan Manu Ginobili’ye, ki kendileri 32 yaşında olurlar, gelecek sezon için net 13,5 milyon Dolar teklif etmeye hazırlanıyormuş. Bu para Manu’nun bu sezon vergiler dahil aldığı kontratın tam 3 milyon fazlası. Bu kadarı da fazla artık! Gerçekten sinirlendim. Her sezon sakatlanan, bileği bir türlü iyileşmeyen ve gelecek sezon 33 yaşında olacak bir adama nasıl olur da bu teklifi yapmayı düşünebilirsiniz bre cahiller. Sanki Lebron, Kobe ayarında bir adam da Manu Ginobili, bırakmadan bir sezon da İspanya’nın tadına bakayım diyecek. Rezalet bunun adı. O paraya Euroleague’de kafaya oynayacak takım kurulur be arkadaş. Umarım dil sürçmesi falandır.

Eski Dostlar

Mart 21, 2010, 1:27 pm | NBA, New Jersey Nets, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Geçen sezonki Orlando Final Koşusunun en önemli isimlerindendi Hidayet Türkoğlu ve Courtney Lee. Carter için feda edilen 2 isim oldular bu sezon başında. İkisi de yeni takımlarında isteneni veremedi, ikisi de hayal kırıklığı yaşıyorlar, ama dün geceki maç bir süreliğine olsa da onlara geçen seneyi hatırlatmış olacak ki sarmaş dolaş olmuşlar. Karşı karşıya geldikleri mücadeleyi deplasmanda 100-90 Toronto kazaırken Hidayet 13 sayı  7 ribaunt 4 asist 3 top çalma, Lee 2 sayı 1 ribaunt 1 asist ve 1 top çalmayla oynadı.

Toronto’da Ne Eksik?

Mart 18, 2010, 10:27 am | Atlanta Hawks, Hidayet Türkoğlu, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Şu son 10-12 maçı bir tarafa koyduğumuzda Toronto’nun pek de fena gitmediğini hatta Doğu’da 5. sıraya kadar da yükseldiğini hatırlıyoruz. Her şey toz pembe gözükürken bir den tozlar genizlere kaçtı pembe pembe kan geldi Torontolu’nun ağzından. Uzun dönem Toronto üzerine bir şey yazmamanın sebebi de buydu. Malum Hidayet orada ve Toronto artık 2. takımım gibi ama bir türlü içime sinmeyen şeyler vardı Toronto’da. Takımda savunma performansı bir kaç adım ileriye gitmiş olsa da hücumda ciddi sıkıntılar vardı. Hidayet’in, Bosh’un sakatlıkları bir ara keyifleri kaçırsa da işler yine de pek fena gitmedi ama Triano’nun yüzünde bir türlü ciddi bir gülümseme göremedik. Haklydı Triano çünkü hücumda parlayan ve arka arkaya 2 basket bulan adama güneş muamelesi yapılıyor, takımın gerisi de güneş tutulması yaşıyordu adeta. Devamlı sorumluluk alan isim yoktu takımda. Bosh ise birileri fazlaca öne çıktığında adeta kıskanç büyük çocuk gibi o an için iyi giden işe çomak sokuyor, setsiz, passız birebir zorluyordu. Üstüne üstlük Triano Calderon ve Hidayet’in aynı anda sahada oldukları süre ne kadar az olursa o derece başarılı olunur düşüncesine kapılması kısmen doğru olsa da yanlıştı. Calderon büyük bir ego, en iyi asistleri kendisinin yapması gerektiğini, en önemli şutları kendisinin kullanması gerektiğini düşünüyor ama o işe her giriştiğinde takım yerle bir oluyor. Bu işe son dönemde Bosh’un da sakatlığı ile fazlaca yoğunlaşması dengeleri yine bozdu.

Dediğim gibi aslında takımda bir çok başlılık var hücumda. Sezon başındakine göre daha da iyi savunma yapan bir takım var. Hücumda çok üretken olamasa da Hidayet’in savunmada çok gayretli olduğunu görüyoruz. Jack rakip takımın balansını bozan bir hücumcu, Bargnani hücumda çok yönlü bir silah, Bosh büyük ağabey falan filan da takımın gerisinde gelecek sezon nerede olacaklarını bilmemekten kaynaklanan ve birazcık ön plana çıksalar Bosh ve Caleron tarafından önlerinin kesilmesiyle büyüyen bir kendine güvensizlik var. Wright’ın ortadan kayboluşu, Amir Johnson’ın aşırı istikrarsızlığı, Weems’in kıvılcım gibi parlayıp sönmeleri, Nesterovic’in Evans’ın kenarda paslandıktan sonra birden meydana çıkartılmaları ve unutulan adam Banks. Aslında bunlara Calderon’un Bosh yazın takımda tutulsa da tutulmasa da takas malzemesi olarak kullanılabileceğini hissetmesinden doğan aşırı başrolde görünme steğini eklersek resim çok daha netleşiyor.

Hep başrolde olup yazın maksimumun maksimumu parayı kapmak isteyen Bosh,
Topun ağzında olduğunu hisseden Calderon,
Sakatlık sorunları, top paylaşımı ve aşırı beklenti stresini aşamayan Hidayet,
Şut kaçırıp bir de eşleşme sorunları yaşadıkça moral kaybeden, maçtan kopan Bargnani,
Gelecek sezon nerede olacaklarını bilmeden avare avare dolaşan yedekler
Hücumda biri şut somaya başlayınca sorumluluktan kaçan oyuncular
Bu kadar sorunla baş etmeye çalışırken bazen maçlardan kopan Triano

Bunca sorun ve olumsuzluğun içinde dün akşam bir de seyircilerin bir kısmı son çeyrekte Hidayet’i yuhalayınca tamam dedim bu takımın işi bitti. O sırada maçın bitmesine 7 dakika vardı ve Toronto 8 sayı farkla gerideydi. Ama düşündüğümün aksine Hidayet o sesleri kendine yediremedi ve son 7 dakikada 6 sayı 2 asist ve maçın son saniyelerinde Josh Smith’e çok önemli bir blok yaparak takımını hem maça ortak etti hem de takdir kazandı. Ancak üzerinde hala bir ölü toprağı olduğu kesin, bir türl devamlılık yakalayamadı. Son istikrar yakaladığında sakatlanmış ve bir kaç maç kaçırmıştı. Umarım bu kez her maç yükselir ve penetre etmeyi unutmaz. Dün geceki Atlanta maçının son çeyreğindeki gibi hırlı ve istekli oynarlarsa play-off yapmaları hiç zo değil. Hedefleri 5. ya da 6.lık olmalı en az…

Bu arada Bosh’un aşırı kendi güveni ile maçın bitmesine 2 saniye kala soktuğu şutun ne kadar yanlış bir seçim olduğunu söylemeden edemeyeceğim. İkili sıkıştırma yok, önü bomboş, pota altı açık, rakibin faul hakkı dolmuş ve Bosh şut attı, üstelik o şut kaçsa maç da gidecek, Raptors’ın molası da kalmamıştı. Demek ki yıldız şansı dedikleri bu.

Bir de C3Moi’ya selam olsun dün Raptors da yemyeşildi St.Patricks Day vesilesiyle…

Sıra mecburi sebeplerden fazlaca ayrı kaldığım Orlando Magic’te. En yakın zamanda bir yazı borcum var hem kendime hem NBAKolik’e.

Merhaba Ben Miami Elçisi

Mart 17, 2010, 4:31 pm | Chicago Bulls, Miami Heat, NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Miami Heat’in sezon sonunda kontratı bitecek olan süper yıldızı Dwyane Wade yazın ne yapacağı ile ilgili kendisine sorulan bir soru üzerine “Çok büyük bir aksilik olmazsa buradayım. Hatta önümüzdeki günlerde bu yaz serbest kalacak arkadaşlarla Lebron, Amare, Chris’le (Bosh) görüşüp yaza ilişkin planlarını soracağım. Onları Miami’ye imza atmaya ikna etmeye çalışacağım.” diyerek rengini tam anlamıyla belli etmiş oldu. Bir anlamda Miami Heat’in gayrıresmi elçisi, transfer komitesi başkanı olarak damardan girecek ligin diğer süper yıldızlarına.

Wade’in bu sezon kontratı bittikten sonra yaklaşık 20-21 milyondan başlayan bir maksimum kontrat alması durumunda bile Miami’nin hala 2 maksimum kontrata kadrosunda yeri olacak. Keza sadece Jermaine “Büyük Kazık” O’Neal, Q-Rich ve Haslem’in biten kontratları 39,5 milyon bütçe açacak Miami bütçesinde. Miami bu adamlaradan ne aldı diye soracak olursanız Haslem’i kenara ayırdığımızda Heat’e en büyük faydalarının kontratlarının bitmesi olduğu cevabını verirdim ben.

Kısacası Chicago her ne kadar Wade’in memleketi olsa da, Wade doğduğum değil doyduğum yer diyip Miami’yi seçmiş ve takımı için çalışmalara başlamış bile. Bulls’un hevesi boşuna, Miami elçisi temasta.

Hedo in Portland

Mart 16, 2010, 10:15 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Portland TBlazers, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Nbakolik’ten dostum Sevgili Hüseyin Koç’un blogu Bol Nugget. Çok güzel ve kaliteli bir iş yapıyor orada Hüseyin. Bu zamana kadar ziyaret etmemiş olanlar varsa piyasadaki kalburüstü NBA bloglarının başında gelen Bol Nugget‘e bir uğrayın derim. Sevgili Hüseyin geçen geceki Portland – Toronto maçının can alıcısı noktasını yani Hidayet üzerinde dönen tepkileri yakalamış ve yakın çekim yapmış konuya. Biz de sezon başı bu imza olayı üzerinde çok durmuş, Hedo Orlando’dan ayrılınca çok çok üzülmüştük. Aynen veriyorum Hüseyin’in aktardıklarını. Ellerine sağlık Hüseyin. Yazının orjinali de burada.

“Geçen haberde de anlattığım, herkesin de bildiği bir hikaye Hedo ve Portland arasındaki. Hedo, dün gece geldiği Portland’ta takımıyla birlikte bir mağlubiyet aldı.

Oyuncu tanıtımları sırasında başlayan yuhalamalar maç boyu devam etti. Topu eline aldığında, faul yaptığında, oyuna girerken, oyundan çıktığında, salonu terk ederken…

Maç sonrası Hedo: “Birilerinin kalbini kırdıysam üzgünüm, burada olmamı istediklerini biliyorum. Tanıtım sırasındaki yuhalamayı bekliyordum, ya tüm maç?” diyerek dolaylı olarak özür dilemiş oldu.

Hedo, Toronto’yu seçmesinde eşinin payı olduğu ile ilgili ise: “Eşim ile ilgili hikayeyi kimin uydurduğunu bilmiyorum. Burayı ya da herhangi bir yeri severdi bence. Bana Portland’ı sevmediğini filan söylemedi. Daha önce de hiç Kanada’ya gitmemişti, belgelerini kontrol edebilirsiniz.” şeklinde konuştu. 

Hedo, sözlerini: “Son saniyede Toronto devreye girdi ve doğu kıyısında olma fikri bana kendimi iyi hissettirdi, iyi uyum sağlayacağımı düşündüm. Ancak işler umduğumu gibi gitmiyor tabii.” diyerek noktaladı.

Bu arada Oregonlive’ın verdiği haberde Toronto’yu seçmesinde payı olduğu söylenen Hedo’nun eşinin, 1 yaşındaki çocuğu ile Orlando’da yaşadığı ifade edildi.

Gerek özür anlamı çıkan bu konuşmalar, gerek insanların eşinin bu kararı veren kişi olmadığını düşünecek olması Portland seyircisinin de tepkisini hafifletebilir. Zaten onlar da Hedo’nun ve Andre Miller’ın performanslarını gördükten sonra imza atılmamasının iyi olduğunu düşünmeye başladılar heralde. Maçtan bir pankart öyle diyor en azından: “Mrs. Turkoglu, thanks for Andre.”

Yani: “Bayan Türkoğlu, Andre Miller için teşekkür ederiz.” 

Hedo’dan istediğini alamayan Portland, Andre Miller’a yönelmiş ve oyun kurucu ile imzalamıştı.

Lost in Atlantic

Mart 11, 2010, 11:40 am | NBA, tv kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Yakaladık mı koyuyoruz buraya grupsal kaybolma sendromlarını da bu Lost dizisi nereye gidiyor be kardeşim! Dün 7. bölümünü seyredip yine ağzı açık kalma sendromu yaşadım. Hayır bir sürü cevap veriliyor ama aynı anda doğan soru işaretlerine ne demeli! Ama bir Jack’e bir de Hurley’e hastayım, çok kral adamlar dude !

Lost in Pacific

Mart 6, 2010, 1:05 pm | NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

İlk Tutanın Elinde Kalır

Mart 2, 2010, 3:00 pm | NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Zydrunas Ilgauskas
Michael Finley
Mark Blount
Mike James

Hepsi artık serbest oyuncu. Play-off kadrosunu kuvvetlendirmek isteyen bir çok takımın ağzının suyu akıyordur. Tecrübe desen tecrübe, kariyer desen kariyer. İlga’yı Cavs Shaq’ın sakatlığı sonrası hemen bugün parselemeye çalışacaktır. Finley’i biraz zor paylaşırlar. James iyi bir pg yedeği olur. Blount’ı da isteyen çıkacaktır çok kötü geçirdiği son 2 seneye karşın. Kısacası ilk tutanın elinde kalır bu adamlar.

Kaput

Şubat 24, 2010, 9:46 pm | NBA, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sol diz ön çapraz bağlarını yırttı Josh Howard. Daha formasını terletemeden sezonu kapadı Washington’da. Ne faydası oldu yeni takımına? Diğer oyuncular da şut atabilecekler!

T-Mac Takas Edildi! Takaslar Durmuyor!

Şubat 18, 2010, 11:00 am | Houston Rockets, NBA, Sacramento Kings kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

T-Mac artık bir Kings oyuncusu ve tekrar basketbol oynayabilecek. Kings Tyreke Evans’ı Kevin Martin’e tercih etti ve yıldız skorerini Houston’a verdi. Bu takasla Kings de sezon sonunda genç nüvesine bir süper yıldız ekleme şansına sahip oldu. T-Mac’in 23,5 milyonluk kontratı sezon sonu bitiyor.

Houston: Kevin Martin, Sergio Rodriguez, Hilton Armstrong, Kenny Thomas
Sacramento: Tracy McGrady, Joey Dorsey, Carl Landry

Edit: Biz bu satırları yazdıktan sonra yaklaşık TSİ ile 21:30 gibi takasa Knicks de dahil oldu. Yorumlarda detaylı bir analiz yapan Ege arkadaşımızın dediği oldu ve takas üç takıma çıktı. Netice itibariyle sabah Sacramento’ya yola çıkan T-Mac akşam New York’a vardı. Takasta takım değiştiren adamlar şu şekilde:

Houston: Kevin Martin, Hilton Armstrong, Jordan Hill, Jared Jeffries, Larry Hughes ve Knicks’in 2012 1.tur draft hakkı
Sacramento:  Carl Landry, Joey Dorsey
Knicks: T-Mac, Sergio Rodriguez
Sacramento:

Bu arada sezon sonu D.Wade’e talip olması kuvvetle muhtemel olan Bulls John Salmons’ı Bucks’a Elson ve Kurt Thomas karşılığında takas ederek yaz sezonu için maksimum bütçe açıklığını yakalamış durumda. Aynı durum Kings için de mümkün. Sözün özü Kings ve Bulls ellerindeki genç ve yetenekli malzemeye birer süper yıldız ekleyebilirler.

2003 yılında Carmelo Anthony, Chris Bosh ve D.Wade’in önünde 2. sırada takas edilen Darko Milicic’in New York günleri de sona erdi. Milicic Brian Cardinal karşılığında Minnesota’ya takas edildi. Bu takas sezon sonu için Knicks’e 1.8 milyon daha bütçe rahatlığı getirmiş oldu. Yaz piyasasında Knicks’in tek hedefi Lebron James’i New York’a getirebilmek. Son yılların en büyük draft hayal kırıklığı olan Milicic bu sezon sadece 8 maçta, o da maçların son dakikalarında, forma giymişti. Cardinal’in kontratının satın alınarak salıverileceği ve bu oyuncunun Knicks tarafından kadro yer açmakta kullanılacağı söyleniyor. Keza Knicks ve Boston şu saatlerde olası bir Nate Robinson takası pazarlığındalar.

Bir Dev Takas Daha! Jamison Cavs’te!

Şubat 18, 2010, 8:53 am | Cleveland Cavs, LA Clippers, NBA, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

 3 takımlı bir takas gerçekleşti dün gece. Clippers, Wizards ve Cavs önemli takaslara imza attılar.

Cavs: Antawn Jamison, Sebatian Telfair
Clippers: Drew Gooden
Wizards: Zydrunas Ilgauskas, Al Thornton, Emir Preldzic’in NBA hakları

Wizards biten bir kontrat, aktif bir potansiyel yıldız adayı ve bir gün gelmeye karar verirse N:BA’de etki yaratabilecek bir kısa kazandı bu takasla. 2010 yazı onlar için tam bir FA avı olacak.

Clippers Camby’i gönderdikten 1 gün sonra sezon sonua kadar pota altı rotasyonuna adam bulmuş oldu. Üstelik Gooden’ın kontratı sezon sonu bitiyor.

Cavs ise Lebron ve Shaq’la birlikte takımı şampiyonluğa taşıyabilecek çok önemli bir 4 numara ile West’in problemleri yüzünden sorun yaşadıkları 1 numraya vasatın üzerinde bir isim katarak çok ciddi bir iş yaptı.

Bu takas tutarsa sezon sonu Lakers-Cavs finali izlemeye hazır olun.

Blazer Camby

Şubat 17, 2010, 7:30 pm | LA Clippers, NBA, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu forma da yakıştı Camby’e. Batı’da önemli işler yapmak isteyen ama önce Oden sonra Przybilla’yı kaybedip pota altında sadece Pendergraph, Aldridge ve bitik Juwan Howard’a kalan Blazers’a Camby ilaç gibi gelecektir. Uyumlu, çalışkan ve iş ahlakına sahip adam Marcu Camby, Roy’un da dönmesiyle Portland2ı bu sezon sürpriz bir finale taşıyabilir. Clippers’a Camby karşılığında giden adamlar Blake ve Outlaw oldu ki bu adamlardan muhakkak verim alınır Clippers’ta. Özellikle Blake Davis’i çok rahatlatacaktır. Bakalım takas süresi dolmadan böylesi faydalı yeni takas haberleri gelecek mi…

All-Star’da Mide Ekşitenler

Şubat 16, 2010, 8:30 am | NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Son yılların hem en zevkli All-Star maçını yaşadık hem de bir seyirci rekoruna şahit olduk, 108.713 seyirci Dallas Cowboys Stadında bu maçı efsanevi bir boyuta ulaştırdı. Wade, Lebron muhteşemdi Bosh, Howard, Melo, Dirk fazlasıyla renk kattı maça. Onlar katmasına kattı da 3 gün süren All-Star etkinliklerinde benim bir kaç senedir midemi ekşiten olaylar kendini tekrarladı. Bu böyle devam edecekse ya önlem alınmalı ya da organizasyon yeniden düzenlenmeli. Tamam doğrudur, reklam pastası, yayın hakları satışı yani işin ekonomik kısmına hizmet ediyor bu organizasyon fakat bu sene hem o muhteşem stada hem de o muhteşem maça rağmen mideler ekşimekten kurtulamadı. Benim midemi ekşitenler hemen şu aşağıdakiler:

1- Oynamayan Starlar
Milyonlarca insan üşenmeden internetten oy veriyor, mektupla oy yolluyor, cep telefonundan adam seçiyor ve toplamda 24 yıldızı alıyor o All-Star kadrosuna koyuyor. Amaç ne? Ligin en önemli ve spektaküler adamlarını o sahada görmek, onların kendilerini eğlendirdiğine şahit olmak, verdiği paranın ve emeğin karşılığını almak. Ancak bir kaç senedir Tim Duncan başta olmak üzere, gerçekte ciddi bir sakatlığı bulunmayan, bu hafta sonunu aktif dinlenme olarak geçirmeye çalışan abiler maça öylesine bir uğrayıp kaçıyorlar. İnanılacak gibi değil en çok oyu alan adamlardan Tim Duncan, Kevin Garnett, Paul Pierce ve Steve Nash’in toplam süresi 58 dakika, yani tek bir oyuncunun alabileceği toplam süreden biraz daha fazla. Bu ince hesaplar hiç mi hiç yakışmıyor bu büyük başlara.

2-Gençler
Rookies-Sophomores maçına neden 9’ar kişi seçiliyor, bu oyuncuları kim seçiyor, hiç anlamıyorum. Bir çok önemli adamı izleyemedik o maçta, neden izleyemedik? En azından DeRozan hak etmiyor muydu orada olmayı. Adamı smaç yarışmasına al, Rookie Challenge’a alma. Ekşitti midemi.

3-Smaç Yarışması
Olmaz olsun böyle yarışma arkadaş. Robinson’ın son smacını çıkar, DeRozan’ın Weems’in üzerinden vurduğu smacı da birlikte çek al oradan geriye ne kalıyor? Kusura bakmayın ama Amerikalılar’ın deyimiyle çöp! Ligde  o kadar smaççı eleman varken bunlar kim Allah aşkına! O kadar mı zor yıldızları smaç yarışmasına getirmek. O kadar mı mahkumuz Wallace, Brown, Gordon’a!?!

4-Cumartesi Gecesi Etkinlikleri
Tamamen kıytırıktan ve sırf sponsor edinmek için uydurulmuş bu yarışmalara mecbur muyuz? Mecburuz, midedeki ekşimeler zorunlu.

5-Üçlük Yarışması
İlla o sezonki iyi üçlük atan adamlar mı gelecek kardeşim bu yarışmaya. Bu ligde en az 10 tane üçlük profesörü varken bu asistanların orada işi ne? Arkadaş Frye’ın üçlük yarışmasına katılmasının mantığı nedir, Frye bu sezona kadar çizginin arkasından şut atmayı mı biliyordu ki bugün orada olmayı hak ediyor!?! Redick nerede kardeşim!?!

Budur, sanki 3 gün boyunca alay edilmiş gibi hissediyorum. Maçı bir kenara koyunca kandırılmış adam psikolojisindeyim.

Dev Takas! Butler Dallas’ta

Şubat 14, 2010, 10:34 am | Dallas Mavericks, NBA, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Caron Butler, Brendan Haywood, Deshawn Stevenson ve nakit para karşılığında Washington Josh Howard, Drew Gooden, James Singleton ve Quinton Ross’u aldı. Butler bu takasın nüvesi olarak gözükse de bence Haywood Dallas’a çok şey katacaktır. Cuban yine bir sezon ortası takasıyla şampiyonluk yakalayabilir miyim hevesi içinde güzel para saçtı diyebiliriz. Keza sezon sonu Wizards yaklaşık 15 milyonluk bir yükten kurtulurken Cuban’ın nurtopu gibi bir kontratı daha oldu. Wizards lotarya ve tasarruf peşine düştüğünü yeniden ispat ederken acaba sıradaki hareketleri Mart ayında çıkacak bir Arenas kontrat feshi olabilir mi diye insan düşünmeden edemiyor.

King James Ağır Geldi

Şubat 12, 2010, 12:00 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Geçen gün övdğümüz Carter’ın oyunda olduğu süredeki skor farkına ve elemanın şut yüzdesine dikkatinizi çekerim. O kadar çok isterdim ki pişman olmak…

Takası Gelen Adamlar

Şubat 11, 2010, 4:16 pm | NBA kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Tyrus Thomas – Chicago Bulls
Tracy McGrady – Houston Rockets

Tyrus Thomas gerek saha içi gerek saha dışı davranışlarıyla zaman zaman çok takdir edilen zaman zaman ise lanet edilen bir adam. Azimli ve agresif bir uzun forvet olmasına karşın çok istikrarsız. Chicago en sonunda dayanamayıp onu takas edilecekler listesine koydu. Bir çok talibi var ve takası hem mümkün hem de çok yakın gözüküyor şu sıralar. 2010 yazı için bütçe azaltmak isteyen Bulls için de bu önemli bir fırsat keza bir çok takım Thomas karşılığında 2010 ve sonrası için draft 1. tur haklarını ve nakit para öneriyor. Bu sezon kontratı bitecek olan Thomas’tan en azından bir potansiyel oyuncu kazanmış olacak Bulls takasını yapabilirse. Yoksa gelecek sezon için durum iki ucu sıkıntılı bir değnek olarak gözüküyor, Thomas’a qualifying offer yapsan da olmaz yapmasan da olmaz. Düşünün ki Bulls istediği FA’i kadroya katamıyor ve Thomas’a mecbur kalmış. QO yapılırsa kontrat yaklaşık 6,5 milyondan başlayacak, yapılmazsa bedavaya gidecek. Madem öyle faydalanılamayan adamı draft hakkı karşılığı vermek çok mantıklı gözüküyor. Spurs, Knicks, Kings, Hornets, Nuggets ve bir kaç takımın Thomas’ı istediği de resmilemiş durumda. Thomas’ın 2006 4. sıra seçimi olduğunu da hatırlatalım.

T-Mac ise asla düzelmeyen Yao ile birlikte düşünüldüğünde son yılların en büyük hayal kırıklığı. NBA’de mevcut oyuncular içinde en pahalı yıllık kontrata sahip olan McGrady’nin kontratı bu sezon bitiyor. O ve Ming olmadan play-off yapmaya çalışan Rockets aslında sezon sonuna kadar T-Mac’e dokunmak istemiyor ve bütçede açacağı yerden faydalanmak istiyordu. Ancak son dönemde bir çok akıl çelici ve takımı play-off resminde tutucu teklif alınca planlarını tekrar gözden geçirmeye başladılar. Özellikle Knicks’in Al Harrington teklifi akıl çeldirici. Adı açıklanmayan bir kaç play-off hedefinden uzaklaşmış takım daha talip T-Mac’e. Hedefleri Rockets’da iş yapabilecek bir oyuncularını gelecek sezonki 23 küsür milyonluk bütçe boşluğu için takas etmek. Zaten lotaryadan önemli bir ismi kadroya katacak olan bu takımlar serbest bir bütçeyle daha iyisini yapabilecekleri görüşündeler ki bence haklılar. Eğer Rockets play-off yapmak istiyorsa T-Mac’i sezon sonu bitecek kontratı olan sağlıklı oyuncular + draft hakları karşılığında verebilir. Riske girmeyelim bir de lotarya deneyelim derlerse de saygı duymak gerekir.

Sözün özü Thomas ve T-Mac şu an ligde takası en muhtemel adamlar. Butler, Ray Allen gibi isimlerin üzerine dönen dedikodular olsa da bu ikisi yer değiştirecek gibi. T-Mac belki de New York’a takas olursa birden iyileşiverir.

Lost in Southwest

Şubat 10, 2010, 9:14 am | NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Carter Patladı! Vinsanity Geri mi Döndü?

Şubat 9, 2010, 5:24 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
http://www.dailymotion.com/swf/xc5uy4
Vince Carter scores 34 of his 48 points in the second half f
Yükleyen Grdgez. – Diğer spor ve ekstrem spor videolarına göz at.

Eski Carter’ı çok iyi tanıyorduk ve neredeyse ondan eser kalmadığından emindik. Taa ki 2 gece öncesine kadar. Vince Carter hayati Boston galibiyetinde 20 sayıyla katkı verirken New Orleans maçında adeta patladı ve rakip potaya tam 48 bıraktı. Ben gözlerime inanamadım kendi adıma. Daha bir kaç gün önce yerlerde sürünen, koşmaya hali olmayan adam keklik gibi sıçrıyordu parkede. Daha ne kadar sürer Carter’ın bu hali, Orlando’ya neler katabilir bilmiyorum ama hayra alamet değil bu gelişme, kesin başa gelecek bir şeyler var:) Sonuç itibariyle Orlando Doğu Konferansı 2.liğine yerleşti sürpriz bir şekilde. Keşke bu sürpriz sürse de sezon sonu mahçup olsam.

21 Sayıdan Maç Vermek

Şubat 6, 2010, 12:37 pm | NBA, Orlando Magic, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/magic/2010/02/05/0020900732_was_orl_recap.nba
Orlando bir kez daha çok farklı öne geçtiği bir maçı rakibine hediye etti. 21 sayı öne geçtiği maçta Magic 3. çeyrekte tam 38 sayı yedi. Bu sorun Van Gundy takımın başına geçtiği ilk maçtan beri bir türlü çözülemeyen yegane sorun. Eğer 15 sayı üzeride bir farkla soyunma odasına gidilirse 2. devre adeta kabus haline geliyor. Dün gece farkı kapadıktan sonra hesabı kesen adam Caron Butler oldu. Yukarıdaki videoda maçın kısa hikayesi var ancak Butler’ın eli bu derece sıcakken ve son topun da ona verileceği belliyken, kalan o kısa sürede bu adamın bu şutu atmasına nasıl izin verilir! Kaşıntı arttı, bu kaşımayla yakında kan çıkar.

Ersan Coştu

Şubat 6, 2010, 10:34 am | Milwaukee Bucks, NBA, NY Knicks kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/knicks/2010/02/05/0020900734_mil_nyk_recap.nba

Ersan’dan Knicks potasına yedekten geldiği maçta tam 25 sayı geldi. Ayrıca 9 da ribaunt alan Ersan Jennings’le beraber maçı getirdi.

Orlando’da Brandon Bass Sorunu

Şubat 5, 2010, 1:25 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Madem oynatmayacaktınız, madem kenarda pas tutturacaktınız, madem takımdan, basketboldan, şehirden soğutacaktınız niye aldınız kardeşim bu adamı. Para bir tarafınıza mı battı, fazla mı geldi, battı mı Aloooo! Yazık günah gerçekten. Takıma hiç bir şey vermeyen Carter ile takıma bir şey vermesine izin verilmeyen Dallas’ta Nowitzki’yi yedeklemiş, zaman zaman birlikte sahaya çıkmış Bass’in bu sezon aldığı para 20 milyonun üzerinde. Nasıl kıyılıyor nasıl saçılıyor bu paralar. Hala bu takımın şampiyon olabileceğini, hatta Doğu Finali oynayabileceğini düşünenler varsa, hesaplarını kontrol etmelerini öneririm. Bass takas istiyor “Beni kullanmayacaklarsa bıraksınlar gideyim” diyor. Bu takım bazı maçların önemli bölümlerini Howard-Gortat ikilisiyle oynarken bile Bass hatırlanmıyorsa, son çarenin yedeği olarak görülüyorsa yazık ki ne yazık, adam sonuna kadar haklı. Orlando’nun geleceğini günlük başarı için çöpe atan adam Otis Smith’e selam olsun.

Hidayet Sakatlandı

Şubat 1, 2010, 11:00 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Herhalde göze gelmek deyiminin en güzel örneklerinden biri oldu dün geceki Hidayet’in sakatlığı. Mike Dunleavy’nin dirseği Hidayet’in sol gözünün altına geldi ve büyük ihtimalle elmacık kemiğinde parçasız bir kırık oluştu. Daha maçın 1. dakikasında meydana gelen bu olaydan sonra Hidayet hemen hastaneye götürüldü tetkikler için. Sonuç bugün açıklanacak ama gözüken o ki bir süre Hidayet’i parkelerde göremeyebiliriz. Geçmiş olsun Hidayet Türkoğlu.

Bu arada Toronto adı geçen maçta Indiana’yı 117-102 yenerek üst üste 5. galibiyetini almış oldu. Orlando Magic de deplasmanda Detroit’i geçerek önceki gece Atlanta’da aldığı Güneydoğu 1.liğini bırakmamış oldu. Orlando’yu galibiyete taşıyan isimlerse Howard, Lewis, Redick ve Pietrus’tu. Carter mı? O da formundaydı, bu maçı da boş geçmedi ve 2 sayısını yazdı skorborda.

Zaman Kimseye Acımıyor

Ocak 30, 2010, 7:30 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 
Orlando Magic – 1992
 
Cleveland Cavaliers – 2010

Eski Formalarla Eski Ruh Canlandı

Ocak 29, 2010, 2:15 pm | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

İlk 3,5 çeyrek çok net bir şekilde ezildi Magic Boston karşısında. Ama ilerleyen dakikalar artık Boston’ın yaşlanan bir takım olduğunun ispatıydı. Kalkmayan kollar, koşamayan bacaklar, sıçrayamayan dizler. Hele Wallace’ın kullandığı son şutun potaya bile değmemesi Boston’da ciddi bir rehabilitasyon ve rotasyona ihtiyaç duyulduğunun en önemli göstergesi. Orlando maçı gerçek 2 süper yıldızı Howard ve Lewis ile ligin belki de en overpaid uzunu Gortat’ın oyunlarıyla kazandı. Tabii ki en başta 2 uzunlu 5’e dönen Van Gundy’nin hakkını yememek gerek. Ultra, mega, süper yıldız Vince Carter’ın bu istikrarlı ve başarısı paçalarından akan oyunu sürdükçe (!) bu tip taktik değişikliklere Magic’in daha çok ihtiyacı olacak. Lewis’in bitime 1,3 saniye kala attığı inanılmaz zor ve uzun adımlı turnike maçı getirirken Doc Rivers’a da selam etmiş olduk ma-camia. Eski formalarımız, nostalji gecesinde o eski savaşçı ruhu geri getirdi adeta. Savaşan, en azından takımın bir kısmı, Magic bu sezonki en önemli galibiyetlerinden birini aldı. Şu an için artık aklımdaki tek şey acaba bu ligde Carter’ı takasla alacak kadar enayi bir GM daha var mı?

Bir de Howard’ın hakeme attığı bir tam saha pas var ki gülmekten karnım ağrıdı 🙂

Hidayet Sonunda Patladı!

Ocak 29, 2010, 11:50 am | NBA, NY Knicks, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir kaç seferdir Hidayet’in artık kıvama geldiğini ve yavaş yavaş bildiğimiz Hidayet olma yolunda olduğunu söylüyorduk. Son maçlardaki hırslı oyunu dün gece artık isabetli ve istatistiksel olarak da verimli hale dönüştü. Bunun ceremesini çeken taraf da New York cephesi oldu. D’Antoni her fırsatta Hidayet’i çok sevdiğini ve oyununu çok beğendiğini söylerdi, bir kez daha onun her türlü çabasını parkeye gömen adam Hidayet oldu. 26 sayı 11 ribauntla double double yaptı Hidayet. Tam saha koşup smaç bastı, üçlük soktu, orta mesafeden attı, Lee’nin üzerinden ribaunt aldı, blok yaptı, top çaldı ama Kanada’ya geldiğinden beri ilk kez tabelayı bu kadar etkili bir şekilde değiştirdi. Onun açığını kapatan Bargnani ve Jack adeta yokken o tek başına onların açığını kapadı.

Maç sonu röportajına Hidayet’i adeta zorla, kolundan çekerek getiren TSN muhabirinin sorusu açıktı “Bu gece sende farklı olan şey neydi?” Hidayet tek kelimeyle cevap verdi “Top”. Yaklaşık bir 5-6 saniye konuşamadı muhabir “Ne anlamda?” diye sordu, cevap yine kısa ve doyurucuydu “Bu gece topu bana verdiler”.

Hidayet dönmüştür. Belki yine kısır maçları olacaktır ama artık o yeni takımının omurgasındaki yerini tamamiyle almış durumda.

Hidayet Dönüyor!

Ocak 25, 2010, 9:40 pm | LA Lakers, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=&videoId=games/raptors/2010/01/24/0020900648_lal_tor_recap.nba

Hidayet’in isyanı derken bunu kastediyordum. Bu adam basketbola tekrar döndü sonunda. Hidayet tekrar çabalıyor, sonuna kadar gidiyor, isteyerek yırtınıyor! Dün gece en çok merak edilen sorunun cevabı oldu Toronto’a. Acaba bu takım ligin babalarına karşı neler yapabilecek? 20-30 fark mı yiyecekler yoksa sonuna kadar savaşacaklar mı? Hidayet’in bu sezon Jack ve Wright ile Toronto’ya öğrettiği bu: Savaşmak! Hidayet düzeliyor, son topu kullanacak cesareti yeniden kendinde bulabiliyor. Özel bir izleyicisi olarak ben gurur duyuyorum.

NBA’de Sezonun Sürpriz Takımı

Ocak 23, 2010, 5:00 pm | Charlotte Bobcats, Memphis Grizzlies, NBA, OKC, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Geçen hafta NBA Konferans sıralamalarına baktığımda son dönemlerde iyice biz olduk diye bağıran takımları play-off resminde görmüştüm. Bunun üzerine blog takipçilerinden NBA izleyicisi olanlara bir soralım bakalım “NBA’de bu sezon en büyük sürprizi hangi takım yaptı” diye düşünüp bir anket açtık. 6 günde 50 kişinin katıldığı anket aslında hem NBA’de en çok “baba” takımların takip edildiğini hem de diğer takımlardan çoğunlukla az haberdar olunduğunu gösterdi. Oy kullananların % 38’i şu anda Batı Konferansında 9, sırada olan ve 4.lükten sadece 1,5 maç geride olan Oklahoma City Thunder’ı ilk sırada gösterdiler. Yine Batı Konferansı 11.si Memphis 2. oldu. Sanırım herkes Memphis’i ligin en kötü 3-4 takımından biri olacak diye bekliyordu, yoksa 11. sıradaki bir takımın böylesi ilgi görmesi normal olmazdı. Bence asıl büyük sürpriz takım Bobcats 3. sırada çıktı anketten. Keza Charlotte doludizgin geliyor ve gelene 20 gidene 30 sayı fark atıyor şu sıralar. Bobcats’in bu formunu devam ettirirse Doğu’da 5. olma ihtimali de oldukça kuvvetli. Onlar için belki de yapılabilecek en önemli tespit Brown ile Jackson’ın kimyalarının uyması olacaktır. En sonunda doğru adamı buldular belki de. 2 sezondur artan başarılarına alışkın olduğumuz Portland son sırada çıktı anketten. Bir de bunlardan daha sürprizi var diyen 7 arkadaş var ki onlar hangi takımları kastetti çok merak ediyorum.

Sonuçta Çoban Salata okuru NBA takipçileri bu sezonun ilk yarısının sürprizi Oklahoma City Thunder’dır diyor.

Hidayet’in İsyanı

Ocak 23, 2010, 1:16 pm | NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dün gece bu sezon hiç göremediğimiz Hidayet’i gördük sahada. Gerçi maçın 2. yarısında çıktı sahneye ama olsun özlemiştik böylesine bir Hidayet’i. Bu Hidayet’i geçen 2 sezondan çok iyi hatırlıyoruz aslında. Bu Hidayet son damla teri akana kadar savaşan, takımı için didinen ve asla vazgeçmeyen Hidayet. Son 4-5 maçtır Hidayet’in saha içindeki kendinle kavgasını izliyorduk. Bir türlü şut sokamıyor, savunma yapamıyor, ritm bulamıyordu. Dün gece maçın ilk yarısında erkenden aldığı 3 faul onu bençe mıhladı. Ama 2. yarıya çıktığında kendine isyan eden bir adam vardı sahada. Haftalardır pota altına giremeyen adam her fırsatta içeriyi zorlamaya çalıştı. Yine şut sokamıyordu belki ama bu sefer hem rakibi hem de kendini yenmek için oynadı. Ne zamandır yoktu suratındaki o hırs. Dün gece patlamak üzereydi, doldu doldu doldu ve patladı. Jarret Jack takımı tabelada tutarken o takımını ama önce kendini ateşledi. Öyle savaştı ki, öyle didindi ki, Hidayet dün gece Ocak ayının başından beri üzerinde olan ruhsuz, heyecansız ve bitik görüntüsünden sıyrıldı. Bu maç bu sezon için miladıdır Hidayet’in, bir daha kolay kolay onu bitik görmeyiz. Hem skor hem de çaba olarak Hidayet her geçen gün daha iyiye gidecektir. Bunu 13 senedir oynadığı maçların neredeyse % 70’ini seyretmiş biri olarak inançla söylüyorum. Toronto’nun artık gerçekten Hidayet’i var, imzalar şimdi kurudu.

Bosh’a Giden Rekor ve Bizimkiler

Ocak 21, 2010, 12:35 pm | Hidayet Türkoğlu, Milwaukee Bucks, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Bu sabaha karşı Toronto ve Milwaukee Bradley Center’da karşı karşıya geldiler. Doğu Konferansı play-off yarışında önemi ne kadar büyükse bu maçın bizim için de önemi üst düzeydeydi. Sonuçta 2 milli oyuncumuz takımlarında ilk 5 çıkacaklardı derken bir de baktık ki Ersan Skiles’tan kesik yemiş. Ersan’ın yerine Delfino ilk beşe yerleşmiş. Son maçlardaki, özellikle Redd gittikten sonra, formuyla Delfino bunu çok hakediyordu.

Maça çok hızlı başlayan Toronto, Bosh ve Hidayet’i gördük ancak Bogut ve Delfino’nun skorer oyununu 2. yarıda ciddi savunma enerjisiyle birleştiren Milwaukee, önceki akşam Lebron ve tayfasından dayak yemiş Toronto’yu yenmeyi başardı. Bogut normal şartlarda ne Bargnani ne Bosh’a bu kadar sert gelmemeliydi savunmada ama daha dün gece Shaq ve Varejao’nun çemberinden geçmiş 2 nispeten yumuşak adamı adeta hamur gibi yoğurdu Bogut. Ancak Bosh söz konusu pota rakibin olunca orada adeta devleşti. Tam 44 sayı yaparak Normal sezonlardaki en yüksek skoruna ulaştı. Bir çok basket faul aldı Bosh ama kesin olan bir şey var ki bu maçı ve rekoru pek de keyifle hatırlamayacak yıldız oyuncu. Devre arasında verdiği röportajda pota altında mücadele etmemiz ve ribauntları toplamamız şart diyordu. Haklıydı, Bucks tam 17 hücum ribaundu çekti ve bunların 4’ünü 1,5 senedir parkeye çıkmamış, dizleri sorunlu, yeni takımıyla ilk maçına çıkan Jerry Stackhouse aldı. Sonuçta boşa giden bir rekor ve çaba oldu Bosh’un ki.

Hidayet’in ilk çeyreğin başında gözüktükten sonra ancak son çeyrekte bir daha ortaya çıktığını görebildik. Ocak ayı onun için adeta kabus gibi. % 34 şut yüzdesi ve 10 sayı ortalamayla oynuyor bu ay Hidayet. Benzer şekilde Ersan da düzensiz Bucks hücumunda fazlasıyla istikrarsızdı. Ocak ayında % 35 şut yüzdesi ve 8.2 sayı ile oynuyor ve bu düşen formuyla ilk beşteki yerini de kaybetmiş durumda. Mehmet’in de Ocak’ta % 40’la 12 sayı attığını düşünürsek resim daha net çıkıyor ortaya. 3 oyuncumuz da sanki Türkiye’de ligleri tatile girmiş futbolcular gibi. Sanki bu oynadıkları maçlar Ziraat Türkiye Kupası maçları da kendilerini sıkmıyorlar. Üçünün birden bu durumda olmasının tek açıklaması Türk mantalitesi. Üçü de kendini tam anlamıyla maça veremiyorlar ve oyunlarından memnun olmamalarına rağmen dizginlerini ele alıp kendilerine gelemiyorlar. Maçlardaki yüz ifadelerine bakın, hep keyifsizler. Bu hem şutlarına hem oyunlarına yansıyor. Üçüne de biraz kafa dinleyecek süre gerek aslında. All-Star arasına kadar kendilerini toparlayamazlarsa son çare o arada yataktan kalkmamak. Hem kendilerine hem de onları takip eden bizlere sabırlar. Bugünleri negatif pik noktası olarak düşünüp doruğa çıkacakları günleri bekliyoruz artık.

Bu arada yukarıdaki fotoğrafta tribünlerin halinin ne kadar içler acısı olduğunu fark etmişsinizdir sanırım.

Şarap Gibi

Ocak 21, 2010, 10:42 am | Denver Nuggets, Detroit Pistons, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Chauncey Billups tam anlamıyla şarap gibi adam. Joe Dumars’ın kariyerindeki en büyük hatalardan biri onu takas etmek. Aynı şekilde Otis Smith’in onu alma şansı varken yakaladığı fırsatı kullanmaması da hem Smith’in kariyerinde hem de Magic’in geleceğinde bir dönüm noktası. 33 yaşını bitirmiş bir oyun kurucu, bu igde 14. sezonunu yaşayan bir dış oyuncu Billups. Dün gece Golden State’e karşı kariyer rekorunu egale etti ve 37 sayı attı. Uzatmaya giden maçta hem de uzatmada tam 10 sayı gönderdi Warriors potasına. Denver Iverson’da bulamadığını onunla buldu: Karar verme yeteneği. Adam ne zaman ne yapacağını çok iyi biliyor, gerektiğinde besliyor, gerektiğinde atıyor, gerektiğinde kenara çekiliyor. Bugün Anthony, Martin, Nene bu derece verimliyse sebebi bu adam. Gardın kadar konuş çok manalı bir laf. O lafın bugünkü manası da Chauncey Billups, yıllanmış şarap gibi. Sakatlıktan döndükten sonraki şu 5 maç performansına baksanıza. Yaşlandığı her gün tat katıyor basketbola.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.