Aslında Türkiye’ye Transferi İstenen Her Futbolcunun Değeri Katlanmıyor

Eylül 1, 2010, 10:27 pm | Futbol, Manisaspor, ozhano, Trabzonspor, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Adı transfer döneminde Trabzonspor ile anılan Makukula için takımı Benfica 2 milyon euro karşılığında Manisaspor ile anlaşmış. Kontrat 3 yıllıkmış. Tabi burada ilginç olan futbolcu için anlaşılan rakam yani 2milyon euro. Makukula geçen sezonun Süper Lig gol kralı ve bu sebeple fiyatı için Trabzonspor transfer uğraşındayken bonservis bedeli hep 4 milyon euro’lar civarında konuşuldu. Ne var ki 2 milyon euro olunca ortaya çıkan sonuç aslında herhangi bir futbolcuyu Türkiye’ye transferi esnasında doğrudan fiyatlar uçmuyor. Galatasaray’a, Fenerbahçe’ye, Beşiktaş’a, az buçuk da Trabzonspor’a ayrı muamele diğer Türk kulüplerine ayrı muamele gösteriliyor yurt dışında. Eğer Trabzonspor’a, forvet sıkıntısı çeken Galatasaray ve Beşiktaş işin içinde olsaydı açılış fiyat 3 milyon euro olacaktı, o da transferde son gün olması sebebiyle. Acaba Jaja Trabzonspor değil de Manisaspor’a transfer olsaydı 3 milyon euro olur muydu bonservis bedeli ya da Ermin Zec gibi gelecek vaadeden bir futbolcuyu Gençlerbirliği değil de Galatasaray transfer etseydi, bu transferin günahı 1,5 milyon euro olur muydu yoksa kapılar 3-4 milyon euro’lardan mı açılırdı?

Sonuç olarak her yabancı futbolcunun Türkiye’ye transferinde fiyat doğrudan ikiye katlanmıyor; her yabancı futbolcu için dört büyüklere bir bedel, diğerlerine ise ayrı bir bedel belirleniyor. Bunu yaratan da sevgili, değerli ve güzide kulüp yöneticilerimiz. Bu arada şunu da unutmamak gerekir ki, yayın ihalesi sonucunda artan ödeneklerini dört büyükler haricindekiler bayağı açık bir şekilde kullandılar. İnşallah yarı yolda kalmazlar.

Oyun daha süperdi!

Ağustos 8, 2010, 1:32 pm | bursaspor, süper kupa, teofilo, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Lig öncesi hep bir Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş kupa maçı oynardı. Alışmıştık bu rutine. Hele bir şu kupa gelsin de görelim isterdik takımlarımızın son durumunu. Bu sefer üçü de yoktu. Bursaspor ve Trabzonspor karşılaşıyordu kupa finalinde ama nedense ve yine İstanbul’da! Aslında Bursa’nın yakın olması ve Trabzonlu’ların da İstanbul’da çok bulunmuş olması yeterli bir nedendi stadın dolması için ancak yine 26bin biletli kişi izlemiş maçı. Madem 26bin kişi izleyecek ve maçı Eskişehir’e, Kayseri’ye… Oralar da ancak o kadar dolardı zaten en azından bir heyecan yaşarlardı, bir arzu dolardı takımların içine seneye de biz burada olmalıyız gibisinden…

Maçın temposu harikaydı. Lig kıvamına gelmiş iki takım da. Biraz daha zamanla tam performanslarını yakalarlar. Biz de zevkle izlerik artık 9 maçı da canlı canlı! Şu açık ki Trabzon gerçekten çok daha iyi bir oyun sergiledi dün. Tek pas ve set oyununu iyi çalışmışlar. Alanzinho yerini bulmuş ama Burak Yılmaz hala ne yaptığını anlayamadıklarımdan. Fizik, hız her bir şey var biraz da teknik ama kafa yok. Ya da var da kendine saklıyor, evde çıkarıyor o kafayı dışarı. Halbuki gösterse ya bize de… Bursaspor da dikine hızlı ileri yönelmek işini iyi çalışmış. Orta sahada kaptıkları toplarda çoğu zaman gerçekleştirebildiler bu işlemi ancak bu şekilde ceza sahası içine girebilmeyi beceremediler. Kanatları kullanmayı unutmuş gibiydiler. Halbuki Beşiktaş maçında kanatlardan gelmişti gollerden en azından biri. Ve Galatasaray maçında da aynı yöntemi kullanmışlardı. Hüseyin’in olmayışı, Batalla’nın fiziken cılız kalması Timsah’ın gövdesini hafif bıraktı.

Trabzon’da Ceyhun sürekli kaleyi yokladı. İkinci yarı da buradan geldi gol. Top Ivankov’dan sekti ve Teofilo da iyi bir takipçi olduğunu gösterip topu kaleye gönderdi. Halbuki top JABULANİ bile değildi!!! Nasıl oldu da böyle bir gol izledik ben anlamadım! Hemen ardından ikinci golün üstelik 61. dakika şovuyla gelmesi sarsılmış Bursa’yı yıktı. Selçuk’un arapası harikaydı da Teofilo’nun vuruşu çok daha harikaydı! Adrian Ilie geldi, vurdu, gitti sanki! Bursa iyice çöktü. “Son şampiyonum ama forma reklamım bile yok!! Saldır anasını satayım” ruhuyla oyuna tutunmaya çalıştı. Olduramadı. Defansın bile gol düşüncesine kitlenmesi savunma aklını geri plana itince kendi ceza sahasında bile 4 kişi bir Teofilo’ya mukayıt ol(a)madı! O da direkte bekleyen Bursalı’nın ofsaytı bozmasını görüp altıpasta önüne gelen topu gönderiverdi kaleye… Jaja’nın gelişi Teofilo’yu fişekledi heralde ki böyle bir performans ortaya koydu. Yoksa daha 1 ay evvel ben gideyim demiyor muydu bu çocuk??

Tek anlayamadığım Turgay’ın, Sercan’a tercih edilmesiydi. Eğer maçı rakip sahaya yıkamayacağın bir maçsa Turgay’ın oynaması çok da anlamlı değil. Ne Sercan kadar hızlı, ne de teknik… İleride bu yüzden üretici olamadı Bursa, oysa SErcan neler yapmıştı son Galatasaray maçında!

Bursaspor’un "Onur"lu Şampiyonluğu

Mayıs 17, 2010, 12:00 am | Beşiktaş, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Başlığı spor gazetelerine benzer bir şekilde atmak istedim. Fenerbahçe şampiyon olsaydı onursuz mu olacaktı tabiki hayır ama Trabzonspor kalecisinin bu seneki şampiyonun belirlenmesindeki en önemli referans olacağı belliydi.

Bu Fenerbahçe’nin son maç sendromu şansla, taktikle, oyun okumayla, stresle, onunla bununla açıklanacak bir olay değil. Hem de daha yakın bir tarihte aynı acıyı yaşayıp şampiyonluğu ezeli, rakibine bırakmışken. Türkiye’nin %90-95’i hele maçtan önce Trabzonspor Başkanı ve bazı oyuncularının söylemlerinden ve ligdeki performansına bakarak Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu tebrik etmek için bekliyordu. Maç normalde 4 ya da 5-1 Fener lehine bitecekken Onur diye bir kaleci çıktı, şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alaacağım dedi, Guiza da “verelim kupayı ne olacak” diyince Daum kupayı tepsiye koydu, keser-sap olayı oldu, tarih bir tekrarı yaşattı tüm futbolseverlere.

Diğer taraftan Bursaspor’un hafta içindeki açıklamalarda şampiyonluğa inanmışlıkları çok yüksek görünüyordu. Ama bu açıklamalar tabiki takımdaki sinerjiyi yakalamak ve yüksek tutmak için olduğu açıktı. Maçı üstün bir oyun ile 2-1 kazandılar. Doğrusunu söylemek gerekirse kendilerinin bile çok küçük bir yüzde olarak gördükleri şampiyonluğa ulaştılar demeliyim. Ama sonuçta Galatasaray’ı, Fener’i, Beşiktaş’ı yenen, yenmese bile kafa tutan bir takımın şampiyonluğa ulaşması kadar doğal bir şey yok ve şampiyonluğu hakettiklerini söylemek gerek. Kısacası sadece gönüllerin değil aynı zamanda çatır çatır ligin tescilli şampiyonu da oldular.

Bursaspor’un bu şampiyonluğu çoğu açıdan da büyük önem taşıyor. Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavga bu şampiyonlukla biraz olsun hafifler diye düşünüyorum. Diğer yandan yıllardır Trabzonspor’un Fenerbahçe’ye olan, belki ağır olabilir ama doğru olan cümle bu, düşmanlıkları ya da hırsları 10 gün içerisinde oynadıkları ve Fenerbahçe’nin elinde görünen iki kupayı almalarıyla azalmıştır. Bu tarihten sonra yeni bir gerginlik olmadıkça bu maçlar daha rahat götürülebilecektir.
Fenerbahçe- Trabzonspor maçının son dakikalarında yaşanan anons olayı ise Fenerbahçe taraftarı ve futbolcuları açısından trajikomik bir durumun yaşanmasına neden oldu. Açıkçası böyle bir olayın yaşanması stadda şampiyon olduğunu zanneden taraftarın hem acısının hem de sinirinin bir kat daha artmasına neden oldu. Maç sonrası yaşananların kesinlikle bu olaya bağlı olarak makul görülmesi mümkün değil. İkinci kez bu acıyı yaşayan taraftara bu şekilde bir oyun oynanması maçtan sonra yaşanan infiale tam anlamıyla davetiye çıkardı ve olanlar oldu. Eğer bu anons stadda tel örgü olmadığı için maç bitince taraftar sahaya girip futbolcuları kovalar endişesiyle özellikle yaptırıldıysa yapılan hatanın açıklaması bile yapılamaz hale gelir. En kötüsü de Alex gibi bir futbolcunun staddan polis otosuyla hem de saklanarak çıkması oldu. Bir de hamile eşinin tribündeki üzüntüsü ve kızının o anlarda annesine olan bakışları canımı acıttı ne yalan söyleyeyim.
Sözün özü, istediğin kadar iyi ol, istediğin kadar iyi oyuncular al, paran pulun istediğin kadar olsun, taraftar sayısını falan geç, kazanırsın kazanırsın, aslanım kaplanım derler, sırtını sıvazlarlar, koskoca sezon gider 10 güne sıkışır, 3 kupaya talipken bir anda elin boş kalır. O yüzden hiçbir zaman büyük konuşmamak gerekir.

Bu arada Galatasaray da istikrarlı bir şekilde tamamladı ligi. İstikrarlı bir şekilde yine yenildi. 3. olarak bitirip ligi UEFA Ligine gidiyor gene. Yukarıdaki sözün özü kısmı tabiki Galatasaray’a da gidiyor. Bazılarının dediği gibi inşallah Rijkaard’ın Galatasaray’a faydasını aynı merhum Derwall’de olduğu gibi 5-10 sene sonra anlarız. Attığı kazığı anlamayalım da ben beklemeye razıyım…

Not: Yılmaz Vural’a gün doğdu. Yarın çıkıp “bu takımın başında ben olsam…” diye başlar. Belki de haklıdır.

Kıvrak

Mart 21, 2010, 8:58 pm | Futbol, Galatasaray, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 9 Yorum
Türkiye’de Kaleci yetişmiyor diyenlere,
Aykut’a Ufuk’a güvenmeyip Leo Franco’ya bel bağlayanlara,
Yabancı Kaleciyi nimetten sayanlara,
KAPAK OLSUN!
Hem Şenol Güneş’e
Hem de Onur Recep Kıvrak’a,
HELAL OLSUN!

Bursa Leverkusen

Şubat 15, 2010, 10:21 pm | bursaspor, Futbol, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bu geceki maç da Bursaspor’un son dakikalarda yediği gol bana 2001-2002 sezonundaki Bayer Leverkusen’i hatırlattı. O dönem Yıldıray’ın da formasını giydiği Leverkusen 2 hafta içinde hem Almanya Kupasını hem de Şampiyonlar Ligi’ni finalde kaybetmiş, Şampiyonluğu da son hafta Bayern Münich’e kaptırmıştı. Hatta 3 kupayı birden kaybeden Leverkusenli futbolcuların psikolojik çözküntüye girdiği ve bir çoğunun terapi aldığını hatırlıyoruz. Bursaspor’un kaybettikleri Leverkusen’in kaybettikleri kadar değil belki ama, uzun seneler sonra ilk kez böylesi dolu dizgin giden Bursaspor’a son dakikalarda yazık oldu geride kalan 5 günde. Fenerbahçe ve Trabzonspor’dan son dakikalarda yediği tokatlar futbolcuları bir hayli etkilemiş durumda. Sahadan çıkarken hiç bir Bursalı topçu önüne bakamıyor, yüzlerini yerden kaldıramıyorlardı. Umarım Leverkusenlilerin yaşadığı psikolojik yıkıma uğramaz ve lig sonuna kadar futbolumuza renk katmaya devam ederler. Ertuğrul Sağlam için de çok önemli bir kariyer testi olacak şu önümüzdeki 2-3 hafta.

>Ula Fatih!

Ocak 20, 2010, 12:04 am | Futbol, Trabzonspor, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Fatih Trabzonspor’a gelmekten takımlar anlaştığı halde vazgeçti. Peki neden? Bence:

1. Gelirse bedelli askerlik hakkını kaybedecek olması
2. Gökdenizle Kazan’da birleşme ihtimalinin doğması
3. Hem Zenit’te hem de giderse Kazan’da Trabzon’dakinin 2 katı kazanacak olması
4. Spaletti ile iyi bir ilişki kurabilme ihtimali
5. Bahis skandalı nedeniyle geri dönmekten çekiniyor olması

Ne olusa olsun Tekke’nin bu yaptığı pişmiş aşa su katıp, çorbayı döktürmektir.

Ula Fatih!

Ocak 20, 2010, 12:04 am | Futbol, Trabzonspor, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Fatih Trabzonspor’a gelmekten takımlar anlaştığı halde vazgeçti. Peki neden? Bence:

1. Gelirse bedelli askerlik hakkını kaybedecek olması
2. Gökdenizle Kazan’da birleşme ihtimalinin doğması
3. Hem Zenit’te hem de giderse Kazan’da Trabzon’dakinin 2 katı kazanacak olması
4. Spaletti ile iyi bir ilişki kurabilme ihtimali
5. Bahis skandalı nedeniyle geri dönmekten çekiniyor olması

Ne olusa olsun Tekke’nin bu yaptığı pişmiş aşa su katıp, çorbayı döktürmektir.

>Futbol Uğruna Biten Hayatlar

Ocak 8, 2010, 6:00 pm | Fenerbahçe, Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bünyamin, Serhat (solda), Muhammet (sağda) ve Soner kardeşlerimiz Trabzonspor – Fenerbahçe maçından sonra evlerine dönerken hayatlarını trafik kazasında kaybeden futbolsever kardeşlerimiz. Hayattan kopuk olduğumuz dönemlerde sağolsun Gaziantep’ten Faruk Köse Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz postunda adı geçen pankart açmış grupla alakalı da olan bir mail atmış bize ve o grup tarafından verilen tepkinin sebebini anlatmış. Hayatını kaybeden gençlerin cenazelerine katılan ne Fenerbahçeli ne de Trabzonsporlu bir yönetici olmadığını söylüyor kendisi. Takımlarını desteklemek uğruna başka illerden kalkıp maça gelen ve dönüş yolunda vefat eden gençlerin anısına saygı gösterilmediğini anlatıyor.

Bizler de gecikmiş olsa da bugün rahmetle anıyoruz futbol sevgisi yolunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi. Köse’nin sözüne itibar ediyoruz ve ayıplıyor, kınıyoruz her iki takım yöneticilerini de. Mekanınız cennet olsun futbol şehitleri.

Futbol Uğruna Biten Hayatlar

Ocak 8, 2010, 6:00 pm | Fenerbahçe, Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bünyamin, Serhat (solda), Muhammet (sağda) ve Soner kardeşlerimiz Trabzonspor – Fenerbahçe maçından sonra evlerine dönerken hayatlarını trafik kazasında kaybeden futbolsever kardeşlerimiz. Hayattan kopuk olduğumuz dönemlerde sağolsun Gaziantep’ten Faruk Köse Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz postunda adı geçen pankart açmış grupla alakalı da olan bir mail atmış bize ve o grup tarafından verilen tepkinin sebebini anlatmış. Hayatını kaybeden gençlerin cenazelerine katılan ne Fenerbahçeli ne de Trabzonsporlu bir yönetici olmadığını söylüyor kendisi. Takımlarını desteklemek uğruna başka illerden kalkıp maça gelen ve dönüş yolunda vefat eden gençlerin anısına saygı gösterilmediğini anlatıyor.

Bizler de gecikmiş olsa da bugün rahmetle anıyoruz futbol sevgisi yolunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi. Köse’nin sözüne itibar ediyoruz ve ayıplıyor, kınıyoruz her iki takım yöneticilerini de. Mekanınız cennet olsun futbol şehitleri.

Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz!

Aralık 22, 2009, 7:34 pm | Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Trabzonspor İstanbul’a deplasmana gelmiş, havalimanında uçaktan yeni inmişler taraftar pankart açmış, Fenerbahçe maçından önce vefat eden taraftarlarla alakalı “Onlar sizin için öldüler, siz onlar için ne yaptınız?” yazmışlar. Yetmiyor kapıdan çıkar çıkmaz Şenol Güneş’i sıkıştırıp futbolcuları kötülüyor, utansınlar, bizi kahrettiler Fener maçında diyorlar. Güneş lisanı münasiple taraftarlara yanlış yaptıklarını bir sorumluluk varsa kendine ait olduğunu, bu hareket ve sözlerle camiayı yıprattıklarını söylüyor.

Takım otobüse biniyor, otellerine doğru gidecekler, taraftar birden otobüsün önünü sarıyor, başlıyorlar Fatih Tekke diye bağırmaya. Hareket ettirmiyorlar aracı, Tekke de Tekke diye bağırıyorlar. Broos varken Güneş diye bağırdılar avaz avaz, şimdi Güneş geldi Tekke diye bağırıyorlar! Yarın Tekke gelince kimin adını söyleyeceksiniz bağıra bağıra, kim var sırada? Güneş geldi bir Fener maçında eskittiniz, Tekke gelir 3 maç gol atamaz başını yersiniz, Teknik Direktör, futbolcu, yönetici, başkan fark etmez. Taraftarın bu kafası ve bu tutumuyla, böylesi zulümle Trabzon’dan hiç bir şey olmaz! Yazık ki ne yazık! Kınaları hazırlasa bari o çok bilen ordinaryüs taraftarlar.

>Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz!

Aralık 22, 2009, 7:34 pm | Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Trabzonspor İstanbul’a deplasmana gelmiş, havalimanında uçaktan yeni inmişler taraftar pankart açmış, Fenerbahçe maçından önce vefat eden taraftarlarla alakalı “Onlar sizin için öldüler, siz onlar için ne yaptınız?” yazmışlar. Yetmiyor kapıdan çıkar çıkmaz Şenol Güneş’i sıkıştırıp futbolcuları kötülüyor, utansınlar, bizi kahrettiler Fener maçında diyorlar. Güneş lisanı münasiple taraftarlara yanlış yaptıklarını bir sorumluluk varsa kendine ait olduğunu, bu hareket ve sözlerle camiayı yıprattıklarını söylüyor.

Takım otobüse biniyor, otellerine doğru gidecekler, taraftar birden otobüsün önünü sarıyor, başlıyorlar Fatih Tekke diye bağırmaya. Hareket ettirmiyorlar aracı, Tekke de Tekke diye bağırıyorlar. Broos varken Güneş diye bağırdılar avaz avaz, şimdi Güneş geldi Tekke diye bağırıyorlar! Yarın Tekke gelince kimin adını söyleyeceksiniz bağıra bağıra, kim var sırada? Güneş geldi bir Fener maçında eskittiniz, Tekke gelir 3 maç gol atamaz başını yersiniz, Teknik Direktör, futbolcu, yönetici, başkan fark etmez. Taraftarın bu kafası ve bu tutumuyla, böylesi zulümle Trabzon’dan hiç bir şey olmaz! Yazık ki ne yazık! Kınaları hazırlasa bari o çok bilen ordinaryüs taraftarlar.

>Hakan Arıkan’la İlgili Varsayımlar

Kasım 7, 2009, 10:22 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Trabzonspor 0-2 Beşiktaş

Bir kaleci takımını nasıl ipten alır, ölü bir takıma nasıl üç puan kazandırır ve takımı için ne kadar önemlidir bu akşam bir kere daha belli oldu. Hakan Arıkan tabiki kötü bir kaleci değil, zaman zaman, bu akşamki kadar olmasa da, maçlarda isminden olumlu yönde bahsettiriyordu ama bu akşam bir farklıydı. Cüneyt Arkın’ın koskoca Bizans ordusunu tek başına alt etmesine benziyordu performansı. Peki ne oldu da Hakan Arıkan bu maçta bu kadar muhteşem bir performans sergiledi? Bununla ilgili bazı varsayımlar:

1. Kedi yutmuş olabilir.
2. İçine Buffon’un ruhu girmiş olabilir.
3. Mübarek bir insana kendini okutmuş üfletmiş olabilir.
4. Koruduğu kaleyi okuyup üflemiş olabilir.
5. Trabzonsporlu futbolcuların ayaklarını bağlama büyüsü yapmış olabilir.
6. Bu akşam tüm sezonun şans kotasını bir anda doldurmuş olabilir.
7. Hakan Arıkan topa bir mekanizma, bir mıknatıs vs. eklemiş ve tüm vuruşlar onun eldivenlerinde son bulmuş olabilir.

Aklıma Hakan Arıkan’ın bu akşamki performansıyla ilgili nedenler açısından ilk gelenler bunlar. Açıkçası aklıma gelenlerin çoğunda hep yukarıdan bir elin Hakan Arıkan’a yardım ettiği şeklinde. Tekrar edeyim Hakan Arıkan kesinlikle kötü bir kaleci ama çok kötü maçlarda takımının kalesini koruduğu ve o maçların skorlarının hep onun üzerine yapışması yüzünden güvenilmez bir kaleci durumundaydı. Ama şu maçta, eğer gerçek performansı bu ise, kendisini bir kere daha ispat etti. Tebrikler kendisine.
Bu arada maçta Beşiktaş açısından 4 adam vardı: Hakan, Ferrari, Ernst ve İsmail. Gerisi idare heyeti idi. Hele Yusuf’un maçın bitmesine 5 dakika kala ki görüntüsü kalp krizinin ilk emarelerini yaşayan bir insanın haline benziyordu. Diğer yandan Trabzonspor’da ise herkes vardı ama bir tek kişi yoktu: Gökhan Ünal.

Hakan Arıkan’la İlgili Varsayımlar

Kasım 7, 2009, 10:22 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Trabzonspor 0-2 Beşiktaş

Bir kaleci takımını nasıl ipten alır, ölü bir takıma nasıl üç puan kazandırır ve takımı için ne kadar önemlidir bu akşam bir kere daha belli oldu. Hakan Arıkan tabiki kötü bir kaleci değil, zaman zaman, bu akşamki kadar olmasa da, maçlarda isminden olumlu yönde bahsettiriyordu ama bu akşam bir farklıydı. Cüneyt Arkın’ın koskoca Bizans ordusunu tek başına alt etmesine benziyordu performansı. Peki ne oldu da Hakan Arıkan bu maçta bu kadar muhteşem bir performans sergiledi? Bununla ilgili bazı varsayımlar:

1. Kedi yutmuş olabilir.
2. İçine Buffon’un ruhu girmiş olabilir.
3. Mübarek bir insana kendini okutmuş üfletmiş olabilir.
4. Koruduğu kaleyi okuyup üflemiş olabilir.
5. Trabzonsporlu futbolcuların ayaklarını bağlama büyüsü yapmış olabilir.
6. Bu akşam tüm sezonun şans kotasını bir anda doldurmuş olabilir.
7. Hakan Arıkan topa bir mekanizma, bir mıknatıs vs. eklemiş ve tüm vuruşlar onun eldivenlerinde son bulmuş olabilir.

Aklıma Hakan Arıkan’ın bu akşamki performansıyla ilgili nedenler açısından ilk gelenler bunlar. Açıkçası aklıma gelenlerin çoğunda hep yukarıdan bir elin Hakan Arıkan’a yardım ettiği şeklinde. Tekrar edeyim Hakan Arıkan kesinlikle kötü bir kaleci ama çok kötü maçlarda takımının kalesini koruduğu ve o maçların skorlarının hep onun üzerine yapışması yüzünden güvenilmez bir kaleci durumundaydı. Ama şu maçta, eğer gerçek performansı bu ise, kendisini bir kere daha ispat etti. Tebrikler kendisine.
Bu arada maçta Beşiktaş açısından 4 adam vardı: Hakan, Ferrari, Ernst ve İsmail. Gerisi idare heyeti idi. Hele Yusuf’un maçın bitmesine 5 dakika kala ki görüntüsü kalp krizinin ilk emarelerini yaşayan bir insanın haline benziyordu. Diğer yandan Trabzonspor’da ise herkes vardı ama bir tek kişi yoktu: Gökhan Ünal.

Baytar

Ekim 24, 2009, 11:00 am | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Daha önce transferini yazdığımızda sabır dilemiştik Trabzonlular’a. Cidden bu adamla işleri çok zor. Gittiği her takımda huzursuzluk çıkardı Baytar. Defalarca kez kadro dışı bırakıldı, hocasıyla tartıştı, arkadaşlarıyla saha içinde kavga etti, rakiple dalaştı. Aman çok yetenekli, şöyle böyle diye şişirildikçe kendini çok büyük futbolcu zannetmeye devam etti. Geçen haftaki GS maçında hiç bir şey oynamadığını, ondan önceki haftalarda hep saman alevi gibi bir parlayıp bir söndüğünü gördük Baytar’ın. Broos’un elinde çok fazla seçenek olmadığı ve Baytar da savunma yapar gibi gösterdiği için kendini hep Alanzinho ya da 2. forvete tercih etti Belçikalı onu.

Ama dün akşam gerçek Baytar’ı bir kez daha gördük, Trabzon adına üzüldük. Broos’un kılıç keskinliğindeki neşterini yerken henüz maçın ilk devresinde yüzünde okuduklarım az sonra patlar bu adama delalet ediyordu. Taraftar da bir türlü ısınamamış Baytar’a belli ki çok ciddi protesto ettiler oyundan çıkarken onu. Kulübeye bile uğramadan soyunma odasına giderken de protestolar devam edince beklediğimiz gibi Baytar çıldırdı ve taraftarı alkışlamaya başladı ama onlara hakaret edercesine. Sonra aldı formasını öptü, sanki ben hepinizden daha çok Trabzonluyum der gibiydi. Öyle bir yüz ifadesi vardı ki sanki aralarına dalsa tekme tokat dövecek bütün taraftarı. Ama Baytar bir dur Allah aşkına. Sen daha kimsin, nesin? Dünkü çocuksun, yeni transfersin bu şehirde. Bu takım için daha ne yaptın ki taraftara posta koyuyorsun. Sen geçip gidersin o formadan ama o taraftar baki kalır. Trabzonspor senin değil onların takımı. Önce taraftarına, şehrine saygıyı öğren ondan sonra öp formanı. Önce takımına katkı ver, kademe atlat ondan sonra tepki gösterecek hakkı bul kendinde!

Trabzonspor seyircisi için sanırım Baytar bitmiştir. Broos da artık onu pek düşünmeyecektir kadroda en azından devre arasına kadar. Bu fırsattır Baytar’a düşünmesi için, sormalı artık kendine “Ben nerede yanlış yapıyorum?” diye. Baytar’lı Trabzonspor’a sabırlar diliyorum.

Fotoğraf: Hürriyet

>Baytar

Ekim 24, 2009, 11:00 am | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Daha önce transferini yazdığımızda sabır dilemiştik Trabzonlular’a. Cidden bu adamla işleri çok zor. Gittiği her takımda huzursuzluk çıkardı Baytar. Defalarca kez kadro dışı bırakıldı, hocasıyla tartıştı, arkadaşlarıyla saha içinde kavga etti, rakiple dalaştı. Aman çok yetenekli, şöyle böyle diye şişirildikçe kendini çok büyük futbolcu zannetmeye devam etti. Geçen haftaki GS maçında hiç bir şey oynamadığını, ondan önceki haftalarda hep saman alevi gibi bir parlayıp bir söndüğünü gördük Baytar’ın. Broos’un elinde çok fazla seçenek olmadığı ve Baytar da savunma yapar gibi gösterdiği için kendini hep Alanzinho ya da 2. forvete tercih etti Belçikalı onu.

Ama dün akşam gerçek Baytar’ı bir kez daha gördük, Trabzon adına üzüldük. Broos’un kılıç keskinliğindeki neşterini yerken henüz maçın ilk devresinde yüzünde okuduklarım az sonra patlar bu adama delalet ediyordu. Taraftar da bir türlü ısınamamış Baytar’a belli ki çok ciddi protesto ettiler oyundan çıkarken onu. Kulübeye bile uğramadan soyunma odasına giderken de protestolar devam edince beklediğimiz gibi Baytar çıldırdı ve taraftarı alkışlamaya başladı ama onlara hakaret edercesine. Sonra aldı formasını öptü, sanki ben hepinizden daha çok Trabzonluyum der gibiydi. Öyle bir yüz ifadesi vardı ki sanki aralarına dalsa tekme tokat dövecek bütün taraftarı. Ama Baytar bir dur Allah aşkına. Sen daha kimsin, nesin? Dünkü çocuksun, yeni transfersin bu şehirde. Bu takım için daha ne yaptın ki taraftara posta koyuyorsun. Sen geçip gidersin o formadan ama o taraftar baki kalır. Trabzonspor senin değil onların takımı. Önce taraftarına, şehrine saygıyı öğren ondan sonra öp formanı. Önce takımına katkı ver, kademe atlat ondan sonra tepki gösterecek hakkı bul kendinde!

Trabzonspor seyircisi için sanırım Baytar bitmiştir. Broos da artık onu pek düşünmeyecektir kadroda en azından devre arasına kadar. Bu fırsattır Baytar’a düşünmesi için, sormalı artık kendine “Ben nerede yanlış yapıyorum?” diye. Baytar’lı Trabzonspor’a sabırlar diliyorum.

Fotoğraf: Hürriyet

>Galatasaray 4-3 Trabzonspor (Gece\Gündüz)

Ekim 18, 2009, 10:11 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Galatasaray 4-3 Trabzonspor

1. Galatasaray 650 gün (sallamadır!) sonra ilk defa hiç sakat oyuncusu olmadan bir maça çıktı. Açıkçası futbolcular maçtan önce ısınmak için sahaya çıktıklarında bir oyuncudan sakatlık haberi geleceğine dair bir beklentim olmadı değil. Hatta tribünde maçı izleyen Serkan Çalık bile yürürken sakatlanır diye düşündüm. Ama ilginçtir ki ısınma olsun maç içinde olsun Galatasaraylı hiçbir oyuncu sakatlanmadı. Galatasaraylı alışmış hep eksik kadro ile maçları izlemeye. Tam kadro olunca bünye hemen kaldırmıyor.

2. Galatasaraylı oyuncular sahaya çıktıklarındaki yüzlerindeki gülümsemeler, yanlarındaki çocuklarla muhabbet etmeleri vb. hareketleri kafa olarak geçen haftalarda ligde ve Avrupa Kupası’nda kaybedilen puanları geride bıraktıkları ve ileriye doğru baktıklarının çok güzel bir göstergesi idi. Diğer yandan aynı anda Trabzonlu oyuncuların yüzlerinde ise bir gerginlik var gibiydi.

3. Kaleci Leo için bu maçta söylenecek fazla birşey yok. Kaleci zaman zaman takımı adına maçı tek başına alır. O da bazı maçlarda ön plana çıktı ama bu akşam takımı adına kurtarıcı vasfını edinecek bir hareketi olmadı. Sadece yenilen 2. golde Colman topa vurduğunda Servet’in kapattığı tarafta beklemesi ve açık olan tarafa doğru atılan şutu kurtaramaması kendi adına önemli bir eksi oldu. Yine de önündeki 4 defans ve 2 defansif orta saha oyuncusu sıkıntılı olunca O’na söylenecek fazla birşey yok.

4. Servet’e artık bu bloglarda bin defa söylenen şeyi tekrarlamaktan başka bir diyecek yok. Tamam takımı adına 2. golü attı ama ben Servet’in gol atmasını değil defansta rakibe karşı birlikte oynadığı 3 arkadaşını organize etmesini istiyorum. Tayfun Cora tarafından atılan Trabzonspor’un ilk golünde şanssızlık diyerek işin içinden çıkmak kendimizi kandırmaktan başka birşey değil. Tayfun ve onunla birlikte Trabzonsporlu bir futbolcu daha sol tarafta kabak gibi beklediler. Onları tutan Balta ve Kewell topa vurulur vurulmaz ileri doğru hareket ediyor. Orada Servet’in defansı organize edici rolünü üstlenerek özellikle Balta’ya rakibe yapışmasını istemeliydi. Bunları yapsa daha güzel olur. Gol atmasın, drippling yapmasın, sadece kornerlerde ileri çıksın ama en önemlisi defansı organize etsin. Hem kendi yavaş, hem Gökhan Zan yavaş araya atılan her top tehlikeli, işte bu nedenledir ki Servet rakibi belli bir mesafeden ve vücudunu çok iyi kullanarak karşılamalı. Bunlar bilinmeyen şeyler değil ama bu akşam Servet-Gökhan ikilisinin zaafı bir kere daha açıkça görüldü.

5. Sabri için ise çenesi çalışmadıkça takımı adına her zaman 10 üzerinden minimum 6 lık oynar. Bu maçta Galatasaray’ın pozitif anlamda en iyi oyuncularından biri oldu. Defansif olarak karşısında oynayan Gabric’i çok fazla oyun imkanı vermedi, ileriye dönük olaraksa elinden geldiğince defansı da kontrol ederek Keita’ya destek oldu.

6. Bir maçta oyunu bakımından iki yarı arasında beyaz ile siyah kadar değişen bir futbolcu varsa bu maçta o rolü Ayhan üstlendi. Milli takımın Ermenistan ile oynadığı maçtaki çok iyi oyununu bu akşam maçın ilk yarısında devam ettirdi. İlk 45 dakikada Colman’a adım attırmadı. Onunla yapılacak pas trafiğini kesti. Defans ile orta saha arasında köprü vazifesini çok iyi yerine getirdi. Ama ikinci yarı başladı, tehlikeli bölgede yaptığı ya da yapmaya çalıştığı çalımlar o bölgede kesinlikle yapmaması gerektiği hareketler ki 2. gol öncesi yanında pas verecek müsait arkadaşları varken topuk pası ile ters yöne pas vermek istemesi sonucunda Colman tarafından kapılan top gole çevrildi. Sebebiyet verdiği gol bir yana böyle bir olay olmasa bile ikinci yarıdaki oyunu hiç ona yakışmadı.

7. Bir forvet bir gol atıp bir de asist yapıyorsa ona fazla birşey söylemek söz konusu olmamalıdır. Milan Baros bu akşam bunu gerçekleştirdi, maç içinde Trabzonsporlu defans oyuncuları ile çok savaştı, kazandıkları da kaybettikleri de oldu ama nihayetinde bir forvet olarak gerekeni yaptı.

8. Rakip Trabzonspor olunca Galatasaray adına gollerden birinin Arda’ya ait olacağı çok büyük bir ihtimaldi ve oldu. Milan Baros çok güzel bir asist yaptı Arda’da her zaman olduğu gibi golünü attı. Maç içinde ise top ayağına her geldiğinde ona en yakın 2 rakip oyuncu baskı uyguladı. Zaman zaman gereksiz çalımlar yapmaya çalışması ve kaptırdığı toplar orta saha düşmüşken takım adına tehlikeli ataklarla karşılaşılmasına neden oluyor.

9. Bu maçtan sonra görüldü ki Eskişehir ve Ankaragücü’ne karşı kaybedilen puanlardan sonra Milli maçlar için verilen ara bu sefer Galatasaray’a yaradı. Üstüne bir de Gaziantep’ten gelen haberin verdiği rüzgar ile Galatasaraylı oyuncular maça çıktı ve kazandılar. Üç puan önemliydi ve alındı. Ama takımın defans gücü ile ofans gücü arasındaki fark gece ile gündüz kadar farklı. Orta sahaya kadar herşey sıkıntı ama orta saha çizgisinden geçildikten sonra ise Galatasaray’ın gol bulma olasılığı çok çok yüksek. Rakip de bunu bildiği için top Galatasaray yarı sahasındayken ileriye doğru rahat pas vermesini engellemek için çalışınca Trabzonspor maçında olduğu gibi goller yenileceği aşikar. Ama topu orta sahadan geçirdiğimizde ise rakipler için tehlike çanlarının çalacağı da aşikar.

10. Hafta içi Avrupa Kupası hafta sonu Fenerbahçe maçı var. Bu defans ile takımın işi çok zor. Tamam rakip Trabzondu kazanmak önemliydi kazanıldı da ama takım adına pembe tablo çizen varsa çok büyük hayal kırıklığına uğrayabilir. Belki de bu maçta bu şekilde yenilen goller eksikliğin daha bariz bir şekilde görülmesi açısından güzel oldu. Aslında ligin başından beri defans sıkıntısı belli Galatasaray’ın. Ama Ayhan bu kadar topu ayağında tutmazsa Sarp ilk önce defansif görevlerini düşünürse defans 4 lüsü de başarılı olacaktır. Galatasaray’a gol atan oyuncular genelde rakibin forvet oyuncuları değil orta sahalarındaki ileriye dönük oyuncular. Bu da Galatasaray orta saha oyuncularının eksik olan yanlarını açıkça ortaya koyuyor. Kısacası bu takımda pozitif de negatif de kilit adam Ayhan Akman ve Mustafa Sarp oynarsa Mehmet Topal ve Elano. Bunlar rakip oyunculara sadece eskortluk yapmayacak, baskı uygulayacak, rahat top kullanmalarını ve şut atmalarına engel olacaklar, çalım yapmayacak, pas alacak, garanti paslar verecek, sağa sola yardıma gidecekler o kadar. Ekstra birşeyler yapma isteği Servet de olduğu gibi zaman zaman olumlu sonuçlar doğursa da genele bakılırsa takıma zarar verir. Bu nedenle özellikle bu oyuncular ilk önce yapması gerekeni yapmalı. Fazlasını orta sahanın öbür tarafındaki oyunculara bırakmak lazım.

Galatasaray 4-3 Trabzonspor (Gece\Gündüz)

Ekim 18, 2009, 10:11 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Galatasaray 4-3 Trabzonspor

1. Galatasaray 650 gün (sallamadır!) sonra ilk defa hiç sakat oyuncusu olmadan bir maça çıktı. Açıkçası futbolcular maçtan önce ısınmak için sahaya çıktıklarında bir oyuncudan sakatlık haberi geleceğine dair bir beklentim olmadı değil. Hatta tribünde maçı izleyen Serkan Çalık bile yürürken sakatlanır diye düşündüm. Ama ilginçtir ki ısınma olsun maç içinde olsun Galatasaraylı hiçbir oyuncu sakatlanmadı. Galatasaraylı alışmış hep eksik kadro ile maçları izlemeye. Tam kadro olunca bünye hemen kaldırmıyor.

2. Galatasaraylı oyuncular sahaya çıktıklarındaki yüzlerindeki gülümsemeler, yanlarındaki çocuklarla muhabbet etmeleri vb. hareketleri kafa olarak geçen haftalarda ligde ve Avrupa Kupası’nda kaybedilen puanları geride bıraktıkları ve ileriye doğru baktıklarının çok güzel bir göstergesi idi. Diğer yandan aynı anda Trabzonlu oyuncuların yüzlerinde ise bir gerginlik var gibiydi.

3. Kaleci Leo için bu maçta söylenecek fazla birşey yok. Kaleci zaman zaman takımı adına maçı tek başına alır. O da bazı maçlarda ön plana çıktı ama bu akşam takımı adına kurtarıcı vasfını edinecek bir hareketi olmadı. Sadece yenilen 2. golde Colman topa vurduğunda Servet’in kapattığı tarafta beklemesi ve açık olan tarafa doğru atılan şutu kurtaramaması kendi adına önemli bir eksi oldu. Yine de önündeki 4 defans ve 2 defansif orta saha oyuncusu sıkıntılı olunca O’na söylenecek fazla birşey yok.

4. Servet’e artık bu bloglarda bin defa söylenen şeyi tekrarlamaktan başka bir diyecek yok. Tamam takımı adına 2. golü attı ama ben Servet’in gol atmasını değil defansta rakibe karşı birlikte oynadığı 3 arkadaşını organize etmesini istiyorum. Tayfun Cora tarafından atılan Trabzonspor’un ilk golünde şanssızlık diyerek işin içinden çıkmak kendimizi kandırmaktan başka birşey değil. Tayfun ve onunla birlikte Trabzonsporlu bir futbolcu daha sol tarafta kabak gibi beklediler. Onları tutan Balta ve Kewell topa vurulur vurulmaz ileri doğru hareket ediyor. Orada Servet’in defansı organize edici rolünü üstlenerek özellikle Balta’ya rakibe yapışmasını istemeliydi. Bunları yapsa daha güzel olur. Gol atmasın, drippling yapmasın, sadece kornerlerde ileri çıksın ama en önemlisi defansı organize etsin. Hem kendi yavaş, hem Gökhan Zan yavaş araya atılan her top tehlikeli, işte bu nedenledir ki Servet rakibi belli bir mesafeden ve vücudunu çok iyi kullanarak karşılamalı. Bunlar bilinmeyen şeyler değil ama bu akşam Servet-Gökhan ikilisinin zaafı bir kere daha açıkça görüldü.

5. Sabri için ise çenesi çalışmadıkça takımı adına her zaman 10 üzerinden minimum 6 lık oynar. Bu maçta Galatasaray’ın pozitif anlamda en iyi oyuncularından biri oldu. Defansif olarak karşısında oynayan Gabric’i çok fazla oyun imkanı vermedi, ileriye dönük olaraksa elinden geldiğince defansı da kontrol ederek Keita’ya destek oldu.

6. Bir maçta oyunu bakımından iki yarı arasında beyaz ile siyah kadar değişen bir futbolcu varsa bu maçta o rolü Ayhan üstlendi. Milli takımın Ermenistan ile oynadığı maçtaki çok iyi oyununu bu akşam maçın ilk yarısında devam ettirdi. İlk 45 dakikada Colman’a adım attırmadı. Onunla yapılacak pas trafiğini kesti. Defans ile orta saha arasında köprü vazifesini çok iyi yerine getirdi. Ama ikinci yarı başladı, tehlikeli bölgede yaptığı ya da yapmaya çalıştığı çalımlar o bölgede kesinlikle yapmaması gerektiği hareketler ki 2. gol öncesi yanında pas verecek müsait arkadaşları varken topuk pası ile ters yöne pas vermek istemesi sonucunda Colman tarafından kapılan top gole çevrildi. Sebebiyet verdiği gol bir yana böyle bir olay olmasa bile ikinci yarıdaki oyunu hiç ona yakışmadı.

7. Bir forvet bir gol atıp bir de asist yapıyorsa ona fazla birşey söylemek söz konusu olmamalıdır. Milan Baros bu akşam bunu gerçekleştirdi, maç içinde Trabzonsporlu defans oyuncuları ile çok savaştı, kazandıkları da kaybettikleri de oldu ama nihayetinde bir forvet olarak gerekeni yaptı.

8. Rakip Trabzonspor olunca Galatasaray adına gollerden birinin Arda’ya ait olacağı çok büyük bir ihtimaldi ve oldu. Milan Baros çok güzel bir asist yaptı Arda’da her zaman olduğu gibi golünü attı. Maç içinde ise top ayağına her geldiğinde ona en yakın 2 rakip oyuncu baskı uyguladı. Zaman zaman gereksiz çalımlar yapmaya çalışması ve kaptırdığı toplar orta saha düşmüşken takım adına tehlikeli ataklarla karşılaşılmasına neden oluyor.

9. Bu maçtan sonra görüldü ki Eskişehir ve Ankaragücü’ne karşı kaybedilen puanlardan sonra Milli maçlar için verilen ara bu sefer Galatasaray’a yaradı. Üstüne bir de Gaziantep’ten gelen haberin verdiği rüzgar ile Galatasaraylı oyuncular maça çıktı ve kazandılar. Üç puan önemliydi ve alındı. Ama takımın defans gücü ile ofans gücü arasındaki fark gece ile gündüz kadar farklı. Orta sahaya kadar herşey sıkıntı ama orta saha çizgisinden geçildikten sonra ise Galatasaray’ın gol bulma olasılığı çok çok yüksek. Rakip de bunu bildiği için top Galatasaray yarı sahasındayken ileriye doğru rahat pas vermesini engellemek için çalışınca Trabzonspor maçında olduğu gibi goller yenileceği aşikar. Ama topu orta sahadan geçirdiğimizde ise rakipler için tehlike çanlarının çalacağı da aşikar.

10. Hafta içi Avrupa Kupası hafta sonu Fenerbahçe maçı var. Bu defans ile takımın işi çok zor. Tamam rakip Trabzondu kazanmak önemliydi kazanıldı da ama takım adına pembe tablo çizen varsa çok büyük hayal kırıklığına uğrayabilir. Belki de bu maçta bu şekilde yenilen goller eksikliğin daha bariz bir şekilde görülmesi açısından güzel oldu. Aslında ligin başından beri defans sıkıntısı belli Galatasaray’ın. Ama Ayhan bu kadar topu ayağında tutmazsa Sarp ilk önce defansif görevlerini düşünürse defans 4 lüsü de başarılı olacaktır. Galatasaray’a gol atan oyuncular genelde rakibin forvet oyuncuları değil orta sahalarındaki ileriye dönük oyuncular. Bu da Galatasaray orta saha oyuncularının eksik olan yanlarını açıkça ortaya koyuyor. Kısacası bu takımda pozitif de negatif de kilit adam Ayhan Akman ve Mustafa Sarp oynarsa Mehmet Topal ve Elano. Bunlar rakip oyunculara sadece eskortluk yapmayacak, baskı uygulayacak, rahat top kullanmalarını ve şut atmalarına engel olacaklar, çalım yapmayacak, pas alacak, garanti paslar verecek, sağa sola yardıma gidecekler o kadar. Ekstra birşeyler yapma isteği Servet de olduğu gibi zaman zaman olumlu sonuçlar doğursa da genele bakılırsa takıma zarar verir. Bu nedenle özellikle bu oyuncular ilk önce yapması gerekeni yapmalı. Fazlasını orta sahanın öbür tarafındaki oyunculara bırakmak lazım.

Şenersilin mi?

Eylül 13, 2009, 11:53 pm | Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Efsane Azizsilin’den sonra bir operasyon da Trabzonspor’da yapılmış görünüyor. Oynadıklara son maça kadar hep tek forvet oynamakta direnen ve ilk önce defansif güvenliği ön planda tutulması gerektiğini savunan Trabzonspor’un teknik direktörü Hugo Broos Belediye maçında ne olduysa inadından vazgeçti ve Gökhan ile Umut’u birarada sahaya sürdü. Sonucu zaten herkes biliyor. İyi oyun, farklı bir skor ve Trabzonlular’ın yüzlerinde uzun zaman sonra görülen mutluluk ifadeleri. Ama sanki Broos’a biri telkinde bulunmuş gibi geliyor. Telkini de maçı seyrederkenki hevesine bakılırsa başkandan başkası yapmış görünmüyor. Başkanlar t.d.ye karışmamalı ya da soyunma odasına inmemeli dense de zaman zaman kalçadan hafif bir aşı yapmak gerekiyor bu tip geldiği ligi ve yönettiği takımı tanıyamayan hocalara. Broos’a da 1 doz Şenersilin vuruldu ve sonuçta meteorolojinin sağnak uyarısı Belediye deplasmanında Trabzon lehine yaşandı. Gözünü sevdiğimin Ali Şen’i boşuna dememiş:

” …Ben bu takımın başkanıyım, istersem soyunma odasına girerim; istersem teknik direktör olurum, buna kimse karışamaz…” (Biraz farklıydı da anlamı tam olarak karşılıyor bu da)

>Şenersilin mi?

Eylül 13, 2009, 11:53 pm | Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Efsane Azizsilin’den sonra bir operasyon da Trabzonspor’da yapılmış görünüyor. Oynadıklara son maça kadar hep tek forvet oynamakta direnen ve ilk önce defansif güvenliği ön planda tutulması gerektiğini savunan Trabzonspor’un teknik direktörü Hugo Broos Belediye maçında ne olduysa inadından vazgeçti ve Gökhan ile Umut’u birarada sahaya sürdü. Sonucu zaten herkes biliyor. İyi oyun, farklı bir skor ve Trabzonlular’ın yüzlerinde uzun zaman sonra görülen mutluluk ifadeleri. Ama sanki Broos’a biri telkinde bulunmuş gibi geliyor. Telkini de maçı seyrederkenki hevesine bakılırsa başkandan başkası yapmış görünmüyor. Başkanlar t.d.ye karışmamalı ya da soyunma odasına inmemeli dense de zaman zaman kalçadan hafif bir aşı yapmak gerekiyor bu tip geldiği ligi ve yönettiği takımı tanıyamayan hocalara. Broos’a da 1 doz Şenersilin vuruldu ve sonuçta meteorolojinin sağnak uyarısı Belediye deplasmanında Trabzon lehine yaşandı. Gözünü sevdiğimin Ali Şen’i boşuna dememiş:

” …Ben bu takımın başkanıyım, istersem soyunma odasına girerim; istersem teknik direktör olurum, buna kimse karışamaz…” (Biraz farklıydı da anlamı tam olarak karşılıyor bu da)

Hoşgeldiniiiz!

Eylül 13, 2009, 10:52 pm | Antalyaspor, Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Necati Ateş
Gökhan Ünal

Umut Bulut

Sivasspor’a ne zaman hoşgeldin diyebileceğiz bakalım!!!

>Hoşgeldiniiiz!

Eylül 13, 2009, 10:52 pm | Antalyaspor, Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Necati Ateş
Gökhan Ünal

Umut Bulut

Sivasspor’a ne zaman hoşgeldin diyebileceğiz bakalım!!!

>Bu Trabzon Adamı Deli Eder!

Eylül 1, 2009, 5:55 pm | Futbol, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bir kişi, fanatik taraftarı olduğu Trabzonspor’un başarısızlığının ruhsal yapısını bozduğu gerekçesiyle kulüp yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundu.Gebze Adliyesi’ne gelen Sıdkı Narmanlı, Cumhuriyet Savcılığı’na müracaat ederek, Trabzonspor’un başarısızlığı yüzünden ruh yapısının bozulduğu, huzurunun kaçtığı iddiasıyla yöneticilerden şikayetçi oldu ve 1 TL tazminat talep etti. Adliye çıkışında gazetecilere açıklama yapan Narmanlı, bir Trabzonlu ve Trabzonspor taraftarı olarak ”kulübün gidişatından, düşürüldüğü aciz durumdan dolayı çok mutsuz ve rahatsız olduğunu” söyledi.

Narmanlı, Trabzonspor’un maçlarını izlerken kahrolduğunu ve sinir yapısının bozulduğunu belirterek, ”Trabzonspor’un başarısızlığı yüzünden sağlık sorunları yaşamaya başladım. Sinir hastası oldum, psikolojim bozuldu, dengemi kaybettim. Tüm bunların sorumlusu Trabzonspor kulüp yönetimidir” diye konuştu.

Kulübün başarısızlığı yüzünden kendisi gibi pek çok taraftarın sıkıntılı dönem yaşadığını savunan Narmanlı, şöyle devam etti:”Trabzonspor’un başarısızlığının sebebi yönetimdir. Koca bir camiayı bu hale düşürerek bizleri ruh ve sinir hastası eden Trabzonspor yöneticilerinden davacıyım. Trabzonspor’a arzu edilen başarıyı yakalatmayarak taraftarı üzen, Trabzonspor fanatiklerini hasta eden yöneticilerin hesap vermesi gerekir. Alınan oyunculara ödenen paraları da inandırıcı bulmuyorum. Bu anlamda da yönetimin hesap vermesini bekliyorum.”Öte yandan Narmanlı ile birlikte adliyeye gelen arkadaşı İsmail Demir ise Trabzonspor yüzünden evdeki huzurunun kaçtığını, kendisinin de dava açmayı düşündüğünü söyledi.

Cenky’nin yorumu: E tabi şampiyonluk görmüş bünye 25-30 sene uzak kalınca o sevdadan, adam deli de olur hasta da. Asıl bomba hakim Trabzonspor Kulubünü suçlu bulursa patlar ama.

Bu Trabzon Adamı Deli Eder!

Eylül 1, 2009, 5:55 pm | Futbol, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bir kişi, fanatik taraftarı olduğu Trabzonspor’un başarısızlığının ruhsal yapısını bozduğu gerekçesiyle kulüp yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundu.Gebze Adliyesi’ne gelen Sıdkı Narmanlı, Cumhuriyet Savcılığı’na müracaat ederek, Trabzonspor’un başarısızlığı yüzünden ruh yapısının bozulduğu, huzurunun kaçtığı iddiasıyla yöneticilerden şikayetçi oldu ve 1 TL tazminat talep etti. Adliye çıkışında gazetecilere açıklama yapan Narmanlı, bir Trabzonlu ve Trabzonspor taraftarı olarak ”kulübün gidişatından, düşürüldüğü aciz durumdan dolayı çok mutsuz ve rahatsız olduğunu” söyledi.

Narmanlı, Trabzonspor’un maçlarını izlerken kahrolduğunu ve sinir yapısının bozulduğunu belirterek, ”Trabzonspor’un başarısızlığı yüzünden sağlık sorunları yaşamaya başladım. Sinir hastası oldum, psikolojim bozuldu, dengemi kaybettim. Tüm bunların sorumlusu Trabzonspor kulüp yönetimidir” diye konuştu.

Kulübün başarısızlığı yüzünden kendisi gibi pek çok taraftarın sıkıntılı dönem yaşadığını savunan Narmanlı, şöyle devam etti:”Trabzonspor’un başarısızlığının sebebi yönetimdir. Koca bir camiayı bu hale düşürerek bizleri ruh ve sinir hastası eden Trabzonspor yöneticilerinden davacıyım. Trabzonspor’a arzu edilen başarıyı yakalatmayarak taraftarı üzen, Trabzonspor fanatiklerini hasta eden yöneticilerin hesap vermesi gerekir. Alınan oyunculara ödenen paraları da inandırıcı bulmuyorum. Bu anlamda da yönetimin hesap vermesini bekliyorum.”Öte yandan Narmanlı ile birlikte adliyeye gelen arkadaşı İsmail Demir ise Trabzonspor yüzünden evdeki huzurunun kaçtığını, kendisinin de dava açmayı düşündüğünü söyledi.

Cenky’nin yorumu: E tabi şampiyonluk görmüş bünye 25-30 sene uzak kalınca o sevdadan, adam deli de olur hasta da. Asıl bomba hakim Trabzonspor Kulubünü suçlu bulursa patlar ama.

>Bu Haber Başka Yerde Yok! Geldi Geliyor!

Eylül 1, 2009, 3:07 pm | Futbol, Trabzonspor, Transfer, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

fatih tekke

2 saate belli olur! İmza an meselesi…

dedik ama sonuç çıkmadı. Fatih Tekke çok istemişti muhtemelen gelmeyi ancak Zenit’i ikna edememişler. Son haftalarda leblebi gibi gol atan forvetini vermek istemedi kanımca. Haklılar bence de. Progrebnyak, Tymoschuk, Arshavin gitmiş takımda yıldız kalmamış… Tekke’yi bırakmadılar haliyle. Trabzonspor’a üzüldüm hakkaten. Bir sezon daha Umut ve Gökhan’ı çekecekler. En azından altı ay daha. Belki Trabzonspor Zenit’i 6 ay sonra ikna edip ulusal takımın 500’üncü golünü atan forvete bordo-mavi’yi giydirir. Belli olmaz. Ama bir sonraki maçta Yattara sahalara döner ve kolbastı başlar…

Bu Haber Başka Yerde Yok! Geldi Geliyor!

Eylül 1, 2009, 3:07 pm | Futbol, Trabzonspor, Transfer, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 11 Yorum

fatih tekke

2 saate belli olur! İmza an meselesi…

dedik ama sonuç çıkmadı. Fatih Tekke çok istemişti muhtemelen gelmeyi ancak Zenit’i ikna edememişler. Son haftalarda leblebi gibi gol atan forvetini vermek istemedi kanımca. Haklılar bence de. Progrebnyak, Tymoschuk, Arshavin gitmiş takımda yıldız kalmamış… Tekke’yi bırakmadılar haliyle. Trabzonspor’a üzüldüm hakkaten. Bir sezon daha Umut ve Gökhan’ı çekecekler. En azından altı ay daha. Belki Trabzonspor Zenit’i 6 ay sonra ikna edip ulusal takımın 500’üncü golünü atan forvete bordo-mavi’yi giydirir. Belli olmaz. Ama bir sonraki maçta Yattara sahalara döner ve kolbastı başlar…

Terbastı!

Ağustos 22, 2009, 11:05 pm | Futbol, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Maçtan sonra atılan en orjinal manşetti bence. Aklımıza neden gelmedi bilemiyorum. Herkes gibi klasik bir bakışla “Trabzon Avrupa’ya Fransız” dedik… Kim demedi onu da sorgulamak gerek.

umutbulut2

Avrupa kupası maçlarının oynandığı perşembe gecesi en fazla süre aldığım maçtı televizyon karşısında. Karadeniz ekibi eski zamanlarda estirdiği fırtına sebebiyle aldığı sıfatı gibi başladı maça.
Abluka altındaydı Toulouse kalesi, çatır çutur şutlarla kaleyi yoklaya yoklaya hem bizi hem de kendilerini şaşırttılar. Hele bir de çataldan dönen top vardı ki inanılmaz. Trabzon sonunda iyi oynayıp avrupada istenen sonuca ulaşacak mı soru işareti oturmuştu ki kafama, Andre-Pierre Gignac hiç gerek yok bu konuyla boşuna ilgilenme başka şeylere yönel dercesine soru işaretimin noktasını mükemmel bir voleyle kaleci Sylva’nın uzanamayacağı köşeye gönderdi.

Bu durumda ne yaşanabilirdi ki? Romantik yaklaşımıma güzel bir tokat gelince fransızın ayaküstüyle bir kendime geldim ama Trabzon sanki hele bir durun der gibiydi. Yine aynı bindirmelere devam ettiler. Bu arada Engin Baytar, çiçek ekip kaytarmadı bizim Aydın gibi. Maçın en etkili isimlerinden biriydi. Trabzon’un kanat ataklarındaki en etkili isimdi. Goldeki mükemmel hareketlerine de ben şaştım kaldım. Evet geçen sene de böyle güzel hareketleri oluyordu ama disiplinsiz hareketleri bunun önüne geçiyordu… Bu yıl böyle devam ederse Trabzon’un en önemli transferi olur
.enginbaytar

Maçın devamına fazla bakamadım. Bunda Toulouse’un gollerinin de etkisi oldu. Maçtaki en anlamlı şeyse tribünlerin “Fatih Tekke” diye bağırmasaydı. Umut Bulut yıllardır bu takımda nasıl forvet ben anlam veremiyorum. Bir gün verimli olduğunu görmedim. Gökhan Ünal’sa Kayserispor sonrası hiçbir şey! Bugün gazetlerde yönetimin radikal kararlar alıp Yattara veya Cale’den birini gönderip yabancı forvet alacağı yazılıyordu. Hakkaten radikal olur. Bu takımda sol bek yoktu geçen yıl, arada sırada Tayfun Cora zorunlu olarak o bölgede oynuyordu sağ bek olmasına karşın. Bazen Giray’ı bile gördük orada. Hugo Broos eminim ki Cale’nin gönderilimesine kesinlikle karşı çıkacaktır. Geçen yılın en büyük transferi idi Bordo-Mavili takımın. Yattara’nın gönderilmesi halinde ise hem taraftarlar hem de yönetimde ayrılıklar yaşanabilir. Ne olursa olsun bu takımın heyecan katan Yattara’dır.

Trabzon yabancı bir golcü almaktansa kendi içinden bir golcü çıkarmalı. Yıllardır Fatih Tekke’den başka bir golcü çıkamadı şu takımdan. En son Sadri başkan transfer yapmayı düşünmediklerini söylüyordu. Ancak transfer konusunda bir ipucu vermişti: “Yeni bir transfer düşüncemiz, girişimimiz yok. Alırsak genç ve Türk oyuncular alabiliriz.Mehmet Batdal Bank Asya’nın açılış maçında Kocaeli’ne 2 gol attı… Hem genç, hem Türk, hem golcü, hem de Trabzonspor Sportif Direktörü Ünal Karaman’ın Ümit Ulusal Takımdan öğrencisi…

mehmet-batdal

>Terbastı!

Ağustos 22, 2009, 11:05 pm | Futbol, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Maçtan sonra atılan en orjinal manşetti bence. Aklımıza neden gelmedi bilemiyorum. Herkes gibi klasik bir bakışla “Trabzon Avrupa’ya Fransız” dedik… Kim demedi onu da sorgulamak gerek.

umutbulut2

Avrupa kupası maçlarının oynandığı perşembe gecesi en fazla süre aldığım maçtı televizyon karşısında. Karadeniz ekibi eski zamanlarda estirdiği fırtına sebebiyle aldığı sıfatı gibi başladı maça.
Abluka altındaydı Toulouse kalesi, çatır çutur şutlarla kaleyi yoklaya yoklaya hem bizi hem de kendilerini şaşırttılar. Hele bir de çataldan dönen top vardı ki inanılmaz. Trabzon sonunda iyi oynayıp avrupada istenen sonuca ulaşacak mı soru işareti oturmuştu ki kafama, Andre-Pierre Gignac hiç gerek yok bu konuyla boşuna ilgilenme başka şeylere yönel dercesine soru işaretimin noktasını mükemmel bir voleyle kaleci Sylva’nın uzanamayacağı köşeye gönderdi.

Bu durumda ne yaşanabilirdi ki? Romantik yaklaşımıma güzel bir tokat gelince fransızın ayaküstüyle bir kendime geldim ama Trabzon sanki hele bir durun der gibiydi. Yine aynı bindirmelere devam ettiler. Bu arada Engin Baytar, çiçek ekip kaytarmadı bizim Aydın gibi. Maçın en etkili isimlerinden biriydi. Trabzon’un kanat ataklarındaki en etkili isimdi. Goldeki mükemmel hareketlerine de ben şaştım kaldım. Evet geçen sene de böyle güzel hareketleri oluyordu ama disiplinsiz hareketleri bunun önüne geçiyordu… Bu yıl böyle devam ederse Trabzon’un en önemli transferi olur
.enginbaytar

Maçın devamına fazla bakamadım. Bunda Toulouse’un gollerinin de etkisi oldu. Maçtaki en anlamlı şeyse tribünlerin “Fatih Tekke” diye bağırmasaydı. Umut Bulut yıllardır bu takımda nasıl forvet ben anlam veremiyorum. Bir gün verimli olduğunu görmedim. Gökhan Ünal’sa Kayserispor sonrası hiçbir şey! Bugün gazetlerde yönetimin radikal kararlar alıp Yattara veya Cale’den birini gönderip yabancı forvet alacağı yazılıyordu. Hakkaten radikal olur. Bu takımda sol bek yoktu geçen yıl, arada sırada Tayfun Cora zorunlu olarak o bölgede oynuyordu sağ bek olmasına karşın. Bazen Giray’ı bile gördük orada. Hugo Broos eminim ki Cale’nin gönderilimesine kesinlikle karşı çıkacaktır. Geçen yılın en büyük transferi idi Bordo-Mavili takımın. Yattara’nın gönderilmesi halinde ise hem taraftarlar hem de yönetimde ayrılıklar yaşanabilir. Ne olursa olsun bu takımın heyecan katan Yattara’dır.

Trabzon yabancı bir golcü almaktansa kendi içinden bir golcü çıkarmalı. Yıllardır Fatih Tekke’den başka bir golcü çıkamadı şu takımdan. En son Sadri başkan transfer yapmayı düşünmediklerini söylüyordu. Ancak transfer konusunda bir ipucu vermişti: “Yeni bir transfer düşüncemiz, girişimimiz yok. Alırsak genç ve Türk oyuncular alabiliriz.Mehmet Batdal Bank Asya’nın açılış maçında Kocaeli’ne 2 gol attı… Hem genç, hem Türk, hem golcü, hem de Trabzonspor Sportif Direktörü Ünal Karaman’ın Ümit Ulusal Takımdan öğrencisi…

mehmet-batdal

Hattıni bil!

Ağustos 16, 2009, 12:24 pm | Futbol, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
obama-topaloğlu

Evet Trabzon havaalanında böyle karşılanıyorsunuz. Bence dünyanın en komik durumu. Bir yanda Obama, diğer yanda Topaloğlu. Görür görmez ne yaşayacağını şaşırıyor insan. Zaten uçak inerken sağıma bakıyorum uçak evlerin dibinden geçiyor. Soluma bakıyorum deniz var. Nereye indiğimizi tam anlayamamanın şoku ve havaalanının yerine olan hayranlığım katılıyor. Ardından da bu reklamı görünce dumur olmakla karadenizli zekasını övmek arasında kalmaktan ne yapacağını bilemiyor ve sadece gülüyorsun. Sabahın 8buçuğunda böyle neşeli bir şekilde karşılanmak tabi ki ilaç gibi geliyor. Bir anda uykusu açılıyor insanın. E peki ne işim var benim sabahın köründe orada değil mi?

TrabzonCell’in basına tanıtımı vardı, gittik. Bir de Trabzon gördük bu sayede. Hemen havaalanının dibine açılan otele girdik. Yaklaşık bir-iki saat de toplantının başlamasını başladık. Neyse ki laptopum ve wireless var da çok sıkılmadan geçti 2 saat. Toplantı da sıkıcı değildi. Sunucu Melih Gümüşbıçak ve Sadri Şener esprili kişilikleri ile toplantıya renk kattı. Sadri Başkan konuşmasını “Çünkü Trabzonlular hattinu pilur!” diyerek bitirince işte dedim, işte futbol camiamızı kirlilikten çıkarabilecek neşeli bir tavır, yaklaşım. Ama bu dünya o kadar pembe değil onun da farkında olmak, çok da romantik olmamak gerek. En güzeli gerçekçilik. Aynı Melih’in anlattığı hikayedeki gibi bir gerçeklik gerek. O anı tam bir karadeniz fıkrası.

Gümüşbıçak seneler önce Trabzonspor’un Athletic Bilbao ile oynadığı maçın arifesinden bahsediyor. Körükten geçmişler, uçağa binmeden hemen kapının önünde bizim Türk oyunculardan biri -ismini vermek istemedi- cep telefonuyla konuşuyormuş. Hostes uyarmış: “Beyefendi telefonunuzu kapar mısınız? Uçağa zarar verebilir”. Futbolcunun cevabı aynen şu olmuş: “Yahu bir şey olmaz. Uçağın içinden 27 F’de oturanla konuşuyorum…” İşte kıvrak zekalı bir karadenizli…

Avea ortaklığıyla gerçekleşen projenin reklam yapımını da kim üstlenmişse ellerine sağlık! Daha mükemmel, daha hareketli, daha yerel, daha karadenizli bir reklam olamazdı. Ben çok beğendim! Toplantı sonrası ne bir futbolcuyla ne de teknik direktörle konuşmamıza izin verildi. Kamptalarmışşş, konuşamazlarmış… Neyse sonrasında Başkan Sadri Şener küçük bir toplantı yaptı.

sadrişener-trabzoncell

TrabzonCell’in basına tanıtım toplantısından sonra gazetecilere özel bir basın toplantısı düzenleyen Bordo-Mavili kulübün başkanı Sadri Şener, uygulamasına yeni başlayacakları TrabzonCell’de önce rakip operatörlerdeki Trabzonspor taraftarlarını kendilerine çekme hedeflerinin olduğunu belirtti. Trabzon’dan yıllar boyunca Ankara ve İstanbul’a büyük göçlerin yaşandığını ve diğer şehirlerde de Trabzonluların bulunduğunu söylerken, tüm Trabzonsporluları TrabzonCell kullanmaya davet etti.

Transfer konusunda yöneltilen

sorulara “Kimse transfer bitsin istemez. Ama gelecek oyunculara da kadroda yer açmak gerek. Hocamızın bu konuda henüz bir talebi olmadı. Ancak genç ve yetenekli oyuncuları kadromuza katabiliriz” diye cevap verdi. Mehmet Batdal’ın transferiyle ilgilenmediklerini açıklayan başkan Şener bu yıl ligdeki öncelikli hedeflerinin Şampiyonlar Ligi’ne kalabilecek yerde sezonu noktalamak olduğunu belirtti. Gelecek hafta içi Avni Aker’de karşılaşacakları Toulouse maçından iyi bir sonuçla dönmeyi hedeflediklerini söyleyen Şener “Gruplara kalmamız halinde daha ileriye de gidebiliriz” dedi.

Kaleci Tolga Zengin hakkında çıkan haberler hakkındaki sorulara da “keşke haberi yazan gazeteci altına imzasını da atsaydı. Bu Tolga’nın artık kişisel meselesidir. Bu konuda belgeleri mevcuttur. İsterse mahkemeye bile giderek hakkını savunabilir” sözleriyle toplantıya son verdi.

Transfer konusunda yöneltilen sorulara “Kimse transfer bitsin istemez. Ama gelecek oyunculara da kadroda yer açmak gerek. Hocamızın bu konuda henüz bir talebi olmadı. Ancak genç ve yetenekli oyuncuları kadromuza katabiliriz” diye cevap verdi. Mehmet Batdal’ın transferiyle ilgilenmediklerini açıklayan başkan Şener bu yıl ligdeki öncelikli hedeflerinin Şampiyonlar Ligi’ne kalabilecek yerde sezonu noktalamak olduğunu belirtti. Gelecek hafta içi Avni Aker’de karşılaşacakları Toulouse maçından iyi bir sonuçla dönmeyi hedeflediklerini söyleyen Şener “Gruplara kalmamız halinde daha ileriye de gidebiliriz” dedi.

Kaleci Tolga Zengin hakkında çıkan haberler hakkındaki sorulara da “Keşke haberi yazan gazeteci altına imzasını da atsaydı. Bu Tolga’nın artık kişisel meselesidir. Bu konuda belgeleri mevcuttur. İsterse mahkemeye bile giderek hakkını savunabilir” sözleriyle toplantıya son verdi. -Hakkaten Fanatik’in anasayfasından Tolga için yayınladığı iddia çok mühim olsa da, o haberi yazanın adının hiç bir yerde yazmaması gazetecilik adına çok büyük bir ayıptır.-

Her şey bitti sonra organizasyon sağolsun bizi bir gezdirdi, bir yedirdi, anlatamam. Sümela manastırını gördük. İyi ki gördük. Daha da gitmem sanırım oraya. Ardından öyle bir yedik ki… daha da yemem sanırım o kadar. Sonrasında havaalanına döndük. Rutin bir şekilde anneme haber verdim uçağa biniyorum diye. “E oğlum sayısal oynadın mı?” diye gereksiz pres yapıyor. “Anne alandayım, uçağa biniyorum ne sayısalı” diyip çalım atıyorum hemen kademeye giriyor: “E vardır alanda sayısalcı ya iyi bakın oyna dedik ya o kadar” dese de bu baskıyı da görüp bir çalım daha basıyorum kendisine: “Anne uçak karşımda pilot el sallıyor ne sayısalı kapatıyorum ben…

>Hattıni bil!

Ağustos 16, 2009, 12:24 pm | Futbol, Trabzonspor, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

obama-topaloğlu

Evet Trabzon havaalanında böyle karşılanıyorsunuz. Bence dünyanın en komik durumu. Bir yanda Obama, diğer yanda Topaloğlu. Görür görmez ne yaşayacağını şaşırıyor insan. Zaten uçak inerken sağıma bakıyorum uçak evlerin dibinden geçiyor. Soluma bakıyorum deniz var. Nereye indiğimizi tam anlayamamanın şoku ve havaalanının yerine olan hayranlığım katılıyor. Ardından da bu reklamı görünce dumur olmakla karadenizli zekasını övmek arasında kalmaktan ne yapacağını bilemiyor ve sadece gülüyorsun. Sabahın 8buçuğunda böyle neşeli bir şekilde karşılanmak tabi ki ilaç gibi geliyor. Bir anda uykusu açılıyor insanın. E peki ne işim var benim sabahın köründe orada değil mi?

TrabzonCell’in basına tanıtımı vardı, gittik. Bir de Trabzon gördük bu sayede. Hemen havaalanının dibine açılan otele girdik. Yaklaşık bir-iki saat de toplantının başlamasını başladık. Neyse ki laptopum ve wireless var da çok sıkılmadan geçti 2 saat. Toplantı da sıkıcı değildi. Sunucu Melih Gümüşbıçak ve Sadri Şener esprili kişilikleri ile toplantıya renk kattı. Sadri Başkan konuşmasını “Çünkü Trabzonlular hattinu pilur!” diyerek bitirince işte dedim, işte futbol camiamızı kirlilikten çıkarabilecek neşeli bir tavır, yaklaşım. Ama bu dünya o kadar pembe değil onun da farkında olmak, çok da romantik olmamak gerek. En güzeli gerçekçilik. Aynı Melih’in anlattığı hikayedeki gibi bir gerçeklik gerek. O anı tam bir karadeniz fıkrası.

Gümüşbıçak seneler önce Trabzonspor’un Athletic Bilbao ile oynadığı maçın arifesinden bahsediyor. Körükten geçmişler, uçağa binmeden hemen kapının önünde bizim Türk oyunculardan biri -ismini vermek istemedi- cep telefonuyla konuşuyormuş. Hostes uyarmış: “Beyefendi telefonunuzu kapar mısınız? Uçağa zarar verebilir”. Futbolcunun cevabı aynen şu olmuş: “Yahu bir şey olmaz. Uçağın içinden 27 F’de oturanla konuşuyorum…” İşte kıvrak zekalı bir karadenizli…

Avea ortaklığıyla gerçekleşen projenin reklam yapımını da kim üstlenmişse ellerine sağlık! Daha mükemmel, daha hareketli, daha yerel, daha karadenizli bir reklam olamazdı. Ben çok beğendim! Toplantı sonrası ne bir futbolcuyla ne de teknik direktörle konuşmamıza izin verildi. Kamptalarmışşş, konuşamazlarmış… Neyse sonrasında Başkan Sadri Şener küçük bir toplantı yaptı.

sadrişener-trabzoncell

TrabzonCell’in basına tanıtım toplantısından sonra gazetecilere özel bir basın toplantısı düzenleyen Bordo-Mavili kulübün başkanı Sadri Şener, uygulamasına yeni başlayacakları TrabzonCell’de önce rakip operatörlerdeki Trabzonspor taraftarlarını kendilerine çekme hedeflerinin olduğunu belirtti. Trabzon’dan yıllar boyunca Ankara ve İstanbul’a büyük göçlerin yaşandığını ve diğer şehirlerde de Trabzonluların bulunduğunu söylerken, tüm Trabzonsporluları TrabzonCell kullanmaya davet etti.

Transfer konusunda yöneltilen

sorulara “Kimse transfer bitsin istemez. Ama gelecek oyunculara da kadroda yer açmak gerek. Hocamızın bu konuda henüz bir talebi olmadı. Ancak genç ve yetenekli oyuncuları kadromuza katabiliriz” diye cevap verdi. Mehmet Batdal’ın transferiyle ilgilenmediklerini açıklayan başkan Şener bu yıl ligdeki öncelikli hedeflerinin Şampiyonlar Ligi’ne kalabilecek yerde sezonu noktalamak olduğunu belirtti. Gelecek hafta içi Avni Aker’de karşılaşacakları Toulouse maçından iyi bir sonuçla dönmeyi hedeflediklerini söyleyen Şener “Gruplara kalmamız halinde daha ileriye de gidebiliriz” dedi.

Kaleci Tolga Zengin hakkında çıkan haberler hakkındaki sorulara da “keşke haberi yazan gazeteci altına imzasını da atsaydı. Bu Tolga’nın artık kişisel meselesidir. Bu konuda belgeleri mevcuttur. İsterse mahkemeye bile giderek hakkını savunabilir” sözleriyle toplantıya son verdi.

Transfer konusunda yöneltilen sorulara “Kimse transfer bitsin istemez. Ama gelecek oyunculara da kadroda yer açmak gerek. Hocamızın bu konuda henüz bir talebi olmadı. Ancak genç ve yetenekli oyuncuları kadromuza katabiliriz” diye cevap verdi. Mehmet Batdal’ın transferiyle ilgilenmediklerini açıklayan başkan Şener bu yıl ligdeki öncelikli hedeflerinin Şampiyonlar Ligi’ne kalabilecek yerde sezonu noktalamak olduğunu belirtti. Gelecek hafta içi Avni Aker’de karşılaşacakları Toulouse maçından iyi bir sonuçla dönmeyi hedeflediklerini söyleyen Şener “Gruplara kalmamız halinde daha ileriye de gidebiliriz” dedi.

Kaleci Tolga Zengin hakkında çıkan haberler hakkındaki sorulara da “Keşke haberi yazan gazeteci altına imzasını da atsaydı. Bu Tolga’nın artık kişisel meselesidir. Bu konuda belgeleri mevcuttur. İsterse mahkemeye bile giderek hakkını savunabilir” sözleriyle toplantıya son verdi. -Hakkaten Fanatik’in anasayfasından Tolga için yayınladığı iddia çok mühim olsa da, o haberi yazanın adının hiç bir yerde yazmaması gazetecilik adına çok büyük bir ayıptır.-

Her şey bitti sonra organizasyon sağolsun bizi bir gezdirdi, bir yedirdi, anlatamam. Sümela manastırını gördük. İyi ki gördük. Daha da gitmem sanırım oraya. Ardından öyle bir yedik ki… daha da yemem sanırım o kadar. Sonrasında havaalanına döndük. Rutin bir şekilde anneme haber verdim uçağa biniyorum diye. “E oğlum sayısal oynadın mı?” diye gereksiz pres yapıyor. “Anne alandayım, uçağa biniyorum ne sayısalı” diyip çalım atıyorum hemen kademeye giriyor: “E vardır alanda sayısalcı ya iyi bakın oyna dedik ya o kadar” dese de bu baskıyı da görüp bir çalım daha basıyorum kendisine: “Anne uçak karşımda pilot el sallıyor ne sayısalı kapatıyorum ben…

>Tercümanın Böylesi

Ağustos 11, 2009, 1:33 pm | Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

http://www.youtube.com/get_player

Trabzonspor’un Sivasspor maçında Ceyhun Gülselam’ın ayağından gelen ikinci golden sonra tercüman Halil Yazıcıoğlu’nun sevinci çok hoşuma gitti gerçekten. Hugo Broos da bu sabah antremanda onun gol sevincini taklit etmiş tüm takım yarılmış gülmekten. Hatta Hugo Broos’un golden çok onun haline güldüğünü bile düşünüyorum. Ceyhun Gülselam bile golü atınca onun kadar sevinmemiş.

Bu ayrıntıdan şuna geçmek istiyorum: Sezon başlamadan önce Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş çok ön planda olduğu için gerektiği kadar ön plana çıkamadı Trabzonspor ama görüyorum ki takım içinde tercümanından teknik direktörüne, futbolcusuna kadar herkeste bir kenetlenme apaçık görülüyor. Ancak en büyük tehlikeleri alınabilecek olumsuz sonuçlardan sonra hemen takıma sallamaya başlayacak olan Trabzonsporlu olduklarını iddia eden sığ düşünceli taraftarlar. Bu takım kendine güveniyor, Hugo Broos gördüğüm kadarıyla babacan tavırlı, takım tarafından seviliyor, taraftar ise tamam sabırsız zaten Karadenizli biri olarak başka başka bir duygu beklemem. Ama Trabzonspor’a zarar verirse bu sabırsızlık zarar verir.

Neyse konumuza geri dönelim. Halil Yazıcıoğlu. İstanbul doğumlu. Eski Radikal yazarı. 25 yaşında. İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Portekizce biliyor. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Sinema-Tv. modülü mezunu. Çalıştığı takımı için bu kadar sevinen bir adamın kıyısından köşesinden CV’sinde Galatasaray adının geçmesine çok sevindim.
Bu adam öyle bir Trabzonsporlu ki ya da çalıştığı takıma o kadar gönülden bağlı ki bir maçta kendisi taraftar zannedilip stad görevlileri tarafından tribüne çıkarılmak istenmiş. Sivas maçındaki halini göz önünde bulundurursak stad görevlilerine de kızmamak lazım.

Sonuç olarak bu sezon takımın en renkli siması ne Song ne Yattara ne de bir başkası olacak. Ligtv Trabzonspor’un attığı her golden sonra Trabzon kenar yönetimini ve özellikle Halil’i göstereceğinden eminim. Ne diyelim, Allah her takıma böyle çalıştığı takım için yüreğini ortaya koyan tercümanlar nasip etsin.

Tercümanın Böylesi

Ağustos 11, 2009, 1:33 pm | Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
http://www.youtube.com/get_player

Trabzonspor’un Sivasspor maçında Ceyhun Gülselam’ın ayağından gelen ikinci golden sonra tercüman Halil Yazıcıoğlu’nun sevinci çok hoşuma gitti gerçekten. Hugo Broos da bu sabah antremanda onun gol sevincini taklit etmiş tüm takım yarılmış gülmekten. Hatta Hugo Broos’un golden çok onun haline güldüğünü bile düşünüyorum. Ceyhun Gülselam bile golü atınca onun kadar sevinmemiş.

Bu ayrıntıdan şuna geçmek istiyorum: Sezon başlamadan önce Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş çok ön planda olduğu için gerektiği kadar ön plana çıkamadı Trabzonspor ama görüyorum ki takım içinde tercümanından teknik direktörüne, futbolcusuna kadar herkeste bir kenetlenme apaçık görülüyor. Ancak en büyük tehlikeleri alınabilecek olumsuz sonuçlardan sonra hemen takıma sallamaya başlayacak olan Trabzonsporlu olduklarını iddia eden sığ düşünceli taraftarlar. Bu takım kendine güveniyor, Hugo Broos gördüğüm kadarıyla babacan tavırlı, takım tarafından seviliyor, taraftar ise tamam sabırsız zaten Karadenizli biri olarak başka başka bir duygu beklemem. Ama Trabzonspor’a zarar verirse bu sabırsızlık zarar verir.

Neyse konumuza geri dönelim. Halil Yazıcıoğlu. İstanbul doğumlu. Eski Radikal yazarı. 25 yaşında. İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Portekizce biliyor. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Sinema-Tv. modülü mezunu. Çalıştığı takımı için bu kadar sevinen bir adamın kıyısından köşesinden CV’sinde Galatasaray adının geçmesine çok sevindim.
Bu adam öyle bir Trabzonsporlu ki ya da çalıştığı takıma o kadar gönülden bağlı ki bir maçta kendisi taraftar zannedilip stad görevlileri tarafından tribüne çıkarılmak istenmiş. Sivas maçındaki halini göz önünde bulundurursak stad görevlilerine de kızmamak lazım.

Sonuç olarak bu sezon takımın en renkli siması ne Song ne Yattara ne de bir başkası olacak. Ligtv Trabzonspor’un attığı her golden sonra Trabzon kenar yönetimini ve özellikle Halil’i göstereceğinden eminim. Ne diyelim, Allah her takıma böyle çalıştığı takım için yüreğini ortaya koyan tercümanlar nasip etsin.

>Sergen mi Ben mi?

Ağustos 9, 2009, 5:21 pm | Futbol, ilginç, ozhano, Trabzonspor, TSL, tv kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

> Az önce NTV’de “Futbol Aktüel” programını izlerken Sergen Yalçın, Sivasspor-Trabzonspor maçındaki oyuncuların analizini yaparken Engin Baytar için “Çok iyi bir oyun çıkardı, Alanzinho ile sahanın en iyisiydi.” dedi. Şaştım kaldım bu yorumuna Sergen’in. Ben yanlış maç mı seyrettim? İkinci yarıya Broos, Baytar ile nasıl başladı, anlamadık arkadaşlarla beraber. İkinci yarıda ne pas atabildi ne de isabetli bir şutu vardı kısacası olumlu tek bir hareketi yoktu maçta. Vasat bile değildi. Hatta bana göre Sylva ile birlikte Trabzon’un en kötüsüydü. Ama Sergen böyle deyince kendimden şüphe ettim bir anda. Acaba Engin Baytar iyi mi oynadı? Ya bende sorun var ya da Sergen dün akşam maçtan önce kafayı iyice bulmuş.

>Bu Çocukta İş Var #1

Ağustos 9, 2009, 10:02 am | Futbol, Genç Yetenek, Milli Takım, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>Unterhaching’ten Trabzon’a geçen sene geldiğinden beri, toplara çok sert, düzgün ve isabetli vurduğuna, saha içinde basmadık yer bırakmamacasına koştuğuna dair efsaneler dolanıyordu. Görmeden bilemezdik, dün akşam öğrendik. İlk kez makul bir dakikada oyuna girdi ve önemli bir rol üstlendi takımda. Attığı golün yanında direk dönen füzesi, sahanın her santimini arşınlaması muazzamdı. Sırf onu izleyebilmek için gece tekrarını izledim Sivas maçının. Uykusuz kaldığıma değdi. Hem Trabzon hem Milli Takım önemli bir değer kazanmak üzere. Alman genç Milli Takımlarına Alman pasaportu olmadığı için çağrılmayan, Almanya doğumlu ve sadece Türkiye’yi tercih etmiş bir futbol işçisi Ceyhun Gülselam. Henüz 22 yaşında ve kendini geliştirmeye devam ediyor. Hem Broos hem Terim onun için önemli şans. Önün açık olsun Ceyhun, futbolunla büyü!

>Engin Baytar

Haziran 27, 2009, 10:00 pm | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>Engin Baytar’ın günlerdir üzerinde çalışılan transferi sonlandırılmış ve Baytar’ı Trabzon kadrosuna katmış. Bir türlü sevemedim şu adamı. İlhan Cavcav gibi bir adamla bile sorun yaşamış son 2 sezonda hem Gençlerbirliği’nde hem de kiralık gittiği Eskişehirspor’da defalarca kez kadro dışı kalmış, saha içinde ve kameralar karşısında arkadaşlarıyla bir çok kez kavga etmiş, yetenekleri tartışılmaz ama karakteri sorgulanabilir bir isim Baytar. Bu transfere yapabileceğim tek yorum Broos’tan malzemecesine Trabzon’da Allah herkese sabır versin.

Haydaaa!

Haziran 4, 2009, 2:54 pm | Futbol, ozhano, Trabzonspor, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Trabzonspor yönetimi, gelecek sezon için, Gençlerbirliği’nden ayrılan Samet Aybaba ile prensipte anlaştığını açıklamış. Yardımcısı da Adnan Aybaba olsun bari. Bana göre yanlış yaptılar ama ne diyelim hayırlısı olsun. Fakat Ersun’u göndermekle hata ettiler. Bunu gönderilirken de demiştim yine diyorum.

Edit (cenky): Öyle bir nabzını yokladık milletin, hatta şaka yaptık demişler, döndüler kararlarından bir yanlış da Aybaba’ya yaptılar. Neler oluyor Sadri Başkan sana?
Edit (ozhano): Muhteşem bir başkanlık örneği gösterdi sayın başkan. İşte şimdi başlık daha da bir uydu. İki dakika aile saadeti yaşayalım dedik. Olana bak. Allahtan başkan kendi bizzat yapmıştı açıklamayı. Yalancı çıkaracaklar neredeyse.

>Haydaaa!

Haziran 4, 2009, 2:54 pm | Futbol, ozhano, Trabzonspor, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Trabzonspor yönetimi, gelecek sezon için, Gençlerbirliği’nden ayrılan Samet Aybaba ile prensipte anlaştığını açıklamış. Yardımcısı da Adnan Aybaba olsun bari. Bana göre yanlış yaptılar ama ne diyelim hayırlısı olsun. Fakat Ersun’u göndermekle hata ettiler. Bunu gönderilirken de demiştim yine diyorum.

Edit (cenky): Öyle bir nabzını yokladık milletin, hatta şaka yaptık demişler, döndüler kararlarından bir yanlış da Aybaba’ya yaptılar. Neler oluyor Sadri Başkan sana?
Edit (ozhano): Muhteşem bir başkanlık örneği gösterdi sayın başkan. İşte şimdi başlık daha da bir uydu. İki dakika aile saadeti yaşayalım dedik. Olana bak. Allahtan başkan kendi bizzat yapmıştı açıklamayı. Yalancı çıkaracaklar neredeyse.

>GS TSL Şampiyonluk Kupası Seramonisi’nde!

Mayıs 21, 2009, 7:23 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, sivasspor, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Bu sene taraftarını yeterince mutlu edemedi Galatasaraylı futbolcular. Halbuki sezon başlamadan yönetimin yaptığı güzel transferler ve takımın başında bir önceki sene Galatasaray’ı UEFA Cup’tan rahatça eleyen Leverkusen’in hocası Skibbe ile herkesin beklentisi TSL şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde eski günlere dönebilmekti. Ancak ne var ki, ilk darbe Steaua Bükreş ile geldi. Arkasından sakatlıklar fazlalaşmaya ve alakasız yerlerde alakasız futbolcular oynamaya başladı. Kadro derin derken o derin kadro bile eksik kalmıştı bu sakatlıklar yüzünden. Ligde devre arasından önce 4-5 haftalık bir galibiyet serisi vardı ki gerçekten taraflı tarafsız herkes Galatasaray’ın lige de asılacağını düşündü. Ne olduysa ilk yarının son maçı olan Sivas müsabakası öncesi milli takım maçı için lige verilen arada oldu. Feldkamp, görevinin ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte teknik kadro içerisine dahil edildi. Ondan sonra takımın bütün ahengi bozuldu. O muazzam oyun oynayan takım tamamen silindi ve o zaman havlu attı Galatasaray lige. Bu tarihten sonra Galatasaray için çöküş dönemine geçildi. Bu zaman zarfı içinde iyi olan tek şey UEFA Cup’ta son 32 ye kalınması oldu. Ligdeki kötü durumda suçlu olarak Skibbe bulundu gönderildi ve yerine “Efsane Bülent” getirildi. Bülent ile takım biraz kıpırdandı ama o da skor avantajı sağladıktan sonra kapanma huyunu takıma getirdi. Maçlar hep tek farklı ve taraftarın kalbi ağzından çıkacak şekilde geçti ve hala daha geçiyor. Bu arada Hamburg’a da akıl sır almayacak bir şekilde yenilince taraftarda iyice huzursuzluk baş gösterdi. Nitekim Bülent ile takım bugüne kadar öyle ya da böyle geldi. Büyük ihtimalle lig sonunda Bülent yolcu olacak, yerine başka bir t.d. gelecek.

Artık bu sezon Galatasaray için başarısız bir şekilde tamamlandı. Hem yönetim hem de futbolcular yanlışlarını iyi irdelemeli ve gelecek sezon bu sezonki yanlışlardan sıyrılıp ona göre giriş yapılmalıdır. Ancak Galatasaray için hala daha iyi olan durum, TSL şampiyonluk Kupası’nı elinde tutması. Federasyon Galatasaray’a kupayı verdi ve “Buyur kime istiyorsan ona ver.” dedi. Galatasaray kupayı kime takdim edecek bakalım. İlk maç ligin şu anki lideri Beşiktaş ile. Galatasaray Beşiktaş’a “buyur geç” mi der, yoksa “öyle şampiyon olmak kolay değil” mi der onu 3 gün sonra göreceğiz. Son maçı da ligin ikincisi Sivas ile yapacak. O maçı alırsa bu sefer de Beşiktaş’a “al sana kupa” diyecek. Tabi bu arada Trabzonspor’u da unutmamak gerekir. O kadar değişik bir lig yaşadık ki, Beşiktaş ve Sivas son iki maçta da saçma puanlar kaybederse bu sefer de hiç hesapta olmayan “hamsiler” şampiyon olabilirler.

Aslında sözün özü, Galatasaray sezonda hiçbirşey yapamadı. Yürüye yürüye 4. olacak büyük ihtimalle. Ama şu durumda bile kupa seramonisinde hazır bekliyor elinde kupa ile. Karşısında 3 takım var. Bakalım kime takdim edecek bu anlamlı sezonun kupasını. Ne yapalım artık bununla avutacak Galatasaray taraftarı bu sene kendisini. Koyunun olmadığı yerde keçiye Addurrahman Çelebi diyoruz açıkçası. Belki de gelene geçene buyur diyecek kendine yapacak en büyük kötülüğü. Ya da her iki takıma da puan kaybı yaptırıp kendi göbeklerini kesmelerini isteyecek. Ligin son iki haftası ve hala daha bilmem kaç tane olasılık var. Çok güzel oldu lig bu sene çok güzel. İddaa’cılar sağlam para kaldırdılar Türkiye TSL den.

GS TSL Şampiyonluk Kupası Seramonisi’nde!

Mayıs 21, 2009, 7:23 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, sivasspor, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu sene taraftarını yeterince mutlu edemedi Galatasaraylı futbolcular. Halbuki sezon başlamadan yönetimin yaptığı güzel transferler ve takımın başında bir önceki sene Galatasaray’ı UEFA Cup’tan rahatça eleyen Leverkusen’in hocası Skibbe ile herkesin beklentisi TSL şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde eski günlere dönebilmekti. Ancak ne var ki, ilk darbe Steaua Bükreş ile geldi. Arkasından sakatlıklar fazlalaşmaya ve alakasız yerlerde alakasız futbolcular oynamaya başladı. Kadro derin derken o derin kadro bile eksik kalmıştı bu sakatlıklar yüzünden. Ligde devre arasından önce 4-5 haftalık bir galibiyet serisi vardı ki gerçekten taraflı tarafsız herkes Galatasaray’ın lige de asılacağını düşündü. Ne olduysa ilk yarının son maçı olan Sivas müsabakası öncesi milli takım maçı için lige verilen arada oldu. Feldkamp, görevinin ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte teknik kadro içerisine dahil edildi. Ondan sonra takımın bütün ahengi bozuldu. O muazzam oyun oynayan takım tamamen silindi ve o zaman havlu attı Galatasaray lige. Bu tarihten sonra Galatasaray için çöküş dönemine geçildi. Bu zaman zarfı içinde iyi olan tek şey UEFA Cup’ta son 32 ye kalınması oldu. Ligdeki kötü durumda suçlu olarak Skibbe bulundu gönderildi ve yerine “Efsane Bülent” getirildi. Bülent ile takım biraz kıpırdandı ama o da skor avantajı sağladıktan sonra kapanma huyunu takıma getirdi. Maçlar hep tek farklı ve taraftarın kalbi ağzından çıkacak şekilde geçti ve hala daha geçiyor. Bu arada Hamburg’a da akıl sır almayacak bir şekilde yenilince taraftarda iyice huzursuzluk baş gösterdi. Nitekim Bülent ile takım bugüne kadar öyle ya da böyle geldi. Büyük ihtimalle lig sonunda Bülent yolcu olacak, yerine başka bir t.d. gelecek.

Artık bu sezon Galatasaray için başarısız bir şekilde tamamlandı. Hem yönetim hem de futbolcular yanlışlarını iyi irdelemeli ve gelecek sezon bu sezonki yanlışlardan sıyrılıp ona göre giriş yapılmalıdır. Ancak Galatasaray için hala daha iyi olan durum, TSL şampiyonluk Kupası’nı elinde tutması. Federasyon Galatasaray’a kupayı verdi ve “Buyur kime istiyorsan ona ver.” dedi. Galatasaray kupayı kime takdim edecek bakalım. İlk maç ligin şu anki lideri Beşiktaş ile. Galatasaray Beşiktaş’a “buyur geç” mi der, yoksa “öyle şampiyon olmak kolay değil” mi der onu 3 gün sonra göreceğiz. Son maçı da ligin ikincisi Sivas ile yapacak. O maçı alırsa bu sefer de Beşiktaş’a “al sana kupa” diyecek. Tabi bu arada Trabzonspor’u da unutmamak gerekir. O kadar değişik bir lig yaşadık ki, Beşiktaş ve Sivas son iki maçta da saçma puanlar kaybederse bu sefer de hiç hesapta olmayan “hamsiler” şampiyon olabilirler.

Aslında sözün özü, Galatasaray sezonda hiçbirşey yapamadı. Yürüye yürüye 4. olacak büyük ihtimalle. Ama şu durumda bile kupa seramonisinde hazır bekliyor elinde kupa ile. Karşısında 3 takım var. Bakalım kime takdim edecek bu anlamlı sezonun kupasını. Ne yapalım artık bununla avutacak Galatasaray taraftarı bu sene kendisini. Koyunun olmadığı yerde keçiye Addurrahman Çelebi diyoruz açıkçası. Belki de gelene geçene buyur diyecek kendine yapacak en büyük kötülüğü. Ya da her iki takıma da puan kaybı yaptırıp kendi göbeklerini kesmelerini isteyecek. Ligin son iki haftası ve hala daha bilmem kaç tane olasılık var. Çok güzel oldu lig bu sene çok güzel. İddaa’cılar sağlam para kaldırdılar Türkiye TSL den.

Günlerin Sonu

Nisan 28, 2009, 1:49 pm | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Cumartesi günü söylemiştim günleri sayılı diye. O istifa etmese yönetim kovacaktı. Karakter gösterisi oldu biraz, paya falan ihtiyacım yok, tazminat istemem babında havasını da yaparak gidiyor. Verdiği mesajlar çağdaş antrenörlük kalıbındaydı zaten hep,karizması çizilse de çizgisini değiştirmedi. Aferin demek gerek “Her türlü imkanım vardı, yapamadım, başarısızım.” diyip gidiyor, bir anlamda sorumluluğu üzerine alıp oyuncularını da kurtarıyor. Tercihleri yanlış hareket şekli çoğunlukla doğru bir adam Ersun Yanal. Bundan sonraki Teknik Direktörlük hayatında başarılar dileyelim, tabi üst seviyede daha ne kadar hocalık yapabilir, hangi takımlar onu ister düşünmek gerek. Sakıp Özberk, Yılmaz Vural senaryolarına benzeyeceğine LigTV’de yorumculuk yapsın daha iyi.

>Günlerin Sonu

Nisan 28, 2009, 1:49 pm | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Cumartesi günü söylemiştim günleri sayılı diye. O istifa etmese yönetim kovacaktı. Karakter gösterisi oldu biraz, paya falan ihtiyacım yok, tazminat istemem babında havasını da yaparak gidiyor. Verdiği mesajlar çağdaş antrenörlük kalıbındaydı zaten hep,karizması çizilse de çizgisini değiştirmedi. Aferin demek gerek “Her türlü imkanım vardı, yapamadım, başarısızım.” diyip gidiyor, bir anlamda sorumluluğu üzerine alıp oyuncularını da kurtarıyor. Tercihleri yanlış hareket şekli çoğunlukla doğru bir adam Ersun Yanal. Bundan sonraki Teknik Direktörlük hayatında başarılar dileyelim, tabi üst seviyede daha ne kadar hocalık yapabilir, hangi takımlar onu ister düşünmek gerek. Sakıp Özberk, Yılmaz Vural senaryolarına benzeyeceğine LigTV’de yorumculuk yapsın daha iyi.

Günleri Sayılı Olan Adam

Nisan 25, 2009, 8:03 pm | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Herkes Bülent Korkmaz ya da Aragones gelecek sezonu görür mü diye konuşa dursun bence bugünkü Sivas mağlubiyetinden sonra günleri sayılı olan adam Ersun Yanal. Aynı anda hem Alanzinho hem Yattara’yı kanatlara koyup Hayrettin ve Abdurrahman’a aylardır bulamadıkları koridorları açınca hem Trabzon’un şampiyonluk şansını bitirdi hem de kendisinin Trabzon’daki gelecek sezon umutlarını. Çalıştığı her kulüpte yönettiği takımlar aynı performansı verdi, kısa sürede zirve ve serbest düşüş. Bundan sonra kolay kolay kalburüstü takımlarda iş de bulamaz, Yılmaz Vural senaryosunu yaşar gibi geliyor bana. Ne ah etmiş be Hakan Şükür, adamın senelerdir doğrulmadı beli…

>Günleri Sayılı Olan Adam

Nisan 25, 2009, 8:03 pm | Futbol, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Herkes Bülent Korkmaz ya da Aragones gelecek sezonu görür mü diye konuşa dursun bence bugünkü Sivas mağlubiyetinden sonra günleri sayılı olan adam Ersun Yanal. Aynı anda hem Alanzinho hem Yattara’yı kanatlara koyup Hayrettin ve Abdurrahman’a aylardır bulamadıkları koridorları açınca hem Trabzon’un şampiyonluk şansını bitirdi hem de kendisinin Trabzon’daki gelecek sezon umutlarını. Çalıştığı her kulüpte yönettiği takımlar aynı performansı verdi, kısa sürede zirve ve serbest düşüş. Bundan sonra kolay kolay kalburüstü takımlarda iş de bulamaz, Yılmaz Vural senaryosunu yaşar gibi geliyor bana. Ne ah etmiş be Hakan Şükür, adamın senelerdir doğrulmadı beli…

>Taraftar Kimdir?

Şubat 15, 2009, 10:08 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Maçın içeriğiyle ilgili çok şey söylenebilir. Beklemediğim kadar iyi bir Bjk ve kötü bir Ts vardı İnönü Stadı’nın çimlerinde. Açıkçası maç başlangıcında iki takımın 11’lerini gördüğümde saldıran tarafın Ts, mücadele edecek ve konraataklarla gol arayacak takımın Bjk olacağını düşündüm. Fakat maç başladı ve Bjk atakları dalga dalga Ts kalesine gelişti.Ancak ne var ki gol Ts adına bir kontraatak sonrası Gökhan Ünal’ın ayağından geldi. Tabiki de golde M. Denizli’nin Bjk’ye geldiğinden beri takımın yumuşak karnı olan defansın arasına yapılan atağın etkisi vardı ve bu sefer de canını yaktı Bjk’nin. Gol dakikasından sonra Bjk taraftarının artık sabrının tükeneceğini ve t.d.-yönetim aleyhine bağırmaya başlayacağını bekledim. Gol dakikasına müteakip bir müddet taraftar sessizliğe büründü. Büyük ihtimalle takımın gayretinin muhakemesini yaptılar ve bu devam ederken ilk yarı sona erdi. İkinci yarıda bir taraftar takımı nasıl gaza getirir, nasıl ateşler bunu gördük İnönü’de. Bu kadar güzel birliktelik, bu kadar güzel bir ses uyumu olur mu? Benim bile tv’nin başında tüylerim diken diken oldu ve o sahada olsam geberene kadar koşardım dedim kendi kendime. Rakip takım da negatif yönde oldukça etkilendi. Taraftar istedikçe daha çok bağırdı, bağırdıkça takımını daha da çoşturdu, coşturdukça Bjk’nın atakları daha da sıklaştı, sıklaştıkça Ts daha da geri çekildi ve bana göre akıllarında “acaba daha ne kadar dayanacağız” diye bir düşünce muhakkak geçti. Sonuç olarak Bjk’nın golü biraz geç de olsa geldi ve maç berabere bitti. Maç sonunda üç puanı kaybeden bir Bjk takımı ile takımının gayretini alkışlayan Bjk taraftarı ve bir puan kazanan Ts takımı oldu. Ama maçın kahramanı maç sonu görüntülerde ortaya çıktı. Bjk takımı hiçbir kimse çağırmaksızın biraraya toplandı ve maç başlangıcından bitişine kadar kendilerine tam destek veren taraftarının yanına gidip onları alkışladı. Çünkü kendileri de maçtan 1 puanı alanın taraftar olduğunu biliyorlardı. Çünkü biraz abartı olacak ama Bobo’yu sokan taraftardı. Hücuma başlatan da, rakibi kilitleyen, korkutan da taraftardı. Geldiği zamandan beri söyledim yine söyleyeceğim. Yusuf’a verilen para gösterilen ilginin onda biri Aydın Karabulut’a gösterilse şu an kafası rahat, gencecik ve Yusuf’tan potansiyeli daha yüksek bir futbolcu daha olacaktı Bjk’nın kadrosunda. Bu futbolcu yine Bjk’nin kadrosunda ama artık ne kadar verimli olur onu bilemiyorum. Yusuf eğer taraftarı kendine çekmek istiyorsa en az İ. Üzülmez kadar oynamalıdır ki, Üzülmez bile taraftarın homurtularıyla zaman zaman karşılaşıyor. Nihayetinde Bjk’nin üstün olduğu bir maç izledik. Ama bunun sebebi bana göre takımın iyi ve etkili futbolu değil, Ts’li Ersun Yanal’ın oynattığı korkak futboldu. Eminim bu beraberliği Bjk yönetimi ve t.d. si iyi gibi göstereceklerdir. Ancak İnönü’de alınmış bir beraberlik hiçbir zaman Bjk için iyi diye nitelendirilemez, nitelendirilmemelidir.

Ts tarafından maça baktığımızda gol ve defansif bir futboldan başka hiçbirşey göremedim. Yattara gün geçtikçe daha da eriyor, Hüseyin şampiyonluğu hedefleyen bu takımın futbolcusu değil. ama çoğu maç olduğu gibi bu maçta da takdiri hakeden iki oyuncu var: Song ve Tony Silva. Ersun Yanal takımının potansiyelini defansif yönde kullanmayı tercih etti bu maçta, takımı açısından önemli olan bir puanı aldı ve Bjk deplasmanından sırasını savdı.

Son olarak bu zamana kadar hep söylediğim bir şey bir kere daha ortaya çıktı bu akşam: Taraftar skordan önce takımından gayret bekliyor. Takım o gayreti gösterdikten sonra sonuna kadar destekliyor takımını. Fb taraftarının da beklediği bu gayreti sahada görmek değil mi? Gs taraftarı için bir şey demeyeceğim. Çünkü maçlarda stadı dolduramayan bir takımın taraftarı sahada oynayandan da, kenardaki t.d. den de ya da yöneticilerden de birşey bekleyemez, beklememelidir. Tutturmuşlar bir “Saldır Galatasaray” maç başlıyor o, maç bitiyor o. Artık yenilikler bekleniyor Gs taraftarından. Ya da doygunluk geldi taraftara da. Artık sadece Avrupa maçlarını takıyorlar. Başka maçlar umurlarında değil.

Soru: M. Denizli’nin 88. dakikada Erkan Zengin’i almasının sebebi neydi? Takım paldır küldür saldırırken oyunu neden soğuttu ve ne düşündü acaba? Ya da bu oyuncu o kadar maharetli mi ki 5 dakikada oyunu değiştirecekti? Veya zaman geçirmek için mi yaptı? Kısacası ben geldiğinden beri anlamıyorum bu T.d. ümüzü. Belki de algılarım kapalıdır ona karşı. Ne dersiniz?

Taraftar Kimdir?

Şubat 15, 2009, 10:08 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Maçın içeriğiyle ilgili çok şey söylenebilir. Beklemediğim kadar iyi bir Bjk ve kötü bir Ts vardı İnönü Stadı’nın çimlerinde. Açıkçası maç başlangıcında iki takımın 11’lerini gördüğümde saldıran tarafın Ts, mücadele edecek ve konraataklarla gol arayacak takımın Bjk olacağını düşündüm. Fakat maç başladı ve Bjk atakları dalga dalga Ts kalesine gelişti.Ancak ne var ki gol Ts adına bir kontraatak sonrası Gökhan Ünal’ın ayağından geldi. Tabiki de golde M. Denizli’nin Bjk’ye geldiğinden beri takımın yumuşak karnı olan defansın arasına yapılan atağın etkisi vardı ve bu sefer de canını yaktı Bjk’nin. Gol dakikasından sonra Bjk taraftarının artık sabrının tükeneceğini ve t.d.-yönetim aleyhine bağırmaya başlayacağını bekledim. Gol dakikasına müteakip bir müddet taraftar sessizliğe büründü. Büyük ihtimalle takımın gayretinin muhakemesini yaptılar ve bu devam ederken ilk yarı sona erdi. İkinci yarıda bir taraftar takımı nasıl gaza getirir, nasıl ateşler bunu gördük İnönü’de. Bu kadar güzel birliktelik, bu kadar güzel bir ses uyumu olur mu? Benim bile tv’nin başında tüylerim diken diken oldu ve o sahada olsam geberene kadar koşardım dedim kendi kendime. Rakip takım da negatif yönde oldukça etkilendi. Taraftar istedikçe daha çok bağırdı, bağırdıkça takımını daha da çoşturdu, coşturdukça Bjk’nın atakları daha da sıklaştı, sıklaştıkça Ts daha da geri çekildi ve bana göre akıllarında “acaba daha ne kadar dayanacağız” diye bir düşünce muhakkak geçti. Sonuç olarak Bjk’nın golü biraz geç de olsa geldi ve maç berabere bitti. Maç sonunda üç puanı kaybeden bir Bjk takımı ile takımının gayretini alkışlayan Bjk taraftarı ve bir puan kazanan Ts takımı oldu. Ama maçın kahramanı maç sonu görüntülerde ortaya çıktı. Bjk takımı hiçbir kimse çağırmaksızın biraraya toplandı ve maç başlangıcından bitişine kadar kendilerine tam destek veren taraftarının yanına gidip onları alkışladı. Çünkü kendileri de maçtan 1 puanı alanın taraftar olduğunu biliyorlardı. Çünkü biraz abartı olacak ama Bobo’yu sokan taraftardı. Hücuma başlatan da, rakibi kilitleyen, korkutan da taraftardı. Geldiği zamandan beri söyledim yine söyleyeceğim. Yusuf’a verilen para gösterilen ilginin onda biri Aydın Karabulut’a gösterilse şu an kafası rahat, gencecik ve Yusuf’tan potansiyeli daha yüksek bir futbolcu daha olacaktı Bjk’nın kadrosunda. Bu futbolcu yine Bjk’nin kadrosunda ama artık ne kadar verimli olur onu bilemiyorum. Yusuf eğer taraftarı kendine çekmek istiyorsa en az İ. Üzülmez kadar oynamalıdır ki, Üzülmez bile taraftarın homurtularıyla zaman zaman karşılaşıyor. Nihayetinde Bjk’nin üstün olduğu bir maç izledik. Ama bunun sebebi bana göre takımın iyi ve etkili futbolu değil, Ts’li Ersun Yanal’ın oynattığı korkak futboldu. Eminim bu beraberliği Bjk yönetimi ve t.d. si iyi gibi göstereceklerdir. Ancak İnönü’de alınmış bir beraberlik hiçbir zaman Bjk için iyi diye nitelendirilemez, nitelendirilmemelidir.

Ts tarafından maça baktığımızda gol ve defansif bir futboldan başka hiçbirşey göremedim. Yattara gün geçtikçe daha da eriyor, Hüseyin şampiyonluğu hedefleyen bu takımın futbolcusu değil. ama çoğu maç olduğu gibi bu maçta da takdiri hakeden iki oyuncu var: Song ve Tony Silva. Ersun Yanal takımının potansiyelini defansif yönde kullanmayı tercih etti bu maçta, takımı açısından önemli olan bir puanı aldı ve Bjk deplasmanından sırasını savdı.

Son olarak bu zamana kadar hep söylediğim bir şey bir kere daha ortaya çıktı bu akşam: Taraftar skordan önce takımından gayret bekliyor. Takım o gayreti gösterdikten sonra sonuna kadar destekliyor takımını. Fb taraftarının da beklediği bu gayreti sahada görmek değil mi? Gs taraftarı için bir şey demeyeceğim. Çünkü maçlarda stadı dolduramayan bir takımın taraftarı sahada oynayandan da, kenardaki t.d. den de ya da yöneticilerden de birşey bekleyemez, beklememelidir. Tutturmuşlar bir “Saldır Galatasaray” maç başlıyor o, maç bitiyor o. Artık yenilikler bekleniyor Gs taraftarından. Ya da doygunluk geldi taraftara da. Artık sadece Avrupa maçlarını takıyorlar. Başka maçlar umurlarında değil.

Soru: M. Denizli’nin 88. dakikada Erkan Zengin’i almasının sebebi neydi? Takım paldır küldür saldırırken oyunu neden soğuttu ve ne düşündü acaba? Ya da bu oyuncu o kadar maharetli mi ki 5 dakikada oyunu değiştirecekti? Veya zaman geçirmek için mi yaptı? Kısacası ben geldiğinden beri anlamıyorum bu T.d. ümüzü. Belki de algılarım kapalıdır ona karşı. Ne dersiniz?

>Aragones-Güiza L.t.d Ş.t.i

Ocak 25, 2009, 10:01 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Öncelikle hem Trabzonsporlu hem de Fenerbahçeli futbolcuları tebrik etmek lazım. 0-0 biten bir maç nasıl zevkli olur bunu tüm Türkiye’ye gösterdi sahadaki futbolcular. Maçın başlamasıyla pozisyonlar ardı ardına geldi. Başlama düdüğü çaldıktan 10 saniye sonra ilk pozisyon Fenerbahçe’den geldi. O pozisyonun devamında da Trabzonspor %99’luk gol pozisyonunu elde etti. Ama iki takımın futbolcuları maçın genelinde olduğu gibi son vuruşlarda başarısız oldular. Maçın özetini henüz izlemedim ama Lig Tv’nin bu maçın 3 dakikalık görüntülerini nasıl oluşturacağını çok merak ediyorum.. Çoğu 0-0’lık maçta üç dakikayı bırakın bir dakikalık görüntü çıkarmakta zorlanan çalışanlar bu sefer de tam tersini yaşıyorlardır. Allah kolaylık versin.
Maça Trabzonspor açısından bakacak olursak Ersun Yanal sistem olarak bir deplasman takımının Fenerbahçe’ye karşı nasıl oynayacağını gösterdi. En iyi oyuncusu Egemen Korkmaz’dı bana göre. Orta sahayı kalabalık tuttular. Fenerbahçeli orta saha oyuncularının özellikle Emre ve Deivid’in rahat pas yapmasını engellediler. Orta sahada kaptıkları topları Yattara ve Selçuk İnan ile buluşturdular. Ancak bu iki oyuncu çoğu final pasında başarılı olamadılar. Burada Yattara’ya bir paragraf açmak istiyorum. Roberto Carlos’un herhalde defansif anlamda Türkiye Ligi’nde hiçbir maçta bu kadar başı dönmemiştir. Baş başa kaldıkları tüm pozisyonlarda Yattara, Carlos’u ekarte edip geçti. Ama az önce de dediğim gibi sonrasını getiremedi. Maçın Trabzonspor açısından en verimsiz oyuncusu Colman’dı. Aldığı her topu ezdi. Pas tercihlerinin çoğu yanlıştı. Kısacası bu maçta idare etti. Diğer taraftan Umut ve Gökhan 3-5 maçlık gol pozisyonu kaçırma sayısını bir maçta elde ettiler. Bir ileri uç oyuncusunun bu kadar gol kaçırma lüksü olamaz.

Fenerbahçe tarafından maça baktığımızda ilk onbir zaten beklenen onbirdi. Fenerbahçe’nin bu maçtaki en iyi oyuncusu maçın da adamı olan Volkan Demirel’di. Volkan Babacan korkusu demekki Demirel’in performansını arttırdı. Saraçoğlu’nda maçın adamının Fener kalecisinin olması maçla ilgili analizin nasıl olacağını gösteriyor zaten. Kurtardı ha kurtardı. Hele ilk dakikalar tam bir libero gibiydi. Yönetime “üç kuruş beş kuruşu düşünmeyin sözleşmemi yenileyin” mesajını verdi. Defansif anlamda Fenerbahçe defansı Trabzonluları ofsayta düşürmek amacını güden bir plan oluşturdular. Ancak Trabzonspor ilk yarım saatte aynı sebepten üç gol pozisyonu yakalayınca alan savunmasına geçtiler. Gökhan ve Carlos ofansa yardım edeceğiz derken defansı çoğu zaman unuttular. Düşünün ki sezon başından beri, gol pozisyonunu bırakın, orta sahayı geçmeye imtina eden Hrboje Cale iki gol pozisyonunu eritti. Ama ofansif anlamda özellikle Carlos iyiydi. Orta sahasında Emre beklediğimden daha iyi bir maç çıkardı. Topu ileri doğru götürmeye çalıştı. Ama Trabzon orta sahası Fener yarı alanında öyle bir pres uyguladı ki rahat bir pas veremedi. Aynı şey Alex ve Deivid için de geçerli idi.

Ve ileri uç, Muhteşem Güizaaa! Bu adamı gördükçe Kezman gözümde daha çok büyüyor. Bazıları Kezman’ın ne farkı var diye düşünebilir. Kezman en azından bağırıyordu, çağırıyordu, isyan ediyordu, kavga ediyordu, kırmızı kart görüyordu yani maçta olduğunu hissettiriyordu. Bu adam gol atmaktan geçtim sahada arkadaşları ile iletişim bile kurmuyor. Forvet mi yi bırakın futbolcu mu ya da geçen sezon 25-30 gol atan adam bu mu? Bana göre bu, sistemle ya da uyumla alakalı da değil. “Özel yaşantısında sorunları var ondan oynayamıyor” lafını da kabul etmiyorum. Emre ile ikisinin maliyeti kontratları bitinceye kadar kalırlarsa 100 milyon TL. Bu para İspanya’dan gelmedi Türkiye’nin parası. Bu paraları istiyorken profesyonelim diyorsun. O zaman saha içinde de profesyonel olacaksın. O düşünceleri sahaya çıkarken saha kenarında bırakacaksın. Bunu yapamıyorsan babana gidip “Ben oynayamayacağım” diyeceksin. Ama Güiza, pas vereceği yerde şut atıyor. Duracağı yerde koşuyor. Koşacağı yerde duruyor. Güiza’dan maç içinde köy ya da kasaba olmayacağı 45 dakikanın sonunda belli ama Mr. Aragones üvey çocuğunun üzerine toz kondurmuyor ve 85 dakika oyunda tutuyor. Artı bir iddiam olacak. Bu Aragones kanımca Semih Şentürk’ü tanımıyor. Ne olduğunu bilmiyor. Basit bir forvet zannediyor. Tabi Güiza çıkarken de yarım sezon ona sabreden Fener taraftarı protesto ediyor. Sonuna kadar da haklılar. Aragones bugün ona yarın sana, bunu unutma. Sanma ki bu taraftar her dediğine eyvallah diyecek. “Ben İspanya’yı şampiyon yaptım.” havasıyla yaklaşırsan seni sezon sonu gelmeden kapının önüne koyar bu taraftar. Dışarıya hep destek tam destek sözleri içeride giderek büyüyen bir protestoya dönüşüyor. Farkında mısın bilmiyorum. Kısacası Güiza, Fener’den gider başka takımda kazanır parasını ama senin de başını yer böyle gidersen. Semih 85’te girecek bir oyuncu değil. Artı Uğur Boral’da ne gördün de oyundan çıkardın. İlk yarının en iyilerindendi. Ama sen gittin Kazım’ı aldın. Alex’i çıkarıp Josica’yu alırken amacın neydi skoru korumak mı çok merak ediyorum. İspanya’ya yolculuk zamanın yaklaşıyor. Maçın hakemi Bünyamin Gezer genelde iyi bir yönetim gösterdi. Ama yayında gördüğüm birkaç pozisyonda oyuncularla konuşması esnasında dudak hareketlerinden yanlış anlamadıysam diyaloglarını biraz yumuşatması gerekir. Sonuçta o futbolcular azar işitmeye çıkmıyorlar maça. Yan hakemler ise tek kelimeyle muhteşemdi. Tüm ofsayt pozisyonlarını çok iyi süzdüler. Dünkü Sivas-Galatasaray maçındaki yan hakem facialarından sonra iyi yan hakemlerin de olduğunu görmek mutluluk vericiydi.

Son bir söz de Fenerbahçe yönetimine. Maç bitince güvenlik sebebiyle bekletilen Trabzon taraftarına çay servisi yapmanız alkışlanacak bir hareket. Tebrik ediyorum. Ancak bu sezon Fenerbahçe şampiyon olsa bile hatalarınızı dikkatli bir şekilde analiz etmeniz lazım. Hoş, etmeyip bu şekilde devam ederseniz rakip takım taraftarlarını mutlu edersiniz. Aragones için söylediklerim sizler için de geçerli. Takım taraftarlığı insanlara olan değil renklere olan sevgidir. Herkesi susturabilir ama taraftarı susturamazsınız. Teşekkür edilir ve gönderilirsiniz . Bunu unutmayın.

Maçın hakkı konusunda ibre Trabzonspor tarafındaydı. Netice olarak 0-0 ama çok zevkli çok hızlı geçen bir maç oldu. Ama maçtan aklımda kalan, onlarca pozisyon değil, Semih Şentürk’ün 85’te oyuna girmesi oldu. Tekrar söylüyorum: “Aragones bu Güiza’ya güvenme. Senin başını yiyecek.” Benden söylemesi…

Aragones-Güiza L.t.d Ş.t.i

Ocak 25, 2009, 10:01 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Öncelikle hem Trabzonsporlu hem de Fenerbahçeli futbolcuları tebrik etmek lazım. 0-0 biten bir maç nasıl zevkli olur bunu tüm Türkiye’ye gösterdi sahadaki futbolcular. Maçın başlamasıyla pozisyonlar ardı ardına geldi. Başlama düdüğü çaldıktan 10 saniye sonra ilk pozisyon Fenerbahçe’den geldi. O pozisyonun devamında da Trabzonspor %99’luk gol pozisyonunu elde etti. Ama iki takımın futbolcuları maçın genelinde olduğu gibi son vuruşlarda başarısız oldular. Maçın özetini henüz izlemedim ama Lig Tv’nin bu maçın 3 dakikalık görüntülerini nasıl oluşturacağını çok merak ediyorum.. Çoğu 0-0’lık maçta üç dakikayı bırakın bir dakikalık görüntü çıkarmakta zorlanan çalışanlar bu sefer de tam tersini yaşıyorlardır. Allah kolaylık versin.
Maça Trabzonspor açısından bakacak olursak Ersun Yanal sistem olarak bir deplasman takımının Fenerbahçe’ye karşı nasıl oynayacağını gösterdi. En iyi oyuncusu Egemen Korkmaz’dı bana göre. Orta sahayı kalabalık tuttular. Fenerbahçeli orta saha oyuncularının özellikle Emre ve Deivid’in rahat pas yapmasını engellediler. Orta sahada kaptıkları topları Yattara ve Selçuk İnan ile buluşturdular. Ancak bu iki oyuncu çoğu final pasında başarılı olamadılar. Burada Yattara’ya bir paragraf açmak istiyorum. Roberto Carlos’un herhalde defansif anlamda Türkiye Ligi’nde hiçbir maçta bu kadar başı dönmemiştir. Baş başa kaldıkları tüm pozisyonlarda Yattara, Carlos’u ekarte edip geçti. Ama az önce de dediğim gibi sonrasını getiremedi. Maçın Trabzonspor açısından en verimsiz oyuncusu Colman’dı. Aldığı her topu ezdi. Pas tercihlerinin çoğu yanlıştı. Kısacası bu maçta idare etti. Diğer taraftan Umut ve Gökhan 3-5 maçlık gol pozisyonu kaçırma sayısını bir maçta elde ettiler. Bir ileri uç oyuncusunun bu kadar gol kaçırma lüksü olamaz.

Fenerbahçe tarafından maça baktığımızda ilk onbir zaten beklenen onbirdi. Fenerbahçe’nin bu maçtaki en iyi oyuncusu maçın da adamı olan Volkan Demirel’di. Volkan Babacan korkusu demekki Demirel’in performansını arttırdı. Saraçoğlu’nda maçın adamının Fener kalecisinin olması maçla ilgili analizin nasıl olacağını gösteriyor zaten. Kurtardı ha kurtardı. Hele ilk dakikalar tam bir libero gibiydi. Yönetime “üç kuruş beş kuruşu düşünmeyin sözleşmemi yenileyin” mesajını verdi. Defansif anlamda Fenerbahçe defansı Trabzonluları ofsayta düşürmek amacını güden bir plan oluşturdular. Ancak Trabzonspor ilk yarım saatte aynı sebepten üç gol pozisyonu yakalayınca alan savunmasına geçtiler. Gökhan ve Carlos ofansa yardım edeceğiz derken defansı çoğu zaman unuttular. Düşünün ki sezon başından beri, gol pozisyonunu bırakın, orta sahayı geçmeye imtina eden Hrboje Cale iki gol pozisyonunu eritti. Ama ofansif anlamda özellikle Carlos iyiydi. Orta sahasında Emre beklediğimden daha iyi bir maç çıkardı. Topu ileri doğru götürmeye çalıştı. Ama Trabzon orta sahası Fener yarı alanında öyle bir pres uyguladı ki rahat bir pas veremedi. Aynı şey Alex ve Deivid için de geçerli idi.

Ve ileri uç, Muhteşem Güizaaa! Bu adamı gördükçe Kezman gözümde daha çok büyüyor. Bazıları Kezman’ın ne farkı var diye düşünebilir. Kezman en azından bağırıyordu, çağırıyordu, isyan ediyordu, kavga ediyordu, kırmızı kart görüyordu yani maçta olduğunu hissettiriyordu. Bu adam gol atmaktan geçtim sahada arkadaşları ile iletişim bile kurmuyor. Forvet mi yi bırakın futbolcu mu ya da geçen sezon 25-30 gol atan adam bu mu? Bana göre bu, sistemle ya da uyumla alakalı da değil. “Özel yaşantısında sorunları var ondan oynayamıyor” lafını da kabul etmiyorum. Emre ile ikisinin maliyeti kontratları bitinceye kadar kalırlarsa 100 milyon TL. Bu para İspanya’dan gelmedi Türkiye’nin parası. Bu paraları istiyorken profesyonelim diyorsun. O zaman saha içinde de profesyonel olacaksın. O düşünceleri sahaya çıkarken saha kenarında bırakacaksın. Bunu yapamıyorsan babana gidip “Ben oynayamayacağım” diyeceksin. Ama Güiza, pas vereceği yerde şut atıyor. Duracağı yerde koşuyor. Koşacağı yerde duruyor. Güiza’dan maç içinde köy ya da kasaba olmayacağı 45 dakikanın sonunda belli ama Mr. Aragones üvey çocuğunun üzerine toz kondurmuyor ve 85 dakika oyunda tutuyor. Artı bir iddiam olacak. Bu Aragones kanımca Semih Şentürk’ü tanımıyor. Ne olduğunu bilmiyor. Basit bir forvet zannediyor. Tabi Güiza çıkarken de yarım sezon ona sabreden Fener taraftarı protesto ediyor. Sonuna kadar da haklılar. Aragones bugün ona yarın sana, bunu unutma. Sanma ki bu taraftar her dediğine eyvallah diyecek. “Ben İspanya’yı şampiyon yaptım.” havasıyla yaklaşırsan seni sezon sonu gelmeden kapının önüne koyar bu taraftar. Dışarıya hep destek tam destek sözleri içeride giderek büyüyen bir protestoya dönüşüyor. Farkında mısın bilmiyorum. Kısacası Güiza, Fener’den gider başka takımda kazanır parasını ama senin de başını yer böyle gidersen. Semih 85’te girecek bir oyuncu değil. Artı Uğur Boral’da ne gördün de oyundan çıkardın. İlk yarının en iyilerindendi. Ama sen gittin Kazım’ı aldın. Alex’i çıkarıp Josica’yu alırken amacın neydi skoru korumak mı çok merak ediyorum. İspanya’ya yolculuk zamanın yaklaşıyor. Maçın hakemi Bünyamin Gezer genelde iyi bir yönetim gösterdi. Ama yayında gördüğüm birkaç pozisyonda oyuncularla konuşması esnasında dudak hareketlerinden yanlış anlamadıysam diyaloglarını biraz yumuşatması gerekir. Sonuçta o futbolcular azar işitmeye çıkmıyorlar maça. Yan hakemler ise tek kelimeyle muhteşemdi. Tüm ofsayt pozisyonlarını çok iyi süzdüler. Dünkü Sivas-Galatasaray maçındaki yan hakem facialarından sonra iyi yan hakemlerin de olduğunu görmek mutluluk vericiydi.

Son bir söz de Fenerbahçe yönetimine. Maç bitince güvenlik sebebiyle bekletilen Trabzon taraftarına çay servisi yapmanız alkışlanacak bir hareket. Tebrik ediyorum. Ancak bu sezon Fenerbahçe şampiyon olsa bile hatalarınızı dikkatli bir şekilde analiz etmeniz lazım. Hoş, etmeyip bu şekilde devam ederseniz rakip takım taraftarlarını mutlu edersiniz. Aragones için söylediklerim sizler için de geçerli. Takım taraftarlığı insanlara olan değil renklere olan sevgidir. Herkesi susturabilir ama taraftarı susturamazsınız. Teşekkür edilir ve gönderilirsiniz . Bunu unutmayın.

Maçın hakkı konusunda ibre Trabzonspor tarafındaydı. Netice olarak 0-0 ama çok zevkli çok hızlı geçen bir maç oldu. Ama maçtan aklımda kalan, onlarca pozisyon değil, Semih Şentürk’ün 85’te oyuna girmesi oldu. Tekrar söylüyorum: “Aragones bu Güiza’ya güvenme. Senin başını yiyecek.” Benden söylemesi…

Yusuf Şimşek Transferinin Kazananları – Kaybedenleri

Ocak 9, 2009, 2:17 pm | Beşiktaş, Futbol, Trabzonspor, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Yusuf 1975 doğumlu, teknik, ayaklarına hakim ancak nispeten güçsüz bir oyuncu. Özel yaşamına son bir kaç senede dikkat ederek futbolu artık ciddi bir iş olarak görmeye başlaması ile (bunlar kendi sözleridir) kıymetini katlayan bir orta alan oyuncusu. Oyun içindeki parlamaları ile bir takımı şahlandırabilecek niteliklere sahip, ancak artık 34 yaşında. Oyunun her geçen gün sertleştiği ve daha fazla koşarak oynandığı bir ortamda belki defans ve forvet hattında Yusuf fiziği ve yaşında bir oyuncu iş yapabilir ama ya orta sahada? Çok fazla koşmayan ama yer tutmasını bilen, defansa fazla yardım etmeyen ama pas atmasını bilen, kariyerinde artık fazla gideceği yol kalmamış bu oyuncuyu Beşiktaş taşıyabilecek mi? Diğer 10 arkadaşı Yusuf’un açıklarını kapamak için o kadar koşacak mı? Beşiktaş’ta Yusuf’un özelliklerine sahip ve hatta ondan daha fazla koşan bir orta saha oyuncusu zaten yok muydu?

Bursaspor Yusuf’u Trabzonspor’a satsa alacağı isimler Ergin ve Adnan olacaktı. Her ikisi de çok uzun süredir kenarda bekleyen ve en azından 1,5 senedir neredeyse hiç maç tecrübesi ve temposu olmayan adamlar. Adnan orta saha, Ergin forvet oyuncusu ve yeteneklerinin sınırlı olduğunu, ama takım oyuncusu olarak iş yapabileceklerini biliyoruz. İlaveten para da alınacaktı tabi ama benzer şekilde Beşiktaş da para verdiği için o konuya değinmeyelim.

Öte yandan Bursaspor Yusuf’u Beşiktaş’a satma kararı aldı ve karşılığında aldığı isimler Aydın Karabulut ile Tuna Üzümcü oldu. Tuna’nın SüperLig tecrübesinin ve kalitesinin ne olduğunu az çok izleyen herkes bilir. Beşiktaş’ta önce sakatlık sonra da oturmuş kadro dolayısıyla forma bulamayınca kolayca gözden çıkarılmıştı zaten. İyi bir savunmacı, duran toplarda gol tehlikesi yaratabilecek niteliğe de sahip hızlı bir kesici. Aydın Karabulut ise özellikle geçen sezon Ertuğrul Sağlam yönetiminde Beşiktaş’ın altyapı ürünü olarak sahne almış, Ümit Milli takımda A Milli takıma hazırlaan isimler arasında bulunan, Türkiye’de pek yetişmeyen sol kanat oyuncularının ender bir örneği. Sakatlığı nedeniyle takımdan uzak kalsa da iyileştiğinde yine çok önemli bir değer.

Bu transfer gerçekleşse Trabzon iki oynamayan adam yerine takıma önemli bir alternatif (!) kazandırmış olacaktı bu sezon şampiyonluk yolunda. Ama Yusuf artık Beşiktaş’ta, özetle kazanan ve kaybedenlere bakalım:

Bursaspor: Biri çok yetenekli 2 önemi oyuncu kazandı, hem de eksik olan mevkilerine. Ayrıca bir miktar da nakit para alıyorlar.

Beşiktaş: Biri çok yetenekli diğeri sağlam bir alternatif olan 2 genç oyuncuyu kaybederken, yerlerine 34 yaşında, oynadığı mevkiide zaten mevcutlar olan, fizik sorunlu, topu ayağında isteyen bir oyuncu aldılar. Üzerine bir de para verdiler.

Trabzonspor: Kadro yapılarında stepne görevi görebilecek iyi bir alternatiften oldular. O oyuncuya karşılık göndermeyi düşündükleri adamları takımdan soğuttular.

Trabzonspor biraz kaybetti, Beşiktaş kaybetti, Bursapor ise çok şey kazandı bu transferden.

>Yusuf Şimşek Transferinin Kazananları – Kaybedenleri

Ocak 9, 2009, 2:17 pm | Beşiktaş, Futbol, Trabzonspor, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
Yusuf 1975 doğumlu, teknik, ayaklarına hakim ancak nispeten güçsüz bir oyuncu. Özel yaşamına son bir kaç senede dikkat ederek futbolu artık ciddi bir iş olarak görmeye başlaması ile (bunlar kendi sözleridir) kıymetini katlayan bir orta alan oyuncusu. Oyun içindeki parlamaları ile bir takımı şahlandırabilecek niteliklere sahip, ancak artık 34 yaşında. Oyunun her geçen gün sertleştiği ve daha fazla koşarak oynandığı bir ortamda belki defans ve forvet hattında Yusuf fiziği ve yaşında bir oyuncu iş yapabilir ama ya orta sahada? Çok fazla koşmayan ama yer tutmasını bilen, defansa fazla yardım etmeyen ama pas atmasını bilen, kariyerinde artık fazla gideceği yol kalmamış bu oyuncuyu Beşiktaş taşıyabilecek mi? Diğer 10 arkadaşı Yusuf’un açıklarını kapamak için o kadar koşacak mı? Beşiktaş’ta Yusuf’un özelliklerine sahip ve hatta ondan daha fazla koşan bir orta saha oyuncusu zaten yok muydu?

Bursaspor Yusuf’u Trabzonspor’a satsa alacağı isimler Ergin ve Adnan olacaktı. Her ikisi de çok uzun süredir kenarda bekleyen ve en azından 1,5 senedir neredeyse hiç maç tecrübesi ve temposu olmayan adamlar. Adnan orta saha, Ergin forvet oyuncusu ve yeteneklerinin sınırlı olduğunu, ama takım oyuncusu olarak iş yapabileceklerini biliyoruz. İlaveten para da alınacaktı tabi ama benzer şekilde Beşiktaş da para verdiği için o konuya değinmeyelim.

Öte yandan Bursaspor Yusuf’u Beşiktaş’a satma kararı aldı ve karşılığında aldığı isimler Aydın Karabulut ile Tuna Üzümcü oldu. Tuna’nın SüperLig tecrübesinin ve kalitesinin ne olduğunu az çok izleyen herkes bilir. Beşiktaş’ta önce sakatlık sonra da oturmuş kadro dolayısıyla forma bulamayınca kolayca gözden çıkarılmıştı zaten. İyi bir savunmacı, duran toplarda gol tehlikesi yaratabilecek niteliğe de sahip hızlı bir kesici. Aydın Karabulut ise özellikle geçen sezon Ertuğrul Sağlam yönetiminde Beşiktaş’ın altyapı ürünü olarak sahne almış, Ümit Milli takımda A Milli takıma hazırlaan isimler arasında bulunan, Türkiye’de pek yetişmeyen sol kanat oyuncularının ender bir örneği. Sakatlığı nedeniyle takımdan uzak kalsa da iyileştiğinde yine çok önemli bir değer.

Bu transfer gerçekleşse Trabzon iki oynamayan adam yerine takıma önemli bir alternatif (!) kazandırmış olacaktı bu sezon şampiyonluk yolunda. Ama Yusuf artık Beşiktaş’ta, özetle kazanan ve kaybedenlere bakalım:

Bursaspor: Biri çok yetenekli 2 önemi oyuncu kazandı, hem de eksik olan mevkilerine. Ayrıca bir miktar da nakit para alıyorlar.

Beşiktaş: Biri çok yetenekli diğeri sağlam bir alternatif olan 2 genç oyuncuyu kaybederken, yerlerine 34 yaşında, oynadığı mevkiide zaten mevcutlar olan, fizik sorunlu, topu ayağında isteyen bir oyuncu aldılar. Üzerine bir de para verdiler.

Trabzonspor: Kadro yapılarında stepne görevi görebilecek iyi bir alternatiften oldular. O oyuncuya karşılık göndermeyi düşündükleri adamları takımdan soğuttular.

Trabzonspor biraz kaybetti, Beşiktaş kaybetti, Bursapor ise çok şey kazandı bu transferden.

Kaptan

Ekim 19, 2008, 6:48 pm | Futbol, Galatasaray, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Galatasaray Trabzonspor maçının devre arası. Her iki takımda da gördüğüm en önemli eksiklik, sahada kolunda kaptalık pazubandı olan 2 adam olmasına rağmen, o adamların aslında kaptanlık yapıyor olmadığı idi. Uzun zamandır aklımda olan ve üzerine ziyadesiyle yazmak istediğim konudur: Kaptan. Takım kaptanlığı apayrı bir görevdir. Hangi spor dalı olursa olsun yeri farklıdır kaptanın. Bir takımın kaptanlığı o takımın en eski oyuncusuna, ya da şehir takımıysa o şehrin yerlisine verilebilecek kadar göstermelik bir unvan değildir. Takım zorda kaldığında çözüm üretecek, düşen – ümitsizliğe kapılan arkadaşlarını tutup kaldıracak, takımı saha içinde motive edecek, hırslandıracak, o takıma liderlik edecek adamdır. Saha içi rol modeli ve lider. O takım için gücü kalmayıncaya kadar hiç durmadan koşacak adamdır kaptan. Yaşı fazla önemli değildir, önemli olan arkadaşlarının ona inanmasıdır.

Trabzon’da Hami’den sonra bir nebze Tekke yapabilmişti layıkıyla kaptanlığı, şimdi lidersizler, Trabzon’un yerlisi, mahallenin çocuğu Hüseyin’e teslimler. Kriz yönetimi yapabilecek tek oyuncuları yok. Galatasaray ise önce Bülent sonra Şükür’le yaşamaya alıştığı lider – fedakar – inanmış kaptan imajından tamamen kopuk. Bu maç Ayhan kaptan olarak sahada. O olmasa Hasan Şaş veya Ümit Karan, kim inanıyor bu adamlara, lideri olarak görüyor? Sadece kaptanlık bandını takması gereken birileri lazım ve en eskiler de onlar. Bir kaptan lazım Galatasaray’a ve o adam şu kadroda ancak ve ancak Arda. Üzerine çok konuşmak gerek. Kaptanlık payesi ile donanmış Arda’nın Galatasaray’a verebileceklerinin sınırını çizemiyorum. Neden Gerrard gibi bir idol, yaşayan bir efsane çıkmasın Arda’dan…

>Kaptan

Ekim 19, 2008, 6:48 pm | Futbol, Galatasaray, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Galatasaray Trabzonspor maçının devre arası. Her iki takımda da gördüğüm en önemli eksiklik, sahada kolunda kaptalık pazubandı olan 2 adam olmasına rağmen, o adamların aslında kaptanlık yapıyor olmadığı idi. Uzun zamandır aklımda olan ve üzerine ziyadesiyle yazmak istediğim konudur: Kaptan. Takım kaptanlığı apayrı bir görevdir. Hangi spor dalı olursa olsun yeri farklıdır kaptanın. Bir takımın kaptanlığı o takımın en eski oyuncusuna, ya da şehir takımıysa o şehrin yerlisine verilebilecek kadar göstermelik bir unvan değildir. Takım zorda kaldığında çözüm üretecek, düşen – ümitsizliğe kapılan arkadaşlarını tutup kaldıracak, takımı saha içinde motive edecek, hırslandıracak, o takıma liderlik edecek adamdır. Saha içi rol modeli ve lider. O takım için gücü kalmayıncaya kadar hiç durmadan koşacak adamdır kaptan. Yaşı fazla önemli değildir, önemli olan arkadaşlarının ona inanmasıdır.

Trabzon’da Hami’den sonra bir nebze Tekke yapabilmişti layıkıyla kaptanlığı, şimdi lidersizler, Trabzon’un yerlisi, mahallenin çocuğu Hüseyin’e teslimler. Kriz yönetimi yapabilecek tek oyuncuları yok. Galatasaray ise önce Bülent sonra Şükür’le yaşamaya alıştığı lider – fedakar – inanmış kaptan imajından tamamen kopuk. Bu maç Ayhan kaptan olarak sahada. O olmasa Hasan Şaş veya Ümit Karan, kim inanıyor bu adamlara, lideri olarak görüyor? Sadece kaptanlık bandını takması gereken birileri lazım ve en eskiler de onlar. Bir kaptan lazım Galatasaray’a ve o adam şu kadroda ancak ve ancak Arda. Üzerine çok konuşmak gerek. Kaptanlık payesi ile donanmış Arda’nın Galatasaray’a verebileceklerinin sınırını çizemiyorum. Neden Gerrard gibi bir idol, yaşayan bir efsane çıkmasın Arda’dan…

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.