Vuvuzeladan Parke Gıcırtısına

Temmuz 11, 2010, 5:40 pm | Afrika 2010, NBA, Orlando Magic, tolga kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Birkaç hafta öncesi olacak, İngiltere-Almanya maçını dışarıda, çay bahçesinde izlemek için sözleştik arkadaşımla. Maça yaklaşık bir buçuk saat kala kendimizi, repertuarımda olmayan Pes 2010 oynamak için playstation salonuna attık; haliyle oynadığımız dört beş maçtan ortalama 5 farklı mağlubiyetlerle kalktım. Yenik pehlivan sıfatıyla, sürekli bir maç daha istememden dolayı maçı kaçırma tehlikesiyle apar topar hesabı ödemeden tüydük, şaka tabi ki, dağ başı değil orası, herif çeker vurur yoksa! Tabi, 5 farklı yenilgilerin kızgınlığıyla da, ‘erkeksen nba 2k10’da gel’ demeyi de ihmal etmeyerek, yerlerde sürünen seviyenin içine batırdım. Yaklaşık on dakika geç kalmıştık ki, ilk şoku o an geçirdik: koskoca çay bahçesinde oturacak yer kalmamıştı, şehir dünya kupasına kilitlenmişti. Neyse ki, çay bahçesi sahibi derinliklerden çıkarttığı iki sandalyeyle bizi de çoşkulu güruhun içinde bir yerlere dahil etti. Allah’ın sevgili mi yoksa cehennemin seribaşı kullarından mıyız, bilmiyorum ama, bir dünya kupası tarihçisi abimizin hemen arkasına düştük. Her atak sonrası, bize dönüp, tarihin derinliklerinden o hücum varyasyonuna benzer bir tane çıkarıp duruyor. Tabi abimiz yetmezmiş gibi,bir de Almanya’nın gollerinde kopan gürültüyle dolunca kulaklarımız tarihin farklı bir evrim aşamasında olduğuna kannat getirdik arkadaşımla. Bu arada baktık; abimiz de duracak susacak gibi değil, devre arasında sandalyeleri üçer beşer sıra sola doğru kaydırdık. Ama Almanya durmak bilmiyordu. Almanya attıkça vatandaş daha heyecanlanıyordu. Arkadaşım bir ara bana doğru dönüp, ‘muhtemeldir, iddaacı gruptur bu bağıranlar,’ dedi. Şöyle etrafı göz ucuyla kestim; ‘yok,’ dedim ‘bu başka bir şey,bu bağıran grubun kesinlikle iktidarsızlık sorunu var ,değilse ben böyle bi hastalık görmedim açıkçası, tıbben tanımsız.’

Arkadaşlarımla, bir evde toplanıp, gecenin bir yarısı, bir Nba maçı izlemeyi hayal etmiştim, şükürler olsun, hem de abartarak, bu hayalimi üniversitedeyken gerçekleştirdim ama, şu manzaranın doğabileceği aklımın ucundan geçmezdi; anlaşılan başka bir dünyada yaşamaya başlamışız. 70lerde 80lerde, köylerde elektrik olmadığından, dünya kupalarını avrupa maçlarını izlemek için, geceyarıları, onarlı yirmişerli gruplar halinde inerdi il/ilçe merkezlerine gençler. Bu modern anlamda bir hicrettir aslında: futbol hicreti. Hem de yıldızların cılız ışığında düşe kalka yürünen köy yollarında… O gençler yokluktan kahvehaneleri tıklım tıklım doldururlardı. Cayır cayır yanan elektriğin ortasında, evimizden iki adım uzaklıktaki kahvehanelerde, bahçelerde toplanıp maçlar izliyoruz bu gün. O günler, bütün takımlar gençler için birdi, futbolcuların hepsi siyah beyaz giyinikti ekranda, sadece futbol aşkına kilometreler yürünür, ağrıyan en fazla ayaklar olurdu yürümekten. Bu gün ses, gürültü yoruyor, görüntünün cafcafı yoruyor,aval aval dikiyoruz bakışlarımızı ekrana, ama futbolu sporu anlamakta konuşmakta günler akıp geçtikçe daha da zorlanıyoruz. Bu girdiğimiz hastalıklı bir çağ.

İşte, Almanya’nın gollerine maçı anlatanıyla yorumcusuyla havalara uçulan bu dönemde biz çobansalata olarak aklıselimi bırakmıyoruz ve canımızdan bir parça basketbol için de yaşıyor düşünüyoruz. Dünyanın açlıkla imtihan vermeyen bölümü; tüm iddia programcı yorumcularını işsiz bırakarak, istihdam politikalarını yerle yeksan eden Ahtopot Paul’ün maç öncesi seçeceği kutuya odaklanmışken; biz, çoluk çocuğun ekmek parası için bir yerlerini yırttığı Orlando yaz liginden ilgimizi eksik etmedik. Bu arada dikkatimi çeken ahtopot Paul’ün hep, kendine göre sol kutuyu seçmesi oldu. Bu da akla Ahtopot Paul’un solak olma ihtimalini getiriyor. Neyse, sağolsunlar, Gundy, Doc Rivers gibi isimler de bizi yalnız bırakmadılar, onlar da yaz liginde hazırdılar tribünde, en azından iki kelam edecek adam bulduk o can sıkıcı maçlarda.Yine sağolsun, Michael Jordan da ziyaret ettiler, eksik olmasınlar.Çobansalata olarak bizi daha çok ilgilendiren Magicti; bu nedenle sadece Magic maçlarını izlemeye çalıştım; Semih’in hatrına Boston maçlarına şöyle ufaktan bir iki dakika harcadım, ancak pişman oldum; nitekim bu maçlarda at izi it izine bolca karışıyor, maçlar karmaşık ve ağır. Yaz liginin, yanılmıyorsam, ilk gecesinden sonra Duhon’un şehir kapısından girdiği haberi geldi. O günden sonra Gundy ve benim yüzümden tebessüm eksik olmadı, ikimiz de tüm günümüzü yanımızdakilerine el şakaları yaparak geçirdik, tadını çıkarmaya baktık maçların. Gundy ve ben neden huzurluyduk ve neden bu kadar rahatlamış görünüyorduk ve neden biz? Gundy, o kadar sevinç doluydu ki, hemen Duhon’un numarasını almış bedava mesajlarından çekmeye başlamıştı bile. Gundy’den gözümü ve aklımı ayırdığımda,Duhon takıldı aklıma. Smith’e kızdık ettik, ancak hakkını da verelim adam akıllı düşündüğünde oltaya iyi ve iri balıklar da çekiyor. İki hafta önce başlamıştı C.Paul-Magic yakıştımaları, dedikoduları gazete sayfalarında, internette. Paul yetenekli çocuk, katıldığı grubun basketbol kalitesini artıracak bir çocuk, ama Magic’e gelmesi halinde o 4-5 senede ancak yerleştirdiğimiz tereyağından kıl çeker hücumu, tereyağındaki kılı hayvan gibi kolu daldırarak çıkarılır şekle sokacağı da aklıma geliyor ve inceden sıkıntıya gark ediyordu bu söylenti beni. Haberler her ne kadar Hürriyet-Kelebek eki haberi niteliğindeyse de can sıkıcı işte. Sonuçta, kimine göre, dağ fare doğurdu; ama, kanımca bu sezeryan doğma fare yeni mahallesine kolay uyum sağlayacaktır.Yıllarca protez bacaklarla savunma yapmaya çalışan New York’un en disiplinli, işini ciddiye alan iki oyuncusundan biri kafasına göre bir yere geldi. Geçen seneki aceleye getirildiği aşikar transferlerden dili yanmış Magic, düşünerek tartarak yapacağı hamlelerle- ki ilk hamle gayet yerinde- üç kulvarda birden şampiyonluğa oynayactır/futbol zehirlenmesi. İşin teknik, taktik kısmına sezon başlamaya yakın değineceğim; yani 1-2 oynar mı bu adam, nasıl oynar, Nelson’la süreleri nasıl paylaşırlar gibi. Ama , görünen ve duyduklarımız, Gundy’nın bu oyuncuyu mutlaka işleyeceği yönünde; Duhon da inşallah,geçen sezon kaybettğimiz saha içindeki aklı bir nebze olsun yerine getirecektir; ki, Gandi babanın Duhon’dan azami verimi alacağına şüphem yok. Gundy ve benim yüzümüzde tebessüm bırakan bu hamlenin nedenlerinden biri de; yaz liginde denediğimiz oyun kurucuların, yaramıza bırakın merhemi, vazelin bile olamayacak kadar enteresan adamlar olmalarıydı. Randle’ı denedi ısrarla Pat Ewing ilk maçlarda; hücumda paylaşmayı seven bu arkadaşımız, sevimli de bir adam, enerjik ve olağandışı hareketli ama, mesela, ilk maç İndiana maçıydı, o maçta rakip oyun kurucu(Stephenson) dümdüz etti, karşısında kimse yokmuş gibi oynadı. Son maçlara doğru ise topu Stinson ve Crawford’un eline teslim etti. Özellikle Crawford rahatlıkla skor yapabilen bir arkadaş olmasına rağmen, savunmada her ikisi de, bir Magic klasiği olan rakip oyun kurucuları milli oyuncu yapma potansiyeline sahipler; ve arzuladığımız o aklıda ortaya koyacak oyuncular değiller. Bu şartlar altında kara kara düşünmemiz gerekirken, gelen Duhon haberi Gundy ve bana rahat nefes aldırdı; ‘amaan,başlarım maçına,yemişim guardını’ havasına soktu ikimizi de. Hatta, Gundy, bu gazla, üç dört sıra arkada maçları izleyen Doc Rivers’a, ‘seneye görürüz Rondoyu bizim maçlarda’ şeklinde o bedava mesajlarından atmıştır diye de düşündüm. Birkaç gün sonra, Gundy’i gördüğümde, ‘Baba duydun mu,LeBron Miami’yi seçmiş.Bu sene nasıl durduracağız bu adamları,’ dediğimde,haberin Gundy’nin hiç şeyinde olmadığı açıktı. (Bu arada değinmesem olmaz: LeBron’un kararını bir saatlik bir ESPN programında açıklaması, ve kararını açıklamadan önceki yarattığı ortam ve takınılan tavırlar; güngörmemişliğin ve yozluğun birebir örnekleri olmuştur, basketbol bu dönemi on yıl ya da yirmi yıl sonra utançla karşılayacaktır.) Ne yalan söyleyeyim, ben de tedirgin değilim esasında; bunun da basketbol kısmını ayrıntısını daha sonraki bir yazıya ayıracağım ama şöyle inceden değinelem: televizyonun şöhret etmediği bir oyunu/basketbolu tercih ettiğimiz ve sevdiğimiz için, ne-aslında- aynı zihniyette olanların dedikleri gibi hasetle ve dayanaksızca “o kadar yıldız birarada oynar mı?” diyeceğiz; ne de Cleveland’ı her sene başında sezon-öncesi şampiyon yapan akıl fikir yoksunu adamlar gibi “Miami açık ara şampiyon olur,” diyeceğiz. Bu arada, birkaç cümle önce parantez içindeki düşüncelerime bir örnek daha yaşadık aslında: Hido, Bosh için, onun için en iyi yer burası(yani Toronto), her topu kullanabileceği başka bir takım bulması zor, demişti. Daha sonraları ise, Bosh, gideceği takıma ‘ekleme(addition)’ olarak değil ,takımın merkezindeki oyuncu olmak için gideceğini söylemişti. Birkaç hafta sonra da arkadaş, Wade ve LeBron’un takım arkadaşı oldu, kendi isteğiyle. Şimdi merak ediyorum ve kendisine acileten sormak istiyorum: Acaba o çok şişkin egonuzu burada nasıl tatmin edeceksiniz ve hakikaten burada merkez olacağınızı mı düşünüyorsunuz? Ben cevaplayayım mesela;Bosh’un olabileceği en fazla ilçe merkezidir. Garnett Boston’a giderken kanatlarda Pierce ve Allen’ın olduğunu biliyordu, ve kanatlarda bu kadar iyi olan takımda onlara sürekli perde yapmak, onların hareketlerini takip etmek zorunda olduğunu biliyordu, ve hiç gocunmadan tam bir basketbol emekçisi gibi, her pozisyonda perdeye gitti, savaştı didindi. Minnesota’da da aynı şekilde her top için canla başla didindi. Peki şimdiki Bosh, kariyerinin hiçbir döneminde hamallık yapmamış, takımı kötü gittiğinde takım arkadaşlarını kendinden ayıran süpernova yıldız oyuncular gibi demeçler varmiş bu arkadaş, Lebron ve Wade’in hamallığını hakikaten başarabileceğine inanıyor mu? Neyse, bu hususlara daha çokça gireriz, biz ‘biz’e gelelim. Kanatlarında Wade ve Lebron’u bulunduran Miami’yi görünce, bu yaz liginden kanatlara takviye yapabilir miyiz diye de sahada oldu gözlerimiz. Bir Messi ve Robbenimiz yok belki, ama kanat organizasyonlarımız ligin dilinde. Ama, ne yazık ki buradan da ekmek yok gibiydi. Bu pozisyonda, Jr.Ewing, Donell Taylor ve ikinci tur seçimimiz Stanley Robinson’u denedik ağırlıklı olarak. Adamakıllı hücumlarımızı genelde Taylor’un üzerinden oynadık, yalan yok, başarılıydı da arkadaş. Ama Magic sisteminin içinde ne kadar işe yarayabilir, pek emin değilim. Jr.Ewing’in ise iyi bir kontrata, tribüne, güzel kızlara, Türkbükünde bir yaz tatiline oynadığı açıktı; açıkçası, yemezler Ewing. Stanley Robinson’a gelecek olursak,ikinci turda tarafımızdan seçilmesinden dolayı, reklamı bol döndü Sentinel sayfalarında. Şimdi Sentinel’i okuyup da bu maçları izlememişseniz, sakın aldanmayın derim o yazılan çizilenlere. Robinson’un seneye Magic kadrosunda olması için sağlam bir Florida senatör torpili olması gerekiyor gibi.

Gundy pek çaktırmadı belki ama, tahminim o da benim gibi en çok pota altı oyuncularına dikkat kesildi. Bu pozisyonda bu sene burdan sağlam eli yüzü düzgün bir adam çıkarırsak Gortat’ı rahatça takas edebiliriz düşüncesi vardı aklımızda. İlk hamlemiz drafttan Orton’u seçmek oldu ilk turda. İlk maçın ilk dakiklarıyla birlikte merak kendini karamsarlığa bıraktı. Orton da ne yazık ki ilk turda seçildiği için Magic forması giyecek gibi. Pozisyon bilgisi, mücadelesi, rebound sezgisi, takipçiliği arkasında oynatılan Jeff Adrien’in çok çok gerisinde kaldı. Öyle ki, yirimişer dakika süre aldığı iki maçta sıfır ribaundla bitirdi maçı, son maçlara doğru bench’i ısıtmak durumunda kaldı. 24 yaşındaki Adrien ise oynadığımız 5 maçın dördünde görev aldı ve mücadelesiyle, gözü pekliğiyle Nba’de sadece savunmalarıyla kontrat alan, Amir Johnson gibi adamlar kadar olabileceğini de gösterdi. Tek dezavantajı pozisyonu için birazcık kısa olması; ama yüreği büyük bir akadaş Adrien. Hatta bir tane de “double double”ı var bu yaz. Takımımız adına bu yaz liginin en önemli adamı, kuşkusuz ismi ve reklamıyla değil, sahadaki gayreti ve oyunuyla Paul Davis’ti. Clippers ve Wizards’ta harcanan 26 yaşındaki bu arkadaş, sahada basketbol oynamayı en iyi bilen kişi olarak gözüktü. Zor gözükse de denenmesinde zarar olmaz diye düşünüyorum, en azından 15 kişilik kadroda olması gerekir sanki. Tabi, bizim istediğimiz, Howard kenardayken, onun rakiplerine uyguladığı yıpratıcılığı verebilir mi; zaten düğüm de gelip burada kördüğüm oluyor. Bakalım uzun tercihimiz nasıl olacak bu düşüncelerden sonra? Şimdi Las Vegas’ta başladılar bir de bu maçlara. Takip etmesi, sıkılmadan izlemesi hakikaten zor, hatta vuvuzela dinlemek daha katlanılır, ama; dünya gözlerini meşin yuvarlakan ayıramıyorken, biz çobansalata olarak rahmetli Naismith’in hatrına Amerika semalarında gezinmeyi sürdürüyoruz.

(Not: Bu da güzel bir not,okuyalım;Gundy baba için boşuna adam demiyoruz: http://blogs.orlandosentinel.com/sports_magic/2010/07/stan-van-gundy-will-not-watch-lebron-james-espn-announcement-special.html )

Reklamlar

Messi Classic

Temmuz 10, 2010, 8:51 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu da “Herkes Messi’nin Peşinde”nin 2010 Afrika baskısı olsun. Fotoğraf Kore maçından. Afrika’dan aklımda kalan karelerden…

Mesut Özil Bizim Futbolcumuz Değil!

Temmuz 8, 2010, 12:21 am | Afrika 2010, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Levent Özçelik ve Ömer Üründül iş başındaydı Almanya – İspanya maçında TRT’de. Levent Özçelik zaman zaman başarılı anlatımlarla öne çıkan bir isim olsa da o da fantastik (!) anlatımlarıyla çoğu zaman maçın önüne geçip Üründülle beraber maçın içine edebilen bir ağabeyimiz. Bu ağabeyimizin diğer Almanya maçlarında diğer spikerlerin yaptığı ve benim artık duymaktan sıkıldığım hatta nefret ettiğim şu cümleyi söylemesiyle, ayıptır söylemesi 120 ekran LCD ekran televizyonu parçalamanın eşiğinden döndüm. Televizyona fırlattığım kumandanın fırlattığım yere varmamış olması çok şükür ki beni masraftan kurtarmış oldu ama içimdeki siniri bastırmaya yetmedi haliyle. Çıldırıyorum bu “bizim oyuncumuz” lafını duydukça!

Bakın arkadaşım Mesut Özil bizim oyuncumuz değildir. Mesut Özil 15.10.1988 Gelsenkirschen doğumlu, Rot-Weiss Essen altyapısından yetişme, Schalke’de sahne alma, Werder Bremen’de yıldız olma, Türk asıllı ama Türkiye’ye bayram ziyaretleri ve cenazelere iştirak etme dışında gelmemiş, Alman okullarında okuyup Alman Kültürü ile büyümüş, bildiği yabancı diller İngilizce ve Türkçe olan, Alman bir sevgilisi olan, Müslüman bir Alman’dır. Mesut Özil bir Alman’dır, defalarca kez kendini Alman hissettiğini söylemiş bir futbolcudur.

O yüzden Allah aşkına yeter artık!

Hamit, Halil, Yıldıray bizim oyuncumuzdur ama ne Mesut, ne Serdar ne de diğer Alman, İsviçre milli takımlarını seçmiş oyuncular bizim oyuncumuz değildir. Bırakın bu işleri. Delirtmeyin beni!

Almanya-İspanya maç öncesi görüş…

Temmuz 7, 2010, 7:45 pm | Afrika 2010, Futbol, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
 
Aylardan beri bugünü bekliyorum. Kısa ve öz de olsa dolu dolu yazabilmeyi. Turnuvanın en güzel ve heyecanlı maçlarında arasında gösterilmeye aday bir Almanya – İspanya maçı izleyeceğiz birazdan. Herkesin favorisi Almanya. Çünkü hem Arjantin hem de İngiltere’yi 4 golle eledi. Attıkları gollerin dışında oynadıkları güzel futbol da favori olarak gösterilmelerinin en büyük nedeni. Ama bu akşam için ben Almanya’nın İspanya’yı eleyebileceğinden çok emin değilim. Hatta finali Hollanda ile İspanya’nın oynamasını istiyorum. Bu da beni İspanya’nın Almanya’yı eleme ihtimaline meyillendiriyor. Sadece duygusal yaklaşmıyorum. Gerekçelerim var elbette.

Almanya çok iyi futbol oynadı hem İngiltere, hem de Arjantin maçında. Turnuva boyunca Arjantin için yapılan en önemli eleştiri ne idi? Takımın orta sahasız ya da 5 atakçı 5 savunmacı ile oynadıklarından dolayı yaşadıkları-yaşayacakları orta saha zaafıydı. Almanya maçında bunu yaşadılar. Veron o maçta oynamadı bile! Tek başına Mascherano’ya güvenmekse çok anlamsız kaldı. Sonuç orta sahasız bir Arjantin Almanya’dan 4 yedi!

Altın jenerasyon olarak gösterilen İngiliz takımında ise Capello Gerrad’ı sağ kanada, James Milner’ı da sol kanada koydu ve iki oyunucunun sahadan silinmesini sağladığı gibi bir de kanatları çok iyi kullanana Almanya’ya davetiye çıkardı. Stoperdeki ve defanstaki eksikler ve zaaflar da Almanya’nın affedemeyeceği şekildeydi ki Almanlar affetmedi ve kontraya çıktıkları 3 atakta 3 gol bulup İngilizleri kupadan sepetlediler.
Arjantin ve İngiltere orta sahaları, Khedira, Schweinsteiger, Müller ve Podolski’den oluşan futbolu iki yönlü oynayabilen Almanya’nın orta dörtlüsüne mağlup oldu. İngiltere’de birbirine benzeyen oyuncu fazlalığı ve yaratıcı oyuncu eksikliği ile Arjantin’de tek adam dayalı sistem iki takımın da sonunu getirdi. İki takımda da bahsettiğim bölgedeki zaaflar İspanya’da mevcut mu peki?

İspanya dünyanın en iyi orta sahasına sahiptir dese 100 kişiden kaçı hayır diyebilir? Xavi, Iniesta, Busquets bu yıl birarada  40′tan fazla maç yaparak inanılmaz bir uyum içinde. Busquets dışında Xavi de, Iniesta da maç sıkıştığında bireysel inisiyatif alıp skoru değiştirebilecek isimler ve oyunu çok iyi okuyup yönlendiriyorlar. Xabi Alonso sessiz maestro gibi. Uzaktan beklenmedik şutları ise skoru takımının lehine değiştirebilir. Tamam daha fazla zırvalayamayacağım bu adamlar hakkında.

 
Biraz önce İspanya’nın maça Torres’le değil de Pedro ile başlayacağı haberi bence İspanya’yı bir adım öne götürüyor. Gerçi Pedro Barcelona’da ilk 11′de çıktığı maçlarda değil de sonradan girdiği maçlarda daha iyi oyunlar sergiledi. (Şu anda Mustafa Doğan diyor ki…) İspanya’nın zaafı beklerinin ileri çıkması imiş. Arkalarında çok açık bırakıyorlarmış bu bekler. Çağdaş futbolda olması gereken şey de zaten bu değil mi? Beklerle hücuma destek vermek… Ayrıca Busquets ne güne duruyor? Bekler çıkınca bu iki oyuncunun kademesine girsin diye… Neyse Mustafa Doğan Alman’dır ondan diyelim…

Kıssadan hisse kalecisiyle, defansıyla, ortasahası ve forvetiyle dünyanın en iyi isimlerine sahip İspanya, bence bir adım önde olan takım. Hem daha iki yıl önce Avrupa’nın en büyüğü olan takım İspanya finalde Almaya’yı elememiş miydi? Almanya ise yakaladığı İspanya’dan çok daha iyi olduğu için Arjantin ve İngiltere’ye karşı aldıkları galibiyetlerin getirdiği hava ile İspanya’yı eleyebilir. Bence bu maçta İspanyol orta sahasında Mesut Özil kaybolabilir… Gönlüm İspanya’dan yana… İspanya çıksın ki dünya kupası “anadoluya” daha önce bu kupayı hiç kazanmamış bir takıma gitsin…

Adam Olamazsın Dedim

Temmuz 4, 2010, 12:00 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Ronaldo İspanya Maçı sonunda kendisini görüntülemek isteyen kameraman ve muhabire saldırmak üzereyken…
Ben Sana
94 Milyon Euro etmezsin
Yıldız olamazsın
Değil
Adam Olamazsın
Dedim

Kaleci Dediğin

Temmuz 4, 2010, 10:00 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu Dünya Kupası’nda nedense kalecilere taktım. Şu müthiş bir enstantane benim için. Skatelenburg Brezilya karşısında o anda 1-0 mağlup olan takımını inanılmaz bir refleksle ipten alırken…

Futbol Nerede Oynanıyordu?

Temmuz 2, 2010, 8:00 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Bastian Schweinsteiger

Arjantinli futbolcular oldukça sert oynuyorlar ve daha maçın ilk düdüğünden itibaren hakemi etki altına alıp maçı provoke etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Diego Armando Maradona

Bizim kimseden korkumuz yok. Geçen Dünya Kupası’nda kaybedilen maçın intikamını alacağız. Sahaya çıkıp onların yarıalanında oynayacağız topumuzu ve maçı kazanacağız. bu yüzden gergin ve sinirliler. “What’s the matter Schweinsteiger? Are you nervoussh?” (Alman aksanıyla Schweinsteiger ile dalga geçiyor ” Ne oldu Schweinsteiger, Zinirli misin?”)
Klaus Allofs
Mesut Özil kesinlikle bu dünya kupasının en büyük yıldızı. Messi bile onun yanında sönük kaldı.
Carlos Tevez
Bu Almanya 2. Turda elediğimiz Meksika’dan daha kötü bir takım. Meksika çok daha kuvvetli bir ekipti.

Daha maç oynanmadı ama Almanlarla Arjantinliler resmen birbirine girmiş durumdalar. Bu maçta kırmızı kart olması muhtemel gözüküyor bana. Kimse görmese Maradona görür 🙂

Ağır Ol da Molla Desinler Klaus!

Temmuz 2, 2010, 12:00 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tam pazarlama stratejisi bu işin adı. Bir kaç takım tarafından takip edilmeye başlandığı anda pazar fiyatını ne kadar yukarı çekebilirim uğraşısı. Aslında Allofs’un derdi Mesut’un performansı, Almanya’ya katkısı falan değil. Allofs yavaş yavaş ovuşturmaya başlamış ellerini, gelmesi muhtemel Euroların hesabını yapıyor şimdiden. Yavaş ol Klaus, ağır ol, bu kadar aleni de yapılmaz ki bu iş. Bu kadar da abartılmaz, dilin kemiği olmasa da, 32 dişin içinde muhafaza ediliyor bildiğim kadarıyla. Abartma, güldürme.

İleri Görüşlü Cenky

Haziran 29, 2010, 12:30 pm | Afrika 2010, arjantin milli takımı, cenky, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Türkiye’de Yılmaz Vural’a güven duyulmazken onunla aynı kişiliğe sahip olduğu görüşünün hakim olduğu Maradona’nın Arjantin’in başına geçtikten sonraki yaşadıkları ve yaşattıkları ile ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum ki Cenky taa 29.10.2008’te olacakları görmüş ve yazmış. Noktasına virgülüne dokunmadan aynen koyuyorum ve başarılarının devamını diliyorum kendisinin. Bu arada yorumları da ekledim ki o zaman ki beklentiler de nasılmış görülsün diye. Kısacası Cenky medyumvari bir şekilde olacakları yazarken yorumcular biraz yaya kalmışlar bu hususta. Tabi şu an için.

Arjantin Teknik Direktörlüğü’ne sonunda beklendiği gibi getirildi Maradona. Kampanyalar sonuç verdi, halkın istediği oldu. Maradona’nın Arjantin Hocası olduğunu ilk duyduğumda aklıma hemen kulübedeki Maradona acaba nasıl olur sorusu takıldı. Sonra gerek Boca gerekse Milli maçlardaki Maradona’yı düşündüm. Sorunun cevabını bulup bizim ülkeden dengini söylemek olmazdı. Arjantin’in Yılmaz Vural’ı olur Maradona bence. Takımının ne yaptığından çok onun kenarda, içerde, dışarda, golde, ofsaytta, faulde ne yaptğıyla ilgilenilir. Kesin olan takımın önüne geçecek, daha fazla ilgi toplayacak. Bunu takımdaki oyuncular ne derece kaldırabilecek, kafalarını topa verebilecekler mi orası muallak. Bunu bilen Arjantin Federasyonu yanına bir de Basile’yi koymuşlar ki, Bilardo (Di Stefano uyardı da fark ettim, Basile yazmışım adamı, akıl fikir baskete gitmeye başlamış anlaşıldı) iyi futbolcu – iyi hoca örneklerinin bana göre enderlerindendir. Ha öte yandan da Karpatların Maradonası Hagi’yi ve gittiği her yerdeki üstün (!) başarılarını aklımızdan çıkaramıyoruz, o ayrı. En çok “Devrimci Diktatör” Maradona futbolcu döver mi ve Aguero bir yerine kına yakmış mıdır onları merak ediyorum bugünden sonra. Ya kısmet artık foto muhabirlerine.

Yorumlar
Adsız dedi ki…
aslinda takimin onune gecebilir dusuncen arjantin milli takiminin yararina olur, cunku eger maclardan once stress maradonanin uzerine cokerde oda bunu iyi bir sekilde futbolcularini motive etmede kullanabilirse takim is yapar. chelsea doneminde mourinho nun yaptigi aciklamalar butun baskiyi presi kendine cekiyordu maclardan once bu sayede futbolcularin kafasi rahat oluyordu cikip duzgun bir sekilde baskisiz stresssiz oyunlarini oynuyorlardi.

ama ne yazikki (bu kisim ulkemizde ki tum arjantin yalakalarina geliyor) maradonadan direktor felan olmaz saka gibi. bu iki seyin nasil diyim bu isim ile bu teknik direktorluk taniminin ayni cumlede gecmesi bile saka gibi. bu adam eski bir kokainman sirf su resimlerine bakin. hayatinda 1 kere 8 ayligina bir takim calistirmis, yanina verdikleri adaminda sebebi bu zaten yoksa bu adamin cikip antremanlarda felan futbolculara taktik felan verecegini beklemek cok saflik bence saka gibi, hagiye elestiriler gelmiste hani haginin teknik taktik antreman bilgisi felan maradonanin fersah fersah otesindedir en azindan direktorluk yapiyor adam yillardir hemde, bir gun galatasaraya 2. defa direktor olarak gelip tamamlayamadiklarini tamamlamasi gibi bir fikri oldugunuda biliyor herkes.tamam iyi futbolcu iyi teknik adam olmaz derler ama hagide kotu teknik adam deildir ama maradona ne diyim artik 🙂 maradonada maradona iste 😀 ciksin amigo gibi takimini desteklesin puro ile felan kokain felan cekmiyor artik diyorlardi gitsin dedikodu yapsin surekli aguero sole messi bole diye onu ciddiye alip teknik direktorluk beklemek hata olur, hersey yanindaki adama yani 2. direktore bagli o cikarirsa cikarir bu takimi dunya kupasi finallerine.
29 Ekim 2008 04:38

Alfredo Di Stéfano dedi ki…
yanındaki adam Carlos Bilardo.arjantin geçmişi muhteşem olan bir TD.(2 dünya kupası finali oynatmak ve birini kazanmak).Maradona gibi bir adamın yerine onu başa geçirselerdi muhteşem olurdu.Maradonanın teknik ekipte olması Arjantin için büyük şanssızlık.

30 Ekim 2008 17:49

Gecenin İkisinde Program Yapılırsa…

Haziran 29, 2010, 12:15 am | Afrika 2010, Futbol, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Ahmet Çakar:”Maradona, Dünya Kupası’nın en önemli rengi şu anda. Hiç beklemediğim bir sıcaklık var kendisinde. Tıpkı bir anaokulu öğretmeni gibi. Yani o kadar ki gece futbolcuların üzerini örtüyorsa ya da susayana su getiriyorsa kesinlikle şaşırmam.”

Ziya Şengül: “O kadar da değil be hocam. Abartıyorsun”

A.Ç.:”Kesinlikle öyle, futbolcularıyla arasında çok sağlam, sarsılmaz bir ilişki olduğu apaçık ortada. Gözlerinden anlaşılıyor. Yani futbolcularıyla konuşuyor, parmak…..(bir an ne diyorum ben sessizliği), futbolcuların popolarına şöyle haydi koçum dercesine pıt pıt vuruyor. Yani dediğim gibi tam bir şefkat timsali oldu benim gözümde.

Serhat Ulueren: “Programı da bitirme vakti geldi gibi geliyor bana.”

29.06.2010 Telegol

Ziya Şengül tabiki kıs kıs gülüyor bu arada…

What the F…?

Haziran 27, 2010, 12:30 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Nooluyo Birader?
Bence Afrika 2010’un şu ana kadarki en güzel enstantanesi…

Tribün de Saha da Portakal

Haziran 22, 2010, 9:03 am | Afrika 2010, Futbol, La Liga kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dünya Kupası için hazırlanan yaratıcı reklam ve pazarlama fikirlerinden en beğendiğim bu oldu açıkçası. T-Shirtlerin iç tarafında Hollandalı futbolcuların resimleri işlenmiş. Gol sevinci yaşayan futbolcu misali taraftarlar T-shirtlerini kafalarına geçirdiklerinde hangi futbolcunun ürününü tercih etmişlerse bir anda o futbolcu oluveriyorlar 🙂 Oldukça eğlenceli bir fikir. Bir kaç yüz taraftarın aynı anda bu hareketi yaptığını düşünsenize, görsellik muazzam olur. Getafe’nin Burger King’le anlaşmasından sonra sahalarda ilk kez görülen bir uygulama, bence ülkemizde de uygulanabilirliği yüksek sembol futbolcular için.

(Khalil Al Ghamdi) Hakem mi Kalem Kıran Hakim mi?

Haziran 21, 2010, 8:38 pm | Afrika 2010, Futbol, hakem, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Şili 1-0 İsviçre

Bazı hakemler vardır maçta varlığı yokluğu belli olmaz, bazı hakemler de vardır ki illa maçta kameralar her dakika kendisini gösterecek. Denildiği gibi bir hakemden maç içerisinde çok bahsediliyorsa ya da sürekli düdük sesleri ile maç kesiliyorsa ya hakem sıkıntılı ya da futbolcular sıkıntılı demektir.

Şili- İsviçre maçında da yukarıdaki ikinci duruma benzeyen bir maç oldu. Daha 2. dakikada Şili’den Suazo’ya çıkan sarı kart maçın hakeminin şov yapacağının göstergesi oldu. Nitekim de ortalama sertlikte denilebilecek bir şekilde biten maçta 9 sarı 1 de kırmızı kart çıkarmayı başardı Gandi. Utanmasa koşan futbolcuya rüzgar yapıyorsun diyerek cezalandıracak gibiydi. Maçtaki tek olumlu hareketi Şili’li bir futbolcunun kendisini yere atmasıyla gösterdiği sarı kart oldu.

Gandi’nin maç performanslarına bir bakalım bir de:

2010 Dünya Kupası
Fransa- Meksika 6 sarı 0 kırmızı 1 penaltı
Şili- İsviçre 9 sarı 1 kırmızı

2010 Asya Şampiyonlar Ligi
Kawasaki-Melbourne 8 sarı 2 kırmızı
Beijing-Seongham 6 sarı 2 kırmızı
Shandong-Hiroshima 4 sarı 1 kırmızı
Shandong-Gamba 7 sarı 1 kırmızı

2010 Dünya Kupası Elemeleri
Katar-Sri Lanka 7 sarı 1 kırmızı
Yemen-Tayland 6 sarı 1 kırmızı
Japonya-Tayland 4 sarı 1 kırmızı
Avustralya-Katar 4 sarı 0 kırmızı 1 penaltı

Bahreyn-Katar 7 sarı 1 kırmızı
Özbekistan-Kore 6 sarı
Irak-Lübnan 3 sarı 0 kırmızı 2 penaltı

Eskilerden ise;
Brezilya-Belçika 2008 Olimpiyatları 6 sarı 2 kırmızı
Quadsia-Arbil Asya Şamp. Ligi 9 sarı 0 kırmızı 1 penaltı
Muharraq-Nejmeh Asya Şamp. Ligi 6 sarı 4 kırmızı 2 penaltı
UAE-Umman Asya Kupası 9 sarı 1 kırmızı

Daha örnek çok ama yeter. Hep hakemlerin olabildiğince maçın 11 e 11 devam etmesine çalışması lazım denir ama bu hakeme farklı birşey denmiş sanırım. Anlaşılan bu hakemin yönettiği maçlarda ya futbolcular birbirlerine kafa kol dalıyorlar ya da sayın Gandi’de bir sorun var. Ve yine anlaşılan o ki bundan sonra onun yöneteceği maçlarda futbolcuların bale ile futbol arası yeni bir spor ortaya çıkarmaları gerekiyor kart görmemeleri için. Acaba yönettiği takımın futbolcuları ya da teknik direktörleri farkında mı bu hakemin böyle cart cart kart çıkarttığını? Yeminle top oynayamıyor garibim futbolcular sahada…

Ayıp Ayıp!

Haziran 21, 2010, 3:58 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Sanki Arjantin’i gole boğmuşlar gibi seviniyorlar bir de utanmadan. Hele ki o Ronaldo, gol atacam diye bir tarafını yırtan adam Şekil örneği oldu adeta. Ayıptır ya, günahtır. Bu mudur futbol, dostluk, kardeşlik falan? Hele durun siz bakayım Koreliler kafayı çizip size de gelmesinler nükleerle, atom bombasıyla, kaşındınız ama Ronaldo efendi.

Büyüklerin Büyük Sorunları

Haziran 16, 2010, 9:35 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hem tatilde olmam hem de itiraf edeyim vaktimi sevdiklerimle geçirmeyi maçlara tercih etmem nedeniyle deli gibi bütün maçları izlemiyorum. Önceki senelerde olsa dakikasını kaçırmayacağım maçları bu sene seyretmek pek içimden gelmiyor. Onun yerine sevgilimle görüşmek, görüşemiyorsam msnden yazışmak, aileme vakit ayırmak çok daha çekici geliyor. Yaşlanıyor muyum yoksa farklılaşıyor muyum çözemedim 🙂 Ama böylesi daha güzel. E tabi böyle diye iyice kopmadık her şeyden. Fransa, İtalya, Portekiz ve Brezilya maçlarını takip etme imkanım oldu. 3 takımda da ciddi sorunlar olduğunu herkes gibi ben de gördüm. Bir kaç madde çıkardım, Euro 2008’de benzeri şeyleri yapardım her maç günü sonrası bu da Afrika 2010 için ilk olsun madem.

* Fransa’nın en büyük sorunu Domenech. Takımda hiç bir oyuncunun Teknik Direktörüne güveni olmadığı çok belli.
* Domenech kesinlikle Anelka’yı kullanmayı bilmiyor.
* Kaç turnuvadır olduğu gibi yine kendi bileklerini kesiyor Domenech ama yine kovamaz bu Fransız şansölyeleri efendiyi.

* İtalya’nın en büyük sorunu yıldız oyuncuları olmayışı artık. Bir Baggio, Del Piero, Totti gibi takımın sıkıştığı anda yüzünü çevireceği bir adamları yok.
* İtalya’nın ciddi bir santrafor sorunu var. Açıkçası en son Inzaghi-Vieri santrafor ikilisinden sonra verim alınabilen bir ikili, bırak ikiliyi tek bir adam bulamadılar. Büyük takımlarda büyük maçlar oynamış büyük bir santraforu kalmamış İtalyanların.
* Lippi takımı değiştirmeye, gençleştirmeye, yenilemeye çalışıyor olsa da senlerdir aynı adamların omzuna yığılmış bu düzene kolay kolay alışamamış yeni oyuncular. İşi çok zor yaşlı kurtun.
* Buffon’da ciddi bir motivasyon sorunu gözüküyor. Tamam sakat falan da eskisi gibi bakmıyor Gianluigi artık. Gerçekten çok üzüldüm onu böyle görmekten.
* Bu İtalya’ya mutlaka Pirlo gerek.

* Ronaldo kaç turnuvadır ortada yok. Yere göğe sığdırılamayan adam bu mudur. İdareten ayıp olmasın diye sahaya çıkmış gibi. Bir top da ona verseler yeridir. Varsa yoksa artistik hareket yapıp hakemle arkadaşlarıyla bağıraşacak.
* Deco ve Simao çok daha faydalı isimler Portekiz adına.
* Carvalho bugün Portekiz takımından çıksa yerine koyacak adamları yok.
* Çok sıradan bir takım haline gelmiş Portekiz. Scolari’nin mirası her mevkiide tükenmiş.

* Brezilya’yı Dunga takım yapmaya çalışırken fazlaca sıradanlaştırmış koca efsaneyi.
* Şu Brezilya’nın yıldızı Elano oldu. Galatasaray için oldukça iyi ama hem Dunga hem de Brezilya için çok kötü bir haber. 1 gol 1 asist yapan Elano’yu daha kolay elden çıkarma ihtimali kuvvetlendi Galatasaray’ın.
* Brezilya’nın o efsane sol kanadından geriye bir şey kalmamış yazık. Fenerli Andre Santos çok iş yaparmış bu Brezilya’da.
* Kaka’da ciddi bir konsantrasyon eksikliği gözüküyordu. Diğer 2 maçta bu Kaka Brezilya için el bombası olur.
* Robinho’dan hiç bir şey olmaz, Avrupa’da en fazla Fransa belki tekrar İspanya’da oynayabilir, ama bence Avrupa günleri bitmiş Rocbinho’nun. Şu Robinho’yu görünce gözler Ronaldinho’yu hatta Pato’yu arıyor.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.