>Yaşayan ve Yaşatan Efsane

Eylül 30, 2009, 11:30 pm | EPL, Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Hastasıyım, hayranıyım, saygı duyuyorum.

Yaşayan ve Yaşatan Efsane

Eylül 30, 2009, 11:30 pm | EPL, Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Hastasıyım, hayranıyım, saygı duyuyorum.

>Açılış Günü Onlar için Alelade Bir Gün

Eylül 30, 2009, 3:55 pm | NBA, Orlando Magic, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Anlamadım, yakıştıramadım, hayret ettim. Orlando Magic dün resmi olarak sezonu açtı ve hazırlık kampının başlangıcını yaptı. Şimdi böyle bir günde nasıl adamlar beklersiniz, tüm sezon boyu kullanılacak fotoğrafların çekildiği bu günde? Ben kendi adıma jilet gibi, traşını olmuş, parıl parıl adamlar beklerim. Ama Allah aşkına şu fotoğraflara şu umursamazlığa bir bakın. Milyonlarca dolara para demeyen bu adamların takımlarına ve taraftarına saygısı bu kadar mı yani? Hele hele Stan Van Gundy’e şu halini hiç ama hiç yakıştıramadım. Haydi onu da geçtim, kaç tane fotoğrafı var oyuncuların elimizde şu Vince Carter kadar mide kaldırıcı olanını görmedim, haydi maç günü olsa bir nebze laf etmeyecez sakallara da bu nedir! Ya arkadaş yuh be, kendine nasıl yakıştırıyorsun bunu!?! Adamı sevmezdim iyice böyle tiskindim. Ya güzelim Magic kimlere kaldı be arkadaş!

Açılış Günü Onlar için Alelade Bir Gün

Eylül 30, 2009, 3:55 pm | NBA, Orlando Magic, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 9 Yorum

Anlamadım, yakıştıramadım, hayret ettim. Orlando Magic dün resmi olarak sezonu açtı ve hazırlık kampının başlangıcını yaptı. Şimdi böyle bir günde nasıl adamlar beklersiniz, tüm sezon boyu kullanılacak fotoğrafların çekildiği bu günde? Ben kendi adıma jilet gibi, traşını olmuş, parıl parıl adamlar beklerim. Ama Allah aşkına şu fotoğraflara şu umursamazlığa bir bakın. Milyonlarca dolara para demeyen bu adamların takımlarına ve taraftarına saygısı bu kadar mı yani? Hele hele Stan Van Gundy’e şu halini hiç ama hiç yakıştıramadım. Haydi onu da geçtim, kaç tane fotoğrafı var oyuncuların elimizde şu Vince Carter kadar mide kaldırıcı olanını görmedim, haydi maç günü olsa bir nebze laf etmeyecez sakallara da bu nedir! Ya arkadaş yuh be, kendine nasıl yakıştırıyorsun bunu!?! Adamı sevmezdim iyice böyle tiskindim. Ya güzelim Magic kimlere kaldı be arkadaş!

>İyi ki Doğdun Frank Rijkaard

Eylül 30, 2009, 2:33 pm | frank rijkaard, Galatasaray, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Aynı çatı altında nice yaşlara…

İyi ki Doğdun Frank Rijkaard

Eylül 30, 2009, 2:33 pm | frank rijkaard, Galatasaray, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Aynı çatı altında nice yaşlara…

>YORUMSUZ

Eylül 30, 2009, 2:21 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

“Sheriff gerçekten çok zor bir ekip. Deplasmanda 1 puan alırsak güzel olur, 3 puan alırsak çok güzel olur.” Christoph Daum.

Sheriff- Fenerbahçe UEFA Avrupa Ligi maçı öncesi yapılan basın toplantısından…

YORUMSUZ

Eylül 30, 2009, 2:21 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
“Sheriff gerçekten çok zor bir ekip. Deplasmanda 1 puan alırsak güzel olur, 3 puan alırsak çok güzel olur.” Christoph Daum.

Sheriff- Fenerbahçe UEFA Avrupa Ligi maçı öncesi yapılan basın toplantısından…

>Sihir Katabilecekler mi?

Eylül 30, 2009, 10:22 am | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Vince Carter
Jason WilliamsMatt BarnesBrandon Bass
Ryan Anderson

Sihir Katabilecekler mi?

Eylül 30, 2009, 10:22 am | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Vince Carter
Jason WilliamsMatt BarnesBrandon Bass
Ryan Anderson

>Iverson & Co.

Eylül 29, 2009, 9:43 am | Memphis Grizzlies, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Iverson & Co.

Eylül 29, 2009, 9:43 am | Memphis Grizzlies, NBA kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

>Yeni İtalyan Aygırı Bir İspanyol: Alonso

Eylül 29, 2009, 9:18 am | Formula 1 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Fernando Alonso Ferrari’nin Raikonnen’in yerine seçtiği (o da Mclaren’e geri dönüyor) yeni sürücüsü oldu gelecek 3 sezon için, artık o Massa’nın yeni ekürisi. Şimdi bir açıklama yapsa Alonso da dese ki “Ben çocukluğumda da Ferrari’yi tutuyordum, hayallerimin takımına geldim. Hatta kolumu kessen sarı kırmızı akar kanım.” hoş olmaz mı…

Fotoğraf turkiyef1’den, ayrıca fake ve photoshop ürünüdür.

Yeni İtalyan Aygırı Bir İspanyol: Alonso

Eylül 29, 2009, 9:18 am | Formula 1 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Fernando Alonso Ferrari’nin Raikonnen’in yerine seçtiği (o da Mclaren’e geri dönüyor) yeni sürücüsü oldu gelecek 3 sezon için, artık o Massa’nın yeni ekürisi. Şimdi bir açıklama yapsa Alonso da dese ki “Ben çocukluğumda da Ferrari’yi tutuyordum, hayallerimin takımına geldim. Hatta kolumu kessen sarı kırmızı akar kanım.” hoş olmaz mı…

Fotoğraf turkiyef1’den, ayrıca fake ve photoshop ürünüdür.

>Okan Kaan Bayülgen

Eylül 28, 2009, 11:08 pm | Hayat, ozhano, tv kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Okan Bayülgen. Bundan 2-3 sene öncesine kadar sorulacak olsa nefretlik derecesinde anlatabilirdim içimde ona karşı olan düşüncelerimi; konuşma şekli, hareketleri, programında yaptıkları falan ne varsa hep ofsayt gelirdi bana. Ama ne olduysa adam evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra değişti. Adama bir durgunluk, bir dinginlik, bir ağırlık geldi. Bu gece yine bir programda vardı kendisi. Sorulan sorulara cevapları, konuşma stili vs. adama hayran kaldım. Hatta program biterken “değerli izleyenlerimize…” diye başlayan bir cümlesi vardı şaşırdım. Bu adam daha 2-3 sene öncesine kadar programına telefonla katılanları azarlayan bir adamdı. Bu adam hep böyle miydi de sırf marjinallik tv’de para ediyor diye mi bu zaman kadar şu anki halinin tam tersiydi demekten kendimi alamadım. Diğer bir seçenek de tabiki evlilik ve çocuk. Bayülgen acaba “Evlendik barklandık çoluk çocuk sahibi de olduk yamuk yumuk hareketler artık yakışmaz” deyip normal biri haline mi geldi? Neyse ne olduysa oldu ama bu Okan Bayülgen güzel oldu. Konuştukları daha bir değerli geliyor gibi oluyor o böyle olunca. Bu yolda devam eder, sapıtmaz gene inşallah.
Diğer yandan yeni sezona Kanal D’de Disko Kralı’nın yanında iki yeni program ile ekrana geliyor. Medyanın kralı ve Muhabbetin Kralı adında iki yeni program. Cumartesi gecesi Disko Kralı, Pazar gecesi Medyanın Kralı, pazar gecesi Muhabbetin Kralı. Kısacası Okan Bayülgen Kanal D’de krallığını ilan etti en sonunda. Anladığım kadarıyla Disko Kralı artık sabahlara kadar sürmeyecek, Disko Kralı’nın bir parçası olan Medya Arkası ve çok konuklu muhabbetler üç geceye yayılacak. Valla ne yalan söyleyeyim Disko Kralı’nda özellikle Hakkı Devrim’in muhabbetlerine bayılıyorum. Okan Bayülgen öyle böyleydi ama zekasına diyecek yok. İki zeka küpü bir araya gelince muhabbetler de doğal olarak çok güzel oluyor. Neyse Kanal D, bu sezon en büyük yatırımı Bayülgen’e yapmış görünüyor. Bayülgen de sağlam para alacaktır. Güle güle harcasın…

Okan Kaan Bayülgen

Eylül 28, 2009, 11:08 pm | Hayat, ozhano, tv kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Okan Bayülgen. Bundan 2-3 sene öncesine kadar sorulacak olsa nefretlik derecesinde anlatabilirdim içimde ona karşı olan düşüncelerimi; konuşma şekli, hareketleri, programında yaptıkları falan ne varsa hep ofsayt gelirdi bana. Ama ne olduysa adam evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra değişti. Adama bir durgunluk, bir dinginlik, bir ağırlık geldi. Bu gece yine bir programda vardı kendisi. Sorulan sorulara cevapları, konuşma stili vs. adama hayran kaldım. Hatta program biterken “değerli izleyenlerimize…” diye başlayan bir cümlesi vardı şaşırdım. Bu adam daha 2-3 sene öncesine kadar programına telefonla katılanları azarlayan bir adamdı. Bu adam hep böyle miydi de sırf marjinallik tv’de para ediyor diye mi bu zaman kadar şu anki halinin tam tersiydi demekten kendimi alamadım. Diğer bir seçenek de tabiki evlilik ve çocuk. Bayülgen acaba “Evlendik barklandık çoluk çocuk sahibi de olduk yamuk yumuk hareketler artık yakışmaz” deyip normal biri haline mi geldi? Neyse ne olduysa oldu ama bu Okan Bayülgen güzel oldu. Konuştukları daha bir değerli geliyor gibi oluyor o böyle olunca. Bu yolda devam eder, sapıtmaz gene inşallah.
Diğer yandan yeni sezona Kanal D’de Disko Kralı’nın yanında iki yeni program ile ekrana geliyor. Medyanın kralı ve Muhabbetin Kralı adında iki yeni program. Cumartesi gecesi Disko Kralı, Pazar gecesi Medyanın Kralı, pazar gecesi Muhabbetin Kralı. Kısacası Okan Bayülgen Kanal D’de krallığını ilan etti en sonunda. Anladığım kadarıyla Disko Kralı artık sabahlara kadar sürmeyecek, Disko Kralı’nın bir parçası olan Medya Arkası ve çok konuklu muhabbetler üç geceye yayılacak. Valla ne yalan söyleyeyim Disko Kralı’nda özellikle Hakkı Devrim’in muhabbetlerine bayılıyorum. Okan Bayülgen öyle böyleydi ama zekasına diyecek yok. İki zeka küpü bir araya gelince muhabbetler de doğal olarak çok güzel oluyor. Neyse Kanal D, bu sezon en büyük yatırımı Bayülgen’e yapmış görünüyor. Bayülgen de sağlam para alacaktır. Güle güle harcasın…

>Orlando Magic Salary Cap

Eylül 28, 2009, 4:37 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Sevgili Orlando Magic Severler’e sesleniyorum. Bu cap’in hali nedir Allah aşkına!?! O kadar lüks vergisini bu kadro için mi ödeyecek bu takım? Hadi bu seneyi geçtik gelecek seneki kontratlı oyunculara ve alacakları ücretler toplamına bakınca bir tuhaf oluyorum. Bazı isimlerin yanında yazan paralara ise inanamıyorum. Yakındır bir Magic yazısı gelecek ama şu tablo için söyleyecek sözü olan varsa buyursun bekliyorum…

Orlando Magic Salary Cap

Eylül 28, 2009, 4:37 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Sevgili Orlando Magic Severler’e sesleniyorum. Bu cap’in hali nedir Allah aşkına!?! O kadar lüks vergisini bu kadro için mi ödeyecek bu takım? Hadi bu seneyi geçtik gelecek seneki kontratlı oyunculara ve alacakları ücretler toplamına bakınca bir tuhaf oluyorum. Bazı isimlerin yanında yazan paralara ise inanamıyorum. Yakındır bir Magic yazısı gelecek ama şu tablo için söyleyecek sözü olan varsa buyursun bekliyorum…

>Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

Eylül 28, 2009, 9:50 am | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, tatil, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.” İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin “kolunu” kesmeye geldi…

Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

Eylül 28, 2009, 9:50 am | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, tatil, TSL kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.” İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin “kolunu” kesmeye geldi…

>Çalımbay’ın Cesareti

Eylül 27, 2009, 8:01 pm | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu maça kadar Eskişehirspor’u uzun uzadıya izleyememiştim. Bu maç bana geride kalan 6 haftada yakaladıkları başarının sebebini gösterdi. Tabii ki bakış açısı benim katılan olur olmaz bu başarı tamamen Çalımbay’ın cesareti. Şu an Türkiye Ligi’nde aynı anda 4 golcü, başka bir değişle santraforla aynı anda sahaya çıkan 2. bir takım yok. Aynı anda rakip ceza sahasına gömülen Ümit Karan, Youla, M. Yılmaz, Burak rakibin top yapmasını engelliyorlar, en azından şu ana kadar oynadıkları takımlara karşı böyle. TSL’de bu 4 oyuncunun ileride olmasından faydalanıp defans ve forvet arasında oluşan boşluğu akıllıca ve oldukça verimli kullanacak ciddi bir takım yok. Galatasaray bu açıdan kaliteli isimleri ve topla çabuk oyunla ön plana çıkmış durumda. Kısaca Çalımbay’ın cesaretle oynattığı 4 santraforlu kaos hücumu bir çok takıma karşı iş görse de, orta sahayı çabuk geçebilecek kalitede takımlara karşı pek iş görmeyecektir. Galatasaray tek santrafor artı 3 hücum oyuncusuyla oynadığı için takım savunmasını dengeli kurabilirken Eskişehir bunu yapamadığı için devamlı kontrada ve az adamla yakalandı örneğin maç boyunca. Bu oyun tarzı ile Eskişehir belki 5.-7. sıralar arası yer bulur ama daha yukarılara çıkması dirençli bir orta saha yapısı oluşturmadan çok ama çok zor.

Maç Sonu ekleme: Bu yazıyı devre arasında yazmıştım. Galatasaray’ın böylesi oyun konsantrasyonunu kaybedeceğini düşünmüyordum, ötesinde Rijkaard’ın risk almaya yanaşmaması çok şaşırttı beni. Tipik bir kaos golü daha bulduktan sonra Burak, Youla ve Ümit’i oyundan çıkarıp orta saha direncini arttırması ve gerçekçi oyun yapısına dönmesi Çalımbay’a 1 puanı getirdi. Bu iki oyun arasında bir denge bulursa 3-4. sıralar arasını zorlayabilir Eskişehir ama 4 santraforla oynamaktan vaz geçmek şart bence.

Çalımbay’ın Cesareti

Eylül 27, 2009, 8:01 pm | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Bu maça kadar Eskişehirspor’u uzun uzadıya izleyememiştim. Bu maç bana geride kalan 6 haftada yakaladıkları başarının sebebini gösterdi. Tabii ki bakış açısı benim katılan olur olmaz bu başarı tamamen Çalımbay’ın cesareti. Şu an Türkiye Ligi’nde aynı anda 4 golcü, başka bir değişle santraforla aynı anda sahaya çıkan 2. bir takım yok. Aynı anda rakip ceza sahasına gömülen Ümit Karan, Youla, M. Yılmaz, Burak rakibin top yapmasını engelliyorlar, en azından şu ana kadar oynadıkları takımlara karşı böyle. TSL’de bu 4 oyuncunun ileride olmasından faydalanıp defans ve forvet arasında oluşan boşluğu akıllıca ve oldukça verimli kullanacak ciddi bir takım yok. Galatasaray bu açıdan kaliteli isimleri ve topla çabuk oyunla ön plana çıkmış durumda. Kısaca Çalımbay’ın cesaretle oynattığı 4 santraforlu kaos hücumu bir çok takıma karşı iş görse de, orta sahayı çabuk geçebilecek kalitede takımlara karşı pek iş görmeyecektir. Galatasaray tek santrafor artı 3 hücum oyuncusuyla oynadığı için takım savunmasını dengeli kurabilirken Eskişehir bunu yapamadığı için devamlı kontrada ve az adamla yakalandı örneğin maç boyunca. Bu oyun tarzı ile Eskişehir belki 5.-7. sıralar arası yer bulur ama daha yukarılara çıkması dirençli bir orta saha yapısı oluşturmadan çok ama çok zor.

Maç Sonu ekleme: Bu yazıyı devre arasında yazmıştım. Galatasaray’ın böylesi oyun konsantrasyonunu kaybedeceğini düşünmüyordum, ötesinde Rijkaard’ın risk almaya yanaşmaması çok şaşırttı beni. Tipik bir kaos golü daha bulduktan sonra Burak, Youla ve Ümit’i oyundan çıkarıp orta saha direncini arttırması ve gerçekçi oyun yapısına dönmesi Çalımbay’a 1 puanı getirdi. Bu iki oyun arasında bir denge bulursa 3-4. sıralar arasını zorlayabilir Eskişehir ama 4 santraforla oynamaktan vaz geçmek şart bence.

>Alpaslan Dikmen

Eylül 27, 2009, 12:44 pm | üzüntü, Galatasaray, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Alpaslan Dikmen

Eylül 27, 2009, 12:44 pm | üzüntü, Galatasaray, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Gol Rekoru Kime Ait?

Eylül 27, 2009, 11:10 am | Blog, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Son derece güzel bir yazı olmuş. ultras/movement blogunda bir private sozluk yazarının yazısı yayınlanmış ve delilleriyle, ispatıyla Türkiye Ligi’nin gol rekoru konusu irdelenmiş. Kendi adıma çok hoşuma gitti, okumanızı tavsiye ederim.

Yazıya buradan geçebilirsiniz.

Gol Rekoru Kime Ait?

Eylül 27, 2009, 11:10 am | Blog, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Son derece güzel bir yazı olmuş. ultras/movement blogunda bir private sozluk yazarının yazısı yayınlanmış ve delilleriyle, ispatıyla Türkiye Ligi’nin gol rekoru konusu irdelenmiş. Kendi adıma çok hoşuma gitti, okumanızı tavsiye ederim.

Yazıya buradan geçebilirsiniz.

>İşte golcü…

Eylül 27, 2009, 12:32 am | Futbol, La Liga, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Spain Soccer La Liga
Öncelikle kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Bir post evvel, Higuain bu adamı kesemez canım demiştim. Attığı goller ve oynadığı oyunla beni haklı çıkardığı için. İlk yarıda biraz sönük bir oyun sergiledi. Bu onun suçu değil, Pellegrini’nin oynattığı oyundan kaynaklandı. İkinci yarıda Guti ve Kaka değişiklikleri oyuna hız ve Real Madrid’e atak gücü getirince Benzema girdiği pozisyonları hemen değerlendirdi. Önce bir yan toptan kafa golüyle perdeyi açtı (klişeleri severiz!) sonra da defansından gelen uzun topu takip etti. Tenerife defansı topu sektirince, hızı ve gücüyle rakibinden topu kaparak kaleciyle karşı karşıya kaldı ve topu ağlara gönderdi. Sonrasında bir de hat-trick yapıyordu ama top direğin yanından geçti gitti. Sanırım son golde de Kaka’ya gol pasını o verdi. O vermediyse bile atağın içinde aktifti, golde katkısı vardı.

Benzema, Higuain’i kesebileceğini gösterdi. Bence kesti bile. Arjantinli geçen yıl Nistelrooy’un yokluğunda, çift forvet oynayan takımda kendine yer buluyordu. Robben önderliğinde bol pozisyon üretebilen Real Madrid’de gol bulabiliyordu. Geçen yıl o yüzden iyi gözüktü bol gol atabildi. Çok da kaçırmıştı. Bu yıl Gonzalo iyi bir yedek olur. Rotasyonun en mühim isimleri arasında yer alır… Benzema, Zidane’dan sonra (zaman olarak) gelen en iyi Fransız olur takımda…

İşte golcü…

Eylül 27, 2009, 12:32 am | Futbol, La Liga, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Spain Soccer La Liga
Öncelikle kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Bir post evvel, Higuain bu adamı kesemez canım demiştim. Attığı goller ve oynadığı oyunla beni haklı çıkardığı için. İlk yarıda biraz sönük bir oyun sergiledi. Bu onun suçu değil, Pellegrini’nin oynattığı oyundan kaynaklandı. İkinci yarıda Guti ve Kaka değişiklikleri oyuna hız ve Real Madrid’e atak gücü getirince Benzema girdiği pozisyonları hemen değerlendirdi. Önce bir yan toptan kafa golüyle perdeyi açtı (klişeleri severiz!) sonra da defansından gelen uzun topu takip etti. Tenerife defansı topu sektirince, hızı ve gücüyle rakibinden topu kaparak kaleciyle karşı karşıya kaldı ve topu ağlara gönderdi. Sonrasında bir de hat-trick yapıyordu ama top direğin yanından geçti gitti. Sanırım son golde de Kaka’ya gol pasını o verdi. O vermediyse bile atağın içinde aktifti, golde katkısı vardı.

Benzema, Higuain’i kesebileceğini gösterdi. Bence kesti bile. Arjantinli geçen yıl Nistelrooy’un yokluğunda, çift forvet oynayan takımda kendine yer buluyordu. Robben önderliğinde bol pozisyon üretebilen Real Madrid’de gol bulabiliyordu. Geçen yıl o yüzden iyi gözüktü bol gol atabildi. Çok da kaçırmıştı. Bu yıl Gonzalo iyi bir yedek olur. Rotasyonun en mühim isimleri arasında yer alır… Benzema, Zidane’dan sonra (zaman olarak) gelen en iyi Fransız olur takımda…

>Türbülent Türbülansa Girdi

Eylül 26, 2009, 11:52 pm | Futbol, ozhano, sivasspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Ne oluyor böyle Bülent Hoca?
İstanbul B.B. Spor da 90+2 de golü atıp Sivas’ı iyice türbülansın içine soktu. Tamam sakatlıklar oldukça fazla, geçen seneki oyuncularının çoğu satıldı, yerine aldıkların da fos çıktı. Ama şu Diyarbakır gibi parasız bir kulübün yaptıklarını görünce şaşırıp kalıyorum halinize. Demekki Türbülent falan lakırtıdan ibaretmiş. Olay iyi oyuncularda, yakalanan iyi havada gizliymiş. Yoksa Türbülent’ten kastedilen bu muydu?
Ben yine de ilk onda olacağını düşünüyorum bu takımın. Ancak özellikle Mehmet Yıldız döndüğünde eskisi gibi olmazsa aman aman aman…

Türbülent Türbülansa Girdi

Eylül 26, 2009, 11:52 pm | Futbol, ozhano, sivasspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Ne oluyor böyle Bülent Hoca?
İstanbul B.B. Spor da 90+2 de golü atıp Sivas’ı iyice türbülansın içine soktu. Tamam sakatlıklar oldukça fazla, geçen seneki oyuncularının çoğu satıldı, yerine aldıkların da fos çıktı. Ama şu Diyarbakır gibi parasız bir kulübün yaptıklarını görünce şaşırıp kalıyorum halinize. Demekki Türbülent falan lakırtıdan ibaretmiş. Olay iyi oyuncularda, yakalanan iyi havada gizliymiş. Yoksa Türbülent’ten kastedilen bu muydu?
Ben yine de ilk onda olacağını düşünüyorum bu takımın. Ancak özellikle Mehmet Yıldız döndüğünde eskisi gibi olmazsa aman aman aman…

>Henry’ye Twitter nazarı!!!

Eylül 26, 2009, 11:32 pm | Futbol, twitter, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>henry-twit

Twitter manyaklığım son bir ay artmış durumda. Ocaktan beri kullanmama karşın pek aktif değildim bu alemde. Bir program sayesinde masaüstümden takip edebilir oldum işte her şey o zaman oldu. Usain Bolt’u, Kim Clijsters’i, Engin Atsür’ü falan takip ediyorum deli miyim neyim!? Henry de takip ettiklerimden… Bir kaç gün önce bir iletisi göründü masaüstümde. “Gol orucumu Malaga maçında bozacağım” diyordu. “Vay” dedim “bir posta atarım artık” dedim ben de bloguma… Kısmet olmadı. Maç öncesi gün ortasında pıt pıt twitleri göründü yine masaüstümde. Aha dedim bunlar da bloga konu olur vıdı vıdı konuştum kendimce ama olmadı yine vakit bulup koyamadık. Maçı izlemeye başladım baktım ilk 11’de en uçtaki adam. “Kesin gol atar, ben de o zaman yazarım bunları” dedim. İzliyorum efsane 14 numarayı taşıyan Fransız’ı. 20. dakika ile 30. dakikalar arası mıydı neydi. Messi soldan pres yapıp kaptığı topu içeri ve ileri çapraz ortaladı. Henry ayağını uzattı topa değemedi. Top onu geçince arkadaki genç oyuncu Pedro tamamlamak istediyse de buna muvaffak olamadı. Atak bitince kameralar Henry’yi gösteriyordu. Tecrübeli golcü sol kasığını tutuyordu eliyle. Hafif tempoda koşarken zorlandığı belli oluyordu. Kenarda Zlatan belirdi. Isınıyordu. Henry yavaş adımlarla kenara geldi. Üzgündü. Gol atamadı. Twitter’daki iletiler boşa gitti. Durduk yere kendi kendine nazar değdirdi adam!

Bu satırları yazarken cevap attım son iletisine. Üzüldüm diye… Bakalım ne diyecek… =)

Henry’ye Twitter nazarı!!!

Eylül 26, 2009, 11:32 pm | Futbol, twitter, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

henry-twit

Twitter manyaklığım son bir ay artmış durumda. Ocaktan beri kullanmama karşın pek aktif değildim bu alemde. Bir program sayesinde masaüstümden takip edebilir oldum işte her şey o zaman oldu. Usain Bolt’u, Kim Clijsters’i, Engin Atsür’ü falan takip ediyorum deli miyim neyim!? Henry de takip ettiklerimden… Bir kaç gün önce bir iletisi göründü masaüstümde. “Gol orucumu Malaga maçında bozacağım” diyordu. “Vay” dedim “bir posta atarım artık” dedim ben de bloguma… Kısmet olmadı. Maç öncesi gün ortasında pıt pıt twitleri göründü yine masaüstümde. Aha dedim bunlar da bloga konu olur vıdı vıdı konuştum kendimce ama olmadı yine vakit bulup koyamadık. Maçı izlemeye başladım baktım ilk 11’de en uçtaki adam. “Kesin gol atar, ben de o zaman yazarım bunları” dedim. İzliyorum efsane 14 numarayı taşıyan Fransız’ı. 20. dakika ile 30. dakikalar arası mıydı neydi. Messi soldan pres yapıp kaptığı topu içeri ve ileri çapraz ortaladı. Henry ayağını uzattı topa değemedi. Top onu geçince arkadaki genç oyuncu Pedro tamamlamak istediyse de buna muvaffak olamadı. Atak bitince kameralar Henry’yi gösteriyordu. Tecrübeli golcü sol kasığını tutuyordu eliyle. Hafif tempoda koşarken zorlandığı belli oluyordu. Kenarda Zlatan belirdi. Isınıyordu. Henry yavaş adımlarla kenara geldi. Üzgündü. Gol atamadı. Twitter’daki iletiler boşa gitti. Durduk yere kendi kendine nazar değdirdi adam!

Bu satırları yazarken cevap attım son iletisine. Üzüldüm diye… Bakalım ne diyecek… =)

>Ben Fener’in Hocası Olsam

Eylül 26, 2009, 7:35 pm | Fenerbahçe, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Antalya – FB maçını izlerken uzun zamandır aklımda olan konu tekrar rahatsız etti beni. Fenerbahçe’nin kadro yapısı bence Daum’un oynatmaya çalıştığı sisteme çok da uygun adamlardan oluşmuyor. Kanatlar üzerinden oynamaktansa göbekten gelip oyunu daha ziyade rakibin yarı sahasına yıkacak ve kanat beklerini oyuna soksa çok daha başarılı olabilecek bir kadro. Bu kadro yapı itibariyle UEFA’yı kazanan Galatasaray’ı andırıyor bana. O takımda ortada göbekte sağlam kesicilik yapan ve top kendilerindeyken o topu çok da iyi kullanan adamlar vardı. Oyun sağa döndüyse sağa yatarlar, sola döndüyse sola yatarlardı. Okan – Suat – Ü.Davala – Emre 4’lüsünden 3ü oynar, daha önce Tugay da bunların arasındaydı, önlerinde Hagi serbest adam, en ileride de devamlı gezen ve rakibi yıpratan Hakan-Arif ikilisi forma bulurdu.

Şimdi bugünkü Fenerbahçe’ye bakalım sağ kanattaki tek adam forvetten kırma Colin Kazım, sol kanatta aslında bir sol bek olan Andre Santos, yedeğinde Uğur Boral ki son derece istikrarsız bir adam. Üstelik saydığımız bu 3 isim de orta saha olarak oynarken geriye dönme işini lalettayn yapan adamlar. Örneğin benim Brezilya Milli Takımı’nda ve Ligi’nde izlediğim Andre Santos lokomotif gibi adamdı. Fener’de neredeyse hiç savunmayı düşünmez bir yapıda. Sağ kanada M.Topuz yazılabilir ama o da orta sahadan kırma. Netice itibariyle Fenerbahçe’nin elinde orta sahada kanatta oynayıp yapması gerekenleri layıkıyla yapabilecek natürel sol ve sağ kanat adamları yok. Ancak o bahsettiğimiz GS kültüründen gelen Emre, çok koşan, iyi servis yapan, iyi şutlar çıkarabilen ve defansa yardımı bilen M.Topuz, her halinden iyi bir defansif orta saha olduğu anlaşılan Christian’dan oluşan 3lü ve göbeği parsellemiş bir orta saha düşündüğümde Fenerbahçe’yi daha iyi bir takım gibi görüyorum.

Defansta solda Andre Santos, sağda her zamanki gibi G.Gönül, göbekte Bilica-Lugano. Orta Saha Emre-Christian-M.Topuz, önlerinde serbest adam Alex. Forvette dolaşan ve hareketli ikili Güiza-Semih. Hem Semih devamlı oynamış olur hem daha çok pozisyon bulur Fener hem de sıklıkla olduğu üzere orta saha defans arasında derin boşluklar oluşmaz, kolay kolay kontra yemezler. Bu formatta Fenerbahçe oyunu 70 metre yerine 45-50 metrede oynayıp artan pres gücüyle şok golleri de sıklıkla bulabilir. FB’nin bulduğu gollerin çoğunun duran toplardan ya da bariz savunma hatalarından geldiğini düşününce sanki bu formatta hem Türkiye’de hem de Avrupa’da daha verimli ve göze hoş gelen futbol oynayan bir FB görürüz diye düşünüyorum.

Ha soran olabilir “Arkadaş sen GS’li değil misin sana ne Fener’den?”. Vereceğim cevap da bellidir “Ben sporseverim, takımsever bir renk körü değil.”

Tüm sporseverlere saygıyla…

Ben Fener’in Hocası Olsam

Eylül 26, 2009, 7:35 pm | Fenerbahçe, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Antalya – FB maçını izlerken uzun zamandır aklımda olan konu tekrar rahatsız etti beni. Fenerbahçe’nin kadro yapısı bence Daum’un oynatmaya çalıştığı sisteme çok da uygun adamlardan oluşmuyor. Kanatlar üzerinden oynamaktansa göbekten gelip oyunu daha ziyade rakibin yarı sahasına yıkacak ve kanat beklerini oyuna soksa çok daha başarılı olabilecek bir kadro. Bu kadro yapı itibariyle UEFA’yı kazanan Galatasaray’ı andırıyor bana. O takımda ortada göbekte sağlam kesicilik yapan ve top kendilerindeyken o topu çok da iyi kullanan adamlar vardı. Oyun sağa döndüyse sağa yatarlar, sola döndüyse sola yatarlardı. Okan – Suat – Ü.Davala – Emre 4’lüsünden 3ü oynar, daha önce Tugay da bunların arasındaydı, önlerinde Hagi serbest adam, en ileride de devamlı gezen ve rakibi yıpratan Hakan-Arif ikilisi forma bulurdu.

Şimdi bugünkü Fenerbahçe’ye bakalım sağ kanattaki tek adam forvetten kırma Colin Kazım, sol kanatta aslında bir sol bek olan Andre Santos, yedeğinde Uğur Boral ki son derece istikrarsız bir adam. Üstelik saydığımız bu 3 isim de orta saha olarak oynarken geriye dönme işini lalettayn yapan adamlar. Örneğin benim Brezilya Milli Takımı’nda ve Ligi’nde izlediğim Andre Santos lokomotif gibi adamdı. Fener’de neredeyse hiç savunmayı düşünmez bir yapıda. Sağ kanada M.Topuz yazılabilir ama o da orta sahadan kırma. Netice itibariyle Fenerbahçe’nin elinde orta sahada kanatta oynayıp yapması gerekenleri layıkıyla yapabilecek natürel sol ve sağ kanat adamları yok. Ancak o bahsettiğimiz GS kültüründen gelen Emre, çok koşan, iyi servis yapan, iyi şutlar çıkarabilen ve defansa yardımı bilen M.Topuz, her halinden iyi bir defansif orta saha olduğu anlaşılan Christian’dan oluşan 3lü ve göbeği parsellemiş bir orta saha düşündüğümde Fenerbahçe’yi daha iyi bir takım gibi görüyorum.

Defansta solda Andre Santos, sağda her zamanki gibi G.Gönül, göbekte Bilica-Lugano. Orta Saha Emre-Christian-M.Topuz, önlerinde serbest adam Alex. Forvette dolaşan ve hareketli ikili Güiza-Semih. Hem Semih devamlı oynamış olur hem daha çok pozisyon bulur Fener hem de sıklıkla olduğu üzere orta saha defans arasında derin boşluklar oluşmaz, kolay kolay kontra yemezler. Bu formatta Fenerbahçe oyunu 70 metre yerine 45-50 metrede oynayıp artan pres gücüyle şok golleri de sıklıkla bulabilir. FB’nin bulduğu gollerin çoğunun duran toplardan ya da bariz savunma hatalarından geldiğini düşününce sanki bu formatta hem Türkiye’de hem de Avrupa’da daha verimli ve göze hoş gelen futbol oynayan bir FB görürüz diye düşünüyorum.

Ha soran olabilir “Arkadaş sen GS’li değil misin sana ne Fener’den?”. Vereceğim cevap da bellidir “Ben sporseverim, takımsever bir renk körü değil.”

Tüm sporseverlere saygıyla…

>Galatasaray-Sturm Graz Maçı Yine TNT’de

Eylül 26, 2009, 12:27 am | canlı yayın, ozhano, tv, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Tarih: 1 Ekim Perşembe
Saat: 22.00
Stad: Ali Sami Yen Stadyumu
Kanal: TNT

TNT’yi ya normal antenle karasal yayından ya da uydu anteni (Türksat 2A-42 Doğu 11.804 MHz Dikey 24444 Msym/s, 5/6) kablolu yayın S31, D-Smart 21. Kanal’dan izleyebilirsiniz.

1 Ekim tarihli TNT Yayın Akışı Linki Burada.
UEFA Avrupa Ligi’nde iç sahadaki maçlar D-Smart’tan deplasman maçları ise Doğan’ın şifresiz kanallarının birinden yayınlanacak diye biliyordum ama iç saha maçımız yine TNT’de. Güzel bir sürpriz oldu. Tabi Aydın Doğan’ın ne yapacağı belli de olmaz. Son anda bir karar değişikliği ile o da bize bir sürpriz yapabilir. Ama şu an için açıklanan bu…

Galatasaray-Sturm Graz Maçı Yine TNT’de

Eylül 26, 2009, 12:27 am | canlı yayın, ozhano, tv, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tarih: 1 Ekim Perşembe
Saat: 22.00
Stad: Ali Sami Yen Stadyumu
Kanal: TNT

TNT’yi ya normal antenle karasal yayından ya da uydu anteni (Türksat 2A-42 Doğu 11.804 MHz Dikey 24444 Msym/s, 5/6) kablolu yayın S31, D-Smart 21. Kanal’dan izleyebilirsiniz.

1 Ekim tarihli TNT Yayın Akışı Linki Burada.
UEFA Avrupa Ligi’nde iç sahadaki maçlar D-Smart’tan deplasman maçları ise Doğan’ın şifresiz kanallarının birinden yayınlanacak diye biliyordum ama iç saha maçımız yine TNT’de. Güzel bir sürpriz oldu. Tabi Aydın Doğan’ın ne yapacağı belli de olmaz. Son anda bir karar değişikliği ile o da bize bir sürpriz yapabilir. Ama şu an için açıklanan bu…

>Vefalıysanız Yapacağınız Bir İş Daha Var…

Eylül 25, 2009, 10:48 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Tobias Linderoth: 2007 de Kopenhag’dan 3 milyon euro karsiliginda transfer edildi. Ligde 2007-2008 de 7, 2008-2009 da 2 maca cıktı; Avrupa’da ise 8 maça cıktı. Toplam 17 maç. Yıllık 1 milyon euro aliyor. Yaşı şu anda 31. Devamlı taraftara borcundan bahsediyor ama nasilsa bir turlu iyileşemiyor. Kulüp yönetimi hicbir zaman bu oyuncuyu bırakmayı düşünmedi. Tabi bunun icinde Galatasaray’dayken sakatlanmasi da etkili. Ne varki Galatasaray hicbir futbolcuya bedavadan para verecek kadar zengin degil.

Ugur Ucar: Altyapıdan A takıma çıkıp bir Konyaspor maçında diz kapaginin kırılmasi ile futbol hayati az kalsın son buluyordu. Ama kulüp yönetimi hicbir zaman onun arkasından ayrılmadı. Neredeyse 1,5 yıl top oynamadı ama yönetim tebrik edilesi bir hareketle onun geri dönmesi icin gerekli ne varsa yaptırdı. Ugur’un kafasini rahatlatmak icin de sözlesmesini de uzatti. Daha ne olsun…

Serkan Calık: Halen daha sakat. Ne zaman döneceği de belli değil. Ama onun da sözleşmesi uzatıldı. İnsallah en kısa zamanda döner.

Semih Kaya: Defanstaki bu eksiklikleri görünce kahrolmamasi elde degil. Sakatlanmasa kesin A takimin 11 inde olacaktı. Ama o da sakatlık illetinden kurtulamadı. Buna rağmen yönetim onunda sozlesmesini uzattı.

Diger yandan;

Hakan Sukur: Galatasaray’in Metin Oktay’dan sonraki en önemli golcüsü. Fakat futbolu birakirken Galatasaray yönetiminin kendisine olan tavri, jubile yapilmamasi vs. gibi ona yapilan haksızlıklar hicbir Galatasaraylının içine sinmedi. Kuluple ilgili yaptigi bazi aciklamalar zaman zaman taraftari kizdirdi ama sanirim kimse onun Galatasarayliligini tartismaz. Halen daha bütün taraftarlar onun adina bir jubilenin yapilmasini yönetimden arzu ediyor.

Gheorge Hagi: Galatasaray tarihinin bastan tekrar yazilmasini ya da Derwall”den itibaren olan ilerlemenin bir sonuca ulasmasina etki eden en önemli futbolcu. Ona da kulüp olarak bir jubilenin cok gorulmesi taraftarin yüregini burkmustur.

Bülent Korkmaz, Ümit Davala: Kafası yarılıp, kolu cıkıp kim bilir kaç maçı bitirdi büyük kaptan. Kulüp yönetimlerinin ve t.d. lerinin kendisine yaptığı onca yanlışa rağmen Galatasaray’ın en zor zamanında, basarılı olamayacagi tamamen aşikarken hic düşünmeden takımın başına t.d. olarak geçti. Belki de geliştirmeye calıştığı kariyeri bu seçimi ile tamamen bitti. Ama o bunun muhasebesini yapmadı ancak nedendir bilinmez ona da bir jübile bile çok görüldü. Aynı şey Ümit Davala için de geçerli idi. Milli takımın yardımcı antrenörlerinden biri olarak kariyerinde bir yerlere gelebilecekken kulüp kendisine gel deyince hiç düşünmeden o görevinden ayrılıp Skibbe’nin yardımcısı oldu. Ne var ki bir süre sonra kulüp yönetimi Skibbe’nin gidişine zemin hazırlamak için onun kellesini almaktan cekinmedi ve onun da t.d. kariyerini yerle bir etti.

Hakan Ünsal, Ergün Penbe, Arif Erdem, Hasan Şaş: Galatasaray’ın altın çağını yaşarken bu yoldaki en önemli asker oyunculardı. Fakat kulüp yönetimi bu oyunculara da jübileyi çok gördü.

Yönetimin sakat oyuncularımızdan Linderoth haricinde olanların hepsinde hareketleri doğru bana göre. Linderoth artık kabak tadı verdi. Tamam 1 oldu 2 oldu ama olmayacak bu futbolcu belli birşey. 31 yasindaki bir oyuncudan bundan sonra beklenti ne ki? Ya da ne kadar iyi olabilir ki? Neyse, şimdi Adnan Polat yönetiminden beklediğim en önemli şey: Herkesin tüm egolarindan arınıp jübilesi yapılmamış ya da yapılamamış, bize Türkiye’de hiçbir kulübün yaşamadığı sevinçleri yaşatan oyuncularımızı her ne şekilde yapacaksa ikna edip bir araya toplamak ve güzel bir jübile maçı düzenlemek. O maç eğer gerçekleştirilebilirse ASY nasıl dolar nasıl inler Nevizade geceleri ile ya da 4 sene üstüste şampiyon olduk tezahüratlarıyla hayali bile muhteşem ki gerçekleşirse ne olur?

Çok mu hayalciyim acaba?

Vefalıysanız Yapacağınız Bir İş Daha Var…

Eylül 25, 2009, 10:48 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum
Tobias Linderoth: 2007 de Kopenhag’dan 3 milyon euro karsiliginda transfer edildi. Ligde 2007-2008 de 7, 2008-2009 da 2 maca cıktı; Avrupa’da ise 8 maça cıktı. Toplam 17 maç. Yıllık 1 milyon euro aliyor. Yaşı şu anda 31. Devamlı taraftara borcundan bahsediyor ama nasilsa bir turlu iyileşemiyor. Kulüp yönetimi hicbir zaman bu oyuncuyu bırakmayı düşünmedi. Tabi bunun icinde Galatasaray’dayken sakatlanmasi da etkili. Ne varki Galatasaray hicbir futbolcuya bedavadan para verecek kadar zengin degil.

Ugur Ucar: Altyapıdan A takıma çıkıp bir Konyaspor maçında diz kapaginin kırılmasi ile futbol hayati az kalsın son buluyordu. Ama kulüp yönetimi hicbir zaman onun arkasından ayrılmadı. Neredeyse 1,5 yıl top oynamadı ama yönetim tebrik edilesi bir hareketle onun geri dönmesi icin gerekli ne varsa yaptırdı. Ugur’un kafasini rahatlatmak icin de sözlesmesini de uzatti. Daha ne olsun…

Serkan Calık: Halen daha sakat. Ne zaman döneceği de belli değil. Ama onun da sözleşmesi uzatıldı. İnsallah en kısa zamanda döner.

Semih Kaya: Defanstaki bu eksiklikleri görünce kahrolmamasi elde degil. Sakatlanmasa kesin A takimin 11 inde olacaktı. Ama o da sakatlık illetinden kurtulamadı. Buna rağmen yönetim onunda sozlesmesini uzattı.

Diger yandan;

Hakan Sukur: Galatasaray’in Metin Oktay’dan sonraki en önemli golcüsü. Fakat futbolu birakirken Galatasaray yönetiminin kendisine olan tavri, jubile yapilmamasi vs. gibi ona yapilan haksızlıklar hicbir Galatasaraylının içine sinmedi. Kuluple ilgili yaptigi bazi aciklamalar zaman zaman taraftari kizdirdi ama sanirim kimse onun Galatasarayliligini tartismaz. Halen daha bütün taraftarlar onun adina bir jubilenin yapilmasini yönetimden arzu ediyor.

Gheorge Hagi: Galatasaray tarihinin bastan tekrar yazilmasini ya da Derwall”den itibaren olan ilerlemenin bir sonuca ulasmasina etki eden en önemli futbolcu. Ona da kulüp olarak bir jubilenin cok gorulmesi taraftarin yüregini burkmustur.

Bülent Korkmaz, Ümit Davala: Kafası yarılıp, kolu cıkıp kim bilir kaç maçı bitirdi büyük kaptan. Kulüp yönetimlerinin ve t.d. lerinin kendisine yaptığı onca yanlışa rağmen Galatasaray’ın en zor zamanında, basarılı olamayacagi tamamen aşikarken hic düşünmeden takımın başına t.d. olarak geçti. Belki de geliştirmeye calıştığı kariyeri bu seçimi ile tamamen bitti. Ama o bunun muhasebesini yapmadı ancak nedendir bilinmez ona da bir jübile bile çok görüldü. Aynı şey Ümit Davala için de geçerli idi. Milli takımın yardımcı antrenörlerinden biri olarak kariyerinde bir yerlere gelebilecekken kulüp kendisine gel deyince hiç düşünmeden o görevinden ayrılıp Skibbe’nin yardımcısı oldu. Ne var ki bir süre sonra kulüp yönetimi Skibbe’nin gidişine zemin hazırlamak için onun kellesini almaktan cekinmedi ve onun da t.d. kariyerini yerle bir etti.

Hakan Ünsal, Ergün Penbe, Arif Erdem, Hasan Şaş: Galatasaray’ın altın çağını yaşarken bu yoldaki en önemli asker oyunculardı. Fakat kulüp yönetimi bu oyunculara da jübileyi çok gördü.

Yönetimin sakat oyuncularımızdan Linderoth haricinde olanların hepsinde hareketleri doğru bana göre. Linderoth artık kabak tadı verdi. Tamam 1 oldu 2 oldu ama olmayacak bu futbolcu belli birşey. 31 yasindaki bir oyuncudan bundan sonra beklenti ne ki? Ya da ne kadar iyi olabilir ki? Neyse, şimdi Adnan Polat yönetiminden beklediğim en önemli şey: Herkesin tüm egolarindan arınıp jübilesi yapılmamış ya da yapılamamış, bize Türkiye’de hiçbir kulübün yaşamadığı sevinçleri yaşatan oyuncularımızı her ne şekilde yapacaksa ikna edip bir araya toplamak ve güzel bir jübile maçı düzenlemek. O maç eğer gerçekleştirilebilirse ASY nasıl dolar nasıl inler Nevizade geceleri ile ya da 4 sene üstüste şampiyon olduk tezahüratlarıyla hayali bile muhteşem ki gerçekleşirse ne olur?

Çok mu hayalciyim acaba?

>İnadına Topuz!

Eylül 25, 2009, 6:22 pm | Fenerbahçe, Futbol, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

BURSASPOR - FENERBAHCE MACI

Haftaiçi en çok dikkatimi çeken konu ne Galatasaray’ın muhteşem galibiyeti, ne Fenerbahçe’nin yenilgisiydi. Rooney’e tükürülmesi, Ferguson’un tribün endişesi de anlamsız kaldı, perşembe gecesi Kadıköy’de yaşananların yanında.

Fenerbahçe’nin en önemli avrupa sınavında, büyük ‘uğraşlarla’ takıma katılan Mehmet Topuz, Sarı-Lacivertli formayla ilk golüne imza attı. Güzel Türkçemin esnek yapısı sayesinde soyadı espri konusu haline gelen Mehmet için golünü attıktan sonra yapılan stad anonsunun ilginç olmasının yanında, psikolojik bir analize de ihtiyacı var.

Topuz’un gol sonu anonsu şöyle yapıldı anlatılana göre; anons’u yapan: “Fenerbahçeli“, taraftarlar da: “Mehmet Topuz” diye bağırmış. Söz konusu ‘çekinilen’ espri ise şuydu: Mehmet Topuz gol atınca 55bin Fenerbahçe’li -her zaman 55bin oradalar ya!- “TOPUZ” diye bağıracak, böyle en az 55bin F.Bahçe’li eşcinsel olduğunu itiraf etmiş olacaktı!

Ali Şen döneminde “25 milyon taraftar” iddiasıyla oluşmaya başlayan kompleksli F.Bahçeli taraftar profili yapılan stad anonsuyla kendini afişe etti. 55bin F.Bahçe taraftarı, futbolun erkek egemen yapısından kaynaklanan homofobik tavrının öne çıkması sonucu ilginç bir uygulamaya gidip, Türk futbolunun son yıllardaki en komple orta saha oyuncusunun, belki de yıllar boyunca F.Bahçe formasını giyecek futbolcusunun adının, soyadının arkasında duramadı, yanlış anlaşılma kaygısı yüzünden “Topuz” diye bağıramadı. Sanki topuz kelimesinin başka anlamı yokmuş gibi kendi oyuncusuna tüm alay etmelere karşı gelerek sahip çıkamadı. Bütün Fenerbahçeli taraftarları temsilen tüm stad gol sonrası futbolcularının adını haykırıp “Evet bu adamın soyadı Topuz ve biz o gol atınca onun soy adını haykırmaktan çekinmiyoruz aksine onunla gurur duyuyoruz” mesajını veremezken, kendi sivrilttikleri ‘Topuz’ kendilerini yaraladı. Psikolojik açıdan… (Bknz. kompleksli olmak)
sevgiler
volkanbk3

İnadına Topuz!

Eylül 25, 2009, 6:22 pm | Fenerbahçe, Futbol, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
BURSASPOR - FENERBAHCE MACI

Haftaiçi en çok dikkatimi çeken konu ne Galatasaray’ın muhteşem galibiyeti, ne Fenerbahçe’nin yenilgisiydi. Rooney’e tükürülmesi, Ferguson’un tribün endişesi de anlamsız kaldı, perşembe gecesi Kadıköy’de yaşananların yanında.

Fenerbahçe’nin en önemli avrupa sınavında, büyük ‘uğraşlarla’ takıma katılan Mehmet Topuz, Sarı-Lacivertli formayla ilk golüne imza attı. Güzel Türkçemin esnek yapısı sayesinde soyadı espri konusu haline gelen Mehmet için golünü attıktan sonra yapılan stad anonsunun ilginç olmasının yanında, psikolojik bir analize de ihtiyacı var.

Topuz’un gol sonu anonsu şöyle yapıldı anlatılana göre; anons’u yapan: “Fenerbahçeli“, taraftarlar da: “Mehmet Topuz” diye bağırmış. Söz konusu ‘çekinilen’ espri ise şuydu: Mehmet Topuz gol atınca 55bin Fenerbahçe’li -her zaman 55bin oradalar ya!- “TOPUZ” diye bağıracak, böyle en az 55bin F.Bahçe’li eşcinsel olduğunu itiraf etmiş olacaktı!

Ali Şen döneminde “25 milyon taraftar” iddiasıyla oluşmaya başlayan kompleksli F.Bahçeli taraftar profili yapılan stad anonsuyla kendini afişe etti. 55bin F.Bahçe taraftarı, futbolun erkek egemen yapısından kaynaklanan homofobik tavrının öne çıkması sonucu ilginç bir uygulamaya gidip, Türk futbolunun son yıllardaki en komple orta saha oyuncusunun, belki de yıllar boyunca F.Bahçe formasını giyecek futbolcusunun adının, soyadının arkasında duramadı, yanlış anlaşılma kaygısı yüzünden “Topuz” diye bağıramadı. Sanki topuz kelimesinin başka anlamı yokmuş gibi kendi oyuncusuna tüm alay etmelere karşı gelerek sahip çıkamadı. Bütün Fenerbahçeli taraftarları temsilen tüm stad gol sonrası futbolcularının adını haykırıp “Evet bu adamın soyadı Topuz ve biz o gol atınca onun soy adını haykırmaktan çekinmiyoruz aksine onunla gurur duyuyoruz” mesajını veremezken, kendi sivrilttikleri ‘Topuz’ kendilerini yaraladı. Psikolojik açıdan… (Bknz. kompleksli olmak)
sevgiler
volkanbk3

>Twitter

Eylül 25, 2009, 2:49 pm | komik kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Tıkla, büyüt!

Twitter

Eylül 25, 2009, 2:49 pm | komik kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Tıkla, büyüt!

>Knick Again

Eylül 25, 2009, 12:00 pm | NBA, NY Knicks kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>David Lee 1 yıl ve 8 milyonun altına imza attı. Sene sonu tekrar serbest kalacak. 2010 yazı ne piyasa olacak, ne takaslar, ne transferler dönecek Tanrım!

Knick Again

Eylül 25, 2009, 12:00 pm | NBA, NY Knicks kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

David Lee 1 yıl ve 8 milyonun altına imza attı. Sene sonu tekrar serbest kalacak. 2010 yazı ne piyasa olacak, ne takaslar, ne transferler dönecek Tanrım!

>Gran Torino

Eylül 25, 2009, 11:11 am | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

İzleyin, İzlettirin…

Clint Eastwood’a yönettiği her filmde tutkum artıyor. Bu yaşta yaptığı oyunculuğa ise en fazla hayran kalabiliyorum. Gidip şu adamın bir taraflarına sürtünsem, elini öpsem, boynuna sarılsam azıcık onun gibi olabilir miyim acaba? Anne ben büyünce karar verdim kesin Clint Eastwood olacağım!

Gran Torino

Eylül 25, 2009, 11:11 am | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
İzleyin, İzlettirin…

Clint Eastwood’a yönettiği her filmde tutkum artıyor. Bu yaşta yaptığı oyunculuğa ise en fazla hayran kalabiliyorum. Gidip şu adamın bir taraflarına sürtünsem, elini öpsem, boynuna sarılsam azıcık onun gibi olabilir miyim acaba? Anne ben büyünce karar verdim kesin Clint Eastwood olacağım!

>İnsanları Hayalleri Yaşatır…

Eylül 24, 2009, 10:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Malum bayramda futbol medyasındaki en önemli haberlerden biri, Arda’nın İstinyepark’ta Aziz Yıldırım ile karşılaşarak bir küçük olarak büyüğünün yanına gidip onun bayramını kutlaması spor gazetelerinin deyimi ile Aziz Yıldırım ile Arda Turan’ın planlı buluşması idi. Kaliteli spor medyamız işi o kadar ileriye götürdü ki bu buluşmada Yıldırım’ın hemen ayak üstü Arda’ya transfer teklifini yinelediğini bile yazdı. Arda da 5 dakikalık bu konuşmadan milletin birşeyler çıkaracağını bildiği için kendilerini izleyen muhabirlere halen daha Galatasaraylıyım diyerek dalgasını geçmiş. Zaten Aziz Yıldırım da bunun bilincinde ve M. Topuz transferinde olduğu gibi ilk önce Galatasaray’ı ikna edecek bir bedel ödemek zorunda Arda Turan için. Tabi biz de bu işlerle başkan değil futbol şube sorumlularımız ilgilendiği için Aziz Başkan’ın konuşacağı kişi burada Haldun Üstünel ya da Adnan Sezgin olacak. Son karar tabiki Adnan başkanın olacak.
Yukarıda da belirttiğim gibi İstinyepark’taki bu tesadüften fazla bir çıkarım yapmak sözkonusu olmaması gerek bana göre. Sonuçta bayram, bir mekana gitmişsin, çalıştığın sektörden bir büyüğünle karşılaşmışsın herhalde gidip bayramını kutlayacaksın. Tersini yaparsan abes kaçar. Aziz Yıldırım bu konuşmada belki Arda’ya ne zaman Fenere geliyorsun demiş olabilir ama bu konuşmada espri mahiyetinde, ciddiyetten uzak olmuştur. Tabiki her esprinin altında bir gerçek vardır. Yıldırım’ın Arda’ya olan hayranlığını ve onu kendi takımına katmak için kulübünün şartlarını sonuna kadar kullanacağı aşikar ama o anda orada bu olayın olması mümkün değil.

Gelelim bizim başkana. Kaliteli medyamızın haberine göre Adnan Başkan bu olayı haber alınca küplere binmiş ve Arda’nın kafasını karıştırmaya çalışanlar var demiş. Eğer Arda bu tip konuşmalardan kafası karışacak kadar zayıf bir Galatasaralıysa zaten durmasın gitsin nereye istiyorsa. Ama bu zamana kadarki söylemleri, yaptıkları, ettikleri ile Galatasaraylılığının derecesini cümle aleme göstermiş iyi bir Galatasaraylıdır. Arda’nın Galatasaraylılığı, idolü Hagi’nin gol attığı zaman kale arkasında top toplayıcıyken kameralara takılan masumane çocuk sevincinde gizlidir. Tabiki yarın bir gün şartlar öyle bir duruma getirir ki Fenerbahçe’de oynamak zorunda bile kalabilir, çok da iyi oynar. Ama şunu çok iyi biliyorum, Arda eğer Fenerbahçe’ye giderse ayakları o kulübün hizmetinde sonuna kadar savaşır ama kalbinde sadece Galatasaray olacaktır. Fener taraftarı da kalbi ezeli rakibi için atan bir futbolcuyu isteyebileceklerse o da onların bileceği bir iştir. Ancak Türk futbol tarihi çoğu zaman göstermiştir ki taş her zaman yerinde ağırdır. Bir kulüpte uzun süre oynayıp efsaneleşme yolunda ilerleyen futbolcular ezeli rakiplerine gidince o kulüpte ömürleri çok uzun olmamıştır. Bu da öyle olur. Ama tüm bunlara hiç gerek yok. Çünkü Arda Galatasaraylıdır, Galatasaray’da kalacaktır.

İnsanları Hayalleri Yaşatır…

Eylül 24, 2009, 10:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Malum bayramda futbol medyasındaki en önemli haberlerden biri, Arda’nın İstinyepark’ta Aziz Yıldırım ile karşılaşarak bir küçük olarak büyüğünün yanına gidip onun bayramını kutlaması spor gazetelerinin deyimi ile Aziz Yıldırım ile Arda Turan’ın planlı buluşması idi. Kaliteli spor medyamız işi o kadar ileriye götürdü ki bu buluşmada Yıldırım’ın hemen ayak üstü Arda’ya transfer teklifini yinelediğini bile yazdı. Arda da 5 dakikalık bu konuşmadan milletin birşeyler çıkaracağını bildiği için kendilerini izleyen muhabirlere halen daha Galatasaraylıyım diyerek dalgasını geçmiş. Zaten Aziz Yıldırım da bunun bilincinde ve M. Topuz transferinde olduğu gibi ilk önce Galatasaray’ı ikna edecek bir bedel ödemek zorunda Arda Turan için. Tabi biz de bu işlerle başkan değil futbol şube sorumlularımız ilgilendiği için Aziz Başkan’ın konuşacağı kişi burada Haldun Üstünel ya da Adnan Sezgin olacak. Son karar tabiki Adnan başkanın olacak.
Yukarıda da belirttiğim gibi İstinyepark’taki bu tesadüften fazla bir çıkarım yapmak sözkonusu olmaması gerek bana göre. Sonuçta bayram, bir mekana gitmişsin, çalıştığın sektörden bir büyüğünle karşılaşmışsın herhalde gidip bayramını kutlayacaksın. Tersini yaparsan abes kaçar. Aziz Yıldırım bu konuşmada belki Arda’ya ne zaman Fenere geliyorsun demiş olabilir ama bu konuşmada espri mahiyetinde, ciddiyetten uzak olmuştur. Tabiki her esprinin altında bir gerçek vardır. Yıldırım’ın Arda’ya olan hayranlığını ve onu kendi takımına katmak için kulübünün şartlarını sonuna kadar kullanacağı aşikar ama o anda orada bu olayın olması mümkün değil.

Gelelim bizim başkana. Kaliteli medyamızın haberine göre Adnan Başkan bu olayı haber alınca küplere binmiş ve Arda’nın kafasını karıştırmaya çalışanlar var demiş. Eğer Arda bu tip konuşmalardan kafası karışacak kadar zayıf bir Galatasaralıysa zaten durmasın gitsin nereye istiyorsa. Ama bu zamana kadarki söylemleri, yaptıkları, ettikleri ile Galatasaraylılığının derecesini cümle aleme göstermiş iyi bir Galatasaraylıdır. Arda’nın Galatasaraylılığı, idolü Hagi’nin gol attığı zaman kale arkasında top toplayıcıyken kameralara takılan masumane çocuk sevincinde gizlidir. Tabiki yarın bir gün şartlar öyle bir duruma getirir ki Fenerbahçe’de oynamak zorunda bile kalabilir, çok da iyi oynar. Ama şunu çok iyi biliyorum, Arda eğer Fenerbahçe’ye giderse ayakları o kulübün hizmetinde sonuna kadar savaşır ama kalbinde sadece Galatasaray olacaktır. Fener taraftarı da kalbi ezeli rakibi için atan bir futbolcuyu isteyebileceklerse o da onların bileceği bir iştir. Ancak Türk futbol tarihi çoğu zaman göstermiştir ki taş her zaman yerinde ağırdır. Bir kulüpte uzun süre oynayıp efsaneleşme yolunda ilerleyen futbolcular ezeli rakiplerine gidince o kulüpte ömürleri çok uzun olmamıştır. Bu da öyle olur. Ama tüm bunlara hiç gerek yok. Çünkü Arda Galatasaraylıdır, Galatasaray’da kalacaktır.

>Sven’in İşi Çok Zor

Eylül 24, 2009, 4:41 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Sven Goran Eriksson Trabzonspor’a geldi geliyor derken Notts County’de göreve başladığında bir kısmımız bunu yadırgarken bazılarımız layığını buldu demiştik. Adı bir ara Ankaragücü ile anılan eski milli futbolcu Sol Campbell’ı Notts County’e getirdiğinde ise halal olsunu basmıştık kafadan. Ciddi transferler peşindeydi, amacı Notts County’i orta vadede EPL’ye çıkarmaktı, Campbell gerçekten önemli bir adımdı. Hem iyi bir oyuncu hem de tecrübesiyle gençlere önderlik, liderlik edebilecek bir karakter. Ancak Campbell sadece 1 kez Notts forması terletip ayrıldı takımdan, alışamadım, sindiremedim dedi. Eriksson” Yarı yolda bırakılmış, terkedilmiş gibi hissediyorum” diye ağlamaklı oldu üzerine. Bu şoku atlatmak için Andy Cole’a uzattı elini bir yardım umuduyla. Önemli bir para karşılığı emeklilikten geri dönmesini teklif etti eski Gol Kralı’na. Cevap net oldu: Hayır, Teşekkürler!

Notts County bugün Coca Cola League 2’da 8 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 3 mağlubiyetle topladığı 13 puanla 8. sırada. CCL2’dan CCL1’e yükselmek için ya ilk 2’ye girmek ya da 3-6. sıralar arasında yer kapıp play-offlar sonucu kazanan takım olmak gerekiyor. Şu ana kadarki Notss performansı Campbell’ı ikna etmedi ve “gerçekçi” bir bakışla Campbell Notts County’den arkasına bakmadan kaçtı, Andy Cole ise hiç düşünmedi bile oralara gelmeyi. Kaçan Campbell sonrası takımdaki en kariyerli ismin Kasper Schmeichel olduğunu söylersem sanırım hata etmiş de olmam. Kısacası Sven’in işi buradan bakınca çok zor.

Sven’in İşi Çok Zor

Eylül 24, 2009, 4:41 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Sven Goran Eriksson Trabzonspor’a geldi geliyor derken Notts County’de göreve başladığında bir kısmımız bunu yadırgarken bazılarımız layığını buldu demiştik. Adı bir ara Ankaragücü ile anılan eski milli futbolcu Sol Campbell’ı Notts County’e getirdiğinde ise halal olsunu basmıştık kafadan. Ciddi transferler peşindeydi, amacı Notts County’i orta vadede EPL’ye çıkarmaktı, Campbell gerçekten önemli bir adımdı. Hem iyi bir oyuncu hem de tecrübesiyle gençlere önderlik, liderlik edebilecek bir karakter. Ancak Campbell sadece 1 kez Notts forması terletip ayrıldı takımdan, alışamadım, sindiremedim dedi. Eriksson” Yarı yolda bırakılmış, terkedilmiş gibi hissediyorum” diye ağlamaklı oldu üzerine. Bu şoku atlatmak için Andy Cole’a uzattı elini bir yardım umuduyla. Önemli bir para karşılığı emeklilikten geri dönmesini teklif etti eski Gol Kralı’na. Cevap net oldu: Hayır, Teşekkürler!

Notts County bugün Coca Cola League 2’da 8 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 3 mağlubiyetle topladığı 13 puanla 8. sırada. CCL2’dan CCL1’e yükselmek için ya ilk 2’ye girmek ya da 3-6. sıralar arasında yer kapıp play-offlar sonucu kazanan takım olmak gerekiyor. Şu ana kadarki Notss performansı Campbell’ı ikna etmedi ve “gerçekçi” bir bakışla Campbell Notts County’den arkasına bakmadan kaçtı, Andy Cole ise hiç düşünmedi bile oralara gelmeyi. Kaçan Campbell sonrası takımdaki en kariyerli ismin Kasper Schmeichel olduğunu söylersem sanırım hata etmiş de olmam. Kısacası Sven’in işi buradan bakınca çok zor.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.