İlaç Gibi Adam

Mart 1, 2011, 12:30 pm | NBA, Orlando Magic, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Taraftarı olduğumuz Orlando Magic’in bu sezonki en büyük sıkıntısı oyun kurucu mevkiinde. Savunma paspası Jameer Nelson, iki takma bacakla insanlar yürüyemezken 110 milyonluk kontratla Orlando’da tatil yapan Gilbert Arenas ve uzaktan bakıldığında torun sevme yaşı ve fiziğine çoktan ulaşmış gözüken Chris Duhon Orlando’nun sıradan bir takıma dönüşmesine sebep oluyorlar sezon başından beri. Chris Webber’a en şaaşalı dönemini yaşatan adam, Horford’un gelişimine katkı veren oyun kurucu, kısacası uzunla oynamayı bilen, savunma yapabilen, takımı ve yıldızları oynatabilen bir isim Mike Bibby. Gelecek sezonki tüm alacağından vazgeçerek kontratını feshetti Washington’da ve artık serbest. Bibby Orlando’ya ilaç olur, Hidayet’le ortak geçmişleri rehabilitasyon gibi gelir takıma. Orlando almazsa gittiği yeri de ihya eder Mike Bibby. Ama bu fırsat varken, parasına bakmadan en azından sezon sonuna kadar bağlanmalıdır Bibby. Bu noktada güzelim franchise’ı rezil eden Otis Smith’ten tek isteğimiz, belki de onun senelerdir arayıp da bulamadığı şanstır bu, Bibby’nin Orlando’ya gelmesidir. Umarım gerçekleşir bu dilek…

10 Soruda Magic (Soru 2)

Şubat 8, 2011, 2:35 am | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


(MV: Meraklı Vatandaş, ÇO: Çoğu Otoritenin Ortak Görüşü, BD: Bendeniz )

MV: Lewis- Arenas takası çok mu gerekliydi?

ÇO: Her şey ortada. Sen Marcin Gortat’ı gönderiyorsun, karşılığında adam gibi bir uzun alamamışsın, takım bu haldeyken sen git, bir de takımın bir uzununun daha yerine PG al. Kısaların turşusunu mu kuracaksın? Sen biraz bekle, Lewis ile dene bakalım nasıl oynuyor bu takım. Zaten Arenas’ı istediğin vakit alabilirsin. Kısacası, bu hamle tam bir felaket.

BD: Arenas böyle sıvadıkça bu soru döner bir gün Otis Smith’in idam sehpası olur. Bir kere Otis Smith’i anlamak öyle kolay iş değil. Marcin Gortat’ın on beş dakika oynaması için hazineyi boşalttı, sonra takasla gönderdi, Carter’ı takımında görmek için baltayla daldı takıma, daha bir buçuk sezon olmadan kiliseye gidip günah çıkarttı, Reddick için yine abartılı paralar ödedi, ama en kısa zamanda onu da paketler; emin olun. Yine şöyle bir örnek vereyim nasıl garip düşünebildiğine örnek bu adamın: Bu takaslar sonrası herkes- ben de tabii- şöyle ele avuca gelebilir bir uzun daha katar diye beklerken ondan, o çıkıp aynen şunları söyledi: “Herkes Howard’ı durdurmak için takımlarına uzun alıp duruyor, ben niye uzun alayım, onlar düşünsün.” Yani böyle garip bir adam, ne hesap ediyor, ne düşünüyor kestirmekte zorluk çekiyoruz. Yaptığı tüm hamleleri ‘breaking news’ diye duyuyoruz, yani üç beş gün önceden duyumu alınan konuşulan şeyler değil, böyle de ketum ve alttan alta iş çeviren garip bir adam. Bir de Howard istemişmiş diye haberler çıktı bu takası. Gülüp geçiyoruz efendim. Neyse, bu işin Otis ayağı. Bir de Gundy ayağı var: Takas ertesi Gundy yaptığı basın toplantısında, sahada zaman zaman Arenas Nelson Richardson Turk Howard beşini görebileceğimizi söylemişti, Arenas’ın performansından medet umarak. İşte 2 ay geçti, Arenas hala top oynayacak. Gundy bir haftadır itiraf etmeye başladı; Orlando şu anda yarışın içine dâhil değil. Muhtemeldir, Otis Smith’e hayır duası okuyordur. Neden mi? Bir kere, her ne kadar herkes Lewis’in kontrat/ istatistik oranına gözünü dikip Lewis’in aldığı paraya sulanmışken, Gundy böyle istatistiklerin ucuz anlayışların adamı olmadığı için Lewis’e başka gözlerle bakmamıştır. Ondan nasıl yararlanırım diye düşünmüştür, diğer oyuncularını düşündüğü gibi. En çok parayı alıyor diye her topu onun eline vermemiştir. Otis, menajerler dünyasındaki ‘o kadar para verilir mi o oyuncuya ?’ mantığıyla haraket edip itibar kaybetmemek ve totosunu kurtarmak amacıyla Lewis’i paketlemiştir. Ayrıca hesabında şu da vardır: “Arenas nasıl olsa iyi istatistikler yapar, savunma mavunma takım kazanmış kaybetmiş önemli değil, atsın biraz da asist yapsın da en azından kontratını hak eden istatistikler yapsın, ben de totoyu kurtarmış olurum en azından, nasıl olsa Lewis o kontratla Arenas’ın yaptığı istatistikleri yapamayacak hiçbir zaman.” Neyse ki, şimdilik rezil olmakta, çok güvendiği Arenas sıvamakta. Bir de şöyle bir rezilliği de var onu da ifşa edelim de eksik gedik kalmasın. Finallere giderken takımın guardı Nelson sakat olduğu için Alston’du. İkinci guard AJ. Finalde hatırlarsınız Nleson gelip takımın içine bir güzel etmişti. Sonraki sezon Nelson bir J-will iki AJ üçüncü guard. O tutmadı, Nelson bir Duhon iki J-Will üç. O da tutmadı Nelson bir Arenas iki Duho üç J-Will dört. Böyle rezalet bir menajerlik olamaz. Finale çıkaran guard ikilimiz 12 ay içerisinde yok oldu ve gelinen nokta rakip guardların milli takımlık performanslar sergilemeleri. Neyse, gelelim Lewis’e. Gundy takaslar sonrası yaptığı basın toplantısında Lewis’in gidişini sebeplendirememişti ve nerdeyse ağlamaklı oldu koca adam. Lewis’i beğenin ya da beğenmeyin ama takım olmak nüve olmak için Arenas’dan daha elzem bir kişilik ve oyuncu olduğu açıktır. Bir kere, hücum ve savunma disiplini üst düzeydedir. İki şut soktu diye üçüncüde de potaya saçma bir şut sallama isteği duymaz, şut kullanmadı diye küsmez ve maç konsantrasyonu asla düşmez, kendinden iri adamları tutma konusunda asla geri adım atmaz, en az onlar kadar sertlikle cevap verir. Magic dönemindeki tek falsosu, yasaklı bir ilaç kullanmasıydı ki eminim o da kötü niyetli olduğu için değil, dikkatsizliğindendi. Yani sevgili meraklı vatandaş, bu sorunun cevabını aslında sorarken vermişsin de biz yine de şöyle diyelim; basketbol yeteneklerini, takım oyunu için gerekliliğini, uzun adama olan ihtiyacımızı her şeyi geçtim, zihniyeti ve karakteri için bile bu takımda kalmalıydı Lewis.

Sonuç: Otis Smith…

Gizli Guard Savunması

Şubat 7, 2011, 1:21 am | Gilbert Arenas, Jameer Nelson, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Rondo: 36:40 dakika, 26 sayı, 1 ribaund, 7 asist, 1 top çalma, 6 top kaybı

Nelson+ Arenas+ Duhon: 48 dakika, 10 sayı, 5 ribaund, 6 asist, 0 top çalma, 5 top kaybı

3 .periyodun başlarında Pierce, Hidayet Türkoğlu’nun üzerinden kolay bir sayı buluyor. Van Gundy çıldırıyor ve soluğu bench ekibi amiri Quentin Richardson’ın yanında alıyor. Nelson maç boyu Rondo’nun yoluna kırmızı halı oluyor… Van Gundy düşünceli, kenara bakıyor, takma bacaklarıyla Arenas ve her gün bir yıl daha yaşlandığını düşündüğümüz Duhon’u görüyor, neyse, diyor, Allah yardımcımız olsun.

Rondo ikinci kez yirmi sayıyı geçiyor, on buçuk sayı ortalamasıyla oynadığı bu sezon. İlk yirmi sayıyı geçtiği maç Cleveland deplasmanı; Cleveland takımın ise anlatmaya gerek yok. 23 sayı atıyor.

Son aldığımız 4 yenilginin 3’ündeki rakip guard performanslarına da bakıp uzaklaşalım, bozuk olan moralimizi iyice bozmayalım (Miami oyun kurucusuz oynadığı için göz ardı ediyoruz onların oyun kurucularını). Rondo’nun tecavüzünü yazdık biraz önce. Geçelim diğerlerine: Mike Conley: 26 sayı, 2 ribaund, 11 asist, 2 top çalma ( bu maçta Arenas, Nelson ikilisi toplamda 7/17 şut yüzdesi, 18 sayı, 7 asist 8 ribaund 2 top çalma 5 top kaybı ile oynuyorlar). Conley’nin sayı ortalaması ise 13,4, sezonun en yüksek ikinci skoruna ulaşıyor bu maçta. 10 asisti geçtiği 6. maç. Derrick Rose 22 sayı, 6 ribaund, 12 asist, 2 top kaybı. ( Bu maçta Nelson, Arenas, Duhon üçlüsü 11 sayı 5 asist 5 ribaund 5 top kaybı ile oyunuyor.) Ondan önceki yenilgilere de bakarsak değişen bir şey yok aslında. Detroit maçında Stuckey 16 sayı atıyor, izleyenler hatırlar, maçın son bölümünde Nelson’un üzerine gidip aldığı faullerle takımına galibiyeti getiriyor. Westbrook triple-double yapıyor. Neyse, Magic taraftarlarının içini karartmadan bitirelim şimdilik.

10 Soruda Magic (Soru 1)

Şubat 1, 2011, 1:37 am | NBA, Orlando Magic, Stan Van Gundy kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

(MV: Meraklı Vatandaş, ÇO: Çoğu Otoritenin Ortak Görüşü, BD: Bendeniz )
MV: Cicim aylarını geçtik; takım takaslar sonrası ilk birkaç haftadaki fırtınayı estiremiyor gibi, sizler ne dersiniz?
ÇO: Zaten belliydi bunun böyle olacağı. İlk bir iki hafta yeni bir araya gelmenin gazıyla gerçekten de iyi gittiler ama eksikler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Dua etsinler de Howard’ın başına bir şey gelmesin, bu onlar için felaket olur. Gundy mutsuz gözüküyor, takımının savunmasından hiç memnun değil. Diğer iki büyük takımın –Miami ve Chicago- çok gerisinde gözüküyorlar ve Arenas bu haldeyken de yakalamaları zor…
BD: Doğrudur, fırtına dindi, dünya var olduğundan beri haftalarca esen bir rüzgâr fırtına bilmiyorum ben. Bu da nefes sonuçta, bir yerde tükenecek, bacaklar titreyecek. Alttan alta fısıldanılan ve terennüm edilen “Tamam, Magic bu kadardı zaten!” yollu laflara da kulak asmamak gerekiyor. Takas sonrası oynadığımız ilk iki maçta aldığımız yenilgiler sonrası- Mavs ve Hawks- buralarda, paniğe gerek olmadığını, belki sezon başında istediğimiz hedeflediğimiz galibiyet oranına ulaşamayacağımızı, ama playoff’lar için bunun bir önemi olmadığını zamanı gelince çok canlar yakacağımızı söylemiştik. Buna neden olarak da, bazı maçlarda çok ciddi savunma zaafları çekeceğimizi göstermiştik. Öncelikle şöyle oyuncu oyuncu sayarsak Howard dışında bir sezon boyuncasını geçtim yarım sezon bile aynı savunma direncini gösterebilecek bir oyuncumuz yok. Nelson’a alışıldığı için artık savunma hataları yazılmıyor görülmüyor bile. Tepede Nelson’ın savunmasına yapılan tüm pickandroll’lerde yüreğimiz ağzımıza geliyor, ya da fastbreaklerde rakip oyun kurucu Nelson’u karşısında gördüğü zaman basket faul olmaması için duaya başlıyoruz. Richardson, kariyerinin ilk gününden beri takım savunması nedir ilk kez bu şehirde görüyor. Hidayet belki takım savunmasını bilen oyuncularımızın başında geliyor ama birebir savunmada her maç aynı performansı vermiyor. Örneğin, Granger ve Nowitzki’ye karşı çok iyi savunmalar yaparken (hatta Battier ve Granger’a yaptığı savunmadan dolayı Gundy övgüsünü eksik etmedi ondan) Deng ve Prince karşısında ne yapsa olmuyor. Bass, takımın belki de en kötü takım savunmacısı. Rakibin pota altındaki çoğu aksiyonunu kaçırıyor. Anderson, abartıldığının aksine iyi bir ribaundçu ve takım savunmacısı olmasına rağmen, birebir savunmada fiziksel olarak zayıf kalıyor. Arenas protez bacaklarla ne kadar savunma yapılabilirse o kadar yapabiliyor. Duhon Magic’e geldiği günden beri 10 doğum günü kutlamış gibi. Bu yaştan Anthony Johnson basenlerine ve havasına girmiş bile. İşte bu parçalardan savunmayı geçilmez yapması gerekiyor Gundy; düşünün nasıl büyük bir coach olduğunu artık. Yani iş geliyor savunmada düğümleniyor. Gundy ve Howard (ve bir de beyin)takımın başında olduğu sürece de bu takım ligin en iyi hücum takımlarının başında gelecektir, kuşkunuz olmasın. Bu arada, bakın, bu hücum konusuna geldiğimiz iyi oldu sayın meraklı vatandaşım. Ne dendi Lewis takas edildiğinde? Geleneksel hücum takımı mı, yok, hücumlar geleneksel hale geldi mi, ve bin bir türlü karman çorman şeyler söylendi ve her yenilgiden sonra yine aynı eleştiriler ve de her seferinde Gundy de lafı ağızlarına tıktı da bu arkadaşlar yorulmadı. Lewis gitti belki ama Anderson gibi bir adamın varlığından hiç haberiniz var mıydı bu takımda? Ayrıca Anderson’un kariyerinin çok başında olduğunu, iş ahlakının, arkadaşları ve coach’uyla olan ilişkisinin üzt düzey olduğunu hatırlatmamız gerekir. Takas sonrası ilk birkaç hafta estiğimiz dönemde çılgınca üçlük sokuyorduk. Bu hep böyle gitmez, üçlükler girmeyince ne yapacaklar, i don’t like the way they play (3-point), gibilerini yüzlerce kez okuduk. Sonra bizim üçlük yağmuru dindi, ama yine kazanıyorduk, hatta bir Boston maçı var çok kötü atarak kazandığımız; bu sefer Howard’ın yedeği yok tartışmaları başladı? Van Gundy bu adamlara alın topu sallayın çizginin arkasından demiyor, biraz olsun şu maçları dikkatli izleyin. Tepe pick’lerine, hızlı hücumda takımın allah allah hücum şeklinde değil de belli bir düzende yani şutörlerin yerleşiminden Howard’ın koşu çizgisine, en basitinden, şutu dışında başka bir şeyi yok denen Redick adlı adamımıza bir bakın. Gundy ile beraber Redick’in oyunundaki anlayışın nereye geldiğini görmekte fayda var bir basketbolcu için. Emin olun, Gundy dışında bir coach’un elinde olsaydı Redick, dipte şut için bekleyen bir beyaz şutörden veya bir Korver’dan fazlası olamazdı. Şimdi geldiği noktaya bir bakın ve anlayın bu adamın Gundy’nin değerini gözünüzü sevdiğim sayın ağabeylerim…
Not: Cenk hocam hoş geldin ve geçmiş olsun diyorum. Biraz geç oldu kusura bakma. Üzerimdeki ağır sorumluluk biraz olsun hafiflediğinden daha da mutluyum…

Ozone’a Geri Dönen Kelly …

Aralık 30, 2010, 3:29 am | Basketbol, bıkkınlık, dans, film, Hidayet Türkoğlu, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum


Aslında Hidayet bahsini çok da uzatmak ve abartmak istemiyorum. Bahsettiğimiz; yolunda giden bir sürecin nasıl patika bir yola sürülerek yolundan çıkartıldığıdır. Asla, Hidayet’i ulaşılmaz bir varlık, vazgeçilmez bir insan ya da bir kahraman telakki etmek değildir amacımız. Hidayet neden geri çağrılır takıma? Hidayet bulunmaz hint kumaşı mıdır? Bunun basit izahı tükürdüğünü yalamaktır. Vedat Türkali’nin bir romanından aklımda kaldığı kadarıyla, kahramanların çıkmaya türemeye başladığı yerde hep gerileme kaybetme başlamıştır minvalinde bir şey hatırlarım. Amerikan popüler kültürünün zihinlerimize nakşettiği en önemli paradokslardan biridir esasında kahramanlık olgusu. Kahramanlar değiştirmiştir tarihin gidişatını, diye öğretir bu doktrin, ama tadından yenmez çelişkiler de barındırır. Mesela kahramanlar o gün yani yaşandığı ‘an’ yaratılmaz, ortalık süt liman olur, ertesi gün olur, ortalık sakinleşmiştir yatışmıştır, yağlı ballı kahvaltılar hazırlanmıştır. Artık o geride bırakılan ‘an’ın hikâye edilmesi gerekir. Hikâyeler yazılmaya başlandığı an kahramanların yaratılması da artık kaçınılmazdır. En kolektif hareketlerin hikâyelenmelerinde bile bu hiyerarşi göze çarpar. Dünyada bir hikâye gösterin ki kahraman yaratmasın muktedir-yönetilen ilişkisi ruhunu oluşturmasın. Bu hikâyelerin en âşıkları en sevenleri de bugün Amerikan halkları olmuştur. Süpermenler batmanlar Jordanlar vb. Ama biz bu oyunlara gelmeyeceğiz kuşkusuz. Bu yola girersek kendi kendimizi tekzip etmiş oluruz ve emin olun, bataklığın içine saplanıp kalırız. Biz en başından beri bir sisteme dem vuruyoruz ve tabii ki o sistemi oluşturan elemanların da kaliteli sağlam ve birbirlerine uyumlu olmasını buralarda tekrarlayıp duruyoruz.

Tişört, ‘Breakin’ 2: Electric bogaloo’ filminden esinlenerek hazırlanmış. Filmin adından çıkarmışsınızdır; bahsettiğimiz bir devam filmi. Aslında, madem filmi de yazıya meze edeceğiz, ilk filmi de izlemek gerekir diye düşündüm baştan, ancak bahis filmin ikincisinin sabır kaldırmaz halini görünce bir bir-buçuk saatimi de birinci filme feda etmeye gözüm almadı. Eminim filmin herhangi ikisinden birini izlemiş olursanız bana hak vereceksiniz.

Kafadan uyarılarla başlamayı münasip buluyorum: film 1984 yılında yapılmış, yani annem-babam daha evli bile değiller o zaman. Filmin imdb notu: 4,0. Aslında bu notlar benim film ile ilgili düşüncelerimde ölçüt değildirler. Ne var ki, ufak da olsa bir fikir verme açısından değerlendirilebilir bir gösterge. Eğer türü nedir diye de tutturursanız, herhangi bir sınıfa atsanız atılacak hali olmadığı için verebileceğim bir cevabım yok. Divxplanet’te müzikal denmiş filmin türüne. Daha önce müzikal izlememiş arkadaşlar varsa da müzikal türden soğutturacak kadar bayağı bir film. Filmin çekim açıları bildiğimiz Amerikan hiyerarşik bakış açısıyla çekilmiş, yani aşina olduğumuz basitlikler mevcut. Alt metin okumak da çok kolay değil film için: bir yerlerinizi yırtsanız, belki o da, bir kapitalizm eleştirisi var, dersiniz. Ancak filmin sonunda, kapitalist ağbiler yine insaflıdır, onlar olmazsa sizden bir halt olmaz, ne ederseniz edin, o kin beslediğiniz şefkatli, yüreği yufka kapitalist babacanlara muhtaçsınız da denmeye gelinmiştir.

Açıkçası film boyunca, filmin Hidayet’in Orlando’ya dönüşüyle olan ilgisine benzerlikler yakalamak için dikkatimi oraya yoğunlaştırmıştım. Filmin başkarakterinin adı Ozone’dur. Filmin alt hikâyelerinden biri de Kelly’nin kariyer ve para uğruna Ozone’dan ayrılması ve sonra asıl yerinin asıl mutluluğun Ozone’la beraber mücadele etmede olduğunu anlayıp dönmesidir. Kelly’nin Miracle’a yani Ozone’a(O-zone’a: Orlando zone) dönmesiyle efsane günler de geri gelir. Filmin ilk ayağını izlemediğim için arkadaşın tişörtü hazırlarken ki düşündüklerine vakıf olamamış olabilirim. Çıkarımlar tamamen ikinci ayaktan.

Filmin merkezinde, modern dans grubu demeye dilim varmıyor, bir kasabanın bölgenin varoşun favelanın, artık hangi idari ya da sosyal birimle adlandırırsınız size kalmış, işte oranın break-dans yapan çocukları var. Film Ozone, Turbo, Kelly adlı üç çok yetenekli break-dansçısı üzerinden dönmekte. Bütün mahalle break dans için çıldırmaktadır ve bu dansın yaşayan üç efsanesi bu adlarını zikrettiklerimdir. Ozone ve Turbo bu mahallenin çocuğudur, ancak Kelly hanım evladı, zengin p.çi, süt çocuğudur. Esasen lafın gelişi öyledir, sonuçta ve hakikatte Kelly bu mahallenin evlatlarıyla düşüp kalkar onlarla yürek kader birliği etmiştir. Bunun için ailesine bile sırtını dönmüştür. Ozone, mahalledeki çocuklar açta açıkta kalmasın diye tiyatro binası hükümet konağı benzeri bir yapı inşa ettirir- inşa aşamasını göremeyiz tabi- .Bu yapı bir nevi enstitüdür(adı: Miracle). O yapı kurulmuş edilmiş boyası yapılmış sıva edilmiş bir de eğitime başlamış, ama ne hikmetse günün yarısını mahallede geçiren Kelly bunlardan habersizdir. Ozone bir gün, aaa biz bir işe kalkıştık, sana göstermedik değil mi, der ve Kelly’nin kolundan tuttuğu gibi binayı gezdirmeye başlar. İlk girdikleri salonda dans çalışması vardır, ikinci girdikleri yerde boks antrenmanı yapılıyordur, bu arada boks antrenörü de mahallenin Gundy’sidir. Mahalle bir dediğini iki etmez bu üstat kişinin. Ozone da sağ koludur, yani Howard’ıdır. Burada araya bir iki not ekleyelim. Ozone da Howard gibi çok sakacı ve duygusal bir adamdır. Bulunduğu grubun merkezidir. Ne yaparsa onlar için yapar, ama boks hocasının da sözünden asla bir adım dışarı atmaz. Howard ile aralarında benzemeyen bir şey; Ozone’un çok rezil giyinmesi ve yalan yok biraz çirkin olmasıdır. Yaşar Alptekin’in step-aerobik halleri gözümüzün önüne canlanıp irkiltir bizi. Bir de düşünün o cafcaflı kıyafetlerin üzerinde Stephen Jackson bıyığını. O kadar çirkinliğin yanında adamlığı bizim filme tutunmamızı sağlar.

Gelin görün ki, iyi olmak, insanlar için didinip çalışmak bir işe yaramıyor, iktidar sahibi sermayedar ağbiler o bina kar getirmiyor diye orasını cevahir alışveriş merkezi yapmak istiyorlar. Mesele Yargıtay’a kadar gitmiyor belki- adamlar ne bilir yargıtayı, onlar da bizim gibi avukatsızlar- ancak yerel yönetimde fırtınalar kopar, bizim iyi uşaklara 30 gün 200 bin dolar getirin, o zaman kazançlı bir yer olduğunu bize ispatlamış olursunuz, der yerel yönetim ve koşuşturmaca başlar. Burada da Otis zihniyetine atıfta bulunmak gerekir. Bu yapıda bu toplulukta herkes mutlu, dansını ediyor, boksunu yapıyor, atlıyor, terliyor yani işler yolunda, adamlar aşmış gidiyor, bizim belediye ya da müteahhit/yüklenici zihniyetli adamın biri çıkıp hemen klasik yöntemlerle oraya beton yığınını dikmek istiyor. Arkadaşlarım, kabul ediyoruz ki, Carter Hidayet’ten de Lee’den de daha estetik bir adam, o içeri kuğu gibi süzülürken gecenin bir yarısı bize de bir rahatlama geliyor. Ama kaçıncı deneyden geçti Carter. Artık aynı yere farklı adlarla elli tane alışveriş merkezi dikiliyor, zihniyet aynı adamlar isimler farklı, ama değişen bir şey yok, yine aynı tatsız tuzsuz tekdüze donuk silik bir hayat barındırıyor içinde o merkezler. İlk birkaç gün, ne de güzel olmuş diyoruz, yeni bir şeye sahip olmanın gazıyla hazzıyla, ama alışverişin bir kültürü yok ne yazık ki. Lewis takası sonrası, genel kanı, Orlando’nun geleneksel yöntemlere geri döndüğü yönündeydi. Şunu sormazlar mı insana; Carter takımdayken basketbolun hangi görülmemiş denenmemiş yönetimini uyguluyorduk ya da Carter hiç kimsenin hayal bile demeyeceği bir sistemi işlemenin bir parçası olabilir miydi? Yani dört numaranız Bass oldu diye, prezervatifi bırakıp klasik yöntemlere mi dönmüş olduk? Bunlar güleç yüzlü tombul adamların sayıklamalarından başka bir şey değildir, bu ancak Gundy’i küçümsemek, yok görmektir. Bunların genel kanı olmasına karşı duracağım burada. Takımın mükemmele gittiğini iddia etmemekle beraber, analizlerimizin daha sağlıklı olması için gecelerini sabah eden bizler bu laflara cevapsız kalmayız.

Nutuk atmayı kesip filmimize devam edelim. 200 bin doları denkleştirmek için mahalle seferber olur, bebeler mendil parlement satar, arabaların camları yıkanır, esnafa beş tanesi beş milyondan kalem kakalanır falan filan… Tabi gece gündüz dans eden bu arkadaşlar, dans etmeyi asla bırakmamışlardır, bir dakika yok ki tedavüle çıkmamış bir dans figürü görmeyelim filmde… Sadece sermayedar ağababaların kirli işlerin dolapların çevrildiği sahnelerde hayın müzikler çalar, gayet doğaldır; dans da yoktur bu sahnelerde, bol bol kıvırma izleriz sadece. Süregelen sahnelerde dans, ekranın karşısındaki bizleri de yormaktadır artık. Hatta, sürekli dans etmekten oluşan ter ve koltuk altı kokusunu duyumsamaya başlarsınız. Mahallede bir de kötü çocukların oluşturduğu grup vardır, bu arkadaşlar da içkinin esrarın peynir ekmek gibi gittiği Radiotron’a takılırlar. Ozone ‘punker’ ya da ‘punky’ diye dalga geçmektedir aklınca bu arkadaşlarla. Kavga çıkarmada sudan sebepler arayan bu iki tayfa, boş bir boya spreyi yüzünden kavgaya tutuşur ve kimseye en ufak bir fiskenin bile vurulmadığı büyük bir kavgaya tutuşurlar. Adamlar dans ederek birbirini alt etmeye çalışırlar. Bunun dışında, iki sahnede daha akıl almaz şeyler gelişir. Filmin başında tüm mahalle break dans eşliğinde oradan oraya akmaktadır; trafik polisi, boyacı, manav, travesti, herkes ama herkes görülmemiş güzellikte dans figürleri sunarak tahammüllerimizi zorlarlar. Bir diğer sahnede ise, işçilerin yemeğini çalmasının cezası olarak Allah tarafından çarpılan ve işçilerden kaçarken merdivenlerden yuvarlanıp kafası kanlar içinde kalıp bacağına sargılar atılan Turbo’nun kaldırıldığı hastanede sağlık personeli ve iyileşmesi mümkün olmayan hastalar dâhil herkesin break dans eşliğinde coşmaları yine tahammül sınırlarımızı zorlamaktadır. Herkesi anladık da başhemşirenin de break dans’a iştiraki hiç de inandırıcı olmamış( her şey inandırıcı ya, buna inanamıyorum).

Tüm bunlardan sonra başlarda da söylediğim gibi eksik kalan 50 bin dolar Kelly’nin zengin babası tarafından bir buzzer-beater ile tamamlanır. Yani illa olay son dakikaya kahramanlığa bağlanacaktır; kaçınılmaz. Tüm bu gelişmelere yaşananlara kavgalara gürültülere rağmen, Miracle’ı asıl ayakta tutan Kelly’nin yani beyaz kızın Ozone’a geri dönmesidir. Kelly, çok yeteneklidir yüreklidir ama bunun yanında Paris gibi bir yerde dansın müziğin reklamını yapmanın para kazanmanın beşiğinde sallanıp tatlı rüyalat görmek vardır, ama gitmeden oraların ona göre olmadığını anlar. Hidayet ise tecrübe ederek geri dönmüştür. Nba’de filmdeki gibi insancıl koşullar mevcut değildir. Yani, gitmen geri dönmen aslında senin elinde değildir pek. Her ne kadar serbest kalıp istediğin yere gitme özgürlüğün olsa da, insanların oyununa yeteneğine verilen değerin parayla ölçüldüğü bir alan olduğu için Nba, bu çarkın işleyişine aykırı hareket edemiyorsun, yine en çok parayı verenin yeteneklerine en çok değeri verdiğine aldanarak parayı basana kaçıyorsun. Aslında bu son dönemde gelişen olaylardan sonra çıkartabildiğim en sağlıklı sonuç ne Hidayet ne Howard ne Arenas ne Otis ile ilgili, tek söyleyebileceğim; Gundy’nin çok büyük ve baba bir adam olduğudur. Ama, inşallah Gundy için de bir tişört bastırırlar da onun için yazarız bir gün, konu Hidayet ile alakalı olduğu için onla bitirelim: Ozone’a (O-zone’a) tekrar hoş geldin Kelly.

Bir Orlando Masalı

Aralık 23, 2010, 2:50 am | Basketbol, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Takastan birkaç gün önce Kaan Kural Magic için kalemini kırmıştı: İdam… Orlando artık bitti, sezon başında söylemiştim ben, diyordu Güleç yüzlü tombul adam. Açıkçası, Kaan Kural’ın Magic ile ilgili müşahedelerinin tespitlerinin çoğunun isabetsiz olduğunu düşünürüm, ama kalemini kırmadan önce ben de bir kırtasiye dolusu kalem kırmıştım kafamda Orlando için. Keyifsiz bir Magic için elim uzanmıyordu bilgisayarın tuşlarına. 2009 finallerinden sonra Otis’in ve yerel basının fantezilerine kurban edilmişti takım. Orlando’nun bu can çekişir günlerini görüp acıya gark olmak da payıma düşmemişti Allahtan asker olduğum günlerde geçtiğimiz kış. Daha finalde kaybettiğimiz maçın ertesi günü yerel basında çıkan yazı, finale çıkmış bu kadronun yetersizliğinden bahsediyordu. Ve hemşeri dost ilişkileriyle yürüyen işletme mantığıyla, geçen seneki über –gelişmiş kadromuz yerinde bile sayamadı, göt üstü oturdu. Halbuki çimentosu malası temeli çeri çöpüyle üç sezondur hazırlanan bu yapı için biz burada ‘kadro’ kelimesini kullanmıyorduk, ekip diyorduk sahada gördüğümüze. Geçen sene ve bu sezon başı ise sahada gördüğümüz ekip değil, -belki de acayip güçlü- kadroydu. Tabata’yı almak için bilmem kaç milyon dolar verip bir de üstüne Serdar’ı veren takım durumuna düştük, iki dakikalık hazlar tek gecelik ilişkiler için.

2009’un sonunda Lee, Battie ve Türkoğlu ile yataklarımızı ayrı sermeye başladık. Lee’nin ayrıldığı gün, Lee’yi bin tane Carter’a değişmem demiştim. Çünkü Lee, üç sene boyunca Gundy’nin uğraşıp didinip adam ettiği şelale gibi nehir gibi çağlattığı bu takımın akışını hızlandıran hırçın dalgasıydı. Ne dev kütükler ne padişahlar ne komutanlar dalgıçlar tanır bu hırçın dalgalar. İşte o dalgayı o karşındakinin ne olduğunu kim olduğunu umursamayan adamı koparıp aldı Otis zihniyeti bu nehirden, ve resimlerde yada belgesellerde gördüğümüz o sakin sakin estetik bir güzellikle akan nehir haline soktu takımı. İnce narin dalgalar, ama kayalara geldiklerinde ufalanıp parçalanan dalgalar. Zaten sezon içinde yaptığın maçların belki de yarısı mıymıntı maçlar, şov yapmışsın, Carter her hafta bir güzel hareket yapmış ilk on içinde, ama Boston karşısında playofflarda bir iki adam çıkacak da turu geçeceksin. Hani o über kadro: O salary cap’i bu kadronun kağıt üstündeki hoş duruşu için mi aştık? İşte, iki hafta önce Howard ve Gundy isyan ediyor, takım yatıyor, diye. Gundy, Otis ve teknik, idari ekip yuvarlak bir masa etrafında toplanmış öldürdükleri biçtikleri hakir gördükleri o eski ruhu çağırıyorlar. Nba’i çağlar ötesi uzaklıktan takip eden arkadaşım, Shaq’ın şu anki durumunu sormuştu. Ben de ayrıntılı bir izahati gerek görmediğim için- en azından zaman ve enerji kaybı- Shaq’ın artık dünyalığını yapmak için oynadığını söyledim. Desene, o da playstation oyuncusu oldu artık, dedi karşılığında. Otis’in yaptığının en güzel izahatini, tefsirini çağlar gerisi uzaklıktan takipçi olan arkadaşım yapmıştı. Otis, muhtemeldir, 2K11’de Orlando Magic takımının overall’ını yüksek görmek istiyordu, bu hususta hedefine ulaşmıştır diye umuyorum, tebrik ederiz kendisini.

Takımın takaslar sonrası halini ne olabileceğini az ilerde konuşacağım, ama öncesinde Hido’nun bu bir çeyrek seneki durumuna hakkında yapılan eleştirilere falana filana bir bakalım; kurcalayalım bakalım ne olmuş. Geçen sezona gitmeden bu sezon başında Hidayetle ilgili düşüncelerin genel anlamda iki yöne ayrıldığını gördük. Bir kısım; Hidayet’in Toronto sistemine alışamadığını onu anlayan bir oyuncu ekibi ve coach’u olmadığını, bu sene takas olduğu Phoenix’te ise yeteneklerini gösterebileceği umudu taşıyordu. İkinci kısım ise genel oyuncu gidişatının Hidayet için de geçerli olduğunu, artık fizik olarak Hido’nun belirli şeyleri kaldıramadığını ve geri dönülmez bir düşüşe geçeceğini ve bir ‘journeyman’ olarak kariyerine devam edeceğini düşünüyordu. İki tarafın da haklı olduğu kısımlar oldu, kimi fazla iyimser kimi ise çok fazla karamsardı. Gelelim bizim ne düşündüğümüze: Hidayet, gördüğüm tanıdığım tesadüf ettiğim en garip oyunculardan biri. Aşırı duygusal bir oyuncu ama kesinlikle takımın huzurunun bozulmaması için coach’unun anlayışına sadık, amiyane tabirle papazlık eden bir sporcu değil. Fizik kondisyonu artık önlenemez şekilde düşecek demek abartılı olur, zira yazın yapılan Dünya şampiyonasındaki maçta gördük turnuvanın son gününde son maçında çok diri bir Hidayet vardı sahada, belki de takımın o gün en diri oyuncusuydu, hatta ufak bir sakatlık geçirmesine rağmen o maçta, temposunu düşürmemeye gayret etti. Muhakkak, yaşı artık otuzu devirmiş durumda. Yani o atlayan zıplayan koşan eden bir insan göremeyeceğiz, zaten atletik hızlı dış oyunculara karşı her zaman zorluk yaşamıştır, bunu bilmeyen görmeyen yoktur. Ancak, yavaş adımlı daha çok fundamentaline driblingine güvenen oyunculara karşı da ne kadar iyi bir savunmacı olduğunu Atlanta ve Dallas maçlarında Smith ve Nowitzki’ye yaptığı savunmayla kanıtladı. Zaten Hidayet’ten antrenörleri de muhteşem bir birebir savunma beklemiyor, bekleyen hocaların karşılığında ne aldıklarını da gördük, Alvin Gentry gibi. Hidayet için bundan sonra vücudunu zinde tutma vakti gelmiştir. Bu hususta da alabileceği en güzel örnek artık eski takım arkadaşı ağabeyi Grant Hill. Nash’i örnek almasını istemeyiz; zira Nash, yaşlandıkça genç kadınlara olan düşkünlüğü artan herifler gibi kendini kanıtlama çabası içine yarışına giriyor (Tamam Nash, sen en büyüksün, senden yakışıklısı yok). Hidayet bitmemiştir, ama eskiye dönüş de muhakkak ki olmayacaktır, zaten Hidayet de bunların peşinde değil kuşkusuz o takımı için var ve o sahiplenişi iki gece üst üste takımı için g.tünü yırttığı anlarda tekrar tekrar kanıtladı ve ekranlarda izletti bize.

Öncelikle şunu ortaya koymak elzem: Bu takas normal bir takas değil. Yani bir asıl oğlan artı iki üç rol oyuncusu takası değil. Taşlar yerinden oynadı demek hafif kalır, taşlar sallandı şöyle ve epey gürültü kopararak yer değiştirdi. Her ne kadar Gundy’nin oyun planına sadık kalacağız desek de bazen oyuncuna göre setler çizmek durumunda kalırsın yani o taşının mutlu olması için oyun anlayışın içinde rötuşlar yaparsın. Bu açıdan Magic’in aşacağı tırmanacağı ufaklı büyüklü tepeler var. O mutlu etmek için dört döndüğün adamların yerine huyu suyu nazı çok farklı, ne bileyim, suyunu cam bardakta mı içer, dönerin yağlısını mı sever lahmacunun yanına ayran mı ister vb. adamlar geldi. Yani şöyle gelip de usulcuk ses çıkarmadan kenardan izleyim, coach babamdır diyen adamlar değil bu kuyruksuz yıldızlar. Ama Magic çok felaket insanlar gördüğü için zamanında, yani kaprisin allahını gördü diyelim, bunlardan ders almış bir periyot geçirdi ve son dört beş senedir de takıma kattığı sporcularda da buna özen gösteriyor nispeten… (desek de Carter hamlesini görünce, Francis ve Mobley de uykularımı kaçırmaya tekrar başlamıştı, ne saçma günler be)

Gelelim takıma yani ekibe, nasıl oynarına, kimyasına biyolojisine: Hatırlatmakta fayda var; yeni gelenlerle birlikte ilk idmanı Atlanta ve Dallas maçlarını geçtikten sonra bugün yapma fırsatı buldu Magic… Yani panik yapılacak bir durum yok, şanssızlık kafaya oynayan takımlarla oynanan bir döneme rast gelmesi bu kabuk değişiminin. Önümüzdeki iki maç Spurs ve Boston ile. Yani şöyle dememek gerekir, ya da bildiğimiz o gazete başlıklarına aldanmamak gerekir: Magic kan kaybediyor. Tekrarlıyorum: Bu değişiklik anormal bir değişiklik. Ev aynı ev, evin reisi de aynı, ancak çok farklı dünyalar görmüş çok farklı karakterde insanlar taşındı bu eve. Evin işleyişi kuşkusuz değişmeyecek, evin reisi belirleyecek yine her şeyi, ama yeni gelenler hep bir şeyler kazandıracaklar, özveride bulunacaklar. İşte, Gundy’nin de çocuklarında görmek istediği ilk şey özveri. Çocuklarının yeteneklerine büyük saygısı var, ama özverisizlik çaba gösterilmemesi içten içe yiyip bitiriyor Gundy’i. Takastan önceki hafta artık Howard ile beraber bu özverisizliğeydi tepkisi: Savunmada yatanlar var diyordu. Şu anda çok süper savunmacı bir takım mıyız? Kesinlikle hayır. Ama özveri gösterebilecek en azından iki adam kattık aramıza. Bu takım 2 yıl 3 yıl önce savunma istatistiklerinde ligi sallarken, her takımın saezon başında oyun ve transfer politikaları gereği bulundurduğu kobe-stopper, Lebron-Stopper larımız mı vardı? O takım ligin en iyi kayma yardımlaşma savunmasını yapıyordu kuşkusuz, o ekibi mükemmel kılan ruhu vardı o savunmalarda. Belki de ligin birebirde isim isim en kötü dış savunucularına sahiptik. Örneğin, Hido’nun Bryant’ı ensesinden avladığı blok tamamen takım savunmasının eseridir. Hido, dış ve atletik oyuncular için kek bir savunmacıdır. O pozisyonda da Hido kolay geçilmiştir Kobe’ye. Ancak, birincisi geçildikten sonra rakibini bırakmamıştır, ikincisi Howard’ın yardım savunması bu güveni vermiştir ona, üçüncüsü Howard’ın bu jestine rakibini sonuna kadar bırakmayarak jestle karşılık vermiştir. Ve bu jestlerin toplamı takım ruhunu oluşturur. Mesela, rakip tarafından kolay geçildiğinde rakibinin artık yapacak bir şey yok bari kolay sayı yedirmeyelim düşüncesiyle beline koluna sarılınır çoğu kez. Çünkü ona, geçildiğinde arkadaşları tarafından, açığının kapatabileceği hususunda bir his, güven(ce) verilmemiştir. Lakers da bacakları tutmayan Fisher oynayabiliyorsa ilk beş, sebebi ekip ruhudur ekip olabilmedir.

Savunmanın bir takımın nelerini açığa çıkarttığını neleri çıplaklığıyla ifşa ettiğini gördük. Dediğimiz gibi, Atlanta ve Dallas maçlarında öyle olağanüstü savunmalar çıkarmadık. Gayet de doğal karşılıyoruz. Ve bu yeni eklemelere rağmen sonuçta takımın guard savunucusu da Nelson. Zaten bu yüzden son üç dört sezondur da Magic ile oynayan takımların oyun kurucuları kendilerini milli takıma kadar yükseltecek performanslar sergilemişlerdir. Yenilenen kadromuzla beraber şu iki maçta da gördük ki, bu hiç değişmemiş, tahmini çeyrek yüzyıl da değişmeyecekmiş gibi duruyor. Son Atlanta ve Dallas maçlarında umut verici Gundy hamleleri de görmedik değil. Savunmada yatan oyuncu ismine cismine bakılmadan kendini kenarda buldu. Atlanta maçında Joe Johnson savunmasına yeterli gayreti göstermeyen J-Rich’in eline havluyu verdi Gundy. Dallas maçında ise, hücumda alev almaya başladığı sıra J.Kidd karşısında içten yanmaya başlayan Nelson’u bir el şıklatmasıyla kenara aldı. Ayrıca bir Nowtzki savunması sırasında saçma sapan göstermelik bir yardım savunması yapan yada yapamayan Nelson’u da hemen aldığı mola sırasında bir güzel haşladı ki takımın tam yaklaşıp öne geçeceği sıra takımın savunma gayretinin altını oyan bu özverisizliğe de tahammülü olmadığını gösterdi biricik Gundy. Richardson da henüz savunmaya uyum sağlayamamış gözüküyor. Savunmayı değerlendirmek için de henüz erken, o yüzden savunma faslını burada nihayetlendirelim. Muhtemel bu sezon, bu uyum sorunu zaman zaman fena canımızı yakacak, acayip yerlerde patlak verecektir, o yüzden sezon başı Otis’in fantezilediği gibi bir sonuçla da bitiremeyeceğiz belki ama playoff zamanına kadar ateş alırsa bu savunma, bir ‘99 New York yapmak işten bile değil.

Şu iki maç sonrası hücum performansımızdan uyumumuzdan bize çakan ışıklar ise sürpriz değil. Gundy hücumda basit işler yapacaklarını söyledi; temelini ise yine öldürücü picknroll’ler olacak; ki Dallas maçında picknroll’leri eski Magic’e yakın oynadık. Carter’lı dönemde bu perde oyunlarında Carter’ın ‘playstationvari’ bıkkınlık veren bencilliklerini gördük örneğin. Hidayet yaptığı asistlerin yarısını bu pick’lerden yaptı ve kaçan en az üç dört boş sayılabilecek şut da kaçırıldı. Bugün yapılan idman sonrası Gundy, takımın hücumda daha yüzde ellilik oynadığını söyledi(Asıl önemli olanın savunma olduğunu defaatlen ekledi, dilinde ağdalık tüy bitti). Örneğin, bu iki maç sonrası görülen Arenas’ın daha bir hücum setini bile anlayamamış olması. Top elindeyken faciaydı, attığı sayılar ise asistten gelen sayılardı. Pick’ten sonra ne yapabileceğini hiç anlayamamış; şimdilik en önemli en ivedilikle halledilmesi gereken husus bu. Washington’da oynadığının biraz daha hızlısını oynaması lazım burada. J-Rich ise karakteri gereği zaten uyum sağlama konusunda zorlanmayacak olmasının yanı sıra oyun anlayışı gereği Nash’le oynadığının iki katı daha zevk alacağı kesin (Ayrıca Nash ile oynamak bir dış oyuncu için ne kadar zevkli olabilir, konu şüpheli, başka zaman karıştırırız oraları). Bu iki maçta sadece şut kaçırdı, yani ortalama kullandığı 10-11 şutun hemen hiçbiri saçma şutlar değil. Zaten saçma sapan şutlar atabilecek bir takımda değil. Phoenix’te durum şuydu: Nash, içeriyi karıştırır, iki tur atar bir tavaf eder pota altını, beş perde yapılır kendine, sonra ‘creat shot’ denilen asisti verir Richardson’a, o da sallar.Nash’in turlamaktan bıktırdığı ya da yorulduğu dakikalar ise bir iki isolation yapılır J-Rich’e, yine o şut hevesinin gidermesi sağlanır. Ama burada şut sırası yok kesinlike, yani Nelson şu kadar attı, Howard bu kadar attı, sıra bende havası iklimi yoktur Magic hava sahasında. Örneğin, ardı ardına 6-7 hücum Howard’tan oynarız, ama bu durumda Lewis alınmaz, bir buçuk iki periyot şuta bile yeltenmez ama çocuk gibi mızmızlanmaz, yine aynı gayreti gösterir savunmada. Yine o anlayışın oyuncularından Hido, Atlanta maçında sadece 4 şut kullandı, takımı adına. Arenas aynı maçta mal bulmuş mağribi gibi top eline gelmesin, aldığını tepeye ovaya fırlattı. Bir kere yeni gelen kardeşlerimizin bunları öğrenmesi lazım, Gundy baba da bunları öğretecektir kuşkusuz. 2009’da bu takımın en çok şut atan adamı (Lewis) diğer 29 takımın en çok şut atanları arasında sonuncuydu. J-Rich de ortalama maç başı 12 il 15 arası şut kullanablir. Ve ortalama 6-7 şutu bizim hücum anlayışımızdan kaynaklı açık şutlar olursa muhteşem bir verim yakalayabilir Magic ondan. Yani J-Rich oyun tarzı gereği de zaten bu takıma ballı börek gibi gidecek cinsten bir adamdır, şu an kaçan şutlar ya da durgunluğu, hücuma rolüne ve takımın anlayışına alışamaması ve biraz da uçaktan indiği gibi iki gece üst üste maç yapması. Bugünkü idman sonrası da bir boş gün( day-off) isteğini açıklamakta bir beis görmedi. Bu içtenliğiyle de tam da bu takıma gittiğini gösterdi. Earl Clark için de bir iki cümle sarfetmek gerekir, ki Dallas maçındaki gayretiyle de bunu hak etti. Hidayet’in Nowitzki’ye özellikle son çeyrek yaptığı enfes savunmanın gölgesinde kaldı onun savunması da. İkinci ve üçüncü çeyreklerde Nowitzki’ye yaptığı savunma en az Hido’nun ki kadar enfesti. Hatta hücumda da kendi varlığından haberdar ettirdi kendisini 13 dakika oyunda kaldığı süre içerisinde. Gundy onun için geldiğinde kapalı kutu demişti, çok iyi tanımadığını bekleyip göreceğimizi söylemişti. Atlanta maçında Malik Allen’in sakatlanmasıyla Ryan Anderson ve – açıkçası pek bir beklentimin olmadığı bir ışık göremediğim – Orton’un yokluklarında ve Gortat’ın gidişiyle sıfırı gören uzun rotasyonunda kendine doğan şansı hiç de fena kullanmadı. Sakatlardan Allen’ın döndükten sonra salona alınması bile şüpheli, zira Atlanta maçında takımın sayıya en ihtiyacı olduğu dakikalarda bir buçuk metreden kaçırdığı boş şut ve turniklerle tüm Magic taraftarına hayran bıraktırdı kendini! Orton’un da yine bu sisteme en ufak katkısı olamayacaktır, işte gençtir güzeldir kontenjanından arasıra kameralar suratına zoom yapabilir. O yüzden Earl Clark’ın saçtığı bu ziyayı güçlendirmesi lazım; ağabey tavsiyesi.

Giden çok baba adamlar oldu, çoğu kimse sevemese de Lewis delikanlı çocuktu. Gortat ayrı bir hikaye. Yedek bir uzun daha doğrusu Howard’ı yedeklemek için 12-13 dakika sahada kaldığı süre içersinde maksimum verim alabileceğimiz bir uzunu kadroya dahil edeceğimiz bir takas eli kulağında bekliyor, biz de bekliyoruz. Takımda 4 oyun kurucu olduğundan takasın parçalarından biri ya da parçası o da kuvvetle muhtemel sezon başı büyük ümit beslediğim Duhon olacak. Biz onunla birlikte Nelson’dan biraz olsun yakamızı sıyıracağız diye umut ve hedef büyüttük, o da sağolsun g.tünü büyüttü ancak bench sırasında. Antonhy Johnson’un ne günahı vardı dedik, hatta aynı basenler onda da vardı.O yüzden giden olacağı için gidenleri ve kalanları bir sonraki yazıya bırakalım. Gidenlere vefa borcumuzu biraz erteleyelim. Yakında gerçekleşmesi muhtemel takas sonrası takımın vaziyetine bir sonraki yazıda girelim. Kim bilir,-yanılmıyorsam- şafak 25 diyen Cenk Hocam’ın çıktığı güne bomba gibi bir takımdan bahsediyor oluruz?

Aferin Evladım

Temmuz 17, 2010, 8:25 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 

Diyecek fazla söz yok, koptu gidiyor Magic Smith’in direksiyonunda. Lewis, Carter, Q-Rich, şimdi de 3 sene 19 milyona takımda tutulan, Bulls’un almasına izin verilmeyen Redick. Salınan Barnes. Gidene bak kalanlara bak arkadaş. Yumuşacık, az pirinçli sütlaç gibi oldu takım! Savaşacak, dövüşecek, doğru düzgün savunma yapacak adam yok 2-3-4 rotasyonunda. Bass ve Gortat oynatılmazken bütün iş Howard’a kalacak. Savaşsın mı, dövüşsün mü, hücum mu etsin, gelişimine devam mı etsin nedir yani. Ha Duhon’u aldın falan. Duhon Allah mı peygamber mi, bu nedir ya! Lüks vergisi gelmiş dayanmış 23-24 milyona, boşa veilen onca para. Bana ne ya cebimden mi çıkıyor, di mi ama kardeşim. Neyse ben kaçtım, siz aynen devam Otis, Rick, aferin evladım!

Vuvuzeladan Parke Gıcırtısına

Temmuz 11, 2010, 5:40 pm | Afrika 2010, NBA, Orlando Magic, tolga kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Birkaç hafta öncesi olacak, İngiltere-Almanya maçını dışarıda, çay bahçesinde izlemek için sözleştik arkadaşımla. Maça yaklaşık bir buçuk saat kala kendimizi, repertuarımda olmayan Pes 2010 oynamak için playstation salonuna attık; haliyle oynadığımız dört beş maçtan ortalama 5 farklı mağlubiyetlerle kalktım. Yenik pehlivan sıfatıyla, sürekli bir maç daha istememden dolayı maçı kaçırma tehlikesiyle apar topar hesabı ödemeden tüydük, şaka tabi ki, dağ başı değil orası, herif çeker vurur yoksa! Tabi, 5 farklı yenilgilerin kızgınlığıyla da, ‘erkeksen nba 2k10’da gel’ demeyi de ihmal etmeyerek, yerlerde sürünen seviyenin içine batırdım. Yaklaşık on dakika geç kalmıştık ki, ilk şoku o an geçirdik: koskoca çay bahçesinde oturacak yer kalmamıştı, şehir dünya kupasına kilitlenmişti. Neyse ki, çay bahçesi sahibi derinliklerden çıkarttığı iki sandalyeyle bizi de çoşkulu güruhun içinde bir yerlere dahil etti. Allah’ın sevgili mi yoksa cehennemin seribaşı kullarından mıyız, bilmiyorum ama, bir dünya kupası tarihçisi abimizin hemen arkasına düştük. Her atak sonrası, bize dönüp, tarihin derinliklerinden o hücum varyasyonuna benzer bir tane çıkarıp duruyor. Tabi abimiz yetmezmiş gibi,bir de Almanya’nın gollerinde kopan gürültüyle dolunca kulaklarımız tarihin farklı bir evrim aşamasında olduğuna kannat getirdik arkadaşımla. Bu arada baktık; abimiz de duracak susacak gibi değil, devre arasında sandalyeleri üçer beşer sıra sola doğru kaydırdık. Ama Almanya durmak bilmiyordu. Almanya attıkça vatandaş daha heyecanlanıyordu. Arkadaşım bir ara bana doğru dönüp, ‘muhtemeldir, iddaacı gruptur bu bağıranlar,’ dedi. Şöyle etrafı göz ucuyla kestim; ‘yok,’ dedim ‘bu başka bir şey,bu bağıran grubun kesinlikle iktidarsızlık sorunu var ,değilse ben böyle bi hastalık görmedim açıkçası, tıbben tanımsız.’

Arkadaşlarımla, bir evde toplanıp, gecenin bir yarısı, bir Nba maçı izlemeyi hayal etmiştim, şükürler olsun, hem de abartarak, bu hayalimi üniversitedeyken gerçekleştirdim ama, şu manzaranın doğabileceği aklımın ucundan geçmezdi; anlaşılan başka bir dünyada yaşamaya başlamışız. 70lerde 80lerde, köylerde elektrik olmadığından, dünya kupalarını avrupa maçlarını izlemek için, geceyarıları, onarlı yirmişerli gruplar halinde inerdi il/ilçe merkezlerine gençler. Bu modern anlamda bir hicrettir aslında: futbol hicreti. Hem de yıldızların cılız ışığında düşe kalka yürünen köy yollarında… O gençler yokluktan kahvehaneleri tıklım tıklım doldururlardı. Cayır cayır yanan elektriğin ortasında, evimizden iki adım uzaklıktaki kahvehanelerde, bahçelerde toplanıp maçlar izliyoruz bu gün. O günler, bütün takımlar gençler için birdi, futbolcuların hepsi siyah beyaz giyinikti ekranda, sadece futbol aşkına kilometreler yürünür, ağrıyan en fazla ayaklar olurdu yürümekten. Bu gün ses, gürültü yoruyor, görüntünün cafcafı yoruyor,aval aval dikiyoruz bakışlarımızı ekrana, ama futbolu sporu anlamakta konuşmakta günler akıp geçtikçe daha da zorlanıyoruz. Bu girdiğimiz hastalıklı bir çağ.

İşte, Almanya’nın gollerine maçı anlatanıyla yorumcusuyla havalara uçulan bu dönemde biz çobansalata olarak aklıselimi bırakmıyoruz ve canımızdan bir parça basketbol için de yaşıyor düşünüyoruz. Dünyanın açlıkla imtihan vermeyen bölümü; tüm iddia programcı yorumcularını işsiz bırakarak, istihdam politikalarını yerle yeksan eden Ahtopot Paul’ün maç öncesi seçeceği kutuya odaklanmışken; biz, çoluk çocuğun ekmek parası için bir yerlerini yırttığı Orlando yaz liginden ilgimizi eksik etmedik. Bu arada dikkatimi çeken ahtopot Paul’ün hep, kendine göre sol kutuyu seçmesi oldu. Bu da akla Ahtopot Paul’un solak olma ihtimalini getiriyor. Neyse, sağolsunlar, Gundy, Doc Rivers gibi isimler de bizi yalnız bırakmadılar, onlar da yaz liginde hazırdılar tribünde, en azından iki kelam edecek adam bulduk o can sıkıcı maçlarda.Yine sağolsun, Michael Jordan da ziyaret ettiler, eksik olmasınlar.Çobansalata olarak bizi daha çok ilgilendiren Magicti; bu nedenle sadece Magic maçlarını izlemeye çalıştım; Semih’in hatrına Boston maçlarına şöyle ufaktan bir iki dakika harcadım, ancak pişman oldum; nitekim bu maçlarda at izi it izine bolca karışıyor, maçlar karmaşık ve ağır. Yaz liginin, yanılmıyorsam, ilk gecesinden sonra Duhon’un şehir kapısından girdiği haberi geldi. O günden sonra Gundy ve benim yüzümden tebessüm eksik olmadı, ikimiz de tüm günümüzü yanımızdakilerine el şakaları yaparak geçirdik, tadını çıkarmaya baktık maçların. Gundy ve ben neden huzurluyduk ve neden bu kadar rahatlamış görünüyorduk ve neden biz? Gundy, o kadar sevinç doluydu ki, hemen Duhon’un numarasını almış bedava mesajlarından çekmeye başlamıştı bile. Gundy’den gözümü ve aklımı ayırdığımda,Duhon takıldı aklıma. Smith’e kızdık ettik, ancak hakkını da verelim adam akıllı düşündüğünde oltaya iyi ve iri balıklar da çekiyor. İki hafta önce başlamıştı C.Paul-Magic yakıştımaları, dedikoduları gazete sayfalarında, internette. Paul yetenekli çocuk, katıldığı grubun basketbol kalitesini artıracak bir çocuk, ama Magic’e gelmesi halinde o 4-5 senede ancak yerleştirdiğimiz tereyağından kıl çeker hücumu, tereyağındaki kılı hayvan gibi kolu daldırarak çıkarılır şekle sokacağı da aklıma geliyor ve inceden sıkıntıya gark ediyordu bu söylenti beni. Haberler her ne kadar Hürriyet-Kelebek eki haberi niteliğindeyse de can sıkıcı işte. Sonuçta, kimine göre, dağ fare doğurdu; ama, kanımca bu sezeryan doğma fare yeni mahallesine kolay uyum sağlayacaktır.Yıllarca protez bacaklarla savunma yapmaya çalışan New York’un en disiplinli, işini ciddiye alan iki oyuncusundan biri kafasına göre bir yere geldi. Geçen seneki aceleye getirildiği aşikar transferlerden dili yanmış Magic, düşünerek tartarak yapacağı hamlelerle- ki ilk hamle gayet yerinde- üç kulvarda birden şampiyonluğa oynayactır/futbol zehirlenmesi. İşin teknik, taktik kısmına sezon başlamaya yakın değineceğim; yani 1-2 oynar mı bu adam, nasıl oynar, Nelson’la süreleri nasıl paylaşırlar gibi. Ama , görünen ve duyduklarımız, Gundy’nın bu oyuncuyu mutlaka işleyeceği yönünde; Duhon da inşallah,geçen sezon kaybettğimiz saha içindeki aklı bir nebze olsun yerine getirecektir; ki, Gandi babanın Duhon’dan azami verimi alacağına şüphem yok. Gundy ve benim yüzümüzde tebessüm bırakan bu hamlenin nedenlerinden biri de; yaz liginde denediğimiz oyun kurucuların, yaramıza bırakın merhemi, vazelin bile olamayacak kadar enteresan adamlar olmalarıydı. Randle’ı denedi ısrarla Pat Ewing ilk maçlarda; hücumda paylaşmayı seven bu arkadaşımız, sevimli de bir adam, enerjik ve olağandışı hareketli ama, mesela, ilk maç İndiana maçıydı, o maçta rakip oyun kurucu(Stephenson) dümdüz etti, karşısında kimse yokmuş gibi oynadı. Son maçlara doğru ise topu Stinson ve Crawford’un eline teslim etti. Özellikle Crawford rahatlıkla skor yapabilen bir arkadaş olmasına rağmen, savunmada her ikisi de, bir Magic klasiği olan rakip oyun kurucuları milli oyuncu yapma potansiyeline sahipler; ve arzuladığımız o aklıda ortaya koyacak oyuncular değiller. Bu şartlar altında kara kara düşünmemiz gerekirken, gelen Duhon haberi Gundy ve bana rahat nefes aldırdı; ‘amaan,başlarım maçına,yemişim guardını’ havasına soktu ikimizi de. Hatta, Gundy, bu gazla, üç dört sıra arkada maçları izleyen Doc Rivers’a, ‘seneye görürüz Rondoyu bizim maçlarda’ şeklinde o bedava mesajlarından atmıştır diye de düşündüm. Birkaç gün sonra, Gundy’i gördüğümde, ‘Baba duydun mu,LeBron Miami’yi seçmiş.Bu sene nasıl durduracağız bu adamları,’ dediğimde,haberin Gundy’nin hiç şeyinde olmadığı açıktı. (Bu arada değinmesem olmaz: LeBron’un kararını bir saatlik bir ESPN programında açıklaması, ve kararını açıklamadan önceki yarattığı ortam ve takınılan tavırlar; güngörmemişliğin ve yozluğun birebir örnekleri olmuştur, basketbol bu dönemi on yıl ya da yirmi yıl sonra utançla karşılayacaktır.) Ne yalan söyleyeyim, ben de tedirgin değilim esasında; bunun da basketbol kısmını ayrıntısını daha sonraki bir yazıya ayıracağım ama şöyle inceden değinelem: televizyonun şöhret etmediği bir oyunu/basketbolu tercih ettiğimiz ve sevdiğimiz için, ne-aslında- aynı zihniyette olanların dedikleri gibi hasetle ve dayanaksızca “o kadar yıldız birarada oynar mı?” diyeceğiz; ne de Cleveland’ı her sene başında sezon-öncesi şampiyon yapan akıl fikir yoksunu adamlar gibi “Miami açık ara şampiyon olur,” diyeceğiz. Bu arada, birkaç cümle önce parantez içindeki düşüncelerime bir örnek daha yaşadık aslında: Hido, Bosh için, onun için en iyi yer burası(yani Toronto), her topu kullanabileceği başka bir takım bulması zor, demişti. Daha sonraları ise, Bosh, gideceği takıma ‘ekleme(addition)’ olarak değil ,takımın merkezindeki oyuncu olmak için gideceğini söylemişti. Birkaç hafta sonra da arkadaş, Wade ve LeBron’un takım arkadaşı oldu, kendi isteğiyle. Şimdi merak ediyorum ve kendisine acileten sormak istiyorum: Acaba o çok şişkin egonuzu burada nasıl tatmin edeceksiniz ve hakikaten burada merkez olacağınızı mı düşünüyorsunuz? Ben cevaplayayım mesela;Bosh’un olabileceği en fazla ilçe merkezidir. Garnett Boston’a giderken kanatlarda Pierce ve Allen’ın olduğunu biliyordu, ve kanatlarda bu kadar iyi olan takımda onlara sürekli perde yapmak, onların hareketlerini takip etmek zorunda olduğunu biliyordu, ve hiç gocunmadan tam bir basketbol emekçisi gibi, her pozisyonda perdeye gitti, savaştı didindi. Minnesota’da da aynı şekilde her top için canla başla didindi. Peki şimdiki Bosh, kariyerinin hiçbir döneminde hamallık yapmamış, takımı kötü gittiğinde takım arkadaşlarını kendinden ayıran süpernova yıldız oyuncular gibi demeçler varmiş bu arkadaş, Lebron ve Wade’in hamallığını hakikaten başarabileceğine inanıyor mu? Neyse, bu hususlara daha çokça gireriz, biz ‘biz’e gelelim. Kanatlarında Wade ve Lebron’u bulunduran Miami’yi görünce, bu yaz liginden kanatlara takviye yapabilir miyiz diye de sahada oldu gözlerimiz. Bir Messi ve Robbenimiz yok belki, ama kanat organizasyonlarımız ligin dilinde. Ama, ne yazık ki buradan da ekmek yok gibiydi. Bu pozisyonda, Jr.Ewing, Donell Taylor ve ikinci tur seçimimiz Stanley Robinson’u denedik ağırlıklı olarak. Adamakıllı hücumlarımızı genelde Taylor’un üzerinden oynadık, yalan yok, başarılıydı da arkadaş. Ama Magic sisteminin içinde ne kadar işe yarayabilir, pek emin değilim. Jr.Ewing’in ise iyi bir kontrata, tribüne, güzel kızlara, Türkbükünde bir yaz tatiline oynadığı açıktı; açıkçası, yemezler Ewing. Stanley Robinson’a gelecek olursak,ikinci turda tarafımızdan seçilmesinden dolayı, reklamı bol döndü Sentinel sayfalarında. Şimdi Sentinel’i okuyup da bu maçları izlememişseniz, sakın aldanmayın derim o yazılan çizilenlere. Robinson’un seneye Magic kadrosunda olması için sağlam bir Florida senatör torpili olması gerekiyor gibi.

Gundy pek çaktırmadı belki ama, tahminim o da benim gibi en çok pota altı oyuncularına dikkat kesildi. Bu pozisyonda bu sene burdan sağlam eli yüzü düzgün bir adam çıkarırsak Gortat’ı rahatça takas edebiliriz düşüncesi vardı aklımızda. İlk hamlemiz drafttan Orton’u seçmek oldu ilk turda. İlk maçın ilk dakiklarıyla birlikte merak kendini karamsarlığa bıraktı. Orton da ne yazık ki ilk turda seçildiği için Magic forması giyecek gibi. Pozisyon bilgisi, mücadelesi, rebound sezgisi, takipçiliği arkasında oynatılan Jeff Adrien’in çok çok gerisinde kaldı. Öyle ki, yirimişer dakika süre aldığı iki maçta sıfır ribaundla bitirdi maçı, son maçlara doğru bench’i ısıtmak durumunda kaldı. 24 yaşındaki Adrien ise oynadığımız 5 maçın dördünde görev aldı ve mücadelesiyle, gözü pekliğiyle Nba’de sadece savunmalarıyla kontrat alan, Amir Johnson gibi adamlar kadar olabileceğini de gösterdi. Tek dezavantajı pozisyonu için birazcık kısa olması; ama yüreği büyük bir akadaş Adrien. Hatta bir tane de “double double”ı var bu yaz. Takımımız adına bu yaz liginin en önemli adamı, kuşkusuz ismi ve reklamıyla değil, sahadaki gayreti ve oyunuyla Paul Davis’ti. Clippers ve Wizards’ta harcanan 26 yaşındaki bu arkadaş, sahada basketbol oynamayı en iyi bilen kişi olarak gözüktü. Zor gözükse de denenmesinde zarar olmaz diye düşünüyorum, en azından 15 kişilik kadroda olması gerekir sanki. Tabi, bizim istediğimiz, Howard kenardayken, onun rakiplerine uyguladığı yıpratıcılığı verebilir mi; zaten düğüm de gelip burada kördüğüm oluyor. Bakalım uzun tercihimiz nasıl olacak bu düşüncelerden sonra? Şimdi Las Vegas’ta başladılar bir de bu maçlara. Takip etmesi, sıkılmadan izlemesi hakikaten zor, hatta vuvuzela dinlemek daha katlanılır, ama; dünya gözlerini meşin yuvarlakan ayıramıyorken, biz çobansalata olarak rahmetli Naismith’in hatrına Amerika semalarında gezinmeyi sürdürüyoruz.

(Not: Bu da güzel bir not,okuyalım;Gundy baba için boşuna adam demiyoruz: http://blogs.orlandosentinel.com/sports_magic/2010/07/stan-van-gundy-will-not-watch-lebron-james-espn-announcement-special.html )

NBA Draft 2010

Haziran 27, 2010, 7:30 am | Draft, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Arşivlik olsun, kenarda dursun. Zamanında yazamadık yazısını. Bu draftin en önemli iki ismi kuşkusuz oyun kurucu John Wall ve şutör gard Evan Turner’dı. Sürpriz olmadan ilk 2 sırada Wizards ve Sixers seçti bu iki oyuncuyu. Wall için en az bir Derrick Rose etkisi yapar denilirken, Turner’da Roy-Kobe arası bir potansiyel olduğu ama işlenmesi gerektiği anlatılıyor. Bu seneki draftlerde Türk oyuncu yoktu. Orlando Magic 4-5 numara oynayabilen Daniel Orton‘u 29., 3 numara oynayan Stanley Robinson‘ı 59. sıradan seçti. Oyuncuların isimlerine tıklarsanız kendileriyle ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Orton’ın kadroda yer bulabileceğini ama Robinson ile sözleşme yapılmayacağını düşünüyorum çok zorda kalınmazsa. Yine spektaküler isimlerin çıkmadığı vasatın altında bir draft oldu. Tutarsa Wall bu sınıfın en çok hatırlanacak adamı olur.

Sobalı Oda, Cenk Hocam, Blog ve Magic Üzerine Kısa Değinmeler

Haziran 26, 2010, 7:00 pm | Blog, NBA, Orlando Magic, tolga kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
“Gece saat iki suları… Soğuk odamda, zor bela ısıttığım yatağımın içinde dönüp duruyorum, saat üçteki maçı izlemek için beklerken. Portland ekibine Jailblazers denen günler işte. Sheed’in maç sonrası hakem yolu kestiği dönemler… Kings’le karşılaşacaklar. Sanırım, basketbolcuların ısınmaya çıktığı saatlerde ben de sıkıntıdan alev topuna döndüm yatağımın içinde. 2.45’e ayarlı, pembe plastik çeperli, o plastikten de fırlayıp duran gövdesiyle uyduruk saatimin, o uyuz alarm sesiyle, bir an önce seslenmesini istiyorum. Seslensin çalsın ama duyar duymaz sesi, saati kapıp alarmı durdurayım istiyorum ayrıca.(O saatlerin güzel de anıları olur: İşte, bir tanesi: Mesela, saat ikikırkbeşe ayarlayacağız alarmı,saat üzerindeki kırmızı göstergeyi 2 ile 3 arasında bir yere kondururuz, tabi 3’e biraz daha yakın olur. 15-20 gün istediğin saatelerde uyandırır seni, ama 1-2 ay sonra, saati de kendimize benzetiriz, o Çin işi saat yarım saat bir saat geç çalmaya başlar, zaten bizaman sonra da iyice gevşer, bırakır çalmayı.) Daha ortaokul-lise öğrencisiyiz tabi. Ana-babamızdan izinsiz gece gece kalkıp maçlar izliyoruz; bir yandan da o gizlice iş yapmanın tatlı bir heyecanı var. Annem mesela, gece maç izlediğimi anladığı an, bağırtı çağırtı kopara kopar gelir odasından. Her türlüsünden nasihat eder sakinleştiği anlarda. Baktı ikna edemeyecek, söylene söylene yatağına yurduna döner. İşte bunlar geçiyor kafamdan, bunun sıkıntısıyla yatağımın içinde iki saattir uyanığım.

Televizyon sobalı odada, benim odam ise hemen yanında; tek avantajım da bu, ana-babamın odası nispeten uzak. Hafiften uykuya dalıyorum. Saatin cırlamasıyla birlikte yataktan kolumu fırlatıp tek hamleyle saati etkisiz hale getiriyorum, şöyle etrafa kulak kesiliyorum, duyan uyanan yok. Saat üçonbeş olmuş bu arada, yine kelek yaptı aksi saat. Yorganı sıyırdığım gibi üzerimden, buz gibi bir soğuk titretiyor vücudumu, ama basketbol aşkı işte, okul olsa yarım saatte kalkamam o yataktan… Ayak parmaklarımın üzerinde sobalı odaya doğru yol alıyorum. Ama asıl zor görev şimdi geliyor: Kapı… Sobalı odanın bir kapısı var ki, maaşallah, hiçbir padişaha nasip olmamış, her açılıp kapanmasında apartman sallanıyor, dünya yıkılıp yeniden kuruluyor. Sobalı odanın kapısını ustalıkla kimseleri uyandırmadan kapatmam, abartmıyorum, 40-60 saniyemi alıyor; yani altı üstü bir kapı kapatması değil işte. Ev halkını uyandırmadan görevimi başarıyla tamamlamanın gururuyla sobalı odada gol sevinci yaşıyorum. O kadar seviniyorum ki, bağırmadan sesim kısılıyor, gözlerim doluyor.Soba hala nar gibi. Beko marka televizyonun metal açma tuşuna basıyorum, almıyor ilkinde, bir daha yediriyorum.Yatarken kanalı ayarlamıştım; açtığım gibi Rose Garden’ın parkelerinin parıltısı vuruyor gözüme. Seriliyorum yere. Çekyatların birinden kaptığım kırlenti alıyorum başımın altına. Ve uzun geceler başlıyor.”

Biliyorsunuzdur, Cenk ağabeyimizi, hocamızı, yaklaşık birbuçuk ay sonra askere uğurlayacağız, asker yolu gözleyeceğiz sonrasında. Kuşkusuz, bu kısa süreli ayrılış başta yakınları sonrasında da tanıdıkları açısından zor olacak (Cenk hocamla bir kez olsun yüz yüze gelmişliğimiz yok; not olsun bu da).Onun yazılarının verdiği tattan keyiften yoksun kalacağız bir süreliğine, kuşkusuz yanındakiler, yakınıdakiler ise muhabbetinden.Özhan hocam ve Volkan kardeşim blog için büyük çaba harcamışlardır, harcayacaklardır. Onların üzerindeki yük bir kat daha ağırlaşacak bu kısa ayrılışta. Ama Cenk hocamın, ağabeyimin yeri bende çok farklıdır. Daha yüz yüze gelip de iki kelam etmememe rağmen; yazdıklarına hesapsızca serptiği hüzün, kırgınlık, sevinç, hayal kırıklığı, aşk bana samimi gelmiştir, o yüzden Cenk hocam en başta insan olarak çok değerlidir benim için. İşte bu kısadönemde (335. kısadönem), sağolsunlar, Cenk ve Özhan ağbilerimin anlayışı ve onayıyla, blogda oluşması muhtemel basketbol açığını kendimce elimden geldiğince doldurmaya çalışacağım. İnşallah ağabeylerimi, hocalarımı utandırmam. Magic ağırlıklı basketbol olacak önceliğim doğal olarak. Bunun dışında beceribilirsek ordan burdan havadan sudan da yazarız. Ama baştan da belirteyim; çalışan eden bir insan olduğum için de ortadan kaybolmalar olabilir, bunlar da biline.
Yukarıdaki satırları da işte,basketbola nasıl bağlılık duyduğumu gösterme açısından yazdım. Çağlar boyu felsefede, mistisizmde, türkülerde, romanlarda, şiirler ve destanlarda aşk çok tartışıldı. Allah’a olan aşk, böceğe olan aşk, kadına-erkeğe olan aşk… Bizimkisi de böyle garip bir aşk işte. Uzatıyorum, farkındayım, ilk yazı bir de, yoksa uzatacak değildim. Magic hakkında genel görüşümün ne olduğunun bilinmesi açısından şöyle ufaktan bir giriş yapıp yazıyı bitireceğim. Magic için yazmaya başlarken, bir kördüğüm hali mevcutken başlıyorum. Hep beraber göreceğiz önümüzdeki dönemde;Magic bu kördüğümü hiçbir şeye zarar vermeden mi çözecek, yoksa Smith eline makası alıp bağları paramparça edip mi çözecek? Geçtiğimiz yaza girerken ayağımızda şık bir ayakkabı vardı, ancak sezona başlarken daha iyisi olduğunu düşündüğümüz bir üst modelini alıp denedik, bir baktık ki kördüğüm atmışız; daha doğrusu Smith biraderimiz atmış. Smith, anlaşılan o 2000’lerin ortalarındaki cesur ve akkılıca hamlelerinin ardından, ortodoks/muhafazakar bir girişime bulaşayım dedi, nedenini hala öğrenemediğimiz şekilde. Ancak bu skolastik düşünce, artık dünya basketbolunda çok gerilerde kaldı. Dünya Amerika’nın bir zamanlar yazdığı mukaddes basketbol kitaplarına, inançlarına iman etmiyor; başka bir yola daldı basketbol. Smith ise, belki de en kritik karar aşamasını başarısızlıkla, kolaycılığa kaçarak geçti. Carter hamlesinde ,düstur edindiği ‘kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’ ilkesi basketbolun bu aydınlanma döneminde elbette geçersiz kalacaktı ve kaldı da. Artık, tavuklar da birer canlı, yaşayan olduklarını hatırladılar ve kazlara pabuç bırakmıyorlar. Anlayacağınız, Smith bu kümes işinden anlamıyor. Smith’in bu hamlesine benzer hamleler yapan bir çok yönetici gördük, futbolda da mevcut böyle adamlar. Şimdi, bu adamlar böyle yaptıkça, aklıma hep şu gelir: 10-15 sene öncesine kadar evlerimizde uydu yokken, daha doğrusu digiler, smartlar, zartlar, zurtlar yokken, televizyonda kanal sıralaması yapacağımız sıra bire trt, ikiye atv, üçe show, dörde kanal d, beşe star koyardık. Tamamen kalıp bir hareketti o zamanlar, su içmek, araç kullanmak gibi birşey işte: doğal refleks. Ama yöneticilik kuşkusuz bu değil; artık discoveryler, sinema kanalları ve daha onlarca daha nitelikli tv kanalları var. Onların ayırdına varmak gerekir. Neyse, Smith işte böyle bir adam. Zamanında çok sevindirdi bizi, şu sıralar üzmekte. Olsun, yine de buralarda bi işi düşsün; ssk, bağkur, oto alım-satım, uğraşır görürüz işini…
Bundan sonra, inşallah, Cenk hocamızın askerde olduğu dönemde bunların dedikodusunu yapacağız vakit buldukça. Saygılarımla… (Not:Ben de 331.kısa dönem askerlik yaptığımdan geçtiğimiz sezonun % 90’ını kaçırdım,o yüzden yargıda bulunmakta zorlanıyorum, affola.)

Kaybolan Sihir – Bir Orlando Magic Analizi

Haziran 5, 2010, 8:00 am | Blog, Boston Celtics, Hayat, Nbakolik, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Aylardır yazamadık Magic ile ilgili tek satır. Takip edenler bilir hayatımdaki büyük değişiklikler ve yoğun iş temposu nedeniyle kendi blogumdan da NBAKolik’ten de uzak kaldım. Ama bu sezon başında söylediğim şeylerin gerçekleşmesine pek engel olmadı. Finallerde Orlando Magic’i göremeyeceğiz demiştim göremedik, Bu takım geçen sezonki dereceyi geçemez dedim geçemedi, gerçi aynı dereceyi yaptı ama her maçı kazanmak için oynadılar geçen sene son 5 maçın hangi atmosferde oynandığını hatırlarsınız. Eğer Atlanta ve Boston sezon içinde o kadar dalgalanma yaşamasalardı Orlando hem grupta hem konferansta koltuğunu kaptıracak ve 4. sıraya kadar düşecekti play-off sıralamasında. O noktada Van Gundy’nin basketbol bilgisi hatta dehası diyelim devreye girdi ve adeta maç seçerek hazırladı takımı. Hedef maçlarını hep kazandı Orlando, rakibi kaybederken kazanmaları ise onları 2.liğe kadar taşımayı başardı. Şimdi beni senelerdir okuyanlar yine diyeceklerdir ki “Ne yaptın ettin lafı yine SVG’ye getirdin. Bu kadar mı kötü bu takım?”. Takım kötü demiyorum, oyuncular kötü demiyorum, ama maalesef bu takımın bu sene IQ’su önemli derecede düştü. Özellikle Hidayet ve Lee geçen sene bu takıma mental anlamda çok şeyler katmış, paylaşmayı bilen adamlardı. Peki bu sene ne oldu? Orlando paylaşmayı beceremedi. Sadece bu bile en yükseğe çıkamamak için önemli bir sebep.
Oyuncuları tek tek değerlendirmek istemiyorum ama hiç sevmesem de istatistiklere bakmak zorunda kalıyoruz. Vince Carter’ın gelişini, hem de gelirken onun için Hidayet’in ve Lee’nin feda edilişini bir türlü anlayamamış ve bu hamleyi ciddi şekilde eleştirmiştim. Carter’dan savunma yapmasını, topu paylaşmasını, takımı oynatmasını bekleyemezsiniz. 5-6 sene önceki Carter’dan ancak takımı spektaküler hareketleri ve hızıyla şaha kaldırmasını beklersiniz ki bu adam 35’ine doğru gelmiş artık. Ne eskisi gibi zıplayabiliyor, ne bileğini ne omzunu sağlam tutabiliyor sezon boyu. Ciddi rakiplere karşı çoğunlukla kayıpken, sıradan takımlara aslan kesiliyor. Bu Carter Magic’i 1 adım ileri götüremezdi, götüremedi. Hele bir Ocak ayı var ki yaşadığı Carter’dan cacık olmaz diye yazı yazdırmışlığı var bana. Neyse konuya dönelim. Carter’ın gelişi takım içi dengeleri bozar demiştik. Ne oldu? Bozdu! Şimdi bu Orlando Magic takımının en pahalı oyuncusu ve en büyük yıldızı kabul edilen adamı kim? Rashard Lewis. Bu adama 118 milyon Dolar bağlamış Magic. İlk 2 sezonunda fena oynamadı ama geçen seneki finalden sonra artık bu sene patlar denilen adama ne oldu? Başına Carter düştü! Lewis’in kullandığı top 3, sayı ortalaması, 3.5, asisti 1 küsür, ribaundu yaklaşık 1.5 azaldı. Keyiften mi bunlar? Hayır. Çünkü artık takımda topu paylaşmayan bir yıldız eskisi vardı ve ha bire dağdan taştan üçlük sallayıp duruyordu, Lewis’in atması gereken üçlükleri. Lewis ne oldu? Pert oldu. 
Peki takımın diğer büyük yıldızı kim? Tabii ki Child Man Dwight Howard. Carter’ın takıma gelmesi ona da hiç yaramadı. Onun da şutu ve sayısı yaklaşık 2.5 düşerken ribaunt ortalaması da azaldı ve geçen seneki Howard’ı gözler arasa da bulamadı. Basın önünde arkadaşlarıyla atıştı, hocasına laf soktu, sempatik adam olmaktan çıkıp tepki toplayan adam haline geldi. 
Bu takımın saha içi liderinin kim olması gerek? Jameer Nelson, yedeği kim peki? Basketbola yeniden dönen J-Will. Bu iki adamın olduğu PG rotasyonu size sabırlı, sakin ve akılcı oyunu mu yoksa hızlı, düşünmeden ve spektaküler hareketlerin fazlasıyla bulunduğu ama rakip PG’lere karşı her daim savunmada parkenin öpüldüğü bir manzara mı hatırlatıyor? Ben daha ikisi sahaya çıkmadan Anthony Johnson – Rafer Alston ikilisine razıydım, düşünün artık. Ne yaptı peki bu spektaküler adamlar? Nelson geçen senenin çoooook gerilerinde kalırken birlikte yaptıkları maç başı toplam asist sadece 9 (yazıyla dokuz)! Böylesine şuta dayalı ve artık pivotunu daha az kullanan bu takımın oyun kurucularının toplam asist sayısı 9! Bu inanılacak bir sayı değil. Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Demek ki bu takım oyun kurucusu olmadan oynuyormuş. Hele ki bu 2 adamın toplam sayı ortalamasının 16.5 olduğunu düşününce şampiyonluğa oynayan bir takımın PG rotasyonu bu mudur diye sormak zorunda kalıyor insan. Bu mudur gerçekten ya! 
Hadi onları da geçtik. Bu takımda bir de 35 milyona 5 senelik anlaşma yenilenen Polonyalı pivotumuz vardı değil mi? 13 dakika 24 saniye ortalama süre alıp 3.6 sayı, 4.2 ribaunt, 0.2 asist ve 0.9 blokla oynayan 35 milyonluk bir adam. Yetmedi yanında neredeyse bütün bir sezon oturan 18 milyonluk kontratı ile hem alınan hem beğenilmeyen Brandon Bass gibi bir 4 numara. 2 kontratı toplayınca yapan meblağ ise maalesef Hidayet’in Toronto’ya imza attığı para. Veteran minimumla piyasadan 13 dakika oynayacak o kadar adam bulma şansı varken 50 küsür milyon vermemk için gönderilen takımın zekası ve o paraya yedek sırasında pas tutturulan 2 adam. 
Orlando için en ilginç olanı ise J.J. Redick denilen istenmeyen adam ilan edilmiş gencin bir çok maçta takımın kurtarıcılığına soyunmuş olması. Hem de bunu yaparken Carter’ı oturtması. Pietrus, Barnes ve Anderson’ın iyi niyetli katkıları ise ancak tamamlayıcı nitelikte sezon boyu. Hiç biri asla takımı tek başına sürükleyecek adam olamadılar, zaten olamazlar da, ki onlardan bunu beklemek hem onlara hem basketbola yapılan çok büyük bir ayıp olurdu. 
Otis Smith’in şaheser transferi Carter ise sezonu 16.6 sayı 3.9 ribaunt 3.1 asist % 36.5 üçlük % 43 şut yüzdesi gibi muazzam istatistikler ile kapatarak çok önemli katkıda bulundu takıma. 
Sorulacak soru şudur: Bunları yapıp kurulu düzeni bozmaya değer miydi? Hem şampiyonluk yakalama ihtimali olan o güzelim Orlando kadrosuna hem Hidayet’e hem Courtney Lee’ye yazık oldu. O kadro ve o ruhun tekrar bir araya gelmesi geçen sefer ki gibi 15 sene sürerse çok ama çok yazık olur vefakâr, cefakâr Orlando taraftarına. 
Görüldüğü üzere oyun planı şöyleydi, şu maçın şu dakikasında şu yanlış yapıldı, bu maçta şu şut seçimi yanlıştı gibi bir şey yazacak durumum, halim hem de alışkanlığım yok. Ayıp olmasın Boston serisinin kaybedilmesinden bahsedelim. Tek sebebi Pierce. Onu sinirlendirecek, sindirecek, savunacak ve aynı anda Orlando için sayı atacak şu kadroda tek adam yoktu. Rondo Nelson’a, Garnett Lewis’e ağır gelirken Allen Carter kafa kafaya desek Howard Perkins’e ağır basmakta. Dengeleri sağlayacak, sarsacak ve en sonunda Orlando lehine bozacak tek eşleşme Pierce – Orlando 3 numarası eşleşmesi olacaktı. Barnes Pierce’a çok hafif geldi. Mental olarak buraları fazla yaşamamış bir isim olan Barnes adeta kayboldu Pierce’a karşı. Geçen seneki Hidayet performansı ve Garnett2in olmayışını eklediğimizde Orlando’nun Boston’u geçebilmesindeki nüanslar daha iyi anlaşılıyor. Pota altında Wallace eklentili bir Boston’la Orlando’nun başa çıkması şu kadro yapısıyla imkansızdı zaten. Nelson defalarca kez paspas olurken, Carter amaçsızca bitmiş maçlarda sayı yapmaya çalışır, Howard top alamadıkça çıldırır ve Van Gundy ceketini yerken ben ta sezon başında olacağını bildiğim şeyin gerçekleşmesine hiç ama hiç üzülemedim. Kendi düşen ağlamaz Mr. Smith. 
Bu duygularını yitirmiş, kendini bir şey sanan adamlar topluğu görünümündeki takım olamayan takımın bütün sezon tek bir süper yıldızı vardı, onun adı da Stan Van Gundy. Bu malzemeden bu hamuru çıkarması bile büyük işti, hocalığını yine gösterdi. Umarım gelecek sezon için akıllı hamleler yapılmasını sağlar ve Smith’in akıl tutulmalarının önüne geçebilir. 
Bu yazı benim NBAKolik için yazdığım son yazı oluyor maalesef. Çok büyük bir heyecanla ilk kez 2005’te başladığım Orlando Magic yazarlığım sitenin de kapanıyor olması nedeniyle sona eriyor. Çoban Salata’da illaki Orlando yazmaya devam edeceğiz ama NBAKolik günlerinin yerini asla tutmayacağı kesin. Harika bir ortamda çok güzel dostluklar kurdum burada. En başta Sevgili Mehmet İstanbullu olmak üzere emeği olan tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürler. 2 defa en iyi yazarı seçildiğim, çok nitelikli ve çok özel bir sitenin kapanması beni fazlasıyla derinden etkiliyor. Çok şey söylemek istiyor ama uygun kelime bulamıyorum. Çok özleyeceğim bu işi yapmayı, bu keyfi tekrar yaşamayı. Hayatımda her geçen gün yeni güzellikler yaşarken bu çok ciddi bir kayıp oldu benim için. Hiç unutulmayacak NBAKolik günlerim ve sevgili dostlarım…

Süpürgenin Sapı Nerede?

Mayıs 23, 2010, 10:26 am | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
 Ya daha geçen hafta elimdeydi, nerede bu süpürgenin sapı?

Stuff

Mart 27, 2010, 7:29 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Şu maskotu bir türlü yakıştıramadım çok sevdiğim Orlando Magic’e. Gerçi Disneyland’ın bulunduğu şehirde ne olacaktı maskot, Tarzan mı?

Orlando Magic Karıştı

Mart 26, 2010, 11:07 am | Atlanta Hawks, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Önceki gece Atlanta’ya son saniyede kaybedilen maç sonrası Magic cephesi adeta karıştı, herkes birbirine girdi. Maç boyu çok kötü hücum eden Rashard Lewis Joe Johson’ın son saniye şutunda iyi bir box-out yapamayınca arkasından gelen Josh Smith pozisyonu tipleyerek tamamladı ve Atlanta maçı 86-84 kazandı. Maçın bitmesine 0.1 saniye kala gelen bu tip sonrası StanVan Gundy adeta çıldırdı. Lewis’e öyle bir öfke saçtı ki saha içinde anlatılmaz yaşanır demek gerekir. Çok ciddi bir fırça attı Lewis’e, yetmedi basın toplantısında sıvadı geçti. “Maçı seyirci gibi izleyerek kazanamazsınız” demesi çok önemli olaydı. Bu sezon Lewis önce doping nedeniyle 10 maç ceza almış, sonrasında ise takıma katkısı sıradan bir forvet kadar olmuştu. Ama Lewis 118 milyonluk adam ve onu takımdan kesemezsiniz. İyi bir şutör, zorlama bir 4 numara ama kesinlikle iyi bir şutör. Ondan istenen post oyununu da geliştirip farklı tehditler yaratması Van Gundy geldiğinden beri, savunmada daha konsantre ve hareketli olması. Ama olmadı, olmuyor, Lewis geldiği günkü yerde duruyor Orlando’da. Van Gundy sinirlenince de lafını esirgemiyor. Lewis’in suratında da dolayısıyla bir mutsuzluk var. Carter’ın gelişiyle birlikte hücumdaki rolünün değişip azalması mutsuz ediyor onu. Arttırması istenen savunma konsantrasyonu da haliyle düşüyor. Lewis de başarısız bir kendini savunma yapmış maç sonrası “Pozisyon itibariyle solumdaki adamı takip ettim ama Josh sağdan geldi, iki kişi arasında kaldım yani yapabileceğim pek bir şey yoktu.” Pozisyonu aşağıda izleyip kararı kendiniz verebilirsiniz, haklı olan kim net gözüküyor çünkü.

Van Gundy’nin Lewis’e fazlasıyla yüklenmesi bir kenara bu sezon takıma katılan Barnes da önce Van Gundy’e sonra Lewis’e alenen yüklendi maç sonunda. Barnes maçın son 5 buçuk dakikasında hiç oyuna girmedi, oyundan çıkarken yerine giren isimse Lewis’ti. Oyunda olduğu sürelerde ise Joe Johnson’ı çok iyi savundu ve adeta maçtan kopardı, zorlama şutlara mecbur bıraktırdı, sinrlendirdi. Barnes “Joe’yu 13 sayıda tutup sindirmişken, maçın son 5 buçuk dakikasında oynatılmamış olmayı anlamıyorum. Van Gundy demek ki bana güvenmedi. Üçlük soktum, savunma yaptım, yi oynadım. İnanamıyorum gerçekten. Haliyle böyle oynarken kenara alınınca yerinize giren adamın da bir şeyler ortaya koymasını bekliyorsunuz ama bu gece bu söz konusu bile değildi.”

Sözün özü takım içi uyumda, koç-oyuncu, oyuncu-oyuncu ilişkilerinde çatlaklar var Orlando’da. Gerçi hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve çok şeyin değiştiğini sezon başında söylemiştik ama bu kadar aleni bir dalaşma da beklemiyordum ve yakışmadı. Atlanta bu galibiyetle hem play-off’u garantiledi hem de Orlando’ya bir adım daha yaklaşmış oldu.

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/hawks/2010/03/24/0020901057_orl_atl_play4.nba

Eski Dostlar

Mart 21, 2010, 1:27 pm | NBA, New Jersey Nets, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Geçen sezonki Orlando Final Koşusunun en önemli isimlerindendi Hidayet Türkoğlu ve Courtney Lee. Carter için feda edilen 2 isim oldular bu sezon başında. İkisi de yeni takımlarında isteneni veremedi, ikisi de hayal kırıklığı yaşıyorlar, ama dün geceki maç bir süreliğine olsa da onlara geçen seneyi hatırlatmış olacak ki sarmaş dolaş olmuşlar. Karşı karşıya geldikleri mücadeleyi deplasmanda 100-90 Toronto kazaırken Hidayet 13 sayı  7 ribaunt 4 asist 3 top çalma, Lee 2 sayı 1 ribaunt 1 asist ve 1 top çalmayla oynadı.

King James Ağır Geldi

Şubat 12, 2010, 12:00 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Geçen gün övdğümüz Carter’ın oyunda olduğu süredeki skor farkına ve elemanın şut yüzdesine dikkatinizi çekerim. O kadar çok isterdim ki pişman olmak…

Carter Patladı! Vinsanity Geri mi Döndü?

Şubat 9, 2010, 5:24 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
http://www.dailymotion.com/swf/xc5uy4
Vince Carter scores 34 of his 48 points in the second half f
Yükleyen Grdgez. – Diğer spor ve ekstrem spor videolarına göz at.

Eski Carter’ı çok iyi tanıyorduk ve neredeyse ondan eser kalmadığından emindik. Taa ki 2 gece öncesine kadar. Vince Carter hayati Boston galibiyetinde 20 sayıyla katkı verirken New Orleans maçında adeta patladı ve rakip potaya tam 48 bıraktı. Ben gözlerime inanamadım kendi adıma. Daha bir kaç gün önce yerlerde sürünen, koşmaya hali olmayan adam keklik gibi sıçrıyordu parkede. Daha ne kadar sürer Carter’ın bu hali, Orlando’ya neler katabilir bilmiyorum ama hayra alamet değil bu gelişme, kesin başa gelecek bir şeyler var:) Sonuç itibariyle Orlando Doğu Konferansı 2.liğine yerleşti sürpriz bir şekilde. Keşke bu sürpriz sürse de sezon sonu mahçup olsam.

21 Sayıdan Maç Vermek

Şubat 6, 2010, 12:37 pm | NBA, Orlando Magic, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/magic/2010/02/05/0020900732_was_orl_recap.nba
Orlando bir kez daha çok farklı öne geçtiği bir maçı rakibine hediye etti. 21 sayı öne geçtiği maçta Magic 3. çeyrekte tam 38 sayı yedi. Bu sorun Van Gundy takımın başına geçtiği ilk maçtan beri bir türlü çözülemeyen yegane sorun. Eğer 15 sayı üzeride bir farkla soyunma odasına gidilirse 2. devre adeta kabus haline geliyor. Dün gece farkı kapadıktan sonra hesabı kesen adam Caron Butler oldu. Yukarıdaki videoda maçın kısa hikayesi var ancak Butler’ın eli bu derece sıcakken ve son topun da ona verileceği belliyken, kalan o kısa sürede bu adamın bu şutu atmasına nasıl izin verilir! Kaşıntı arttı, bu kaşımayla yakında kan çıkar.

Orlando’da Brandon Bass Sorunu

Şubat 5, 2010, 1:25 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Madem oynatmayacaktınız, madem kenarda pas tutturacaktınız, madem takımdan, basketboldan, şehirden soğutacaktınız niye aldınız kardeşim bu adamı. Para bir tarafınıza mı battı, fazla mı geldi, battı mı Aloooo! Yazık günah gerçekten. Takıma hiç bir şey vermeyen Carter ile takıma bir şey vermesine izin verilmeyen Dallas’ta Nowitzki’yi yedeklemiş, zaman zaman birlikte sahaya çıkmış Bass’in bu sezon aldığı para 20 milyonun üzerinde. Nasıl kıyılıyor nasıl saçılıyor bu paralar. Hala bu takımın şampiyon olabileceğini, hatta Doğu Finali oynayabileceğini düşünenler varsa, hesaplarını kontrol etmelerini öneririm. Bass takas istiyor “Beni kullanmayacaklarsa bıraksınlar gideyim” diyor. Bu takım bazı maçların önemli bölümlerini Howard-Gortat ikilisiyle oynarken bile Bass hatırlanmıyorsa, son çarenin yedeği olarak görülüyorsa yazık ki ne yazık, adam sonuna kadar haklı. Orlando’nun geleceğini günlük başarı için çöpe atan adam Otis Smith’e selam olsun.

Hidayet Sakatlandı

Şubat 1, 2010, 11:00 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Herhalde göze gelmek deyiminin en güzel örneklerinden biri oldu dün geceki Hidayet’in sakatlığı. Mike Dunleavy’nin dirseği Hidayet’in sol gözünün altına geldi ve büyük ihtimalle elmacık kemiğinde parçasız bir kırık oluştu. Daha maçın 1. dakikasında meydana gelen bu olaydan sonra Hidayet hemen hastaneye götürüldü tetkikler için. Sonuç bugün açıklanacak ama gözüken o ki bir süre Hidayet’i parkelerde göremeyebiliriz. Geçmiş olsun Hidayet Türkoğlu.

Bu arada Toronto adı geçen maçta Indiana’yı 117-102 yenerek üst üste 5. galibiyetini almış oldu. Orlando Magic de deplasmanda Detroit’i geçerek önceki gece Atlanta’da aldığı Güneydoğu 1.liğini bırakmamış oldu. Orlando’yu galibiyete taşıyan isimlerse Howard, Lewis, Redick ve Pietrus’tu. Carter mı? O da formundaydı, bu maçı da boş geçmedi ve 2 sayısını yazdı skorborda.

Zaman Kimseye Acımıyor

Ocak 30, 2010, 7:30 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 
Orlando Magic – 1992
 
Cleveland Cavaliers – 2010

Eski Formalarla Eski Ruh Canlandı

Ocak 29, 2010, 2:15 pm | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

İlk 3,5 çeyrek çok net bir şekilde ezildi Magic Boston karşısında. Ama ilerleyen dakikalar artık Boston’ın yaşlanan bir takım olduğunun ispatıydı. Kalkmayan kollar, koşamayan bacaklar, sıçrayamayan dizler. Hele Wallace’ın kullandığı son şutun potaya bile değmemesi Boston’da ciddi bir rehabilitasyon ve rotasyona ihtiyaç duyulduğunun en önemli göstergesi. Orlando maçı gerçek 2 süper yıldızı Howard ve Lewis ile ligin belki de en overpaid uzunu Gortat’ın oyunlarıyla kazandı. Tabii ki en başta 2 uzunlu 5’e dönen Van Gundy’nin hakkını yememek gerek. Ultra, mega, süper yıldız Vince Carter’ın bu istikrarlı ve başarısı paçalarından akan oyunu sürdükçe (!) bu tip taktik değişikliklere Magic’in daha çok ihtiyacı olacak. Lewis’in bitime 1,3 saniye kala attığı inanılmaz zor ve uzun adımlı turnike maçı getirirken Doc Rivers’a da selam etmiş olduk ma-camia. Eski formalarımız, nostalji gecesinde o eski savaşçı ruhu geri getirdi adeta. Savaşan, en azından takımın bir kısmı, Magic bu sezonki en önemli galibiyetlerinden birini aldı. Şu an için artık aklımdaki tek şey acaba bu ligde Carter’ı takasla alacak kadar enayi bir GM daha var mı?

Bir de Howard’ın hakeme attığı bir tam saha pas var ki gülmekten karnım ağrıdı 🙂

Orlando’nun Başarısızlığının Arkasındaki Gerçek!

Ocak 20, 2010, 1:17 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Orlando’nun Başarısızlığının Arkasındaki Gerçek!

Ocak 20, 2010, 1:17 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Orlando vs Babalar

Ocak 20, 2010, 8:02 am | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
4 Kasım vs Phoenix 122 – 100 galip Vince Carter oynamadı
11 Kasım vs Cleveland 93 – 102 mağlup Vince Carter 29 sayı 5 ribaunt 1 asist
20 Kasım @ Boston 83 – 78 galip Vince Carter 26 sayı 6 ribaunt 6 asist
11 Aralık @ Phoenix 103 – 106 mağlup Vince Carter 8 sayı 4 ribaunt 6 asist
25 Aralık vs Boston 77 – 86 mağlup Vince Carter 27 sayı 5 ribaunt 2 asist
13 Ocak @ Denver 97 – 115 mağlup Vince Carter oynamadı
18 Ocak @ Lakers 92 – 98 mağlup Vince Carter 9 sayı 5 ribaunt 1 asist
3 Cleveland
2 Boston
2 San Antonio
2 Dallas
1 Lakers
1 Denver

maçı daha var Orlando Magic’in sezonda. Bu zamana kadar 2-5 olduğu ligin babalarına karşı 11 kez daha parkeye çıkacak bu takım. Şu ana kadar ilk 41 maçta elde edilen derece 26-15 kesinlikle umut verici değil. Sezon başında geçen seneki başarı yakalanamaz, bu bir hayal dediğimde bana aşırı tepki veren arkadaşların yorumlarını bekliyorum. Hem Magic’in hem ultra, süper, mega yıldız Carter’ın durumu ortada. Koca sezonda sadece 1 önemli maç kazandırabilmiş takıma. Takım o yokken kesinlikle daha takım gibi. Van Gundy büyü falan yapmazsa bu takımın geleceği yok. Bitmiş yıldız eskileriyle olacak iş değil bu. Yazık oldu hem harcanan paralara hem taraftara. Allah selamet versin Otis, bu gidişle ben öpemesem de yakında öpecekler seni.

>Orlando vs Babalar

Ocak 20, 2010, 8:02 am | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

4 Kasım vs Phoenix 122 – 100 galip Vince Carter oynamadı
11 Kasım vs Cleveland 93 – 102 mağlup Vince Carter 29 sayı 5 ribaunt 1 asist
20 Kasım @ Boston 83 – 78 galip Vince Carter 26 sayı 6 ribaunt 6 asist
11 Aralık @ Phoenix 103 – 106 mağlup Vince Carter 8 sayı 4 ribaunt 6 asist
25 Aralık vs Boston 77 – 86 mağlup Vince Carter 27 sayı 5 ribaunt 2 asist
13 Ocak @ Denver 97 – 115 mağlup Vince Carter oynamadı
18 Ocak @ Lakers 92 – 98 mağlup Vince Carter 9 sayı 5 ribaunt 1 asist
3 Cleveland
2 Boston
2 San Antonio
2 Dallas
1 Lakers
1 Denver

maçı daha var Orlando Magic’in sezonda. Bu zamana kadar 2-5 olduğu ligin babalarına karşı 11 kez daha parkeye çıkacak bu takım. Şu ana kadar ilk 41 maçta elde edilen derece 26-15 kesinlikle umut verici değil. Sezon başında geçen seneki başarı yakalanamaz, bu bir hayal dediğimde bana aşırı tepki veren arkadaşların yorumlarını bekliyorum. Hem Magic’in hem ultra, süper, mega yıldız Carter’ın durumu ortada. Koca sezonda sadece 1 önemli maç kazandırabilmiş takıma. Takım o yokken kesinlikle daha takım gibi. Van Gundy büyü falan yapmazsa bu takımın geleceği yok. Bitmiş yıldız eskileriyle olacak iş değil bu. Yazık oldu hem harcanan paralara hem taraftara. Allah selamet versin Otis, bu gidişle ben öpemesem de yakında öpecekler seni.

İlahi Schmitz, Ne Güldürdün Beni!

Ocak 19, 2010, 10:53 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>İlahi Schmitz, Ne Güldürdün Beni!

Ocak 19, 2010, 10:53 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Büyük Yıldızlar Büyük Maçlarda mı Belli Olurdu?

Ocak 19, 2010, 11:00 am | LA Lakers, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yine bir ölçü maçı, yine bir büyük maç, yine mağlubiyet. Takımın en iyi kısası neredeyse minimum kontrata oynayan Barnes. Takımı sürüklesin götürsün diye alınan Carter ise istikrar yakalamış durumda. İstikrarsa inanılmaz kötü oyun ve isabetsiz, berbat şutlarında. Magic’in hedef maçları ile ilgili bir gönderi yakında. Van Gundy’e sabır dilekleri hep ağzımızda.

>Büyük Yıldızlar Büyük Maçlarda mı Belli Olurdu?

Ocak 19, 2010, 11:00 am | LA Lakers, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Yine bir ölçü maçı, yine bir büyük maç, yine mağlubiyet. Takımın en iyi kısası neredeyse minimum kontrata oynayan Barnes. Takımı sürüklesin götürsün diye alınan Carter ise istikrar yakalamış durumda. İstikrarsa inanılmaz kötü oyun ve isabetsiz, berbat şutlarında. Magic’in hedef maçları ile ilgili bir gönderi yakında. Van Gundy’e sabır dilekleri hep ağzımızda.

>Nerede Kaldın, Özlemiştik Valla!

Ocak 16, 2010, 11:45 am | NBA, Orlando Magic, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Vince Carter’ın bu sezon forma giydiği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları

21 – 12

Vince Carter’ın bu sezon forma giymediği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları
5 – 2 
Vince Carter’ın Ocak ayı istatistiği
8.3 sayı 2.3 asist 1.6 ribaunt % 18 şut %10.5 üçlük yüzdesi

Nerede Kaldın, Özlemiştik Valla!

Ocak 16, 2010, 11:45 am | NBA, Orlando Magic, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Vince Carter’ın bu sezon forma giydiği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları

21 – 12

Vince Carter’ın bu sezon forma giymediği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları
5 – 2 
Vince Carter’ın Ocak ayı istatistiği
8.3 sayı 2.3 asist 1.6 ribaunt % 18 şut %10.5 üçlük yüzdesi

>Günün Enteresan İstatistiği

Ocak 13, 2010, 7:07 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

 Vince Carter’ın bu sezon forma giydiği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları ve yüzdesi

21 – 11, % 63.6

Vince Carter’ın bu sezon forma giymediği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları ve yüzdesi

5 – 1, % 83.3
 
Sonuçta birileri taklaya gelecek ama kim?

Günün Enteresan İstatistiği

Ocak 13, 2010, 7:07 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
 Vince Carter’ın bu sezon forma giydiği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları ve yüzdesi

21 – 11, % 63.6

Vince Carter’ın bu sezon forma giymediği maçlarda Orlando Magic’in galibiyet – mağlubiyet sayıları ve yüzdesi

5 – 1, % 83.3
 
Sonuçta birileri taklaya gelecek ama kim?

>Artık Neresine Yakar Bilemem

Ocak 9, 2010, 4:16 pm | komik, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Son 5 maçta % 22 gibi muazzam bir şut yüzdesi ve 8.2 sayı ortalamayla kontratını ne kadar hak ettiğini gösterircesine oynayan Orlando Magic’in süper, mega, ultra starı Vince Carter sürpriz bir şekilde omzundan sakatlandı. Bütün kariyeri boyunca sakatlık dolayısıyla hiç maç kaçırmayan Carter’ın aslında sakatlığa rağmen oynamak istediği, ancak sağlık ekibi ve teknik kadronun önlem olarak buna izin vermediği bildirildi. Carter’ın maça devam edememesi nedeniyle Orlando maçı kaybetti. Carter maç sonrası dayanamayıp 3,5 saat idman yaptı. Kaynaklar Carter’ın bu sabah 07’de kendi başına 1500 şutluk bir idman daha yaptığını bildirdi. Son maçlarda yaşadığı form düşüklüğünü ise yıldız oyuncu sol üst arka adelesinin yan tarafındaki kıl dönmesine bağlıyor.

Orlando Magic’in muhteşem draft seçimleri ve takaslarıyla tanınan genel menajeri Otis Smith ise Carter’ın takıma çok şey verdiğini ve kıl dönmesi geçer geçmez 45-50 sayı 8-10 asist ortalama ile parkelere geri döneceğini belirtiyor.

Carter’lı kadrosuyla Orlando Magic bu sezon da şampiyonluğun en büyük adayı kuşkusuz!

Artık Neresine Yakar Bilemem

Ocak 9, 2010, 4:16 pm | komik, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Son 5 maçta % 22 gibi muazzam bir şut yüzdesi ve 8.2 sayı ortalamayla kontratını ne kadar hak ettiğini gösterircesine oynayan Orlando Magic’in süper, mega, ultra starı Vince Carter sürpriz bir şekilde omzundan sakatlandı. Bütün kariyeri boyunca sakatlık dolayısıyla hiç maç kaçırmayan Carter’ın aslında sakatlığa rağmen oynamak istediği, ancak sağlık ekibi ve teknik kadronun önlem olarak buna izin vermediği bildirildi. Carter’ın maça devam edememesi nedeniyle Orlando maçı kaybetti. Carter maç sonrası dayanamayıp 3,5 saat idman yaptı. Kaynaklar Carter’ın bu sabah 07’de kendi başına 1500 şutluk bir idman daha yaptığını bildirdi. Son maçlarda yaşadığı form düşüklüğünü ise yıldız oyuncu sol üst arka adelesinin yan tarafındaki kıl dönmesine bağlıyor.

Orlando Magic’in muhteşem draft seçimleri ve takaslarıyla tanınan genel menajeri Otis Smith ise Carter’ın takıma çok şey verdiğini ve kıl dönmesi geçer geçmez 45-50 sayı 8-10 asist ortalama ile parkelere geri döneceğini belirtiyor.

Carter’lı kadrosuyla Orlando Magic bu sezon da şampiyonluğun en büyük adayı kuşkusuz!

>Carter’dan Salatalık Orlando’dan Cacık Olmaz

Ocak 7, 2010, 5:15 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Sezon başında “Değiştiği anlaşılamayan Orlando üzerine” diye bir yazı yazmış, ziyadesiyle tepki almıştım. Efendim Orlando bu sene daha komple bir takım olmuş, bençi zenginleşmiş, tecrübesi tavana vurmuş, Carter gibi bir megastar gelmiş. Bunların hepsi hikaye, hele hele Carter tam anlamıyla hikaye.

Orlando Magic Stan Van Gundy sayesinde takım olmaya çalışırken Carter denilen bir tümörle mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne istikrarlı bir dış şutu, ne başarılı bir savunması ne de arkadaşlarını oynatma kapasitesi var. Hatta daha doğrusu oyun istikrarı yok bu adamın. İşin acı tarafı arkadaşlarının da ona saygısı kalmamış. Megastar, süper yıldız dediğin adam sıkıştığın anlarda topu vermek için arayacağın, güvendiğin adamdır. Bir tek Allah’ın kulu yok ki 24 saniye dolmak üzereyken ya da takım gerideyken ekstra bir şeyler yapar diye Carter’ı arasın. Carter tam anlamıyla tekere sokulan çomak. Otis Smith kınayı hazırlamadıysa hala, ben burdan kargolarım üzülmesin.

Bu takımda 3 yıldız var: Dwight Howard, Rashard Lewis ve Stan Van Gundy. Takım olamamanın ve basketbolun aslında çok basit bir oyun olduğunun unutulmasının cezası olarak Howard bu sezon adeta harcanıyor. Attığı şut sayısı neredeyse 4 azalmış, sayı ortalaması 5-6 düşmüş, bir türlü top alamayan modern bir korkuluk gibi. Dolayısıyla potadan uzak aldığı her topta saatli bomba gibi. Konsantrasyonu tam olmayınca savunmada da bir facia. 10 top kaybı ne demektir arkadaş! Lewis beslendiği ölçüde ürün veriyor, Neson geçen senelere göre sorumluluğunun daha farkında ve bencilliklerinden biraz sıyrıldığı için olabildiğince besliyor Lewis’i. Ama başka kimseler yok. Redick kaç sayı atarsa atsın savunmada kara delik. Kaç maçtır ortalarda olmayan Belinelli, Wright, DeRozan ona karşı coştular. Bass kenarda harcanıyor, Gortat göbek bağlamak üzere, Anthony Johnson ise örümcek bağlamıştır sanırım.

Bu tablo Otis Smith’in eseri, kendisiyle ne kadar gurur duysa az. Hem bütçenin hem takımın içine etmeyi başardı. Gözler kolay fikstürle güzel boyanmıştı. 35 maçın 22’si % 50’nin altındaki takımlara karşı. Hadi bakalım bundan sonra neler olacak. Sezon boyu kaç Lakers, Cavs, Celtics, Suns, Mavs, Spurs galibiyeti alınacak? 0, 1, 2?

Toronto ise Orlando’nun aksine her hafta üzerine koyarak ilerliyor. Savunmayı yapmayı öğrendikleri gibi bunu artık maçın daha uzun sürelerine yayıyorlar. Bu tip maçlar onlara maç sonu oynamayı da öğretiyor. Bu sezon öğrenerek ve gelişerek belki de 5. sıradan play-off yapabilirler. Smith’in aksine Colangelo çok iyi işler yapmış durumda. Sezon sonu dereceleri ve gelişimleri Bosh’u Toronto’da kalmaya ikna edebilir. Eski dost Hidayet ise tam bir tutkal rolünde yeni takımında. Ne zaman ne lazımsa onu yapıyor. Savunma, sayı bulma, asist. Bazen 6-7 hücum top eline değmiyor bazen 6-7 hücumu arka arkaya o yönlendiriyor. Toronto için son yılların en büyük kazancı ve bu takıma vereceği, arkadaşlarına öğreteceği çok şey var.

Netice olarak Carter’dan salatalık, Orlando’dan sezon sonunda cacık olmaz tezimi kuvvetle savunuyorum. Güneydoğu grubu kaybedilebilir bile! Doğu Finali’ni ise hiç mi hiç beklemiyorum. Geçen seneki takım ve ruhu çoooook arayacağız.

Carter’dan Salatalık Orlando’dan Cacık Olmaz

Ocak 7, 2010, 5:15 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Sezon başında “Değiştiği anlaşılamayan Orlando üzerine” diye bir yazı yazmış, ziyadesiyle tepki almıştım. Efendim Orlando bu sene daha komple bir takım olmuş, bençi zenginleşmiş, tecrübesi tavana vurmuş, Carter gibi bir megastar gelmiş. Bunların hepsi hikaye, hele hele Carter tam anlamıyla hikaye.

Orlando Magic Stan Van Gundy sayesinde takım olmaya çalışırken Carter denilen bir tümörle mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne istikrarlı bir dış şutu, ne başarılı bir savunması ne de arkadaşlarını oynatma kapasitesi var. Hatta daha doğrusu oyun istikrarı yok bu adamın. İşin acı tarafı arkadaşlarının da ona saygısı kalmamış. Megastar, süper yıldız dediğin adam sıkıştığın anlarda topu vermek için arayacağın, güvendiğin adamdır. Bir tek Allah’ın kulu yok ki 24 saniye dolmak üzereyken ya da takım gerideyken ekstra bir şeyler yapar diye Carter’ı arasın. Carter tam anlamıyla tekere sokulan çomak. Otis Smith kınayı hazırlamadıysa hala, ben burdan kargolarım üzülmesin.

Bu takımda 3 yıldız var: Dwight Howard, Rashard Lewis ve Stan Van Gundy. Takım olamamanın ve basketbolun aslında çok basit bir oyun olduğunun unutulmasının cezası olarak Howard bu sezon adeta harcanıyor. Attığı şut sayısı neredeyse 4 azalmış, sayı ortalaması 5-6 düşmüş, bir türlü top alamayan modern bir korkuluk gibi. Dolayısıyla potadan uzak aldığı her topta saatli bomba gibi. Konsantrasyonu tam olmayınca savunmada da bir facia. 10 top kaybı ne demektir arkadaş! Lewis beslendiği ölçüde ürün veriyor, Neson geçen senelere göre sorumluluğunun daha farkında ve bencilliklerinden biraz sıyrıldığı için olabildiğince besliyor Lewis’i. Ama başka kimseler yok. Redick kaç sayı atarsa atsın savunmada kara delik. Kaç maçtır ortalarda olmayan Belinelli, Wright, DeRozan ona karşı coştular. Bass kenarda harcanıyor, Gortat göbek bağlamak üzere, Anthony Johnson ise örümcek bağlamıştır sanırım.

Bu tablo Otis Smith’in eseri, kendisiyle ne kadar gurur duysa az. Hem bütçenin hem takımın içine etmeyi başardı. Gözler kolay fikstürle güzel boyanmıştı. 35 maçın 22’si % 50’nin altındaki takımlara karşı. Hadi bakalım bundan sonra neler olacak. Sezon boyu kaç Lakers, Cavs, Celtics, Suns, Mavs, Spurs galibiyeti alınacak? 0, 1, 2?

Toronto ise Orlando’nun aksine her hafta üzerine koyarak ilerliyor. Savunmayı yapmayı öğrendikleri gibi bunu artık maçın daha uzun sürelerine yayıyorlar. Bu tip maçlar onlara maç sonu oynamayı da öğretiyor. Bu sezon öğrenerek ve gelişerek belki de 5. sıradan play-off yapabilirler. Smith’in aksine Colangelo çok iyi işler yapmış durumda. Sezon sonu dereceleri ve gelişimleri Bosh’u Toronto’da kalmaya ikna edebilir. Eski dost Hidayet ise tam bir tutkal rolünde yeni takımında. Ne zaman ne lazımsa onu yapıyor. Savunma, sayı bulma, asist. Bazen 6-7 hücum top eline değmiyor bazen 6-7 hücumu arka arkaya o yönlendiriyor. Toronto için son yılların en büyük kazancı ve bu takıma vereceği, arkadaşlarına öğreteceği çok şey var.

Netice olarak Carter’dan salatalık, Orlando’dan sezon sonunda cacık olmaz tezimi kuvvetle savunuyorum. Güneydoğu grubu kaybedilebilir bile! Doğu Finali’ni ise hiç mi hiç beklemiyorum. Geçen seneki takım ve ruhu çoooook arayacağız.

>Orlando – Detroit

Kasım 7, 2009, 10:50 am | Detroit Pistons, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Cartersız daha iyi bir takımız. Detroit’ten rövanşı ilk çeyrek performansı ile aldık. Son çeyrekteki savunma ise berbattı. Hem zamanım hem de yazmak için keyfim yok, kusura bakmayın. Bu da günlüğe eklenmiş keyifsiz bir sayfa olsun.

Orlando – Detroit

Kasım 7, 2009, 10:50 am | Detroit Pistons, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Cartersız daha iyi bir takımız. Detroit’ten rövanşı ilk çeyrek performansı ile aldık. Son çeyrekteki savunma ise berbattı. Hem zamanım hem de yazmak için keyfim yok, kusura bakmayın. Bu da günlüğe eklenmiş keyifsiz bir sayfa olsun.

Değiştiği Anlaşılamayan Orlando Üzerine

Kasım 5, 2009, 12:15 pm | NBA, Nbakolik, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Ön Uyarı:

Bu yazı istatistik içermez ama istatistiklere ağır atıf yapar, sayılar üzerinden değil olaylar üzerinden akar.



Geçen sezonu finalist ve şampiyonluğu belki de 2 maçın son saniyesinde yapılamayan hareketler ile kaybeden bir takımın ertesi sezona girerken nokta transferler yapıp düzenini bozmayacağını düşünürsünüz. Düşünmek de hakkınız zaten, çünkü mantıklı olan bu. Böylesi bir takımın oyuncu kadrosunu önemli anlamda değiştireceği, işleyen çarkın dişlilerinden 2 önemli parçayı çıkarıp atacağını düşünmek ise ancak sizin kazanma hırsıyla gözünüzün döndüğünü gösterir. Ötesi için söylenecek söz yoktur.



2. Brian Hill döneminde başlayan Magic yükselişindeki en önemli pay sahibi kuşkusuz Otis Smith’tir. Weisbrod’dan aldığı bayrağı doğru düzgün taşımayı becerebilmiştir eski oyuncumuz ve şimdiki Magic Genel Menajeri. Verilen para çok fazla olsa da Lewis’in transferi, oyuncu seçmelerindeki Gortat ve Lee tercihleri, babasını kaybeden ve dağılmış durumdaki Nelson’a yeni kontrat vererek onu ayağa kaldırması, Francis belasından kurtulması Ariza takasları, hem gelişi hem gidişi, Pietrus imzası, Artest takası hep başarılı hamleleriydi. Bu hamlelerin %100 verim verdiğini söylemiyorum ama artılar eksilerden fazla her birinde. Bu idari performansları ve Magic’in bir sistem oturttuğunu görünce haliyle insan devamını bekliyor.



Lakers Final serisine dönüp baktığımızda Magic formalı sadece 1 adam ve 1 gencin öne çıkan ve takımı iten performanslarına şahit oluyoruz. Dolayısıyla bu adamların bu sezon da aynı rollerinde ve aynı forma içinde sahada olmasını bekliyoruz. Kontratı süren, emekçi genci bir tarafa ayırdığımızda, hem de takım sahibi “O” adamı takımda tutmak için ilk kez yüklü bir lüks vergisi ödemeye hazır olduğunu söylemişken aklınıza başka bir şey gelmiyor. Sezon bitip herkes kenara çekildiğinde, yukarıdaki paragrafta sitayişle bahsettiğimiz adamın farklı bir şey yapmasını beklemiyorsunuz. Mantıklı, doğru ve akla yatkın olan şey bu zaten. Öne çıkıp takım için önemini ispatlayan, takımı bir arada tutmayı başaran bu adama imza attırılması, takıma faydası olmayan 2-3 adamın takaslarda kullanılıp bir yedek uzun forvet-pivot bir de yedek oyun kurucu alınması çoğunluğun üzerinde mutabakata vardığı ortak noktalar.



Transfer sezonu başlar başlamaz bir de ne görelim “O” adamın üstü çizilmiş, takımın gelecek vaad eden, bugünün görev adamı yarının yıldızı “Genç” ise takas değeri olan adamlar Alston ve Battie ile takımdan gönderilmiş Vince Carter ile takas edilmişler. Carter’ın yanında bir başka uzun forvet, bahsettiğimiz gençle ile aynı dönem seçilmiş olan Ryan Anderson da Orlando’nun yolunu tutmuş. Carter’ın 2 sene ve yaklaşık 34 milyonluk kontratı dolayısıyla (3. sezondaki 18 milyonluk takım opsiyonunu hesaba katmadım ) bütçesinde yer kalmayan Magic’te kontrat alamayacağını anlayan “O” adam ise Oregon üzerinden Kanada sınırlarına giriş yapmıştı. Sonradan ortaya çıkan ve yalanlanmayan, “O” adama yapılan kontrat teklifinin ise 5 yıl ve 35 milyon seviyelerinde olduğu öğrenildi.



Birçoklarının ağzı açık kaldı yapılan takasa. Kimileri hayran hayran baktılar, kimileri şaşkınlık içinde. Yetmedi bu takası yapan adam gitti Dallas’ın Gortat’a verdiği 5 sene 36 milyonluk kontratı da karşıladı. Gortat ki bu takımda birkaç sezon yaklaşık 13-15 dakika ortalama ile oynayacak, hücum yetenekleri sınırlı bir adam. O sıralar aralarında Nesterovic’in de olduğu o 13-15 dakikayı alıp son derece faydalı olabilecek bir çok uzun da boştayken üstelik. Yetmedi uzun forvete Brandon Bass alındı senesi 4 milyondan. Jason Williams emeklilikten döndürüldü Nelson’ın arkasına. Sokak basketbolcusu Alston gönderilip yerine alınan adama bakınca düşündük de durduk. J-Will parkeleri sokağa dönüştüren, hücumdaki şu spektaküler hareketlerin mimarı ama savunma denilen işten kaçan, dalgalı denizden daha dalgalı adam değil miydi? Matt Barnes minimum kontratla takıma son katılan isim, belki de en iyi transfer oldu. Kadro tamamlandı, takım sahibinin dediği gibi Magic lüks vergisi öder hale geldi, hem de tam 13 milyon.



“O” adam takımda tutulsa ve Toronto’da almış olduğu kontrat verilse, üstüne üstlük “Genç” feda edilip Carter takası da yapılmış olsa, Bass’e yine imza attırılsa ve sadece Gortat harcansa, onun yerine de veteran minimumla yukarıda dediğimiz gibi Nesterovic tarzı bir adam alınsa bugünkü lüks vergisi ile yaklaşık aynı seviyede olurdu Magic’in ödeyeceği vergi. Madem lüks vergisi ödemeye hazırdı Magic neden bu yolu seçmedi? Bunun 2 sebebi var. 1.si Otis Smith’in kendisini dev aynasında görmeye başlayıp “Tek patron benim, benim dediğim olur” tavırlarına dalması, 2.si ise Vince Carter’ın Orlando lobisi. 1. sebebi ve Otis Smith’in “O” adamla ilgili söylediği çirkin sözleri tekrar hatırlatmaya gerek yok. NBA Şampiyonluğu adayı bir takımın Genel Menajerinin asıl karakteri buysa o takımın istikameti de bellidir sonuçta. Zaten ona gereken cevabı Van Gundy verdi “O” adamı çok arayacağını, onunla çalışmanın çok farklı bir deneyim olduğunu anlatarak.



2. sebep ise daha vahim. Vince Carter aslen Orlandolu. Sezon dışı tüm zamanını ve tüm tatillerini Orlando’daki evinde geçiriyor. Kendisi Orlando’da çok sevilen bir sporcu. Senelerdir Orlando dışında olmaktan sıkılmış ve artık Orlando’da oynamak istiyor, diğer taraftan da Nets’in kolay kolay şampiyonluğa oynayacak bir takım kuramayacağını ve rotalarını 2010 yazı için Lebron James’e çevirmiş olduklarını biliyor. Orlando bu kadar üst seviyede ve şampiyonluğa yakınken Magic’i bir çıkış olarak görüyor. Basında yer alanlara göre normal sezon biter bitmez kulis yapmaya, hatırlı isimleri araya sokmaya başlıyor. Orlando’nun Kobe karşısında zorlanmasıyla birlikte kendisi de 2 numara olan Carter’ın ismi bir anda daha final serisi bitmeden telaffuz edilmeye başlanıyor. Otis Smith’le gizli ve gayrı resmi toplantılar yapılıyor. Yine daha final serisi bitmeden Otis Smith “O” adamın Kobe’ye yaptığı blok sonrası bomboş pozisyonda son saniye basketini kaçıran umut vaad eden emekçi “Genç”in üstünü çiziyor, takası bitiriyor. Fakat tepkilerden çekinildiği için uzunca bir süre “O” adama bir teklif yapılmıyor, yapıldığı zaman ise ağızlardan çıkan rakamlar güldürüyor insanı. Karar çoktan verilmiş çünkü Magic artık Vince Carter’ın takımı olacak.



Öyle ya da böyle bu sezona Orlando Magic kadrosuna Vince Carter, Ryan Anderson, Brandon Bass, Matt Barnes, Jason Williams’ı katarak başladı. Geçmiş geçmişte kaldı, olanlar oldu ve yenilmesi çok güç, çok yönlü bir takım kurma ihtimali varken farklı bir formatta çıktı karşımıza Orlando Magic. Takip edenler biliyordur kendi blogumda Orlando Magic’in her maçı sonrası bir maç değerlendirmesi yapıyorum. Orada uzun zamandır değindiğim en önemli konu bu yeni yapılanma içinde bu takımın liderinin kim olacağı. Son 2 sezonki yapıda takım ve hücum sıkıştığında ön plana çıkıp inisiyatif alan biri vardı, bir çok maçı da “O” adam kazandırdı zaten. Takımın kısa kaldığı nokta “O” adamın da yetmediği yerlerde, özellikle içeri penetreler ve yüklenmelerle sayı çıkaracak, faul alacak, oyunu şutla değil hareketle, koşuyla bozacak bir isimdi. Birkaç sene öncesine kadar bildiğimiz tanıdığımız Carter böyle bir adamdı. Biz onu smaçlarından, spektaküler turnikelerinden hatırlıyorduk ama Orlando Magic formasıyla sahaya çıkan adam o Carter değil. Sanki muhteşem bir üçlükçüymüş gibi 9-10 üçlük deneyen, içeri girmekten çekinen bir adam görüntüsünde Carter. Üstelik topu paylaşmayı değil önce potayı düşünüyor olması da Magic’in aradığı adamın profiline son derece aykırı. Jameer Nelson’a senelerdir fazlasıyla yükleniyor olmamızın 1 numaralı sebebi bu, hep aklında pota olması.



Magic sezon öncesi Lewis’in doping yaptığı haberiyle sarsıldı. Ufak bir ceza ile yırttı Lewis ama 10 maç da takımını yalnız bırakmak durumunda kaldı. Hem onun olmaması hem de gelen giden isimlerin çokluğu Van Gundy’i arayışa itti. Bu sezon Howard ve Gortat’a ilave olarak sert bir adam daha yani Bass’in olması “Acaba uzun beşe mi dönmeyelim” düşüncesini canlandırdı kafasında. Bunu sezon öncesi hazırlık kampında anladık. Oynanan 8 maç kazanılmış da olsa kendi ilk 5’ini bir türlü kazanamadı Magic. Bu takımın Lewis’in yokluğunda 2-3-4 numaraları belli değil. Tamam, biri Carter olacak ama 2 mi 3 mü? 4 numara uzun mu yoksa şutör 3,5 mu olmalı? Pietrus mu Bass mi yoksa Anderson mı? Redick’i kullanmalı mıyım? Bu sorular dolaştı durdu hep Van Gundy’nin kafasında, ama hala bir türlü cevabını bulamadı. Dışarıdan bakan ve bu takımı 7-8 senedir A’dan Z’ye takip eden bir adam olarak benim naçizane fikrim belli aslında. Lewis yokken;



Nelson – Carter – Pietrus – Barnes – Howard



Lewis geldiğinde;



Nelson – Carter – Pietrus – Lewis – Howard



Yani Pietrus sağlıklı iken mutlaka bu takımda olmalı. 2 sezondur kurduğu düzenden Van Gundy’nin vaz geçmeyeceği belli iken Lewis’in yokluğunda Howard fazlasıyla kullanılmalı(ydı). Bu kadar potayı düşünen adam bir aradayken mutlaka ve mutlaka işçi bir adam gerek beşte. Yoksa Redick’in beşe konulduğu, Carter’ın kısa forvet çıktığı bir takımın ne savunmada ne de hücumda başarılı olma ihtimali yok. Pietrus’un alternatifi Barnes olmalı ki her daim takımda bir emekçi olsun. Howard’ın sahada olmadığı dakikalarda Gortat’ın biraz da yumuşak kaldığını göz önünde bulundurarak Bass’in mutlaka sahada olması gerektiği, pota altı sert takımlara karşı da mutlaka Howard – Bass ikilisini kullanma ve kısa-şutör beşten ödün verme gerekliliğinin aşikar olduğunu söylememiz gerek. Bana kalsa bu takımı 9 oyunculu rotasyonla kullanırım ve her ne kadar yetenekli şutörler olurlarsa olsunlar, savunmada zayıf halka olarak gözüken Redick ile Anderson’ı sadece ihtiyaç halinde sahaya sürerim. Lewis’li beşe yedek olarak J-Will, Barnes, Bass, Gortat rotasyonu dengeli bir şekilde uygulanırsa hem şutör hem savunmacı hem de savaşçı bir takım kimyası yakalanabilir. Öte yandan Van Gundy’nin elinde Anthony Johnson gibi sert bir oyun kurucu olduğunu unutmaması ve en azından rakibe göre bazı maçlarda onu kullanmayı hatırlaması gerek.



Takımın uzun süredir en büyük sorunu asist / top kaybı oranının çok düşük olması. Bir çok maç 20’ler civarında top kaybı yapılırken asist sayısının da 20’ler civarında gezinmesi Magic’e yakışan bir tablo değil. Bu kadar şutörün ve ligin en baskın uzununun bir arada oynadığı takımda asist sayısının tavana vurması gerekir. Ancak yazının ortalarında söylediğimiz gibi topu paylaşmaktan çok önce potaya atmayı düşünürseniz yanılırsınız. Benim öngördüğüm minimum asist sayısı ortalama 24’ün altına düşmemeli. Niye 24 de 25 değil diyen arkadaşlara da Magic’in başarılı olduğu dönemlerindeki istikrarlı asist performanslarını incelemelerini öneririm.



SVG ile takımın aslında oyun planının en önemli parçası haline gelen üçlükler üzerinden kurulan oyunlar, tıpkı delilikle dahilik nasıl birbirine çok yakın sınırlarda dolaşan 2 kavramsa o raddeye gelmiş durumda. Maç olur, rakip çok feci bir dış savunma yapıyordur ve o gün bilekler de düzgündür çok sayıda üçlük kullanılır. Ama ne zaman ki kullanılan üçlük sayısı atılan şutların yarısı haline gelmeye başlar işte o zaman bir sorun var demektir. Bu yazıyı bu zamana bırakmamın en önemli sebeplerinden biri de buydu. Yani üçlük ve kısa beş bombası nerede patlayacak diye merak ediyordum ki, bomba kendilerine karşı psikolojik savaşın yoğun olarak verildiği Detroit’te patladı, ayrıntıya girmiyorum, Detroit maceralarımızı dünya alem ezberledi. Tamam Avrupa basketbolunu, içine bolca kat ve ikili oyunlar katıp üzerine bir de oyunu hızlandırıp topu fazlasıyla dolaştırarark iyileştirmiş olabilirsiniz ama tarifi bu kadar sulandırmanın da bir anlamı yok. Bu takımın pivotu, aynı zamanda Milli Takımın da pivotu. Bu takımın pivotu aynı zamanda ligin ribaunt, smaç ve blok kralı. Bu takımın pivotu hem rakip pota altında inanılmaz baskın hem de iyi hücum ettikçe savunma performansı artan psikolojik bir adam. Elinde böylesi bir değer varken onu kullanmak yerine neden devamlı bombalarsın ki rakip potayı? Gerçi geçen sezon detaylı incelendiğinde Howard’ın aldığı pasların 3’te 1’inden çoğunda “O” adamın adı yazmaktaydı ya neyse. Kadro yapısı ve oyuncu karakterleri itibariyle çeyrek başına 5-6, maç başına 20-25 üçlük kabul edilebilir ki bu NBA genelinde 10-15 arası seyretmekte. Ama 35 üçlük denemek nasıl bir merak, nasıl bir maceradır Allah aşkına!



Bir başka önemli konu ise takım içi şut dağılımı. Bu takım skor gücü yüksek birçok oyuncunun bileşiminden oluştuğu için bir adamın çıkıp maç başına 20 şutlar civarında kullanması hücum dengesini bozacaktır. Takımda en çok şut kullanan adamın maç başı 13-14 şut civarında gezinmesi ya da birkaç oyuncunun 10-14 şut arasında kullanması hem takım içi dengeleri bozmaz hem de kenardan gelenlerin katkı sağlaması için de fırsatlar doğurur. O yüzden takımın yeni yıldızının kullandığı hücum ve şut sayısı çok önemlidir. İşte o yüzden takımın yeni yıldızı herkesin şut attığı bir ortamda hem takımı rahatlatmak hem rakibi bozmak hem de Howard’ı oyunda tutabilmek için potaya gidebilmelidir.



Üzerine kelam ettiğimiz bu kadar ayrıntı bize Orlando Magic’in pek anlaşılmasa da önemli ölçüde kabuk değiştirerek yeni sezona başladığını ispat etmekte. Yazdıklarımızın özeti olarak;



1) Takımda bir saha içi lideri yok

2) Ligin en baskın uzunu olan Howard kullanılamıyor

3) İlk 5 hala muallâkta

4) Top kaybı halen önemli bir sorun

5) Takım haddinden fazla şut ve üçlük atıyor

6) Takım savunması oturmamış durumda

7) Takımın yeni yıldızının oynamadığı maçlarda daha bir takım görüntüsü aksetmekte



Bugün her şey tozpembe gözükürken yarın bir anda tepe taklak da dönebilir, Orlando Magic Sevenleri uyarmak gerek. Savunma yapamayan takımlara karşı mutlaka çok skorlu ve eğlendirici maçlar çıkaracaktır Magic, 120 sayılar atmak pek dert olamayacaktır, ancak savunmayı sert tutan ve gardlar üzerinde baskı kuran takımlara karşı hem skor bulamayacak hem de maçlar verecektir. Geçen seneki 59 galibiyetin yakalanmasını bir hayal olarak görüyorum bu sezon. Bir önceki sezon ulaşılan 52 galibiyet sınırında bir sezon geçirileceğini, 55 galibiyet yakalanırsa bu kadroyla başarı olacağını düşünüyorum. Geçen senenin aksine kafa kafaya giden birçok maç ve psikolojik savaşların kaybedileceğine şahit olacağız. İşte o zaman sorma hakkımız olacak Otis Smith’e bunun için 2 senede toplam 30 milyon lüks vergisinin altına girmeye değer miydi be adam!?!



Sezon sonunda haksız çıkmam ve tükürdüğümü yalamam dileğiyle…

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…



Not: Bu yazı NBAkolik.com için yazılmıştır.

>Değiştiği Anlaşılamayan Orlando Üzerine

Kasım 5, 2009, 12:15 pm | NBA, Nbakolik, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Ön Uyarı:

Bu yazı istatistik içermez ama istatistiklere ağır atıf yapar, sayılar üzerinden değil olaylar üzerinden akar.



Geçen sezonu finalist ve şampiyonluğu belki de 2 maçın son saniyesinde yapılamayan hareketler ile kaybeden bir takımın ertesi sezona girerken nokta transferler yapıp düzenini bozmayacağını düşünürsünüz. Düşünmek de hakkınız zaten, çünkü mantıklı olan bu. Böylesi bir takımın oyuncu kadrosunu önemli anlamda değiştireceği, işleyen çarkın dişlilerinden 2 önemli parçayı çıkarıp atacağını düşünmek ise ancak sizin kazanma hırsıyla gözünüzün döndüğünü gösterir. Ötesi için söylenecek söz yoktur.



2. Brian Hill döneminde başlayan Magic yükselişindeki en önemli pay sahibi kuşkusuz Otis Smith’tir. Weisbrod’dan aldığı bayrağı doğru düzgün taşımayı becerebilmiştir eski oyuncumuz ve şimdiki Magic Genel Menajeri. Verilen para çok fazla olsa da Lewis’in transferi, oyuncu seçmelerindeki Gortat ve Lee tercihleri, babasını kaybeden ve dağılmış durumdaki Nelson’a yeni kontrat vererek onu ayağa kaldırması, Francis belasından kurtulması Ariza takasları, hem gelişi hem gidişi, Pietrus imzası, Artest takası hep başarılı hamleleriydi. Bu hamlelerin %100 verim verdiğini söylemiyorum ama artılar eksilerden fazla her birinde. Bu idari performansları ve Magic’in bir sistem oturttuğunu görünce haliyle insan devamını bekliyor.



Lakers Final serisine dönüp baktığımızda Magic formalı sadece 1 adam ve 1 gencin öne çıkan ve takımı iten performanslarına şahit oluyoruz. Dolayısıyla bu adamların bu sezon da aynı rollerinde ve aynı forma içinde sahada olmasını bekliyoruz. Kontratı süren, emekçi genci bir tarafa ayırdığımızda, hem de takım sahibi “O” adamı takımda tutmak için ilk kez yüklü bir lüks vergisi ödemeye hazır olduğunu söylemişken aklınıza başka bir şey gelmiyor. Sezon bitip herkes kenara çekildiğinde, yukarıdaki paragrafta sitayişle bahsettiğimiz adamın farklı bir şey yapmasını beklemiyorsunuz. Mantıklı, doğru ve akla yatkın olan şey bu zaten. Öne çıkıp takım için önemini ispatlayan, takımı bir arada tutmayı başaran bu adama imza attırılması, takıma faydası olmayan 2-3 adamın takaslarda kullanılıp bir yedek uzun forvet-pivot bir de yedek oyun kurucu alınması çoğunluğun üzerinde mutabakata vardığı ortak noktalar.



Transfer sezonu başlar başlamaz bir de ne görelim “O” adamın üstü çizilmiş, takımın gelecek vaad eden, bugünün görev adamı yarının yıldızı “Genç” ise takas değeri olan adamlar Alston ve Battie ile takımdan gönderilmiş Vince Carter ile takas edilmişler. Carter’ın yanında bir başka uzun forvet, bahsettiğimiz gençle ile aynı dönem seçilmiş olan Ryan Anderson da Orlando’nun yolunu tutmuş. Carter’ın 2 sene ve yaklaşık 34 milyonluk kontratı dolayısıyla (3. sezondaki 18 milyonluk takım opsiyonunu hesaba katmadım ) bütçesinde yer kalmayan Magic’te kontrat alamayacağını anlayan “O” adam ise Oregon üzerinden Kanada sınırlarına giriş yapmıştı. Sonradan ortaya çıkan ve yalanlanmayan, “O” adama yapılan kontrat teklifinin ise 5 yıl ve 35 milyon seviyelerinde olduğu öğrenildi.



Birçoklarının ağzı açık kaldı yapılan takasa. Kimileri hayran hayran baktılar, kimileri şaşkınlık içinde. Yetmedi bu takası yapan adam gitti Dallas’ın Gortat’a verdiği 5 sene 36 milyonluk kontratı da karşıladı. Gortat ki bu takımda birkaç sezon yaklaşık 13-15 dakika ortalama ile oynayacak, hücum yetenekleri sınırlı bir adam. O sıralar aralarında Nesterovic’in de olduğu o 13-15 dakikayı alıp son derece faydalı olabilecek bir çok uzun da boştayken üstelik. Yetmedi uzun forvete Brandon Bass alındı senesi 4 milyondan. Jason Williams emeklilikten döndürüldü Nelson’ın arkasına. Sokak basketbolcusu Alston gönderilip yerine alınan adama bakınca düşündük de durduk. J-Will parkeleri sokağa dönüştüren, hücumdaki şu spektaküler hareketlerin mimarı ama savunma denilen işten kaçan, dalgalı denizden daha dalgalı adam değil miydi? Matt Barnes minimum kontratla takıma son katılan isim, belki de en iyi transfer oldu. Kadro tamamlandı, takım sahibinin dediği gibi Magic lüks vergisi öder hale geldi, hem de tam 13 milyon.



“O” adam takımda tutulsa ve Toronto’da almış olduğu kontrat verilse, üstüne üstlük “Genç” feda edilip Carter takası da yapılmış olsa, Bass’e yine imza attırılsa ve sadece Gortat harcansa, onun yerine de veteran minimumla yukarıda dediğimiz gibi Nesterovic tarzı bir adam alınsa bugünkü lüks vergisi ile yaklaşık aynı seviyede olurdu Magic’in ödeyeceği vergi. Madem lüks vergisi ödemeye hazırdı Magic neden bu yolu seçmedi? Bunun 2 sebebi var. 1.si Otis Smith’in kendisini dev aynasında görmeye başlayıp “Tek patron benim, benim dediğim olur” tavırlarına dalması, 2.si ise Vince Carter’ın Orlando lobisi. 1. sebebi ve Otis Smith’in “O” adamla ilgili söylediği çirkin sözleri tekrar hatırlatmaya gerek yok. NBA Şampiyonluğu adayı bir takımın Genel Menajerinin asıl karakteri buysa o takımın istikameti de bellidir sonuçta. Zaten ona gereken cevabı Van Gundy verdi “O” adamı çok arayacağını, onunla çalışmanın çok farklı bir deneyim olduğunu anlatarak.



2. sebep ise daha vahim. Vince Carter aslen Orlandolu. Sezon dışı tüm zamanını ve tüm tatillerini Orlando’daki evinde geçiriyor. Kendisi Orlando’da çok sevilen bir sporcu. Senelerdir Orlando dışında olmaktan sıkılmış ve artık Orlando’da oynamak istiyor, diğer taraftan da Nets’in kolay kolay şampiyonluğa oynayacak bir takım kuramayacağını ve rotalarını 2010 yazı için Lebron James’e çevirmiş olduklarını biliyor. Orlando bu kadar üst seviyede ve şampiyonluğa yakınken Magic’i bir çıkış olarak görüyor. Basında yer alanlara göre normal sezon biter bitmez kulis yapmaya, hatırlı isimleri araya sokmaya başlıyor. Orlando’nun Kobe karşısında zorlanmasıyla birlikte kendisi de 2 numara olan Carter’ın ismi bir anda daha final serisi bitmeden telaffuz edilmeye başlanıyor. Otis Smith’le gizli ve gayrı resmi toplantılar yapılıyor. Yine daha final serisi bitmeden Otis Smith “O” adamın Kobe’ye yaptığı blok sonrası bomboş pozisyonda son saniye basketini kaçıran umut vaad eden emekçi “Genç”in üstünü çiziyor, takası bitiriyor. Fakat tepkilerden çekinildiği için uzunca bir süre “O” adama bir teklif yapılmıyor, yapıldığı zaman ise ağızlardan çıkan rakamlar güldürüyor insanı. Karar çoktan verilmiş çünkü Magic artık Vince Carter’ın takımı olacak.



Öyle ya da böyle bu sezona Orlando Magic kadrosuna Vince Carter, Ryan Anderson, Brandon Bass, Matt Barnes, Jason Williams’ı katarak başladı. Geçmiş geçmişte kaldı, olanlar oldu ve yenilmesi çok güç, çok yönlü bir takım kurma ihtimali varken farklı bir formatta çıktı karşımıza Orlando Magic. Takip edenler biliyordur kendi blogumda Orlando Magic’in her maçı sonrası bir maç değerlendirmesi yapıyorum. Orada uzun zamandır değindiğim en önemli konu bu yeni yapılanma içinde bu takımın liderinin kim olacağı. Son 2 sezonki yapıda takım ve hücum sıkıştığında ön plana çıkıp inisiyatif alan biri vardı, bir çok maçı da “O” adam kazandırdı zaten. Takımın kısa kaldığı nokta “O” adamın da yetmediği yerlerde, özellikle içeri penetreler ve yüklenmelerle sayı çıkaracak, faul alacak, oyunu şutla değil hareketle, koşuyla bozacak bir isimdi. Birkaç sene öncesine kadar bildiğimiz tanıdığımız Carter böyle bir adamdı. Biz onu smaçlarından, spektaküler turnikelerinden hatırlıyorduk ama Orlando Magic formasıyla sahaya çıkan adam o Carter değil. Sanki muhteşem bir üçlükçüymüş gibi 9-10 üçlük deneyen, içeri girmekten çekinen bir adam görüntüsünde Carter. Üstelik topu paylaşmayı değil önce potayı düşünüyor olması da Magic’in aradığı adamın profiline son derece aykırı. Jameer Nelson’a senelerdir fazlasıyla yükleniyor olmamızın 1 numaralı sebebi bu, hep aklında pota olması.



Magic sezon öncesi Lewis’in doping yaptığı haberiyle sarsıldı. Ufak bir ceza ile yırttı Lewis ama 10 maç da takımını yalnız bırakmak durumunda kaldı. Hem onun olmaması hem de gelen giden isimlerin çokluğu Van Gundy’i arayışa itti. Bu sezon Howard ve Gortat’a ilave olarak sert bir adam daha yani Bass’in olması “Acaba uzun beşe mi dönmeyelim” düşüncesini canlandırdı kafasında. Bunu sezon öncesi hazırlık kampında anladık. Oynanan 8 maç kazanılmış da olsa kendi ilk 5’ini bir türlü kazanamadı Magic. Bu takımın Lewis’in yokluğunda 2-3-4 numaraları belli değil. Tamam, biri Carter olacak ama 2 mi 3 mü? 4 numara uzun mu yoksa şutör 3,5 mu olmalı? Pietrus mu Bass mi yoksa Anderson mı? Redick’i kullanmalı mıyım? Bu sorular dolaştı durdu hep Van Gundy’nin kafasında, ama hala bir türlü cevabını bulamadı. Dışarıdan bakan ve bu takımı 7-8 senedir A’dan Z’ye takip eden bir adam olarak benim naçizane fikrim belli aslında. Lewis yokken;



Nelson – Carter – Pietrus – Barnes – Howard



Lewis geldiğinde;



Nelson – Carter – Pietrus – Lewis – Howard



Yani Pietrus sağlıklı iken mutlaka bu takımda olmalı. 2 sezondur kurduğu düzenden Van Gundy’nin vaz geçmeyeceği belli iken Lewis’in yokluğunda Howard fazlasıyla kullanılmalı(ydı). Bu kadar potayı düşünen adam bir aradayken mutlaka ve mutlaka işçi bir adam gerek beşte. Yoksa Redick’in beşe konulduğu, Carter’ın kısa forvet çıktığı bir takımın ne savunmada ne de hücumda başarılı olma ihtimali yok. Pietrus’un alternatifi Barnes olmalı ki her daim takımda bir emekçi olsun. Howard’ın sahada olmadığı dakikalarda Gortat’ın biraz da yumuşak kaldığını göz önünde bulundurarak Bass’in mutlaka sahada olması gerektiği, pota altı sert takımlara karşı da mutlaka Howard – Bass ikilisini kullanma ve kısa-şutör beşten ödün verme gerekliliğinin aşikar olduğunu söylememiz gerek. Bana kalsa bu takımı 9 oyunculu rotasyonla kullanırım ve her ne kadar yetenekli şutörler olurlarsa olsunlar, savunmada zayıf halka olarak gözüken Redick ile Anderson’ı sadece ihtiyaç halinde sahaya sürerim. Lewis’li beşe yedek olarak J-Will, Barnes, Bass, Gortat rotasyonu dengeli bir şekilde uygulanırsa hem şutör hem savunmacı hem de savaşçı bir takım kimyası yakalanabilir. Öte yandan Van Gundy’nin elinde Anthony Johnson gibi sert bir oyun kurucu olduğunu unutmaması ve en azından rakibe göre bazı maçlarda onu kullanmayı hatırlaması gerek.



Takımın uzun süredir en büyük sorunu asist / top kaybı oranının çok düşük olması. Bir çok maç 20’ler civarında top kaybı yapılırken asist sayısının da 20’ler civarında gezinmesi Magic’e yakışan bir tablo değil. Bu kadar şutörün ve ligin en baskın uzununun bir arada oynadığı takımda asist sayısının tavana vurması gerekir. Ancak yazının ortalarında söylediğimiz gibi topu paylaşmaktan çok önce potaya atmayı düşünürseniz yanılırsınız. Benim öngördüğüm minimum asist sayısı ortalama 24’ün altına düşmemeli. Niye 24 de 25 değil diyen arkadaşlara da Magic’in başarılı olduğu dönemlerindeki istikrarlı asist performanslarını incelemelerini öneririm.



SVG ile takımın aslında oyun planının en önemli parçası haline gelen üçlükler üzerinden kurulan oyunlar, tıpkı delilikle dahilik nasıl birbirine çok yakın sınırlarda dolaşan 2 kavramsa o raddeye gelmiş durumda. Maç olur, rakip çok feci bir dış savunma yapıyordur ve o gün bilekler de düzgündür çok sayıda üçlük kullanılır. Ama ne zaman ki kullanılan üçlük sayısı atılan şutların yarısı haline gelmeye başlar işte o zaman bir sorun var demektir. Bu yazıyı bu zamana bırakmamın en önemli sebeplerinden biri de buydu. Yani üçlük ve kısa beş bombası nerede patlayacak diye merak ediyordum ki, bomba kendilerine karşı psikolojik savaşın yoğun olarak verildiği Detroit’te patladı, ayrıntıya girmiyorum, Detroit maceralarımızı dünya alem ezberledi. Tamam Avrupa basketbolunu, içine bolca kat ve ikili oyunlar katıp üzerine bir de oyunu hızlandırıp topu fazlasıyla dolaştırarark iyileştirmiş olabilirsiniz ama tarifi bu kadar sulandırmanın da bir anlamı yok. Bu takımın pivotu, aynı zamanda Milli Takımın da pivotu. Bu takımın pivotu aynı zamanda ligin ribaunt, smaç ve blok kralı. Bu takımın pivotu hem rakip pota altında inanılmaz baskın hem de iyi hücum ettikçe savunma performansı artan psikolojik bir adam. Elinde böylesi bir değer varken onu kullanmak yerine neden devamlı bombalarsın ki rakip potayı? Gerçi geçen sezon detaylı incelendiğinde Howard’ın aldığı pasların 3’te 1’inden çoğunda “O” adamın adı yazmaktaydı ya neyse. Kadro yapısı ve oyuncu karakterleri itibariyle çeyrek başına 5-6, maç başına 20-25 üçlük kabul edilebilir ki bu NBA genelinde 10-15 arası seyretmekte. Ama 35 üçlük denemek nasıl bir merak, nasıl bir maceradır Allah aşkına!



Bir başka önemli konu ise takım içi şut dağılımı. Bu takım skor gücü yüksek birçok oyuncunun bileşiminden oluştuğu için bir adamın çıkıp maç başına 20 şutlar civarında kullanması hücum dengesini bozacaktır. Takımda en çok şut kullanan adamın maç başı 13-14 şut civarında gezinmesi ya da birkaç oyuncunun 10-14 şut arasında kullanması hem takım içi dengeleri bozmaz hem de kenardan gelenlerin katkı sağlaması için de fırsatlar doğurur. O yüzden takımın yeni yıldızının kullandığı hücum ve şut sayısı çok önemlidir. İşte o yüzden takımın yeni yıldızı herkesin şut attığı bir ortamda hem takımı rahatlatmak hem rakibi bozmak hem de Howard’ı oyunda tutabilmek için potaya gidebilmelidir.



Üzerine kelam ettiğimiz bu kadar ayrıntı bize Orlando Magic’in pek anlaşılmasa da önemli ölçüde kabuk değiştirerek yeni sezona başladığını ispat etmekte. Yazdıklarımızın özeti olarak;



1) Takımda bir saha içi lideri yok

2) Ligin en baskın uzunu olan Howard kullanılamıyor

3) İlk 5 hala muallâkta

4) Top kaybı halen önemli bir sorun

5) Takım haddinden fazla şut ve üçlük atıyor

6) Takım savunması oturmamış durumda

7) Takımın yeni yıldızının oynamadığı maçlarda daha bir takım görüntüsü aksetmekte



Bugün her şey tozpembe gözükürken yarın bir anda tepe taklak da dönebilir, Orlando Magic Sevenleri uyarmak gerek. Savunma yapamayan takımlara karşı mutlaka çok skorlu ve eğlendirici maçlar çıkaracaktır Magic, 120 sayılar atmak pek dert olamayacaktır, ancak savunmayı sert tutan ve gardlar üzerinde baskı kuran takımlara karşı hem skor bulamayacak hem de maçlar verecektir. Geçen seneki 59 galibiyetin yakalanmasını bir hayal olarak görüyorum bu sezon. Bir önceki sezon ulaşılan 52 galibiyet sınırında bir sezon geçirileceğini, 55 galibiyet yakalanırsa bu kadroyla başarı olacağını düşünüyorum. Geçen senenin aksine kafa kafaya giden birçok maç ve psikolojik savaşların kaybedileceğine şahit olacağız. İşte o zaman sorma hakkımız olacak Otis Smith’e bunun için 2 senede toplam 30 milyon lüks vergisinin altına girmeye değer miydi be adam!?!



Sezon sonunda haksız çıkmam ve tükürdüğümü yalamam dileğiyle…

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…



Not: Bu yazı NBAkolik.com için yazılmıştır.

Orlando Magic – Phoenix Suns

Kasım 5, 2009, 10:45 am | Detroit Pistons, NBA, Orlando Magic, Phoenix Suns, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yine eğlenceli, bol skorlu, savunmadan eser olmayan bir maç. Phoenix eski Phoenix asla değil. Steve Kerr herhalde her aynaya baktığında kırmak istiyordur aynayı akseden görünt yüzünden. Orlando için bu maçın farkı Carter’ın yine olmamasıydı. O sol bileği sanki yalama olacak izlenimi vermeye başladı.

SVG yine kısa beşle çıktı. Bu sefer Barnes 3 numarada sahadaydı. Pietrus sakatlıktan döndü, Johnson az da olsa süre aldı. Anderson’ın şutlarına çeki düzen verip biraz daha savunmaya yoğunlaşmaya çalıştığını gördük ki 2. maçtır faul problemine giren Howard’dan kalan açıkları örtmede faydası oldu bu çabanın.

Carter yokken Magic daha bir takım gibi ama yedekler sahadayken hep rakibin daha iyi olduğunu görmek ilerisi için düşündürücü. 35 üçlük denenen Detroit maçında 80 sayı atılıp maçın verilmesi, 23 üçlük denenen Phoenix maçının 122 saı atılıp azanılması kendi mesajını veriyor zaten. Kullanılan şutların 3’te 1’ine kadar üçlüğü normal kabul edebiliriz ancak bu oran yarı yarıya ise tehlike çanları çalar. Carter’ın oynadığı, iyi savunmaya yapan bir takıma kaybedilecek ilk maç, Carter’ın ve hücum tercihlerinin sorgulanmaya başlamasına neden olur, dikkatle izlemek gerek.

Bu arada önceki gece Orlando’ya ilk mağlubiyeti tattıran Detroit’in Hidayet’in 16 sayı 7 ribaunt 6 asist Calderon’un ise sadece 1 asist yaptığı maçta Toronto’ya yenilmesi ise oldukça manidardı. Herkesin anladığı üzere yeni kadrosuyla Toronto son 2 sezondur Orlando’nun oynadığı basketbolu oynamaya çalışıyor ancak savunma yönünden örenek aldıkları eski Orlando’dan çok daha geri durumdalar. Tıpkı yeni Orlando’nun olduğu gibi.

>Orlando Magic – Phoenix Suns

Kasım 5, 2009, 10:45 am | Detroit Pistons, NBA, Orlando Magic, Phoenix Suns, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Yine eğlenceli, bol skorlu, savunmadan eser olmayan bir maç. Phoenix eski Phoenix asla değil. Steve Kerr herhalde her aynaya baktığında kırmak istiyordur aynayı akseden görünt yüzünden. Orlando için bu maçın farkı Carter’ın yine olmamasıydı. O sol bileği sanki yalama olacak izlenimi vermeye başladı.

SVG yine kısa beşle çıktı. Bu sefer Barnes 3 numarada sahadaydı. Pietrus sakatlıktan döndü, Johnson az da olsa süre aldı. Anderson’ın şutlarına çeki düzen verip biraz daha savunmaya yoğunlaşmaya çalıştığını gördük ki 2. maçtır faul problemine giren Howard’dan kalan açıkları örtmede faydası oldu bu çabanın.

Carter yokken Magic daha bir takım gibi ama yedekler sahadayken hep rakibin daha iyi olduğunu görmek ilerisi için düşündürücü. 35 üçlük denenen Detroit maçında 80 sayı atılıp maçın verilmesi, 23 üçlük denenen Phoenix maçının 122 saı atılıp azanılması kendi mesajını veriyor zaten. Kullanılan şutların 3’te 1’ine kadar üçlüğü normal kabul edebiliriz ancak bu oran yarı yarıya ise tehlike çanları çalar. Carter’ın oynadığı, iyi savunmaya yapan bir takıma kaybedilecek ilk maç, Carter’ın ve hücum tercihlerinin sorgulanmaya başlamasına neden olur, dikkatle izlemek gerek.

Bu arada önceki gece Orlando’ya ilk mağlubiyeti tattıran Detroit’in Hidayet’in 16 sayı 7 ribaunt 6 asist Calderon’un ise sadece 1 asist yaptığı maçta Toronto’ya yenilmesi ise oldukça manidardı. Herkesin anladığı üzere yeni kadrosuyla Toronto son 2 sezondur Orlando’nun oynadığı basketbolu oynamaya çalışıyor ancak savunma yönünden örenek aldıkları eski Orlando’dan çok daha geri durumdalar. Tıpkı yeni Orlando’nun olduğu gibi.

Orlando İlk Mağlubiyetini Detroit’ten Aldı

Kasım 4, 2009, 1:30 pm | Detroit Pistons, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir kaç sezondur NBA’in klasikleşen cümlesi oldu “Her zaman böyle şut atamazsınız, illaki kaçıracaksınız”. Tabii ki bu cümlenin muhatabı Orlando Magic. Avrupa Basketbolunu, içine bol hareket ve kat katarak, ikili oyunları arttırıp fast break ekleyerek daha modernleştirmiş, daha iyileştirmiş olabilirsiniz ama hücumdaki tercihlerin yarıya yakını üçlük olursa illaki bir yerlerde başarısız olursunuz. Bu maçta kullanılan 79 şutun 35’i üçlük, bu da yaklaşık %45 eder ki, sözün özü faciadır bu. Oynadığınız lig NBA, Beko Basketbol Ligi ya da ACB falan değil. Oralarda bile bu oranlar yok bir kaç maç dışında. Devamlı şut atıp içeride, sizin takımınızın oyuncusu, ligin ribaund ve smaç kralı belki de en baskın uzununu unutursanız işler tersine döner.

Magic Howard’a top indirmediği, dengeli şut-penetre-pota altı tercihi yapmadığı sürece bu tip mağlubiyetlere mahkum kalacaktır. Geçen maç yazısında da söylediğimiz konu bu maçta tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Bu takımın saha içi lideri yok. Lider olması için alınan adam ise şut atma derdinde. Carter şuta dayalı oyunlar oynadığı sürece Magic’in başarılı olma ihtimali yok. Sıradan takımları yenebilirsiniz ama savunma yapmayı bilen takımlara karşı tıkanır kalırsınız.

Son söz de ilk 5 tercihi için olsun. SVG sırf Redick geçen maç kariyer rekoru kırdı diye Carter’ın döndüğü maçta ona da ilk 5’te şans verdi, dolayısıyla Carter SF çıktı. Ancak anlaşılması gereken konu şu ki Redick savunma yapamıyor. Uğraşıyor belki ama iyi bir savunmacıyı geçtim sıradan bir savunmacı olmasına bile imkan yok. Redick ve Carter aynı anda sahada olmamalı. Bu adamlar sahadayken Ryan Anderson hiç ama hiç olmamalı sahada. Pietrus ya da Barnes olmalı Carter/Redick’ten biri sahadayken. Önümüzdeki maç yine farklı bir 5 olacaktır. SVG hala bulamadı en doğru bileşimi, o da haklı Hidayet’i kaybetmek ve Lewis’in cezası onu arayışa itti ama gerçek gün gibi ortadayken pek fazla maceraya gerek yok.

>Orlando İlk Mağlubiyetini Detroit’ten Aldı

Kasım 4, 2009, 1:30 pm | Detroit Pistons, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bir kaç sezondur NBA’in klasikleşen cümlesi oldu “Her zaman böyle şut atamazsınız, illaki kaçıracaksınız”. Tabii ki bu cümlenin muhatabı Orlando Magic. Avrupa Basketbolunu, içine bol hareket ve kat katarak, ikili oyunları arttırıp fast break ekleyerek daha modernleştirmiş, daha iyileştirmiş olabilirsiniz ama hücumdaki tercihlerin yarıya yakını üçlük olursa illaki bir yerlerde başarısız olursunuz. Bu maçta kullanılan 79 şutun 35’i üçlük, bu da yaklaşık %45 eder ki, sözün özü faciadır bu. Oynadığınız lig NBA, Beko Basketbol Ligi ya da ACB falan değil. Oralarda bile bu oranlar yok bir kaç maç dışında. Devamlı şut atıp içeride, sizin takımınızın oyuncusu, ligin ribaund ve smaç kralı belki de en baskın uzununu unutursanız işler tersine döner.

Magic Howard’a top indirmediği, dengeli şut-penetre-pota altı tercihi yapmadığı sürece bu tip mağlubiyetlere mahkum kalacaktır. Geçen maç yazısında da söylediğimiz konu bu maçta tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Bu takımın saha içi lideri yok. Lider olması için alınan adam ise şut atma derdinde. Carter şuta dayalı oyunlar oynadığı sürece Magic’in başarılı olma ihtimali yok. Sıradan takımları yenebilirsiniz ama savunma yapmayı bilen takımlara karşı tıkanır kalırsınız.

Son söz de ilk 5 tercihi için olsun. SVG sırf Redick geçen maç kariyer rekoru kırdı diye Carter’ın döndüğü maçta ona da ilk 5’te şans verdi, dolayısıyla Carter SF çıktı. Ancak anlaşılması gereken konu şu ki Redick savunma yapamıyor. Uğraşıyor belki ama iyi bir savunmacıyı geçtim sıradan bir savunmacı olmasına bile imkan yok. Redick ve Carter aynı anda sahada olmamalı. Bu adamlar sahadayken Ryan Anderson hiç ama hiç olmamalı sahada. Pietrus ya da Barnes olmalı Carter/Redick’ten biri sahadayken. Önümüzdeki maç yine farklı bir 5 olacaktır. SVG hala bulamadı en doğru bileşimi, o da haklı Hidayet’i kaybetmek ve Lewis’in cezası onu arayışa itti ama gerçek gün gibi ortadayken pek fazla maceraya gerek yok.

Toronto Raptors – Orlando Magic

Kasım 1, 2009, 11:23 pm | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hiç mi hiç yoruma gerek yok aslında, meraklıları zaten izledi, bir kaç noktaya değinip kaçalım. Hidayet’in Otis Smith’e selam çaktığı, Orlando’nun muazzam şut soktuğu ve rakiperine 3 eksikli kadroyla selam yolladığı bir maçtı. Toronto 2-3 oyuncusu hariç savunma yapmayı hiç ama hiç bilmiyor. Calderon egolarından sıyrılıp yükü Hidayet’le paylaşırsa bir adım ileri atarlar. Orlando da ise işler sarpa sardığında sorumluluğu alacak, oyunu soğutup, dengeleri lehte bozacak adam saha içinde yok kenarında var. İster Carter’lı ister Carter’sız bu takımın lideri Stan Van Gundy. Geçen senelerde bu işi Hidayet yapıyordu şu an için Nelson çabalıyor ama daimi bir soğuk kanlı lider yok, işte bu da şampiyonluk rakibi takımlara karşı kafa kafaya giden maçlarda sıkıntı yaratacak. 30-40’lara gidecek maç 5 dakikada ortaya geliverdi. Bu sorunu çözecek adam da SVG’den başkası değil. Orlando şut ağırlığını faul atmayı öğrenmiş gözüken Howard’a biraz kaydırabilirse kolay kolay yenilmez. Toronto ise savunma yapmayı biraz becerebilirse6-7. sıradan play-off yapar.

Ha bir de Hidayet’in Howard’a yaptığı blok muazzamdı. Artık ligin tecrübeli ve iş bilen veteranlarından biri olduğunu br kez daha kanıtlar nitelikteydi. Kobe’den sonra Howrad’a verdiği bloğun fotoğrafı da posterlik.

>Toronto Raptors – Orlando Magic

Kasım 1, 2009, 11:23 pm | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Hiç mi hiç yoruma gerek yok aslında, meraklıları zaten izledi, bir kaç noktaya değinip kaçalım. Hidayet’in Otis Smith’e selam çaktığı, Orlando’nun muazzam şut soktuğu ve rakiperine 3 eksikli kadroyla selam yolladığı bir maçtı. Toronto 2-3 oyuncusu hariç savunma yapmayı hiç ama hiç bilmiyor. Calderon egolarından sıyrılıp yükü Hidayet’le paylaşırsa bir adım ileri atarlar. Orlando da ise işler sarpa sardığında sorumluluğu alacak, oyunu soğutup, dengeleri lehte bozacak adam saha içinde yok kenarında var. İster Carter’lı ister Carter’sız bu takımın lideri Stan Van Gundy. Geçen senelerde bu işi Hidayet yapıyordu şu an için Nelson çabalıyor ama daimi bir soğuk kanlı lider yok, işte bu da şampiyonluk rakibi takımlara karşı kafa kafaya giden maçlarda sıkıntı yaratacak. 30-40’lara gidecek maç 5 dakikada ortaya geliverdi. Bu sorunu çözecek adam da SVG’den başkası değil. Orlando şut ağırlığını faul atmayı öğrenmiş gözüken Howard’a biraz kaydırabilirse kolay kolay yenilmez. Toronto ise savunma yapmayı biraz becerebilirse6-7. sıradan play-off yapar.

Ha bir de Hidayet’in Howard’a yaptığı blok muazzamdı. Artık ligin tecrübeli ve iş bilen veteranlarından biri olduğunu br kez daha kanıtlar nitelikteydi. Kobe’den sonra Howrad’a verdiği bloğun fotoğrafı da posterlik.

New Jersey Nets – Orlando Magic

Ekim 31, 2009, 10:55 pm | Hidayet Türkoğlu, NBA, New Jersey Nets, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Orlando bu sezon başında Cater takasını gerçekleştirdiği New Jersey ile deplasmanda karşılaştı. Ben aşırı yorgunluk dolayısıyla maçı izleyemedim. Ancak kadro yapılarına baktığımızda normal şartlar altında Net’in Magic’in yenmesi için 2 sene daha geçmesi gerek diye düşünüyordum, düşündüğüm gibi oldu.

SVG Anderson’lı kısa beşini kullandı yine, demek ki bundan sonraki maçlarda da bu şekilde devam edecek. Yedeklerin süreleri 2 maçtır iyi ayarlanıyor ve maksimum verim alınıyor ki bu çok iyi haber. Ancak Lewis gelince kurban kim olacak orası önemli. Benim düşüncem Redick’in kurban edileceği yönünde. Carter sadece 14 dakika sahada kalabildi bileğini burkunca. Ancak durumunun iyi olduğu ve yarın gece Toronto maçında oynayabileceğini öğrendik. Fakat 14 dakikada kullandığı şut sayısı düşündürücü. Nelson beklenen oyundan uzak ama J-Will özellikle hücumda asist yönünden bu açığı kapatıyor. Carter sakatlandıktan sonra Howard’a top inmesi ve oyunu hızlandırma çabası galibiyeti kolaylaştıran etken oldu. Barnes’ın kötü bir şut gecesi olsa da verimli süre dağılımı ve yine %50 civarında şut yüzdesi yakalanması önemli artılar. Fakat takım olarak 76ers maçındaki 28 asistten sonra 21e düşülmesi dikkat edilmesi gereken bir konu. Şutör takımlar daha çok asiste ulaşmalı. Nets gibi genç bir takımın ise Magic’i yeebilmek için %38’den daha yüksek bir şut yüzdesine ihtiyacı var. Howard’ın ilk 20-20’sini Carter’ın çoğunda oynamdığı bir maçta gelmesi de manidar.

Asıl güzel maç yarın gece Toronto ile olacak. Hidayet eski takımına karşı oynayacak ilk kez. Bu arada Hidayet dün geceki maçta Toronto’nun Memphis’e yenildiği maçta 14 sayıyla oynadı.

>New Jersey Nets – Orlando Magic

Ekim 31, 2009, 10:55 pm | Hidayet Türkoğlu, NBA, New Jersey Nets, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Orlando bu sezon başında Cater takasını gerçekleştirdiği New Jersey ile deplasmanda karşılaştı. Ben aşırı yorgunluk dolayısıyla maçı izleyemedim. Ancak kadro yapılarına baktığımızda normal şartlar altında Net’in Magic’in yenmesi için 2 sene daha geçmesi gerek diye düşünüyordum, düşündüğüm gibi oldu.

SVG Anderson’lı kısa beşini kullandı yine, demek ki bundan sonraki maçlarda da bu şekilde devam edecek. Yedeklerin süreleri 2 maçtır iyi ayarlanıyor ve maksimum verim alınıyor ki bu çok iyi haber. Ancak Lewis gelince kurban kim olacak orası önemli. Benim düşüncem Redick’in kurban edileceği yönünde. Carter sadece 14 dakika sahada kalabildi bileğini burkunca. Ancak durumunun iyi olduğu ve yarın gece Toronto maçında oynayabileceğini öğrendik. Fakat 14 dakikada kullandığı şut sayısı düşündürücü. Nelson beklenen oyundan uzak ama J-Will özellikle hücumda asist yönünden bu açığı kapatıyor. Carter sakatlandıktan sonra Howard’a top inmesi ve oyunu hızlandırma çabası galibiyeti kolaylaştıran etken oldu. Barnes’ın kötü bir şut gecesi olsa da verimli süre dağılımı ve yine %50 civarında şut yüzdesi yakalanması önemli artılar. Fakat takım olarak 76ers maçındaki 28 asistten sonra 21e düşülmesi dikkat edilmesi gereken bir konu. Şutör takımlar daha çok asiste ulaşmalı. Nets gibi genç bir takımın ise Magic’i yeebilmek için %38’den daha yüksek bir şut yüzdesine ihtiyacı var. Howard’ın ilk 20-20’sini Carter’ın çoğunda oynamdığı bir maçta gelmesi de manidar.

Asıl güzel maç yarın gece Toronto ile olacak. Hidayet eski takımına karşı oynayacak ilk kez. Bu arada Hidayet dün geceki maçta Toronto’nun Memphis’e yenildiği maçta 14 sayıyla oynadı.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.