Halı Saha Günlüğü #3 – Ruhsuz deli bekir

Temmuz 26, 2010, 1:57 am | guardiola, Halı Saha, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hayatımda oynadığım en kötü halı saha maçıydı. Mükemmel derecede! oyundan düştüğüm ayrıca da takım olarak oyundan koptuğumuz rezalet bir maçtı. Rakip takım bizden daha da kötüydü buna karşın kazandılar. Ve gerçekten hak edilmiş bir galibiyet aldılar diyemiyorum. Dilim varmıyor. Çünkü rakip olarak karşılarında yenebilecekleri bir rakip yoktu…

Maça fena başlamadık. Ancak devamını getiremedik. Kalecimiz özellikle bizi maçın başında ayakta tutan önemli bir parçamızdı. Çizgiden çıkardığım top belki skor 2-1 iken maçı kazanmamız için bir işaret olur diye ümitlendik. Zira olabilecekti de… Skor 4-2 iken kaçırdığımız golün ardınan rakibin 5. gölünü atması bizi bozdu. Her şeye karşın bu maçı kaybedecek olsak da maça ortak olabilme ümitlerimiz o golle artabilirdi.

Diri bir Pikachu, gününde bir Pikachu bizim orta sahayı toparlar…

Küçük ve hızlı yapısıyla rakip takımı yıldırıp bizim takıma da nefis bir elektrik verebilir…

Takım olarak birbirimizi tam anlamda tanımıyor olmamız en büyük etkendi. Çok da birbirini tanımayan oyuncular değildik. Ama takımı topla ileri taşıması beklenen takımdaşımız ne yazık ki gereksiz yere top kayıpları ve pas hataları yaparak topu sürekli rakibe hediye etti. Aldığı bir çok topu ezdi. Pastan yoksun bir futbol sergiledi. Pas atılması gereken yerde atılmıyorsa -mesela rakibi 3’e 2 yakalamışken- attığın başka pasların hiç anlamı yoktur. Rakibi 3’e 2 yakalamışken pas vermek yerine şut atmayı tercih ediyorsan da atacağın şutu gole çevirmek zorundasın. Çünkü gol atmak için, topa sahip oyuncuya 2 kişi uzun koşularla destek veriyorsa onların takım gol atması için verdiği emeğe saygı duyup onların bu koşularını emeğini çöpe atmış olursun. O zaman takım oyunundan ve “kısa pasla oynayalım” zırvalarından bahsetmeye hakkın yoktur.

Halı sahada top oynamak hakikaten kolay! ama bir o kadar da zor. Zor olan kısmı taktik diziliş. Hepimiz Klinsmann’a göre “seksten bile daha çok haz veren” şeyi yapmak, gol atmak istiyoruz. Bu yüzden taktiğimizi nedense! Barselona tarzı 3 forvetle gole dönük! kuruyoruz. Sağ önde, orta önde, sol önde biri ve arkalarında da biri… Bu dizilişle orta sahada bırakılan kocaman boşlukta topla dripling yapmayı beceremeyen insanlar bile topu ileri atıp arkasından koşabilirler. Orta sahanın ortasında 2 kişi ile baskı yapıp, ileride tek adam bırakmak ve gerekiyorsa savunma kanatlarının gizli koşularıyla çizgiye inip orta yapmak daha verimli bir oyun ortaya çıkaracaktır. Fakat 2 maçtır biz inatla 3 ön, 3 arka oyuncuyla oynamakta diretiyoruz…

Ben dahil tüm takım pozisyon bilincinden yoksun bir oyun sergiledi. Bunda takım içi pas organizasyonunun oldukça zayıf olması çok etkiliydi. Ben defansın ortasından oyun kurup gizlice çıkıp atağa destek veren bir adamım. Aynı Koeman, Rijkaard, Helguera ve Pique gibi… Fakat bu sefer pas yapabileceğim kimse yoktu etrafta. Herkes topu ayağına bekledi. Araya kaçışlar, rakibi peşine takıp takımdaşına alan açan koşuşlar yapmazsan hiç birimiz gol atabilmek için pozisyon bulamayız. Bugün bunu yapamadık. Pasla ileriye çıkıp pas almaya ve gol bulmaya çıkma çabalarımda da pas alamayınca boşa yorulmuş olduk. Yani buradan çıkan sonuç; bilinçsiz oyuncu kendi kendini yorar, pas iletişimi zayıf-bencil takım da oyuncuyu yorar… Gol olarak sonuca varılamayınca oluşan komple yorgunluk tatsız, ruhsuz, hevessiz, isteksiz bir maç çıkardı ortaya…

Farkı yedik, hakettik, eksiktik, pas yapamadık, pozisyon bilinçsizliğinde gole boğulduk. Maçın yıldızları yenik takımın oyuncuları Hayri ve Yalın’dır (kalecimiz) benim için. Terlerine sağlık…

Sizin oynadığınızda futbol, bizimki de… Üzgünüz Guardiola…

sevgiler volkanbk3

Halı Saha Günlüğü #2 – Kendimi Xavi gibi hissettim

Kasım 8, 2009, 2:38 am | Futbol, Halı Saha, Selçuk Erdem, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
www.yeniresimler.com-komik_karikatrler-resimler-seluk-erdem_6

Son halı saha maçımı 12 Ağustos’ta yaptığımdan o günden bu güne dek bu günlüğe bir yazı ekleyememiştim. Geçen hafta içi maç dolu geçti. Yani bu iki farklı maç yazısı demek. Aslında geçen salı gününden önce de 2 maç daha yapmıştım ancak o iki maç için yazılacak çok bir şey yok. İki kelam edeyim sadece o iki maç için. Takımların dengesizliği ve benim bulunduğum takımdaki oyun ve mevki disiplini çok çok farklı iki galibiyet almamızı sağladı. Bu iki maç için pek söylenecek bir şey yok… Gelelim salı günü yaptığım maça…

Kendimi Xavi gibi hissettim
SPAIN SOCCER
Salı günü maç yaptığım arkadaşlarımla orta okuldan beri tanışıyoruz. Hepsiyle de yıllardır halı sahalarda birlikte kramponlar eskittiğimiz için saha içi uyumumuz da oyunumuza yansıyor. Yine böyle bir maçtı. Maçın benim açımdan en büyük farkı bu sefer sahanın her tarafına koşuşturan bir pozisyonda oynuyor olmamdı. Asıl mevkiim daha önceki yazımda da belirttiğim gibi aslında stoper. Boyumun kısalığından dolayı Cannavaro’vari kalıyorum stoperde. Salı günü de Puyol formamla sahadaydım. Kaleci abimiz “Puyol gibi oynayacaksan sorun yok” diyerek ön motivasyonu verdi. Fakat salı günü defansif yönü fazla kişi olunca bizim takımda ben kendi kendimi “çapa” olarak ilan ettim. Ve sağ ya da sol bekteki oyunculardan biri ileride kalınca -her defansif orta sahanın yapması gerektiği gibi- onların açığını kapattım.

Her zaman topun defans oyuncusunun oyuna sokması gerektiğini düşünürüm. Bu orta saha ve ileride oynayan futbolcuların ileride kalmasını sağlayarak rakip defansı-takımı kendi yarı alanında tutacaktır. Topu da çoğu zaman oyuna ben sokarım bulunduğum pozisyondan ötürü. Yine bir pozisyonda topu oyuna sokarken pas atacak adam ararken, takım arkadaşlarım pas almak için koşular yaparken orta sahayı çok rahat bir şekilde geçtiğimi ve ceza sahası ön çizgisinde önümün açıldığını fark ettim. Artık gol atmanın zamanıydı zira bir halı saha maçı için gol gecikmişti. Topu dümdüz kaleye gidecek bir şutla ağlarla buluşturdum. Şaşırmadım gol olunca. Çünkü basit bir takım oyunu oynamıştık topla sadece benim temas etmiş olmama karşın. Ben kaleciden topu alıp pas atacak adam arıyormuş gibi bakınırken takım arkadaşlarımın rakip oyuncuları meşgul etmesi sonucu ben boş kalmıştım ve şutumla gol gelmişti. Hakan Şükür de kimi maçlarda topa değmemesine karşın bunu yapmamış mıydı? Ve bu yüzden yermemiş miydik onu?

Xavi_976282
Skoru lehimize sürdürürken oynamamız daha kolay oldu. Topla ileri çıktığım zamanlarda arkadaşlarıma koşacağı yerleri elimle gösterip onları o bölgeye yönlendirip rakibin de atacağım yeri görmesine karşın müdahale edemeyeceğini bildiğim şekilde ayağa paslar attığımda oyunumdan çok daha fazla zevk alıyorum. Bir pasımın da gerçekten Xavi’nin Messi’ye defansın arkasına attığı paslar gibi rakip defans tam ofsayttan taktiği yaparken attığım için o ve elbette top da arkadaşımla buluştuğunda işte o an Xavi gibi hissettim kendimi. Ofsayt da olabilirdi o pas ama burası halı saha! İşte o pasımı Xavi görse o an futbolu bırakabilirdi! Bir pozisyonda da defansta çok tehlikeli bölgede de olsam iki kişiye attığım soğukkanlı çalım Ergün Penbe ve İniesta karışımıydı. Daha sonralarında skoru arttırmakta zorlanmadık demek pek mümkün. Skoru arttırdıkça rakibin farkı kapatma arzusu haliyle arttı. Fakat bu arzularını takım oyunuyla değil de bireysel oyun ağırlıklı gerçekleştirmeye çalışmaları dezavantajlarıydı. Bu bireysel olarak yetenksiz oldukları için gerçekleşmemiş değil. Fakat tek başına topu alıp giderken topu kaptırdığın anda ceza sahası çevresinde top bekleyen arkadaşların oyundan düşer ve rakip takım ani atağa çıkma şansı yakalar. Ve bu her zaman büyük bir tehlikedir.

Salı günü benim ve takımımın galibiyetle eve dönmesinin en büyük nedenlerden biri takım oyunu oynamamızdı. Atağa defanstan hep birlikte çıktık. Futbolun çok basit bir kuralı var. Takım oyunu! Alın verin orta sahaya can verin. Halı sahada bile her zaman takım oyunu kazanır bunu unutmayın.

>Halı Saha Günlüğü #2 – Kendimi Xavi gibi hissettim

Kasım 8, 2009, 2:38 am | Futbol, Halı Saha, Selçuk Erdem, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

www.yeniresimler.com-komik_karikatrler-resimler-seluk-erdem_6

Son halı saha maçımı 12 Ağustos’ta yaptığımdan o günden bu güne dek bu günlüğe bir yazı ekleyememiştim. Geçen hafta içi maç dolu geçti. Yani bu iki farklı maç yazısı demek. Aslında geçen salı gününden önce de 2 maç daha yapmıştım ancak o iki maç için yazılacak çok bir şey yok. İki kelam edeyim sadece o iki maç için. Takımların dengesizliği ve benim bulunduğum takımdaki oyun ve mevki disiplini çok çok farklı iki galibiyet almamızı sağladı. Bu iki maç için pek söylenecek bir şey yok… Gelelim salı günü yaptığım maça…

Kendimi Xavi gibi hissettim
SPAIN SOCCER
Salı günü maç yaptığım arkadaşlarımla orta okuldan beri tanışıyoruz. Hepsiyle de yıllardır halı sahalarda birlikte kramponlar eskittiğimiz için saha içi uyumumuz da oyunumuza yansıyor. Yine böyle bir maçtı. Maçın benim açımdan en büyük farkı bu sefer sahanın her tarafına koşuşturan bir pozisyonda oynuyor olmamdı. Asıl mevkiim daha önceki yazımda da belirttiğim gibi aslında stoper. Boyumun kısalığından dolayı Cannavaro’vari kalıyorum stoperde. Salı günü de Puyol formamla sahadaydım. Kaleci abimiz “Puyol gibi oynayacaksan sorun yok” diyerek ön motivasyonu verdi. Fakat salı günü defansif yönü fazla kişi olunca bizim takımda ben kendi kendimi “çapa” olarak ilan ettim. Ve sağ ya da sol bekteki oyunculardan biri ileride kalınca -her defansif orta sahanın yapması gerektiği gibi- onların açığını kapattım.

Her zaman topun defans oyuncusunun oyuna sokması gerektiğini düşünürüm. Bu orta saha ve ileride oynayan futbolcuların ileride kalmasını sağlayarak rakip defansı-takımı kendi yarı alanında tutacaktır. Topu da çoğu zaman oyuna ben sokarım bulunduğum pozisyondan ötürü. Yine bir pozisyonda topu oyuna sokarken pas atacak adam ararken, takım arkadaşlarım pas almak için koşular yaparken orta sahayı çok rahat bir şekilde geçtiğimi ve ceza sahası ön çizgisinde önümün açıldığını fark ettim. Artık gol atmanın zamanıydı zira bir halı saha maçı için gol gecikmişti. Topu dümdüz kaleye gidecek bir şutla ağlarla buluşturdum. Şaşırmadım gol olunca. Çünkü basit bir takım oyunu oynamıştık topla sadece benim temas etmiş olmama karşın. Ben kaleciden topu alıp pas atacak adam arıyormuş gibi bakınırken takım arkadaşlarımın rakip oyuncuları meşgul etmesi sonucu ben boş kalmıştım ve şutumla gol gelmişti. Hakan Şükür de kimi maçlarda topa değmemesine karşın bunu yapmamış mıydı? Ve bu yüzden yermemiş miydik onu?

Xavi_976282
Skoru lehimize sürdürürken oynamamız daha kolay oldu. Topla ileri çıktığım zamanlarda arkadaşlarıma koşacağı yerleri elimle gösterip onları o bölgeye yönlendirip rakibin de atacağım yeri görmesine karşın müdahale edemeyeceğini bildiğim şekilde ayağa paslar attığımda oyunumdan çok daha fazla zevk alıyorum. Bir pasımın da gerçekten Xavi’nin Messi’ye defansın arkasına attığı paslar gibi rakip defans tam ofsayttan taktiği yaparken attığım için o ve elbette top da arkadaşımla buluştuğunda işte o an Xavi gibi hissettim kendimi. Ofsayt da olabilirdi o pas ama burası halı saha! İşte o pasımı Xavi görse o an futbolu bırakabilirdi! Bir pozisyonda da defansta çok tehlikeli bölgede de olsam iki kişiye attığım soğukkanlı çalım Ergün Penbe ve İniesta karışımıydı. Daha sonralarında skoru arttırmakta zorlanmadık demek pek mümkün. Skoru arttırdıkça rakibin farkı kapatma arzusu haliyle arttı. Fakat bu arzularını takım oyunuyla değil de bireysel oyun ağırlıklı gerçekleştirmeye çalışmaları dezavantajlarıydı. Bu bireysel olarak yetenksiz oldukları için gerçekleşmemiş değil. Fakat tek başına topu alıp giderken topu kaptırdığın anda ceza sahası çevresinde top bekleyen arkadaşların oyundan düşer ve rakip takım ani atağa çıkma şansı yakalar. Ve bu her zaman büyük bir tehlikedir.

Salı günü benim ve takımımın galibiyetle eve dönmesinin en büyük nedenlerden biri takım oyunu oynamamızdı. Atağa defanstan hep birlikte çıktık. Futbolun çok basit bir kuralı var. Takım oyunu! Alın verin orta sahaya can verin. Halı sahada bile her zaman takım oyunu kazanır bunu unutmayın.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.