49 Gün Kaldı

Kasım 28, 2010, 1:36 pm | Blog, Hayat, Sitem kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Sevgili Çoban Salata Dostları,

Bilenler biliyor Ağrı’da Piyade olarak yapıyorum askerliğimi. Dolayısıyla askere geldiğimden beri bloga katkıda bulunamıyorum. Çok ksa sürelerle çarşıya çıkabildiğim için çoğu zaman son gönderilere bakmakla yetinmek zorunda kalıyorum. Giderken 3 arkadaşıma emanet edip gittiğim, evladım yerine saydığım blogun güncelliğini ve arkadaşlarımın katkılarını görünce ise tam anlamıyla şaşkınlığa uğramış durumdayım. Hadi yoğunluğu, sıkıntısı olanı biliyorum da diğerleri ne yapar, ne eder, nerededir, insan merak ediyor. İnşallah 49 gün sonra bitecek olan askerliğimin akabinde blogu ciddi değişikliklerle tekrar güncel bir hale getirip ayağa kaldıracağız. Umarım eskisinden daha iyi, şu ankinden ise ışık yılı uzakta olacak blogun yeni hali. Yeter ki Allah sağlık versin.

Bizi hala inatla ne var ne yok, acaba yeni bir gönderi oldu mu diye takip eden arkadaşlara da sonsuz teşekkürler. Hakkınız ödenmez. 49 gün sonra Yaradan’ın iziyle görüşebilmek dileğiyle. Tüm sevdiklerime kucak dolusu, hasretle bezenmiş öpücükler Ağrı’dan…

cenky
Evladına sahip çıkan baba formatındaki, zorunlu piyade, blog kurucusu ve yazarı

Reklamlar

150.000 – TEŞEKKÜRLER

Eylül 26, 2010, 10:30 am | Blog, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

150.000 tekil ziyaretçi, 210.000’i geçkin sayfa görüntülemesi, 1746 tane yazılmış yazı ve 2500-3000 yorum. Vay be! Cenky blogu kurarken bu sayılara ulaşacağını düşünüyor muydu bilmiyorum ama bildiğim birşey var ki bu blog dünyasına beni soktuğu için teşekkür etmem gerek kendisine. Blogun 30.000-40.000 tekil ziyaretçiye ulaştığı zamanları hatırlıyorum da o zamanlar bile Cenky inanamıyordu o rakamlara. Şimdi ise 150.000, en güzeli de bu sayının üstüne bir de bu sayfa sayesinde kazanılmış onlarca güzel dostluklar. Desportivo’ya, Aceto’ya, Chao Grey’e, Sportif Cümleler’e, Erbos’a, Lambuja’ya, Futbol Dili ve Edebiyatı’na, Man Behind Ball’a, FEHM’e, Eraysözen’e, Vermante’ye, Su’dan Sayfalar’a, Minyatürkalemaç’a, Il Capitano’ya, Tırtılkurabiye’ye, Stereo Cipollo’ya, Catenaccio’ya, Sporingen’e, Tanrı’nın Sopası’na ve adını unuttuğum blogunu bırakmayan, yazılar yazarak bizim de kendi blogumuzda yazmamıza vesile olan tüm yazar arkadaşlarımıza teşekkürler. Ve tabiki en önemlisi, bizi şu ana kadar destekleyen, seven ya da sevmeyen ama okuyan, zor anlarımızda moralimizi yüksek tutmamıza yardımcı olan, bırakıyoruz dediğimiz anlarda bırakamazsınız diyen tüm dostlarımıza teşekkürler. 150.000 postunu Ağrı’da vatani görevine devam eden Cenky’nin sözüyle bitireyim: Yaşasın Saf ve Salt Blog Kardeşliği. (…and the Oscar Goes To…)

Biraz maziye gidip Cenky’nin blogun açılışını yaptığı yazıyı koymak istiyorum.

Start Verildi ve Koşu Başladı

İlk Gün…
Bugün uzun zamandır aklımda olan ilk gün…

Yarın Kürek Büyükler Türkiye Şampiyonası’ndayım, Sapanca Gölü’nün tam ortasında…
Akşama burada…

Yaşadıklarım, düşündüklerim, ağzıma kadar gelip de söylenecek adam bulunamamış her söz artık burada…

Teşekkürler Aceto, ama en başta beni Aceto’yla tanıştıran Mehmet Demirkol’a binlercesi. Hiç tanımadığım, sesini, yüzünü bilmediğim bir dost daha kazandırdı bana…

Start Verildi ve Koşu Başladı! (29.05.2008)

Edit Cenky: Ağrı’dan, çarşı izninden gözleri dolu dolu, Ozhano gibi bir dosta sahip olduğuna, bu yazıyı okuduğuna, bu sayıyı gördüğüne, bu blogu açtığına ve daha bir çok şeye sonsuz kereler şükreden bir adam olarak selam olsun herkese.

Hepiniz sağolun var olun, bir askeri çok mutlu ettiniz. Allah da sizi mutlu etsin, güldürsün.

Dualarınızı eksik etmeyin. 

Sırtımdan Bıçaklandım! O Artık GSTV’de

Eylül 17, 2010, 6:20 pm | Blog, haber, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Yalan yok Murat Türker’i nam-ı diğer desportivo’dan M.T.’yi blog dünyasında tanıdım. Televizyonlardan falan herhangi bir tanımışlığım yoktu diğer bir deyişle. Çok iyi arkadaş olduk, bu aralar kendini yeniliyor, daha da gümbür gümbür geliyor inşallah. Ama Ceren Aytemiz’i Lig Tv’den, daha öncelerden beri tanıyordum. Daha sonra M.T.’nin blogu sayesinde tanışıklığımız oldu ve aynı Murat ile olan arkadaşlık zincirimize O da katıldı. Özellikle dünya kupası süresince 6News’teki Kupa programına ikisini beraber izlerken sanki ben de oradaymışım gibi hissediyor, muhabbetlerine ben de katılıyordum evden doğru. Ne delilik ama! Dünya Kupası sonrasında Ceren Aytemiz’in 6 News ile yolları ayrıldığı haberi sevgili M.T. tarafından bana iletildi ve vakit bu vakit diyip sağlam bir bonservis ile kendisini salata ailesine şef olarak görmek istediğimi söylemiştim. Ama ne var ki araya GSTV girince esamemin okunması mümkün olmadı. Sonuçta ben Zonguldakspor GSTV ise Galatasaray. Öğrendiğim kadarıyla anlaşmalar yapılmış, kendisini artık GSTV ekranlarında izleyeceğiz. Bir de M.T. oraya giderse biraraya gelirlerse tadından yenmez. Velhasıl-ı kelam Çobansalata ailesi olarak Sevgili Ceren Aytemiz’e yeni kanalında başarılar diliyor, en kısa zamanda salataya şef olarak da beklediğimizi yineliyoruz :D. (M.T. biraz yardım et sen de artık.)

Sobalı Oda, Cenk Hocam, Blog ve Magic Üzerine Kısa Değinmeler

Haziran 26, 2010, 7:00 pm | Blog, NBA, Orlando Magic, tolga kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
“Gece saat iki suları… Soğuk odamda, zor bela ısıttığım yatağımın içinde dönüp duruyorum, saat üçteki maçı izlemek için beklerken. Portland ekibine Jailblazers denen günler işte. Sheed’in maç sonrası hakem yolu kestiği dönemler… Kings’le karşılaşacaklar. Sanırım, basketbolcuların ısınmaya çıktığı saatlerde ben de sıkıntıdan alev topuna döndüm yatağımın içinde. 2.45’e ayarlı, pembe plastik çeperli, o plastikten de fırlayıp duran gövdesiyle uyduruk saatimin, o uyuz alarm sesiyle, bir an önce seslenmesini istiyorum. Seslensin çalsın ama duyar duymaz sesi, saati kapıp alarmı durdurayım istiyorum ayrıca.(O saatlerin güzel de anıları olur: İşte, bir tanesi: Mesela, saat ikikırkbeşe ayarlayacağız alarmı,saat üzerindeki kırmızı göstergeyi 2 ile 3 arasında bir yere kondururuz, tabi 3’e biraz daha yakın olur. 15-20 gün istediğin saatelerde uyandırır seni, ama 1-2 ay sonra, saati de kendimize benzetiriz, o Çin işi saat yarım saat bir saat geç çalmaya başlar, zaten bizaman sonra da iyice gevşer, bırakır çalmayı.) Daha ortaokul-lise öğrencisiyiz tabi. Ana-babamızdan izinsiz gece gece kalkıp maçlar izliyoruz; bir yandan da o gizlice iş yapmanın tatlı bir heyecanı var. Annem mesela, gece maç izlediğimi anladığı an, bağırtı çağırtı kopara kopar gelir odasından. Her türlüsünden nasihat eder sakinleştiği anlarda. Baktı ikna edemeyecek, söylene söylene yatağına yurduna döner. İşte bunlar geçiyor kafamdan, bunun sıkıntısıyla yatağımın içinde iki saattir uyanığım.

Televizyon sobalı odada, benim odam ise hemen yanında; tek avantajım da bu, ana-babamın odası nispeten uzak. Hafiften uykuya dalıyorum. Saatin cırlamasıyla birlikte yataktan kolumu fırlatıp tek hamleyle saati etkisiz hale getiriyorum, şöyle etrafa kulak kesiliyorum, duyan uyanan yok. Saat üçonbeş olmuş bu arada, yine kelek yaptı aksi saat. Yorganı sıyırdığım gibi üzerimden, buz gibi bir soğuk titretiyor vücudumu, ama basketbol aşkı işte, okul olsa yarım saatte kalkamam o yataktan… Ayak parmaklarımın üzerinde sobalı odaya doğru yol alıyorum. Ama asıl zor görev şimdi geliyor: Kapı… Sobalı odanın bir kapısı var ki, maaşallah, hiçbir padişaha nasip olmamış, her açılıp kapanmasında apartman sallanıyor, dünya yıkılıp yeniden kuruluyor. Sobalı odanın kapısını ustalıkla kimseleri uyandırmadan kapatmam, abartmıyorum, 40-60 saniyemi alıyor; yani altı üstü bir kapı kapatması değil işte. Ev halkını uyandırmadan görevimi başarıyla tamamlamanın gururuyla sobalı odada gol sevinci yaşıyorum. O kadar seviniyorum ki, bağırmadan sesim kısılıyor, gözlerim doluyor.Soba hala nar gibi. Beko marka televizyonun metal açma tuşuna basıyorum, almıyor ilkinde, bir daha yediriyorum.Yatarken kanalı ayarlamıştım; açtığım gibi Rose Garden’ın parkelerinin parıltısı vuruyor gözüme. Seriliyorum yere. Çekyatların birinden kaptığım kırlenti alıyorum başımın altına. Ve uzun geceler başlıyor.”

Biliyorsunuzdur, Cenk ağabeyimizi, hocamızı, yaklaşık birbuçuk ay sonra askere uğurlayacağız, asker yolu gözleyeceğiz sonrasında. Kuşkusuz, bu kısa süreli ayrılış başta yakınları sonrasında da tanıdıkları açısından zor olacak (Cenk hocamla bir kez olsun yüz yüze gelmişliğimiz yok; not olsun bu da).Onun yazılarının verdiği tattan keyiften yoksun kalacağız bir süreliğine, kuşkusuz yanındakiler, yakınıdakiler ise muhabbetinden.Özhan hocam ve Volkan kardeşim blog için büyük çaba harcamışlardır, harcayacaklardır. Onların üzerindeki yük bir kat daha ağırlaşacak bu kısa ayrılışta. Ama Cenk hocamın, ağabeyimin yeri bende çok farklıdır. Daha yüz yüze gelip de iki kelam etmememe rağmen; yazdıklarına hesapsızca serptiği hüzün, kırgınlık, sevinç, hayal kırıklığı, aşk bana samimi gelmiştir, o yüzden Cenk hocam en başta insan olarak çok değerlidir benim için. İşte bu kısadönemde (335. kısadönem), sağolsunlar, Cenk ve Özhan ağbilerimin anlayışı ve onayıyla, blogda oluşması muhtemel basketbol açığını kendimce elimden geldiğince doldurmaya çalışacağım. İnşallah ağabeylerimi, hocalarımı utandırmam. Magic ağırlıklı basketbol olacak önceliğim doğal olarak. Bunun dışında beceribilirsek ordan burdan havadan sudan da yazarız. Ama baştan da belirteyim; çalışan eden bir insan olduğum için de ortadan kaybolmalar olabilir, bunlar da biline.
Yukarıdaki satırları da işte,basketbola nasıl bağlılık duyduğumu gösterme açısından yazdım. Çağlar boyu felsefede, mistisizmde, türkülerde, romanlarda, şiirler ve destanlarda aşk çok tartışıldı. Allah’a olan aşk, böceğe olan aşk, kadına-erkeğe olan aşk… Bizimkisi de böyle garip bir aşk işte. Uzatıyorum, farkındayım, ilk yazı bir de, yoksa uzatacak değildim. Magic hakkında genel görüşümün ne olduğunun bilinmesi açısından şöyle ufaktan bir giriş yapıp yazıyı bitireceğim. Magic için yazmaya başlarken, bir kördüğüm hali mevcutken başlıyorum. Hep beraber göreceğiz önümüzdeki dönemde;Magic bu kördüğümü hiçbir şeye zarar vermeden mi çözecek, yoksa Smith eline makası alıp bağları paramparça edip mi çözecek? Geçtiğimiz yaza girerken ayağımızda şık bir ayakkabı vardı, ancak sezona başlarken daha iyisi olduğunu düşündüğümüz bir üst modelini alıp denedik, bir baktık ki kördüğüm atmışız; daha doğrusu Smith biraderimiz atmış. Smith, anlaşılan o 2000’lerin ortalarındaki cesur ve akkılıca hamlelerinin ardından, ortodoks/muhafazakar bir girişime bulaşayım dedi, nedenini hala öğrenemediğimiz şekilde. Ancak bu skolastik düşünce, artık dünya basketbolunda çok gerilerde kaldı. Dünya Amerika’nın bir zamanlar yazdığı mukaddes basketbol kitaplarına, inançlarına iman etmiyor; başka bir yola daldı basketbol. Smith ise, belki de en kritik karar aşamasını başarısızlıkla, kolaycılığa kaçarak geçti. Carter hamlesinde ,düstur edindiği ‘kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’ ilkesi basketbolun bu aydınlanma döneminde elbette geçersiz kalacaktı ve kaldı da. Artık, tavuklar da birer canlı, yaşayan olduklarını hatırladılar ve kazlara pabuç bırakmıyorlar. Anlayacağınız, Smith bu kümes işinden anlamıyor. Smith’in bu hamlesine benzer hamleler yapan bir çok yönetici gördük, futbolda da mevcut böyle adamlar. Şimdi, bu adamlar böyle yaptıkça, aklıma hep şu gelir: 10-15 sene öncesine kadar evlerimizde uydu yokken, daha doğrusu digiler, smartlar, zartlar, zurtlar yokken, televizyonda kanal sıralaması yapacağımız sıra bire trt, ikiye atv, üçe show, dörde kanal d, beşe star koyardık. Tamamen kalıp bir hareketti o zamanlar, su içmek, araç kullanmak gibi birşey işte: doğal refleks. Ama yöneticilik kuşkusuz bu değil; artık discoveryler, sinema kanalları ve daha onlarca daha nitelikli tv kanalları var. Onların ayırdına varmak gerekir. Neyse, Smith işte böyle bir adam. Zamanında çok sevindirdi bizi, şu sıralar üzmekte. Olsun, yine de buralarda bi işi düşsün; ssk, bağkur, oto alım-satım, uğraşır görürüz işini…
Bundan sonra, inşallah, Cenk hocamızın askerde olduğu dönemde bunların dedikodusunu yapacağız vakit buldukça. Saygılarımla… (Not:Ben de 331.kısa dönem askerlik yaptığımdan geçtiğimiz sezonun % 90’ını kaçırdım,o yüzden yargıda bulunmakta zorlanıyorum, affola.)

Salata’ya Yeni Şef

Haziran 26, 2010, 10:30 am | Blog, tolga kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Çoban Salata ailesi olarak 2. yaşımızı bitirdikten kısa bir süre sonra yeni bir şef daha katıyoruz bünyemize. Aslında Çoban Salata’yı özellikle Orlando Magic ve NBA yazılarını takip edenler yeni şefimiz tolga’ya pek yabancı değiller. Onun yorumlarını virgülüne dokunmadan gönderi yapacak kadar değer veriyorduk kendisine. Hayırlısıyla askerliğini yapıp geldikten sonra biz de teklifimizi yaptık kendisine o da kırmadı, kadromuza katıldı. tolga’nın salataları genelde NBA ve Orlando Magic soslu olacak. Katacağı farklı tatlar ve eşsiz yorumuyla salatayı daha da güzelleştirecek kendisi.

Kocaman bir hoşgeldin sana tolga. Yazılarını heyecanla bekliyoruz, zevkle okuyacağımızdan ise kuşkumuz yok.

İyi ki Doğdun Dost!

Haziran 25, 2010, 11:53 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum

Bugün çok güzel bir gün, çünkü 26 Haziran. Bugün sevgili dostum, kardeşim, meslektaşım, blog partnerim ve daha bir çok şeyim olan Ozhano’nun doğum günü. İyi ki doğdun! İyi ki varsın! İyi ki tanıştık seninle! İyi ki kaderlerimizde karşılaşmak varmış! Yüce rabbim seni önce ailene, eşine sonra bizlere bağışlasın, bu sevgi, bu duygular, bu güzellik daim olsun ömürler boyu.

Seni tanıyan herkes adına mutlu ve sağlıklı yıllar diliyorum sana. Muazzam bir insansın.

Bu şiir de benden sana gelsin, Allah sana uzun ömürler versin, yanıbaşımızdan eksik etmesin…

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…
“Nereden çıktın bu vakitte”dememeli,
Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
“Gözünün dilini”bilmeli;
Dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı…

Arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
Köklenmeli hayatında;
Sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli.
Kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları.
Dalları bitkin başına omuz,
Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
En mahrem sırlarını verebilmeli,
En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz…


Onca dalkavuk arasında bir tek o,
Sözünü eğip bükmeden söylemeli,
Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece,
Asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli
Ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
Övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,
“Hak ettim” diyebilmelisin.

Teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
Günahlarının yegane şahidi…
Seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş…
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş…

Şiir: Can Dündar

Önce Tatil Sonra Rektefiye

Haziran 6, 2010, 3:29 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bir senenin yorgunluğunu atmak için 1 hafta yeter mi? Yapacağın tatilin tadına göre 2 gün bile kafi gelir belki de. İzninizle ben de hayatı koşarak, hatta depar atarak yaşadığım şu 1 sene sonunda bir tatile kaçayım diyorum 🙂 Az sonra yola çıkıp 1 hafta ortalardan kaybolacağım. İstikamet Ege, tatil ekibi muazzam, programlar şimdiden hazır. Bir sürü tekne turu, serin sular, sıcak kumsallar ve daha nice güzellikler. Umarım hiç bir sağlık problemi olmadan güzel günler geçirir ve tam anlamıyla yeni hayatıma daha hazır ve zinde olarak dönerim tatilden. Gerçi bence hayatımın en güzel tatili olacak ya neyse 🙂

Tatil sonrası ise beni uzun zamandır rahatsız eden yirmilik diş ameliyatım var. Mevcut dişlere tam 90 derecelik açıyla baskı yapan ve horizontal olarak arzı endam eden yirmilik, çenemden kendi çabalarıyla çıkmadan aldırayım diyorum. 14 Haziran Pazartesi İstanbul’da ameliyatımı yaptırıp tatil üstüne bir 3 gün de evde yatacağım. Demek oluyor ki Tatil ve rektefiye sonrası yaklaşık 10 gün ortalarda yokum. Blog sevgili ozhano ve volkanbk3’e emanet.

Yenilenmiş ve bomba gibi dönmek umuduyla….

Hayatın tadını çıkarın!

Kaybolan Sihir – Bir Orlando Magic Analizi

Haziran 5, 2010, 8:00 am | Blog, Boston Celtics, Hayat, Nbakolik, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Aylardır yazamadık Magic ile ilgili tek satır. Takip edenler bilir hayatımdaki büyük değişiklikler ve yoğun iş temposu nedeniyle kendi blogumdan da NBAKolik’ten de uzak kaldım. Ama bu sezon başında söylediğim şeylerin gerçekleşmesine pek engel olmadı. Finallerde Orlando Magic’i göremeyeceğiz demiştim göremedik, Bu takım geçen sezonki dereceyi geçemez dedim geçemedi, gerçi aynı dereceyi yaptı ama her maçı kazanmak için oynadılar geçen sene son 5 maçın hangi atmosferde oynandığını hatırlarsınız. Eğer Atlanta ve Boston sezon içinde o kadar dalgalanma yaşamasalardı Orlando hem grupta hem konferansta koltuğunu kaptıracak ve 4. sıraya kadar düşecekti play-off sıralamasında. O noktada Van Gundy’nin basketbol bilgisi hatta dehası diyelim devreye girdi ve adeta maç seçerek hazırladı takımı. Hedef maçlarını hep kazandı Orlando, rakibi kaybederken kazanmaları ise onları 2.liğe kadar taşımayı başardı. Şimdi beni senelerdir okuyanlar yine diyeceklerdir ki “Ne yaptın ettin lafı yine SVG’ye getirdin. Bu kadar mı kötü bu takım?”. Takım kötü demiyorum, oyuncular kötü demiyorum, ama maalesef bu takımın bu sene IQ’su önemli derecede düştü. Özellikle Hidayet ve Lee geçen sene bu takıma mental anlamda çok şeyler katmış, paylaşmayı bilen adamlardı. Peki bu sene ne oldu? Orlando paylaşmayı beceremedi. Sadece bu bile en yükseğe çıkamamak için önemli bir sebep.
Oyuncuları tek tek değerlendirmek istemiyorum ama hiç sevmesem de istatistiklere bakmak zorunda kalıyoruz. Vince Carter’ın gelişini, hem de gelirken onun için Hidayet’in ve Lee’nin feda edilişini bir türlü anlayamamış ve bu hamleyi ciddi şekilde eleştirmiştim. Carter’dan savunma yapmasını, topu paylaşmasını, takımı oynatmasını bekleyemezsiniz. 5-6 sene önceki Carter’dan ancak takımı spektaküler hareketleri ve hızıyla şaha kaldırmasını beklersiniz ki bu adam 35’ine doğru gelmiş artık. Ne eskisi gibi zıplayabiliyor, ne bileğini ne omzunu sağlam tutabiliyor sezon boyu. Ciddi rakiplere karşı çoğunlukla kayıpken, sıradan takımlara aslan kesiliyor. Bu Carter Magic’i 1 adım ileri götüremezdi, götüremedi. Hele bir Ocak ayı var ki yaşadığı Carter’dan cacık olmaz diye yazı yazdırmışlığı var bana. Neyse konuya dönelim. Carter’ın gelişi takım içi dengeleri bozar demiştik. Ne oldu? Bozdu! Şimdi bu Orlando Magic takımının en pahalı oyuncusu ve en büyük yıldızı kabul edilen adamı kim? Rashard Lewis. Bu adama 118 milyon Dolar bağlamış Magic. İlk 2 sezonunda fena oynamadı ama geçen seneki finalden sonra artık bu sene patlar denilen adama ne oldu? Başına Carter düştü! Lewis’in kullandığı top 3, sayı ortalaması, 3.5, asisti 1 küsür, ribaundu yaklaşık 1.5 azaldı. Keyiften mi bunlar? Hayır. Çünkü artık takımda topu paylaşmayan bir yıldız eskisi vardı ve ha bire dağdan taştan üçlük sallayıp duruyordu, Lewis’in atması gereken üçlükleri. Lewis ne oldu? Pert oldu. 
Peki takımın diğer büyük yıldızı kim? Tabii ki Child Man Dwight Howard. Carter’ın takıma gelmesi ona da hiç yaramadı. Onun da şutu ve sayısı yaklaşık 2.5 düşerken ribaunt ortalaması da azaldı ve geçen seneki Howard’ı gözler arasa da bulamadı. Basın önünde arkadaşlarıyla atıştı, hocasına laf soktu, sempatik adam olmaktan çıkıp tepki toplayan adam haline geldi. 
Bu takımın saha içi liderinin kim olması gerek? Jameer Nelson, yedeği kim peki? Basketbola yeniden dönen J-Will. Bu iki adamın olduğu PG rotasyonu size sabırlı, sakin ve akılcı oyunu mu yoksa hızlı, düşünmeden ve spektaküler hareketlerin fazlasıyla bulunduğu ama rakip PG’lere karşı her daim savunmada parkenin öpüldüğü bir manzara mı hatırlatıyor? Ben daha ikisi sahaya çıkmadan Anthony Johnson – Rafer Alston ikilisine razıydım, düşünün artık. Ne yaptı peki bu spektaküler adamlar? Nelson geçen senenin çoooook gerilerinde kalırken birlikte yaptıkları maç başı toplam asist sadece 9 (yazıyla dokuz)! Böylesine şuta dayalı ve artık pivotunu daha az kullanan bu takımın oyun kurucularının toplam asist sayısı 9! Bu inanılacak bir sayı değil. Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Demek ki bu takım oyun kurucusu olmadan oynuyormuş. Hele ki bu 2 adamın toplam sayı ortalamasının 16.5 olduğunu düşününce şampiyonluğa oynayan bir takımın PG rotasyonu bu mudur diye sormak zorunda kalıyor insan. Bu mudur gerçekten ya! 
Hadi onları da geçtik. Bu takımda bir de 35 milyona 5 senelik anlaşma yenilenen Polonyalı pivotumuz vardı değil mi? 13 dakika 24 saniye ortalama süre alıp 3.6 sayı, 4.2 ribaunt, 0.2 asist ve 0.9 blokla oynayan 35 milyonluk bir adam. Yetmedi yanında neredeyse bütün bir sezon oturan 18 milyonluk kontratı ile hem alınan hem beğenilmeyen Brandon Bass gibi bir 4 numara. 2 kontratı toplayınca yapan meblağ ise maalesef Hidayet’in Toronto’ya imza attığı para. Veteran minimumla piyasadan 13 dakika oynayacak o kadar adam bulma şansı varken 50 küsür milyon vermemk için gönderilen takımın zekası ve o paraya yedek sırasında pas tutturulan 2 adam. 
Orlando için en ilginç olanı ise J.J. Redick denilen istenmeyen adam ilan edilmiş gencin bir çok maçta takımın kurtarıcılığına soyunmuş olması. Hem de bunu yaparken Carter’ı oturtması. Pietrus, Barnes ve Anderson’ın iyi niyetli katkıları ise ancak tamamlayıcı nitelikte sezon boyu. Hiç biri asla takımı tek başına sürükleyecek adam olamadılar, zaten olamazlar da, ki onlardan bunu beklemek hem onlara hem basketbola yapılan çok büyük bir ayıp olurdu. 
Otis Smith’in şaheser transferi Carter ise sezonu 16.6 sayı 3.9 ribaunt 3.1 asist % 36.5 üçlük % 43 şut yüzdesi gibi muazzam istatistikler ile kapatarak çok önemli katkıda bulundu takıma. 
Sorulacak soru şudur: Bunları yapıp kurulu düzeni bozmaya değer miydi? Hem şampiyonluk yakalama ihtimali olan o güzelim Orlando kadrosuna hem Hidayet’e hem Courtney Lee’ye yazık oldu. O kadro ve o ruhun tekrar bir araya gelmesi geçen sefer ki gibi 15 sene sürerse çok ama çok yazık olur vefakâr, cefakâr Orlando taraftarına. 
Görüldüğü üzere oyun planı şöyleydi, şu maçın şu dakikasında şu yanlış yapıldı, bu maçta şu şut seçimi yanlıştı gibi bir şey yazacak durumum, halim hem de alışkanlığım yok. Ayıp olmasın Boston serisinin kaybedilmesinden bahsedelim. Tek sebebi Pierce. Onu sinirlendirecek, sindirecek, savunacak ve aynı anda Orlando için sayı atacak şu kadroda tek adam yoktu. Rondo Nelson’a, Garnett Lewis’e ağır gelirken Allen Carter kafa kafaya desek Howard Perkins’e ağır basmakta. Dengeleri sağlayacak, sarsacak ve en sonunda Orlando lehine bozacak tek eşleşme Pierce – Orlando 3 numarası eşleşmesi olacaktı. Barnes Pierce’a çok hafif geldi. Mental olarak buraları fazla yaşamamış bir isim olan Barnes adeta kayboldu Pierce’a karşı. Geçen seneki Hidayet performansı ve Garnett2in olmayışını eklediğimizde Orlando’nun Boston’u geçebilmesindeki nüanslar daha iyi anlaşılıyor. Pota altında Wallace eklentili bir Boston’la Orlando’nun başa çıkması şu kadro yapısıyla imkansızdı zaten. Nelson defalarca kez paspas olurken, Carter amaçsızca bitmiş maçlarda sayı yapmaya çalışır, Howard top alamadıkça çıldırır ve Van Gundy ceketini yerken ben ta sezon başında olacağını bildiğim şeyin gerçekleşmesine hiç ama hiç üzülemedim. Kendi düşen ağlamaz Mr. Smith. 
Bu duygularını yitirmiş, kendini bir şey sanan adamlar topluğu görünümündeki takım olamayan takımın bütün sezon tek bir süper yıldızı vardı, onun adı da Stan Van Gundy. Bu malzemeden bu hamuru çıkarması bile büyük işti, hocalığını yine gösterdi. Umarım gelecek sezon için akıllı hamleler yapılmasını sağlar ve Smith’in akıl tutulmalarının önüne geçebilir. 
Bu yazı benim NBAKolik için yazdığım son yazı oluyor maalesef. Çok büyük bir heyecanla ilk kez 2005’te başladığım Orlando Magic yazarlığım sitenin de kapanıyor olması nedeniyle sona eriyor. Çoban Salata’da illaki Orlando yazmaya devam edeceğiz ama NBAKolik günlerinin yerini asla tutmayacağı kesin. Harika bir ortamda çok güzel dostluklar kurdum burada. En başta Sevgili Mehmet İstanbullu olmak üzere emeği olan tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürler. 2 defa en iyi yazarı seçildiğim, çok nitelikli ve çok özel bir sitenin kapanması beni fazlasıyla derinden etkiliyor. Çok şey söylemek istiyor ama uygun kelime bulamıyorum. Çok özleyeceğim bu işi yapmayı, bu keyfi tekrar yaşamayı. Hayatımda her geçen gün yeni güzellikler yaşarken bu çok ciddi bir kayıp oldu benim için. Hiç unutulmayacak NBAKolik günlerim ve sevgili dostlarım…

Çoban Salata 2 Yaşında

Mayıs 29, 2010, 8:00 am | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum

 Bu 1611. gönderisi Çoban Salata’nın, beni en çok gururlandıran, en çok “iyi ki açtım bu blogu” dedirteni. Çoban Salata hayatıma girdiğinden beri vazgeçilmezim oldu. Herşeyden vazgeçebildim ama ondan asla. Çok farklı bir duygu, sanki çocuğum gibi bu blog. 29 Mayıs 2008’den beri ellerimle büyütüyor, adam ediyor, ileri götürüyorum bir anlamda bu blogu. İnanılmaz keyif alıyorum yazmaktan, paylaşmaktan, burada tartışmaktan. Hele ki ozhano katıldıktan sonra apayrı bir tat aldım şu yaptığımızdan. volkanbk3 de temmuz itibariyle coşup şaha kaldıracak Salata’yı, daha da bir gururlanacağım.

Beğenmeyenler, haz etmeyenler, laf söylenler oldu çoğu kez ama bizlerle içindekini paylaşanlarla çok yakın bir iletişim kurduk. Kimseyi kırmamaya ama görmezden gelmemeye de çalıştık hataları. En çok Galatasaray yazıp en çok Galatasaray’ı eleştirdik. Hiç klasik bir maç yazısı okuyamadınız burada, hep farklı açılardan baktık olaylara, farklı şeyler gördük, onları paylaştık. Biraz ayrı kalmak istedik herkesin bildiği konseptten, bazen becerdik bazen beceremedik ama çok keyif aldık bu blogtan, okunmaktan, takip edilmeken, tartışmaktan.

Sağolun, varolun 2 sene sonra hala ne yazdık diye merak edip bloga uğrayan tüm müdavimlerimiz. Sağolun bloga bir kez bile uğramış olsa da yazdıklarımızın bir satırını bile okumuş ziyaretçilerimiz. Sağolun Çoban Salata’dan tadan herkes ve sağol Sevgili Salata bu kadar lezzetli kalmayı başarabildiğin için senelerdir.

Çoban Salata 2 yaşında! Çoçuğumuz büyüyor!

Sörf Çantası

Mayıs 28, 2010, 4:05 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu Blog Trendus.com ve Eurosport 2’den tanıdığımız sevgili arkadaşımız Çiğdem Öztabak’a ait olan ve 94.9 Açık Radyo’da Çiğdem’in hazırlayıp sunduğu “Sörf Çantası” programının blogu. 3 haftadır yayınlanan programın konseptini hemen aşağıda Çiğdem’in kelimeleriyle bulabilirsiniz. Türkiye’de daha önce rastlanmamış bir tarz ve farklı tadıyla kendime adıma ilk 3 haftayı inceledikten sonra herkese tavsiye ediyorum Sörf Çantası’nı. Çiğdem’e yeni programında başarılar, Sörf Çantası’na uzun ömürler dileyelim bir de.

Sörf Çantası Blog “Dinleyenler Dinlemeyenlere Anlatsın”

“Sörf Çantası konsept olarak bir ilktir. Sörfün doğuşundan bugününü, müziklerini, filmlerini ve felsefesini anlatır. Bu blog 25 hafta sürecek her programın kısa özetlerini ve program yapımcısı olan ben’in, duygu ve düşüncelerini aktaracaktır. Program 1 Mayıs’dan itibaren her cumartesi sabah 9:00-10:00 arasnda 94.9’da Açık Radyo’da yayınlanacaktır.

Kendi Kendimize Kapak Olsun!

Mayıs 6, 2010, 9:50 pm | Blog, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Çoban Salata yazarları olarak başkalarını eleştirmesini bildiğimiz gibi gerektiği yerde kendimize de laf söyleyecek karakterdeyiz. An millete değil kendimize bakma zamanı. Konu Leo Franco. Sağolsun Sade yorumlarıyla hatırlattı bize hayalperestliğimizi, yanlışımızı. Evet yanıldık biz Leo Franco hususunda, hem de öyle böyle değil. Yazdıklarımıza değer verip okuyan herkesten özür diliyorum kendi adıma. Daha sonra yanıldığımı bir kaç sefer Franco, Aykut, Onur Kıvrak üzerinden yazdıklarımla telafi etmeye çalışsam da bu itiraf şarttı. Bu da kapak olsun madem bize, büyük lokma yutalım büyük konuşmayalım futbolda. Aşağıya buyur edelim sizi.

Kapak 1
Kapak 2

Salata’ya Ne Oldu?

Nisan 23, 2010, 7:39 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Kendi adıma çok yoğun günler geçiriyorum ve umarım pazartesi günü itibariyle bir rahatlığa kavuşacağım. Hem iş hem özel hayat açısından bir çok şey üst üste gelince, bir de bunlara bilgisayarımın bozulması eklenince tam anlamıyla Salatasız kaldım son 10 günde. Hayatımda o kadar önemli bir yeri var ki Çoban Salata’nın her gün bir yanım eksikmiş gibi hissettim. Aşırı ders yoğunluğu, bilirkişilik, hakemlik faaliyetleri zincirleme olarak yol alırken bilgisayarımın artık emeklilik sevdasına düşmüş olması bir çok işimi de aksattı haliyle. Komşunun, kuzenin, arkadaşların bilgisayarları ile idare etmek zorunda kaldım akşamları işleri yetiştirebilmek için. Yetmedi Üniversitedeki yeni binamıza acilen taşınmamız istenince her şey birbirine girdi. Yeni binada internet yok, evde bilgisayar yok, Cenk’te zaten vakit yok Salata kaynadı gitti arada. İtiraf ediyorum Salata’ya ayırabileceğim zamanlar vardı ama hepsini gönüllü olarak ve inanılmaz zevk alarak özelime, hayatımı siyah beyazdan tekrar renkliye çevirene, yaşamaktan keyif aldırana, yüzümü güldürene ayırdım, çok da iyi yaptım 🙂

Netice itibariyle Pazartesi gibi rayına tekrar oturur blog. Ozhano da bir cemiyete katılmak için Zonguldak’ta bu hafta sonu. Volkan zaten kayıp 1 var 38567 yok, hayırlısı bakalım, ben pazartesi kesin dönüş yapıyorum. Madem öyle sizlere ruh halimi yansıtan bir şiirle veda edeyim. Sağlıcakla kalın, bayramınız da kutlu olsun unutmadan!

Her sabah özlediğin bir dünyaya uyanmak
Tutkunu olduğun gölle selamlaşmak yeniden
Mavinin tonlarına anlamlar yüklemek
Balkona çıkıp burcu burcu aşkı çekmek içine
Tekrar tekrar şükretmek yaşadığın tüm acılara
Seni buraya getiren onlar, sebebini bulduran
Yaşamayı yeniden sevmek
Her nefesinden keyif almak
Hayat buymuş meğer…

Çoban Salata’nın Renkleri

Mart 31, 2010, 8:00 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Geçen hafta Özhan Başkan için karartmıştık Çoban Salata sayfalarını. Bugün normalde eski haline getirecektim ama elim gitmedi bir türlü, kıyamadım. Şu haline gözüm öyle alışmış ki anlatamam. Yazılar sanki karanlığın içinden sıyrılan ışık hüzmeleri gibi bembeyaz. Bir de son zamanlarda Allah nazardan saklasın işler yolunda gidince o beyaz satırlar siyah zeminde çok farklı gözüktü bana. En azından bir süre daha böyle kalmasını istiyorum Salata’nın. Fikri olanı dinlemeye de hazırız, eski halini beğenenler, renklere eleştiri getirecek olanlar varsa başımız üzerine…

Çoban Salata Trendus.Com’da Tanıtıldı

Mart 23, 2010, 1:11 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Modern Kadının yaşam rehberi sloganıyla yola çıkmış olan Trendus.com kadınları ilgilendiren bir çok konu dışında aslında kadınların pek de haşır neşir olmadığı spora da bir pencere açarak farklılığını ortaya koymuş bir kadın portalı. Trendus.com’un spor ayağında ise Eurosport 2’nin sunucularından Çiğdem Öztabak var. Kendisi geçtiğimiz günlerde bizimle irtibata geçerek spor bloglarını tanıtmak ve bizimle ilgili de bilgi almak istediğini söyledi. Mini bir röportaj diyebileceğimiz şekilde e-posta yoluyla iletişime geçtik. Sağolsun, elleri dert görmesin bizim de arasında olduğumuz 5 blogu ön plana çıkararak detaylı bir tanıtım yapmış. Bizim için hem gurur hem de sevinç oldu. Keza kimsenin yadsıyamacağı bir gerçek haline gelmiş durumda “Eğer herhangi bir blog ağı üyesi değilsen görmezden gelinirsin” önermesi. O nedenle teşekkürlerimizin baremini ve şiddetini çok çok yüksek tutuyoruz Trendus.com ve Çiğdem Öztabak’a. Hiç bir çıkar amacı gütmeden devam ettirdiğimiz Çoban Salata’nın beğenilmesi bizleri çok mutlu ediyor, hele ki beğenler kadın olunca hitap ettiğimiz kitlenin ne kadar genişlediğini anlıyor ve seviniyoruz. Hepinize çok ama çok teşekkürler.

Tanıtıma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz

Ben de İrlandalıyım Çoktandır İsyandayım!

Mart 20, 2010, 12:52 am | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

C3Moi yeni edindiğimiz, aslında hiç karşılaşmadığımız ama aynı fikirlere sahip olmak için birbirimizi tanımamız gerekmeyen adam gibi adam. “Ha tanımadığın adam için bunları nasıl söyleyip ondan emin oluyorsun?” diyenlere de “Tanıdıklarımızın ne faydasını gördük anasını satayım, en büyük kazıkları bizatihi onlardan yemişken, C3Moi candır!” diyorum. Kendisi İrlandalı yaftası yemiş, o yaftayı sorgulamacı karakterinde kemiklendirip gerçek anlamına kavuşturmuş bir genç, bir delikanlı, bir cesur yürek!

C3Moi’nin uzun süredir isyankar tavrıyla yazdıkları benim kendi hayatımda sorguladıklarım, karşı çıktıklarım, senelerdir başetmeye çalıştığım şeyler aslında. Ortak paydada bütünleşmek, aynı yöne bakmak bu oluyor herhalde. Otuzlu yaşlara başladıktan sonra yaşadıklarıyla hayatı yeniden öğrenen, zevklerine vakıf olan, asıl varoluş sebebini keşfeden ben itiraf ediyorum çoktandır isyandayım! Bir gün elime yetki geçtiğinde neler yapacağım tavrında değilim ben aksine yetkim, yasal gücüm yokken bile değiştirmeye çalışıyorum bir çok şeyi, karşı koyuyorum, tavır alıyorum, alıyorum ki o sözünü ettiğim yetki elime geçtiğinde yapacaklarım şaşırtmasın kimseyi. İsyanı ete kemiğe büründürmek, doğru işler yapmaktan, hak edene hakkını vermekten, yanlışı düzeltmeye çalışmaktan, adam olmayanı düzeltemiyorsan ipe dizmekten geçiyor. O yüzden susmamalıyız, gerekiyorsa sabah akşam isyan etmeliyiz. İster İrlandalı ister İskoç ister Hayrabolulu ya da ne bileyim Yüksekovalı olalım ama susmayalım ve karşı çıkalım yanlışlara! Ülke elden gitmeden, şeref bitmeden, onur kaybedilmeden!

İsyandaki dost C3Moi’nin blogu Tanrı’nın Sopası‘nı takip edin pişman olmazsınız. Buradan da çektiği bayrağın ilmek ilmek örgüsüne bakarsınız.

100.000 Müşteri!

Şubat 10, 2010, 9:15 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum
29 Mayıs 2008’de Çoban Salata’yı ilk açtığımda işin bu kadar büyüyeceğini, buralara geleceğini itiraf ediyorum tahmin etmemiştim. Arada sıkıntılı dönemler yaşamış olsak ve uzak kaldığımız dönemler olsa da sıklıkla takip edilen bir blog haline gelmiş olmak bizler için büyük bir gurur. Başından beri olan ben, sonradan katılıp çok kaliteli ve zevkli işler çıkaran ozhano ve arada uğrayan volkanbk3 ile, hiç bir blog veritabanında aratılmadan, hiç bir blog ağına üye olmadan, sadece ve sadece kendi yağında kavrulup diğer bloggerlardan aldığı destekle yoluna devam eden bir blog Çoban Salata. Onlarca blog açılmış ve bir çoğu da sonrasında dayanamayıp kapanmışken hala devam ediyoruz en az ilk günkü hayecanla.

Ve Çoban Salata bugün, yani 10.02.2010 tarihi itibariyle, açıldıktan yaklaşık 20,5 ay sonra 100.000 tekil ziyaretçi sayısına ulaştı. Sayfa görüntülenme, diğer bir deyişle ziyaret sayısı da yaklaşık 150.000 oldu. Bir kere göz ucu ile bakanından, her gün takip edenine, tüm ziyaretçilerimize ya da bize göre salatamızın tadına bakmaya gelenlere sonsuz teşekkürler. Teşekkürler hiç bir kar amacı gütmeden, tek bir çıkar beklemeden, yalnızca sevdiğimiz ve paylaşmak için yaptığımız bu işi her gün daha güzel hale getirdiğiniz için. Bundan sonra da bu blogun ne parayla ne pulla ilişkisi olmayacak, sadece sporu ve hayatı konuşmaya devam edeceğiz. Nice 100.000’lere sağlık, huzur ve mutlulukla hepberaber varmak dileğiyle… 

 
Bu da yüzbininci müşterimiz, taa Burdur’lardan ulaşmış bizlere 🙂

Blogger’ın Gücü Blogların Okunma Gücü!

Şubat 10, 2010, 3:00 pm | Blog, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Blogların gazeteler, spor siteleri ve benzeri portallarca takip edildiğini biliyorduk da, Spor kulüplerinin de blogları takip ettiğini bugün öğrendik. Bir okuyucumuzun gönderdiği yorum sonrası blogların sıkı takip edildiğini bir kez daha gördük. Daha önce yazıları, yorumları çalınan çok blogger dostumuz olmuştu ama bu sefer faydalı olmuş bir blog yazısı. 2 gün önce ozhano yazmış ve sormuştu TSL’de oynayan bu futbolcunun gerçek adı ne? diye. Yazıdaki oyuncu 3 farklı ismini bulduğumuz Gençlerbiliği’nden H.Meriç’ti. Gençlerbirliği’nin kendi sitesinde Hursşut Meriç olarak geçiyordu futbolcunun adı. Bugün bir de baktık ki aylardır Hursşut olan isim Hurşut olarak düzeltilmiş. Biz de 2 gündür herhangi bir medya kuruluşunda bu konuya ilişkin bir haber olmayınca bu değişikliğin nedeninin yazdığımız yazı olduğunu anladık. Demek ki blogların sporun içindekiler tarafından fazlaca takip edildiği son derece doğruymuş. Ha biz bunu sevinmek, övünmek, ukalalık yapmak için mi yazdık? Tabii ki Hayır. Tek amaç ufak bir kanıt da olsa blogların fazlasıyla takip edildiğini ispatlamak. Bakarsınız az sonra aşağıdaki gönderi takıldığımız haber başlığı da değişir 🙂

Sebepler ve Felsefe

Ocak 8, 2010, 11:17 am | Blog, Hayat, Nbakolik kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Çoban Salata’yı takip edenler uzun süredir neredeyse hiç buralarda olmadığımızı (şükür ki birkaç gündür volkanbk3 geri dönmüş gibi), hem benim hem ozhano’nun yazamadığını fark ettiler ve bir kısmı da sağolsunlar maille, mesajla ulaşıp sordular yokluğumuzun nedenini. Geride kalan 2 ayı aşkın sürede çok ciddi ailevi ve sağlık problemleri yaşadık hayatımızda. Ben yalnız ve yepyeni bir hayata başladım sonunda, o başladığım hayata çok kuvvetli sarılıp kariyerimi bir adım öteye götürmek için her şeyden soyutlanıp çalıştım da çalıştım. Sonunda Çarşamba günü itibariyle amacıma ulaştım, bu ay sonuna kadar da çabam resmi olarak karşılığını alacak her şey yolunda giderse. ozhano’nun yaşadıkları ise genelde sağlık üzerine oldu. Böyle şeylerin insan hayatında üst üste, amansızca geldiği dönemler olur, ne yaparsan yap, ne kadar uğraşırsan uğraş yine de önüne geçemezsin. Ben yaklaşık 10 sene önce yaşamıştım böylesi bir dönemi, sıra ozhano’nun sınavında. Çoğunu geçti azı kaldı. Notu hepsinde 100 desem anlarsınız ne kadar sabırlı ne kadar güzel bir insan olduğunu. Sonuç olarak ben döndüm hayata, vicdanım rahat, alnım ak çıktım sınavlarımdan, Yaradan’ın izniyle ozhano da en kısa sürede, huzurla dönecek.

Ben o çok önemli adımı attıktan sonra toparlanmaya, herşeyi düzene koyup, arşivleme çalışması yapmaya başladığım sırada eski belgeler arasında yazdığım Orlando yazılarından birini buldum. Bilen biliyor aynı zamanda NBAKolik.com’da 2005’ten beri yazarlık yapıyorum. Oraya 18 Nisan 2008’de yazdığım bir yazıyı buldum. O yazı tam anlamıyla bir denemeydi benim için. Hem hayat felsefemi anlatmış hem de bunu Orlando’nun o zamanki durumuyla ilişkilendirmiştim. İlginç bir yazı olmuştu, farklı tepkiler almıştı. Neyse, o yazıdan Orlando kısmını çıkarınca nasıl olup da son 2 ayda yaşadığım çok ağır olaylardan hayırlısıyla sıyrıldığımı bir kez daha anladım. Nasıl başarabiliyorsun diyenlere de bir nevi cevap. Kötü şeyler olmasın diye benliğinin elverdiğince çabalayıp yine de engelleyemeyen biri olarak bu felsefe benim hayatımı ve benliğimi kurtardı desem yalan olmaz sanırım. Ne eskiyle ne de eskide kalan insanlarla işim var artık. Çok faydasını gördüm, görmeye de devam ediyorum bu felsefenin, çözüm arayana ukalalık olarak addedilmezse tavsiyedir.

Unut yaşananları ve devam et, öğrendiklerini unutmadan…


Dostlar Atamızın çok güzel bir sözü var, eminim farklı versiyonlarını ya da orijinalini birçok kez duymuşsunuzdur “Geçmişine bakarak yaşayan uluslar yok olmaya mahkûmdurlar.” Ben hayat felsefemin çok önemli bir yerine oturttum bu sözü, hayatımı bu doğrultuda şekillendirdim. Yaşadığım iyi veya kötü her ne olursa olsun birçok şeyi, gerekli dersleri aldıktan sonra hep arkamda bıraktım. İyilerin bir kısmını ayırdım kütüphanemin raflarına dizdim, ama onların da çoğu kendimle ilgili değil hep sevdiklerimle alakalı olanlar. Ömür boyu benim  yaşadıklarımla baş etmekte zorlanacak birçok insan tanıdım, hatta yaşadıklarımı dinleyip de bugün hala nasıl benim ben olduğuma, normal kalabildiğime inanamayan birçok insan. Geçmişime hiç bakmam ben, öğreneceğimi öğrendikten sonra yaşananlardan, devam ederim yoluma. Yanlışlar da yaparım, ama öğrendikçe doğrusunu, onların da kaldığı yer bellidir. Belki bu sayede hala Cenk olarak kalabildim, belki biraz da ötesine geçebildim.

Zaman zaman saatlerce kimseyle konuşmadan, adeta hayattan koparak düşünürüm. İşte bu dakikalar beni geleceğe bağlar. Tıpkı bir ayçiçeği gibi hissediyorum bazen, güneşe dönüyorum yüzümü, geleceğime ve yaşanacaklar yaşandıkça düşünüyorum üzerine. Hava karardıkça biraz başım eğiliyor öne doğru ama düşürmeden yüzümü, umutla, inançla, yaşanan her ne olursa olsun mutlulukla ve gülerek. Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadan yaşıyorum hayatımı, kırdıklarımdan, üzdüklerimden özür dilemesini bilerek, ama asla kimsenin karşısında küçülmeden. Her gün benim için, gelmek istediğim yere ulaşmak için ilk gün. İlk günkü gibi başlıyorum her güne, o zamana kadar yaşananlar altyapım. Her gün daha çok seviyorum hayatımı, sevdiklerimi ve nefretim, kızgınlığım azalıyor her kime karşıysa, çünkü şu güzelim hayatı harcayamam boş işlerle. Seviyorum insanları, ilerliyorum her engele karşı, gülüyorum, geçiyorum…


Her yeni günün yeni bir güzellik getirdiğine inanıyorum ben, en kötüsünün, bugünün olmasa bile yarının güzelliklerinin temeli olduğuna. Gülerek uyanıyorum sabahları, 10 dakikada siliyorum küskünlükleri ve haklı olsam bile, sarılıyorum, arayı açmadan. Sarılıyorum hayata, sarılıyorum umuda ve unutuyorum yaşadıklarımı dostlar, öğrendiklerimi, kimin ne olduğunu unutmadan. Mutluluklarımı ciltletip kütüphaneme yerleştiriyorum, arada dönüp bakmak, hatırlamak, tebessüm etmek için maziye, sırtımda taşımıyorum asla hiçbirini, altlarında ezilmiyorum. Yepyeni bir güne uyanırken yine bu sabah her şeye rağmen, “rağmen”leri unutup gülüyorum, o rağmenler zaten eridi gitti akşama kadar, kalan umut dolu tebessümler, kalan yine derin çizgiler, öğrenilenler… Yaşananlar kayboldu gitti zaman denizinde, insana sevgim, mutluluğum, umudum baki…

>Sebepler ve Felsefe

Ocak 8, 2010, 11:17 am | Blog, Hayat, Nbakolik kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Çoban Salata’yı takip edenler uzun süredir neredeyse hiç buralarda olmadığımızı (şükür ki birkaç gündür volkanbk3 geri dönmüş gibi), hem benim hem ozhano’nun yazamadığını fark ettiler ve bir kısmı da sağolsunlar maille, mesajla ulaşıp sordular yokluğumuzun nedenini. Geride kalan 2 ayı aşkın sürede çok ciddi ailevi ve sağlık problemleri yaşadık hayatımızda. Ben yalnız ve yepyeni bir hayata başladım sonunda, o başladığım hayata çok kuvvetli sarılıp kariyerimi bir adım öteye götürmek için her şeyden soyutlanıp çalıştım da çalıştım. Sonunda Çarşamba günü itibariyle amacıma ulaştım, bu ay sonuna kadar da çabam resmi olarak karşılığını alacak her şey yolunda giderse. ozhano’nun yaşadıkları ise genelde sağlık üzerine oldu. Böyle şeylerin insan hayatında üst üste, amansızca geldiği dönemler olur, ne yaparsan yap, ne kadar uğraşırsan uğraş yine de önüne geçemezsin. Ben yaklaşık 10 sene önce yaşamıştım böylesi bir dönemi, sıra ozhano’nun sınavında. Çoğunu geçti azı kaldı. Notu hepsinde 100 desem anlarsınız ne kadar sabırlı ne kadar güzel bir insan olduğunu. Sonuç olarak ben döndüm hayata, vicdanım rahat, alnım ak çıktım sınavlarımdan, Yaradan’ın izniyle ozhano da en kısa sürede, huzurla dönecek.

Ben o çok önemli adımı attıktan sonra toparlanmaya, herşeyi düzene koyup, arşivleme çalışması yapmaya başladığım sırada eski belgeler arasında yazdığım Orlando yazılarından birini buldum. Bilen biliyor aynı zamanda NBAKolik.com’da 2005’ten beri yazarlık yapıyorum. Oraya 18 Nisan 2008’de yazdığım bir yazıyı buldum. O yazı tam anlamıyla bir denemeydi benim için. Hem hayat felsefemi anlatmış hem de bunu Orlando’nun o zamanki durumuyla ilişkilendirmiştim. İlginç bir yazı olmuştu, farklı tepkiler almıştı. Neyse, o yazıdan Orlando kısmını çıkarınca nasıl olup da son 2 ayda yaşadığım çok ağır olaylardan hayırlısıyla sıyrıldığımı bir kez daha anladım. Nasıl başarabiliyorsun diyenlere de bir nevi cevap. Kötü şeyler olmasın diye benliğinin elverdiğince çabalayıp yine de engelleyemeyen biri olarak bu felsefe benim hayatımı ve benliğimi kurtardı desem yalan olmaz sanırım. Ne eskiyle ne de eskide kalan insanlarla işim var artık. Çok faydasını gördüm, görmeye de devam ediyorum bu felsefenin, çözüm arayana ukalalık olarak addedilmezse tavsiyedir.

Unut yaşananları ve devam et, öğrendiklerini unutmadan…


Dostlar Atamızın çok güzel bir sözü var, eminim farklı versiyonlarını ya da orijinalini birçok kez duymuşsunuzdur “Geçmişine bakarak yaşayan uluslar yok olmaya mahkûmdurlar.” Ben hayat felsefemin çok önemli bir yerine oturttum bu sözü, hayatımı bu doğrultuda şekillendirdim. Yaşadığım iyi veya kötü her ne olursa olsun birçok şeyi, gerekli dersleri aldıktan sonra hep arkamda bıraktım. İyilerin bir kısmını ayırdım kütüphanemin raflarına dizdim, ama onların da çoğu kendimle ilgili değil hep sevdiklerimle alakalı olanlar. Ömür boyu benim  yaşadıklarımla baş etmekte zorlanacak birçok insan tanıdım, hatta yaşadıklarımı dinleyip de bugün hala nasıl benim ben olduğuma, normal kalabildiğime inanamayan birçok insan. Geçmişime hiç bakmam ben, öğreneceğimi öğrendikten sonra yaşananlardan, devam ederim yoluma. Yanlışlar da yaparım, ama öğrendikçe doğrusunu, onların da kaldığı yer bellidir. Belki bu sayede hala Cenk olarak kalabildim, belki biraz da ötesine geçebildim.

Zaman zaman saatlerce kimseyle konuşmadan, adeta hayattan koparak düşünürüm. İşte bu dakikalar beni geleceğe bağlar. Tıpkı bir ayçiçeği gibi hissediyorum bazen, güneşe dönüyorum yüzümü, geleceğime ve yaşanacaklar yaşandıkça düşünüyorum üzerine. Hava karardıkça biraz başım eğiliyor öne doğru ama düşürmeden yüzümü, umutla, inançla, yaşanan her ne olursa olsun mutlulukla ve gülerek. Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadan yaşıyorum hayatımı, kırdıklarımdan, üzdüklerimden özür dilemesini bilerek, ama asla kimsenin karşısında küçülmeden. Her gün benim için, gelmek istediğim yere ulaşmak için ilk gün. İlk günkü gibi başlıyorum her güne, o zamana kadar yaşananlar altyapım. Her gün daha çok seviyorum hayatımı, sevdiklerimi ve nefretim, kızgınlığım azalıyor her kime karşıysa, çünkü şu güzelim hayatı harcayamam boş işlerle. Seviyorum insanları, ilerliyorum her engele karşı, gülüyorum, geçiyorum…


Her yeni günün yeni bir güzellik getirdiğine inanıyorum ben, en kötüsünün, bugünün olmasa bile yarının güzelliklerinin temeli olduğuna. Gülerek uyanıyorum sabahları, 10 dakikada siliyorum küskünlükleri ve haklı olsam bile, sarılıyorum, arayı açmadan. Sarılıyorum hayata, sarılıyorum umuda ve unutuyorum yaşadıklarımı dostlar, öğrendiklerimi, kimin ne olduğunu unutmadan. Mutluluklarımı ciltletip kütüphaneme yerleştiriyorum, arada dönüp bakmak, hatırlamak, tebessüm etmek için maziye, sırtımda taşımıyorum asla hiçbirini, altlarında ezilmiyorum. Yepyeni bir güne uyanırken yine bu sabah her şeye rağmen, “rağmen”leri unutup gülüyorum, o rağmenler zaten eridi gitti akşama kadar, kalan umut dolu tebessümler, kalan yine derin çizgiler, öğrenilenler… Yaşananlar kayboldu gitti zaman denizinde, insana sevgim, mutluluğum, umudum baki…

Farmville Spor Kulubü

Ekim 30, 2009, 4:51 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Facebook’ta hesabı olanlar bilirler bir çoğu da halen oynamaktadır belki bu oyunu. Farmville şu sıralar dünyanın yeni çılgınlığı. Kavga, dövüş, kan, hakaret olmadan sadece ekin ekip biçerek ve hayvancılık yaparak stres atılan, çiftlik yönetilen bir oyun. Tabii sevgili renk tutkunu taraftar arkadaşlarımız üşenmemişler, çiftliklerinde takımlarının armalarını oluşturmuşlar. Muazzam olmuş her biri. Bunları Göztepe’ye adanmış olan DeliChe Sevdik blogunda gördüm ve paylaşmak istedim. Hem kendisine hem de büyük ihtimalle saatlerce uğraşarak bu alternatif sanat eserlerini ortaya çıkaran arkadaşlara onlarca teşekkür.

>Farmville Spor Kulubü

Ekim 30, 2009, 4:51 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Facebook’ta hesabı olanlar bilirler bir çoğu da halen oynamaktadır belki bu oyunu. Farmville şu sıralar dünyanın yeni çılgınlığı. Kavga, dövüş, kan, hakaret olmadan sadece ekin ekip biçerek ve hayvancılık yaparak stres atılan, çiftlik yönetilen bir oyun. Tabii sevgili renk tutkunu taraftar arkadaşlarımız üşenmemişler, çiftliklerinde takımlarının armalarını oluşturmuşlar. Muazzam olmuş her biri. Bunları Göztepe’ye adanmış olan DeliChe Sevdik blogunda gördüm ve paylaşmak istedim. Hem kendisine hem de büyük ihtimalle saatlerce uğraşarak bu alternatif sanat eserlerini ortaya çıkaran arkadaşlara onlarca teşekkür.

Yaşasın Borges Döndü!

Ekim 30, 2009, 1:26 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Başlık kendini anlatıyor. Çok seviyorum bu adamı ve tarzını! Hoşgeldin patron, yeniden. Resme tıklayınca borges’e gider, yetmezse Blog Lokantası da oraya yol verir.

>Yaşasın Borges Döndü!

Ekim 30, 2009, 1:26 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Başlık kendini anlatıyor. Çok seviyorum bu adamı ve tarzını! Hoşgeldin patron, yeniden. Resme tıklayınca borges’e gider, yetmezse Blog Lokantası da oraya yol verir.

Blog İçi İsyan!

Ekim 26, 2009, 12:40 am | Blog kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

3 yazarlı bu blogun bu hariç son 102 gönderisinin 18‘ini ozhano, 4‘ünü volkanbk3 geriye kalan 80 tanesini ise ben cenky oluşturmuş. Yine bu hariç son 22 gönderiyi sadece ben yazmışım. Nerdesiniz arkadaş yahu!?! İsyan ediyorum bu yalnızlığa, bir 5 dakikanız da mı yok bloga ayıracak bre gafiller!

>Blog İçi İsyan!

Ekim 26, 2009, 12:40 am | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>3 yazarlı bu blogun bu hariç son 102 gönderisinin 18‘ini ozhano, 4‘ünü volkanbk3 geriye kalan 80 tanesini ise ben cenky oluşturmuş. Yine bu hariç son 22 gönderiyi sadece ben yazmışım. Nerdesiniz arkadaş yahu!?! İsyan ediyorum bu yalnızlığa, bir 5 dakikanız da mı yok bloga ayıracak bre gafiller!

Ufak Bir Değişiklik

Ekim 26, 2009, 12:18 am | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Pclion Uğur’un Blog Kardeşliği Yalan mı? gönderimize attığı yorumdan sonra Blog Kardeşliği kavramı üzerine biraz daha düşündüm. Bütün blogları aynı listede listeleyince ve sayı da 100’ü geçmiş olunca diğer bloglara ziyaretçi gönderme sayısının önemli derecede azaldığını gördüm istatistiklerden. O yüzden bu 100 küsür blogu (Spor) Blog Lokantası, Hayata Tad Katan Bloglar ve Basketbol Sosu Bol Bloglar olarak 3’e ayırdım ki her 3 farklı konsept ve ağırlıktaki bloglara daha fazla okuyucu gönderebilelim. Blog güncellemeleri yine görülebilmekte. Özeti budur, yoksa blogu konseptiyle falan oynamadık. Blog tutmak ve okumaktan karşılıksız zevk alanlara selam olsun.

>Ufak Bir Değişiklik

Ekim 26, 2009, 12:18 am | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Pclion Uğur’un Blog Kardeşliği Yalan mı? gönderimize attığı yorumdan sonra Blog Kardeşliği kavramı üzerine biraz daha düşündüm. Bütün blogları aynı listede listeleyince ve sayı da 100’ü geçmiş olunca diğer bloglara ziyaretçi gönderme sayısının önemli derecede azaldığını gördüm istatistiklerden. O yüzden bu 100 küsür blogu (Spor) Blog Lokantası, Hayata Tad Katan Bloglar ve Basketbol Sosu Bol Bloglar olarak 3’e ayırdım ki her 3 farklı konsept ve ağırlıktaki bloglara daha fazla okuyucu gönderebilelim. Blog güncellemeleri yine görülebilmekte. Özeti budur, yoksa blogu konseptiyle falan oynamadık. Blog tutmak ve okumaktan karşılıksız zevk alanlara selam olsun.

Gol Rekoru Kime Ait?

Eylül 27, 2009, 11:10 am | Blog, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Son derece güzel bir yazı olmuş. ultras/movement blogunda bir private sozluk yazarının yazısı yayınlanmış ve delilleriyle, ispatıyla Türkiye Ligi’nin gol rekoru konusu irdelenmiş. Kendi adıma çok hoşuma gitti, okumanızı tavsiye ederim.

Yazıya buradan geçebilirsiniz.

>Gol Rekoru Kime Ait?

Eylül 27, 2009, 11:10 am | Blog, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Son derece güzel bir yazı olmuş. ultras/movement blogunda bir private sozluk yazarının yazısı yayınlanmış ve delilleriyle, ispatıyla Türkiye Ligi’nin gol rekoru konusu irdelenmiş. Kendi adıma çok hoşuma gitti, okumanızı tavsiye ederim.

Yazıya buradan geçebilirsiniz.

Popescu41’den Galatasaray Değerlendirmesi

Eylül 3, 2009, 9:32 am | Blog, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

Popescu41 bizim blogun en eski müdavimlerinden. Bir çok yorumunu zevkle okuduk bugüne kadar. Ancak bugün yaptığı bir yorum var ki 3 aşağıdaki gönderimize gerek bakış açısı gerek düşünce tarzı bakımından bizim söylemediğimiz, eksik kalan yerleri tıkar vaziyette. Gerçi yazının sonunda ufak bir gönderme de yapmış ama o kadar da olacak. Teşekkürler Popescu41, yorumunu aynen koyuyorum. Ya bir de Tolgamız vardı bizim o nerelerdeki?

Çok güzel bir yazı olmuş. Galatasaray’daki değişimi anlamıyorlar, bizim gecen yılki sorunumuz defansımızdı sanıyorlar, oysa gol/hücum sorunumuz vardı geçen yıl. Geçen sezonki bazı puan kayıplarını inceledim:

Fenerbahçe 0-0

Kayserispor 0-0

Ankaraspor 0-0

Antalyaspor 1-0

Eskişehirspor 1-0

Sivasspor 2-0

Yani 34 maçın 6 tanesini gol atmadan bitirmişiz. 7 maçta da 1 gol atmışız. Yani gecen sene toplamda 34 maçın 13 tanesinde 1 ya da daha az gol atmışız.

Bu sezon Galatasaray gol atmaya başladı. Rakipler kolaydı deniyor, iyi de gecen sene Ankaraspor ve Kayserispor’a 4 maçta 2 gol atmışız. Toplam 2. Bu sene 2 maçta 5 attık aynı takımlara.

Defans sorunları ile gecen sene maç kaybetmedik mi? Elbette kaybettik. Ancak dikkat ederseniz, kaybettiğimiz çoğu maçı 2 farklı veya fazla kaybettik (Fb, Hacettepe, Sivas, Eskişehir) . Bu da gösteriyor ki sorun yine hücumda. Yediğimiz golü telafi için organize olmadan, sistemsiz hücumlarla kaybettiğimiz toplar yüzünden yedik golleri.

Bu sezon da defansımız muhteşem değil, ancak hücum derli toplu, kondisyon yüksek. Bu sayede gecen seneki gibi sürpriz golleri az görüyoruz kalemizde. Ha bahsi gecen yazar “15 dakika yenik oynayınca görürüz gerçek gücünü” demiş. Mümkündür, Galatasaray 15 dakika yenik oynar Beşiktaş karşısında, panikle atağa kalkar gecen seneki gibi, Beşiktaş da tutar 3 tane daha atar. Ancak bu Galatasaray’daki doğru değişimi gölgelemez ki. Maç sonu Rijkaard alır oyuncuları karşısına, panik içinde hücumun hiç bir halta yaramadığını kafalarına sokar. Kulağımıza küpe olur, bir daha yenik duruma da düşsek kahramanlığa gerek duymadan kontrollü sistemli hücum ederiz.

Elbette yaşanacak bunlar, ağır mağlubiyetler, puan kayıpları. Geçiş dönemindeyiz çünkü. Ancak bu geçiş surecindeki başarılarımızı “Galatasaray ciddi rakiple oynamadı” diye küçümsemek, ilk mağlubiyette “ben demiştim, zor maçlarda çok mağlubiyet alır bunlar” demek çok basit yorumlardır.

Takıma bir sistem, bir standart getirmek için geldi Rijkaard. Yoksa günü kurtarmak için hoca arasaydık eminim daha ucuzunu bulurduk.

Kısacası Rijkaard Atatürk rozeti takip Türkiye tshirt’ü giymese de “Avrupa’yı zorlamam, yorulup ligden kopmayalım. Lig için de iyi kötü bu seneyi şampiyon bitirecek bir 11 kurarım, gerek olmadıkça 70den önce oyuncu değişmem, takıma bir şey katmasam da şampiyon oluruz o bana yeter” diye düşünmek yerine “Galatasaray’a geldiysem, bu kulübe bir şeyler katmam gerekir. Futbolculara öğrettiklerim benden sonra da futbolcuların isine yaramalı” diye düşünecek kadar Türk dostu (!) olduğuna inanıyorum.

NOT: Bu yazıyı okuyan kişilerden özür dilerim çok uzun oldu:)

>Popescu41’den Galatasaray Değerlendirmesi

Eylül 3, 2009, 9:32 am | Blog, Futbol, Galatasaray, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Popescu41 bizim blogun en eski müdavimlerinden. Bir çok yorumunu zevkle okuduk bugüne kadar. Ancak bugün yaptığı bir yorum var ki 3 aşağıdaki gönderimize gerek bakış açısı gerek düşünce tarzı bakımından bizim söylemediğimiz, eksik kalan yerleri tıkar vaziyette. Gerçi yazının sonunda ufak bir gönderme de yapmış ama o kadar da olacak. Teşekkürler Popescu41, yorumunu aynen koyuyorum. Ya bir de Tolgamız vardı bizim o nerelerdeki?

Çok güzel bir yazı olmuş. Galatasaray’daki değişimi anlamıyorlar, bizim gecen yılki sorunumuz defansımızdı sanıyorlar, oysa gol/hücum sorunumuz vardı geçen yıl. Geçen sezonki bazı puan kayıplarını inceledim:

Fenerbahçe 0-0

Kayserispor 0-0

Ankaraspor 0-0

Antalyaspor 1-0

Eskişehirspor 1-0

Sivasspor 2-0

Yani 34 maçın 6 tanesini gol atmadan bitirmişiz. 7 maçta da 1 gol atmışız. Yani gecen sene toplamda 34 maçın 13 tanesinde 1 ya da daha az gol atmışız.

Bu sezon Galatasaray gol atmaya başladı. Rakipler kolaydı deniyor, iyi de gecen sene Ankaraspor ve Kayserispor’a 4 maçta 2 gol atmışız. Toplam 2. Bu sene 2 maçta 5 attık aynı takımlara.

Defans sorunları ile gecen sene maç kaybetmedik mi? Elbette kaybettik. Ancak dikkat ederseniz, kaybettiğimiz çoğu maçı 2 farklı veya fazla kaybettik (Fb, Hacettepe, Sivas, Eskişehir) . Bu da gösteriyor ki sorun yine hücumda. Yediğimiz golü telafi için organize olmadan, sistemsiz hücumlarla kaybettiğimiz toplar yüzünden yedik golleri.

Bu sezon da defansımız muhteşem değil, ancak hücum derli toplu, kondisyon yüksek. Bu sayede gecen seneki gibi sürpriz golleri az görüyoruz kalemizde. Ha bahsi gecen yazar “15 dakika yenik oynayınca görürüz gerçek gücünü” demiş. Mümkündür, Galatasaray 15 dakika yenik oynar Beşiktaş karşısında, panikle atağa kalkar gecen seneki gibi, Beşiktaş da tutar 3 tane daha atar. Ancak bu Galatasaray’daki doğru değişimi gölgelemez ki. Maç sonu Rijkaard alır oyuncuları karşısına, panik içinde hücumun hiç bir halta yaramadığını kafalarına sokar. Kulağımıza küpe olur, bir daha yenik duruma da düşsek kahramanlığa gerek duymadan kontrollü sistemli hücum ederiz.

Elbette yaşanacak bunlar, ağır mağlubiyetler, puan kayıpları. Geçiş dönemindeyiz çünkü. Ancak bu geçiş surecindeki başarılarımızı “Galatasaray ciddi rakiple oynamadı” diye küçümsemek, ilk mağlubiyette “ben demiştim, zor maçlarda çok mağlubiyet alır bunlar” demek çok basit yorumlardır.

Takıma bir sistem, bir standart getirmek için geldi Rijkaard. Yoksa günü kurtarmak için hoca arasaydık eminim daha ucuzunu bulurduk.

Kısacası Rijkaard Atatürk rozeti takip Türkiye tshirt’ü giymese de “Avrupa’yı zorlamam, yorulup ligden kopmayalım. Lig için de iyi kötü bu seneyi şampiyon bitirecek bir 11 kurarım, gerek olmadıkça 70den önce oyuncu değişmem, takıma bir şey katmasam da şampiyon oluruz o bana yeter” diye düşünmek yerine “Galatasaray’a geldiysem, bu kulübe bir şeyler katmam gerekir. Futbolculara öğrettiklerim benden sonra da futbolcuların isine yaramalı” diye düşünecek kadar Türk dostu (!) olduğuna inanıyorum.

NOT: Bu yazıyı okuyan kişilerden özür dilerim çok uzun oldu:)

>Sercan Yıldırım Galatasaray’a (mı) Fenerbahçe’ye (mi)?

Ağustos 28, 2009, 4:47 pm | Blog, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, haber, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Dün gece ilk defa sportif cümlelerde görmüştüm Sercan transferi ile ilgili gelişmeleri. Güvenilirliğini çok üst düzeyde gördüğüm scoutgs’de hayırlı olsun denmişti Sercan’ın Galatasaray’a transferi ile ilgili olarak ki Elano ve Keita transferlerini çoğu Galatasaraylı buradan öğrendi.
Diğer yandan Galatasaray ile birlikte uzun süredir Sercan Yıldırım’ın peşinde olan sarı lacivertli yönetim, genç golcü ve kulübüyle her konuda anlaşmak üzere olduğu haberi Maraton.com.tr‘ye düştü. Bu site de transfer iddialarında tutturma oranı yüksek bir site. Fenerbahçe’nin Sercan için Bursaspor’a 7 milyon Euro+Vederson’u önerdiği ancak yeşil beyazlı kulübün 8 milyon Euro+Vederson’u istediği öğrenilirken, tarafların uzlaşmaya çok yakın olduğu gelen haberler arasındaymış. Ne dersiniz Aziz Yıldırım, Sercan’ı da 4×4 Jeep’iyle Bursa’dan alıp kimse kaçırmasın diye İstanbul’a kendisi getirir mi? 😀

Bakalım Sercan transferinde kim galip gelecek? Galatasaray mı Fenerbahçe mi ya da scoutgs mi yoksa maraton.com.tr mi? Benim gönlüm tabiki kazananın Galatasaray ve scoutgs olması ama bekleyip göreceğiz.

Eğer iki haber de doğruysa aklıma gelen tek şey, Sercan transferi konusunda Galatasaray ile Bursaspor anlaştılar. Fenerbahçe son ana kadar Tuncay transferinin netleşmesini bekledi. Tuncay’ın, Stoke City ile anlaşması resmiyet kazandıktan sonra Bursaspor’a Galatasaray’dan daha iyi şartlar sundular. Bursaspor yöneticileri her ne kadar Galatasaray ile anlaştılarsa da sonradan döndüler ve Fenerbahçe ile anlaşma durumuna geldiler. Galatasaray 5 milyon euro+Nonda teklif etti iddiaları vardı. Fenerbahçe’den ekstradan sağlam para koparacak gibi görünüyor İbrahim Yazıcı. İnşallah Galatasaray yöneticileri teklif arttırımına falan gitmezler…

Bu transfer sezonu İbrahimlerin sezonu oldu. Paraları cukka ettiler. Ne diyelim Beşiktaş, Fenerbahçe veya Galatasaray sağolsun.

Sercan Yıldırım Galatasaray’a (mı) Fenerbahçe’ye (mi)?

Ağustos 28, 2009, 4:47 pm | Blog, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, haber, Transfer kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Dün gece ilk defa sportif cümlelerde görmüştüm Sercan transferi ile ilgili gelişmeleri. Güvenilirliğini çok üst düzeyde gördüğüm scoutgs’de hayırlı olsun denmişti Sercan’ın Galatasaray’a transferi ile ilgili olarak ki Elano ve Keita transferlerini çoğu Galatasaraylı buradan öğrendi.
Diğer yandan Galatasaray ile birlikte uzun süredir Sercan Yıldırım’ın peşinde olan sarı lacivertli yönetim, genç golcü ve kulübüyle her konuda anlaşmak üzere olduğu haberi Maraton.com.tr‘ye düştü. Bu site de transfer iddialarında tutturma oranı yüksek bir site. Fenerbahçe’nin Sercan için Bursaspor’a 7 milyon Euro+Vederson’u önerdiği ancak yeşil beyazlı kulübün 8 milyon Euro+Vederson’u istediği öğrenilirken, tarafların uzlaşmaya çok yakın olduğu gelen haberler arasındaymış. Ne dersiniz Aziz Yıldırım, Sercan’ı da 4×4 Jeep’iyle Bursa’dan alıp kimse kaçırmasın diye İstanbul’a kendisi getirir mi? 😀

Bakalım Sercan transferinde kim galip gelecek? Galatasaray mı Fenerbahçe mi ya da scoutgs mi yoksa maraton.com.tr mi? Benim gönlüm tabiki kazananın Galatasaray ve scoutgs olması ama bekleyip göreceğiz.

Eğer iki haber de doğruysa aklıma gelen tek şey, Sercan transferi konusunda Galatasaray ile Bursaspor anlaştılar. Fenerbahçe son ana kadar Tuncay transferinin netleşmesini bekledi. Tuncay’ın, Stoke City ile anlaşması resmiyet kazandıktan sonra Bursaspor’a Galatasaray’dan daha iyi şartlar sundular. Bursaspor yöneticileri her ne kadar Galatasaray ile anlaştılarsa da sonradan döndüler ve Fenerbahçe ile anlaşma durumuna geldiler. Galatasaray 5 milyon euro+Nonda teklif etti iddiaları vardı. Fenerbahçe’den ekstradan sağlam para koparacak gibi görünüyor İbrahim Yazıcı. İnşallah Galatasaray yöneticileri teklif arttırımına falan gitmezler…

Bu transfer sezonu İbrahimlerin sezonu oldu. Paraları cukka ettiler. Ne diyelim Beşiktaş, Fenerbahçe veya Galatasaray sağolsun.

>Tribün Dergi’nin Sansürüne Sansür!

Ağustos 14, 2009, 10:05 pm | Acayip İşler, Blog, Hayat, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Gider ayak zorla yazı yazdırıyorlar insana. Tam izne çıkmışız, en son ne var ne yok diye maillere bakıp tası tarağı toplayıp gidelim derken bir okuyucumuzdan gelen maille hem üzüldüm hem sinirlendim. Çoban Salata’nın BİY ve benzeri oluşumlarla ilgili verdiği kararı burada sizlerle paylaşmıştık. Hemen ertesinde kararımızı destekleyip bunu Tribün Dergi forumunda paylaşan arkadaşın (Vermante) gönderisinin silindiğini ve aynı arkadaşın BAN’landığını da yazmış ve tepkimizi dile getirmiştik.

Bugün fikirlerimizi paylaşan bir arkadaş, ki kendisini bize nrfrrr81 olarak tanıttı, Tribün Dergi’de özellikle BİY oluşumunun hissettirdiği rahatsızlıktan ve Aceto Balsamico’daki değişimden rahatsız olduğunu anlatan bir konu açarak bunu tartışmak istediğini, ancak kısa bir süre sonra konunun ve üyeliğinin silindiğini, bunun üzerine inat edip yeni üyelik alıp aynı mesajı tepkisini dile getirerek başka bir konu açıp tekrar gönderdiğini ve yine hem konunun hem de üyeliğinin silindiğini anlatmış attığı mailde. Hatta olayı delilleriyle ispat etmek için bir de ekran görüntülerini almış, onları aşağıda sırasıyla veriyorum. Bir de ozhano’nun öğleden sonra 5’e doğru aldığı sitemeter ekran görüntüsü varmış Tribün Dergi forumundan gelen ziyaretçileri gösteren onu da ilk fırsatta ekleyecek buraya. O da kendi kendinize gelin-güvey olmayın diyen olursa onlar için.

Gerçekten anlamıyorum ben neler yapılmak istendiğini. Bizim kimseyle bir derdimiz yok, sadece dedik ki sizin yolunuz bize ters geldi, biz bu yola girmeyeceğiz. Fikirlermizi paylaşan adamlar bunu adamların forumunda dile getirdi, ne mesajları kaldı ortada ne de üyelikleri. Hak mıdır bu yani? Ne olurdu bu konu üzerine tartışılsa, iki kelam edilse, BİY’den biri çıkıp “Arkadaşlar olay bildiğiniz gibi değil, yanlış düşünüyorsunuz, şöyle, şöyle” dese? Ama ses seda yok! Kim ki eleştirel bir yazı yazıyor, vur tekmeyi. Ayıptır. Teknoloji çok güzel şey arkadaş. Biz yazdıklarımızın kimlere mail yoluyla iletildiğini, kimlerin gelip neyi okuduğunu görmeyi becerebilecek kadar kullanabiliyoruz kafayı. Ufacık bir kalem oynatmayla sonucu bulmak çok çok kolay bu işin nereye doğru gittiğini görebilenler için.

Neyse kimseyle derdimiz yok bizim, kim ne yaparsa yapsın. Ama sloganı Endüstriyel Futbola Karşı Tribün Kültürü olan bir oluşumun uyguladığı şu sansürü de kimse kabul edemez. Tribün Dergi ve BİY şu hareketiyle Endüstriyel Futbolun dişlilerinden biri haline gelmeye çalıştığını ispatlamıştır. Yollarında kendilerine başarılar dilerim. Özgür düşünceyi kar odağı olarak görmeyen herkese selam olsun.

Ben cidden gidiyorum bu sefer.

Tribün Dergi’nin Sansürüne Sansür!

Ağustos 14, 2009, 10:05 pm | Acayip İşler, Blog, Hayat, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Gider ayak zorla yazı yazdırıyorlar insana. Tam izne çıkmışız, en son ne var ne yok diye maillere bakıp tası tarağı toplayıp gidelim derken bir okuyucumuzdan gelen maille hem üzüldüm hem sinirlendim. Çoban Salata’nın BİY ve benzeri oluşumlarla ilgili verdiği kararı burada sizlerle paylaşmıştık. Hemen ertesinde kararımızı destekleyip bunu Tribün Dergi forumunda paylaşan arkadaşın (Vermante) gönderisinin silindiğini ve aynı arkadaşın BAN’landığını da yazmış ve tepkimizi dile getirmiştik.

Bugün fikirlerimizi paylaşan bir arkadaş, ki kendisini bize nrfrrr81 olarak tanıttı, Tribün Dergi’de özellikle BİY oluşumunun hissettirdiği rahatsızlıktan ve Aceto Balsamico’daki değişimden rahatsız olduğunu anlatan bir konu açarak bunu tartışmak istediğini, ancak kısa bir süre sonra konunun ve üyeliğinin silindiğini, bunun üzerine inat edip yeni üyelik alıp aynı mesajı tepkisini dile getirerek başka bir konu açıp tekrar gönderdiğini ve yine hem konunun hem de üyeliğinin silindiğini anlatmış attığı mailde. Hatta olayı delilleriyle ispat etmek için bir de ekran görüntülerini almış, onları aşağıda sırasıyla veriyorum. Bir de ozhano’nun öğleden sonra 5’e doğru aldığı sitemeter ekran görüntüsü varmış Tribün Dergi forumundan gelen ziyaretçileri gösteren onu da ilk fırsatta ekleyecek buraya. O da kendi kendinize gelin-güvey olmayın diyen olursa onlar için.

Gerçekten anlamıyorum ben neler yapılmak istendiğini. Bizim kimseyle bir derdimiz yok, sadece dedik ki sizin yolunuz bize ters geldi, biz bu yola girmeyeceğiz. Fikirlermizi paylaşan adamlar bunu adamların forumunda dile getirdi, ne mesajları kaldı ortada ne de üyelikleri. Hak mıdır bu yani? Ne olurdu bu konu üzerine tartışılsa, iki kelam edilse, BİY’den biri çıkıp “Arkadaşlar olay bildiğiniz gibi değil, yanlış düşünüyorsunuz, şöyle, şöyle” dese? Ama ses seda yok! Kim ki eleştirel bir yazı yazıyor, vur tekmeyi. Ayıptır. Teknoloji çok güzel şey arkadaş. Biz yazdıklarımızın kimlere mail yoluyla iletildiğini, kimlerin gelip neyi okuduğunu görmeyi becerebilecek kadar kullanabiliyoruz kafayı. Ufacık bir kalem oynatmayla sonucu bulmak çok çok kolay bu işin nereye doğru gittiğini görebilenler için.

Neyse kimseyle derdimiz yok bizim, kim ne yaparsa yapsın. Ama sloganı Endüstriyel Futbola Karşı Tribün Kültürü olan bir oluşumun uyguladığı şu sansürü de kimse kabul edemez. Tribün Dergi ve BİY şu hareketiyle Endüstriyel Futbolun dişlilerinden biri haline gelmeye çalıştığını ispatlamıştır. Yollarında kendilerine başarılar dilerim. Özgür düşünceyi kar odağı olarak görmeyen herkese selam olsun.

Ben cidden gidiyorum bu sefer.

>1000. Salata

Ağustos 14, 2009, 4:01 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

29 Mayıs 2008’de başlayan serüvende 14,5 ay geride kalırken bugün itibariyle, yaklaşık 60 bin ziyaretçi ve 87 bin sayfa görüntülenme sayısına ulaşmış Çoban Salata. Amacı içindekini söylemek, düşündüklerini söyleyen diğer günlükçülerle fikirlerini paylaşmak, hiç yüzünü görmediği dostlar edinmek ve çıkarsızca, günübirlik söylevlerden mutluluk çıkarmak olan bir adam tarafından kurulan, şu sıralar aynı frekanstaki 2 dostuyla beraber hayatına devam ettirdiği bir günlük. Hiçbir çıkar amaçlı oluşumla bağı yok, yazdıklarıyla para kazanma, ünlü olma amacında olan yazarı yok. Kısacası sadece bir günlük olmaktan ve öyle kalabilmiş olmaktan mutlu bir günlük bu günlük.

Bu günlük bugün çok önemli bir gün yaşıyor ve 1000. gönderiyi alıyor sırtına. İlk gönderimizi yaptığımızdaki bir hayaldi 1000 sayısı, bugün gerçek oldu. 2. yaşından gün alırken Çoban Salata, boyu da uzadı artık. Ben kendi adıma çok mutluyum bu günlükte bugüne kadar tam 999 kere içimizdekini dökebildiğimiz için, çok mutluyum çünkü biz içimizi döktükçe dost kazandık, Salata’nın müdavimleri oldu, bizden feyiz alarak kendi günlüğünü açanlar da. Fikri bir birlikteliğin, kırmadan konuşmanın, konuşarak anlaşmanın gerçekten var olabileceğinin kanıtı bu. Önce Çoban Salata’yı kurduğum, şu günlerde ise geldiği halin bir parçası olduğum için çok mutluyum. 1000. gönderinin daha zevkli yapılacak salataların habercisi olması dileğiyle.

Okuyan, bizimle fikirlerini paylaşan paylaşmayan, sayfasında bize bağlantı vermeyi uygun gören ya da görmeyen herkese sonsuz teşekkürler.

1000. Salata

Ağustos 14, 2009, 4:01 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum

29 Mayıs 2008’de başlayan serüvende 14,5 ay geride kalırken bugün itibariyle, yaklaşık 60 bin ziyaretçi ve 87 bin sayfa görüntülenme sayısına ulaşmış Çoban Salata. Amacı içindekini söylemek, düşündüklerini söyleyen diğer günlükçülerle fikirlerini paylaşmak, hiç yüzünü görmediği dostlar edinmek ve çıkarsızca, günübirlik söylevlerden mutluluk çıkarmak olan bir adam tarafından kurulan, şu sıralar aynı frekanstaki 2 dostuyla beraber hayatına devam ettirdiği bir günlük. Hiçbir çıkar amaçlı oluşumla bağı yok, yazdıklarıyla para kazanma, ünlü olma amacında olan yazarı yok. Kısacası sadece bir günlük olmaktan ve öyle kalabilmiş olmaktan mutlu bir günlük bu günlük.

Bu günlük bugün çok önemli bir gün yaşıyor ve 1000. gönderiyi alıyor sırtına. İlk gönderimizi yaptığımızdaki bir hayaldi 1000 sayısı, bugün gerçek oldu. 2. yaşından gün alırken Çoban Salata, boyu da uzadı artık. Ben kendi adıma çok mutluyum bu günlükte bugüne kadar tam 999 kere içimizdekini dökebildiğimiz için, çok mutluyum çünkü biz içimizi döktükçe dost kazandık, Salata’nın müdavimleri oldu, bizden feyiz alarak kendi günlüğünü açanlar da. Fikri bir birlikteliğin, kırmadan konuşmanın, konuşarak anlaşmanın gerçekten var olabileceğinin kanıtı bu. Önce Çoban Salata’yı kurduğum, şu günlerde ise geldiği halin bir parçası olduğum için çok mutluyum. 1000. gönderinin daha zevkli yapılacak salataların habercisi olması dileğiyle.

Okuyan, bizimle fikirlerini paylaşan paylaşmayan, sayfasında bize bağlantı vermeyi uygun gören ya da görmeyen herkese sonsuz teşekkürler.

>Biri Bana Bunun Anlamını Açıklasın!

Ağustos 11, 2009, 5:53 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

>Dün yazdığımız ve blog portalları ile ilgili kararımızı duyurduğumuz Çoban Salata’nın Kararı adlı gönderimizden sonra çok enteresan bir olayla karşılaştık. Hemen yukarıda gördüğünüz resim dün gece benim bilgisayarımdan alınmış bir ekran grüntüsüdür. Gece 01:30 civarında alınan bu görüntüde Çoban Salata bloguna kimin nereden geldiğinin gösterildiği Referrals bölümünü görmekteyiz. Ekseriyetle bize link veren ve bizim henüz bilmediğimiz, fark edemediğimiz blogları buradan tespit edip paylaşıma gidiyoruz keza, o yüzden güne 2-3 kere bakarız buraya. Dikkat edilirse Tribün Dergi forumundan üst üste 2 adet misafirin bloga geldiği aşikar. Bu ziyaretler gece 01:00 civarı gerçekleşmiş. Ben 01:30 civarı merak edip bu linke tıklıyor ve hangi sebeple o forumdan bize link verildiğini öğrenmek istiyorum. Ancak o an itibariyle 6 sayfa olan forumda bizim blogla ilgili tek bir emare yok. Garibime gidiyor, aklıma ilk gelen buraya bizimle ilgili bir üye tarafından iyi veya kötü bir şey yazıldı ve yönetici tarafından fazla vakit geçmeden kaldırıldı oluyor. Ancak ekran görüntüsünü almayı ihmal etmiyorum ve aklım daha ziyade iyi bir şey yazıldı ve kaldırıldı da kalıyor. Sabah işe geldiğimde ozhano ile konuyu paylaşıyorum, o da bana aynen benim yaşadıklarımı anlatıyor ve fikri de benim gibi. Fazla önemsemiyoruz konuyu ve işimize bakıyoruz. Boş vaktimiz oldukça, işten sıkılınca soluklanma ve deşarj amaçlı bir kaç post atıyoruz. Sonra az önce bir de bakıyorum ki Çoban Salata’nın kararı gönderisinde Vermante’s Blog‘un sahibi Semih’ten bir mesaj var. Virgülüne dokunmadan koyalım:

“Olaya bakın.Tribün Dergi’ye üyeliğim vardı ve burada blog idman yurdunun topici var.Oraya bu postun linkini yazdım ve ‘ben çoban salata’nın yanındayım ve aranızdan birçok kişide yanımızda olacaktır’ diye bir mesaj yazmıştım.Az önce siteye girdim ve topice baktım.İlk önce benim mesajı göremedim,sonra üye girişi yapmağı denedim,birde ne göreyim?

BAN! :):) Çok komik bunlar yahu.”

Şimdi rica ediyorum biri bana bunun anlamını açıklasın! Ne demek bu Allah aşkına!?! Fazla uzatmadan düşündüklerimi söyleyeyim ben de kenara çekileyim, belki biri açıklama yapmak için uğrar.

Bunun adı ayıptır. Yapılan şeyin hakaretten başka bir açıklaması yoktur. Bir anda tekere çomak sokan adam olduk aldığımız kararla. Önleri açık olsun diyorum ben sadece. Sen de sevin bence Semih, öylesi kartelleşmeye doğru giden bir oluşumun içinde olmaktansa, biribirini anlayan günlükçüler olarak yaptığımızdan haz almaya devam ederiz.

Kimse buradan biy üyesi blogları kötülediğim sonucunu da çıkarmasın, düşündüğüm sadece bu işin birilerini maddi tatmine götürecek yola girdiği, blog sahiplerinin de istemeden ve haberleri dahi olmadan buna alet olduğudur.

Semih’in dediği gibi komik mi bunlar yoksa başka bir adı mı var, bilen söylesin lütfen.

>Çoban Salata’nın Kararı

Ağustos 10, 2009, 4:57 pm | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum

>Bugün aslında uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz bir konuyu karara bağladık blog partnerim ozhano ile (volkanbk3 kusura bakmasın bayağıdır kayıp kendisi). Ne Blog İdman Yurdu ne de Futbloglar’a katılmayacağız. Çoban Salata’nın seyri yalnız sürecek bundan sonra. Sadece olduğuna inandığımız blog kardeşliği kapsamında link paylaştığımız veya paylaşacağımız bloglarla bir arada olmaya karar verdik.

Olayın 1. sebebinin iç yüzüne bakarsak bundan yaklaşık 6-7 ay öncesine dayandığını görürüz. O dönem yeni yeni kurulmakta, ya da büyümekte olan diyelim, BİY ve Futbloglar’a ozhano ile yaptığımız konuşma sonrasında “Başvuralım, madem blogları ortak bir platformda birleştirip birbirlerinden güç almalarını sağlayacak bir ortam var, biz de destek verelim, destek alalım.” dedik. Yanılmıyorsam ocak sonu ya da şubat başıydı her iki platform’a da e-posta atarak başvurumuzu yaptık. Sonrasında yaklaşık 2-3 ay cevap gelmeyince ben kendi adıma bugün açıkladığımız bu kararı verme aşamasına gelmiştim bile. Biraz daha bekleyelim dedik, ne olacağını merak ettik çünkü. Ozhano da ben de akademisyeniz, hiçbir şey bilmiyorsak bile şunu öğrendik meslek hayatımızda; birini reddediyorsan mutlaka sebepleri ile açıklamanı yapacaksın, cevap vermeden aylarca oyalıyorsan o zaman başka bir mevzu vardır. En sonunda Temmuz başında ben BİY’e ozhano da Futbloglar’a birer mail attık. “Bir cevap verin lütfen, aylardır neden cevap alamıyoruz?” diye sorduk. BİY’den Barış Timurlenk “Biz size cevap verdik ama ulaşmamış, en kısa zamanda diğer bloglarla birlikte alım yapacağız, siz de alınacaksınız” şeklinde bir cevap verince nezaketen “Peki” dedik özetle. Futbloglar’dan o tarihe kadar cevap bile gelmedi.

Bu karşılıklı mail trafiğinden sonra ozhano ile ortak fikrimiz bu “en kısa zaman” söylevinin çok uzun olacağı ve yakın bir zamanda BİY’e davet edilmeyeceğimizdi. O gün “davet alırsak da katılmama” kararı verdik.

Bugün artık sabredemedim ve tekrar mail attım BİY’e, başvurumuzu geri çektiğimizi söyledim. Barış Bey de daha sırada bekleyen çok blog olduğunu ve 2. alımların başlamadığını söyledi tekrar, tercihin yine de bize kaldığını söyledi. Cevaben kararımızın kesin olduğunu ilettik kendisine, çünkü her ne kadar bu kadar bekletilmeyi hoş karşılamamış olsak da içimizi kemiren başka şeyler mevcuttu. Futbloglar’a da benzer bir mail attık. Netice itibariyle Barış Timurlenk’in nezaketine ve maillerimizi Temmuz ayından sonra ivedilikle cevaplamasını takdir ediyoruz. Futbloglar’a ise söyleyecek sözümüz yok.

Bu yaşanmışlıklar sonunda ilk cümlede söylediğim uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz ayrılma konusunun 2. ama büyük sebebini açıklamak gerek. Bu zamana kadar yaşananlar görmezden gelinip sindirilebilecek şeyler aslında ama “bu fikri” bir türlü kafamızdan uzaklaştıramadığımız için oralarda olmaktan mutlu olamayacağımızı anladık. Hem ozhano hem ben “blog kardeşliği” düşüncesinin savunanlarındanız. Blog , Türkçe adıyla sanal günlük dediğimiz bu araç artık kişilerin kendini ifade etme aracı olmaktan yavaş yavaş uzaklaşıp, kişilerin şöhret ve para kazanmasına gidecek en uygun yollardan biri olarak görülmeye başlandı. Eğlencelik ya da paylaşım amaçlı olmaktan çıkıp bir anda çıkar amaçlı olmaya doğru yöneldi. Özellikle BİY’deki reklamlar ve ilk şuradaki açıklamada direk olarak geçen gelir elde etmek ibaresi tam anlamıyla bizi gerdi çok uzunca bir süre. Biz bu işi para kazanmak için yapmıyoruz ki dedik ozhano ile birbirimize, o zaman burada ne işimiz var? Bu yaklaşık olarak Nisan’dan beri konuştuğumuz bir konu idi ve yukarıda a dediğim gibi fena halde içimizi kemiriyordu. Zaten kendi adıma bu işleri parayla yapacak biri olsam ne 4 senedir NBAKolik.com’da yazardım ne de son 1 senedir NFLTR’de diye düşünmekte haksız değilim sanırım.

En son alevlenip artık sabredemeyecek duruma geldiğimiz nokta ise Aceto Balsamico’da tüm diğer blog linklerinin kaldırıp sadece BİY linklerinin bloga hakim olduğunu görmemizdi. Bülent Timurlenk bu işin fikir babası, BİY’deki rolü nedir ne değildir, oradan herhangi gibi getirisi ya da kaybı var mıdır bilmem, beni de ilgilendirmez. Bizim için önemli olan konu BİY’de isen paylaşım zincirindesin değilsen zincirin halkası değilsin, paylaşımı da hak etmiyorsun gibi bir manzara ortaya çıkması. Isınamadık, ha gerçi onlar da bize ısınamadı ki aylarca cevap bile alamadık orası da ayrı.

Velhasıl kelam maddiyat denilen kavramın bizim blog tutma, paylaşım amaç ve anlayışımıza son derece ters gelmesi, üzerine adı geçen sanal kurumların yetkililerinden aylarca cevap alamamış olmamız ve bir de inandığımız kavram olan “blog kardeşliği”ni zedeleyecek nitelikte ayrışmalara sebep olabileceğini düşündüğümüz başta Blog İdman Yurdu olmak üzere hiçbir benzeri topluluğa katılmama kararı aldık. Ne Aceto’yla ne BİY’den ne de Futbloglar’dan herhangi biriyle hiçbir problemimiz olmadığı gibi kendilerine yayın hayatlarında başarılar diliyoruz.

Son sözümüz de şu olsun madem: Yaşasın blog kardeşliği!

>Blog Kardeşliği Yalan mı?

Ağustos 3, 2009, 1:02 pm | Blog, Futbol, Hayat kategorisinde yayınlandı | 15 Yorum

>2006’dan bu yana artarak devam ediyor blog (günlük) açma ve tutma furyası. Eskileri var yenileri var çok tutulan blogların. Aceto en popüleri, bırakan borges bir idoldü adeta, Hollandalı çok farklı tatları bir arada sunuyor halen, en yeni popüler Ali Okancı’nın blogu…

Kendi adıma ben her gün en az 25-30 arası blogu her hafta da toplamda 75 civarı blogu takip ediyorum büyük bir hazla. Eray Sözen gibi üşenmeden tez kıvamında, Pclionfc Uğur gibi içeriden duyum ve sağlam bilgilerle yazanlar var. Alper Öcal (Lambuja), Artemio Franchi gibileri kendi kendilerine gelişmiş ve futbol-spor bilgisi olarak kendini öne çıkartabilmiş olanları. Erbatur Ergenekon (Erbo’s), Murat Türker (Desportivo) ise spor ekranından blog dünyasına taşanlar. Salsa Basket ise Türkiye’den potanın yansıması adeta. Ve tabii adını sayamadığımız niceleri…

Bu kadar kaliteli bloglar mevcut, bu bloglar yavaş yavaş medyada yer kaplamaya başlamış durumda, gazeteler, portallar bloglardan hissetirmeden haber araklıyor ancak bloglar arası bağlar ne durumda ben onu gözlemlemeye çalışıyorum uzunca bir süredir. Blog İdman Yurdu ve Futbloglar bu blog oluşumunu bir arada listeleyip okuyucuya kolaylık sağlama amacında gibi. Başka amaçları olduğunu iddia edenler tekelleşme çabasının ilk adımlarıdır bunlar diyor, her şeyin maddiyattan geçtiğini söylüyorlar. Tam aksini iddia edenler de mevcut haliyle. Neyse asıl konu bu değil zaten.

Şu sıralar özellikle blog sahiplerinin misafir olduğu Yensen de Yenilsen de NTVSpor’da ilgi çeken bir yapım halinde. Aceto ve Okancı’nın Habertürk’te yaptıkları program sonrasında ilk ciddi blogger katılımlı program bu. Mehmet Demirkol’un her sabah NTV’de bloglardan verdiği fotoğraflar ve yaptığı alıntılar da blogların popülerliğini arttırmakta. Mesela Demirkol’un favori bloglarından, bizim de çok sevdiğimiz, Tukresoccer özellikle nostaljik fotoğraflarıyla sık sık yer alıyor programda ve bu da haliyle onun ziyaret sayısını tepeye vurdurmuş durumda. Kısacası kulaktan kulağa, dilden dile yayılıyor bloglar.

Peki bu yayılma eğilimi artarken, her gün yeni bir blog açılırken blogger denilen sizin bizim gibi adamlar birbirlerine nasıl destek oluyorlar? En basit yolu diğer bloglara link vererek paylaşıma girmek. Blogger.com’un son hizmetlerinden bir olan güncel yazıları üst sıraya çıkaran blog listesi hizmeti ile bu mümkün. Önceleri blogların amacı içini dökmek isteyen insanlara bir mecra olmak iken, bir anda bu link paylaşımı, medyada yer bulma ihtimali ve telaşı işi çok farklı bir boyuta getirdi. Sansasyonel yazılar yazma uğraşı, dış kapının mandalından alınan duyumlarla yazılan balon transferler, hakaret içeren gönderiler, diğer bloglara saldırılar, diğer bloglarda sırf hit arttırmak için kendi reklamını ısrarla yapmalar, bir bloga linkini bir şekilde koydurtup ondan sonra bir daha o bloga uğramamalar ve benzeri anlam veremediğimiz hareketler yeni moda haline geldi.

Yukarıdaki kadar can sıkıcı olmasa da düşündüren bir başka konu da, blogda link verilmiş olan diğer bloglar arasında ayrım yapılması. Hakkıdır illaki blog sahibinin en çok beğendiklerini ya da sıklıkla okuduklarını ayrıca gruplaması ancak bunlarla da link paylaşıyoruz, bizim bloga link vermişler şöyle bir kenarda dursunlar yaklaşımı da bana hoş gelmiyor açıkçası.

Günlük olmaktan ileriye geçip sporsever ve taraftarın sesi haline gelen blogların önü her gün açılırken aralarındaki bağların zayıflaması iyiye işaret değil. Bir kaç ay önce blog kardeşliği söylemiyle daha bir bütünlük içindeydi sanki spor blogları camiası. Gerçi insanlık tarihinde bir tekerrürdür verimli toprakların talanı ve herkesin en fazla meyveyi toplamak istemesi. Ön plana çıkmak, olası şöhret kapısından geçmek isteyenlerin bir oyuncağı mı olacak bloglar? Bu yüzden birbirimizi kötüleyip, ilerilere atılmak için diğerlerini ezmeye, küçülmsemeye ve küçültmeye çalışacak mıyız? Acaba bugün blog kardeşliği ölüyor mu? Yoksa zaten öyle bir şey yok muydu, yalan mıydı blog kardeşliği?

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.