NBA’de Pivotlar Kapış Kapış

Temmuz 17, 2010, 10:41 pm | Cleveland Cavs, Houston Rockets, Miami Heat, Minnesota Timberwolves, NBA kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Yılların kıymeti bilinememiş önemli pivotu, pas veren pivotun yaşayan en iyi örneklerinden biri olan Brad Miller Houston Rockets ile 3 sene 15 milyonluk bir kontrat yapmış. Bu büyük ihtimalle 34’lük Miller’ın kariyerindeki son imza. Ligdeki en iyi beyaz uzunlardan biriydi hep Miller ve Rockets kariyerinin sonunda olsa da onu takıma katarak önemli iş yaptı. Scola ve Ming’in arkasında hatta Ming’in sakatlıklarında güvenilir bir isim olacaktır. Hem Rockets hem Miller kazandı.

Lebron James Miami’ye eli boş gelmedi ve Ilgauskas’ı da adeta ikram etti Heat’e. Veteran minimum’a imza attı yanlış öğrenmediysek 35’lik Sloven (babayı Sloven Litvanyalı herif ya, valla Alkın olmasa rezil olduk, sıcaktan beyin kavruldu anlaşılan, sağol kardeşim, he he) pivot ve ilk kez Cavs dışında bir takımın formasını terletmeye karar vermiş oldu. Böylece Heat kadrosunda ciddi bir uzun rotasyonu ortaya çıktı. Keza Heat Joel Anthony ve draft seçimleri Dexter Pittmann’la yeni kontrat imzalamış ve Magloire ile anlaşmış ama imzalar henüz atımamıştı. 4 tane kalbur üstü denilebilecek uzun oyuncuyla 5 numarayı idare edecektir Heat. Ha o 3 yıldızın yanına ben de gitsem pota altında sırıtmam gerçi. Bu arada Heat Dooling, Juwan Howard, Arroyo, James Jones ve Quinn’le de görüşme halindeymiş ki bir nevi yeni Boston olma yolundalar, 3 yıldız ve kadroyu dolduracak veteranlar projesiyle.

Son imza atan pivot ise 4 yıl ve 16 milyona Minnesota ile kontrat uzatan Milicic. 7 yılda 5 takımda forma giyip hiç birinde başarı yakalayamayan Sırp pivot için Al-J sonrası Wolves 5 numarası biçilmiş kaftan gibi. Geçen sezon sonu fena oynamamıştı Milicic ve acaba sonunda bundan bir şeyler olur mu diye sormaya başlamıştık. Ve yüzü yaşlanmış olsa da bu çocuk hala 25 yaşında. Uzunlar geç olgunlaşır hipotezinden hareketle bugün imza atan 2 pivotun yaşlarının da 34 ve 35 olduğunu hatırlayarak Milicic’e biraz daha kredi vermek gerekir sanki.

Bir Dev Takas Daha! Jamison Cavs’te!

Şubat 18, 2010, 8:53 am | Cleveland Cavs, LA Clippers, NBA, Washington Wizards kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

 3 takımlı bir takas gerçekleşti dün gece. Clippers, Wizards ve Cavs önemli takaslara imza attılar.

Cavs: Antawn Jamison, Sebatian Telfair
Clippers: Drew Gooden
Wizards: Zydrunas Ilgauskas, Al Thornton, Emir Preldzic’in NBA hakları

Wizards biten bir kontrat, aktif bir potansiyel yıldız adayı ve bir gün gelmeye karar verirse N:BA’de etki yaratabilecek bir kısa kazandı bu takasla. 2010 yazı onlar için tam bir FA avı olacak.

Clippers Camby’i gönderdikten 1 gün sonra sezon sonua kadar pota altı rotasyonuna adam bulmuş oldu. Üstelik Gooden’ın kontratı sezon sonu bitiyor.

Cavs ise Lebron ve Shaq’la birlikte takımı şampiyonluğa taşıyabilecek çok önemli bir 4 numara ile West’in problemleri yüzünden sorun yaşadıkları 1 numraya vasatın üzerinde bir isim katarak çok ciddi bir iş yaptı.

Bu takas tutarsa sezon sonu Lakers-Cavs finali izlemeye hazır olun.

King James Ağır Geldi

Şubat 12, 2010, 12:00 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Geçen gün övdğümüz Carter’ın oyunda olduğu süredeki skor farkına ve elemanın şut yüzdesine dikkatinizi çekerim. O kadar çok isterdim ki pişman olmak…

Zaman Kimseye Acımıyor

Ocak 30, 2010, 7:30 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 
Orlando Magic – 1992
 
Cleveland Cavaliers – 2010

NBA’in Skor Makineleri

Ocak 20, 2010, 8:12 pm | Cleveland Cavs, LA Lakers, NBA, Philadelphia 76ers, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dün gece Hidayet’in sezonun en kötü oyununu oynadığı maçta Cavs Toronto’yu mağlup ederken Shaq çok önemli bir işe imza attı. Dünkü maça kadar NBA kariyerinde 27998 sayı kaydeden Shaq 16 sayı daha yaparak 28000 sayıyı geçen NBA tarihindeki 5. isim oldu. Shaq daha ne kadar basketbol oynar bilemem ama üstündeki Chamberlain’i geçmesini ihtimal dahilinde görmüyorum.

NBA tarihinin en skorer 20 oyuncusuna baktığımızda Shaq dışındaki diğer 2 aktif oyuncunun Kobe ve AI olduğunu görüyoruz. Iverson 1 sezon daha oynarsa belki English’in sırasına yükselebilir ama Kobe’nin önü bir hayli açık. Sağlıklı kalır ve en az 5 sezon daha oynarsa Majestelerini rahat geçeceğini düşünüyorum.

Şu listeye bakıp da Abdul-Jabbar ve Malone’un yücelikleri karşısında eğilmemek de mümkün değil. Her ikisini de seyredebilmiş olmanın gururunu yaşadım bak şimdi.

>NBA’in Skor Makineleri

Ocak 20, 2010, 8:12 pm | Cleveland Cavs, LA Lakers, NBA, Philadelphia 76ers, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Dün gece Hidayet’in sezonun en kötü oyununu oynadığı maçta Cavs Toronto’yu mağlup ederken Shaq çok önemli bir işe imza attı. Dünkü maça kadar NBA kariyerinde 27998 sayı kaydeden Shaq 16 sayı daha yaparak 28000 sayıyı geçen NBA tarihindeki 5. isim oldu. Shaq daha ne kadar basketbol oynar bilemem ama üstündeki Chamberlain’i geçmesini ihtimal dahilinde görmüyorum.

NBA tarihinin en skorer 20 oyuncusuna baktığımızda Shaq dışındaki diğer 2 aktif oyuncunun Kobe ve AI olduğunu görüyoruz. Iverson 1 sezon daha oynarsa belki English’in sırasına yükselebilir ama Kobe’nin önü bir hayli açık. Sağlıklı kalır ve en az 5 sezon daha oynarsa Majestelerini rahat geçeceğini düşünüyorum.

Şu listeye bakıp da Abdul-Jabbar ve Malone’un yücelikleri karşısında eğilmemek de mümkün değil. Her ikisini de seyredebilmiş olmanın gururunu yaşadım bak şimdi.

SUNdiata

Ocak 15, 2010, 2:10 pm | Cleveland Cavs, NBA, Utah Jazz kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

 http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/jazz/2010/01/14/0020900570_cle_uta_recap.nba

Bu çocuk Utah’ın üzerine güneş gibi doğarken King James ve arkadaşlarının üzerine kabus gibi çöktü. Utah’ta 10 gümlük kontratla oynayan Sundiata Gaines son saniyede elinde patlayan topu maçı kazandıran üçlük olarak Cavs potasına yolladığında Utah yıkıldı. Draft edilmemiş, İtalya’da Cantu, NBDL’de Idaho formaları giymiş olan bu gence, NBA’in kariyerinin ilk üçlük isabetini bu şekilde bulup böylesine ses getireceğini söylemiş olsalar herhalde inanmazdı. Ama nasıl Korver’ın son basketine inandıysak buna da inanmak gerek. Sundiata Gaines, Utah’ın ve NBA’in bugün en popüler ismi.

>SUNdiata

Ocak 15, 2010, 2:10 pm | Cleveland Cavs, NBA, Utah Jazz kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/jazz/2010/01/14/0020900570_cle_uta_recap.nba

Bu çocuk Utah’ın üzerine güneş gibi doğarken King James ve arkadaşlarının üzerine kabus gibi çöktü. Utah’ta 10 gümlük kontratla oynayan Sundiata Gaines son saniyede elinde patlayan topu maçı kazandıran üçlük olarak Cavs potasına yolladığında Utah yıkıldı. Draft edilmemiş, İtalya’da Cantu, NBDL’de Idaho formaları giymiş olan bu gence, NBA’in kariyerinin ilk üçlük isabetini bu şekilde bulup böylesine ses getireceğini söylemiş olsalar herhalde inanmazdı. Ama nasıl Korver’ın son basketine inandıysak buna da inanmak gerek. Sundiata Gaines, Utah’ın ve NBA’in bugün en popüler ismi.

2 Numaralı Kabus

Ekim 29, 2009, 12:15 pm | Cleveland Cavs, Hidayet Türkoğlu, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/raptors/2009/10/28/0020900007_cle_tor_recap.nba

Şampiyonluğun en önemli adayı Cavs sezona feci kötü başlarken 2 maçta sadece 90 sayı ortalama tutturabildiler. Önce Boston’a yenildiler, tamam Celtics şampiyonluk adayı ve çok kuvvetli bir takımdı ama ya Toronto. Raptors yeni kurulan bir takım, takıma katılan 9 yeni isimle bir araya gelmeye çalışan bir oyuncu topluluğu. James sezonun ilk triple double’ını yaparken takımda 2. bir isim daha çıkmadı ki ona yardımcı olsun. Ilgauskas ve Shaq pota altında Bosh, Bargnani ve Nesterovic’li pota altına bile çok yumuşak kaldılar. Mo-Will kafasına göre takılmaya devam etti. Parker biraz olsun sorumluluk alabileceğini gösteren tek isimdi ama James’e omuz çıkamadı. Suratlardaki ifadeler şaşkındı Cavs’te. Acaba bu James’in son sezonu olma yolunda ilerleyen bir senaryonun ilk 2 sayfası mı?

Toronto Triano yönetiminde geçen seneki Magic gibi oynuyor. Ancak 2 farkla. Birincisi pota altında Bosh-Bargnani gibi şutu da olan 2 uzuna sahip olmaları onları savunulması zor bir takım yaparken bu 2 uzunun yumuşaklığı pota altında hem savunma hem de hücumda azaltıyor. Gerçi dün gece Cavs’e sert bile kaldılar ya neyse. 2. fark ise Calderon ve Jack’in önce pası düşünen yapıdaki gardlar olmaları. Geçen sezon Nelson’ın bu felsefeyle oynadığı maçlarda Magic’i sürükleyen isim olmuş ama sayı atma isteği ile kavrulduğu maçlarda Magic’i yakan isim olmuştu. 2 takımın geçen seneyle ortak bir diğer noktası ise Hidayet. Hidayet kolay dağılabilen Toronto da tutkal görevi göreceğini gösterdi bu ilk maçta. Arkadaşları iyi şut atarken ve sıcakken sadece onlara servis yapan, dengeler bozulup ihtiyaç duyulduğunda devreye girip bir drive bir şutla işleri yoluna koyan adam pozisyonunda Hidayet ve yüzünden anlaşıldığı kadarıyla da çok ama çok mutlu hem yeni takımından hem rolünden. 12 sayı 7 ribaunt 3 asist ve 3 blokla oynadı ve yine kadar çok yönlü bir oyuncu olduğunu gösterdi temsilcimiz. Üstelik önemli bir süre boyunca da Lebron James’in savunmasını yapan adamdı.

Cavs’in şampiyonluk için acilen içinde bulunduğu psikolojiden çıkması gerek. Toronto oyuncuları ise neler yapabileceklerini görmüş olmanın morali ve motivasyonu ile inanarak devam etmeli yoluna.

>2 Numaralı Kabus

Ekim 29, 2009, 12:15 pm | Cleveland Cavs, Hidayet Türkoğlu, NBA, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/raptors/2009/10/28/0020900007_cle_tor_recap.nba

Şampiyonluğun en önemli adayı Cavs sezona feci kötü başlarken 2 maçta sadece 90 sayı ortalama tutturabildiler. Önce Boston’a yenildiler, tamam Celtics şampiyonluk adayı ve çok kuvvetli bir takımdı ama ya Toronto. Raptors yeni kurulan bir takım, takıma katılan 9 yeni isimle bir araya gelmeye çalışan bir oyuncu topluluğu. James sezonun ilk triple double’ını yaparken takımda 2. bir isim daha çıkmadı ki ona yardımcı olsun. Ilgauskas ve Shaq pota altında Bosh, Bargnani ve Nesterovic’li pota altına bile çok yumuşak kaldılar. Mo-Will kafasına göre takılmaya devam etti. Parker biraz olsun sorumluluk alabileceğini gösteren tek isimdi ama James’e omuz çıkamadı. Suratlardaki ifadeler şaşkındı Cavs’te. Acaba bu James’in son sezonu olma yolunda ilerleyen bir senaryonun ilk 2 sayfası mı?

Toronto Triano yönetiminde geçen seneki Magic gibi oynuyor. Ancak 2 farkla. Birincisi pota altında Bosh-Bargnani gibi şutu da olan 2 uzuna sahip olmaları onları savunulması zor bir takım yaparken bu 2 uzunun yumuşaklığı pota altında hem savunma hem de hücumda azaltıyor. Gerçi dün gece Cavs’e sert bile kaldılar ya neyse. 2. fark ise Calderon ve Jack’in önce pası düşünen yapıdaki gardlar olmaları. Geçen sezon Nelson’ın bu felsefeyle oynadığı maçlarda Magic’i sürükleyen isim olmuş ama sayı atma isteği ile kavrulduğu maçlarda Magic’i yakan isim olmuştu. 2 takımın geçen seneyle ortak bir diğer noktası ise Hidayet. Hidayet kolay dağılabilen Toronto da tutkal görevi göreceğini gösterdi bu ilk maçta. Arkadaşları iyi şut atarken ve sıcakken sadece onlara servis yapan, dengeler bozulup ihtiyaç duyulduğunda devreye girip bir drive bir şutla işleri yoluna koyan adam pozisyonunda Hidayet ve yüzünden anlaşıldığı kadarıyla da çok ama çok mutlu hem yeni takımından hem rolünden. 12 sayı 7 ribaunt 3 asist ve 3 blokla oynadı ve yine kadar çok yönlü bir oyuncu olduğunu gösterdi temsilcimiz. Üstelik önemli bir süre boyunca da Lebron James’in savunmasını yapan adamdı.

Cavs’in şampiyonluk için acilen içinde bulunduğu psikolojiden çıkması gerek. Toronto oyuncuları ise neler yapabileceklerini görmüş olmanın morali ve motivasyonu ile inanarak devam etmeli yoluna.

Rüya Başlamadan Kabusa Yatmak

Ekim 28, 2009, 10:58 am | Boston Celtics, Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Cleveland 89 – 95 Boston
(Tıkla öğren)
http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/cavaliers/2009/10/27/0020900001_bos_cle_recap.nba

>Rüya Başlamadan Kabusa Yatmak

Ekim 28, 2009, 10:58 am | Boston Celtics, Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Cleveland 89 – 95 Boston
(Tıkla öğren)
http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/cavaliers/2009/10/27/0020900001_bos_cle_recap.nba

Hangisine Dalacağım?

Ekim 27, 2009, 5:11 pm | Boston Celtics, Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
… der gibi bakmıyor mu Allah aşkına?

>Hangisine Dalacağım?

Ekim 27, 2009, 5:11 pm | Boston Celtics, Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

… der gibi bakmıyor mu Allah aşkına?

>Orlando Matt Barnes ile Anlaştı!

Temmuz 21, 2009, 1:08 pm | Cleveland Cavs, Houston Rockets, Indiana Pacers, LA Clippers, Miami Heat, Minnesota Timberwolves, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Matt Barnes geçen sezon Phoenix formasıyla sahne alan öncesinde Golden State’te parlayan, hem kısa hem uzun forvet oynayabilen çok yönlü bir oyuncu. Boş üçlüklerde bir çok kez cezayı keserken yakalayabileceğiniz ya da savunmada bir sürü uzun arasından ribaundu çekerken görebileceğiniz bir isim. Bu sezon sonunda Phoenix ile kontratı bitince serbest kalmış ve takım aramaya başlamıştı. Lüks vergisi nedeniyle önemli oyunculara teklif dahi sunamayan Magic 1980 doğumlu Barnes’ı biraz da şampiyonluk ve yüzük vaadi ile ucuza kapattı. Barnes 2. senesi oyuncu opsiyonlu kontratla Magic’ten toplamda 3.2 milyon $ alacak. Bu imza sonrasında forvet ve uzun rotasyonu tamamlayan Magic’in bu noktadan sonratakıma yapacağı tek önemli ekleme oyun kurucu pozisyonunda olur. Keza Nelson ve Johnson koca bir sezonu, Johnson bir yaş daha yaşlanmışken kaldıramazlar. Hatta şu sıralar yine eski bir Golden State oyuncusu olan C.J.Watson’ın adı ciddi şekilde geçmekte o pozisyona. Gelsin gelmesine de sadece 1,85 boyunda olması ve hatta gelmesi ile rotasyonda Johnson’ın önüne geçme ihtimali bile beni ürkütüyor. Nelson’ın kısa boyu ve eksik gücünden çok çekmişken yine sadece 1,85 boyundaki bir oyun kurucuyla dominant oyun kuruculara karşı ne yaparız çok merak ediyorum.

Öte yandan diğer takımlar da kadrolarını şekillendirmeye devam ediyorlar.

Nash Phoenix ile sözleşmesini 2 sene ve 22 milyona uzattı, yine takımın ağır ağabeyi olacak.

Jarret Jack Indiana Toronto’nun teklifini karşılamayınca Hidayet’in takım arkadaşı oldu, Toronto arka alanda rahatladı.

Jack’i Toronto’ya bırakan Indiana da her an Earl Watson ile imzalayabilirmiş ki hastayımdır Watson’a.

Jazz Paul Millsap’in Portland’la imzaladığı ağır kontratı kredi alarak da olsa karşıladı. İmza bedeli olarak 10 milyon verdiler Millsap’e. Millsap’in kontratı o imza bedeli hariç neredeyse Gortat’ın ki ile aynı. Demek ki Millsap yeterince iyi bir adam değil!

Minnesota Telfair, Madsen, Smith’i Clippers’a vererek kısa forvet Quentin Richardson’ı kadroya kattı. Bu vesileyle Q Rich 1 ayda 3. kez takas olarak rekora doğru koşmaya başladı. Bu takasla ilgili sabonis’in blogu Konyalı Portlandlılar’da güzel de bir yazı mevcut, okuyun derim.

Jamario Moon Cavaliers ile imzaladı. Kontratın detayları henüz belli değil. Moon sınırlı serbest ve Miami’nin bu teklifi karşılamayacağı konuşuluyor bir çok yerde.

Marquis Daniels Celtics ile imzalamış. Dallas’ta kariyerinin başında birden parlayıp sonrasında o performansı bir daha yakalayamamış bir adam Daniels. Saçlarına hastayım. Artık Wallace’la şampiyonluk yolunda yedek kuvvet olarak sahne alacak.

Yao Ming’in sakatlığının çok ciddi olduğu ve önümüzdeki sezon oynamayacağı neredeyse kesinleşti. Bu ligin Asya’daki popülerliğine, Rockets’ın forma ve hatıralık eşya satışlarına ciddi sekte vuracaktır. Sırf şu sakatlık gelecek seneki salary cap’in daha da düşük olacağının göstergesi olmuştur bence.

>Çok Güzel Hareketler Bunlar

Temmuz 14, 2009, 4:35 pm | Atlanta Hawks, Cleveland Cavs, Detroit Pistons, Houston Rockets, Memphis Grizzlies, NBA, Orlando Magic, Phoenix Suns, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Channing Frye Phoenix Suns ile 2. yılı oyuncu opsiyonlu olmak üzere anlaşmış. Sanırım bi-annual exceptionla atılan bir imza. Yaklaşık 2 milyon kazanacakmış bu sezon Frye. Hem kendie vitrin yaratacak Frye hem de Suns bayağı rahatlayacak pota altı hücumunda. Bu şartlar altında Ben Wallace’ın salıverilme prosedürü de başlamış, rasgele Wallace’a. Piyasa kafayı yedi, bir klip yaptırsın kendine bloklarından smaçlarından, kesin kafalar bir aklı evveli.

Yine Suns’ta Grant Hill bir sezon daha kalmaya karar vermiş. İyi olmuş, Güneşe yakın bize uzak olsun.

Hidayet’i kaçıran Blazers Paul Millsap ile bir offer sheet imzalamış ki bu teklif 4 sene ve 36 milyon civarındaymış. Utah’ın Millsap’i tutma ihtimalinden söz ediliyor. Magic Gortat’ı o kontratla tutmuş ya şimdi Jazz tutmazsa ayıp olur.

Bak bu aynı Blazers Nate McMillan’ın sezon sonu biten kontratını da 1 sene daha uzatmış. Hayret bunu kaçırmamışlar. Bak sen Allah’ın işine.

Chicago Bulls Gordon’u kaybedince arka alanı delisiz bırakmayalım diyip Jannero Pargo’yu takıma katmış. Pargo geçen sezon Rusya senin Yunanistan benim Avrupa’yı gezmişti. Kontratının detayları açıklanmadı henüz, çok gizliymiş, devlet sırrı, aman aman.

Memphis Stackhouse’ı 2 milyon garanti parasını verip salmış. Stack önce tatile sonra Dallas’a gider. 1 ay dediğin ne ki 30 günde geçiverir.

Hidayet’i kapan Toronto Anthony Parker’ı kaptırmış, Colangelo “Çok da tırt” demiş. 34 yaşındaki Parker’ın Cavs’teki ana görevi James’i yedeklemek ve ceza atışlarını sokmakmış.

Aaron Afflalo ve Walter Sharpe Pistons tarafından Denver’a takas edilmiş. Cap 1.8 milyon daha rahatlamış. Yeni sezonda Pistons’ta sahaya çıkacak adam kalmadığından Dumars 8. olarak eşofmanları çekecekmiş.

Atlanta daha önceden anlaştığı Bibby ve Zaza ile anlaşmalarını imzalamış. Bibby 3 sene 18 milyon, Zaza 4 sene 19 milyon alacakmış. Demek ki yedek uzunlar 4 sene ve 18-20 milyon alırmış, Gortat gibi 34 milyon gömülmezmiş benç bekçisine.

Bir sürü takım draftte seçtikleri adamlara imza attırmış, Orlando’nun draftte seçim yapmaya hakkı bile yokmuş!

T-Mac forma numarasın güya Darfur’daki olaylara dikkat çekmek için 1’den 3’e değiştirmiş. Belgesel ve bağış olayları varmış. Ama kulübe yakın kaynaklar “Lanet olsun 1 numaraya, giydikçe sakatlandım, sağlam yerim kalmadı, Lise’de ne güzel 3 numara giyiyordum tırnağım bile kırılmadı, şunu da Ariza’ya kakalayım bari” dediğini söylüyorlarmış T-Mac’in. Bu kaynakların kulübe neresinden yakın olduğunu merak ettim şimdi. Batıl T-Mac. Ayıp.

>NBA’de Adamlar Kapış Kapış!

Temmuz 3, 2009, 4:18 pm | Cleveland Cavs, Hidayet Türkoğlu, Houston Rockets, LA Clippers, LA Lakers, Memphis Grizzlies, NBA, Orlando Magic, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

>NBA piyasası çılgın günler geçirmeye devam ediyor. Daha dün Rockets’le anlaşmak üzere dediğimiz Gortat’a ciddi şekilde talip olan Dallas Polonyalı oyuncunun işini bitirmek üzereymiş. Dallas’ın teklifi full mid level exception, yani 5.6 milyondan başlayıp 4 ila 6 yıl arası sürebilecek nitelikte ki bu teklif bence Gortat için biraz fazla. Neyse Otis Smith dizini dövsün.

Cleveland’la neredeyse anlaştı dediğimiz Ariza ile Cavs’in arasına Rockets girmiş. Ariza’nın da tıpkı Gortat gibi 5 yıllık bir full mid-level exception alması bekleniyor.

Enteresan başka bir gelişme ise Ariza’yı kaybeden Lakers’ın Rockets’ın bıraktığı Ron Artest ile anlaşmak üzere olması. Artest de 3 senelik bir kontrat ve 18 milyona Lakers’a evet demiş. Aslında daha çok para isterdi bizim bildiğimiz Artest ama gözüken o ki yüzük sevdasına kapılmış. Kanaatimce Lakers’ta sorun çıkarır, şut paylaşımı dengesizliği yaratır ve Lakers yönetimini pişman eder Artest. Allah Jack Nicholson’a sabır versin.

Ayrıca Rasheed Wallace bugün Boston Celtics ile görüşeceğini açıklarken, Sixers yönetimi de Mike Bibby ile kontak kurmuş. Davis, Powe kalacaksa Wallace Boston’a lüks olur ama Mike Bibby Andre Miller sonrası Philadelphia’da sınıf atlayan bir takım oyunu ve gelişimi hızlanan gençler demektir benim literatürümde. Umarım Bibby Sixers’la imzalar.

Bu arada dün yazamadık Zach Randolph Memphis’e New York’tan gelen Quentin Richardson karşılığında takas edildi. Blake Griffin’in böylece ilk 5 yolu açılmış oldu. Ayrıca Q-Rich Mobley sonrası problem olmaya başlayan üçlük meselesini çözüme kavuşturacak bir adamdır. Baron Davis sağlıklı kalabilirse Clippers çok can yakar. Randolph da basketbola adapte olabilirse Thabeet’le pota altında iyi iş yaparlar. Gasol sonrası artık Memphis’ten bir çırpınış görmek istiyorum ben şahsen.
En son olarak yine Hidayet diyelim. Hidayet Portland’a giderek kulübü, tesisleri ve şehri incelemeye başladı. Konuşmalarından anladığımız kadarıyla McMillan ve Pritchard onu ikna etmiş gibi. Benim tercihim de Portland’la imzalaması yönünde. Aşağıdaki linkte Portland Havaalanına inişi sonrası verdiği demeci bulabilirsiniz, hem yazılı hem de görüntülü olarak. Portland kondüsyoneri Jay Jensen de önemli bir jest yapmış hazırladığı pankartla. Çok kral adamsın Jay Jensen.

>Kelly Dwyer Dallama mı?

Temmuz 2, 2009, 10:03 pm | Cleveland Cavs, Dallas Mavericks, Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Portland TBlazers kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>Kelly Dwyer Yahoo Sports’un NBA yazarlarından, daha önce SI’da yazıyordu. Kendisi sivri yorumlarıyla tanınan bir arkadaşımız. Herkesin a dediğine b demesiyle de bilinir. Ama şu iki gündür yazdığı yazılarla tam anlamıyla “yuh artık, dallama mısın be!?!” dedirtti insana. Arkadaş bu nasıl üslup, bu nasıl bakış açısı, bu ne perhiz bu ne domuz pastırması be arkadaşım!

Dünkü yazısında Hidayet üzerinden Portland’a giydirirken, Hidayet’i de “Şimdilik şunu bunu yapıyor da 2 sene sonra ne .okum işe yarar, üstelik takımın ahengini bozacak, yaşı gelmiş 30’a, böyle yaşlı adama yatırım mı yapılır?” diyerek yerden yere vurdu. Hem de daha 6 gün önce 32 yaşındaki Carter’ın Orlando’ya takasını övmüşken!

Bugünkü yazısında da Jason Kidd’e takmış diyor ki özetle Takımlar Neden Jason Kidd’i istiyor? başlıklı yazısında “Jason Kidd olsa ne yazar, herif gelmiş 37 yaşına, Brevin Knight da onula aynı istatistiği yapıyor, niye onu kimse istemiyor da, bir zamanlar iyi bir oyuncu olan, ama şu sıralar kıçındaki kıllar kadayıf olmuş Kidd bu kadar kapışılıyor?”.

E yuh be Kelly, çüş be Dwyer. Ya arkadaş sen basketboldan ne anlıyorsun, ne bekliyorsun insanlardan anlamadım. Daha 1 hafta önce Shaq takasında sen demedin mi “Shaq takası bence işe yarayacak, Shaq iyi bir ekleme oldu.” Arkadaşım Shaq 18 yaşında mı 28 yaşında mı. Ya bu Shaq 38 yaşında değil mi, biz mi yanlış biliyoruz?

Dwyer’ın yazılarına gelen yorumlardan biri yaklaşık şöyleydi ve ben de atıyorum imza mı altına:

“Dwyer’ın son yazılarını dikkatle okursanız hedefini anlarsınız. Dwyer çok iyi biliyor ki Yahoo’da takım Genel Menajerlerine yeterince sallayabilirseniz mutlaka birinin yerine geçersiniz. Tecrübe edilmiştir Kerr ile.”

Sonuç olarak kendi yorumum bu Dwyer efendinin dallama olup olmadığını araştırmamız gerektiği yönünde. Bir gün öyle, bir gün böyle yazarak saygı değil nefret kazanılır. 30 yaşındaki adama yaşlı diyip 38 yaşındaki adamı iyi transfer diye anlatmak, gittiği takımdaki oyun kuruculara oyunu öğretecek, tecrübesini aktarıp onları daha iyi bir seviyeye çekecek adamı beğenmemek kaliteni dünya aleme göstermiştir Dwyer, kutluyorum.

Shaq Cleveland’da Gibi!

Haziran 25, 2009, 12:25 pm | Cleveland Cavs, NBA, Phoenix Suns kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Eğer bir terslik olmazsa bu sezonun takas bombası patlamak üzere. Phoenix Suns kontratının son senesine gelmiş olan, NBA’in yaşayan efsanelerinden Shaquille O’Neal’ı Cleveland’a göndermeye hazırlanıyor. Bu sezon kontratının son senesini yaşayacak olan Shaq tam 20 milyon $ kazanacak. Shaq’a karşı Cleveland’ın Ben Wallace, Sasha Pavlovic ve bu seneki draftteki 46. sıradan seçme hakkını Suns’a göndereceği söyleniyor. Aslında Cavs bu hareketi yapmasa da gelecek sezon için yaklaşık 19 milyonluk bütçe rahatlaması sağlayacak ve Lebron’u takımda tutabilmek için hamle esnekliğine sahip olacaktı ama bu takas Lebron’a organizasyonun “Şampiyonluğu istiyoruz” mesajı oldu adeta. Şampiyonluk kazanan bir Lebron’un Cavs’ten ayrılmayacağı düşüncesiyle yapılan bir hareket bu sanki.

Bu takas Suns’a Pavlovic’i salıvererek bütçede 3,5 milyonluk bir hafifleme sağlayabilir. Keza Pavlovic’in 5 milyonluk kontratının sadece 1,5 milyonu garanti. Salıverme durumunda Pavlovic’in tekrar Cavs’e dönme olasılığından bile bahsedebiliriz. Böylece Phoenix’te Stoudemire’ın takas söylentileri sanırım son bulur. Shaq’ın gitmesiyle tek pota altı skor opsiyonu olarak kalan Stoudemire üzerine kurulu bir takım görebiliriz gelecek sene Phoenix’te.

Cavs kaç yaşında olursa olsun boyalı alanda her daim bir kalınlık yaratacak ve rakibe korku salıp sayı üretebilecek bir adamı alıp, hücumda takımı 4 kişi oynatan bir uzunu göndererek gelecek sene için tüm Doğu takımlarına önemli bir mesaj verdi. Suns ise Stoudemire’ın etrafında yeniden yapılanma ve bütçe daraltma çabalarına bir yenisini ekleyerek gelecek sezon için de şampiyonlukla pek ilgilenmeyeceklerini belli etmiş oldu. Tabii ki tüm söylemlerimiz takasın resmiyet kazanması durumunda geçerlilik kazanacak.

Edit: Takas gerçekleşti ve Shaq Cavs’e geçmiş oldu.

Bu arada diğer takımlardan da hamleler arka arkaya geliyor. Atlanta Hawks kontratı biten Mike Bibby’nin yüksek ücret istemesi üzerine Warriors’tan Jamal Crawford’u Acie Law ve Speedy Claxton karşılığında almış. Bu hamle büyük ihtimalle Atlanta’da Bibby’li günlerin sona erdiğinin bir göstergesi.

Öte yandan bu geceki draft öncesi Portland Dallas’ın ilk tur 22. seçim hakkını 24, 56. sıraları ve gelecek sezonki en kötü 2. tur seçim hakkını vererek almış. Demek ki peşinde oldukları adamı kaçırmak istemiyorlar.

>Shaq Cleveland’da Gibi!

Haziran 25, 2009, 12:25 pm | Cleveland Cavs, NBA, Phoenix Suns kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Eğer bir terslik olmazsa bu sezonun takas bombası patlamak üzere. Phoenix Suns kontratının son senesine gelmiş olan, NBA’in yaşayan efsanelerinden Shaquille O’Neal’ı Cleveland’a göndermeye hazırlanıyor. Bu sezon kontratının son senesini yaşayacak olan Shaq tam 20 milyon $ kazanacak. Shaq’a karşı Cleveland’ın Ben Wallace, Sasha Pavlovic ve bu seneki draftteki 46. sıradan seçme hakkını Suns’a göndereceği söyleniyor. Aslında Cavs bu hareketi yapmasa da gelecek sezon için yaklaşık 19 milyonluk bütçe rahatlaması sağlayacak ve Lebron’u takımda tutabilmek için hamle esnekliğine sahip olacaktı ama bu takas Lebron’a organizasyonun “Şampiyonluğu istiyoruz” mesajı oldu adeta. Şampiyonluk kazanan bir Lebron’un Cavs’ten ayrılmayacağı düşüncesiyle yapılan bir hareket bu sanki.

Bu takas Suns’a Pavlovic’i salıvererek bütçede 3,5 milyonluk bir hafifleme sağlayabilir. Keza Pavlovic’in 5 milyonluk kontratının sadece 1,5 milyonu garanti. Salıverme durumunda Pavlovic’in tekrar Cavs’e dönme olasılığından bile bahsedebiliriz. Böylece Phoenix’te Stoudemire’ın takas söylentileri sanırım son bulur. Shaq’ın gitmesiyle tek pota altı skor opsiyonu olarak kalan Stoudemire üzerine kurulu bir takım görebiliriz gelecek sene Phoenix’te.

Cavs kaç yaşında olursa olsun boyalı alanda her daim bir kalınlık yaratacak ve rakibe korku salıp sayı üretebilecek bir adamı alıp, hücumda takımı 4 kişi oynatan bir uzunu göndererek gelecek sene için tüm Doğu takımlarına önemli bir mesaj verdi. Suns ise Stoudemire’ın etrafında yeniden yapılanma ve bütçe daraltma çabalarına bir yenisini ekleyerek gelecek sezon için de şampiyonlukla pek ilgilenmeyeceklerini belli etmiş oldu. Tabii ki tüm söylemlerimiz takasın resmiyet kazanması durumunda geçerlilik kazanacak.

Edit: Takas gerçekleşti ve Shaq Cavs’e geçmiş oldu.

Bu arada diğer takımlardan da hamleler arka arkaya geliyor. Atlanta Hawks kontratı biten Mike Bibby’nin yüksek ücret istemesi üzerine Warriors’tan Jamal Crawford’u Acie Law ve Speedy Claxton karşılığında almış. Bu hamle büyük ihtimalle Atlanta’da Bibby’li günlerin sona erdiğinin bir göstergesi.

Öte yandan bu geceki draft öncesi Portland Dallas’ın ilk tur 22. seçim hakkını 24, 56. sıraları ve gelecek sezonki en kötü 2. tur seçim hakkını vererek almış. Demek ki peşinde oldukları adamı kaçırmak istemiyorlar.

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Mayıs 31, 2009, 5:48 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.

Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.

Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!

Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.

Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.

4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,

Görüşmek üzere!

Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.

İlave Not3: Not 2’deki takım elbise karşı tarafın “Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland’da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim” söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum 😀

>Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Mayıs 31, 2009, 5:48 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.

Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.

Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!

Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.

Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.

4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,

Görüşmek üzere!

Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.

İlave Not3: Not 2’deki takım elbise karşı tarafın “Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland’da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim” söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum 😀

Lebron Seriye Tutundu

Mayıs 29, 2009, 1:04 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”



Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.



Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.



Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.



6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.



Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…



Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Lebron Seriye Tutundu

Mayıs 29, 2009, 1:04 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”



Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.



Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.



Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.



6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.



Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…



Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Kan, Ter ve Gözyaşı!

Mayıs 27, 2009, 6:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.

Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West – Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.

Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.

Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.

Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.

Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.

5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.

Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Kan, Ter ve Gözyaşı!

Mayıs 27, 2009, 6:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.

Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West – Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.

Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.

Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.

Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.

Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.

5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.

Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Tolga’dan Cavs – Magic Değerlendirmesi

Mayıs 25, 2009, 2:01 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga’nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.

Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30’un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden…Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.

Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus’u deniyor.

Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland’da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA’in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix’in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams’a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten.”

Tolga’dan Cavs – Magic Değerlendirmesi

Mayıs 25, 2009, 2:01 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum

Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga’nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.

Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30’un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden…Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.

Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus’u deniyor.

Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland’da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA’in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix’in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams’a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten.”

>Sinir Harbini Daha Önce Yaşamış Olanlar Kazanır

Mayıs 25, 2009, 10:50 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?

Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?

Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.


Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.


3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.


Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.


2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Sinir Harbini Daha Önce Yaşamış Olanlar Kazanır

Mayıs 25, 2009, 10:50 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?

Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?

Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.


Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.


3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.


Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.


2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Son Şut Sihri – Last Shot Magic

Mayıs 23, 2009, 10:14 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Eskiyen yüzler ve formaların artık bu seviyelerde mücadele edemeyecek hale gelmiş olması nedeniyle herhalde, basketbolun yeni yıldızları, büyüyen oyuncuları ve başarıya aç adamlarıyla bezenmiş bu seneki playoff serileri bende inanılmaz bir damak tadı bıraktı. Sadece Orlando serileri için söylemiyorum bunları. Dallas, Detroit, San Antonio, Phoenix, Utah gibi takımlardan sıkılmış bir basketbol aşığı olarak bu playoff dönemi benim için tam anlamıyla muhteşem geçiyor seyir zevki açısından. Tabii ki bu zevkin doruk noktasına çıkmamı sağlayan takım Orlando Magic.



Oynadığı 15 playoff maçının 9’unu kazanan Magic 6’sını ise kaybetti takip edenlerinizin bildiği gibi. Bu kayıpların 4’ü ise son saniye şutları ile verildi. Aldığı maçların ikisini ise Magic son toplarda almayı başardı. O 2 maçı alan Hidayet ve Lewis, son topta verilen 4 maçta da 2-2 berabereler. Yani son şutu sokan adamlar o ikisinin tuttuğu adamlar. İşte basketbolun zevki burada. Bir an kahramansın, diğer an belki de suçlu. Ama bu sezon asla ve asla suçlayabilecek adam yok Magic kadrosunda, günahıyla, sevabıyla, eğlendirerek, şaşkına çevirerek getirdiler bizleri buraya kadar. Hiç kimsenin Konferans finali için şans vermediği adamlar bugün NBA finali için oynuyorlar, her şeyden önce teşekkürler her birinize.



Orlando – Cleveland eşleşmesinin aslında Cleveland’ın istediği final eşleşmesi olmadığı, onların Garnettsiz Boston’u şiddetle istediklerini söylemiştik daha önce. Kadro yapıları olarak bakıldığında Boston’a karşı şansı çok daha fazlaydı Cleveland’ın. Orlando ise 3 senedir onlara en ters gelen takımdı. King James’in bir türlü dişini geçiremediği, kazandıkları maçlarda bile ölüp ölüp dirildikleri tek takım Orlando Magic’ti. İşte o yüzden her ne kadar dinlenerek ve rakibini analiz ederek çıkmış olsalar da final serisine, izlediğimiz her iki maçta da, fark ne olursa olsun oyuncuların üzerinde bir tedirginlik olduğunu sezdik. Psikolojik avantaj dedikleri konu bu işte. Karşındaki rakip hem sana çok ters geliyor, hem son 2 sezonun en çok deplasmanda maç kazanan takımı.



İki maçı bir arada değerlendirmek gerek, birkaç ayrıntı dışında neredeyse ikisi de birbirinin kopyası çünkü. İlk maçta 16 sayıdan geriden gelip maçı alan Magic bu maçta 23 sayı geriye düşmesine karşın yine savaşarak, yine Hidayet ve Lewis’in omuzlarında döndü maça.



Cavaliers’ın reçetesi belli aslında. Bu reçeteyi en iyi uygulayan takım Sixers oldu 4 maç boyunca ilk turda Magic’e karşı. Howard’ı sert savun, ikili-üçlü sıkıştırmalarla zorla, her pozisyonda yardım getir. Yardım geldiğinde riske edeceğin adam ya Lee ya da Alston olsun. Lee sakatlık çıkıp gelmiş, şut ritmini daha yakalayamamış ve ne olursa olsun bir çaylak, Alston ise kariyerinde ilk kez bu seviyede takımını oynatmak zorunda olan, hızla dibe doğru çakılan bir oyun kurucu. Hücumda tempoyu sakın hızlandırma, hızlandırma ki fast-break yeme, hep set savunması yap. Pick-n-roll’lerdeki adam değişimlerinde mutlaka yardım getir. Görüldüğü gibi öyle deveye hendek atlatmak gibi çok da zor bir iş değil yapmaları gereken aslında. Ama karşılarında psikolojik olarak bir adım önde olan ve aşırı patlayıcı bir takım var.



Orlando’nun reçetesini vermiştik zaten. Devamlı yorumcularımızdan Sevgili tolga da katkılarda bulunmuştu. Ama reçetenin birinci ilacı şuydu: Bırak Lebron oynasın, arkadaşlarını oynatamadan! Lebron ne zaman takımı oynatmaya başlarsa işte o zaman sıkıntı baş gösteriyor. İlk maçın ilk devresinde muhteşem bir takımdı Cavs, aynı şekilde 2. maçın ilk devresi de harika bir takım oyunu oynadılar. Hiç Lebron odaklı değillerdi, Lebron bencil değildi. Ama ne zamanki farkı açıp takım oyunundan hem kendileri uzaklaşmaya başladı, hem de Magic diğer oyunculara savunmayı sertleştirip Lebron’ın başına Pietrus’u bırakıp onunla fazla ilgilenmemeye başladılar, işte o an Cavs çöküşe geçti.



Birinci maçta Magic’in üstün olduğu en önemli nokta pota altındaki yıldızı Howard’dı. Adeta Cavs boyalı alanındaki her şeyi yutan kara delik rolündeydi Howard. 2. maça reçeteye uygun başladılar ve maç boyu bıkmadılar aynı şeyi yapmaktan, haklıydılar. Bu Howard’ın hem dengesini hem de moralini bozdu haliyle, oyundan düştü, kayboldu hücumda. Her iki maçın ilk devrelerindeki muazzam dış atıcı savunmasını ne kadar övsek az Cavs’in ama o dış atıcılar Hidayet ve Lewis’in ürettiği çözümlere çare bulamamalarını da eleştirmek gerek. Yılın Koçu’nun farkını koyacağı yer burası olmalı. Eğer Varejao’nun iki bin kere kendini yere atarak yaptığı şeyin adı savunmaysa, Cavs’in başına gelecek çok iş var demektir. Hidayet’i West’le tutmaya çalışmak ise tam anlamıyla intihar etmek demek. Hidayet her açıdan West’ten üstün bir oyuncu. West’in hızı tek avantajı ama Hidayet karşısında çok ufak kalıyor. Magic’te kim boy gösterirse onun savunmasına James’i vermek de seriyi kaldırabilecek bir çözüm değil. Brown’ın savunmalar ve eşleşmeler üzerine daha fazla kafa yorması gerek.



Lebron James gerçekten basketbol sahalarına çok fazla gelen bir adam. O kadar kuvvetli, o kadar atletik, o kadar sert ki sanki bıraksanız iki 48 dakika daha çıkarır o bünye. 2 maçtır adeta kuvvet ve sertlik şovu yapıyor. Karşısında durabilecek Magic’in aslında tek bir oyuncu yok. Ama Stan Van Gundy’nin planı bizim verdiğimiz reçeteyle birebir uyuşuyor. İşte bu yüzden 49 attığı maçı takımı kazanamazken 35 attığı maçı son anda da olsa alabiliyor. Onun paylaşmasını ne kadar çok engellerseniz, birebir savunmada da ondan 1 salise hızlı önünde durup koşu yolunu kapatabilirseniz, işte o zaman bir şansınız olabilir. 2 maçtır bunu Van Gundy’nin Orlandosu çok iyi yapıyor.



İlk maçı Lewis’in üçlüğünden sonra kalan sürede çok iyi savunma yaparak kazanan Magic, Hidayet’in aldığı maçta 1 saniye savunma yapamayarak kaybetti. Lebron’un üçlüğü, atış stili, inanmışlı onun neden Kral lakabını almış olduğunu gösterse de, oyundan kopan Cavs’i o noktaya getiren bütün maç felaket şut atan Mo Williams’dı kuşkusuz. Onun son anlardaki 7 sayısı olmasa Magic almış başını gidiyordu. İşte o yüzden bir adam takım etmiyor, eksik parçaların mutlaka tamamlanması gerekiyor.



İlk maç Lewis 3 sayılığı ile 107-106 Orlando lehine sonuçlandı, 2. maçı ise James’in son saniye üçlüğüyle alan Cleveland oldu. İlk iki maçın yarattığı izlenim bu serinin yıldızların kapışması şeklinde geçmeyeceğini aksine savunmaların kapışıp daha takım olan tarafın kazanacağı şeklinde. İşte bu yüzden, ufacık farklarla maçların kazanılıp kaybedildiği, turu geçen tarafı belki de tek bir serbest atışın belirleyeceği böylesi bir ortamda, 2 maçtır yaşanan hakem rezaleti bir an önce son bulmalı. Cavs’in QLA’da bir evsahibi üstünlüğü olduğunu, Lebron James’in bir süper yıldız kredisine sahip olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da gerçekten fazla! Şu güzelim maçlara adeta leke sürdü hakem üçlüleri. Ortada olan her düdüğü Cavs’e çaldılar. O kadar hazırlardı ki topu onlara vermeye, bazen kendi kendilerine isyan ettiler. Verdikleri bir çok kararı oto-kontrol neticesi değiştirip düzelttiler belki ama bu onların 2 maç boyu çaldığı saçma sapan düdükleri affettirecek bir şey değil. Bu kadar da seyirciden etkilenmez, bu kadar baskı altında kalınmaz. Özellikle 2. maçın 4. çeyreğinde çaldıkları acayip düdükleri telafi etme telaşına düşüp neredeyse maçı çığrından çıkartıyorlardı ki oyuncuların sakin ruh halleri ve birbirleriyle uğraşmamaları sonucu olaylar büyümedi. Ya hakem kararları bir istikrara oturmalı ya da Euroleague hakemlerini getirsinler düdük çalmaya (İsyan noktası, şaka tabii).



2 maçta gözümüzü çıkartan bazı noktalar vardı, biri Varejao’nun rol yeteneği mesela. Bir basketbol oyuncusu bu kadar çok kendi yere nasıl atabilir anlamak imkansız. Kaç kere parkeyi süpürdü ben sayamadım, daha acı olanı her 2 düşüşünden birine düdük alması. Bir basketbolsever olarak bu tip adamlardan hiç haz etmiyorum, hatta Varejao’nun saçlarını yolmak istiyorum desem yeridir. Böyle maç kazanmaya, savunma yapmaya çalışacaksa Cavs ya da başka bir takım, o kocaman lekeyi sonra nasıl temizleyecekler düşünmek gerek.



3. ve 4. maçlar Amway Arena’da olacak. Saha avantajını eline geçiren Orlando Magic’in kendi adıma bu 2 maçı da alacağını düşünüyorum. Özellikle ilk maç çok zorlu olacaktır. James’in maç sonunda dediği şey 3. maçı anlatıyor aslında “2-0 yapmalarına izin veremezdik”, bu ne demek acilen saha avantajını almalıyız demek. Cavs’in Orlando’ya dişi pek geçmiyor deplasmanda, bu sefer seyirci avantajları da yok, ayrıca eminim ki hakem yönetimi daha ortada olacaktır. Bu yeni şartlar altında “kafa kafaya maçlarda ne yapacaklarını pek bilmiyoruz” dediğimiz Cavs son çeyreğe çift haneli farklarla giremezse biraz zor maç kazanır. O yüzden oyuna çok hızlı başlayıp tıpkı ilk 2 maçtaki gibi erken fark açmak ama bu sefer oyunu tutmak isteyeceklerdir. Başa baş giden maçları oynamaya ve kazanmaya daha alışık ve maç sonu oynamayı daha iyi bilen taraf Magic bu yüzden 1 adım önde sahasındaki maçlarda. Cavs maç alamazsa Orlando’da seri 6. maçta yine Orlando’da biter diyorum. Eğer seri Cleveland’a 2-2 taşınırsa da 7. maçta biter.



Howard’ı etkin kullanmanın bir yolunu bulacak olan Van Gundy, Lewis’i de aktif olarak kullanmaya devam edecektir. Hidayet’in rolünde en ufak bir değişiklik olmayacaktır ama Amway maçlarında Howard’la yapacağı bir çok ikili oyun ve tepe pick-n-rollerine şahit olacağız diyorum. Alston birazcık daha, ama ufacık, ucundan isabetli oynarsa Magic 2 maçı da rahat kazanır. Battie hücumda, Redick savunmada Cavs’e hediye gibi, fazla süre alamazlar en azından şu iki maçta diyorum ve Sezar’ın hakkını da Pietrus’a veriyorum. En pis dakikalarda Magic adına en pis işleri tertemiz yapmayı başardı. Bu haliyle Pietrus Magic için seneler boyu çok önemli bir kazançtır.



Son sözüm de Murat Kosova ve Kaan Kural’a. Kural Boston – Orlando serisinin 7. maçında dengelediği maç yorumu ve tarafsızlık işini şu sıralar fena yapmıyor. Ancak Murat Kosova bu sefer, Hidayet odaklı olarak çok taraftarca maç anlatmaya başladı. Boston serisinde Boston taraftarı gibiydi, dün gece Orlandoluydu adeta. Ha belki düdükler çıldırtmış olabilir diyebilirsiniz ama bana bu bahaneyi kimse yediremez. Maçı anlatacak isen objektif anlatacaksın, hele Murat Kosova isen, marka olmuş bir spor adamı isen sorumluluğun had safhada. Bir önceki seride de söyledim taraftarca maç anlatılmasını istemiyoruz, istediğimiz saf basketbol lügatı, hiçbir yere çekilemeyen, seyirciye zevk veren.



Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Son Şut Sihri – Last Shot Magic

Mayıs 23, 2009, 10:14 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Eskiyen yüzler ve formaların artık bu seviyelerde mücadele edemeyecek hale gelmiş olması nedeniyle herhalde, basketbolun yeni yıldızları, büyüyen oyuncuları ve başarıya aç adamlarıyla bezenmiş bu seneki playoff serileri bende inanılmaz bir damak tadı bıraktı. Sadece Orlando serileri için söylemiyorum bunları. Dallas, Detroit, San Antonio, Phoenix, Utah gibi takımlardan sıkılmış bir basketbol aşığı olarak bu playoff dönemi benim için tam anlamıyla muhteşem geçiyor seyir zevki açısından. Tabii ki bu zevkin doruk noktasına çıkmamı sağlayan takım Orlando Magic.



Oynadığı 15 playoff maçının 9’unu kazanan Magic 6’sını ise kaybetti takip edenlerinizin bildiği gibi. Bu kayıpların 4’ü ise son saniye şutları ile verildi. Aldığı maçların ikisini ise Magic son toplarda almayı başardı. O 2 maçı alan Hidayet ve Lewis, son topta verilen 4 maçta da 2-2 berabereler. Yani son şutu sokan adamlar o ikisinin tuttuğu adamlar. İşte basketbolun zevki burada. Bir an kahramansın, diğer an belki de suçlu. Ama bu sezon asla ve asla suçlayabilecek adam yok Magic kadrosunda, günahıyla, sevabıyla, eğlendirerek, şaşkına çevirerek getirdiler bizleri buraya kadar. Hiç kimsenin Konferans finali için şans vermediği adamlar bugün NBA finali için oynuyorlar, her şeyden önce teşekkürler her birinize.



Orlando – Cleveland eşleşmesinin aslında Cleveland’ın istediği final eşleşmesi olmadığı, onların Garnettsiz Boston’u şiddetle istediklerini söylemiştik daha önce. Kadro yapıları olarak bakıldığında Boston’a karşı şansı çok daha fazlaydı Cleveland’ın. Orlando ise 3 senedir onlara en ters gelen takımdı. King James’in bir türlü dişini geçiremediği, kazandıkları maçlarda bile ölüp ölüp dirildikleri tek takım Orlando Magic’ti. İşte o yüzden her ne kadar dinlenerek ve rakibini analiz ederek çıkmış olsalar da final serisine, izlediğimiz her iki maçta da, fark ne olursa olsun oyuncuların üzerinde bir tedirginlik olduğunu sezdik. Psikolojik avantaj dedikleri konu bu işte. Karşındaki rakip hem sana çok ters geliyor, hem son 2 sezonun en çok deplasmanda maç kazanan takımı.



İki maçı bir arada değerlendirmek gerek, birkaç ayrıntı dışında neredeyse ikisi de birbirinin kopyası çünkü. İlk maçta 16 sayıdan geriden gelip maçı alan Magic bu maçta 23 sayı geriye düşmesine karşın yine savaşarak, yine Hidayet ve Lewis’in omuzlarında döndü maça.



Cavaliers’ın reçetesi belli aslında. Bu reçeteyi en iyi uygulayan takım Sixers oldu 4 maç boyunca ilk turda Magic’e karşı. Howard’ı sert savun, ikili-üçlü sıkıştırmalarla zorla, her pozisyonda yardım getir. Yardım geldiğinde riske edeceğin adam ya Lee ya da Alston olsun. Lee sakatlık çıkıp gelmiş, şut ritmini daha yakalayamamış ve ne olursa olsun bir çaylak, Alston ise kariyerinde ilk kez bu seviyede takımını oynatmak zorunda olan, hızla dibe doğru çakılan bir oyun kurucu. Hücumda tempoyu sakın hızlandırma, hızlandırma ki fast-break yeme, hep set savunması yap. Pick-n-roll’lerdeki adam değişimlerinde mutlaka yardım getir. Görüldüğü gibi öyle deveye hendek atlatmak gibi çok da zor bir iş değil yapmaları gereken aslında. Ama karşılarında psikolojik olarak bir adım önde olan ve aşırı patlayıcı bir takım var.



Orlando’nun reçetesini vermiştik zaten. Devamlı yorumcularımızdan Sevgili tolga da katkılarda bulunmuştu. Ama reçetenin birinci ilacı şuydu: Bırak Lebron oynasın, arkadaşlarını oynatamadan! Lebron ne zaman takımı oynatmaya başlarsa işte o zaman sıkıntı baş gösteriyor. İlk maçın ilk devresinde muhteşem bir takımdı Cavs, aynı şekilde 2. maçın ilk devresi de harika bir takım oyunu oynadılar. Hiç Lebron odaklı değillerdi, Lebron bencil değildi. Ama ne zamanki farkı açıp takım oyunundan hem kendileri uzaklaşmaya başladı, hem de Magic diğer oyunculara savunmayı sertleştirip Lebron’ın başına Pietrus’u bırakıp onunla fazla ilgilenmemeye başladılar, işte o an Cavs çöküşe geçti.



Birinci maçta Magic’in üstün olduğu en önemli nokta pota altındaki yıldızı Howard’dı. Adeta Cavs boyalı alanındaki her şeyi yutan kara delik rolündeydi Howard. 2. maça reçeteye uygun başladılar ve maç boyu bıkmadılar aynı şeyi yapmaktan, haklıydılar. Bu Howard’ın hem dengesini hem de moralini bozdu haliyle, oyundan düştü, kayboldu hücumda. Her iki maçın ilk devrelerindeki muazzam dış atıcı savunmasını ne kadar övsek az Cavs’in ama o dış atıcılar Hidayet ve Lewis’in ürettiği çözümlere çare bulamamalarını da eleştirmek gerek. Yılın Koçu’nun farkını koyacağı yer burası olmalı. Eğer Varejao’nun iki bin kere kendini yere atarak yaptığı şeyin adı savunmaysa, Cavs’in başına gelecek çok iş var demektir. Hidayet’i West’le tutmaya çalışmak ise tam anlamıyla intihar etmek demek. Hidayet her açıdan West’ten üstün bir oyuncu. West’in hızı tek avantajı ama Hidayet karşısında çok ufak kalıyor. Magic’te kim boy gösterirse onun savunmasına James’i vermek de seriyi kaldırabilecek bir çözüm değil. Brown’ın savunmalar ve eşleşmeler üzerine daha fazla kafa yorması gerek.



Lebron James gerçekten basketbol sahalarına çok fazla gelen bir adam. O kadar kuvvetli, o kadar atletik, o kadar sert ki sanki bıraksanız iki 48 dakika daha çıkarır o bünye. 2 maçtır adeta kuvvet ve sertlik şovu yapıyor. Karşısında durabilecek Magic’in aslında tek bir oyuncu yok. Ama Stan Van Gundy’nin planı bizim verdiğimiz reçeteyle birebir uyuşuyor. İşte bu yüzden 49 attığı maçı takımı kazanamazken 35 attığı maçı son anda da olsa alabiliyor. Onun paylaşmasını ne kadar çok engellerseniz, birebir savunmada da ondan 1 salise hızlı önünde durup koşu yolunu kapatabilirseniz, işte o zaman bir şansınız olabilir. 2 maçtır bunu Van Gundy’nin Orlandosu çok iyi yapıyor.



İlk maçı Lewis’in üçlüğünden sonra kalan sürede çok iyi savunma yaparak kazanan Magic, Hidayet’in aldığı maçta 1 saniye savunma yapamayarak kaybetti. Lebron’un üçlüğü, atış stili, inanmışlı onun neden Kral lakabını almış olduğunu gösterse de, oyundan kopan Cavs’i o noktaya getiren bütün maç felaket şut atan Mo Williams’dı kuşkusuz. Onun son anlardaki 7 sayısı olmasa Magic almış başını gidiyordu. İşte o yüzden bir adam takım etmiyor, eksik parçaların mutlaka tamamlanması gerekiyor.



İlk maç Lewis 3 sayılığı ile 107-106 Orlando lehine sonuçlandı, 2. maçı ise James’in son saniye üçlüğüyle alan Cleveland oldu. İlk iki maçın yarattığı izlenim bu serinin yıldızların kapışması şeklinde geçmeyeceğini aksine savunmaların kapışıp daha takım olan tarafın kazanacağı şeklinde. İşte bu yüzden, ufacık farklarla maçların kazanılıp kaybedildiği, turu geçen tarafı belki de tek bir serbest atışın belirleyeceği böylesi bir ortamda, 2 maçtır yaşanan hakem rezaleti bir an önce son bulmalı. Cavs’in QLA’da bir evsahibi üstünlüğü olduğunu, Lebron James’in bir süper yıldız kredisine sahip olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da gerçekten fazla! Şu güzelim maçlara adeta leke sürdü hakem üçlüleri. Ortada olan her düdüğü Cavs’e çaldılar. O kadar hazırlardı ki topu onlara vermeye, bazen kendi kendilerine isyan ettiler. Verdikleri bir çok kararı oto-kontrol neticesi değiştirip düzelttiler belki ama bu onların 2 maç boyu çaldığı saçma sapan düdükleri affettirecek bir şey değil. Bu kadar da seyirciden etkilenmez, bu kadar baskı altında kalınmaz. Özellikle 2. maçın 4. çeyreğinde çaldıkları acayip düdükleri telafi etme telaşına düşüp neredeyse maçı çığrından çıkartıyorlardı ki oyuncuların sakin ruh halleri ve birbirleriyle uğraşmamaları sonucu olaylar büyümedi. Ya hakem kararları bir istikrara oturmalı ya da Euroleague hakemlerini getirsinler düdük çalmaya (İsyan noktası, şaka tabii).



2 maçta gözümüzü çıkartan bazı noktalar vardı, biri Varejao’nun rol yeteneği mesela. Bir basketbol oyuncusu bu kadar çok kendi yere nasıl atabilir anlamak imkansız. Kaç kere parkeyi süpürdü ben sayamadım, daha acı olanı her 2 düşüşünden birine düdük alması. Bir basketbolsever olarak bu tip adamlardan hiç haz etmiyorum, hatta Varejao’nun saçlarını yolmak istiyorum desem yeridir. Böyle maç kazanmaya, savunma yapmaya çalışacaksa Cavs ya da başka bir takım, o kocaman lekeyi sonra nasıl temizleyecekler düşünmek gerek.



3. ve 4. maçlar Amway Arena’da olacak. Saha avantajını eline geçiren Orlando Magic’in kendi adıma bu 2 maçı da alacağını düşünüyorum. Özellikle ilk maç çok zorlu olacaktır. James’in maç sonunda dediği şey 3. maçı anlatıyor aslında “2-0 yapmalarına izin veremezdik”, bu ne demek acilen saha avantajını almalıyız demek. Cavs’in Orlando’ya dişi pek geçmiyor deplasmanda, bu sefer seyirci avantajları da yok, ayrıca eminim ki hakem yönetimi daha ortada olacaktır. Bu yeni şartlar altında “kafa kafaya maçlarda ne yapacaklarını pek bilmiyoruz” dediğimiz Cavs son çeyreğe çift haneli farklarla giremezse biraz zor maç kazanır. O yüzden oyuna çok hızlı başlayıp tıpkı ilk 2 maçtaki gibi erken fark açmak ama bu sefer oyunu tutmak isteyeceklerdir. Başa baş giden maçları oynamaya ve kazanmaya daha alışık ve maç sonu oynamayı daha iyi bilen taraf Magic bu yüzden 1 adım önde sahasındaki maçlarda. Cavs maç alamazsa Orlando’da seri 6. maçta yine Orlando’da biter diyorum. Eğer seri Cleveland’a 2-2 taşınırsa da 7. maçta biter.



Howard’ı etkin kullanmanın bir yolunu bulacak olan Van Gundy, Lewis’i de aktif olarak kullanmaya devam edecektir. Hidayet’in rolünde en ufak bir değişiklik olmayacaktır ama Amway maçlarında Howard’la yapacağı bir çok ikili oyun ve tepe pick-n-rollerine şahit olacağız diyorum. Alston birazcık daha, ama ufacık, ucundan isabetli oynarsa Magic 2 maçı da rahat kazanır. Battie hücumda, Redick savunmada Cavs’e hediye gibi, fazla süre alamazlar en azından şu iki maçta diyorum ve Sezar’ın hakkını da Pietrus’a veriyorum. En pis dakikalarda Magic adına en pis işleri tertemiz yapmayı başardı. Bu haliyle Pietrus Magic için seneler boyu çok önemli bir kazançtır.



Son sözüm de Murat Kosova ve Kaan Kural’a. Kural Boston – Orlando serisinin 7. maçında dengelediği maç yorumu ve tarafsızlık işini şu sıralar fena yapmıyor. Ancak Murat Kosova bu sefer, Hidayet odaklı olarak çok taraftarca maç anlatmaya başladı. Boston serisinde Boston taraftarı gibiydi, dün gece Orlandoluydu adeta. Ha belki düdükler çıldırtmış olabilir diyebilirsiniz ama bana bu bahaneyi kimse yediremez. Maçı anlatacak isen objektif anlatacaksın, hele Murat Kosova isen, marka olmuş bir spor adamı isen sorumluluğun had safhada. Bir önceki seride de söyledim taraftarca maç anlatılmasını istemiyoruz, istediğimiz saf basketbol lügatı, hiçbir yere çekilemeyen, seyirciye zevk veren.



Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

The Return of the King

Mayıs 23, 2009, 5:38 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Hidayet ve Lewis çok direndi ama kralın dönüşü muhteşem oldu. Son şutta üçlükle sadece 1 saniye kala maçı aldı James. Seri 1-1’e gelmiş olsa da Magic çok önemli bir mesaj verdi. Muhteşem bir heyecan, iğrenç hakemler ve 23 sayıdan geri dönen Magic sabahımızı şenlendirdi. (2 maçın yazısı kombin olarak bugün burada olacak.)

>The Return of the King

Mayıs 23, 2009, 5:38 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Hidayet ve Lewis çok direndi ama kralın dönüşü muhteşem oldu. Son şutta üçlükle sadece 1 saniye kala maçı aldı James. Seri 1-1’e gelmiş olsa da Magic çok önemli bir mesaj verdi. Muhteşem bir heyecan, iğrenç hakemler ve 23 sayıdan geri dönen Magic sabahımızı şenlendirdi. (2 maçın yazısı kombin olarak bugün burada olacak.)

>Lebron Silencer

Mayıs 21, 2009, 1:42 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu maç basketboldan az da olsa anladığımızın bir göstergesi oldu. Neden böyle söylediğimizi merak edenler Boston-Orlando 7. maç yazısına bakabilirler (Veni Vidi Vici). Aşırı yoğunum ve az sonra da bir Kongre içi şehir dışına çıkacağım, o nedenle ayrıntılı bir maç yazısını sanırım ancak gece saatlerinde fırsat bulursam yazabilirim. Hidayet’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu, Van Gundy’nin ne kadar önemli bir Koç olduğunu, Lewis’in o kontratı neden aldığını nasıl gösterdiğinden biraz bahsedeceğim. İlk fırsatta görüşürüz.

Lebron Silencer

Mayıs 21, 2009, 1:42 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bu maç basketboldan az da olsa anladığımızın bir göstergesi oldu. Neden böyle söylediğimizi merak edenler Boston-Orlando 7. maç yazısına bakabilirler (Veni Vidi Vici). Aşırı yoğunum ve az sonra da bir Kongre içi şehir dışına çıkacağım, o nedenle ayrıntılı bir maç yazısını sanırım ancak gece saatlerinde fırsat bulursam yazabilirim. Hidayet’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu, Van Gundy’nin ne kadar önemli bir Koç olduğunu, Lewis’in o kontratı neden aldığını nasıl gösterdiğinden biraz bahsedeceğim. İlk fırsatta görüşürüz.

>MVP : Lebron James

Mayıs 4, 2009, 9:44 pm | Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

HEPİMİZ ŞAHİDİZ!

MVP : Lebron James

Mayıs 4, 2009, 9:44 pm | Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

HEPİMİZ ŞAHİDİZ!

NBA’de Yılın Koçu: Mike Brown

Nisan 20, 2009, 8:09 pm | Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Takımı NBA birincisi, herkesi silindir gibi ezip geçiyorlar, üstelik her şeyi Lebron yapmıyor. Cavs iyi bir takım olduysa onun sayesinde. Senelerce çok tartışıldı koçluk yeteneği. Her geçen gün üzerine koyarak devam ediyor. Lebron onun için bir şanstı, şansı fırsata çevirmeyi bildi, başkaları gibi yıldızına yaslanıp beklemedi. Kim ne derse desin NBA’de yılın koçu o, o Mike Brown!

>NBA’de Yılın Koçu: Mike Brown

Nisan 20, 2009, 8:09 pm | Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Takımı NBA birincisi, herkesi silindir gibi ezip geçiyorlar, üstelik her şeyi Lebron yapmıyor. Cavs iyi bir takım olduysa onun sayesinde. Senelerce çok tartışıldı koçluk yeteneği. Her geçen gün üzerine koyarak devam ediyor. Lebron onun için bir şanstı, şansı fırsata çevirmeyi bildi, başkaları gibi yıldızına yaslanıp beklemedi. Kim ne derse desin NBA’de yılın koçu o, o Mike Brown!

Sezona Veda, Play-Off’a Merhaba

Nisan 17, 2009, 8:30 am | Boston Celtics, Charlotte Bobcats, Chicago Bulls, Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sezonun son maçında hafif sakatlıkları bulunan Hidayet ve Lewis otururken, Howard bu sefer sahadaydı ama o da sadece 2 çeyrek oynadı. Bobcats galibiyeti daha ziyade yedekler açısından bir moral maçı oldu. Battie, Pietrus gibi adamlar takımı sürükleyen isimler oldular ve güven tazelediler. Bu pozitif enerji onların play-offlardaki tamamlayıcılıklarına katkı sağlayacaktır. Aynı akşam Chicago Toronto’ya yenilirken, Philly sürpriz şekilde deplasmanda Cleveland’ı mağlup edince 6-7 sıralaması bir anda değişti ve Philly 6. sıraya tırmandı. İnsanın aklına ister istemez acaba Chicago ve Cleveland hinlik mi yaptı sorusu takılıyor ama ufak ihtimal tabii. Gerçi pota altını Miller kısa rotasyonunu Salmons ile kuvvetlendirmiş olan Chicago Garnettsiz Boston’u Orlando’ya da tercih etmiş olabilir ama Philly’nin Cavs’i yeneceğini nereden bileceklerdi. Belki de Cavs Sixers değil de Bulls Boston’a diş geçirebilir diye düşünüp Sixers’a da yatmış olabilir, ama son saniye de yatılır yatılsa. Aman komplo teorileri işte. Dün bütün gün Adliye’de olunca bilirkişilik dolayısıyla kafam bunlara çalışmaya başladı herhalde 🙂

>Sezona Veda, Play-Off’a Merhaba

Nisan 17, 2009, 8:30 am | Boston Celtics, Charlotte Bobcats, Chicago Bulls, Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Sezonun son maçında hafif sakatlıkları bulunan Hidayet ve Lewis otururken, Howard bu sefer sahadaydı ama o da sadece 2 çeyrek oynadı. Bobcats galibiyeti daha ziyade yedekler açısından bir moral maçı oldu. Battie, Pietrus gibi adamlar takımı sürükleyen isimler oldular ve güven tazelediler. Bu pozitif enerji onların play-offlardaki tamamlayıcılıklarına katkı sağlayacaktır. Aynı akşam Chicago Toronto’ya yenilirken, Philly sürpriz şekilde deplasmanda Cleveland’ı mağlup edince 6-7 sıralaması bir anda değişti ve Philly 6. sıraya tırmandı. İnsanın aklına ister istemez acaba Chicago ve Cleveland hinlik mi yaptı sorusu takılıyor ama ufak ihtimal tabii. Gerçi pota altını Miller kısa rotasyonunu Salmons ile kuvvetlendirmiş olan Chicago Garnettsiz Boston’u Orlando’ya da tercih etmiş olabilir ama Philly’nin Cavs’i yeneceğini nereden bileceklerdi. Belki de Cavs Sixers değil de Bulls Boston’a diş geçirebilir diye düşünüp Sixers’a da yatmış olabilir, ama son saniye de yatılır yatılsa. Aman komplo teorileri işte. Dün bütün gün Adliye’de olunca bilirkişilik dolayısıyla kafam bunlara çalışmaya başladı herhalde 🙂

>Farklı Hedefler Peşinde Bir Takım

Nisan 8, 2009, 9:20 am | Cleveland Cavs, Detroit Pistons, Houston Rockets, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
Houston deplasmanında alınacak bir galibiyet Orlando’yu 2.lik hedefinde potada tutacaktı. Keza aynı şekilde Toronto maçı verilmese de aynı durum söz konusuydu. Houston da Batı’da en az finallere kadar Lakers’tan uzak durmak istiyor bu yüzden 2 ya 3. sırayı zorluyordu. Her iki takımın da mutlak kazanması gereken bir maç anlayacağınız. Lige girdiğinden beri Howard’ı adım adım takip eden biri olarak Yao ile eşleşmesini dört gözle bekliyordum. Ligin bütün pivotlarını madara eden “Adam Çocuk” Çinli Dev’e karşı neler yapacaktı. Her ikisinin de bu kadar formdayken karşılaştığını görmemiştik. Açıkçası maç sonunda bu konuyla ilgili düşüncem “aman bir daha görmeyelim!” oldu. bu sefer madara olan Howard oldu. Daha kullandığı ilk iki topta bloğu yedi Yao’dan yetmedi bütün reverselerinde karşında Çin Seedi duruyordu, o da yetmedi morali bozuldukça diğer Houston uzunları adeta Howard’la kedinin fareyle oynadığı gibi oynadılar. bir dönem Hakan Şükür için söylenirdi maça nasıl başlarsa öyle gider diye Howard da gerçekten öyle. Koca sezonda en fazla 2-3 kez yaşadığı sıkıntıyı bu sabah tam 48 dakika hissetti. Yao tam anlamıyla ezdi Howard’ı.

Buraya kadar her şey normal. Tanıdığımız Van Gundy böylesi bir durumda Howard’dan oynamayı keser, Yao’yu koşturur, dış şutlarla Howard’ı unutturur sonradan devreye alırdı. Ama Van Gundy tam aksine bütün maç bütün topları Howard’a indirtti. Adeta o sıkıntıyı, acıyı yaşamasını istedi oyuncusunun. Houston play-off sertliğinde oynuyordu ama Yao Ming final serisinin son maçında gibiydi. Howard’dan çözüm üretmesini bekledi sanırım Van Gundy. Maçın sonuna doğru Yao’nun biraz da olsa yorulduğu anlarda Howard yay dışına çıkardığı paslarla savunmasını biraz yumuşattı ancak bu sefer dış şutlar isabetli olmadı Magic’te. Son dakikalarda Houston üst üste hücumlardan boş dönerken 3’ü Howard’ın pasında tam 5 boşluk kaçırdı Magic. Belki onlar girse maç alınabilirdi ancak Van Gundy’nin hiç maçı almak istiyor gibi bir görüntüsü yoktu kenarda. 20 sayılarla önde olunan maçlarda bile yerinden hoplayan adam hep oturdu. Hatta ötesinde son 1,5 dakikada fark 10 sayıyken tam saha pres, taktik faul ve çabuk şut çalışması yaptırdı adeta takımına ve son ana kadar da devam etti. Rockets seyircisi bayağı yuhaladı Van Gundy’nin son 1,5 dakika kalan bütün molalarını kullanıp bu anlayışı gütmesini. Sonuç olarak T-Macsiz Rockets muazzam bir savunma takımı olduğunu ve konsantrasyon sağladıklarında her rakibi yenebileceklerini gösterdi.

Van Gundy’nin tavrını gördükten sonra aklıma doğrusu bir tek şey geliyor. Van Gundy 2. olmak istemiyor. Aksine 3. sırada kalmak istiyor sanki. Nedeni de Detroit Pistons. Senelerdir Orlando’ya kabir azabı niteliğinde bir sıkıntı yaratan tek takım olan Pistons’ı 7. veya 8. olma ihtimaline göre Cavs veya Celtics’le başbaşa bırakmak istiyor. Gözüken o ki fikstürü Chicago’ya göre biraz daha iyi olan Pistons konferansı 7. bitirecek, bu durumda konferans 2.si Boston. Garnett’in sakatlığının ne olduğu belli değil, Rondo devamlı bileğini burkmakta ve Pistons’ta R.Wallace geri dönmüş durumda. Orlando-Detroit eşleşmesi psikolojik açıdan Pistons’ı bir adım öne taşırken, benzer şekilde daha ilk turda Detroit’le oynayacak olmak Boston’ı kafaca yoracaktır. Ha Detroit 7 olmadı da 8 kaldı diyelim bu sefer Cavaliers’ın işi ilk turda çok zor olacak. Nereden bakılırsa bakılsın Magic saha avantajını bir tarafa bıraktı, Detroit’le oynamaktansa Miami ya da Philadelphia’yı istiyor. Kızamam, eleştiri yapamam, psikolojik etkenler çoğu zaman avantajları yok etmekte.

Farklı Hedefler Peşinde Bir Takım

Nisan 8, 2009, 9:20 am | Cleveland Cavs, Detroit Pistons, Houston Rockets, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Houston deplasmanında alınacak bir galibiyet Orlando’yu 2.lik hedefinde potada tutacaktı. Keza aynı şekilde Toronto maçı verilmese de aynı durum söz konusuydu. Houston da Batı’da en az finallere kadar Lakers’tan uzak durmak istiyor bu yüzden 2 ya 3. sırayı zorluyordu. Her iki takımın da mutlak kazanması gereken bir maç anlayacağınız. Lige girdiğinden beri Howard’ı adım adım takip eden biri olarak Yao ile eşleşmesini dört gözle bekliyordum. Ligin bütün pivotlarını madara eden “Adam Çocuk” Çinli Dev’e karşı neler yapacaktı. Her ikisinin de bu kadar formdayken karşılaştığını görmemiştik. Açıkçası maç sonunda bu konuyla ilgili düşüncem “aman bir daha görmeyelim!” oldu. bu sefer madara olan Howard oldu. Daha kullandığı ilk iki topta bloğu yedi Yao’dan yetmedi bütün reverselerinde karşında Çin Seedi duruyordu, o da yetmedi morali bozuldukça diğer Houston uzunları adeta Howard’la kedinin fareyle oynadığı gibi oynadılar. bir dönem Hakan Şükür için söylenirdi maça nasıl başlarsa öyle gider diye Howard da gerçekten öyle. Koca sezonda en fazla 2-3 kez yaşadığı sıkıntıyı bu sabah tam 48 dakika hissetti. Yao tam anlamıyla ezdi Howard’ı.

Buraya kadar her şey normal. Tanıdığımız Van Gundy böylesi bir durumda Howard’dan oynamayı keser, Yao’yu koşturur, dış şutlarla Howard’ı unutturur sonradan devreye alırdı. Ama Van Gundy tam aksine bütün maç bütün topları Howard’a indirtti. Adeta o sıkıntıyı, acıyı yaşamasını istedi oyuncusunun. Houston play-off sertliğinde oynuyordu ama Yao Ming final serisinin son maçında gibiydi. Howard’dan çözüm üretmesini bekledi sanırım Van Gundy. Maçın sonuna doğru Yao’nun biraz da olsa yorulduğu anlarda Howard yay dışına çıkardığı paslarla savunmasını biraz yumuşattı ancak bu sefer dış şutlar isabetli olmadı Magic’te. Son dakikalarda Houston üst üste hücumlardan boş dönerken 3’ü Howard’ın pasında tam 5 boşluk kaçırdı Magic. Belki onlar girse maç alınabilirdi ancak Van Gundy’nin hiç maçı almak istiyor gibi bir görüntüsü yoktu kenarda. 20 sayılarla önde olunan maçlarda bile yerinden hoplayan adam hep oturdu. Hatta ötesinde son 1,5 dakikada fark 10 sayıyken tam saha pres, taktik faul ve çabuk şut çalışması yaptırdı adeta takımına ve son ana kadar da devam etti. Rockets seyircisi bayağı yuhaladı Van Gundy’nin son 1,5 dakika kalan bütün molalarını kullanıp bu anlayışı gütmesini. Sonuç olarak T-Macsiz Rockets muazzam bir savunma takımı olduğunu ve konsantrasyon sağladıklarında her rakibi yenebileceklerini gösterdi.

Van Gundy’nin tavrını gördükten sonra aklıma doğrusu bir tek şey geliyor. Van Gundy 2. olmak istemiyor. Aksine 3. sırada kalmak istiyor sanki. Nedeni de Detroit Pistons. Senelerdir Orlando’ya kabir azabı niteliğinde bir sıkıntı yaratan tek takım olan Pistons’ı 7. veya 8. olma ihtimaline göre Cavs veya Celtics’le başbaşa bırakmak istiyor. Gözüken o ki fikstürü Chicago’ya göre biraz daha iyi olan Pistons konferansı 7. bitirecek, bu durumda konferans 2.si Boston. Garnett’in sakatlığının ne olduğu belli değil, Rondo devamlı bileğini burkmakta ve Pistons’ta R.Wallace geri dönmüş durumda. Orlando-Detroit eşleşmesi psikolojik açıdan Pistons’ı bir adım öne taşırken, benzer şekilde daha ilk turda Detroit’le oynayacak olmak Boston’ı kafaca yoracaktır. Ha Detroit 7 olmadı da 8 kaldı diyelim bu sefer Cavaliers’ın işi ilk turda çok zor olacak. Nereden bakılırsa bakılsın Magic saha avantajını bir tarafa bıraktı, Detroit’le oynamaktansa Miami ya da Philadelphia’yı istiyor. Kızamam, eleştiri yapamam, psikolojik etkenler çoğu zaman avantajları yok etmekte.

>Cleveland’a Kamyon Çarptı

Nisan 4, 2009, 7:01 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Hava atışından son saniyeye kadar acayip dengesiz bir maç oldu. Sanki Magic’in karşısına çıkan ekip Lig lideri Cavs değil de lig sonuncusuydu. Lebron James dışında ben bu maçı kazanmayı boşverin, oynamaya geldim diyen oyuncu bile yoktu. Az skorlu bir karşılaşma olacağı ve özellikle Magic’in savunmaya konsantre olacağını söylemiştim. Gerçekten de öyle oldu ama Cavs’in yerinde yeller esince ciddi bir fark oluşturdu Magic hücumu. Sıkışan maçları açmakta Magic Hidayet’ten çok faydalanır ve Hidayet’in kullandığı şut sayısı yüksekse anlarız ki rakip Howard ve Lewis’i kitlemiş. Maç boyu Hidayet kendini şut kullanmak zorunda bile hissetmedi. Sadece 7 şut çıktı Hidayet’in elinden. Yedekler ilerleyen dakikalarda fark 40 sayıları geçince bolca süre aldılar. Hatta Foyle bile forma giydi, düşünün artık Cavs ne kadar kötüydü. Sanırım Cavs ve Magic arasında bir kaç sene daha böylesi bir maç görmeyiz. Ancak şu skoru gördükten sonra son Toronto mağlubiyetine yanmamak elde değil. O maç kazanılmış olsa Cavs ile sadece 2 maçlık bir fark kalacaktı. Bu moral ve form durumuyla maç kaybetmesi muhtemel olan Cavs’in elinden belki de Doğu 1.liğini alma şansı doğacaktı, hiç olmadı tepe karışacaktı. Yapacak bir şey yok artık, kalan tüm maçları kazanmak zorunda Magic ve rakiplerinin özellikle de Boston’un tökezlemesini beklemek durumunda.

Cleveland’a Kamyon Çarptı

Nisan 4, 2009, 7:01 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hava atışından son saniyeye kadar acayip dengesiz bir maç oldu. Sanki Magic’in karşısına çıkan ekip Lig lideri Cavs değil de lig sonuncusuydu. Lebron James dışında ben bu maçı kazanmayı boşverin, oynamaya geldim diyen oyuncu bile yoktu. Az skorlu bir karşılaşma olacağı ve özellikle Magic’in savunmaya konsantre olacağını söylemiştim. Gerçekten de öyle oldu ama Cavs’in yerinde yeller esince ciddi bir fark oluşturdu Magic hücumu. Sıkışan maçları açmakta Magic Hidayet’ten çok faydalanır ve Hidayet’in kullandığı şut sayısı yüksekse anlarız ki rakip Howard ve Lewis’i kitlemiş. Maç boyu Hidayet kendini şut kullanmak zorunda bile hissetmedi. Sadece 7 şut çıktı Hidayet’in elinden. Yedekler ilerleyen dakikalarda fark 40 sayıları geçince bolca süre aldılar. Hatta Foyle bile forma giydi, düşünün artık Cavs ne kadar kötüydü. Sanırım Cavs ve Magic arasında bir kaç sene daha böylesi bir maç görmeyiz. Ancak şu skoru gördükten sonra son Toronto mağlubiyetine yanmamak elde değil. O maç kazanılmış olsa Cavs ile sadece 2 maçlık bir fark kalacaktı. Bu moral ve form durumuyla maç kaybetmesi muhtemel olan Cavs’in elinden belki de Doğu 1.liğini alma şansı doğacaktı, hiç olmadı tepe karışacaktı. Yapacak bir şey yok artık, kalan tüm maçları kazanmak zorunda Magic ve rakiplerinin özellikle de Boston’un tökezlemesini beklemek durumunda.

Doğu Cephesi Muharebesi

Nisan 3, 2009, 3:37 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu sabaha karşı saatler 03:10’u gösterdiğinde Doğu Konferansının play-off finaline ışık tutacak bir maç başlayacak. Orlando Magic sahasında Konferans ve NBA lideri Cleveland Cavaliers’ı konuk edecek. Dün gece Wizards deplasmanında beklemediği bir tokat yiyen Lebron ve tayfası kendilerine ters gelen Magic’i iyice 3. sıraya itip liderliklerini pekiştirmek isteyecekler. Öte yandan Alston’ın gelmesiyle özellikle son maçlarda ritmini yakalan Orlando’nun 3 Büyüğü Howard, Lewis ve Hidayet Amway Arena’yı Kralın askerlerine dar etmek için hazırlar. Muhteşem bir maç olacak, özellikle savunmaların kıran kırana kapışmasını izleyeceğiz ve bence 3 hanelere kolay kolay gitmeyen bir skorla karşılacağız. Basketbolseverler için hafta sonuna zevkli başlamak için iyi bir fırsattır kaçırmayın derim. Fanatizmimden dolayı tabii ki Orlando saflarındayım yine ve mesaj veren bir galibiyetin duacısıyım. Haydi Magic, 20. yıl şerefine!

>Doğu Cephesi Muharebesi

Nisan 3, 2009, 3:37 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu sabaha karşı saatler 03:10’u gösterdiğinde Doğu Konferansının play-off finaline ışık tutacak bir maç başlayacak. Orlando Magic sahasında Konferans ve NBA lideri Cleveland Cavaliers’ı konuk edecek. Dün gece Wizards deplasmanında beklemediği bir tokat yiyen Lebron ve tayfası kendilerine ters gelen Magic’i iyice 3. sıraya itip liderliklerini pekiştirmek isteyecekler. Öte yandan Alston’ın gelmesiyle özellikle son maçlarda ritmini yakalan Orlando’nun 3 Büyüğü Howard, Lewis ve Hidayet Amway Arena’yı Kralın askerlerine dar etmek için hazırlar. Muhteşem bir maç olacak, özellikle savunmaların kıran kırana kapışmasını izleyeceğiz ve bence 3 hanelere kolay kolay gitmeyen bir skorla karşılacağız. Basketbolseverler için hafta sonuna zevkli başlamak için iyi bir fırsattır kaçırmayın derim. Fanatizmimden dolayı tabii ki Orlando saflarındayım yine ve mesaj veren bir galibiyetin duacısıyım. Haydi Magic, 20. yıl şerefine!

>Cleveland’da Play-off Provası

Mart 18, 2009, 11:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Çok güzel bir maç oldu, tam play-off havasındaydı hem oyuncular hem hakemler. Son saniyeye kadar kopmayan bir maç, hatalı hakem kararları, göz alıcı performanslar ve hayal kırıklıkları. Yaşanan heyecan ve alınan zevk play-offlar için tüm NBA severlere umut verdi. 1:24 kala 93-92 öne geçen Magic’i önce James’in uzak üçlüğü sonra Howard’a 1 saniyede çalınan 3 saniye kaarı yaktı. 43 sayı atan James son noktayı serbest atışlarla koyarken Lewis hariç Magic takımının performansı şahaneydi. Hep takım olmaktan bahsettik, dün gece Magic tam bir takım gibiydi. Alston gerektiğinde sayı yükünü kaldırabileceğini de gösterirken Lee hiç çaylak gibi oynamadı. Howard üzerindeki baskıyı dışarı dağıttığı toplarla aşmaya çalışırken, Pietrus isteneni yaptı yine bençten gelip. Tek sorun Lewis’deydi, takım sahaya çıkarken o evde kalmış gibiydi, son bir kaç maçta öylesine kötü şut atıyor ki sanki yerinde dublörü oynuyor (Son 4 maçta 26’da 3 üçlük isabeti biraz fikir verir herhalde). Dün geceki maç Cleveland’ın 30-1’lik iç saha galibiyet oranını yakalarken biraz da olsa destek aldığının açık ispatıydı ama en önemlisi James’in o şutu sokamadığı maçların kaybedileceğinin ve her kimle oynarlarsa oynasınlar, rakipleri disiplinli mücadele ettikçe çok zorlanacaklarının göstergesiydi. Dün gece Nisan-Haziran arasına bir prova yaptık, çok ama çok zevk aldık.

Cleveland’da Play-off Provası

Mart 18, 2009, 11:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Çok güzel bir maç oldu, tam play-off havasındaydı hem oyuncular hem hakemler. Son saniyeye kadar kopmayan bir maç, hatalı hakem kararları, göz alıcı performanslar ve hayal kırıklıkları. Yaşanan heyecan ve alınan zevk play-offlar için tüm NBA severlere umut verdi. 1:24 kala 93-92 öne geçen Magic’i önce James’in uzak üçlüğü sonra Howard’a 1 saniyede çalınan 3 saniye kaarı yaktı. 43 sayı atan James son noktayı serbest atışlarla koyarken Lewis hariç Magic takımının performansı şahaneydi. Hep takım olmaktan bahsettik, dün gece Magic tam bir takım gibiydi. Alston gerektiğinde sayı yükünü kaldırabileceğini de gösterirken Lee hiç çaylak gibi oynamadı. Howard üzerindeki baskıyı dışarı dağıttığı toplarla aşmaya çalışırken, Pietrus isteneni yaptı yine bençten gelip. Tek sorun Lewis’deydi, takım sahaya çıkarken o evde kalmış gibiydi, son bir kaç maçta öylesine kötü şut atıyor ki sanki yerinde dublörü oynuyor (Son 4 maçta 26’da 3 üçlük isabeti biraz fikir verir herhalde). Dün geceki maç Cleveland’ın 30-1’lik iç saha galibiyet oranını yakalarken biraz da olsa destek aldığının açık ispatıydı ama en önemlisi James’in o şutu sokamadığı maçların kaybedileceğinin ve her kimle oynarlarsa oynasınlar, rakipleri disiplinli mücadele ettikçe çok zorlanacaklarının göstergesiydi. Dün gece Nisan-Haziran arasına bir prova yaptık, çok ama çok zevk aldık.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.