>Antalya’dan Kalanlar

Ocak 19, 2010, 12:58 pm | Antalyaspor, Fenerbahçe, Futbol, türkiye kupası kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>* Andre Santos asıl mevkisinde oynadığında Roberto Carlos’tan daha iyiymiş.
* Fenerbahçe’nin forvet ya da hücuma dönük orta saha oyuncusuna değil acilen stopere ihtiyacı varmış.
* Gökhan Gönül’süz bir Fenerbahçe’nin kanadı kırıkmış.
* Kimsenin beğenmediği Mehmet Topuz ve Kazım aslında çok işe yarıyormuş.
* Fenerbahçe çift forvet oynarsa Güiza daha faydalı oluyormuş.
* Fener ya Güiza – Gökhan ya da Alex – Semih ikilileriyle oynamalıymış.
* Necati kendine neredeyse kendine gelmiş.
* Yalçın Ayhan kendini çok geliştirmiş.
* Şifo Mehmet Tita’yı Şifo Tita yapmış, yapmış da niye çıkarmış gerçekten? Kıskandı herhal 🙂
* Şu Ömer Çatkıç da yaşlanmadı gitti be arkadaş!
* Djehoua mıdır nedir, ben ondan korkuyorum abi ya!

Antalya’dan Kalanlar

Ocak 19, 2010, 12:58 pm | Antalyaspor, Fenerbahçe, Futbol, türkiye kupası kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

* Andre Santos asıl mevkisinde oynadığında Roberto Carlos’tan daha iyiymiş.
* Fenerbahçe’nin forvet ya da hücuma dönük orta saha oyuncusuna değil acilen stopere ihtiyacı varmış.
* Gökhan Gönül’süz bir Fenerbahçe’nin kanadı kırıkmış.
* Kimsenin beğenmediği Mehmet Topuz ve Kazım aslında çok işe yarıyormuş.
* Fenerbahçe çift forvet oynarsa Güiza daha faydalı oluyormuş.
* Fener ya Güiza – Gökhan ya da Alex – Semih ikilileriyle oynamalıymış.
* Necati kendine neredeyse kendine gelmiş.
* Yalçın Ayhan kendini çok geliştirmiş.
* Şifo Mehmet Tita’yı Şifo Tita yapmış, yapmış da niye çıkarmış gerçekten? Kıskandı herhal 🙂
* Şu Ömer Çatkıç da yaşlanmadı gitti be arkadaş!
* Djehoua mıdır nedir, ben ondan korkuyorum abi ya!

26+1=27

Mayıs 13, 2009, 8:47 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, türkiye kupası kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

“Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, o kupayı beklediğimiz kadar.”

İşte orjinali önemli şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’e ait olan ve Fener tribününün ön tarafına asılan bezde yazan bu dizeler anlatıyordu Fener taraftarının susamışlığını Türkiye Kupası’na. Hem dede hem de Denizli beklenen kadrolarla çıkmıştı bu önemli finale. Ama açıkçası ben ilk onbirde Yusuf’u beklemiyordum. Ama o Yusuf kupayı Beşiktaş’a getirdi. Yusuf Beşiktaş’a transfer olduğunda bir cacık olmaz demiştim ancak nerdeyse oynadığı her maçta Beşiktaş’a pozitif birşeyler verdi ve “Hala bende çok şey var.” der gibiydi.

Fenerbahçe’nin oynadığı her maçta eğer rakip takım orta sahada pres yaparsa Fenerbahçe’nin tüm organizasyon çabaları sekteye uğruyor ve çok zor anlar yaşıyordu. Canım Galatasaray’ım bunu yapamadı Fener ile oynadığı lig maçlarında ama Beşiktaş kupa maçında bunu çok iyi uyguladı. Özellikle Cisse ve Ernst’in rakip orta sahaya baskı uygulaması Fenerin orta sahasını bitirdi. İlk yarının 25. dakikasından sonra Bjk bir geriye çekildi, Fenerin ekmeğine yağ sürdü ve gol de geldi. Ama ikinci yarıda Bobo o füzeyi gönderdikten sonra Fener ağlarına bu sefer aynı hataya düşmediler ve yine orta sahada Fenere baskı uygulamaya devam ettiler, maçı da kopardılar.

Bu arada Holosko’ya ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Bu adama hastayım. Aynı bir tren katarı gibi. Önü açıldı mı Guiza’nın oku gibi fırlıyor. Fener kanadı onun önünü kapatmayınca adam kanadı yol geçen hanına çevirdi. Dede de maaşallah rakip oyuncuları hiç analiz etmediği için Holosko’ya hiç önlem almadı. Gerçi hangisine aldı ki?

Bir de dedenin Deniz’i oyuna alması da ilginçti. Daha 1 hafta öncesi küfür ettiği söylenen ve kulübün karıştığı bu olaydan sonra nasıl güvenip de oyun aldı onu hiç anlamadım. Doğal olarak da dikkat ettiğim kadarıyla Deniz de sahada boş boş dolaştı. Adını bile 1-2 kere duydum. Niye oynasın ki nasıl oynasın ki?
Fener kalecisi Volkan Babacan da ayrı bir alemdi bu akşam. Özellikle hatalı yediği 1. golden sonra topu hemen ağlardan alıp santraya gönderip arkadaşlarının psikolojilerini düzeltmek için alkış tutması bizim halı saha maçlarımızda kalecimiz olan Gökhan’ın gol yedikten sonraki kahkahaları kadar anlamsızdı ve saçmaydı. Asıl olması gereken diğer arkadaşlarının, onun psikolojisini düzeltmesi olmalıydı bana göre.İnşallah bu maç Babacan’ın kariyerini bitirmez. Çünkü kendisinden Türk futbolu açısından çok umutluyum. Malum Türkiye’de çok zor kaleci yetişiyor.

Diğer taraftan bir kez daha görüldü ki Alex artık tamamdır. Fener tarihinde adı üst sıralarda belki de en üst sırada yazacak ama onun oyunda olması rakibin ekmeğine yağ sürüyor. Orta sahada bir adam eksik olması Beşiktaş ofans oyuncularının orta sahada at koşturmasını sağladı. Bana göre Fener bu Brezilyalılardan hala daha medet umarsa daha çok üzülür.

Aslında Alex’e artık Lugano’yu da eklemek gerekir. Lugano maça çıktığında yüzüne bakınca o eski psikopat surat yerine “N’olacak ya!” der gibi bir ifade vardı. Adam bas bas bağırıyor “Bavullarımı topladım, rotam İtalya” diye. Kafa olarak bitmiş bir oyuncunun beyni artık ayaklarına hükmedemez ve o oyuncudan bir şey bekleyemezsiniz. Nitekim Lugano’da da aynı durum söz konusu.

Bir de dedeye gelelim: Taktik, teknik, oyuncu değişimi falan hiçbirine bakmayacağım. Tek ilgimi çeken Fener gol yedi, kulübeye oturdu kafayı eğdi; Fener gol attı, Kulübeden çıktı sağa sola bağırmaya başladı. Tekrar takımı gol yedi yine oturdu ama bu sefer maç sonuna kadar kalkamadı. Bir takımın böyle bir teknik direktörü olur mu? Zaten önde olan takım kenar yönetimine fazla bakmaz. Önemli olan yenilirken takımını ayağa kaldırabilmek. Dede bırak takımı ayağa kaldırmayı, kendisinin ayağa kalkacak hali yok.

Ama en çok Demirören amcaya sevindim. Adam neredeyse bütün mal varlığını kulübe harcadı ve hala daha harcıyor. Bir halt çıkmıyordu takımdan. En sonunda hem Türkiye Kupası’nı hem de ligi alarak bunca yılın hıncını almış oldu. Bu başarı ona artık bir on yıl yeter.

Sevindiklerim arasında bir de Nobre ve Rüştü var. Adamlar Fenerden kurtuldular da Türkiye Kupası nasıl bir şey, ona dokunmak nasıl bir duygu öğrenmiş oldular. Fenerde kalsalar hala daha o bilinen “Dede bana Türkiye Kupası’nı anlatsana” esprileri ile karşı karşıya kalacaklardı. Pardon dede yerine baba olacaktı. Allah söyletti. Acaba üçüncü kuşağa kadar göremeyecek mi bu Fenerliler Türkiye Kupasını.

Maçın orta hakemi olan Bünyamin Gezer 90 dakika iyi bir maç yönetti. Pozisyonlara yakın ve kararları doğruydu. Ama 90 dakika. 91. dakikada verdiği tam bir eyyam penaltısı oldu. Hani “onlar da sevinsinler bir gol atsınlar da” der gibiydi. Maç 2-1 falan olsa verebilir miydi acaba? Penaltıyı verince kanal yard. hakemi gösterdi. Suratında tam bir “ne alakası var?” ifadesi vardı. Ama canı sağolsun yine de. Şu hakem camiasında işini mükemmele en yakın yapan hakem olduğunu düşünüyorum.

Son söz de maçı anlatan Melih ve yorumcu Feyyaz’a. O sessiz ve vurgusuz konuşması ile Feyyaz düşünülebilecek son yorumcu olmalıydı bu maçta. Diğer taraftan Bobo golleri attıkça Melih, Feyyaz’a ” Türkiye Kupası’nda en çok gol atan oyuncu olarak seni geçti” diye 3 defa söyledi. Feyyaz da “N’apayım geçerse geçsin girip tekrar mı oynayayım?” diyecek hale geldi. Bu da çok komikti.
Bir de Aziz Yıldırım kaldı. O zaten alıştı buna. Bu kupayı yine alamamak onda fazla yıkım yaratmamıştır. Aslında maç 1-1 olunca bir irkildi ama ikinci yarıda o oturduğu koltuğa aynı dede gibi gömüldü. Artık taraftarı Aziz Yıldırım’dan çarşamba günü başkanlığa adaylığını değil dede ile yolların ayrıldığı haberini bekliyor. Ama olur mu olmaz mı belli olmaz.

Ben bu satırları yazarken sevgili arkadaşım fanatik Fenerli! (Fenerli olduğunu son 1-2 yılda öğrendim, o da eskiden utançtan takımını söyleyemeyenlerdendi herhalde) Alpi, Aziz Yıldırım’dan dert yandı ama ona diyorum ki: “O olmasa hangi takımlı olduğunu hala daha öğrenemeyecektim.” Sezar’ın hakkı Sezar’a.

Yarın büyük ihtimalle Fenerli dostlarımız “Ne olacak altı üstü Türkiye Kupası, neye yararı var ki, gazoz kupası n’olacak” vb. bir çok laf edeceklerdir içlerindeki bu acıyı hafifletmek için. Ne diyelim artık sonuç olarak 26+1=27. O da olursa…Gelecek sene gazetelerimiz yine yazacak mı bakalım “Fener son Türkiye Kupası’nı kazandığında bilmem ne vardı, dolar şu kadardı” vs. gibi şeyler. Bekleyelim görelim.
Not: Bizim kupa maçını izledikten sonra İspanyolların kupa maçına geçiş yapmış bulunuyorum ve benim nacizane özlü sözümü yine söylemek istiyorum:
“Bu adamlar futbol oynuyorlarsa biz ne oynuyoruz ya da biz futbol oynuyorsak bunların oynadığı ne?Yoksa birileri bizi kandırıyor mu?”

>26+1=27

Mayıs 13, 2009, 8:47 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, türkiye kupası kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>“Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, o kupayı beklediğimiz kadar.”

İşte orjinali önemli şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’e ait olan ve Fener tribününün ön tarafına asılan bezde yazan bu dizeler anlatıyordu Fener taraftarının susamışlığını Türkiye Kupası’na. Hem dede hem de Denizli beklenen kadrolarla çıkmıştı bu önemli finale. Ama açıkçası ben ilk onbirde Yusuf’u beklemiyordum. Ama o Yusuf kupayı Beşiktaş’a getirdi. Yusuf Beşiktaş’a transfer olduğunda bir cacık olmaz demiştim ancak nerdeyse oynadığı her maçta Beşiktaş’a pozitif birşeyler verdi ve “Hala bende çok şey var.” der gibiydi.

Fenerbahçe’nin oynadığı her maçta eğer rakip takım orta sahada pres yaparsa Fenerbahçe’nin tüm organizasyon çabaları sekteye uğruyor ve çok zor anlar yaşıyordu. Canım Galatasaray’ım bunu yapamadı Fener ile oynadığı lig maçlarında ama Beşiktaş kupa maçında bunu çok iyi uyguladı. Özellikle Cisse ve Ernst’in rakip orta sahaya baskı uygulaması Fenerin orta sahasını bitirdi. İlk yarının 25. dakikasından sonra Bjk bir geriye çekildi, Fenerin ekmeğine yağ sürdü ve gol de geldi. Ama ikinci yarıda Bobo o füzeyi gönderdikten sonra Fener ağlarına bu sefer aynı hataya düşmediler ve yine orta sahada Fenere baskı uygulamaya devam ettiler, maçı da kopardılar.

Bu arada Holosko’ya ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Bu adama hastayım. Aynı bir tren katarı gibi. Önü açıldı mı Guiza’nın oku gibi fırlıyor. Fener kanadı onun önünü kapatmayınca adam kanadı yol geçen hanına çevirdi. Dede de maaşallah rakip oyuncuları hiç analiz etmediği için Holosko’ya hiç önlem almadı. Gerçi hangisine aldı ki?

Bir de dedenin Deniz’i oyuna alması da ilginçti. Daha 1 hafta öncesi küfür ettiği söylenen ve kulübün karıştığı bu olaydan sonra nasıl güvenip de oyun aldı onu hiç anlamadım. Doğal olarak da dikkat ettiğim kadarıyla Deniz de sahada boş boş dolaştı. Adını bile 1-2 kere duydum. Niye oynasın ki nasıl oynasın ki?
Fener kalecisi Volkan Babacan da ayrı bir alemdi bu akşam. Özellikle hatalı yediği 1. golden sonra topu hemen ağlardan alıp santraya gönderip arkadaşlarının psikolojilerini düzeltmek için alkış tutması bizim halı saha maçlarımızda kalecimiz olan Gökhan’ın gol yedikten sonraki kahkahaları kadar anlamsızdı ve saçmaydı. Asıl olması gereken diğer arkadaşlarının, onun psikolojisini düzeltmesi olmalıydı bana göre.İnşallah bu maç Babacan’ın kariyerini bitirmez. Çünkü kendisinden Türk futbolu açısından çok umutluyum. Malum Türkiye’de çok zor kaleci yetişiyor.

Diğer taraftan bir kez daha görüldü ki Alex artık tamamdır. Fener tarihinde adı üst sıralarda belki de en üst sırada yazacak ama onun oyunda olması rakibin ekmeğine yağ sürüyor. Orta sahada bir adam eksik olması Beşiktaş ofans oyuncularının orta sahada at koşturmasını sağladı. Bana göre Fener bu Brezilyalılardan hala daha medet umarsa daha çok üzülür.

Aslında Alex’e artık Lugano’yu da eklemek gerekir. Lugano maça çıktığında yüzüne bakınca o eski psikopat surat yerine “N’olacak ya!” der gibi bir ifade vardı. Adam bas bas bağırıyor “Bavullarımı topladım, rotam İtalya” diye. Kafa olarak bitmiş bir oyuncunun beyni artık ayaklarına hükmedemez ve o oyuncudan bir şey bekleyemezsiniz. Nitekim Lugano’da da aynı durum söz konusu.

Bir de dedeye gelelim: Taktik, teknik, oyuncu değişimi falan hiçbirine bakmayacağım. Tek ilgimi çeken Fener gol yedi, kulübeye oturdu kafayı eğdi; Fener gol attı, Kulübeden çıktı sağa sola bağırmaya başladı. Tekrar takımı gol yedi yine oturdu ama bu sefer maç sonuna kadar kalkamadı. Bir takımın böyle bir teknik direktörü olur mu? Zaten önde olan takım kenar yönetimine fazla bakmaz. Önemli olan yenilirken takımını ayağa kaldırabilmek. Dede bırak takımı ayağa kaldırmayı, kendisinin ayağa kalkacak hali yok.

Ama en çok Demirören amcaya sevindim. Adam neredeyse bütün mal varlığını kulübe harcadı ve hala daha harcıyor. Bir halt çıkmıyordu takımdan. En sonunda hem Türkiye Kupası’nı hem de ligi alarak bunca yılın hıncını almış oldu. Bu başarı ona artık bir on yıl yeter.

Sevindiklerim arasında bir de Nobre ve Rüştü var. Adamlar Fenerden kurtuldular da Türkiye Kupası nasıl bir şey, ona dokunmak nasıl bir duygu öğrenmiş oldular. Fenerde kalsalar hala daha o bilinen “Dede bana Türkiye Kupası’nı anlatsana” esprileri ile karşı karşıya kalacaklardı. Pardon dede yerine baba olacaktı. Allah söyletti. Acaba üçüncü kuşağa kadar göremeyecek mi bu Fenerliler Türkiye Kupasını.

Maçın orta hakemi olan Bünyamin Gezer 90 dakika iyi bir maç yönetti. Pozisyonlara yakın ve kararları doğruydu. Ama 90 dakika. 91. dakikada verdiği tam bir eyyam penaltısı oldu. Hani “onlar da sevinsinler bir gol atsınlar da” der gibiydi. Maç 2-1 falan olsa verebilir miydi acaba? Penaltıyı verince kanal yard. hakemi gösterdi. Suratında tam bir “ne alakası var?” ifadesi vardı. Ama canı sağolsun yine de. Şu hakem camiasında işini mükemmele en yakın yapan hakem olduğunu düşünüyorum.

Son söz de maçı anlatan Melih ve yorumcu Feyyaz’a. O sessiz ve vurgusuz konuşması ile Feyyaz düşünülebilecek son yorumcu olmalıydı bu maçta. Diğer taraftan Bobo golleri attıkça Melih, Feyyaz’a ” Türkiye Kupası’nda en çok gol atan oyuncu olarak seni geçti” diye 3 defa söyledi. Feyyaz da “N’apayım geçerse geçsin girip tekrar mı oynayayım?” diyecek hale geldi. Bu da çok komikti.
Bir de Aziz Yıldırım kaldı. O zaten alıştı buna. Bu kupayı yine alamamak onda fazla yıkım yaratmamıştır. Aslında maç 1-1 olunca bir irkildi ama ikinci yarıda o oturduğu koltuğa aynı dede gibi gömüldü. Artık taraftarı Aziz Yıldırım’dan çarşamba günü başkanlığa adaylığını değil dede ile yolların ayrıldığı haberini bekliyor. Ama olur mu olmaz mı belli olmaz.

Ben bu satırları yazarken sevgili arkadaşım fanatik Fenerli! (Fenerli olduğunu son 1-2 yılda öğrendim, o da eskiden utançtan takımını söyleyemeyenlerdendi herhalde) Alpi, Aziz Yıldırım’dan dert yandı ama ona diyorum ki: “O olmasa hangi takımlı olduğunu hala daha öğrenemeyecektim.” Sezar’ın hakkı Sezar’a.

Yarın büyük ihtimalle Fenerli dostlarımız “Ne olacak altı üstü Türkiye Kupası, neye yararı var ki, gazoz kupası n’olacak” vb. bir çok laf edeceklerdir içlerindeki bu acıyı hafifletmek için. Ne diyelim artık sonuç olarak 26+1=27. O da olursa…Gelecek sene gazetelerimiz yine yazacak mı bakalım “Fener son Türkiye Kupası’nı kazandığında bilmem ne vardı, dolar şu kadardı” vs. gibi şeyler. Bekleyelim görelim.
Not: Bizim kupa maçını izledikten sonra İspanyolların kupa maçına geçiş yapmış bulunuyorum ve benim nacizane özlü sözümü yine söylemek istiyorum:
“Bu adamlar futbol oynuyorlarsa biz ne oynuyoruz ya da biz futbol oynuyorsak bunların oynadığı ne?Yoksa birileri bizi kandırıyor mu?”

Azalarak Bitsin…

Mayıs 13, 2009, 12:52 pm | Fenerbahçe, türkiye kupası, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Yaşarlı, Alpaslanlı, Erdoğanlı, Müjdatlı, Selçuklu bir F.Bahçe varmış ve o takım 1982-83 sezonunda sarı-lacivertli camiaya son Türkiye Kupası zaferini yaşatmış. O zamanlar Semih 47 günlük bebekti… 5 Cumhurbaşkanı, 10 Başbakan değişti. Dolar 191 lira, ekmek 1 kuruştu….

Fenerbahçe’nin çıktığı her Türkiye Kupası finali öncesinde arkadaş geyiklerinden başka bir şey ifade etmeyen ‘neler değişti’ içerikli futboldan uzak ayrıntılarla dolu yazılar gazetelere manşet oluyor. Ben kendi adıma bıktım bunlardan. Ayrıca bu gazetecilikte kolaya kaçmaktan başka bir şey değil. Neler değişti yerine zihniyet değişmedi içerikli haberler yapılsa, F.bahçe’ye şakayla takılmak yerine, eleştirel yaklaşılsa bu takımın 26 yıldır neden kupayı kazanamadığı yazılsa konuşulsa… Fenerbahçe 26 yıldır kupaya hasret. 19 kez finale çıkıp 4 kez kazanmış. Ama son 5 yılın 3ünde de finalde varlar. 3 olur, 5 olur hep ezeli rakibine elenirsin finalde anlayış gösteririz. Ama 26 yıldır finalde kupa kaybediliyorsa ortada bir sorun vardır… Son 5 yıldır gazetelerde bu haberler manşet oluyorsa gazetecilikte de bir sorun vardır… Bunlar sorgulansa daha güzel günler göreceğiz.

Fenerbahçe kupayı alsın ya da almasın farketmez ama bu haberler mümkünse artık azalarak bitsin

sevgiler volkanbk3

>Azalarak Bitsin…

Mayıs 13, 2009, 12:52 pm | Fenerbahçe, türkiye kupası, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Yaşarlı, Alpaslanlı, Erdoğanlı, Müjdatlı, Selçuklu bir F.Bahçe varmış ve o takım 1982-83 sezonunda sarı-lacivertli camiaya son Türkiye Kupası zaferini yaşatmış. O zamanlar Semih 47 günlük bebekti… 5 Cumhurbaşkanı, 10 Başbakan değişti. Dolar 191 lira, ekmek 1 kuruştu….

Fenerbahçe’nin çıktığı her Türkiye Kupası finali öncesinde arkadaş geyiklerinden başka bir şey ifade etmeyen ‘neler değişti’ içerikli futboldan uzak ayrıntılarla dolu yazılar gazetelere manşet oluyor. Ben kendi adıma bıktım bunlardan. Ayrıca bu gazetecilikte kolaya kaçmaktan başka bir şey değil. Neler değişti yerine zihniyet değişmedi içerikli haberler yapılsa, F.bahçe’ye şakayla takılmak yerine, eleştirel yaklaşılsa bu takımın 26 yıldır neden kupayı kazanamadığı yazılsa konuşulsa… Fenerbahçe 26 yıldır kupaya hasret. 19 kez finale çıkıp 4 kez kazanmış. Ama son 5 yılın 3ünde de finalde varlar. 3 olur, 5 olur hep ezeli rakibine elenirsin finalde anlayış gösteririz. Ama 26 yıldır finalde kupa kaybediliyorsa ortada bir sorun vardır… Son 5 yıldır gazetelerde bu haberler manşet oluyorsa gazetecilikte de bir sorun vardır… Bunlar sorgulansa daha güzel günler göreceğiz.

Fenerbahçe kupayı alsın ya da almasın farketmez ama bu haberler mümkünse artık azalarak bitsin

sevgiler volkanbk3

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.