Türkiyem Üzerinde Oyunlar Oynanıyor!!!

Mayıs 31, 2010, 11:03 pm | sinir kategorisinde yayınlandı | 9 Yorum

Siyasetten anlamam. Daha doğrusu kendime yetecek kadar anlarım. Etrafımda ise konuşacağım en son mevzudur. Çünkü çevremde çok bilgililer var bu konuda, ya da kendini çok bilgili zannedenler. Onlar konuşurken de itiraf edeyim dinliyormuş gibi yaparım ama dinlemem bile. Neyse yazacaklarım da aslında siyasetle ilgili mi değil mi onu da bilmiyorum. Madem ben bu blogdayım, madem aklımdakileri yazıya dökmek için buradayım, yazmadan edemeyeceğim. Kimse kusura bakmasın.

En son yazacağımı en başta yazayım. Sonuçta ben Türk’üm. Vatanıma olacak en ufak bir tehlikede, yurttaşlarıma zarar verecek en küçük bir olayda, nedeni, siyaseti, amacı ne olursa olsun yazmayacağım da ne zaman yazacağım.

İlk lafım o kendini bilmez, şeref yoksunu Netanyahu’ya. Bir salaklık ettin, bari yalandan da olsa “böyle olmasını istemezdim, üzgünüz” falan de. Ama nerede sen de o zeka. Aklınca cesaret gösterisi yapıyorsun. Birilerin kucağına oturmuşsun, zevkten dört köşesin, ama seni hoplatanlar her gün pilav yemez, günü gelince daha güzelini bulur bunu unutma. Bir de hükümetçe yapılan operasyonun arkasındayız diyorsun. Bilmiyorsun ki, diklendiğin ülke Türkiye. Biz içeride birbirimizi yeriz ederiz, ama dışarıdan bir tehlike oldu mu hemen birleşiriz ve emin ol Türkiye’nin senin arkana geçmesini istemezsin.
Anlamadığım şey, cumanın gelişi perşembeden belli. Ne diye gönderilmesine izin verildi onca insanın. Bu herifler bu zamana kadar zaten belli etti ne kadar kanun tanımaz olduklarını. Hal böyleyken ölen 9 vatan evladının hesabını kim verecek. Niye diplomatik yollardan gerekli çalışmalar yapılmadı? Amaç, dünyaya bu heriflerin ne kadar şerefsiz ve kanun tanımaz olduklarını göstermekse, bunu bu zamana kadar bin defa gösterdiler, ne gerek vardı 9 cana kıyılmasına böyle bir durumu dünyaya tekrar göstermek için.

Diğer anlamadığım nokta da tamam din kardeşlerimizdir, sonuna kadar yardıma hazır olalım ama diplerindeki Arap ülkeleri farklı bir dinden mi? Onlar kıllarını kıpırdatmazken biz sanki bizim vatanımızmış gibi hareket ediyoruz. Neden? En önden bizim mi gitmemiz gerekiyor bu konuda? Anlayamıyorum…
Son olarak, benim madencim göçük altında kaldı, hepsi öldü, 2 si hala daha bulunamadı. Köyümden 4 tane arkadaşımı mezara koydum ben. Gıkım çıkmadı buralarda. Neden? O kadar alışık ki o tarafların insanları böyle durumlara. Alıştık hepimiz artık ya da alıştırıldık. Oldu, yapacak bir şey yok, ecel dendi, bitti gitti. Benim büyük amcam, dedelerim hepsi ocaklarda çalıştı ve kanserden öldüler. Hala daha akrabalarım içinde çalışıyanlar da var. İnşallah göçük altında kalmazlarsa zaten 60larında kanser olup göç ediyorlar bu dünyadan ve herkes de bunu kanıksamış durumda oralarda. Ölen olursa namazı kılınır olur biter o kadar.

Diğer yandan 1 aydır kaç tane askerim şehit oldu biliyor musunuz? En son da İskenderundakiler. 6 tane yiğit şehit oldu. Anlayamıyorum biz kendi işimizi halletmeye çalışmıyoruz, ya da ön planda tutmuyoruz, gitmişiz başka topraklardakilerin derdindeyiz. Tekrar söyleyeyim, tamam insani yardım önemlidir, oradakilere yardım da önemli ama neden en önde biz? Neden İskenderun’daki şehitlerimiz İsrail’in şerefsizliği kadar ön planda tutulmuyor. Bu kadar mı kanıksandı terörist saldırılar?

İsrail elbet yaptığının hesabını görecektir. En azından ben öyle umuyorum. Ama kendi vatanımıza, vatandaşımıza neden bu kadar ilgisiziz ve çok çabuk unutuyoruz? Güzel ülkem 3-4 ay öncesinden başlayan bir oyunun içerisinde. Acayip acayip olaylar oluyor. Birileri bize karşı kışkırtılıyor açık açık ve cahil cesareti ile saldırıyorlar. Dikkatli olmalıyız, soğukkanlı kalmalıyız, haklıyken haksız duruma düşmemeliyiz ama nereye kadar? Türkiyem o kadar güçlüdür ki, ben eminim biz bu durumdan da güçlenerek çıkarız.
O heriflerin bayrağını bloga koyup buraları kirletecek değilim diyeceğim ama Atam’ın bayrakla ilgili sözleri aklıma geliyor. Neyse…
Reklamlar

Çoban Salata 2 Yaşında

Mayıs 29, 2010, 8:00 am | Blog, Hayat kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum

 Bu 1611. gönderisi Çoban Salata’nın, beni en çok gururlandıran, en çok “iyi ki açtım bu blogu” dedirteni. Çoban Salata hayatıma girdiğinden beri vazgeçilmezim oldu. Herşeyden vazgeçebildim ama ondan asla. Çok farklı bir duygu, sanki çocuğum gibi bu blog. 29 Mayıs 2008’den beri ellerimle büyütüyor, adam ediyor, ileri götürüyorum bir anlamda bu blogu. İnanılmaz keyif alıyorum yazmaktan, paylaşmaktan, burada tartışmaktan. Hele ki ozhano katıldıktan sonra apayrı bir tat aldım şu yaptığımızdan. volkanbk3 de temmuz itibariyle coşup şaha kaldıracak Salata’yı, daha da bir gururlanacağım.

Beğenmeyenler, haz etmeyenler, laf söylenler oldu çoğu kez ama bizlerle içindekini paylaşanlarla çok yakın bir iletişim kurduk. Kimseyi kırmamaya ama görmezden gelmemeye de çalıştık hataları. En çok Galatasaray yazıp en çok Galatasaray’ı eleştirdik. Hiç klasik bir maç yazısı okuyamadınız burada, hep farklı açılardan baktık olaylara, farklı şeyler gördük, onları paylaştık. Biraz ayrı kalmak istedik herkesin bildiği konseptten, bazen becerdik bazen beceremedik ama çok keyif aldık bu blogtan, okunmaktan, takip edilmeken, tartışmaktan.

Sağolun, varolun 2 sene sonra hala ne yazdık diye merak edip bloga uğrayan tüm müdavimlerimiz. Sağolun bloga bir kez bile uğramış olsa da yazdıklarımızın bir satırını bile okumuş ziyaretçilerimiz. Sağolun Çoban Salata’dan tadan herkes ve sağol Sevgili Salata bu kadar lezzetli kalmayı başarabildiğin için senelerdir.

Çoban Salata 2 yaşında! Çoçuğumuz büyüyor!

Sörf Çantası

Mayıs 28, 2010, 4:05 pm | Blog kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu Blog Trendus.com ve Eurosport 2’den tanıdığımız sevgili arkadaşımız Çiğdem Öztabak’a ait olan ve 94.9 Açık Radyo’da Çiğdem’in hazırlayıp sunduğu “Sörf Çantası” programının blogu. 3 haftadır yayınlanan programın konseptini hemen aşağıda Çiğdem’in kelimeleriyle bulabilirsiniz. Türkiye’de daha önce rastlanmamış bir tarz ve farklı tadıyla kendime adıma ilk 3 haftayı inceledikten sonra herkese tavsiye ediyorum Sörf Çantası’nı. Çiğdem’e yeni programında başarılar, Sörf Çantası’na uzun ömürler dileyelim bir de.

Sörf Çantası Blog “Dinleyenler Dinlemeyenlere Anlatsın”

“Sörf Çantası konsept olarak bir ilktir. Sörfün doğuşundan bugününü, müziklerini, filmlerini ve felsefesini anlatır. Bu blog 25 hafta sürecek her programın kısa özetlerini ve program yapımcısı olan ben’in, duygu ve düşüncelerini aktaracaktır. Program 1 Mayıs’dan itibaren her cumartesi sabah 9:00-10:00 arasnda 94.9’da Açık Radyo’da yayınlanacaktır.

Takımların Aradıkları Herşey Şöhretler Karması-F1 Futbol Maçındaydı

Mayıs 26, 2010, 10:39 pm | analiz, Formula 1, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Şöhretler Karması 5-4 F1 Takımı

All Stars Takımı: Cüneyt Tanman, Nurettin Yıldız, Erhan Önal, Kerem Alışık, Bedri Baykam, Ege, Ergün Penbe, Ersin Korkut, Hakan Şükür, İlyas Tüfekçi, Yılmaz Erdoğan, Zafer Öğer, Altan Gördüm, Ceyhun Yılmaz, Semih Yuvakuran, İbrahim Kendirci, Sarp Apak, Uğur Meleke, Ramazan Beyazkaya, Serhan Asker, Ümit Davala.

Nazionale Piloti Takımı: Sebastian Vettel, Jarno Trulli, Vitaly Petrov, Alberto Valerio, Johny Cecotto, Sergio Perez, Mert Tahincioğlu, Matteo Munari, Ivan Capelli, Maro Engel, Alan Guimares, Christian Montanari.

Aranan kanat oyuncusu: Ersin Korkut (Hem sağ hem de sol kanatta yaptığı çok güzel hareketler futbol simsarlarının gözünden kaçmadı. )

Aranan pivot santrafor: Yılmaz Erdoğan (Ümit Davala’nın ortasına vurduğu kafa gerçekten profesyonellik kokuyordu)

Aranan 10 Numara: Vitali Petrov (Tek başına F1 takımının ileri çıkıp gol atması için elinden geleni yaptı. Massa’nın yokluğunda onun yerini doldurmaya çalıştı. Golünü de attı.)

Aranan Baresi: Ivan Capelli (Benziyor gibi…Ama görünüşü tabiki)

Aranan kemik kıran: Ergün Pembe (Maçın ikinci yarısında F1 takımından bir arkadaşa orta sahada yaptığı sert hareket sonrası hayatında belki ilk defa bu kategoriye girdi.)



Aranan Semih: Serhan Asker (Maça bir girebilse neler yapacaktı. Bütün maçı ısınarak her an maça girecekmiş gibi hazırlandı. Ama şöhretler karması t.d.’ü Tahincioğlu’nun gazabına uğradı kanımca. TRT sunucusu olması itibari ile sürekli reklamı vardı spikerler tarafından ama dediğim gibi t.d. ile yıldızı birtürlü barışmadı.)

Aranan profesyonel: Ceyhun Yılmaz. (22.00 de başlayacak maça 16.30 da gelip ısınarak bu alanda bir dünya rekoru kırdı. Profesyonellik budur işte. Ama 3 dakika oyunda kalıp çıktı. Isınırken çok yorulmuş belliydi.)



Aranan Levent Özçelik: Erbatur Ergenekon (Onsuz bir F1 organizasyonu düşünülemez oldu. Ona bakınca eskiden maçlarda bir pozisyon ya da gol olunca sahaya dalıp görev aşkıyla futbolculara mikrofon tutan muhabirleri gördüm. Maçta oynayan oynamayan herkesle röportaj yaparak bu alanda bir rekor kırmış olabilir. Bir de o kulaklık sorununu da çözebilseydi muhteşem olacaktı.)

Aranan Emre: Sebastian Vettel. Hem maç içi hem de maç sonunda hakeme itirazlarını sundu. Ama F1 orta sahasını iyi yönetti.

Esas Aranan Futbolcular: Felipe Massa- Giancarlo Fisichella (F1 takımı bu iki oyuncunun eksikliğini gerçekten hissetti. Bazı oyuncular vardır; olmazsa olmazlar. Bu iki oyuncu da F1 takımı için vazgeçilmez olduklarını kanıtladılar.)

Maçın sözü: Sebastian Vettel de çok geride kaldı kuzum (TRT Spikeri).

Maçın ayıbı: Galatasaray Kulübü Stad Yönetimi (Maç biter bitmez de ışıklar kapatılır mıymış. İlk önce bir sürpriz var zannetti herkes ama yoktu öyle birşey. Doğrudan, maç bitti hadi sahayı boşaltın demek oldu. Madem bu kadar hassassınız kabul etmeyin maçın stadda yapılmasını. F1 i kaybetmemeye çalıştığımız bugünlerde çok ayıp oldu hem uğraşanlara hem de staddaki izleyicilere)

Öldüren Numara’ymış

Mayıs 26, 2010, 9:59 pm | milliyet, telefon, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Operatörler, pek çok kişinin ölümüne neden olan 0888 888 888 numaranın kullanımı yasaklandı. Numara yı ilk olarak kullanan 48 yaşındaki bir CEO’nun 2001 yılında kanserden öldüğü kaydedildi.
Daha sonra 2003 yılında numarayı kullanmaya başlayan Bulgar mafya babası Konstantin Dimitrov 31 yaşındayken güzel bir modelle yemek yerken suikaste uğradı. Telefon numarası daha sonra Konstantin Dishilev adlı bir mafya babasına geçti. Dishilev’in sonu da diğer kullanıcılardan farklı olmadı ve zengin iş adamı Kolombiya’ya yaptığı bir seyahat sırasında hayatını kaybetti.
Numarayı arayanlar artık servis dışı olduğuna dair bir mesajla karşılaşıyorlar.

diyor Milliyet’in haberinde…

Yahu ölürler tabi…
Biri CEO. Adamın bünyesi zayıfmış. Kanser olacağı varmış. Telefon tetiklemiş…
Diğer ikisi mafya babası. Adamlar nasıl öleceklerini bu işe girer belirlemişler zaten…
Diğeri de Kolombiya’ya gitmiş. Belanın kol gezdiği yerlerden biri. Belki de o da bir beyaz mafyasına bulaştı parasını “aklama” sürecindeydi. Peşinde birileri vardı kesin…
Verin normal bir öğrenciye ev hanımına şu numarayı bakalım o zaman ölüyor mu o zaman haber yapın…
8 ev hanımı, 3 öğrenci, 5 futbolcu, vs.. kullandı hepsi öldü diyiverin…

Yar Gidiyor musun? Gitme; İçimde Bir Korku Var. Biliyor musun Böyle Başlar Ayrılıklar…

Mayıs 23, 2010, 5:01 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Yar gidiyor musun?
Gitme; içimde bir korku var
Biliyor musun?
Böyle başlar ayrılıklar

Gel biraz; kokunu bırak
Baharımı al; soğuktur oralar
Aglıyor musun?
Aglama, hayırlar ugurlar

Gurbete giden döner mi dönmez mi?
Belli degil bilirim
Ben bir karaagaç gölgesi buldum,
Cebimde ümitlerim.

Kewell ile taraftar arasındaki sevgiyi ne güzel de anlatıyor şu Karaağaç şarkısı. Kewell Galatasaray’a geldiğinde taraftar tarafından bu kadar sevilebileceğini hiç düşünmemiştir herhalde. Futbol bilgisi ve maçlardaki performansı zaten tamamdı ama onu taraftarın gözünde diğerlerinde ayırt eden sanırım saha içindeki duruşu, adamlığı, kişiliği oldu. O kadar sevdik ki, durumunu bile bile sezon ortasında onun gönderilmesini engellemek için taraftarca elimizden geleni yaptık. Yani orada mantığımız değil gönlümüz ön plana çıktı. Eski sakatlığı nüksedince kendisi de, taraftar da, yönetim de biliyordu Kewell için Galatasaray’da sonun yaklaştığını. Ama bunu hiç bir zaman söyleyemedik kendimize. İyileşir muhakkak diyerek bekledik. Onun için takımın en golcü oyuncusu Nonda’dan vazgeçtik. Jo’larla Dos Santos’larla falan takılmak zorunda kaldık. Onlar da bizlerle takılmak yerine İstanbul gecelerinde kızlarla takılmayı tercih ettiler. İşte o zaman daha iyi anladık Harry’nin, Baros’un takım için ne demek olduğunu.

Ama dediğim gibi Harry’nin yeri her zaman ayrıydı. Galatasaray’daki sağlık kurulu mu desem ne desem o grubun da muhteşem başarısıyla dönmesi gerekenden 3-4 hafta sonra yeşil sahalara dönebildi. Başka bir futbolcu olsa belki Dünya Kupası’nda oynayabilmek için Galatasaray’da son zamanlarda oynamak istemedi diyebilirdim ama işte isim Harry olunca insanın aklına böyle ucuz numaralar gelmiyor.


Harry artık iyileşti, oynamaya hazır deniyor. Müzmin sakat, onu zaten biliyoruz, ama ne bileyim yine bir kalemde vazgeçemiyoruz kendisinden. Dünya Kupası’nda oynayacak büyük ihtimalle. Her ne kadar transfer komitesi kendisiyle sözleşme yapılmayacağını söyleseler de, halen daha bazı yöneticiler Dünya Kupası’nda performansını görüp ona göre hareket edileceğini belirtiyorlar. Açıkçası Dünya Kupası’nda iyi bir performans sergileyecek bir Kewell da artık kapı dışarı edildiği takıma geri dönmez. Onu tek döndürecek Galatasaray taraftarı olabilir. Ama eşi İngiltere’de olan bir insan da ailesinden daha fazla uzakta kalamaz gibi geliyor bana.

Gelelim işin duygusal değil de mantık kısmına. Açıkçası yeşil sahada olduğu dakikalarda, sakatlığın vermiş olduğu dezavantajlara rağmen hem Türkiye’de hem de Avrupa’da başarılı işler yaptı. Eğer iyileşebilirse ya da iyileştiyse Galatasaray’ın kadrosunda olması alternatiflik açısından önemli ama her an sakat olup takımı yalnız bırakmasına hazırlıklı olunması lazım. Bu nedenle aynı bölgede Harry kadar etkili olabilecek alternatif bir isim olması lazım. Bu durum, Harry’yi Galatasaray’da tutma amacı güdülerek yapılmış bir düşünce olabilir.

Farkındayım halen Harry Galatasaray kadrosunda olacakmış gibi yazıyorum. Ama dedim ya bir anda vazgeçmek kolay değil. Eğer Harry ile yollar ayrılmışsa kulüp yönetimi kimsenin beklemediği bir hareket yapsa, Ali Sami Yen’de Harry’nin de olacağı bir akşamda onunla onu çok seven taraftarı son kez GS forması altında biraraya getirse. Olamaz mı yani?

Tabi burada eeyore’nin Harry’nin gidişi ile ilgili yazıda olduğu gibi Hasan Şaşların, Hakan Şükürlerin, Bülent Korkmazların günahı neydi o zaman denebilir. Ancak bunlarla ayrılış şekillerini bir hata olarak görüyorsak bir yerden başlanabilir ve Harry bu başlangıç için çok güzel bir örnek olur…

Süpürgenin Sapı Nerede?

Mayıs 23, 2010, 10:26 am | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
 Ya daha geçen hafta elimdeydi, nerede bu süpürgenin sapı?

Necati Bilgiç’i Okumadan Edemiyorum Doktor Bey!

Mayıs 22, 2010, 10:29 pm | Futbol, haber, ilginç, necati bilgiç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Daha önceleri Gürcan Bilgiç’in sevgili babası Necati Bilgiç’in yazdığı yazılardan kupleler sunmuştum. Fenerbahçesini ve Fenerbahçeliliğini herşeyin üzerinde tutan bir spor yazarı çoğunuzun bildiği gibi. Hatta o kadar ki Fenerbahçe’den kaynaklanan sorunlarda bile sorumlu bulacak bir kişi muhakkak bulabilme yeteneğine sahiptir.

Kaçan son şampiyonluktan ve veilen cezadan sonra merak ediyordum ne yazacağını. Açıkçası belki birşeyler değişmiştir diye düşünmedim değil ama yine umudum dağların ardına kaldı. Yazısı şöyle:

” Bu Ceza Niçin?

Eğer direkler geri çevirmese, eğer forvetleri bu kadar beceriksiz olmasa, eğer Onur hayatının kurtarışlarını yapmasa, eğer kaleye giden şutları Selçuk ile Giray çelmese ve sadece bunlardan bir tanesi Trabzonspor ağlarını bulsa, Süper Lig’in bu seneki şampiyonu Fenerbahçe olacaktı.

Dahası var. Beşiktaş, milli oyuncularının adeta kendi kalelerine attığı iki golden birini yemese, Bursa şampiyonluğu rüyasında görecekti.

Tek golün yarattığı bu acı drama bir de yanlış anons eklendi. Sevinç içinde sahanın içine giren taraftarlar gerçeği öğrendikten sonra büsbütün yıkılınca üzüntüden delirdiler ve istenmeyen olayları çıkarıp güzelim stadı tahrip ettiler.

Bu olaylar nedeniyle F.Bahçe’ye, PFDK’dan 2 maç seyircisiz oynama cezası geldi. Ne rakibe saldırı yapılmış ne hakem tartaklanmış ne ölen ne yaralanan var. Zarar eden kulüp onbinlerce liralık hasarı cebinden ödeyecek. Durumu, taraftarların hatalara isyan ettiği ve hakemlerin yanlış kararları sonucu meydana gelenlerle aynı tutulması, adaletsizliğin en büyüğüdür.”

Noktasına virgülüne dokunmadan maç sonrası görüşleri bu. Bir de aynı yazarın 2007 de Galatasaray’a verilen 5 maçlık ceza sonrası yazısını okuyalım:

“Dağ fare doğurdu

G.Saray-F.Bahçe maçındaki olaylar dolayısı ile nihayet karar verildi ve ceza çıktı. Hatırlarsanız Kadıköy’deki maçta sadece devre arasında bir provokatörün attığı para ile ses bombası için F.Bahçe’ye 3 maç saha kapama cezası verilmişken, neredeyse iki saat süreyle sahaya yağan sular, meşaleler, ses bombaları, koltuk parçaları ve yapılan çirkin tezahüratlarla için G.Saray sadece 5 maçla cezalandırıldı. O da tahkim kurulunca indirilmezse…”

Bir tarafta bir takım maçın oynanmasını engeller hale geliyor yenilgi ve sinirden dolayı, 5 maç ceza alıyor ve tabiki hakediyor. Hatta o zaman deniliyor ki, bundan sonra bu şekilde olan olaylarda emsal teşkil edilir deniyor. Galatasaray karara itiraz bile etmiyor hatırkarsam Özhan Canaydın’ın kararıyla. Diğer yandan başka bir takımın sahasında tribünler yakılıyor, koltuk ve mavi iskemle parçaları sahaya atılıyor, çirkin tezahüratlar yapılıyor. Tabi olanlar da bir kendini bilmezin maç sonunda yaptığı anonsun yanlış olmasından kaynaklanan hayal kırıklığına bağlanıyor.

Fark ne? Biri maç içinde, biri maç sonunda yaşanıyor, o yüzden Fenerbahçe’ye ceza verilemez deniyor. Eğer olay taraftarın kendi takımına verdiği maddi zarara bağlanıp kulübe ikinci bir ceza verilemezse aynısını Galatasaray da yaşadı o zaman. Aslında Necati Bilgiç, futbol takımlarının ve tüm izleyicilerin stada girişinden çıkışına kadar olan olayların sorumluluğunun kulüplerde olduğunu bilmiyor diyeceğim ama bu zamana kadar Federasyon kimbir kaç takıma maç sonrası yaşanılan olaylardan sonra cezalar yağdırmıştır ki Necati Bilgiç’in yazılarının bazılarında da maç sonrası yaşanılan olaylardan dolayı Fenerle oynayan takımın sahasının kapatılması gerekeceğine dair saptamalar var. Ama tabi keserin sapı Fenerbahçe’ye dönünce tüm o yazılarını ve verilen cezaları inkar edercesine 180 derecelik dönüş yapıyor. Ama yazar Necati Bilgiç olunca, konu da Fenerbahçe’ye verilen ceza olunca herşey bir anda değişebiliyor.

Diğer yanda son yazısının ilk satırlarında halamın sakalları olsa amcam olurduvari cümleleri de çok hoş olmuş. Gerçekten nasıl düz bir spor yazarı ve hürmeten orada olduğunu kanıtlarcasına basitliğini ortaya sermiş sağolsun.

Son olaraksa, SENİ ÇOK SEVİYORUM NECATİ BİLGİÇ demek istiyorum. (Gerçekten mazoşist miyim neyim niye okuyorsam anlamadım gitti…)

Evlilik Zor Bir Zanaat mi?

Mayıs 21, 2010, 7:54 pm | haber, Hayat, ilginç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Ne alaka demiş olabilirsiniz. Doğru ama aşağıdaki haberi okuyunca aklıma geldi birden

“İran’da bir kadın eşinin kendisine iyi davrandığını ve kendisine şiddet uygulamadığı gerekçesi ile mahkemeye giderek şikayetçi oldu. Mahkemede, kadına kocası tarafından şiddet uygulanmasına karar verildi.

Fars haber ajansının verdiği haber göre, Tahran’da aile mahkemesine başvuran 24 yaşındaki kadın dilekçesinde, “Eşim çok iyi huyludur halbuki ben şiddet uygulamasını istiyorum, eğer bunu yapmazsa kendisinden ayrılmak istiyorum” diyerek şikayetçi oldu.

28 yaşındaki eş ise mahkemeye gelerek , “Ben karımı çok seviyorum o yüzden kendisine şiddet uygulamıyorum. Onunla nazik davranıyorum ve şiddet uygulamak için bir neden yoktur” diyerek savunma yaptı.

Kocasının bu tavrından dolayı ayrılmakta ısrar eden kadın, eşini ikna etmeyi başardı. Koca, mahkemeye verdiği taahhütte eşine şiddet uygulayacağını kabul etti.”

Her ne kadar olayın geçtiği yer İran da olsa bu kadarı pes denebilecek bir haber. Kadın mazoşist, canı dayak istiyor; adam anlayışlı, romantik ve hisli eşini düşünen bir tip, adam kadınını düşünüyor, seviyor, dayak atmıyor, kadın da ” o kadar hareket yaptım sövdüm dövdüm, olmadı” diyerek boşanmak için mahkemeye gidiyor. Mahkeme de karar olarak adamın kadını üç öğün yemeklerden sonra dövmesine karar veriyor. Hayır şimdi mahkeme kimin lehine sonuçlanmış oluyor? Kadının mı adamın mı? Allahım aklıma mukayyet ol…

Hayır bu olay benim tezimi de güçlendiriyor gibi. Kadın yanında sapasağlam adam ister. Öyle boyna çiçek almak, evde yemekleri yapmak, bulaşıkları falan yıkamak, etrafı silip süpürmek gibi olaylara hiç girmeyecek adam. Ama yaptırmasını da bilecek. Adam yukarıdakileri yaparsa belli bir zamandan sonra doğal işiymiş gibi olmaya başlıyor. Kadın da nasıl olsa yapıyor diye iyice tepesine binmeye başlıyor. Adam adamlıktan kadın da kadınlıktan çıkıyor. İşler tersine dönüyor. Büyük ihtimalle yukarıdaki nazik bay da kadınını mutlu etmek için dövmüyordur. Kadın da bulmuş bunuyor doğal olarak belli bir süre sonra kafayı çatlatıyor. En güzeli de adamın kadını döveceğine dair teminat vermesi.

Sonuç: Evde adam kendi işini, kadın da kendi işini yapacak. Her iki taraf da birbirinin kıtasahanlığına girmeyecek. Girerse işler karmakarışık oluyor. Aslında uzun süreli evliliklerin sırrı falan fasa fiso anlayacağınız. İşi bilene bu olay çocuk oyuncağı…

Alex’i Neden Seviyorum?

Mayıs 20, 2010, 9:35 pm | Alex De Souza, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Nedense Galatasaraylı bir taraftar Fenerbahçeli bir futbolcuyu beğenmez ya da övmez diye bir tabu var. Ben de o tabunun tam karşısında duranlardan biriyim. Alex’e, hem insanlığına, hem duruşuna, hem oyununa hem de kişiliğine bayılıyorum. Yani biraz daha abartsam dört dörtlük bir insan diyeceğim ki maçlardaki hali ve kişiliğini düşününce o tanıma da şu futbolcu aleminde cuk oturan futbolcuların en başında. Bir futbolcu düşünün ki yıllardır bir takımın yükünü neredeyse tek başına taşımaya çalışıyor ve bir o kadar da kişilikli. Şampiyonluğun kaybedilmesinden sonra başkanının yaptığı açıklamaları bilirken kendi sitesinden yaptığı açıklamları görünce iyi ki gelmiş Türkiye’ye dedim tekrardan. Neden seviyorum Alex’i maddeleyim kendimce:

1. Hazımsız değil. Yenilince rakibin ya da hakemin elini sıkmayı bir aşağılanma olarak görmüyor.
2. Takımındaki 2-3 iyi oyuncuyla her sezon şampiyonluk için didinip duruyor.
3. Maç içinde kazanmak için her yolu mübah görenlerden değil.
4. Tam bir lider. Maçlarda zaman zaman tabiki kızıyor ama itirazları bazıları gibi adam dövecekmişcesine gibi değil. İtiraz ederken bile derecesini nerede tutacağını çok iyi biliyor.
5. Kazanınca kutlamasını biliyor.
6. Kaybedince kazananı usulüyle tebrik etmesini biliyor.
7. Kötü oynadığı maçtan sonra suçu başkalarına atmıyor.
8. Birilerine hoş görünme çabası yok.
9. Komple bir aile babası. Evden işe, işten eve denilecek türden. Ailesi olmadan hiçbir yerde olmuyor.
10. Kızına bayılıyorum. Oğluma alacağım :D.

Çok iddialı bir söylem olacak ama Alex ve Hagi’yi düşünüyorum. İkisinin oynadığı takımları düşünüyorum. Biri neredeyse her bakımdan dört dörtlük bir takımın lideriydi diğeri ise kendisi olmayınca aksayan bir takımda. Kariyerlerini düşününce Alex kesinlikle Hagi seviyesine gelemez ama eğer takımında Galatasaray’ın Hagi zamanlarındakine benzer kaliteye sahip kadroya sahip olsaydı eminim Alex de, aynı Hagi’nin Galatasaraylılara yaşattığı mutluluğun bir benzerini Fenerbahçelilere yaşatan bir numaralı adam olurdu. Her ne kadar Avrupa’daki maçların çoğunda kaçak dövüştüğü ya da gücünün yetmediği düşünülse de. Eğer objektif olup işin kişilik tarafına bakarsak Alex’i Hagi ile karşılaştırmak ayıp olur.

Bi’ Acayip Açıklama

Mayıs 20, 2010, 4:48 pm | bursaspor, Futbol, ilginç, ozhano, sercan yıldırım kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Sercan Yıldırım:
“Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid’in gelmesini istiyorum. Düşünsenize, PS’de aynı takımda oynadığım Cristiano Ronaldo’ya pozisyon icabı sert giriyorum. O bana el kol yapıyor, anlamadığım laflar ediyor, ben de ona dikleniyorum, ittiriyorum falan, muhteşem olacak muhteşem.”
Sercan da Şampiyonlar Ligi arenasını başka bir açıdan ele almış. Ama ne kadar da mütevazi, kendini bilen bir açıklama. Çünkü biz çok gördük, kendisinin ne olduğunu bilmeden dünya futbolunun hayranlıkla izlediği futbolcular hakkında atıp tutanları. Böyle olunca çok ilginç oldu bu açıklama. İşte böyle futbolcular adam gibi futbolcu olurlar. Tabi bozmazlarsa ya da bozulmazlarsa. (Örnek; Tuncay Şanlı)

Guiza’nın Milli Takım Hayali de Bitti

Mayıs 20, 2010, 3:16 pm | Daniel Güiza, Dünya Kupası, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, İspanya kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Düşünün ki bir futbolcu İspanya’da oynarken gol kralı, milli takımın önemli oyuncularından biri oluyor. Ama ne var ki kötü yada menfaatçi bir eş, yanlış bir planlama ile kariyeri tamamen dibe vuruyor. Açık bir şekilde söylemek gerekir ki, oyuncu da performansıyla, yaşantısıyla, yaptıkları ya da yapmadıklarıyla bu dibe vuruşu hızlandırıyor. Ve son dakika haberi olarak da aynı oyuncuya Dünya Kupası öncesi milli takım kapıları da kapatılıyor. Anafikir ne: Çoğu zaman görüldüğü gibi para herşey değil.

Guiza’nın şu anda tek düşüncesi muhakkak ki İspanya’ya geri dönebilmek. Bunun için de tek yol milli takımda alacağı dakikalarda oynayacağı iyi futboldu. Ama milli takım hayali de bitince işler iyice kötüleşti hem kendisi hem Fenerbahçe için. Kendisinin alacağı parada çoğu kulüple anlaşacağı garanti ama ne var ki Fenerbahçe’nin onun için isteyeceği bonservis bedelini, hele gelen bu son haberden sonra, kimsenin verebileceğini düşünmüyorum. Şu ana kadar kendisi verilen para ile birlikte 20-25 milyon euro harcandı. Şimdi 3-5 milyon euroya satmak da kulüp yönetiminde evlat acısı gibi bir duygu oluşturacaktır. İşin ilginç yanı, Güiza kötü bir futbolcu da değil bana göre her ne kadar çok acayip goller kaçırsa da. Ama Türkiye’de çoğu yabancı futbolcuya yüklenen misyon ve baskıyı kaldırmadığı da bir gerçek. Artı bitişindeki en büyük sebep de Daum’un ta kendisi.
Daniel Güiza=Okan Yılmaz
Bu eşitlik hem görüntüleri hem performansları hem de kariyerleri açısından kanıtlanmış gibi görünüyor her ne kadar bundan sonra Güiza’nın kariyerinin nasıl olacağı tam bir muamma olsa da…

İspanya’nın Güney Afrika kadrosunda yer alan futbolcular şöyle:

Kaleciler: Iker Casillas (Real Madrid), Pepe Reina (Liverpool), Victor Valdes (Barcelona)

Savunma: Raul Albiol (Real Madrid), Alvaro Arbeloa (Real Madrid), Joan Capdevila (Villarreal), Carlos Marchena (Valencia), Gerard Pique (Barcelona), Carles Puyol (Barcelona), Sergio Ramos (Real Madrid)

Orta Saha: Xabi Alonso (Real Madrid), Sergio Busquets (Barcelona), Cesc Fabregas (Arsenal), Andres Iniesta(Barcelona), Javi Martinez (Athletic Bilbao), David Silva (Valencia), Xavi (Barcelona)

Forvet: Jesus Navas (Sevilla), Juan Mata (Valencia), Pedro (Barcelona), Fernando Llorente (Athletic Bilbao), Fernando Torres (Liverpool), David Villa (Valencia)

Yeni Aslanlar

Mayıs 18, 2010, 1:14 pm | metmet batdal, serdar özkan, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Mehmet Batdal

Serdar Özkan

İki transferi de çok doğru buluyorum. Serdar çok gol kaçırıyor diye eleştirilen bir futbolcu. Mehmet Batdal’ı da bu yüzden aldık zaten. Gol illa ki kaçar… Pozisyon yaratabilme zekasını es geçiyoruz bu genç yeteneğin…

Baros’un yanına da iyi gider Mehmet Batdal…

Lucescu-Sağlam ekolü

Mayıs 18, 2010, 10:14 am | Beşiktaş, bursaspor, ertuğrul sağlam, fatih terim, lucescu, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
İstanbul dün sabaha “renksiz” uyandı. Trabzonspor’un Türkiye 1. Ligi’ni şampiyonlukla tamamladığı 1984 yılından bu yana İstanbul’da her apartmanın en az bir penceresinden bayraklar sarkardı. Sarı kırmızı, sarı lacivert ya da siyah beyaz… En olmadı yoldan geçen arabalar ya da şampiyon takımın taraftarları gururla renklerini belli ederdi. En büyük tartışmayı ise şampiyon takımın bayrağının Boğaz Köprüsü’ne çekilmesi, çekilen bayrağın fail-i meçhul kişilerce indirilmesi oluştururdu. Şampiyon İstanbul’dan çıkmadığı için sanki lig henüz bitmemiş gibiydi… Önceki gece sonlanan Turkcell Süper Lig’i Bursaspor’un şampiyon bitirmesiyle o bayrak mevzusu fiilen gerçekleşek mi bilemesek de yeşil beyazlı takım elde ettiği başarıyla o bayrağı mecazi anlamda İstanbul’un tam ortasına dikerek “Ulubatlı timsah” unvanını hak etti.

“Anadolu”nun ayak sesleri

Türk futbolundaki zihniyetin değişmesi için Anadolu’dan bir şampiyon çıkması gerekliliği yıllardır konuşulurdu. Son 10 yıllık sürece baktığımızda bunun gerçekleşebileceğinin sinyallerini aldığımız zamanlar olduğunu net bir şekilde görebilmekteyiz. Lig arşivlerine girip incelediğimizde 1999-2000 sezonundan bu güne dek Gaziantepspor, Denizlispor, Gençlerbirliği, Ankaragücü, Manisaspor, Kayserispor ve Sivasspor’un sezon boyunca şampiyonluğu kovalayıp son düzlükte nefesi tükenen takımlar arasında yer aldığını görülmekte. Bu takımlar değişmeli olarak bir kaç haftalığına birinci sıraya yerleşip sezonu da ilk beş içerisinde bitirmeyi başarmış. Bu isimlerin en önemlisi tabi ki Sivasspor. Son iki sezonda yaptıklarıyla Anadolu’dan şampiyon çıkması yolundaki en büyük umut ve değişmesi gerektiği söylenen “o” zihniyetin değiştirilebileceğine en çok inandıran takım oldu. Bu yıl da lige aynı ümitlerle başladılarsa da ligden düşmekten zor kurtular. Fakat başardıkları ile diğer takımlarda oluşturdukları umut 10 yıllık sürecin ardından Trabzonspor’dan sonra sonunda kupayı Anadolu’ya getirdi.

Bursaspor’un farkı

Sıradan bir Anadolu takımı görüntüsüyle başladı Bursaspor sezona. Sahasında oynadığı ilk iki maçı kazanıp ilk iki deplasmanından bir puanla döndüler. Ardından içeride alınan Fenerbahçe mağlubiyeti gidişatın diğer sezonlardan farksız olacağı yönünde bir görüntü veriyordu. Fakat şampiyonluk yolundaki en büyük rakipleri konumundaki İstanbul’un büyükleri ve Trabzonspor’a bir daha yenilmediler. Galatasaray’ı içeride yenip deplasmanda berabere kaldılar. Trabzonspor’a yenilmediler. Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 2-0 geriden gelerek 2-3 yendiler. Aynı başarıyı İnönü’de de Beşiktaş’a karşı gerçekleştirmişlerdi ve şampiyonluğa inandıran maçların mihenk taşı olarak gösterilebilir bu maçta alınan sonuç… Bursaspor’u şampiyonluk yolunda son yıllarda Kayseri ve Sivas’tan farklı kılan en önemli şey bu idi. Ki şampiyonluğu kovalayan Kayseri’de, Ertuğrul Sağlam tam iki sezon geçirmişti… Anlaşılan o ki Ertuğrul Hoca 2005 ve 2007 yılları arasında sarı kırmızılı takımda yaşadıklarından kendisine “sağlam” dersler çıkararak bu günlere gelmiş.


Ertuğrul Sağlam


Şampiyonluğun Bursaspor’la Anadolu’ya gelmesinin farklı bir anlamı daha var. Geçen iki yıl boyunca zirveyi kovalayan Sivasspor, istikrarlı futbolundan çok özellikle sezonun sonlarına doğru Bülent Uygun’un ilginç ve antipatik açıklamaları öne çıkmaktaydı. Sivasspor’un güzel oyunu ve başarılı sonuçları Fatih Terim ekolünden gelen Bülent Uygun’un sözleriyle gölgede kalıyordu. Sırf bu yüzden Sivasspor’un şampiyon olmasını istemediğini söyleyen kişi sayısı hiç de az değildi. Yıllarca Fatih Terim’in egosantrik tavırlarından çokça çeken Türk futbol seyircisi Sivasspor’un olası şampiyonluğu durumunda uzun bir süre daha benzer bir “şiddete” maruz kalabilirdi. Hele bir de kulüp başkanlarının şampiyonluğun bu şekilde geldiğini düşünerek Fatih Terim ve Bülent Uygun türevlerini teknik direktör olarak takımlarının başına geçirdiklerini düşünün…

Ertuğrul Sağlam’ınsa Beşiktaş’tan ayrılırken verdiği demeçler, Bursaspor’la yürüdüğü şampiyonluk yolundaki duruşu ve efendi kişiliği tam ters bir örnek olarak karşımıza çıktı. Sessiz sakin duruşu ile herkese Rumen Teknik Adam Mircea Lucescu’yu andırıyordu. Sağlam’ın, ligin son haftalarına doğru başarılı hocayla bir araya gelip fikir alışverişinde bulunması da kendisine kimi örnek aldığını ortaya koydu. Genç teknik adam elde ettiği başarıyla doğrunun, dürüstün, haklının yanında olanın, hakkını sahada arayanın da şampiyon olabileceğini göstererek Türk futbolunda önemli bir akımın başlangıcına adım attı. Diliyoruz ki Bursaspor’un şampiyon olmasının yarattığı enerji ile Türk futbolunda farklı Anadolu takımları da şampiyonluklar yaşar. Ve umuyoruz ki Fatih Terim ve Bülent Uygun örneklerini devam ettiren değil de, Şenol Güneş, Ertuğrul Sağlam örneklerini devam ettirebilecek Aykut Kocaman, Tolunay Kafkas, Mehmet Özdilek, Oğuz Çetin gibi isimler Süper Lig’de daha fazla “forma şansı” bulabilsinler…

***
Not: Çisem Çelikel’in Facebook’ta yaptığı yorum, pazar akşamının güzel bir özeti:

“Son düdükle birlikte herkesi mutlu eden bir lig finali yaşadık. Şampiyonluğu kutlayan Bursaspor, şampiyon olduğunu sanarak kutlama yapan Fenerbahçe, neyi kutladığını anlayamadığım Beşiktaş ve Galatasaray ve 1996’dan beri tek hedefi Fenerbahçe’yi şampiyonluktan etme başarısına ulaşıp sevinç yaşayan Trabzonspor…”

Tebrikler Bursaspor

Fenerbahçe, Gündemi Bu Sefer Nasıl Değiştirebilir?

Mayıs 17, 2010, 10:53 pm | bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Fenerbahçe’nin son maç sendromunu yaşadığı ilk tecrübe olan Denizli’den sonra ortaya çıkan başarısızlığı sayın Aziz Yıldırım ivedilikle istifa ederek örtmüş, bunun üstüne bir de Galatasaray’ın şampiyonluğunun yeterince konuşulamamasını sağlamıştı. O gün için gerçekten çok akıllıca bir hamleydi. Çünkü herşey planlanmıştı. Fakat bu sefer plan yoktu sanırım ama yakın zamanda bir basın toplantısı ile bomba açıklamalar bekliyorum Aziz Yıldırım ya da yönetimdeki önde gelen isimlerden. Peki ne olabilir?

a) Aziz Yıldırım yine istifa eder.

b) Beşiktaşlı futbolcuların özellikle Toraman’ın Bursa-Beşiktaş maçında Bursa lehine handikaplı iddia oynadığı iddia edilir ve TFF göreve davet edilir.

c) Daum istifa etmezse müstehcen fotoları ortaya çıkar ve bu sebeple kovulur.

d) Adriano, Ronaldinho, Etoo hatta biraz kastırmayla Messi transfer haberleri ajanslara servis edilir.
e) Lucescu, Zico, Scolari, hatta potansiyel gazı sebebiyle Mourinho ile görüşüldüğü haberleri ajanslara servis edilir.

f) Stadda 2-2 anonsunu yapan görevlinin Ultraaslan ya da Çarşı grubu tarafından satın alındığı açıklanır.
g) Guiza’ya 15 milyon euro’luk teklif olduğu açıklanır.


Benim ilk anda aklıma gelen olası hedef saptırma açıklamaları bunlar. Ama ne olursa olsun bu sefer olan yıkımın, yaşanılan trajikomik olayların meydana çıkaracağı kıyımın ilk yaşananınkinden daha fazla olacağını düşünüyorum.

Aslında düşünüyorum da zaten maçta yapılan 2-2 anonsu ile Bursaspor’un şampiyonluğunun ne denli büyük bir başarı olduğu gerçeği ikinci plana düştü gibi geliyor bana. Baksanıza tüm spor yazarları ya da programları Bursa’nın şampiyonluğundan çok Fener stadında yaşanılan olaylardan bahsediyor. Hatta TSL maçlarını canlı yayınlayan İspanya kanalı bile Bursa’nın şampiyonluğunu değil Fener’in yaşadığı ikinciliği ne denli güzel kutladığından, taraftarın çağdaşlığından falan bahsetmiş ama daha sonra onlar da anlamışlar işin doğrusunu. Açıkçası yine yaptı yapacağını Fenerbahçe. Helal olsun. İyi biliyorlar bu işleri…

Yapmaa Ziyaaaa!!!

Mayıs 17, 2010, 2:54 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, ozhano, TSL, Ziya Şengül kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

32. hafta
Fenerbahçe 2-0 Eskişehirspor

Maçın ikinci golü. Özer tarafından atıldı. Ceza sahasının sol iç kısmında topla buluşan Özer zor pozisyonda şut çeker top Eskişehirli defans oyuncusunun ayağına çarpar bombeli olarak 2.06lık Ivesa’nın üzerinden geçer ve gol olur.

O zamanki Ziya Şengül yorumu: Efendim, yapmayın Allah aşkına, Özer’in vuruş açısı, tekniği, topu gidişatını görmüyor musunuz, Ivesa zaten son bir hamleyle çıkarmaya çalışıyor ama gücü yetmiyor; burada Ivesa suçlanacak son futbolcu Eskişehirspor’da. Lütfen hatalı gol yedi diyip olayları başka taraflara çekmenin alemi yok.

34. hafta
Fenerbahçe 1-1 Trabzonspor

Trabzonsporlu Burak tarafından kaydedilen gol. Aynı Özer’de olduğu gibi ama tek fark kaleye doğrudan şut amacı gütmeyen bir top yani kaleci beklemiyor artı Özer’inkine göre daha hızlı bir vuruş. Sonuçta gol oluyor. Yani üstüste koyunca arada fazla fark yok hatta Volkan’ın yediği gol daha normal karşılanabilir.

Bu gol üzerine Ziya Şengül’ün yorumu: Bir paragraf açıyorum kaleci Volkan’a.. Böylesine kaleciliği inkar edercesine o topu kalende görmek zorunda mısın kardeşim.. Burak’ın golündeki hamlen, zamanlaman, gole davetiye çıkarmak değildi de neydi?

Eee. Ne oldu iki hafta önceki Ivesa yorumuna. Hani bu tip toplar çok tersti kaleciler için. Hani kaleci hatası olarak görülemez diyordun bu tip gollerde daha iki hafta önce. Tamam Volkan’ı hiç sevmem ama bugün bir o, bir Alex sayesinde buralara kadar geldi bu takım. Hem dün akşam tv de hem de bugün yazısında Ziya’nın bu kadar Volkan’ın üzerine gitmesinin sebebi ne olabilir acaba?

Hayır bu adamın airbag’ini kaldıran bir numaralı adam da kendisi. Airbag ile topu yoketmeye çalışırken “yaw bunlar futbolun eğlenceli yanları, üzerinde durmamak gerek” diyip adamın airbagi kaldırırsan aerodinamiği bozarsın, böyle olur işte…

Bursaspor’un "Onur"lu Şampiyonluğu

Mayıs 17, 2010, 12:00 am | Beşiktaş, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Başlığı spor gazetelerine benzer bir şekilde atmak istedim. Fenerbahçe şampiyon olsaydı onursuz mu olacaktı tabiki hayır ama Trabzonspor kalecisinin bu seneki şampiyonun belirlenmesindeki en önemli referans olacağı belliydi.

Bu Fenerbahçe’nin son maç sendromu şansla, taktikle, oyun okumayla, stresle, onunla bununla açıklanacak bir olay değil. Hem de daha yakın bir tarihte aynı acıyı yaşayıp şampiyonluğu ezeli, rakibine bırakmışken. Türkiye’nin %90-95’i hele maçtan önce Trabzonspor Başkanı ve bazı oyuncularının söylemlerinden ve ligdeki performansına bakarak Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu tebrik etmek için bekliyordu. Maç normalde 4 ya da 5-1 Fener lehine bitecekken Onur diye bir kaleci çıktı, şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alaacağım dedi, Guiza da “verelim kupayı ne olacak” diyince Daum kupayı tepsiye koydu, keser-sap olayı oldu, tarih bir tekrarı yaşattı tüm futbolseverlere.

Diğer taraftan Bursaspor’un hafta içindeki açıklamalarda şampiyonluğa inanmışlıkları çok yüksek görünüyordu. Ama bu açıklamalar tabiki takımdaki sinerjiyi yakalamak ve yüksek tutmak için olduğu açıktı. Maçı üstün bir oyun ile 2-1 kazandılar. Doğrusunu söylemek gerekirse kendilerinin bile çok küçük bir yüzde olarak gördükleri şampiyonluğa ulaştılar demeliyim. Ama sonuçta Galatasaray’ı, Fener’i, Beşiktaş’ı yenen, yenmese bile kafa tutan bir takımın şampiyonluğa ulaşması kadar doğal bir şey yok ve şampiyonluğu hakettiklerini söylemek gerek. Kısacası sadece gönüllerin değil aynı zamanda çatır çatır ligin tescilli şampiyonu da oldular.

Bursaspor’un bu şampiyonluğu çoğu açıdan da büyük önem taşıyor. Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavga bu şampiyonlukla biraz olsun hafifler diye düşünüyorum. Diğer yandan yıllardır Trabzonspor’un Fenerbahçe’ye olan, belki ağır olabilir ama doğru olan cümle bu, düşmanlıkları ya da hırsları 10 gün içerisinde oynadıkları ve Fenerbahçe’nin elinde görünen iki kupayı almalarıyla azalmıştır. Bu tarihten sonra yeni bir gerginlik olmadıkça bu maçlar daha rahat götürülebilecektir.
Fenerbahçe- Trabzonspor maçının son dakikalarında yaşanan anons olayı ise Fenerbahçe taraftarı ve futbolcuları açısından trajikomik bir durumun yaşanmasına neden oldu. Açıkçası böyle bir olayın yaşanması stadda şampiyon olduğunu zanneden taraftarın hem acısının hem de sinirinin bir kat daha artmasına neden oldu. Maç sonrası yaşananların kesinlikle bu olaya bağlı olarak makul görülmesi mümkün değil. İkinci kez bu acıyı yaşayan taraftara bu şekilde bir oyun oynanması maçtan sonra yaşanan infiale tam anlamıyla davetiye çıkardı ve olanlar oldu. Eğer bu anons stadda tel örgü olmadığı için maç bitince taraftar sahaya girip futbolcuları kovalar endişesiyle özellikle yaptırıldıysa yapılan hatanın açıklaması bile yapılamaz hale gelir. En kötüsü de Alex gibi bir futbolcunun staddan polis otosuyla hem de saklanarak çıkması oldu. Bir de hamile eşinin tribündeki üzüntüsü ve kızının o anlarda annesine olan bakışları canımı acıttı ne yalan söyleyeyim.
Sözün özü, istediğin kadar iyi ol, istediğin kadar iyi oyuncular al, paran pulun istediğin kadar olsun, taraftar sayısını falan geç, kazanırsın kazanırsın, aslanım kaplanım derler, sırtını sıvazlarlar, koskoca sezon gider 10 güne sıkışır, 3 kupaya talipken bir anda elin boş kalır. O yüzden hiçbir zaman büyük konuşmamak gerekir.

Bu arada Galatasaray da istikrarlı bir şekilde tamamladı ligi. İstikrarlı bir şekilde yine yenildi. 3. olarak bitirip ligi UEFA Ligine gidiyor gene. Yukarıdaki sözün özü kısmı tabiki Galatasaray’a da gidiyor. Bazılarının dediği gibi inşallah Rijkaard’ın Galatasaray’a faydasını aynı merhum Derwall’de olduğu gibi 5-10 sene sonra anlarız. Attığı kazığı anlamayalım da ben beklemeye razıyım…

Not: Yılmaz Vural’a gün doğdu. Yarın çıkıp “bu takımın başında ben olsam…” diye başlar. Belki de haklıdır.

Başarının Sırrı 58 Saniyede Saklı

Mayıs 16, 2010, 12:41 pm | Futbol, Galatasaray, nostalji, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

http://www.sporxtv.com/_swf/sporxtv-player.swf?v=1.0.1

Futbolseverler tarafından çok bilindik bir video aslında ama Galatasaray’ın ya da futbol takımlarının bekledikleri başarılara ulaşamamasındaki nedenler 58 saniyede açıklanmış.

1. Oyun içinde futbolcularının oyun disiplininden kopmamasını sağlayacak teknik direktör olacak.
2. Sahada olan oyuncu oynadığı futboldan zevk alacak ya da taraftara o zevki yaşatacak futbolcular alınacak.
3. Takım içinde futbolcular arasında arkadaşlığı, birleştiriciliği sağlayacak özel insanlar olacak.

Yazması kolay ama iş icraate gelince yapması zor bir durum. Yine de bu, zamanında yapıldıysa yine yapılabilir. Ama tabiki kulübün başında bu kuralları uygulayacak bir yönetim, takımın başında aynı özellikte bir teknik direktör ve sahada da bu duruma uygun futbolcular olması gerekmekte. Benim fazla ümidim yok ama bekleyelim bakalım…

Heroes ve Flash Forward’a Elveda

Mayıs 15, 2010, 4:29 pm | Televizyon kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Haber dizicanavari.net‘ten geldi bu sabah. 4 sezonunu bitiren Heroes ve ilk sezonuna çok hızlı girmiş olsa da tatil dönüşü çakılan Flash Forward yayından kaldırıldı. Daha önce Flash Forward ve V’yi tanıtmıştık bu sütunlarda. Lost’un Juliet’inin başrolde olduğu Ziyaretçiler yani V ise bir sezon daha koparmayı başarmış. Haberi şuradan aldık, Flash Forward ve V’nin tanıtımları ise hemen aşağıda. Heroes’a mesajımız da kendi düşen ağlamaz olsun.


Flash Forward tanıtım

V tanıtım

Milli Kadro İçimize Sindi mi?

Mayıs 15, 2010, 10:45 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Emre ve Okan’a jest yapılan ve kendi adıma bu nezaketten çok mutlu olduğum bir güzellikle başladı Hiddink göreve. Sinan Bolat (unutulan adamdı), Turgay Bahadır, Çağlar Birinci, Gökhan Zan, Toraman, Selçuklar, Necip, Nihat ve Sezer benim için sürpriz oldular. Ama sanki bu Milli Takım’da eksik olan birileri var gibi hissediyorum. Tam anlamıyla isim de veremiyorum işin ilginci. Gerçekten bu takımda eksik olan birileri var mı, bu kadro içimize sindi mi?

Şu eksik demek isteyen isteyen varsa buyrun yorumlarda tartışalım.

KALECİLER
1- VOLKAN DEMİREL FENERBAHÇE
2- ONUR RECEP KIVRAK TRABZONSPOR A.Ş
3- SİNAN BOLAT STANDARD LIEGE

SAVUNMA OYUNCULARI
4- SABRİ SARIOĞLU GALATASARAY A.Ş
5- EMRE AŞIK GALATASARAY A.Ş (JÜBİLE)
6- MEHMET TOPUZ FENERBAHÇE
7- GÖKHAN ZAN GALATASARAY A.Ş
8- İBRAHİM TORAMAN BEŞİKTAŞ A.Ş
9- F. EMRE GÜNGÖR GALATASARAY A.Ş
10 SERVET ÇETİN GALATASARAY A.Ş
11- CEYHUN GÜLSELAM TRABZONSPOR A.Ş
12- CANER ERKİN GALATASARAY A.Ş
13- ÇAĞLAR BİRİNCİ DENİZLİSPOR
14- İSMAİL KÖYBAŞI BEŞİKTAŞ A.Ş

ORTA SAHA OYUNCULARI
15- HAMİT ALTINTOP BAYERN MÜNİH
16- KAZIM KAZIM TOULOUSE
17- VOLKAN ŞEN BURSASPOR
18- MEHMET TOPAL GALATASARAY A.Ş
19- OKAN BURUK BÜYÜKŞEHİR BLD. SPOR (JÜBİLE)
20- SELÇUK ŞAHİN FENERBAHÇE
21- NECİP UYSAL BEŞİKTAŞ A.Ş
22- EMRE BELÖZOĞLU FENERBAHÇE
23- NURİ ŞAHİN BORUSSIA DORTMUND
24- SELÇUK İNAN TRABZONSPOR A.Ş
25- ARDA TURAN GALATASARAY A.Ş.
26- OZAN İPEK BURSASPOR
27- SEZER ÖZTÜRK ESKİŞEHİRSPOR

HÜCUM OYUNCULARI
28- TURGAY BAHADIR BURSASPOR
29- TUNCAY ŞANLI STOKE CITY
30- SEMİH ŞENTÜRK FENERBAHÇE
31- HALİL ALTINTOP EINTRACHT FRANKFURT
32- SERCAN YILDIRIM BURSASPOR
33- NİHAT KAHVECİ BEŞİKTAŞ A.Ş

Korkan Kim? Sen mi O mu?

Mayıs 14, 2010, 9:15 am | Hayat, ilginç, Sanat kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Jonathan Griffths’in objektifinden…

Kaynak

Mehmet Topal Artık Valencialı

Mayıs 12, 2010, 7:16 pm | Futbol, Galatasaray, La Liga, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Hayırlı olsun diyoruz, Türk Futbolu için sevindirici bir haber. Umarım Galatasaray’daki performansının çok üzerine çıkıp Türk Futbolu’na uzun seneler en üst düzeyde hizmet edebilir. Bonservisi 5 milyon deniliyor, belki fazlası da ederdi, ama kazandırarak giden adam olarak hatırlanacağı kesin, yeri taraftarın gözünde ayrı olacak.

Bu Sabah Galatasaray

Mayıs 12, 2010, 8:00 am | Futbol, Galatasaray, gazete kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

İşe başlamadan önce şöyle bir gazetelere göz atayım dediğimde taraftarı olduğum Galatasaray’la ilgili binbir çeşit haberle karşılaştım. Lig fiilen olmasa da Galatasaray için bittiği için normal böyle haberler ancak bu kadarı da fazla geliyor bana. Hele ki Hıncal Uluç’un bir kaç yerde birden ön plana çıkartılıp sanki Galatasaray camiasının en büyük duayeniymiş gibi gösterilmesi beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Söylediği laflar arasında illa ki takdir edilecek ve doğru sözler var ama bu adam Galatasaray için nedir, kimdir Allah aşkına. Hıncal Uluç’u kenara ayırırsak bakın neler oluyormuş (!) Galatasaray’da.

* Guti Galatasaray’la anlaşmış, yönetim resmi temaslara başlamış.
* Guti Rijkaard’la anlaşmış, yönetim Rijkaard’ı veto etmiş, Rijkaard istifayı düşünmeye başlamış.
* Rijkaard’ın yerine adayları gündeme almaya başlamış Polat ve Yönetimi.
* Ne olursa olsun Rijkaard’la devam edecekmiş Galatasaray Yönetimi.
* Rijkaard Gio’nun kalmasını istiyormuş yönetim Tottenham ile görüşecekmiş.
* Rijkaard Gio’nun kalmasını istiyormuş yönetim özel hayatı nedeniyle veto etmiş.
* Kewell’la kesin olarak anlaşılmayacakmış.
* Kewell sakatlığının da etkisiyle 2 yıllık daha düşük ücretli bir anlaşmaya razı olmuş.
* Kewell Dünya Kupası’na gidemeyebilirmiş sakatlığı yüzünden.
* Kewell Avustralya’nın Dünya Kupası’nda en büyük kozu olacakmış ve Kupa’ya kadar hazır hale gelecekmiş.
* Son maçta Rijkaard tarafından izin verilen yabancılar ayaklanmışlar, izinleri iptal edilmiş, Florya cadı kazanıymış.
* Mustafa Pektemek Galatasaray’la anlaşmış, bu sezon Rijkaard’ın en büyük gözdesiymiş.

Bu ne hız, bu ne çelişki, bu ne tutarsız bir basın!

Suçlu Hangisi: Kuru Fasulye mi Döner mi?

Mayıs 10, 2010, 11:36 pm | Acayip İşler, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Senelerdir düşünüyorum bu sorunun cevabını. Suçlu hangisi bunlardan. Kuru Fasulye de Döner de son derece büyük adaylar. Ama acaba hangisi gerçek suçlu?

Bu ülkeye gelen, giden, uzun ya da kısa çalışan, Avrupa çapında, Dünya çapında ne teknik direktörler oldu ama her birinin sonu aynı oldu. Türkleştiler. Konuşmasına, duruşuna, adabına hayran olduğumuz, her fırsatta elini taşın altına sokup sorumluluk alan adamlar bir anda sorumluluktan kaçan, suçlu arayan, oyuncularını aslan kafesine atan enteresan adamlar haline geliverdiler. En son örnek, hayranı olduğumuz Rijkaard. Ne oldu da bu adam bu hale geldi, bu şekle bürünebildi çözemedim ben. Muhteşem basınımız, düzmece haberlerimiz, dedikoducu yönetici müsvettelerimiz, tele kulak tesis çalışanlarımızın mutlaka önemli payı var fakat bu kadar olmaz. Bu kadar kısa sürede böylesi değişilmez.

İşte o yüzden bu adamın ya da önceki örneklerin mayasını, genini bozan bir şeyler var bence. İlaç gibi, zehir gibi, sonunda etkisi adamların bizim gibi olmaları. Yediklerinde buluyorum ben suçu. Öyle sallıyorlar ki bir yerden sonra kesinlikle gazlarının içine sığmadığının göstergesidr bu, başka açıklaması olamaz, işte o sebeple Kuru Fasulye zan altında. Ama bu derece söylediklerinden, hareketlerinden, karakterinden dönebilmeyi becerebilmek için çok fazla döner yemiş olmak gerek. O kadar yüklenmiş ki bu adamlar dönere, dönmek içlerine işlemiş adeta. Asıl korkum 1,5 döner üzerine pilav üstü kurunun vazgeçilmezleri haline gelmiş olması.

Mantık bulamıyorum ben bu dönüşümlerde, suya da suç bulacağım ama yaşamın kaynağıdır, günaha gireceğim diye korkuyorum. Gerçi nimete yükledik suçu ama yok ki başka açıklaması. Bütün kariyere bak, Türkiye’de yaşananlara bak, bkz. Rijkaard olmuş Faruk Rey Kart.

Perde Kapanırken…

Mayıs 10, 2010, 2:04 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Taraftar ah be kardeşim başına ne geldi derken çok güzel özetledi bu yılki durumu aslında. İnsanın canını yakan bir yıl geçirdi Galatasaray ve onunla birlikte tabiki bizler. İçimdeki sevgiden birşey eksilmese de yaralandık tabiki, üzüldük, incindik. Neden mi?

Her takım çok iyi kadro kurup hedeflerine ulaşamayabilir. Buna da kimsenin diyeceği olmaz. Ama sen ortaya bir ruh koyamazsan, taraftara küsüp layıkıyla futbol oynamazsan, sakatlıkları fırsat bilip ülkene kaçarsan, zaten sıkıntılı ilişkilerin olduğu takımlara kendi evinde puanlar verirsen, şampiyonluk beklerken Avrupa’ ya İnter Toto’ dan katılma gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalırsan seni yürekten seven, bunlara rağmen tribünleri dolduran, kredi kartından hattına kadar sana para kazandıracak tüm ürünlerini alan taraftarına bu şarkıyı söyletirsin şampiyonluk şarkıları yerine. Kimileri Fenerbahçe’nin kupayı 28 yıldır alamamasına laf eder kendi haline bakmadan. Kimileri Bursa şampiyon olsun der Türkiye’ nin en büyük kulübü şampiyonluktan bu şekilde ve bu kadar uzaklaşmışken. Ne kadar saçma istekler ve sevinçler. Galatasaray kupayı alamadıktan sonra, Galatasaray şampiyon olamadıktan sonra bana ne kim şampiyon olursa olsun. Adnan Polat örneğin…Sana ne Bursa’ nın şampiyonluğundan? Fener para kazanacakmış, şampiyonluk sayısı bizden çok olacakmış. Aziz Yıldırım 7 maçlık hüsranı sonlandırmak için elinden geleni yaparken başkan aynı duruma düşen takımına sen ne yaptın? Tamam başkan ne derse desin olay sahadaki futbolcularda bitiyor ama krizi layıkıyla yönetmek için elinden geleni yaptığına inanıyor musun? Yapılan onca gereksiz transferin hesabı ne şekilde verilecek?

Taraftar hesabı ödüyor zaten. Bence Adnan Polat Galatasaray için bir şanstı. Ama o önceki yıllarda Fenerbahçe’nin yaptığına benzer bir yol izliyor transfer konusunda. Verdiği demeçler zaman zaman bir başkana yakışır türden de değil. Rijkaard zaten futbolcuları kurtlar sofrasına sürmüş buyrun yiyin diyor ne gerek var onun üstüne destekleyici açıklamalar yapmaya. Kulübün içinde halledilirdi eskiden bu tür işler medyanın haberi bile olmadan. Belki de birşeyler yapılmıştır ama yetmemiş görüldüğü gibi. Peki ne için şans diyorum? Çünkü parasal olarak çok zor bir döneme girdiğin anda elini taşın altına koydu. Takımın başına geçti ve kabul edelim çok iyi işler yaptı. Sportif başarı gelmedi henüz ama maddi bakımdan GS çok iyi bir noktaya geldi. Sportif başarıyı getirmek istiyorsa takıma ruh katacak, hırslı, dinamik ve birbirini tamamlayacak futbolcular almalı.

Bu yıl artık herşey geride kaldı GS ve taraftarları için. Önümüzdeki yıl yapılacakları bekliyor herkes. Umarım güzel şeyler olur. Çünkü gördük ki GS eğer iyiyse Milli Takım da iyi. Alt yapıdan bir-iki futbolcu çıkmalı seneye. Emre Çolak yetmez sadece… İşte Polat bence bunu istemeli Rijkaard’ dan. Unutulmamalı ki GS büyüklüğünü GS ruhu taşıyan yerli futbolculara ve kendini ispat etmek zorunda olan yabancılara borçludur. Başarılar böyle kazanılmıştır.

NOT: Bence Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Hasan Şaş, hatta Necati Ateş ve Ümit Karan, Ümit Davala bu adamlardan helallik alın. Zira bence onların laneti dolaşıyor takımın üzerinde- ki hepimiz çok da ümitliydik bu kadrodan her ne kadar ben sezon başında 2. olacağını düşünsem de… Bu düşüncenin de tek sebebi erken form tutmamızdı.

EnJOy!

Mayıs 8, 2010, 11:43 am | Acayip İşler, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Koçlarım Benim! Yakışır, sadece burda kalmasın Ada’da aynen devam! Hatta mümkünse kızları da götürün.

Kaynak: Milliyet

Yok Artık!

Mayıs 8, 2010, 1:33 am | La Liga kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Bu da olmasın, açıdan kaynaklanan bir görüntü olsun sadece, yok yok şaka olsun. Yapmayın, kıymayın.

Kendi Kendimize Kapak Olsun!

Mayıs 6, 2010, 9:50 pm | Blog, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Çoban Salata yazarları olarak başkalarını eleştirmesini bildiğimiz gibi gerektiği yerde kendimize de laf söyleyecek karakterdeyiz. An millete değil kendimize bakma zamanı. Konu Leo Franco. Sağolsun Sade yorumlarıyla hatırlattı bize hayalperestliğimizi, yanlışımızı. Evet yanıldık biz Leo Franco hususunda, hem de öyle böyle değil. Yazdıklarımıza değer verip okuyan herkesten özür diliyorum kendi adıma. Daha sonra yanıldığımı bir kaç sefer Franco, Aykut, Onur Kıvrak üzerinden yazdıklarımla telafi etmeye çalışsam da bu itiraf şarttı. Bu da kapak olsun madem bize, büyük lokma yutalım büyük konuşmayalım futbolda. Aşağıya buyur edelim sizi.

Kapak 1
Kapak 2

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.