10 Soruda Magic (Soru 1)

Şubat 1, 2011, 1:37 am | NBA, Orlando Magic, Stan Van Gundy kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

(MV: Meraklı Vatandaş, ÇO: Çoğu Otoritenin Ortak Görüşü, BD: Bendeniz )
MV: Cicim aylarını geçtik; takım takaslar sonrası ilk birkaç haftadaki fırtınayı estiremiyor gibi, sizler ne dersiniz?
ÇO: Zaten belliydi bunun böyle olacağı. İlk bir iki hafta yeni bir araya gelmenin gazıyla gerçekten de iyi gittiler ama eksikler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Dua etsinler de Howard’ın başına bir şey gelmesin, bu onlar için felaket olur. Gundy mutsuz gözüküyor, takımının savunmasından hiç memnun değil. Diğer iki büyük takımın –Miami ve Chicago- çok gerisinde gözüküyorlar ve Arenas bu haldeyken de yakalamaları zor…
BD: Doğrudur, fırtına dindi, dünya var olduğundan beri haftalarca esen bir rüzgâr fırtına bilmiyorum ben. Bu da nefes sonuçta, bir yerde tükenecek, bacaklar titreyecek. Alttan alta fısıldanılan ve terennüm edilen “Tamam, Magic bu kadardı zaten!” yollu laflara da kulak asmamak gerekiyor. Takas sonrası oynadığımız ilk iki maçta aldığımız yenilgiler sonrası- Mavs ve Hawks- buralarda, paniğe gerek olmadığını, belki sezon başında istediğimiz hedeflediğimiz galibiyet oranına ulaşamayacağımızı, ama playoff’lar için bunun bir önemi olmadığını zamanı gelince çok canlar yakacağımızı söylemiştik. Buna neden olarak da, bazı maçlarda çok ciddi savunma zaafları çekeceğimizi göstermiştik. Öncelikle şöyle oyuncu oyuncu sayarsak Howard dışında bir sezon boyuncasını geçtim yarım sezon bile aynı savunma direncini gösterebilecek bir oyuncumuz yok. Nelson’a alışıldığı için artık savunma hataları yazılmıyor görülmüyor bile. Tepede Nelson’ın savunmasına yapılan tüm pickandroll’lerde yüreğimiz ağzımıza geliyor, ya da fastbreaklerde rakip oyun kurucu Nelson’u karşısında gördüğü zaman basket faul olmaması için duaya başlıyoruz. Richardson, kariyerinin ilk gününden beri takım savunması nedir ilk kez bu şehirde görüyor. Hidayet belki takım savunmasını bilen oyuncularımızın başında geliyor ama birebir savunmada her maç aynı performansı vermiyor. Örneğin, Granger ve Nowitzki’ye karşı çok iyi savunmalar yaparken (hatta Battier ve Granger’a yaptığı savunmadan dolayı Gundy övgüsünü eksik etmedi ondan) Deng ve Prince karşısında ne yapsa olmuyor. Bass, takımın belki de en kötü takım savunmacısı. Rakibin pota altındaki çoğu aksiyonunu kaçırıyor. Anderson, abartıldığının aksine iyi bir ribaundçu ve takım savunmacısı olmasına rağmen, birebir savunmada fiziksel olarak zayıf kalıyor. Arenas protez bacaklarla ne kadar savunma yapılabilirse o kadar yapabiliyor. Duhon Magic’e geldiği günden beri 10 doğum günü kutlamış gibi. Bu yaştan Anthony Johnson basenlerine ve havasına girmiş bile. İşte bu parçalardan savunmayı geçilmez yapması gerekiyor Gundy; düşünün nasıl büyük bir coach olduğunu artık. Yani iş geliyor savunmada düğümleniyor. Gundy ve Howard (ve bir de beyin)takımın başında olduğu sürece de bu takım ligin en iyi hücum takımlarının başında gelecektir, kuşkunuz olmasın. Bu arada, bakın, bu hücum konusuna geldiğimiz iyi oldu sayın meraklı vatandaşım. Ne dendi Lewis takas edildiğinde? Geleneksel hücum takımı mı, yok, hücumlar geleneksel hale geldi mi, ve bin bir türlü karman çorman şeyler söylendi ve her yenilgiden sonra yine aynı eleştiriler ve de her seferinde Gundy de lafı ağızlarına tıktı da bu arkadaşlar yorulmadı. Lewis gitti belki ama Anderson gibi bir adamın varlığından hiç haberiniz var mıydı bu takımda? Ayrıca Anderson’un kariyerinin çok başında olduğunu, iş ahlakının, arkadaşları ve coach’uyla olan ilişkisinin üzt düzey olduğunu hatırlatmamız gerekir. Takas sonrası ilk birkaç hafta estiğimiz dönemde çılgınca üçlük sokuyorduk. Bu hep böyle gitmez, üçlükler girmeyince ne yapacaklar, i don’t like the way they play (3-point), gibilerini yüzlerce kez okuduk. Sonra bizim üçlük yağmuru dindi, ama yine kazanıyorduk, hatta bir Boston maçı var çok kötü atarak kazandığımız; bu sefer Howard’ın yedeği yok tartışmaları başladı? Van Gundy bu adamlara alın topu sallayın çizginin arkasından demiyor, biraz olsun şu maçları dikkatli izleyin. Tepe pick’lerine, hızlı hücumda takımın allah allah hücum şeklinde değil de belli bir düzende yani şutörlerin yerleşiminden Howard’ın koşu çizgisine, en basitinden, şutu dışında başka bir şeyi yok denen Redick adlı adamımıza bir bakın. Gundy ile beraber Redick’in oyunundaki anlayışın nereye geldiğini görmekte fayda var bir basketbolcu için. Emin olun, Gundy dışında bir coach’un elinde olsaydı Redick, dipte şut için bekleyen bir beyaz şutörden veya bir Korver’dan fazlası olamazdı. Şimdi geldiği noktaya bir bakın ve anlayın bu adamın Gundy’nin değerini gözünüzü sevdiğim sayın ağabeylerim…
Not: Cenk hocam hoş geldin ve geçmiş olsun diyorum. Biraz geç oldu kusura bakma. Üzerimdeki ağır sorumluluk biraz olsun hafiflediğinden daha da mutluyum…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.