Sportif Başarı

Şubat 26, 2011, 2:55 pm | Adnan Polat, Beşiktaş, Galatasaray, volkanbk3, yıldırım demirören kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Galatasaray ve Beşiktaş’ın sportif başarısızlığı konuşuluyor aylardır. Ve suçlu kim? sorusunun cevabı her zaman da sporu yapanlarda aranıyor, organize edenlerde değil.
Spor yapmak kolay bir iş gibi gözükebilir ancak sonucunu almak öyle kolay bir şey değil. Kilolu bir insan düşünün. Kilo vermek istiyor ve kendine bir diyetiysen buluyor. Dediklerini yapıyor ama sonucunu kısa sürede göremiyor. Misal verelim. 120 kilo olan birinin hedefi 80 kiloya düşmekse, 6 ayda verdiği 5 kilo ona yetersiz gelir elbette. Ve 6 aydır spor yapıp az yemesine karşın kilo veremeyen bu kişi ne yapar? Diyetisyen değiştirir. Başka spor kulübüne gider. Başka bir spor hocası tutar. Bunlar gerçekleşene kadar
da kendi bildiğini okur ve yemeği arttırır. Böyle daha mutludur. Tekrar 120 kiloya döner bu süreçte. Ve yine 6 aylık kısır döngü periyotlarıyla devam eder bu olaylar. Hiç istikrar sağlayamaz bu konuda.
Bugün Galatasaray ve Beşiktaş’ın yaşadıklarını buna benzetesim geldi. Başarı 80 kiloya ulaşmaksa eğer o kiloya 6 ayda ulaşılamayacağını bilmeli iki takımın yönetimi de. Bilmiyor değiller. İlk başkan olduktan sonraki seçimlerde tekrar aday olup ekonomik ve yönetimsel açıdan işleri düzene sokmak vaatlerini verirken “bu işler ancak istikrarla olur” cümlesini duyarız çünkü onlardan. İstikrarın başarı için gerekliliğini bilirler ama kendi koltuklarını sağlama almak için. Onlar otursun da o koltuğa, sportif başarı için kimin hangi koltukta oturduğu önemli değildir…
volkanbk3

3 puan koparanın elinde kaldı

Şubat 20, 2011, 10:18 pm | alex, Beşiktaş, Beşiktaş-Fenerbahçe, Fenerbahçe, quaresma, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum



Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. „Aman tanrım ne tempoydu“ klişesine kaptıracaklar bunlar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Bugünkü tempo orta sahasız takımlarla yapılır. İki takımın da orta sahasının pres yapayım derken alanlarını boş bırakışı topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabi ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş‘ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun ilk 25 dakikada Fenerbahçe’nin oynadığı baskılı ve etkili futbola reklam arası dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı Lacivertli takım son haftalardaki ilk 20-25 dakika baskısını bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de.

Fenerbahçe’nin baskılı olduğu ilk yarının ilk yarısında Beşiktaş’ın sol kanadını kırdı. Quaresma’nın geriye gelmeyişi bunun en büyük nedeniydi. Quaresma’nın Simao’yla yer değişmesi ve Ernst’in bu kanada desteği biraz durdurdu Fenerbahçe’yi. Aykut Kocaman’ın ilk yarım saat sonra takımı geri çekip devreyi önde bitirme düşüncesi belki de mecburiyettendi. Çünkü Fenerbahçe bu sezon maçın son 20-25 dakikasında güçten düşüyordu. Gücü ekonomik kullanmak düşüncesiyle geri çekildiğini düşündüğüm Fenerbahçe alanı Beşiktaş’a bıraktı. Fakat Beşiktaş da rakip yarı alana organize toplarla, kalabalık hücumlarla yerleşmeyi başaramadı. Yandan gelen birçok ortada topun Almeida’yı geçtiğinde taça çıkması bunun kanıtıdır. Devre biterken yalnızlığın açtığı yarasına tuz basan Dia’yı ancak tekmelerle durdurabilen Ekrem Dağ „ters“ İbrahim Üzülmez etkisi yaratarak (bknz. İbrahim Üzülmez’in soldan gelip sağ ayağıyla attığı gol) takımını soyunma odasına umutla gönderdi. Volkan’ın golden sonra su içmesi de manidardı.

İkinci devreye de Beşiktaş’ın bu kadar hızlı başlaması beklenmiyordu. Evet şans golüydü İbrahim Toraman’ın attığı, ancak önemli olan her zaman o şansı zorlamaktır. Skor üstünlüğünü ele geçiren Beşiktaş sağlı sollu geliştirdiği ataklarla bu sefer maçı koparabilecek takımken Hugo Almeida’nın karşı karşıyalardaki beceriksizliği bunu engelledi. Beşiktaş’ın bu süreçte, yani ikinci yarının ilk 15 dakikasında, biraz geriye çekilip kanatlara isabetli paslar kullanması etkili oldu. Yine bu süreçte Lugano ve Ferrari eşleşmeleri kırmızı kartın , en azından penaltının, sinyallerini veriyordu. Cüneyt Çakır’ın Ferrari’nin „künde“sini görememesi en büyük hatasıydı. Bazen futbolcular pası atacağı arkadaşını göremiyor, bazen de hakemler… Öyle ki Ferrari de Lugano’ya attığı dirsek esnasında hakemlerin tam onu görebilecek açıda olduklarını görmedi. Gökhan Gönül’e de ikinci sarı karttan bir kırmızı kart gerekirdi.

Ferrari’nin kırmızı kartı görmesiyle işler tamamen tersine döndü ve oyuna Aurelio’nun girmesiyle Schuster elindeki 1 puanı da rakibine hediye etti. Sarı kart görmüş olsa da Necip’in sahada kalması, enerjisinden yararlanılması gerekirdi. Guti’nin, Simao’nun oyundan nasıl düştüğünü gördük. Bunun olabileceğini düşünemeyip Simao-Fernandes değişikliğine gitmemesi Schuster’in düştüğü en büyük gafletti bu akşam.

Kırılma anları çoktu. Ferrari ipi inceltti, Alex’te ipi kesti. Alex’in 3 golle bitirdiği sanırım ilk derbi oldu. Şu anda Alex’e yine methiyeler düzülüyordur. Yarın da manşetler Alex’li olacaktır. Ancak sahneye rakip 10 kişi ve orta sahasını bomboş bıraktıktan sonra çıktığını es geçmeyelim. Birini övmek için oyuncunun ne yaptığını irdelerken, neyi, ne zaman yaptığını da göz önünde bulundurmalı.

Beşiktaş sezon boyunca istikrarlı bir ilk 11’e sahip olamamasının en acı sonucunu bu akşam tattı. Haftalardır oynayan Nobre, Aurelio, Bobo ve Sivok’un ilk 11’de olmaması kalitelerinin yetersizliğindense önceki maçlarda oynarken çok mu kalitelilerdi de oynadılar Schuster’in açıklaması gerek. Beşiktaş sezon bitene kadar bu istikrarsızlığına devam ederse 17 maçta ancak 17 puan alabilir. Hedefini de başka bir türlü tutturabilir.

Sezona çalkantılarla başlayan Fenerbahçe’nin sabırla bugünlere gelmesine diyecek fazla söz yok. Tebrikler. Şampiyonluk için gönlüm çeşitliliğin artmasını istemem nedeniyle Trabzon’dan yanadır. Ancak eğer Trabzon yarınki maçta strese girip puan kaybederse Fenerbahçe bu rüzgarıyla şampiyonluğa çok yaklaşır.

Not: Maçı katledenin Ferrari’nin dirseğinin değil de Cüneyt Çakır’ın olduğunu haykıran Beşiktaş taraftarını da, maçı katlettiğini iddia ettiğini Cüneyt Çakır’ın Ferrari’nin kündesini görmediğini ekleyerek mantıklı düşünmeye davet ediyorum.

sevgiler volkanbk3

Yazıklar Olsun!!!

Şubat 15, 2011, 11:15 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

İbrahim Üzülmez’le 2006 yazında yaptığım tatilde karşılaşmıştım. Ama tanıyamamıştım. Kaldığım otelin lobisinde müzik dinlerken yan masaya oturmuştu. Eşim göstermişti bu Beşiktaşlı futbolcu değil mi diye. Ben de ne yalan söyleyeyim yok be bu insana benziyor demiştim. Tabi herkeste olduğu gibi kafamdaki İbrahim Üzülmez şekli saçı sakalına karışmış, viran halde bir tipti ama yanımda oturan insan gayet bakımlı, sinek kaydı sakal traşı olan kısacası bakımlı biriydi. Tabi futbolcu olduğunun en önemli kanıtı, kısa beyaz çorapları üzerine giydiği spor ayakkabıları ve genelde futbolcuların hepsinin alması gerektiği zannettiğim adidas marka beyaz ya da siyah el çantası idi. Ben de ne dikkat etmişim adama! Yalan yok konuşana kadar iyice bir süzdüm adamı, ondan aklımda tüm ayrıntılar, velhasılı kelam ben genelde yaptığım gibi ilk önce müzasyenleri daha sonra da oradaki topluluğu avucumun içine aldıktan sonra o cesaretle baba sen Üzülmez misin yoksa ona mı benzemeye çalışıyorsun dedim. O içine kaçmış gibi bildiğim İbrahim sesi ile biraz da kasılarak evet o benim der gibi bir kafa salladı. 5-10 dakika muhabbet ettik ama o muhabbet sonunda Üzülmez hakkında düşüncelerim bayağı bir değişti. Futbolcuların çoğunda görülen aklındakileri cümlelere aktaramama kusurunun onda olmadığı ilk keşfim olmuştu. Hatta etrafımdaki arkadaşlarım da aynı şekilde adam ne güzel konuşuyor demişlerdi.

Bunu niye anlattım bilmiyorum ama sonuçta konuya bir yerden giriş yapmak lazımdı ve bu anı insanları görünüşüne, sıfatına, konuşmasına, işine, gücüne vs. göre önyargılı olmamak gerektiği düşüncesini bir kez daha yüzüme çarpmıştı. Peki İbrahim Üzülmez’i en az 10 senedir gayet iyi tanıyoruz, muhakkak ki maçlarda olsun dışarıdaki röportajları olsun kişiliği hakkında hepimizde bir fikir oluşmuştur. Milyon kişiye bu adamı sorsanız hiçbirinden yahu bu lanet bir adam lafını duyamazsınız ki böyle insan iki dakikada kendini belli ediyor. Örnekleri çok, isimleri lazım değil. Diğer yandan Üzülmez kimdir? Üzülmez işine sıkısıkıya bağlı bir insandır, aldığı parayı son kuruşuna kadar hak eden bir insandır, azimlidir, hırslıdır ancak bu hırsından dolayı futboldan ekmek yiyen hiç bir meslektaşına bir zarar vermemiştir. Bununla birlikte disiplinlidir, Türk futbolcular arasında Hakan Şükür ve Ergün Penbe ile birlikte iş disiplinine sonuna kadar bağlı olduğuna inandığım üç futbolcudan biridir.
Bu yukarıda saydığım özelliklerinden hangisine hangi futbol izleyicisi yok diyebilir? Tüm bunları gözönüne getirdiğimizde Beşiktaş yönetiminin yaptığı yolları ayırma kararının ne kadar yanlış olduğunu tartışmam kimseyle. Bu insan 11 yıldır içinde olduğu kulübün kaptanı. Bugün onu elimine edenlerin kaçı ondan daha fazla emeğe sahiptir kulüp için? Şu ana kadar kim bilir kaç tane aynı takımın futbolcusu maç içinde olsun devre arasında olsun maç sonu olsun birbirinin boğazına yapışmadı? Ama amaç burada şartlar hazır oluşmuşken gereğini yapıyoruz diye gösterip kimseyi de karşına almadan bir futbolcuyu yakmak. Bir de bu adam durup dururken mi dellendi? Onu dellendirenin hiç mi suçu yok da hiç adı geçmiyor, kıskıs gülüyor arka tarafta. Üzülmez dediğim gibi hırslı, hırsına yenik düşüp böyle bir yanlış iş yaptığı yönünde bir karar alınıp gerekenler yapılamaz mıydı?

Yaptığını kesinlikle haklı bulmuyorum, doğru olduğunu da düşünmüyorum. Ama 37 yaşında çatır çatır top oynayan, hatta top oynadığını zanneden bazı tiplere bu işi öğreten insanı bir kalemde yokedebilen zihniyet aynı akıbete uğradığı zaman cart curt konuşmayacak. Üzülmez’in kafasına vurulan keserin sapı da Toraman’ı elbet yakında bulacak, bulması gerek eğer o yönetici diye kendilerini addeden insanların azıcık adalet duyguları varsa.

Diğer yandan bu kadar hız niye? Koştura koştura adamı kovmak da ne demek oluyor? Yapıcılık diye birşey öğrenememiş mi bu yönetim ya da futbol şubesindekiler. Herhalde beklediler beklediler adam performanstan düşsün de yollayalım diye. Baktılar ki adam yıl geçtikçe Benjamin Button gibi daha da güçleniyor ellerine fırsat geçince yok ettiler adamı. Ya da kabul edelim yaptığı çok pis birşey ve yolların ayrılmasından başka yol yok. Zaten adan 2-3 ay sonra futbolu bırakacağını açıkladı. Gizliden gizliye bu işi böyle bir afişe ile yapmayıp kitabına uydurmak ile halledilemez miydi? Hiç mi olmadı bir futbolcu hiç sakat değilken sakat gibi gösterilip kadro dışına atılmadı mı? Millete milyonlarca avro parayı çatır çatır verirken ki haketmedikleri halde, parasını sonuna kadar haketmiş adamın 2-3 aylık alacağını kesmek için mi paldır küldür kovuyorsun da milletin önünde rezil ediyorsun? Yazık, nerden bakarsan bak yazık.

Son bir laf da Beşiktaş taraftarına ve özellikle herşeye karşı olduğunu iddia eden Çarşı grubuna. Bakalım göreceğiz Green peace ile çevre kirliliğine, bilmem kimle altın çıkarma işine vs. bir ton zımbırtı olaylara karşı olan bu grup yönetimin bu uygulamasına da karşı olup, Üzülmez’e iade-i itibar edecek mi? Eğer hiç sesleri çıkmazsa hiç bundan sonra yok ona karşıyız yok bunu destekliyoruz diye ortaya çıkmasınlar. Adama derler sen ilk önce kendi takımının kaptanını yiyenleri karşı çık!!!
Açık açık söylüyorum, İbrahim Üzülmez’e sanki yüzkızartıcı bir iş yapmış gibi 1-2 günde kadro dışı bırakıp kamuoyunun önüne salanlara yazıklar olsun! Sanki adamın kalemin kırdınız da iyi bir halt ettiniz. Sizin de zamanı gelir belinizi kırar o taraftar azıcık adalet duyguları varsa. Tabi, bazıları gider geceleri yapmadığı maskaralık, kepazelik kalmaz ki bunların sadece %1’lik kısmı tvlere yansır, çünkü hemen gizli eller olayı kapatmak için hareket eder ve onların arkası vardır, parası çok, yemesi zordur. Ama İbo tek tabancadır, arkası yoktur, tek dayanağı performansını devamlı yüksek tutmasıdır, kolaylıkla gözardı edilebilir ve o ancak hırsına yenik düştüğü zaman yenilebilir…

Böyle Yaparsan Top Diye Seninle Oynarlar Sayın Çakır!

Eylül 19, 2010, 10:45 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, hakem, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Amatör kümede olsa bile hayatının belirli bölümünde saha çimlerine ayağını basmış, az ya da çok bu işle ciddi anlamda uğraşmış olanlar bilirler ki, sahaya çıkıldığında hem rakip tartılırken hem de hakem tartılır. Takımdaki “kodaman” oyunculardan biri ya da birkaçı aleyhlerine karar verilmesine karşılık, kendileri de kararın doğru olduğunu bilmelerini rağmen itiraz ederler. Burada amaçlarından biri, hakemi daha sonra oluşabilecek benzer pozisyonlarda tesir altına almaktır. Ama asıl amaç, hakemi disiplin açısından tartmaktır, el-kol yaparlar, bağırırlar hatta biraz daha ileriye gidip yönetimlerini tiye alan veya sorgulayan küfüre varan laflar savururlardı. İşte hakem o noktada disiplinini ortaya koymazsa ya da futbolcuyu elle kolla okşaya okşaya “bak yavrum yapma” der gibi hareketleri olursa, lafları duyup gülümserse ederse işte o anda o hakem için maç hele bir de iddialı bir maçsa her geçen dakika içinden çıkılmaz dibi simsiyah bir kuyuya dönüşürdü. Hakem tam tersi bir tavır sergileyip çat çat sarıları çektiği anda o maçta anında sular durur, herkes hakemi etki altına almayı bırakıp adam gibi sadece oyun düşünmeye başlarlar.

Bunu niye diyorum? Bu akşam oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında hem Fenerbahçelisi hem de Beşiktaşlısı maçın hakemi Cüneyt Çakır’ın maç yönetiminin özellikle disiplin anlamında sıkıntılı olduğunu söyledi. Herkes tarafından İbrahim Üzülmez’in, Bilica’nın vs. itirazlarında hakemin kartlarında geç kaldığından dem vuruldu. Vuruldu ama işin başlangıcı olan kimsenin ağzında değil. Dakika daha 2 ya da 3; Emre Belözoğlu yaprtığı faulden sonra el, kol, laf, bağırış, çağırış ne varsa yaptı hakeme. Hakem ilk dakikalar diye belki işi idare etti ama sonraki belki beş altı pozisyonda aynı şekilde hareketlerine devam etti. Hakem olarak o anda o futbolcuyu cezalandırmazsan, susturamazsan, daha sonra sahadaki tüm futbolcular hakem tesir altına alınabilir diyerek hem topla oynarlar hem de top diye seninle oynamaya başlarlar ve Avrupa’da nice güzel maçlar yöneten ve yönetmeye devam eden hakem maskara olur çıkar maçtan. Ama işi idare edeyim, ne şiş yansın ne kebap modunda sana oynayan futbolcuya “ben seni top diye oynarım.” diyemezsen böyle olmaya devam eder. Emre değil bu sadece, Kewell’da da mesela aynı olayı yapmaya çalıştığını sezinliyorum. Ama tabiki Emre ile Kewell’i bu anlamda aynı kefeye koymam kesinlikle mümkün değil.

Golü At, Küfür Serbest

Eylül 16, 2010, 11:07 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Ezeli rakibe rahat rahat küfür edebilmek için mi o kadar heyecanla golün gelmesini beklediniz? Oraya takımınızı desteklemek için mi yoksa maçla alakasız rakibe küfür etmek için mi geldiniz? Ya da takım öne geçince ezeli rakibe ana avrat sallayın diye direktif mi aldınız? Sanki kurulmuş gibi, önceden hazırlanmışcasına gol geldi, küfür başladı İnönü Stadı’nda. Herşeyi geçtim bu kadar güzel bir oyun, saha içindeki bu kadar baskı ve bu kadar şiddetli bir taraftar desteğinin sonu ancak bu kadar iğrenç bir şekilde bitirilebilirdi. Hafta sonunda karşılaşacağınız rakibinize ana avrat küfür ettiniz de başınız göğe mi erdi? İçimden o zamana kadar tüm saflığımla desteklediğim, sanki Galatasaray’ın bir Avrupa maçıymışcasına heyecanlandığım takım için keşke yenmez olaydı dedim. Bu sadece bu akşam ya da sadece tek bir takım için geçerli değil, hepimiz aynıyız onlar kötü de diğerleri iyi falan değil. Böyle oldukça biz bir arpa boyu yol ilerleyemeyiz. İçimize, benliğimize, ruhumuza işlemiş küfür etmek. Yazık çok yazık.

Beşiktaş ve Kayserispor’dan Yeni Transfer Hamleleri

Ağustos 24, 2010, 1:23 am | Beşiktaş, Futbol, Kayserispor, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
1. Beşiktaş, Real Betis’te oynayan Mehmet Aurelio ile 2 senelik anlaşmaya vardı.
Mehmet Aurelio’nun Kariyeri
1995-2001 Flamengo 123 maç 21 gol
2001 Olaria 17 maç 1 gol
2001-2003 Trabzonspor 64 maç 15 gol
2003-2008 Fenerbahçe 219maç 20 gol
2008-2010 Real Betis 58 maç 6 gol
Türk Milli Takımı 29 maç 2 gol

2. Bonservisi Napoli’de olan Marcelo Danubio Zalayeta Kayserispor ile görüşmek için şu an Kayseri’de. Eğer Mido tarzı bir olayla karşılaşılmazsa 31 yaşındaki forvet artık Kayserispor forması giyecek.
Zalayeta’nın Kariyeri
1996 Danubio 32 maç 12 gol
1997 Penarol 32 maç 13 gol
1997-2007 Juventus 101 maç 28 gol
1998 Empoli(Kiralık) 17 maç 2 gol
1999-2001 Sevilla (Kiralık) 50 maç 10 gol
2004 Perugia 5 maç
2007-2009 Napoli 49 maç 12 gol
2009 Bologna 16 maç 3 gol
Uruguay Milli Takımı 32 maç 10 gol

Guti’nin İşi Çok Zor

Temmuz 28, 2010, 9:35 am | Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Başlığa bakıp da Guti’nin sahadaki işinin çok zor olacağını söylediğimi falan zannetmeyin sakın. Tam aksine Guti’nin saha dışındaki işi çok zor olacak. İspanya’da hakkında eşcinsel olduğu iddiaları ortya atılmış olabilir, Guti çocukları olan bir baba olabilir, Guti’nin model bir sevgilisi olabilir ama Guti artık Türkiye’de. Ve kabul edelim ki Guti Süper Lig tarihinin en yakışıklı transferi. Sarı saçları, mavi gözleri, iç gıcıklayan gülüşü, bakışı ve düzgün fiziğiyle uzaktan görüldüğünde bile iç çektirecek, bir çok erkeği kıskançlıktan çatlatacak cinsten bir adam. Guti’nin her dışarıya çıkışı olay olacak, her dakika arkasında magazin basını adım adım takip edecek onu, yetmezmiş gibi bir çok servet ve futbolcu avcısı peşinden ayrılmayacak kuyruğu gibi. Kimseye laf söylemek ya da aşağılamak gibi bir amacım yok ama yakışıklılık konusunda Guti’yle aynı ilin çevreyolundan geçemeyecek Servet, Selçuk, Jo, Gio Dos Santos gibi adamların nasıl hatunlarla beraber olduğunu görünce bir anda Guti’nin etrafında oluşacak kadın yığınını düşünmeden edemiyorum. Para peşinde olmayanlar dahi, Guti’nin sadece kendisinden etkilenip onunla bir gece geçirmek isteyenler de öteki avcılar gibi etrafını saracak ve sülük gibi yapışacaklar İspanyola.

O yüzden bence Guti’nin İstanbul’da işi çok ama çok zor. Umarım sadece işine konsantre olabilir de onu daha çok spor sayfalarında Beşiktaş’a ve Türk Futboluna kazandırdıklarıyla görürüz.

Salvador Guti

Temmuz 26, 2010, 4:26 pm | Beşiktaş, guti, real madrid, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Real Madrid’in genç! Semih’i Guti…

Futbolun hırsla pazarlanmaya evrildiği döneme denk geldi en parlak yılları. Bu “talihsiz” dönem yüzünden adı hiç bir zaman Real Madrid denince akla gelen ilk isim olamadı bir türlü. Florentino Perez’in “Galacticos” dönemlerine kurban gitti hep. Buna karşın Madrid ekibinin kendi bahçesinden yetiştirdiği en nadide meyve idi Jose Maria Gutierrez.

Real Madrid’in altyapısına 8 yaşında katıldı. Forvet olarak başladı. Orta saha olarak devam etti. Bunda en büyük etken ise çok güçlü olan gol sezgisinin yanında rakip oyuncularca kestirilemeyen ara paslar verebilme yeteneğiydi. Bu bölgede tüm yaş seviyelerinde kanıtlayıp ve 1994 yılında Real Madrid’in C takımına yükseldi. Ulusal Takım formasını da bu yaşlarda üstüne geçirden Guti, 1995 yılında bir de gol attığı 18 yaşaltı Avrupa Şampiyonası finalinde Totti’li, Buffon’lu, Pirlo’lu İtalya’yı 4-1 mağlup eden takımın önemli bir parçasıydı.

Zaferlerle dolu bir kariyer

Bu kupa Guti için daha başlangıçtır. Artık A takımda kendini gösterme vakti gelmiştir. Real Madrid’in o zamanki teknik direktörü, Jorge Valdano, genç takımda da hocalığını yaptığı Guti’yi A takıma çağırıp gözü kapalı A takım formasını verdi.

A takımda sürekli olarak yer bulmaya başladığı 1996-97 sezonunda Fabio Capello yönetiminde ilk La Liga şampiyonluğunu kazandı. Ve o yıldan sonra 2004-05 sezonuna dek her yıl en az bir kupa kaldırdı. Kulüp düzeyinde hem Şampiyonlar Ligi Kupası’nı, hem Kıtalararası Kupayı, hem de Ulusal Takım formasıyla 21 yaş altı Avrupa Şampiyonası Kupası’nı kaldırdığı 1998 yılı genç oyuncunun en parlak yıllarından biridir.

Kupa kaldırmaktan uzak kaldığı iki sezonda (2004-05 ve 2005-06) Real Madrid Florentino Perez Başkanlığı’nda “pazarı olan yıldızlar” takımı, “Galacticos” olmayı tercih etti. Zidane, Figo, Beckham gibi parlak çocukların arkasında kalan Guti takımın “genç Semih’i” rolünde kaldı. İlk La Liga şampiyonluğunu kazandığı hocası Capello’nun gelmesiyle bu kaderi terse döndü. İtalyan çalıştırıcının Emerson ve Diarra’lı orta saha “triosunun” yaratıcı zekası olarak Rijkaard’ın Barcelona’sıyla kıyasıya girilen şampiyonluk mücadelesinde son haftalarda oynadığı oyunla ligin kader adamı oldu. 2006-07 sezonunun 33. Haftada şampiyonluk yarışında takımını ayakta tuttuğu Sevilla maçı unutulmaz performansları arasında yer aldı. İkinci yarısında girdiği oyunda 2 asist yaparak takımının öne geçmesinde büyük katkı yaptı. (http://www.youtube.com/watch?v=Vwm3kmhl6zI) Yine aynı sezondaki 37. hafta mücadelesinde Madrid’i şampiyon yapan 2. gol öncesi attığı ara pası muhteşemdi. (http://www.youtube.com/watch?v=U_Vvdf4v_rw) Ertesi sezon Bernd Schuster yönetimindeki kadroda ise kariyerinin zirvesini yaşayan Guti toplamda 17 asist yaparak sezonu bitirdi.

Her Aşk Bitermiş…

Kulüp başkanlığına Florentino Perez’in 2. kez seçilmesiyle 2. “Galacticos” dönemine giren Real Madrid’de Guti yine yardımcı oyuncu rolüne layık görüldü. Bu sefer haklı bir neden daha vardı. Yaşı 34’e gelmişti. Avrupa futbolu artık 22-29 yaş aralığındaki isimlerle hızlı tempoda oynanıyordu. Ayrılık vakti gelmişti. İki sezon evvel “ömür boyu” kontrat önerilen iki isminden biriydi Guti (diğeri de Raul) ancak Real Madrid’in futbolu pazarlamacı anlayışının son kurbanı oldu.

Son futbol sanatçılarından

Guti, cılız-ince görünümü, sarı-kumral saçları, futbol anlayışı ve forma numarasıyla (Guti de, Cruyff da 14 numara giydiler) bende ayrı bir yere sahip. O futbol kişiliği ile çağımızın Cruyff’u idi benim için. Eğlenmek için oynayan son futbol sanatçılarındandı. Kendisine oynayan değil takımı oynatan bir oyun anlayışına sahip olması en önemli özelliği. Alkışlar koptuğunda tebrikleri orkestrasındaki tüm enstrümanistlerle kabul eden alçak gönüllü bir orkestra şefidir Guti. Herkesin düşündüğü şekilde olması bekleneni değil, Dali gibi ilk bakışta ne yaptığı anlaşılmayan gerçeküstü bir oyun sahneledi kariyeri boyunca. Deportivo maçı da sanatının zirvesiydi. (http://www.youtube.com/watch?v=dwsmBdL9jR8)

Beşiktaş’a yarın akşam imza atması beklenen İspanyol orta saha oyuncusu takıma oyun olarak çok şey katacaktır şüphesiz. Beşiktaş’ın Nihat, Bobo ve Quaresma’dan oluşacak muhtemel ön üçlüsüne atacağı arapaslarla tüm taraftarı gole doyurabilir. Ancak son yıllarda futbolcuları transfer ederken özel hayatını da göz önüne alan Beşiktaş yönetimi,taraftarları ve Türk Spor Basını, biseksüel olduğu bilinen Guti için ilk kötü performansı sonrası ne tepki verecek bekleyip göreceğiz.

Yıllarca formasında kendi adının yanında kendi ismi Hernandez, oğlu Aitor ve kızı Zaira‘nın baş harflerinin birleşiminden oluşan Haz yazdı… Sırtında taşıdığı 14 numara ise 2000-2001 sezonunda forvet oyuncusu olarak attığı gol sayısına ithafen…

Değişen yönetici profili

Temmuz 21, 2010, 3:07 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

GS: Adnan Polat ve Adnan Sezgin


FB: Aziz Yıldırım

FB: Şekip Mosturoğlu


BJK: Yıldırım Demirören

BJK: Serdal Adalı

Çarşı’ya Quaresma Afyonu

Temmuz 19, 2010, 11:52 pm | Beşiktaş, habervesaire, quaresma, serdal adalı, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

haberVS

Türk futbolu son yıllarda kariyerinin zirvesi ya da kariyerinde ikinci bir patlama yapmak isteyen futbolcuların adresi olmaya başladı. Avrupa futbol piyasasında önemli yerler bulabilecekken Türkiye’yi tercih eden oyunculara son olarak da Portekizli Quaresma eklendi.

Bu transferler kulüplerde “sihirbaz” olarak görülen yöneticilerce gerçekleştiriliyor. Fenerbahçe’de bir dönem Hakan Bilal Kutlualp şimdi ise Cihan Kamer, Galatasaray’da ise bir dönem Adnan Polat (1992-1996) son yıllarda ise Haldun Üstünel bu rolleri üstlendi. Beşiktaş’ta ise “son büyü” Quaresma transferinin arkasında Serdal Adalı ismi karşımıza çıkıyor. Peki kulüplerimiz bu transferleri hangi parayla yapıyor?

Güncel politika: Sat öde

Oturup kulüplerin mali tablolarını uzunca incelemeye gerek yok; transfer politikaları bile bu konuda fikir veriyor. Galatasaray kadrosuna yeni futbolcular katmak için Keita, Elano gibi yüksek maliyetli oyunculardan kurtulup daha ucuz oyuncuların parasını çıkarma çabası gösteriyor. Bu da gösteriyor ki artık kulüp kendi ürettiği parasıyla geçinmeye çalışıyor.

Fenerbahçe ise sporun her dalında Türkiye’nin en kurumsal kulübü olmayı başarıp gelirlerini kat kat arttırarak transferlerini buradan elde edilen gelirle karşılıyor. Gelgelelim yüksek gelire sahip Fenerbahçe bile bunu 12 yıldır Aziz Başkan’ın rahatça çıkarabildiği milyonlara da borçlu. Zaten ondan daha fazla parası olan birileri çıkabilse hâlâ başkan kalabilir miydi? (Bu, bir başka tartışmanın konusu.)

Ödüyorum, öyle ise varım!

Ya Beşiktaş? Yıldırım Demirören başkan olduğundan bu yana çok önemli isimler geldi Beşiktaş’a. Son Dünya Kupası’nın sahibi İspanya’nın ve Real Madrid’in hocası Del Bosque, Fransız siyah inci Jean Tigana ve milyon avrolara transfer edilen birden fazla futbolcuya tazminatlar ödendi. (Juan Fran, Ailton, Kleberson, Ricardinho, “yeni Maradona” Federico Higuain ve daha niceleri…) Bu isimler Yıldırım Demirören’in parasıyla gelip, onun parasıyla gönderildiler. Ama görünen o ki Demirören bu konuda artık tek başına da değil.

19 Haziran 2010’da yapılan Divan Kurulu toplantısında Denetleme Kurulu Başkanı Feyyaz Tuncel’in açıkladığı raporda Beşiktaş’ın borcunun 285 milyon 233 bin liraya, alacakların ise 62 milyon 364 bin liraya ulaştığını belirtti. Alacakları düştükten sonra oluşan net borç 222 milyon 869 lira. Kulüp yaptığı harcamaların 75 milyon 976 bin avrosunu sadece iki kişinin cebinden karşıladı: Yıldırım Demirören (66 milyon 294 bin lira) ve Serdal Adalı (9 milyon 682 bin lira). Yani Beşiktaş Kulübü’nün üçte birinin finansörü ve sahibi Yıldırım Demirören ve Serdal Adalı.

Mali tablolar açık açık gösteriyor ki Beşiktaş bu iki isim tarafından satın alınıyor. Yıldırım Demirören’in “Verin paramı gideyim” açıklamaları da bu görüşü destekliyor. 30 Haziran 2010’da Sabah gazetesinde Fatih Doğan tarafından kaleme alınan haberde Serdal Adalı’nın da “Futbolcuların ödemesi varsa çıkarır veririz. Bu sorun olmaz. Bana ne deyip sırtını dönecek adam değiliz” demesi de “Beşiktaş’ı borçlandırmaya satın almaya devam edeceğiz” olarak yorumlanabilir. Böylece de yönetimdeki koltuğunu sağlama alıyor bu iki isim.

Çarşı uyuma

Geçen yıl Beşiktaş tribünleri Yıldırım Demirören’i her maçta “Yeter! Yıldırım Demirören Yeter!” tezahüratlarıyla istifaya davet etmişken bugün Schuster ve Quaresma isimlerini Türkiye’ye getirerek büyük iş yaptı Serdal Adalı. Hem uzun süredir taraftarla arası bozuk olan Yıldırım Demirören’in 254 gün sonra stadyuma giderek taraftarla tekrar barışmasını, hem de “Adamın Kralı Serdal Adalı” tezahüratıyla koltuklarının kabarmasını sağladı.

Serdal Adalı NATO müteahhidi. (Bu iş kolunu Türk futbolunda bir yerlerden hatırlıyoruz.) Ayrıca Adana’daki, Amerikan mı, NATO üssü mü belli olmayan İncirlik Askeri Üssü’nün* büyük bir kısmının inşasını gerçekleştirdi. Yani kişisel kazancını Amerikan’ın Ortadoğu planının önemli bir parçası olan savaş üssünü yaratarak elde ediyor. Elde ettiği bu gelirle de Quaresma, Schuster, Hilbert gibi isimleri takıma katarak Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birini borçlandırırken Türk futbolunun en duyarlı taraftar grubunu bir büyüyle uyutabiliyor. Üstelik ki bu grup “Tanka karşı taş, savaşa karşı Beşiktaş”, “Beşiktaşlıyız savaşa karşıyız”, “Ne Irak, Ne Filistin, Ne Lübnan. Akmasın artık hiç kan. Ölmesin yüzlerce can. Her savaşa karşıyız. Biz Beşiktaş Çarşıyız” pankartlarını açarak önemli mesajlar vermişlerdi. Farkında değiller ki onlara bu pankartları açtıran kişi Quaresma’nın parasını savaşı yaratan ülkenin cebinden buluyor, bu parayla kulübü ve taraftarı satın alıyor.

Beşiktaş taraftarı bir an önce uyanmalı bu gerçekleri görmeli. Savaşa karşıyız derken aynı anda savaşın dolaylı destekçisi kişileri “adamın kralı” olarak ilan etmekten vazgeçmeli. Savaşa karşı olmadan önce kulübü satın alma yolunda Yıldırım Demirören ve onun yolunda ilerleyen Serdal Adalı’ya karşı olmalı. Yoksa bundan sonra savaşa karşı olduklarının hiçbir inandırıcılığı kalmayacak.

*İncirlik Üssü Gerçekleri: http://bianet.org/bianet/siyaset/111242-incirlik-ussu-gercekleri

Ferrari için Servet Verilir mi?

Temmuz 17, 2010, 5:25 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, gazete, Transfer kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Başlık başlı başına ayrı bir soru, Milliyet’in Galatasaray’la ilgili transfer haberleri apayrı. Daha yeni Kewell’ı geri getirdiler, Pino’ya imza attırdılar, Tochowski’yi uçağa bindirdiler. Bu haberler doğru çıkmazsa birileri çıkıp özür diler mi acaba onu çok merak ediyorum. Yoksa Ferrari için Servet verilir mi, bence verilir. Takımları için motivasyonları köreltilmiş iki adamın takası makuldür. Hep düşmanlık yapacak değil ya büyükler birbirine. Zaten bu tip icatlar da Sezgin’den çıkar ancak. Neyse cidden konu Ferrari geldi Servet gitti değil de bu yırtık dondan fırlarcasına ortaya çıkan transfer haberleri. Gerçekten ciddikaynaklardan mı geliyor bu haberler yoksa kaynağınızın üzerinde mi oturuyorsunuz beyler?

Kartalı izlerken terli-Yorum!

Temmuz 15, 2010, 11:17 pm | Beşiktaş, nihat kahveci, quaresma, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Dünya Kupası biter bitmez -benim için bu blog için henüz bitmedi ammaaa- resmi maçların hemen başlamış olması herkesi bir boşluğa düşmekten kurtarmıştır şüphesiz… İlk ciddi ve resmi maça çıkan takım Beşiktaş oldu.

Rakibi ciddiye almak gerekmiş bir maçta daha bunu anladık. Gerçi rakip Vikingur çok mühim bir iş yapamadı. İki yarıda da yarımşar pozisyondan bir pozisyon üretebildiler ancak. O pozisyonları da içine Rüştü girmiş olan Hakan Arıkan kurtarıverdi yürekleri ağza getirerek.

Beşiktaş takımı gole dönük bir ilk 11 ile çıktı sahaya. Baklava dizilimi vardı. Ernst geride Tabata, Delgado ve Quaresma değişmeli Nihat ve Bobo da ileri ikilide… Gerisi zaten sağlamda! İki İbo, Sivok, Erhan geride sakin bir maç çıkardılar. Quaresma şov yaptı bol bol. Sezon açılana kadar böyle devam eder. Kimse her maçta bu kadar hareket beklemesin Q7’den. Bir penaltı kaçırarak şovun tadını kaçırdı bile. Sonrasında Beşiktaş taraftarı Q7’ye moral verdi ama Vikingur maçı olmasaydı bu kadar hoşgörülü olurlar mıydı?.. Tabi portekizli gelince Tabata da, Delgado da birden sıradanlaştı. Tabata, Delgado’dan daha istekli bir oyun sergiledi ama bu maç tek bir adama yaradı.

Avrupa Kupalarında altyapıdan gelen en az 4 oyuncunun ismini yazma zorunluluğundan önceki sezon 10 Milyon Euro’ya alınan Nihat asker dönüşü katıldığı takımında oynadığı maçlarda kötü performans sergilemiş yerden yere vurulmuştu! Bizim evladımız ya vurun vurabildikçe… Sezonun sonlarına doğru çok da iyi oynamaya başlamış tek eksiği golle buluşamamak olmuştu. Son maçta da yamulmuyorsam bir kaç gol atmıştı. Nası bittiyse öyle başladı Nihat ve eski günlerine geri dönüş sinyalini verdi. 30 yaşındaki Nihat daha akıllı oynayacak ve takımına mükemmel liderlik yapacaktır bu sezon. Yarebbim onu sakatlıklardan bizi de bu sıcaklardan korusun… Anam ne bu ter!

Lucescu-Sağlam ekolü

Mayıs 18, 2010, 10:14 am | Beşiktaş, bursaspor, ertuğrul sağlam, fatih terim, lucescu, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
İstanbul dün sabaha “renksiz” uyandı. Trabzonspor’un Türkiye 1. Ligi’ni şampiyonlukla tamamladığı 1984 yılından bu yana İstanbul’da her apartmanın en az bir penceresinden bayraklar sarkardı. Sarı kırmızı, sarı lacivert ya da siyah beyaz… En olmadı yoldan geçen arabalar ya da şampiyon takımın taraftarları gururla renklerini belli ederdi. En büyük tartışmayı ise şampiyon takımın bayrağının Boğaz Köprüsü’ne çekilmesi, çekilen bayrağın fail-i meçhul kişilerce indirilmesi oluştururdu. Şampiyon İstanbul’dan çıkmadığı için sanki lig henüz bitmemiş gibiydi… Önceki gece sonlanan Turkcell Süper Lig’i Bursaspor’un şampiyon bitirmesiyle o bayrak mevzusu fiilen gerçekleşek mi bilemesek de yeşil beyazlı takım elde ettiği başarıyla o bayrağı mecazi anlamda İstanbul’un tam ortasına dikerek “Ulubatlı timsah” unvanını hak etti.

“Anadolu”nun ayak sesleri

Türk futbolundaki zihniyetin değişmesi için Anadolu’dan bir şampiyon çıkması gerekliliği yıllardır konuşulurdu. Son 10 yıllık sürece baktığımızda bunun gerçekleşebileceğinin sinyallerini aldığımız zamanlar olduğunu net bir şekilde görebilmekteyiz. Lig arşivlerine girip incelediğimizde 1999-2000 sezonundan bu güne dek Gaziantepspor, Denizlispor, Gençlerbirliği, Ankaragücü, Manisaspor, Kayserispor ve Sivasspor’un sezon boyunca şampiyonluğu kovalayıp son düzlükte nefesi tükenen takımlar arasında yer aldığını görülmekte. Bu takımlar değişmeli olarak bir kaç haftalığına birinci sıraya yerleşip sezonu da ilk beş içerisinde bitirmeyi başarmış. Bu isimlerin en önemlisi tabi ki Sivasspor. Son iki sezonda yaptıklarıyla Anadolu’dan şampiyon çıkması yolundaki en büyük umut ve değişmesi gerektiği söylenen “o” zihniyetin değiştirilebileceğine en çok inandıran takım oldu. Bu yıl da lige aynı ümitlerle başladılarsa da ligden düşmekten zor kurtular. Fakat başardıkları ile diğer takımlarda oluşturdukları umut 10 yıllık sürecin ardından Trabzonspor’dan sonra sonunda kupayı Anadolu’ya getirdi.

Bursaspor’un farkı

Sıradan bir Anadolu takımı görüntüsüyle başladı Bursaspor sezona. Sahasında oynadığı ilk iki maçı kazanıp ilk iki deplasmanından bir puanla döndüler. Ardından içeride alınan Fenerbahçe mağlubiyeti gidişatın diğer sezonlardan farksız olacağı yönünde bir görüntü veriyordu. Fakat şampiyonluk yolundaki en büyük rakipleri konumundaki İstanbul’un büyükleri ve Trabzonspor’a bir daha yenilmediler. Galatasaray’ı içeride yenip deplasmanda berabere kaldılar. Trabzonspor’a yenilmediler. Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 2-0 geriden gelerek 2-3 yendiler. Aynı başarıyı İnönü’de de Beşiktaş’a karşı gerçekleştirmişlerdi ve şampiyonluğa inandıran maçların mihenk taşı olarak gösterilebilir bu maçta alınan sonuç… Bursaspor’u şampiyonluk yolunda son yıllarda Kayseri ve Sivas’tan farklı kılan en önemli şey bu idi. Ki şampiyonluğu kovalayan Kayseri’de, Ertuğrul Sağlam tam iki sezon geçirmişti… Anlaşılan o ki Ertuğrul Hoca 2005 ve 2007 yılları arasında sarı kırmızılı takımda yaşadıklarından kendisine “sağlam” dersler çıkararak bu günlere gelmiş.


Ertuğrul Sağlam


Şampiyonluğun Bursaspor’la Anadolu’ya gelmesinin farklı bir anlamı daha var. Geçen iki yıl boyunca zirveyi kovalayan Sivasspor, istikrarlı futbolundan çok özellikle sezonun sonlarına doğru Bülent Uygun’un ilginç ve antipatik açıklamaları öne çıkmaktaydı. Sivasspor’un güzel oyunu ve başarılı sonuçları Fatih Terim ekolünden gelen Bülent Uygun’un sözleriyle gölgede kalıyordu. Sırf bu yüzden Sivasspor’un şampiyon olmasını istemediğini söyleyen kişi sayısı hiç de az değildi. Yıllarca Fatih Terim’in egosantrik tavırlarından çokça çeken Türk futbol seyircisi Sivasspor’un olası şampiyonluğu durumunda uzun bir süre daha benzer bir “şiddete” maruz kalabilirdi. Hele bir de kulüp başkanlarının şampiyonluğun bu şekilde geldiğini düşünerek Fatih Terim ve Bülent Uygun türevlerini teknik direktör olarak takımlarının başına geçirdiklerini düşünün…

Ertuğrul Sağlam’ınsa Beşiktaş’tan ayrılırken verdiği demeçler, Bursaspor’la yürüdüğü şampiyonluk yolundaki duruşu ve efendi kişiliği tam ters bir örnek olarak karşımıza çıktı. Sessiz sakin duruşu ile herkese Rumen Teknik Adam Mircea Lucescu’yu andırıyordu. Sağlam’ın, ligin son haftalarına doğru başarılı hocayla bir araya gelip fikir alışverişinde bulunması da kendisine kimi örnek aldığını ortaya koydu. Genç teknik adam elde ettiği başarıyla doğrunun, dürüstün, haklının yanında olanın, hakkını sahada arayanın da şampiyon olabileceğini göstererek Türk futbolunda önemli bir akımın başlangıcına adım attı. Diliyoruz ki Bursaspor’un şampiyon olmasının yarattığı enerji ile Türk futbolunda farklı Anadolu takımları da şampiyonluklar yaşar. Ve umuyoruz ki Fatih Terim ve Bülent Uygun örneklerini devam ettiren değil de, Şenol Güneş, Ertuğrul Sağlam örneklerini devam ettirebilecek Aykut Kocaman, Tolunay Kafkas, Mehmet Özdilek, Oğuz Çetin gibi isimler Süper Lig’de daha fazla “forma şansı” bulabilsinler…

***
Not: Çisem Çelikel’in Facebook’ta yaptığı yorum, pazar akşamının güzel bir özeti:

“Son düdükle birlikte herkesi mutlu eden bir lig finali yaşadık. Şampiyonluğu kutlayan Bursaspor, şampiyon olduğunu sanarak kutlama yapan Fenerbahçe, neyi kutladığını anlayamadığım Beşiktaş ve Galatasaray ve 1996’dan beri tek hedefi Fenerbahçe’yi şampiyonluktan etme başarısına ulaşıp sevinç yaşayan Trabzonspor…”

Tebrikler Bursaspor

Bursaspor’un "Onur"lu Şampiyonluğu

Mayıs 17, 2010, 12:00 am | Beşiktaş, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Başlığı spor gazetelerine benzer bir şekilde atmak istedim. Fenerbahçe şampiyon olsaydı onursuz mu olacaktı tabiki hayır ama Trabzonspor kalecisinin bu seneki şampiyonun belirlenmesindeki en önemli referans olacağı belliydi.

Bu Fenerbahçe’nin son maç sendromu şansla, taktikle, oyun okumayla, stresle, onunla bununla açıklanacak bir olay değil. Hem de daha yakın bir tarihte aynı acıyı yaşayıp şampiyonluğu ezeli, rakibine bırakmışken. Türkiye’nin %90-95’i hele maçtan önce Trabzonspor Başkanı ve bazı oyuncularının söylemlerinden ve ligdeki performansına bakarak Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu tebrik etmek için bekliyordu. Maç normalde 4 ya da 5-1 Fener lehine bitecekken Onur diye bir kaleci çıktı, şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alaacağım dedi, Guiza da “verelim kupayı ne olacak” diyince Daum kupayı tepsiye koydu, keser-sap olayı oldu, tarih bir tekrarı yaşattı tüm futbolseverlere.

Diğer taraftan Bursaspor’un hafta içindeki açıklamalarda şampiyonluğa inanmışlıkları çok yüksek görünüyordu. Ama bu açıklamalar tabiki takımdaki sinerjiyi yakalamak ve yüksek tutmak için olduğu açıktı. Maçı üstün bir oyun ile 2-1 kazandılar. Doğrusunu söylemek gerekirse kendilerinin bile çok küçük bir yüzde olarak gördükleri şampiyonluğa ulaştılar demeliyim. Ama sonuçta Galatasaray’ı, Fener’i, Beşiktaş’ı yenen, yenmese bile kafa tutan bir takımın şampiyonluğa ulaşması kadar doğal bir şey yok ve şampiyonluğu hakettiklerini söylemek gerek. Kısacası sadece gönüllerin değil aynı zamanda çatır çatır ligin tescilli şampiyonu da oldular.

Bursaspor’un bu şampiyonluğu çoğu açıdan da büyük önem taşıyor. Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavga bu şampiyonlukla biraz olsun hafifler diye düşünüyorum. Diğer yandan yıllardır Trabzonspor’un Fenerbahçe’ye olan, belki ağır olabilir ama doğru olan cümle bu, düşmanlıkları ya da hırsları 10 gün içerisinde oynadıkları ve Fenerbahçe’nin elinde görünen iki kupayı almalarıyla azalmıştır. Bu tarihten sonra yeni bir gerginlik olmadıkça bu maçlar daha rahat götürülebilecektir.
Fenerbahçe- Trabzonspor maçının son dakikalarında yaşanan anons olayı ise Fenerbahçe taraftarı ve futbolcuları açısından trajikomik bir durumun yaşanmasına neden oldu. Açıkçası böyle bir olayın yaşanması stadda şampiyon olduğunu zanneden taraftarın hem acısının hem de sinirinin bir kat daha artmasına neden oldu. Maç sonrası yaşananların kesinlikle bu olaya bağlı olarak makul görülmesi mümkün değil. İkinci kez bu acıyı yaşayan taraftara bu şekilde bir oyun oynanması maçtan sonra yaşanan infiale tam anlamıyla davetiye çıkardı ve olanlar oldu. Eğer bu anons stadda tel örgü olmadığı için maç bitince taraftar sahaya girip futbolcuları kovalar endişesiyle özellikle yaptırıldıysa yapılan hatanın açıklaması bile yapılamaz hale gelir. En kötüsü de Alex gibi bir futbolcunun staddan polis otosuyla hem de saklanarak çıkması oldu. Bir de hamile eşinin tribündeki üzüntüsü ve kızının o anlarda annesine olan bakışları canımı acıttı ne yalan söyleyeyim.
Sözün özü, istediğin kadar iyi ol, istediğin kadar iyi oyuncular al, paran pulun istediğin kadar olsun, taraftar sayısını falan geç, kazanırsın kazanırsın, aslanım kaplanım derler, sırtını sıvazlarlar, koskoca sezon gider 10 güne sıkışır, 3 kupaya talipken bir anda elin boş kalır. O yüzden hiçbir zaman büyük konuşmamak gerekir.

Bu arada Galatasaray da istikrarlı bir şekilde tamamladı ligi. İstikrarlı bir şekilde yine yenildi. 3. olarak bitirip ligi UEFA Ligine gidiyor gene. Yukarıdaki sözün özü kısmı tabiki Galatasaray’a da gidiyor. Bazılarının dediği gibi inşallah Rijkaard’ın Galatasaray’a faydasını aynı merhum Derwall’de olduğu gibi 5-10 sene sonra anlarız. Attığı kazığı anlamayalım da ben beklemeye razıyım…

Not: Yılmaz Vural’a gün doğdu. Yarın çıkıp “bu takımın başında ben olsam…” diye başlar. Belki de haklıdır.

Ne İsa’ya Ne de Musa’ya Yaranamayan Adam

Mart 30, 2010, 10:27 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Yakın tarihimizde futbol sahalarının Ergün Penbe ile gördüğü en efendi futbolcularından biri. Yıllanmış şarap gibi devam ediyor meslek hayatına. Ama Türk futbol tarihine ne kadar damga vurdu desek de yıllar içinde ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi. Fenerbahçe’de Engin’in yedeği olarak beklerken, Engin’in “ne kadar daha oynamaya devam edeceksin” sorusuna “Bilemiyorum Rüştü’ye bağlı” denecek kadar futbol geleceğinin nasıl olacağı belli olan bir kaleciydi. Ama Fenerbahçe’ye 1. kaleci olduktan sonra 20 maç kazandırıp 1 maç kaybettirince dayağı, köteği yiyen de sadece o oldu. Başkası olsa o olaydan sonra psikolojik olarak biterdi ama o yaşadığı olayı sineye çekti, işine baktı. Beşiktaş’a geldiğinde taraftarları onu soğuk karşıladılar. Üstüne makus kaderi onun yine yakasını bırakmadı. 20 maç kazandırdı bir maçta hatalı gol yiyince en galiz küfürleri yiyen yine o oldu. Ama gene işine baktı. Bunun adına profesyonellik, kafaya takmama ya da başka birşey denebilir ama bildiğim tek birşey varsa hiçbir takımda taraftar Rüştü’ye hakettiği saygıyı vermedi. Üstüne yaptığı son olayda Rüştü’yü herkesin gözünde daha da büyütülecek cinsten. Sözleşmesi 1,5 milyon dolar iken yönetimin 1,5 milyon liralık yeni sözleşme önerisini kabul etmiş ama tek şartı, Necip’in sözleşme şartlarının iyileştirilmesi. Zamanında Hakan Şükür, Fatih Terim vs. gibi futbol adamlarından bu tip olaylarını biliyorduk. Bu zincire Rüştü’nün de katılması güzel oldu. Yalnız onunla ilgili tek bir eleştiri var:

“Gol yemem sörf yerim” Ne gerek vardı öyle bir reklamda oynamaya?

Danimarkalı Batuhan

Şubat 11, 2010, 11:00 am | Beşiktaş, EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kendisini bir şey zanneden, burnu havada, ukala, kolaycı ve aşırı kendini beğenmiş. Arsene Wenger senelerdir ona nasıl tahammül ediyor anlayamıyorum. Dün geceki Liverpool maçında yine çok kötüydü, rezaletti. Batuhan’la akraba olmalarından şüpheleniyorum. Batuhan 91’li Bendtner 88, Batuhan 1.92 Bendtner 1.93, ikisi de birer sezon kiralık oynamışlar, Batuhan 2 sezondur bir var çok yok, Bendtner bir var bir yok. Bendtner de tıpkı Batuhan gibi çok konuşuyor karşısında mikrofon, gazeteci gördü mü. Fiziklerine ve kendilerine yazık eden 2 genç santrafor, formalarının ve oldukları yerin değerini bilmeyen.

Hakan Arıkan’la İlgili Varsayımlar

Kasım 7, 2009, 10:22 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Trabzonspor 0-2 Beşiktaş

Bir kaleci takımını nasıl ipten alır, ölü bir takıma nasıl üç puan kazandırır ve takımı için ne kadar önemlidir bu akşam bir kere daha belli oldu. Hakan Arıkan tabiki kötü bir kaleci değil, zaman zaman, bu akşamki kadar olmasa da, maçlarda isminden olumlu yönde bahsettiriyordu ama bu akşam bir farklıydı. Cüneyt Arkın’ın koskoca Bizans ordusunu tek başına alt etmesine benziyordu performansı. Peki ne oldu da Hakan Arıkan bu maçta bu kadar muhteşem bir performans sergiledi? Bununla ilgili bazı varsayımlar:

1. Kedi yutmuş olabilir.
2. İçine Buffon’un ruhu girmiş olabilir.
3. Mübarek bir insana kendini okutmuş üfletmiş olabilir.
4. Koruduğu kaleyi okuyup üflemiş olabilir.
5. Trabzonsporlu futbolcuların ayaklarını bağlama büyüsü yapmış olabilir.
6. Bu akşam tüm sezonun şans kotasını bir anda doldurmuş olabilir.
7. Hakan Arıkan topa bir mekanizma, bir mıknatıs vs. eklemiş ve tüm vuruşlar onun eldivenlerinde son bulmuş olabilir.

Aklıma Hakan Arıkan’ın bu akşamki performansıyla ilgili nedenler açısından ilk gelenler bunlar. Açıkçası aklıma gelenlerin çoğunda hep yukarıdan bir elin Hakan Arıkan’a yardım ettiği şeklinde. Tekrar edeyim Hakan Arıkan kesinlikle kötü bir kaleci ama çok kötü maçlarda takımının kalesini koruduğu ve o maçların skorlarının hep onun üzerine yapışması yüzünden güvenilmez bir kaleci durumundaydı. Ama şu maçta, eğer gerçek performansı bu ise, kendisini bir kere daha ispat etti. Tebrikler kendisine.
Bu arada maçta Beşiktaş açısından 4 adam vardı: Hakan, Ferrari, Ernst ve İsmail. Gerisi idare heyeti idi. Hele Yusuf’un maçın bitmesine 5 dakika kala ki görüntüsü kalp krizinin ilk emarelerini yaşayan bir insanın haline benziyordu. Diğer yandan Trabzonspor’da ise herkes vardı ama bir tek kişi yoktu: Gökhan Ünal.

>Hakan Arıkan’la İlgili Varsayımlar

Kasım 7, 2009, 10:22 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Trabzonspor 0-2 Beşiktaş

Bir kaleci takımını nasıl ipten alır, ölü bir takıma nasıl üç puan kazandırır ve takımı için ne kadar önemlidir bu akşam bir kere daha belli oldu. Hakan Arıkan tabiki kötü bir kaleci değil, zaman zaman, bu akşamki kadar olmasa da, maçlarda isminden olumlu yönde bahsettiriyordu ama bu akşam bir farklıydı. Cüneyt Arkın’ın koskoca Bizans ordusunu tek başına alt etmesine benziyordu performansı. Peki ne oldu da Hakan Arıkan bu maçta bu kadar muhteşem bir performans sergiledi? Bununla ilgili bazı varsayımlar:

1. Kedi yutmuş olabilir.
2. İçine Buffon’un ruhu girmiş olabilir.
3. Mübarek bir insana kendini okutmuş üfletmiş olabilir.
4. Koruduğu kaleyi okuyup üflemiş olabilir.
5. Trabzonsporlu futbolcuların ayaklarını bağlama büyüsü yapmış olabilir.
6. Bu akşam tüm sezonun şans kotasını bir anda doldurmuş olabilir.
7. Hakan Arıkan topa bir mekanizma, bir mıknatıs vs. eklemiş ve tüm vuruşlar onun eldivenlerinde son bulmuş olabilir.

Aklıma Hakan Arıkan’ın bu akşamki performansıyla ilgili nedenler açısından ilk gelenler bunlar. Açıkçası aklıma gelenlerin çoğunda hep yukarıdan bir elin Hakan Arıkan’a yardım ettiği şeklinde. Tekrar edeyim Hakan Arıkan kesinlikle kötü bir kaleci ama çok kötü maçlarda takımının kalesini koruduğu ve o maçların skorlarının hep onun üzerine yapışması yüzünden güvenilmez bir kaleci durumundaydı. Ama şu maçta, eğer gerçek performansı bu ise, kendisini bir kere daha ispat etti. Tebrikler kendisine.
Bu arada maçta Beşiktaş açısından 4 adam vardı: Hakan, Ferrari, Ernst ve İsmail. Gerisi idare heyeti idi. Hele Yusuf’un maçın bitmesine 5 dakika kala ki görüntüsü kalp krizinin ilk emarelerini yaşayan bir insanın haline benziyordu. Diğer yandan Trabzonspor’da ise herkes vardı ama bir tek kişi yoktu: Gökhan Ünal.

Beşiktaş Taraftarı Strateji Hatası Yapıyor

Kasım 5, 2009, 12:45 am | Beşiktaş, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Kabul, Yıldırım Demirören başkanlık yaptığı dönem içerisinde kulübü maddi açıdan çok gerilere götürdü, anlamsız transferlere inanılmaz derecede yüksek paralar döküldü, verilen paraların karşılığı ne kadar alındı; O da meçhul. Ayrıca kulübe kendi cebinden para vererek diğer bir deyişle kendine borçlandırarak kongrelerde çıkabilecek adayların gözünü korkuttu ve aday olmayı düşünenlerin özellikle bu büyük miktar sebebiyle vazgeçtikleri konuşuldu. Bununla birlikte geçen sezon iki kupa almasına rağmen taraftar, rakiplerinin rezil durumlarından dolayı, bu başarının elde edildiğini düşündüğü için fazla etkilenmedi, ama sonuçta öyle ya da böyle kazanılmış bir başarı olduğu için kabul etti ve başkan\yönetiminin yanında durdu. Ne var ki yine aynı taraftar bu başarının Demirören’in üstün yöneticilik başarısından olmadığını biliyordu. Avrupa’da zaten bir başarı elde edemedi. Son sezondan önce lige de hep ezeli rakiplerinin ardından adı yazıldı. Türkiye’nin üç büyük kulübünden biriyken üçüncü büyük kulübü konumuna düştü.
Taraftar bu sezon Beşiktaş’ın daha ileriye gidemeyeceğini, ileri gitmeyi bırakın hızla geri gitmeye başladığını anladığı anda yönetime protestoya başladı. “Yıldırım Demirören yeter”,”Antep’e başkan olsana” tezahüratları hem seçime katılacak üyelerin verdikleri oyları yönlendirmek hem de şu anki yönetimin ufuktaki seçime girmesini istemediklerini anlatma açısından önemli idi. Ne var ki Beşiktaş Stadı’nda Demirören’e küfür edildiği an Demirören’in aklında azıcık da olsa bırakma eğilimi varsa o da bitti. Artık inadına girecektir seçimlere ve taraftar için üzgünüm ama Murat Aksu’ya karşı ezici üstünlük ile başkanlığı yeniden alacaktır. Küfür neden bu kadar önemli bu süreçte peki? Efsane Başkan Süleyman Seba taraftarın staddaki küfürüyle gitti. Daha sonra Serdar Bilgili’ye geldi sıra. O da aynı şekilde yollandı. Ve sıra şimdi Demirören’e geldi. Ama Demirören ne Serdar Bilgili ne de Süleyman Seba. Seba ve Bilgili’deki efendiliğin, ağırlığın vs. onda biri Demirören’de yok. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Karşına bir adam çıkar. Adama işiyle ilgili bağırır çağırırsın, adam hiç istifini bozmaz beğenmiyorsan çeker giderim der. Ama karşına adam çıkar bağırırsın çağırırsın umrunda olmaz ne halt edersen et gitmiyorum inat değil mi der ne yaptığı işi düzeltir ne de seni takar hatta inadına seni daha da deli eder. Demirören ikinci kategoriye giriyor. Bağırdığın zaman kafasını önüne eğip çekip giden değil, “ne diyon lan sen” tipinden bağırarak sana karşılık verecek tipten. Peki bu olaydan sonra ne olacak? Demirören bir sağlık sorunu vs. gibi olağanüstü bir durum olmazsa inadına seçime girecek ve de alacak. Ama bir yol var onun bırakması için. Daha doğrusu tek yol: BABASI ERDOĞAN DEMİRÖREN. Takım taraftarları arasında yaratıcılık açısından diğerlerinden çok çok ileride gördüğüm Beşiktaş taraftarları maçlarda küfür etmek yerine Erdoğan Demirören’e oğlunun bırakmasına yönelik dikkat çekici tezahüratlar bulsa işte o zaman bir ihtimal, bir çıkar yol olabilir Yıldırım Demirören’in seçimlere katılmasını engellemek için. Tabi Erdoğan Demirören bu tezahüratlara ne kadar ilgili olur onu bilemem ama şundan eminim ki ettikleri küfürden daha etkili olacaktır. Herkes biliyor ki Yıldırım Demirören’in başkanlığı babası sayesinde başladı ve devam ediyor. Arkasından babası çekildiği anda Yıldırım Demirören sudan çıkmış balığa döner ve o durumda da seçime falan girmez girse de kazanamaz.

Yaratıcı Beşiktaş taraftarı bir de bunu denesin. Çünkü Yıldırım Demirören’in başkanlığı herşeyden önce Erdoğan Demirören’in iki dudağı arasında başlar ve biter (Nokta)

>Beşiktaş Taraftarı Strateji Hatası Yapıyor

Kasım 5, 2009, 12:45 am | Beşiktaş, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Kabul, Yıldırım Demirören başkanlık yaptığı dönem içerisinde kulübü maddi açıdan çok gerilere götürdü, anlamsız transferlere inanılmaz derecede yüksek paralar döküldü, verilen paraların karşılığı ne kadar alındı; O da meçhul. Ayrıca kulübe kendi cebinden para vererek diğer bir deyişle kendine borçlandırarak kongrelerde çıkabilecek adayların gözünü korkuttu ve aday olmayı düşünenlerin özellikle bu büyük miktar sebebiyle vazgeçtikleri konuşuldu. Bununla birlikte geçen sezon iki kupa almasına rağmen taraftar, rakiplerinin rezil durumlarından dolayı, bu başarının elde edildiğini düşündüğü için fazla etkilenmedi, ama sonuçta öyle ya da böyle kazanılmış bir başarı olduğu için kabul etti ve başkan\yönetiminin yanında durdu. Ne var ki yine aynı taraftar bu başarının Demirören’in üstün yöneticilik başarısından olmadığını biliyordu. Avrupa’da zaten bir başarı elde edemedi. Son sezondan önce lige de hep ezeli rakiplerinin ardından adı yazıldı. Türkiye’nin üç büyük kulübünden biriyken üçüncü büyük kulübü konumuna düştü.
Taraftar bu sezon Beşiktaş’ın daha ileriye gidemeyeceğini, ileri gitmeyi bırakın hızla geri gitmeye başladığını anladığı anda yönetime protestoya başladı. “Yıldırım Demirören yeter”,”Antep’e başkan olsana” tezahüratları hem seçime katılacak üyelerin verdikleri oyları yönlendirmek hem de şu anki yönetimin ufuktaki seçime girmesini istemediklerini anlatma açısından önemli idi. Ne var ki Beşiktaş Stadı’nda Demirören’e küfür edildiği an Demirören’in aklında azıcık da olsa bırakma eğilimi varsa o da bitti. Artık inadına girecektir seçimlere ve taraftar için üzgünüm ama Murat Aksu’ya karşı ezici üstünlük ile başkanlığı yeniden alacaktır. Küfür neden bu kadar önemli bu süreçte peki? Efsane Başkan Süleyman Seba taraftarın staddaki küfürüyle gitti. Daha sonra Serdar Bilgili’ye geldi sıra. O da aynı şekilde yollandı. Ve sıra şimdi Demirören’e geldi. Ama Demirören ne Serdar Bilgili ne de Süleyman Seba. Seba ve Bilgili’deki efendiliğin, ağırlığın vs. onda biri Demirören’de yok. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Karşına bir adam çıkar. Adama işiyle ilgili bağırır çağırırsın, adam hiç istifini bozmaz beğenmiyorsan çeker giderim der. Ama karşına adam çıkar bağırırsın çağırırsın umrunda olmaz ne halt edersen et gitmiyorum inat değil mi der ne yaptığı işi düzeltir ne de seni takar hatta inadına seni daha da deli eder. Demirören ikinci kategoriye giriyor. Bağırdığın zaman kafasını önüne eğip çekip giden değil, “ne diyon lan sen” tipinden bağırarak sana karşılık verecek tipten. Peki bu olaydan sonra ne olacak? Demirören bir sağlık sorunu vs. gibi olağanüstü bir durum olmazsa inadına seçime girecek ve de alacak. Ama bir yol var onun bırakması için. Daha doğrusu tek yol: BABASI ERDOĞAN DEMİRÖREN. Takım taraftarları arasında yaratıcılık açısından diğerlerinden çok çok ileride gördüğüm Beşiktaş taraftarları maçlarda küfür etmek yerine Erdoğan Demirören’e oğlunun bırakmasına yönelik dikkat çekici tezahüratlar bulsa işte o zaman bir ihtimal, bir çıkar yol olabilir Yıldırım Demirören’in seçimlere katılmasını engellemek için. Tabi Erdoğan Demirören bu tezahüratlara ne kadar ilgili olur onu bilemem ama şundan eminim ki ettikleri küfürden daha etkili olacaktır. Herkes biliyor ki Yıldırım Demirören’in başkanlığı babası sayesinde başladı ve devam ediyor. Arkasından babası çekildiği anda Yıldırım Demirören sudan çıkmış balığa döner ve o durumda da seçime falan girmez girse de kazanamaz.

Yaratıcı Beşiktaş taraftarı bir de bunu denesin. Çünkü Yıldırım Demirören’in başkanlığı herşeyden önce Erdoğan Demirören’in iki dudağı arasında başlar ve biter (Nokta)

Sen Şuna Kısaca "Paramı Almadan Gitmem" Desene

Kasım 4, 2009, 6:30 pm | Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bu kadar küfüre, protestoya rağmen hala o koltukta oturuyorsa bir adam bunun tek sebebi harcadığı paraları çıkarmaktır. Burada bilmem kaç kez yazdık başkanlığa geldiğinden beri harcadığı paraları ve yanlış transferleri. Divan’a gidersin belgeleriyle işletirsin kulübün borcunu, çekilirsin kenara yavaş yavaş ödenir. Ne gerek var kendini, aileni huzursuz etmeye, hasta olmaya. Ama yok illa da alacak parasını. Başka açıklama bulamıyorum ben, bulan varsa beri gelsin.

>Sen Şuna Kısaca "Paramı Almadan Gitmem" Desene

Kasım 4, 2009, 6:30 pm | Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu kadar küfüre, protestoya rağmen hala o koltukta oturuyorsa bir adam bunun tek sebebi harcadığı paraları çıkarmaktır. Burada bilmem kaç kez yazdık başkanlığa geldiğinden beri harcadığı paraları ve yanlış transferleri. Divan’a gidersin belgeleriyle işletirsin kulübün borcunu, çekilirsin kenara yavaş yavaş ödenir. Ne gerek var kendini, aileni huzursuz etmeye, hasta olmaya. Ama yok illa da alacak parasını. Başka açıklama bulamıyorum ben, bulan varsa beri gelsin.

>Beşiktaş Wolfsburg’u Yenerse…

Kasım 3, 2009, 7:06 pm | Beşiktaş, Futbol, Sıkıntı, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>1) Armin Veh kovulur.
2) Mustafa Denizli Yeniden kral, dahi, v.s. ilan edilir.
3) Yıldırım Demirören yine bir tribün şov yapar.
4) “Kartal Kurt’u ısırdı” veya benzeri başlıklar atılır.
5) Gol atan oyuncu(lar) “Kariyerimin doruk noktasındayım, futbolu Beşiktaş’ta bırakmak istiyorum” türünden mesnetsiz demeçler verir.
6) Fanatik köşe yazarları “Beşiktaş bu oyununu devam ettirsin, çeyrek final yapar, şampiyon olur, kupayı alır” tarzından yazılar yazarlar.
7) Rıdvan Dilmen “Beşiktaş kazandı kazanmasına da…” ile başlayan bir yazı yazar.
8) “Mustafa Denizli gibi kariyerli ve başarılı bir Teknik Direktör neden Milli Takım için düşünülmüyor!” anlamsızlığında yorumlar yapılır.
9) İlk kötü oyun ve puan kaybında 6. şıktaki arkadaşlar “Bu böyle olmaz, Beşiktaş bitmiş” diye yazarlarken, 7. şıktaki arkadaş “Ben geçen yazımda işte bundan bahsetmiştim” ya da “Ben geçen programda dememiş miydim Güntekin?” tarzında hayatına mutlu mesut devam eder.

Beşiktaş Wolfsburg’u Yenerse…

Kasım 3, 2009, 7:06 pm | Beşiktaş, Futbol, Sıkıntı, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

1) Armin Veh kovulur.
2) Mustafa Denizli Yeniden kral, dahi, v.s. ilan edilir.
3) Yıldırım Demirören yine bir tribün şov yapar.
4) “Kartal Kurt’u ısırdı” veya benzeri başlıklar atılır.
5) Gol atan oyuncu(lar) “Kariyerimin doruk noktasındayım, futbolu Beşiktaş’ta bırakmak istiyorum” türünden mesnetsiz demeçler verir.
6) Fanatik köşe yazarları “Beşiktaş bu oyununu devam ettirsin, çeyrek final yapar, şampiyon olur, kupayı alır” tarzından yazılar yazarlar.
7) Rıdvan Dilmen “Beşiktaş kazandı kazanmasına da…” ile başlayan bir yazı yazar.
8) “Mustafa Denizli gibi kariyerli ve başarılı bir Teknik Direktör neden Milli Takım için düşünülmüyor!” anlamsızlığında yorumlar yapılır.
9) İlk kötü oyun ve puan kaybında 6. şıktaki arkadaşlar “Bu böyle olmaz, Beşiktaş bitmiş” diye yazarlarken, 7. şıktaki arkadaş “Ben geçen yazımda işte bundan bahsetmiştim” ya da “Ben geçen programda dememiş miydim Güntekin?” tarzında hayatına mutlu mesut devam eder.

Ya Yine Seçilirse…

Ekim 16, 2009, 8:23 am | Beşiktaş, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>Ya Yine Seçilirse…

Ekim 16, 2009, 8:23 am | Beşiktaş, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

>Wenger 48 Milyonla Neler Yaptı?

Ekim 9, 2009, 5:39 pm | Beşiktaş, EPL, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Başlıkta adı geçen 48 milyon ilk anda düşündüğümüz üzere bir sezonda harcanmış bir paranın miktarı değil. Bu 48 milyon Wenger’in yanlış transferlerine harcadığı ya da bir şekilde boşa gitmiş paranın miktarı da değil. Bu para 14 senedir Arsene Wenger’in yaptığı bütün transferlerden sattığı oyuncuların getirdiği gelir düşülünce elde edilen net miktar. Yani 14 senedir Wenger reel olarak yalnızca 48 milyon £ harcamış transfere dersek yanlış yapmış olmayız. Yani tüketirken bir taraftan üretmiş de Wenger ve Arsenal.

Arsene Wenger yönetiminde Arsenal EPL’de 3 kez, FA Cup’ta 4 kez, Community Shield’da 4 kez şampiyonluk sevinci yaşadı, 11 kez de çeşitli kupalarda veya şampiyonalarda final oynadı ya da 2. oldu. 5 sezondur EPL’de mutlu sona ulaşamasa da yepyeni bir yaklaşımla genç oyuncular üzerine bir takım kurarak belki de Arsenal’in gelecek 10 senesini garanti altına aldı. Bugün Arsenal’in elindeki 28 kişilik A takımı kadrosunun yaş ortalaması sadece 24 ve kadronun toplam ederi de 250 milyon £ pound civarında. Takımda 30 yaş üzeri sadece 3 isim varken 20 oyuncu 25 yaşın altında. Ve bu tecrübesiz görüntüye rağmen Arsenal her sezon şampiyonluğa oynamaya, Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmeye devam ediyor. Wenger’in 14 senede harcadığı para ligimizden bir örnek verecek olursak, Beşiktaş’ın Demirören’in başkanlığı döneminde harcadığı net paradan 7 milyon £ daha az. Bugün Arsenal altyapısından gelen isimlerle ve genç oyunculurla anılırken Beşiktaş kadrosundaki altyapı oyuncularının sayısı ve kadronun yaş ortalaması Arsenal’le mukayese edilecek düzeyde bile değil. İşte o yüzden 14 senede harcanan net 48 milyon sanki şaka gibi.

Arsene Wenger: Paranın, zenginliğin içinde futbolun kitabını tersten yazmaya çalışıyor.

Wenger 48 Milyonla Neler Yaptı?

Ekim 9, 2009, 5:39 pm | Beşiktaş, EPL, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Başlıkta adı geçen 48 milyon ilk anda düşündüğümüz üzere bir sezonda harcanmış bir paranın miktarı değil. Bu 48 milyon Wenger’in yanlış transferlerine harcadığı ya da bir şekilde boşa gitmiş paranın miktarı da değil. Bu para 14 senedir Arsene Wenger’in yaptığı bütün transferlerden sattığı oyuncuların getirdiği gelir düşülünce elde edilen net miktar. Yani 14 senedir Wenger reel olarak yalnızca 48 milyon £ harcamış transfere dersek yanlış yapmış olmayız. Yani tüketirken bir taraftan üretmiş de Wenger ve Arsenal.

Arsene Wenger yönetiminde Arsenal EPL’de 3 kez, FA Cup’ta 4 kez, Community Shield’da 4 kez şampiyonluk sevinci yaşadı, 11 kez de çeşitli kupalarda veya şampiyonalarda final oynadı ya da 2. oldu. 5 sezondur EPL’de mutlu sona ulaşamasa da yepyeni bir yaklaşımla genç oyuncular üzerine bir takım kurarak belki de Arsenal’in gelecek 10 senesini garanti altına aldı. Bugün Arsenal’in elindeki 28 kişilik A takımı kadrosunun yaş ortalaması sadece 24 ve kadronun toplam ederi de 250 milyon £ pound civarında. Takımda 30 yaş üzeri sadece 3 isim varken 20 oyuncu 25 yaşın altında. Ve bu tecrübesiz görüntüye rağmen Arsenal her sezon şampiyonluğa oynamaya, Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmeye devam ediyor. Wenger’in 14 senede harcadığı para ligimizden bir örnek verecek olursak, Beşiktaş’ın Demirören’in başkanlığı döneminde harcadığı net paradan 7 milyon £ daha az. Bugün Arsenal altyapısından gelen isimlerle ve genç oyunculurla anılırken Beşiktaş kadrosundaki altyapı oyuncularının sayısı ve kadronun yaş ortalaması Arsenal’le mukayese edilecek düzeyde bile değil. İşte o yüzden 14 senede harcanan net 48 milyon sanki şaka gibi.

Arsene Wenger: Paranın, zenginliğin içinde futbolun kitabını tersten yazmaya çalışıyor.

>Milliyet Yine Formda

Ekim 1, 2009, 8:37 pm | Beşiktaş, Futbol, gazete, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Beşiktaş’ın Çek (!) oyuncusu Holosko’ya ben de geçmiş olsun diyorum. Umarım çabucak sahalara döner de Baros’u milli takımda yalnız bırakmaz. Şaka bir yana Holosko büyük kayıp Beşiktaş ve Slovak Milli takımı için, Denizli’yi bilemem ama Weiss onu çok arayacak. Acil şifalar. Milliyet Internet de Allah’a emanet.

Milliyet Yine Formda

Ekim 1, 2009, 8:37 pm | Beşiktaş, Futbol, gazete, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Beşiktaş’ın Çek (!) oyuncusu Holosko’ya ben de geçmiş olsun diyorum. Umarım çabucak sahalara döner de Baros’u milli takımda yalnız bırakmaz. Şaka bir yana Holosko büyük kayıp Beşiktaş ve Slovak Milli takımı için, Denizli’yi bilemem ama Weiss onu çok arayacak. Acil şifalar. Milliyet Internet de Allah’a emanet.

Yine Uçamadı!

Ekim 1, 2009, 1:29 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Cenky: Hasta yatağımdan bir iki satır da ben ekleyeyim. Bu kadar durarak top oynanmaz. Ekrem Dağ ve İbrahim Kaş’ı bir yana ayırıyorum belki de birazcık Nihat’ı, takım hücumdayken yer değiştirme, alan boşaltma, çapraz koşu, yalancı koşu daha aklımıza gelebilecek hücum zenginliği anlamında topsuz yapılması gereken ne hareket varsa bu takım onları yapmayı unutmuş. O kadar güçsüz ve biçare bir duruşları var ki sahada anlam vermek mümkün değil. Bu evinden yeni cenaze çıkmış yaşlı amca görüntüsüyle hem Mustafa Denizli hem de oyuncularının Türk Futbolu’na verecek fazla bir şeyi kalmamış gibi. Sanki takıma şöyle sille tokat girse birileri, sağlam bir dayak yeseler ya da ne bileyim bir topçu çıksa takım böylesine bitikken birden agresifleşip dalsa rakibe, kırmızı kart görse, hatta bi topçu çıkıp hakemle kavga etse, bir şekilde uyandırsa hocayı da takımı da…

Beşiktaşlı oyuncular ve kenar yönetime ciddi bir sebep, her şeyin bitmediğini, ne kadar kaliteli adamlar olduklarını anlatacak ekstra bir şeyler gerek. Galatasaray’da Hagi’nin, Bülent’in zaman zaman bunları yaptığına şahit olurduk. Tıpkı onlar gibi biraz deli ama gözü kara bir isyankar gerek Beşiktaş’a.

>Yine Uçamadı!

Ekim 1, 2009, 1:29 pm | Beşiktaş, Futbol, ozhano, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Cenky: Hasta yatağımdan bir iki satır da ben ekleyeyim. Bu kadar durarak top oynanmaz. Ekrem Dağ ve İbrahim Kaş’ı bir yana ayırıyorum belki de birazcık Nihat’ı, takım hücumdayken yer değiştirme, alan boşaltma, çapraz koşu, yalancı koşu daha aklımıza gelebilecek hücum zenginliği anlamında topsuz yapılması gereken ne hareket varsa bu takım onları yapmayı unutmuş. O kadar güçsüz ve biçare bir duruşları var ki sahada anlam vermek mümkün değil. Bu evinden yeni cenaze çıkmış yaşlı amca görüntüsüyle hem Mustafa Denizli hem de oyuncularının Türk Futbolu’na verecek fazla bir şeyi kalmamış gibi. Sanki takıma şöyle sille tokat girse birileri, sağlam bir dayak yeseler ya da ne bileyim bir topçu çıksa takım böylesine bitikken birden agresifleşip dalsa rakibe, kırmızı kart görse, hatta bi topçu çıkıp hakemle kavga etse, bir şekilde uyandırsa hocayı da takımı da…

Beşiktaşlı oyuncular ve kenar yönetime ciddi bir sebep, her şeyin bitmediğini, ne kadar kaliteli adamlar olduklarını anlatacak ekstra bir şeyler gerek. Galatasaray’da Hagi’nin, Bülent’in zaman zaman bunları yaptığına şahit olurduk. Tıpkı onlar gibi biraz deli ama gözü kara bir isyankar gerek Beşiktaş’a.

Beşiktaş’ın Başına "Çorap" Ören Transferler

Eylül 18, 2009, 2:20 pm | Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tabata 8 Milyon Euro
İ. Köybaşı 5,5 Milyon Euro
Delgado 5,5 Milyon Euro
Holosko 5 Milyon Euro
Sivok 4,7 Milyon Euro
Ferrari 4,5 Milyon Euro
Ernst 4,5 Milyon Euro
Zapo 4,5 Milyon Euro (Bursaspor’a kiralık verildi)
Juanfran 4,5 Milyon Euro (Bedavaya gitti)
Ricardinho 3,75 Milyon Euro (Bedavaya gitti)
Ailton 3,5 Milyon Euro (Kiralıklardan 750 bin Euro kazandırdı)
Kleberson 2,6 Milyon Euro (Bedavaya gitti)

Verilen 56,55 milyon Euro transfer ücreti, gidenlerden alınabilen sadece 750 bin Euro, üstüne bir de kontrat fesih ücretleri. Bugün Beşiktaş’ın performansını sorgularken takım içindeki şişirilmiş transfer ücretli oyuncuları, bunların aldıkları maaşı, takım içi dengesizliği, aşırı beklentinin yol açtığı tatminsizliği de göz önünde bulundurmak gerekir gibi geliyor bana. Şu yukarıdaki listeden kim Beşiktaş’a parasının karşılığını vermiş, hadi onu geçtim Beşiktaş’a ciddi katkı yapmıştır ya da yapabilecektir? Geçen sezonki Ernst ve Holosko’yu bir kenara ayıralım bu adamlar 56 milyon Euro eder mi? Bugün Zapo, Sivok, Ferrai, Delgado, İsmail ya da Tabata’yı aldığınız paranın yarısına satabilir misiniz? Nihat bir şekilde katkı verir, Holosko ve Ernst’in hala bir piyasası var ancak hem bonservislerine ödenen paralar, hem de eşdeğerleri büyük liglerde 1-1,5 milyona oynarken bu adamların Türkiye’de aldığı fahiş ücretler, neden başarılı olunamadığının bir göstergesi olabilir mi acaba?

Galatasaray Lincoln’le benzer bir sorum yaşadı. 5 milyona aldığı adamı 1 milyona bile satamadı. Çünkü Almanya’da net 1,5 milyon kazanan adama burada 3,5 milyon veriliyordu senelik. Avrupa’nın hiç bir takımı bu paranın yarısını bile teklif etmedi Brezilyalı’ya. Frankfurt Başkanı Becker “Lincoln bizden dünyaları istedi” derken 2,5 milyon Euro’dan bahsediyordu örneğin.

İşte bu yüzden bu transferler Beşiktaş’ın başına “Çorap” ören transferlerdir. Beşiktaş’ta birileri “örme” işini çok iyi becermektedir.

>Beşiktaş’ın Başına "Çorap" Ören Transferler

Eylül 18, 2009, 2:20 pm | Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tabata 8 Milyon Euro
İ. Köybaşı 5,5 Milyon Euro
Delgado 5,5 Milyon Euro
Holosko 5 Milyon Euro
Sivok 4,7 Milyon Euro
Ferrari 4,5 Milyon Euro
Ernst 4,5 Milyon Euro
Zapo 4,5 Milyon Euro (Bursaspor’a kiralık verildi)
Juanfran 4,5 Milyon Euro (Bedavaya gitti)
Ricardinho 3,75 Milyon Euro (Bedavaya gitti)
Ailton 3,5 Milyon Euro (Kiralıklardan 750 bin Euro kazandırdı)
Kleberson 2,6 Milyon Euro (Bedavaya gitti)

Verilen 56,55 milyon Euro transfer ücreti, gidenlerden alınabilen sadece 750 bin Euro, üstüne bir de kontrat fesih ücretleri. Bugün Beşiktaş’ın performansını sorgularken takım içindeki şişirilmiş transfer ücretli oyuncuları, bunların aldıkları maaşı, takım içi dengesizliği, aşırı beklentinin yol açtığı tatminsizliği de göz önünde bulundurmak gerekir gibi geliyor bana. Şu yukarıdaki listeden kim Beşiktaş’a parasının karşılığını vermiş, hadi onu geçtim Beşiktaş’a ciddi katkı yapmıştır ya da yapabilecektir? Geçen sezonki Ernst ve Holosko’yu bir kenara ayıralım bu adamlar 56 milyon Euro eder mi? Bugün Zapo, Sivok, Ferrai, Delgado, İsmail ya da Tabata’yı aldığınız paranın yarısına satabilir misiniz? Nihat bir şekilde katkı verir, Holosko ve Ernst’in hala bir piyasası var ancak hem bonservislerine ödenen paralar, hem de eşdeğerleri büyük liglerde 1-1,5 milyona oynarken bu adamların Türkiye’de aldığı fahiş ücretler, neden başarılı olunamadığının bir göstergesi olabilir mi acaba?

Galatasaray Lincoln’le benzer bir sorum yaşadı. 5 milyona aldığı adamı 1 milyona bile satamadı. Çünkü Almanya’da net 1,5 milyon kazanan adama burada 3,5 milyon veriliyordu senelik. Avrupa’nın hiç bir takımı bu paranın yarısını bile teklif etmedi Brezilyalı’ya. Frankfurt Başkanı Becker “Lincoln bizden dünyaları istedi” derken 2,5 milyon Euro’dan bahsediyordu örneğin.

İşte bu yüzden bu transferler Beşiktaş’ın başına “Çorap” ören transferlerdir. Beşiktaş’ta birileri “örme” işini çok iyi becermektedir.

Rüştü’yü Sakatlamak

Eylül 15, 2009, 12:26 am | Beşiktaş, Futbol, Sakatlık, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Rüştü’nün son antrenmanda kulağına gelen top kulak zarına zarar vermiş, dolayısıyla %99 ihtimalle Manchester maçında kaleye geçecek adam Hakan Arıkan olacak. Şeytanın avukatlığını yapıp bu işin Denizli’nin başının altından çıkıp çıkmadığını merak ettiğimi söylesem ayıp etmiş olur muyum? Rüştü’ye geçmiş olsun ama bu gece birileri huzursuz uyuyacak orası kesin.

>Rüştü’yü Sakatlamak

Eylül 15, 2009, 12:26 am | Beşiktaş, Futbol, Sakatlık, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Rüştü’nün son antrenmanda kulağına gelen top kulak zarına zarar vermiş, dolayısıyla %99 ihtimalle Manchester maçında kaleye geçecek adam Hakan Arıkan olacak. Şeytanın avukatlığını yapıp bu işin Denizli’nin başının altından çıkıp çıkmadığını merak ettiğimi söylesem ayıp etmiş olur muyum? Rüştü’ye geçmiş olsun ama bu gece birileri huzursuz uyuyacak orası kesin.

Bir Kere de Şu Kadroyla Çık!

Eylül 15, 2009, 12:17 am | Beşiktaş, Futbol, ozhano, UCL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Bugün Şampiyonlar Ligi ilk maçında Beşiktaş kendi sahasında Man Utd. ile karşı karşıya gelecek. Türkiye’nin neredeyse tamamı şu haldeki Beşiktaş’tan bu maçta fazla birşey beklemiyor. Yenilirse kimsenin umrunda olmayacak zaten. Ama puan almayı geçtim rakibe karşı iyi futbol sergilese bile bu durum Beşiktaş’a hem ligde hem de diğer Avrupa maçlarında futbolculara ve taraftarlara bir umut yükleyecektir.
Ama maçta herşey yine sayın Denizli’de bitecek. Ya Galatasaray maçında olduğu gibi ofansif anlamda iyi olan futbolcularını yanına dizecek ve rakibi bozacak bir yapı kuracak yarın ki maçta, ya da en fazla yeniliriz diyerek ilk defa tüm taraftarın beklediği kadroyu çıkaracak. İkinci şıkkı seçerse yukarıdaki kadro bana göre bir eksik bir fazla sahaya sürülmesi gereken 11 olmalı. Ama bu kadro da sahaya çıkarsa en önemli nokta, sağ ve sol açıklardaki Holosko ve Tello’nun defansa da yardım etmesi olacak. Evet bu biraz hayal gibi gelebilir ama futbolcular özellikle yabancı olanları Avrupa maçlarında bir başka oynuyor ki bu Avrupa maçı Şampiyonlar Ligi olursa ve iyi oynarlarsa onlar için yeme de yanında yat gibi olacak. Yardım etmezlerse Man. Utd. beklendiği gibi yine ezip geçecek. Ama en azından bu kadro ile rakibin orta saha ve defansını rahat bir şekilde ileriye çıkması engellenecektir ki araya Tabata ya da Ernst’in vereceği paslarda kanatlardaki Tello ve Holosko’nun içe yapacağı koşular Beşiktaş açısından mutluluk verici sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Diğer bir önemli nokta da Beşiktaş’ta en uçta oynayacak oyuncu ile en geride oynayan oyuncular arasındaki mesafe olacak. Eğer Beşiktaşlı oyuncular bu mesafeyi 40 mt. lerde tutarlarsa hem güçlerini maçın sonuna kadar muhafaza edecekler hem de Man. Utd. orta sahası baskı altında tutulabilecektir.

Tabi bunları lafta söylemesi kolay. Teoride söylenenleri hayata ne ölçüde geçirebilirler ya da başka bir strateji mi belirlerler bilemiyorum ama nihayetinde herşey önce Mustafa Denizli’de sonra futbolcularda bitecek. Çıkar hoca şu kadroyu, bir de böyle dene. Ya tutarsa…

Aklımdan yarın yine Nihat ile maça başlanırsa diye bir düşünce geçiyor da eğer olursa aman aman… Fena halde yazık ediyor bu adama Mustafa Denizli. Yarın kötü oynayıp üstüne bir de ıslıklanırsa hiç şaşırmam.

>Bir Kere de Şu Kadroyla Çık!

Eylül 15, 2009, 12:17 am | Beşiktaş, Futbol, ozhano, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bugün Şampiyonlar Ligi ilk maçında Beşiktaş kendi sahasında Man Utd. ile karşı karşıya gelecek. Türkiye’nin neredeyse tamamı şu haldeki Beşiktaş’tan bu maçta fazla birşey beklemiyor. Yenilirse kimsenin umrunda olmayacak zaten. Ama puan almayı geçtim rakibe karşı iyi futbol sergilese bile bu durum Beşiktaş’a hem ligde hem de diğer Avrupa maçlarında futbolculara ve taraftarlara bir umut yükleyecektir.
Ama maçta herşey yine sayın Denizli’de bitecek. Ya Galatasaray maçında olduğu gibi ofansif anlamda iyi olan futbolcularını yanına dizecek ve rakibi bozacak bir yapı kuracak yarın ki maçta, ya da en fazla yeniliriz diyerek ilk defa tüm taraftarın beklediği kadroyu çıkaracak. İkinci şıkkı seçerse yukarıdaki kadro bana göre bir eksik bir fazla sahaya sürülmesi gereken 11 olmalı. Ama bu kadro da sahaya çıkarsa en önemli nokta, sağ ve sol açıklardaki Holosko ve Tello’nun defansa da yardım etmesi olacak. Evet bu biraz hayal gibi gelebilir ama futbolcular özellikle yabancı olanları Avrupa maçlarında bir başka oynuyor ki bu Avrupa maçı Şampiyonlar Ligi olursa ve iyi oynarlarsa onlar için yeme de yanında yat gibi olacak. Yardım etmezlerse Man. Utd. beklendiği gibi yine ezip geçecek. Ama en azından bu kadro ile rakibin orta saha ve defansını rahat bir şekilde ileriye çıkması engellenecektir ki araya Tabata ya da Ernst’in vereceği paslarda kanatlardaki Tello ve Holosko’nun içe yapacağı koşular Beşiktaş açısından mutluluk verici sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Diğer bir önemli nokta da Beşiktaş’ta en uçta oynayacak oyuncu ile en geride oynayan oyuncular arasındaki mesafe olacak. Eğer Beşiktaşlı oyuncular bu mesafeyi 40 mt. lerde tutarlarsa hem güçlerini maçın sonuna kadar muhafaza edecekler hem de Man. Utd. orta sahası baskı altında tutulabilecektir.

Tabi bunları lafta söylemesi kolay. Teoride söylenenleri hayata ne ölçüde geçirebilirler ya da başka bir strateji mi belirlerler bilemiyorum ama nihayetinde herşey önce Mustafa Denizli’de sonra futbolcularda bitecek. Çıkar hoca şu kadroyu, bir de böyle dene. Ya tutarsa…

Aklımdan yarın yine Nihat ile maça başlanırsa diye bir düşünce geçiyor da eğer olursa aman aman… Fena halde yazık ediyor bu adama Mustafa Denizli. Yarın kötü oynayıp üstüne bir de ıslıklanırsa hiç şaşırmam.

Denizli&Rüştü A.Ş. 3-0 Beşiktaş

Eylül 12, 2009, 11:44 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Galatasaray’ın maça başlayacağı 11’i zaten maçtan önce belliydi. İlginç olan ise Denizli’nin yine sürpriz bir 11 çıkarmasıydı. Bir Galatasaraylı olarak en büyük korkum Beşiktaş’ın maça Holosko-Tello- Nobre(Bobo) üçlüsü ile çıkma ihtimali idi. Ne varki takım kadroları açıklanınca rahatladım. Çünkü Galatasaray’ın ağır aksak defansını saydığım üç oyuncu ile çok zorlayacaktı. Fakat Denizli bu üçlünün yerine Serdar-Nihat-Yusuf üçlüsünü sahaya sürdü. Serdar beklemediğim kadar iyi oynadı. Ancak son vuruşlardaki eksikliği ya da kendine güveninin olmaması siz ne derseniz deyin gole ulaşmasını engelledi. Yusuf vasat bir oyun çıkardı; Nihat ise maçta mıydı değil miydi belli değildi. İkinci yarıda iş işten geçtikten sonra Holosko ve Bobo oyuna girdi. Ama benim iddiam odur ki Denizli’nin bu iki oyuncuyla da şahsi sorunları var. Ne olursa olsun oynatmıyor. Nihat’ın eksiklikleri görülüyor, Yusuf sakatlıktan yeni çıkmış bu durumlara rağmen Denizli Holosko ve Bobo’yu kullanmıyorsa vardır bu işin içinde birşeyler. Tabi bunları anlatırken Beşiktaş kötü mü oynadı da kaybetti. Kesinlikle hayır. Orta sahada yerden isabetli paslarla Galatasaray orta sahasını eritti. Ancak bazen final paslarında bazen ise son vuruşlardaki beceriksizlikleri tabi bunun üstüne Galatasaray’ın kaliteli gol ayakları ve Rüştü’nün ikramları bu skoru ortaya çıkardı.

Galatasaray tarafından maça bakarsak Sabri’ye maaşallah. Adama iyi bir şey demeye korkuyorum. Maçın en iyi oyuncusuydu. Ama dikkat edildiyse ilk önce defansı düşündü gerektiğinde ileriye çıktı. Kader de kendisine defansif anlamda çok yardımcı oldu.

Galatasaray’ın ikinci en iyi oyuncusu ise Leo Franco idi. Bir önceki yazımda ona güvenemiyorum demiştim. Bazen helal olsun bazen de Galatasaray’ın kalecisi değil diyorum demiştim. Ama bu akşam helal olsunluk oynadı.

Üçüncülerden biri Mustafa Sarp. Bu adama her maçta hayran olmamak mümkün değil. Sessiz sedasız gelmişti. Kimse önemsemedi, ama şimdi “orta sahada Mustafa Sarp olur, yanında kim oynar?” diyoruz. Attığı golde dikkatli izleyenler Yusuf’tan sıyrılmak için yaptığı vücut çalımını görmüşlerdir. Gerçi Yusuf da tutmaya pek niyetli değildi görüntüye bakılırsa ancak yine de düşünmesi bile farklılığını ortaya koydu. Artı orta sahada Mehmet Topal’ın kötü oyununu da kurtarmaya çalıştı. Mehmet Topal idare etmeye devam ediyor. Tehlikede bölgede oynadığı için takım arkadaşları hücuma çıkarken yaptığı pas hataları maçta sıkıntılı anlar yaşattı.

Keita’yı da üçüncü sırada söyleyebiliriz. Kanatta karşısında oynayan İsmail’i her pozisyonda ekarte etti geçti. İki pozisyonda Kewell’a yaptığı milimetrik ortalardan en az birisinin gole çevrilmesi gerekiyordu. Ama ikisi de olmadı. Daha doğrusu maçın geneli için konuşacak olursak gol olması gereken pozisyonlar golle sonuçlandırılamadı. Bireysel hatalardan sunulanlar gol oldu. Bir de bu pozisyonlar da golle sonuçlansaydı maç kaç kaç biterdi kim bilir?

Arda’nın çok yorgun olduğu ilk 5 dakikada belli oldu. Takım hücuma çıkarken topun olduğu kanada doğru olan koşularını bu maçta hiç yapmadı. Topun hep ayağına gelmesini bekledi. Aldığı topları da ya yan pas yaptı ya da kaybetti. Tüm bu negatif durumlara golün ortasını yaptı yine skorda etkisi oldu. Burada önemli olan Rijkaard’ın Arda’yı çıkarması ve Arda’nın bu duruma tepki falan koymaması oldu. Takımın gözdesini oynasın oynamasın maçtan kenara almak kolay iş değildir. Bugün skor bu şekilde olmasa ya da maçın sonucu Arda’dan sonra dönse Arda’nın maç içi performansına bakılmaksızın hemen Arda çıkarılır mı denecekti. Ama Rijkaard onu çıkararak tüm takıma tekrardan iyi oynamayan kenara gelir mesajını verdi.

Harry Kewell’in kondüsyonu bilindiği gibi 60-70 dakikalık. Bu nedenle ilk 1 saatte elinden geldiğince iyi oynamaya çalıştı. Pozisyonlar da buldu. Ama gol atmaya muvaffak olamadı. Bununla birlikte çok da top ezdi. Çok top kaybetti. Gereğinden fazla çalım olayına girişti. Halbuki ara pasları ve ortaları ile daha etkili olabilirdi. Artısı ise üçüncü golde Elano’nun ortasında Baros’a al da at dercesine bir pas vermesi oldu. Baros da geri çevirmedi bu ikramı.

Baros iki gol attı birini Rüştü diğerini ise Kewell altın tepsi ile sundu. Evet golleri attı ama yine de oyun olarak pek birşey göremedim bu maçta. Milli takımdan yorgun döndüğü için dirençli değildi. İleriye atılan topların çoğunu rakibe kaptırdı, ileride top tutamadı, rakip defansa fazla baskı altında tutamadı. Ne varki iki gol attı. Golcü şansı dedikleri bu olsa gerek.

Hakem ise Leo’nun ceza sahası dışında topu elle tutmasını görmedi, görmesi de zordu orada yan hakemin uyarması gerekiyordu. Çizginin hemen önünden sebest vuruş, Leo’ya da kırmızı kart olması gerekiyordu. Maç sonucunu doğrudan etkileyecebilecek bir hata oldu bu. Aynı yardımcı hakem Hakan Balta’nın ofsayt olmayan pozisyonunu bu gerekçe ile kesti. Gollük bir pozisyon doğuracağı belli olduğu için bu da ilki kadar olmasa da önemli bir hata oldu. Tabata’nın futbolculuğunu, kalitesini göstermesi gerekirken maçta Sarp’ı sakatlamaya yönelik yaptığı hareketle hatırlanması futbol adına bir ayıptı ve o pozisyon bana göre sarı buçuk kırmızı denebilecek bir pozisyondu. Faulü yapıyorsun, biliyorsun bir de hakem beni atmasın diye sanki rakip kendisini sakatlanmış gibi yere yığılıp çığlık atıyorsun. Zaten sanırım Sarp’ı da deli eden Tabata’nın bu hareketi oldu. Tabata yanlış yoldan başladı Beşiktaş kariyerine. Biz Baros’u tenkit ederken ve düzelmesini beklerken Beşiktaş’ta da Tabata’nın hem rakibine böyle bir hareket yapıp hem de hakemi aldatmaya yönelik olarak yerde kalması hangi iyi niyetle anlatılabilir ki?

Son söz ise Mustafa Denizli’ye olsun. Sanırım kendini kovdurtmak istiyor. Çünkü kadro tercihleri karşısında insan hayret etmiyor değil. Tamam orta sahada iyi baskı uyguladılar ama gol atacak oyuncular kenardayken nasıl galip gelmeyi düşünebilir ki? İstediği Tabata tamam ilk maçıydı ama çok kötüydü kötülüğü geçtim aynı zamanda kötü de niyetliydi; İsmail, Keita tarafından sürklase edildi. Bu yolun sonu çok da aydınlık görünmüyor hem Denizli hem de Demirören için. Yakında kongreleri var. Takım böyle devam ederse o kongre çok şeylere gebe olacak.

Bu arada 6’sı Avrupa, 5’i ligde toplam 11 resmi maçta 35 gol atıp 7 gol yedik. Bu sene bu kadroyu izlemenin zevkini yaşamaya daha doğrusu önceden de dediğim gibi anı yaşamaya devam ediyorum. Darısı diğer maçların başına…

>Denizli&Rüştü A.Ş. 3-0 Beşiktaş

Eylül 12, 2009, 11:44 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Galatasaray’ın maça başlayacağı 11’i zaten maçtan önce belliydi. İlginç olan ise Denizli’nin yine sürpriz bir 11 çıkarmasıydı. Bir Galatasaraylı olarak en büyük korkum Beşiktaş’ın maça Holosko-Tello- Nobre(Bobo) üçlüsü ile çıkma ihtimali idi. Ne varki takım kadroları açıklanınca rahatladım. Çünkü Galatasaray’ın ağır aksak defansını saydığım üç oyuncu ile çok zorlayacaktı. Fakat Denizli bu üçlünün yerine Serdar-Nihat-Yusuf üçlüsünü sahaya sürdü. Serdar beklemediğim kadar iyi oynadı. Ancak son vuruşlardaki eksikliği ya da kendine güveninin olmaması siz ne derseniz deyin gole ulaşmasını engelledi. Yusuf vasat bir oyun çıkardı; Nihat ise maçta mıydı değil miydi belli değildi. İkinci yarıda iş işten geçtikten sonra Holosko ve Bobo oyuna girdi. Ama benim iddiam odur ki Denizli’nin bu iki oyuncuyla da şahsi sorunları var. Ne olursa olsun oynatmıyor. Nihat’ın eksiklikleri görülüyor, Yusuf sakatlıktan yeni çıkmış bu durumlara rağmen Denizli Holosko ve Bobo’yu kullanmıyorsa vardır bu işin içinde birşeyler. Tabi bunları anlatırken Beşiktaş kötü mü oynadı da kaybetti. Kesinlikle hayır. Orta sahada yerden isabetli paslarla Galatasaray orta sahasını eritti. Ancak bazen final paslarında bazen ise son vuruşlardaki beceriksizlikleri tabi bunun üstüne Galatasaray’ın kaliteli gol ayakları ve Rüştü’nün ikramları bu skoru ortaya çıkardı.

Galatasaray tarafından maça bakarsak Sabri’ye maaşallah. Adama iyi bir şey demeye korkuyorum. Maçın en iyi oyuncusuydu. Ama dikkat edildiyse ilk önce defansı düşündü gerektiğinde ileriye çıktı. Kader de kendisine defansif anlamda çok yardımcı oldu.

Galatasaray’ın ikinci en iyi oyuncusu ise Leo Franco idi. Bir önceki yazımda ona güvenemiyorum demiştim. Bazen helal olsun bazen de Galatasaray’ın kalecisi değil diyorum demiştim. Ama bu akşam helal olsunluk oynadı.

Üçüncülerden biri Mustafa Sarp. Bu adama her maçta hayran olmamak mümkün değil. Sessiz sedasız gelmişti. Kimse önemsemedi, ama şimdi “orta sahada Mustafa Sarp olur, yanında kim oynar?” diyoruz. Attığı golde dikkatli izleyenler Yusuf’tan sıyrılmak için yaptığı vücut çalımını görmüşlerdir. Gerçi Yusuf da tutmaya pek niyetli değildi görüntüye bakılırsa ancak yine de düşünmesi bile farklılığını ortaya koydu. Artı orta sahada Mehmet Topal’ın kötü oyununu da kurtarmaya çalıştı. Mehmet Topal idare etmeye devam ediyor. Tehlikede bölgede oynadığı için takım arkadaşları hücuma çıkarken yaptığı pas hataları maçta sıkıntılı anlar yaşattı.

Keita’yı da üçüncü sırada söyleyebiliriz. Kanatta karşısında oynayan İsmail’i her pozisyonda ekarte etti geçti. İki pozisyonda Kewell’a yaptığı milimetrik ortalardan en az birisinin gole çevrilmesi gerekiyordu. Ama ikisi de olmadı. Daha doğrusu maçın geneli için konuşacak olursak gol olması gereken pozisyonlar golle sonuçlandırılamadı. Bireysel hatalardan sunulanlar gol oldu. Bir de bu pozisyonlar da golle sonuçlansaydı maç kaç kaç biterdi kim bilir?

Arda’nın çok yorgun olduğu ilk 5 dakikada belli oldu. Takım hücuma çıkarken topun olduğu kanada doğru olan koşularını bu maçta hiç yapmadı. Topun hep ayağına gelmesini bekledi. Aldığı topları da ya yan pas yaptı ya da kaybetti. Tüm bu negatif durumlara golün ortasını yaptı yine skorda etkisi oldu. Burada önemli olan Rijkaard’ın Arda’yı çıkarması ve Arda’nın bu duruma tepki falan koymaması oldu. Takımın gözdesini oynasın oynamasın maçtan kenara almak kolay iş değildir. Bugün skor bu şekilde olmasa ya da maçın sonucu Arda’dan sonra dönse Arda’nın maç içi performansına bakılmaksızın hemen Arda çıkarılır mı denecekti. Ama Rijkaard onu çıkararak tüm takıma tekrardan iyi oynamayan kenara gelir mesajını verdi.

Harry Kewell’in kondüsyonu bilindiği gibi 60-70 dakikalık. Bu nedenle ilk 1 saatte elinden geldiğince iyi oynamaya çalıştı. Pozisyonlar da buldu. Ama gol atmaya muvaffak olamadı. Bununla birlikte çok da top ezdi. Çok top kaybetti. Gereğinden fazla çalım olayına girişti. Halbuki ara pasları ve ortaları ile daha etkili olabilirdi. Artısı ise üçüncü golde Elano’nun ortasında Baros’a al da at dercesine bir pas vermesi oldu. Baros da geri çevirmedi bu ikramı.

Baros iki gol attı birini Rüştü diğerini ise Kewell altın tepsi ile sundu. Evet golleri attı ama yine de oyun olarak pek birşey göremedim bu maçta. Milli takımdan yorgun döndüğü için dirençli değildi. İleriye atılan topların çoğunu rakibe kaptırdı, ileride top tutamadı, rakip defansa fazla baskı altında tutamadı. Ne varki iki gol attı. Golcü şansı dedikleri bu olsa gerek.

Hakem ise Leo’nun ceza sahası dışında topu elle tutmasını görmedi, görmesi de zordu orada yan hakemin uyarması gerekiyordu. Çizginin hemen önünden sebest vuruş, Leo’ya da kırmızı kart olması gerekiyordu. Maç sonucunu doğrudan etkileyecebilecek bir hata oldu bu. Aynı yardımcı hakem Hakan Balta’nın ofsayt olmayan pozisyonunu bu gerekçe ile kesti. Gollük bir pozisyon doğuracağı belli olduğu için bu da ilki kadar olmasa da önemli bir hata oldu. Tabata’nın futbolculuğunu, kalitesini göstermesi gerekirken maçta Sarp’ı sakatlamaya yönelik yaptığı hareketle hatırlanması futbol adına bir ayıptı ve o pozisyon bana göre sarı buçuk kırmızı denebilecek bir pozisyondu. Faulü yapıyorsun, biliyorsun bir de hakem beni atmasın diye sanki rakip kendisini sakatlanmış gibi yere yığılıp çığlık atıyorsun. Zaten sanırım Sarp’ı da deli eden Tabata’nın bu hareketi oldu. Tabata yanlış yoldan başladı Beşiktaş kariyerine. Biz Baros’u tenkit ederken ve düzelmesini beklerken Beşiktaş’ta da Tabata’nın hem rakibine böyle bir hareket yapıp hem de hakemi aldatmaya yönelik olarak yerde kalması hangi iyi niyetle anlatılabilir ki?

Son söz ise Mustafa Denizli’ye olsun. Sanırım kendini kovdurtmak istiyor. Çünkü kadro tercihleri karşısında insan hayret etmiyor değil. Tamam orta sahada iyi baskı uyguladılar ama gol atacak oyuncular kenardayken nasıl galip gelmeyi düşünebilir ki? İstediği Tabata tamam ilk maçıydı ama çok kötüydü kötülüğü geçtim aynı zamanda kötü de niyetliydi; İsmail, Keita tarafından sürklase edildi. Bu yolun sonu çok da aydınlık görünmüyor hem Denizli hem de Demirören için. Yakında kongreleri var. Takım böyle devam ederse o kongre çok şeylere gebe olacak.

Bu arada 6’sı Avrupa, 5’i ligde toplam 11 resmi maçta 35 gol atıp 7 gol yedik. Bu sene bu kadroyu izlemenin zevkini yaşamaya daha doğrusu önceden de dediğim gibi anı yaşamaya devam ediyorum. Darısı diğer maçların başına…

>Derbi Öncesi Artılar Eksiler

Eylül 11, 2009, 11:54 pm | Beşiktaş, Derbi, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Eksiler

1. Leo Franco’nun ne zaman nasıl oynayacağını çözmeyi hala daha başaramadım. Bir maçta bakıyorsun helal olsun diyorsun, başka maçta bakıyorsun tamamen dip yapabiliyor. Derbide özellikle Beşiktaş kanat akınlarında kaleci zaafiyetimiz olacağı aşikar. Leo yan toplarda ne zaman çıkıp çıkmayacağına karar veremiyor. Daha doğrusu kaleden hiç ayrılmıyor. Çok büyük bir handikap bizim için.

2. Servet milli takımdan çok yorgun döndü. Bosna maçının istediğimiz sonuçla bitmemesi sebebiyle mental olarak zayıf durumda. Onu hızlı bir şekilde Beşiktaş maçına konsantre etmek gerekiyor.

3. Gökhan Zan’ın sakatlığı sebebiyle derbide büyük ihtimalle Emre Aşık oynayacak. Tam bir profesyonel. Oyna deyince giriyor oynuyor bekle deyince kulübede sıkıntı yaratmıyor. Ancak oyunda iken tam bir ayaklı bomba. Tek hamlelik oyuncu dediğimiz türden. Artı bu maçta karşısında Holosko gibi tren katarı gibi bir oyuncu olduğu düşünülürse ona karşı hamlelerinde olabilecek zamanlama hataları kart görmesine hatta takımı yalnız bırakmasına sebep olabilir.
4. Mehmet Topal ve Mustafa Sarp’ın ikisinin de eksiği son oynadığımız lig maçında ortaya çıktı. İkisi de iyi kesiciler ancak Ayhan gibi defanstan topu alıp orta sahada dağıtım görevini yapacak kapasiteye sahip değiller ki yine son maçta orta sahada tehlikeli bölgelerde çok kritik pas hataları yaptılar. Bu yüzden bu iki oyuncu ile birlikte geriden topu alma görevi de Arda’ya yüklenebilir; bu da Arda’nın daha çok yorulmasına sebep olabilir.
5. İlk onbirde Aydın’ın olması daha etkili bir başlangıç sağlanabilmesi açısından önemli idi. Çünkü Beşiktaşlı oyuncular henüz yorulmamışken onlarla daha çok savaşabilecek kondüsyona sahip ve uzun süre alabilirdi maçta. Ancak ne var ki sakatlığı sebebiyle oynamayacak ve yerine büyük ihtimalle Harry oynayacak. Ortada Arda, solda Harry, sağda Keita. Harry daha dengeli oynamak zorunda maçın sonunu getirebilmesi için. Aslında maça Arda, Elano ve Keita ile başlayıp ikinci yarıda bir Elano-Harry değişikliği ile yorgun Beşiktaş defansına zinde bir Harry olması daha avantajlı olurdu. Fakat Elano da milli maçlar sebebiyle yorgun ve bu sebeple maça yedekte başlayacak gibi görünüyor.

6. Arda. Estonya maçında o kadar çok efor sarfetti ki Bosna maçında gerçek oyununu gösteremedi. Çok yorgun. Bir haftada üç maçı çıkaracak kondüsyondan uzak. Bosna maçında da görüldü ki sinirleri de yıpranmış durumda. İstediklerini yapamama onda sinir yaptı Bosna maçında. Onun da hızlı bir terapiye ihtiyacı var. Eğer bu sorunlar bu maçta da devam ederse O da rakibin agresifliğinin derecesine göre sinirlenebilir ve itiraz sebebiyle kart alabilir.
7. Beşiktaş’ın sakat oyuncularının her ne kadar %100 hazır olmasalar da iyileşmeleri ve takımla çalışmalara katılmaları takıma pozitif bir güç katacaktır. Kalede özellikle hazır bir Rüştü’nün olması Galatasaray açısından dezavantaj.

8. Maçta favori olarak gösterilmek bu tür maçlarda favori takım üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu baskıyı kaldırabileceklerine inanıyorum. Ancak yine de sıkıntılı bir durum bu da.

Artılar

1. Hakan Balta en güvendiğimiz isim konumunda. Muhtemelen karşısında oynayacak olan Holosko’ya kolay kolay koşabilecek koridor bırakabileceğini düşünmüyorum.

2. Servet eğer gücünü yerine getirirse defansın ortasında Emre’nin de açıklarını kapatabilecek kapasitede.

3. Sabri’nin son maçlardaki dengeli oyunu artı karşısında oynayacak olan Tello’daki form düşüklüğü maçtaki en önemli avantajlarımızdan biri olacak.

4. Topal ve Sarp ileriye yeterince destek veremeyecekler ancak Tabata’ya da rahat top kullandırmamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

5. Ofansif anlamda en güvendiğim oyuncu Keita olacak. Karşısında kim oynarsa oynasın o oyuncuyu ofansa çıkartmayacaktır artı her zamanki gibi ters çalımları ile gollük pasları ile takımına skor avantajını yakalatabilir.

6. Harry Kewell kondüsyon sorunu yaşayabilir ancak ilk otuz dakikalık bölümde ön direkten yapılabilecek bir kafa vuruşu veya uzaktan atılabilecek bir şut ile golü bulabilir. Sonuçta büyücü bu.

7. İleri uçta oynayacak Baros son milli maçında attığı 4 gol ile mental olarak en üst düzeyde ve fiziksel yorgunluğunu bu sebeple kısa sürede atabilecektir. Yine Galatasaray’ın en önemli gol silahıdır. Ayrıca rakip defansı sağa sola çekerek ortadan açılacak koridorlardan defansı delme girişimlerine yardımcı olacaktır. Bu yolla özellikle Mustafa Sarp ve Mehmet Topal gol bulabilir.

8. Duran toplar yine en önemli silahımız olacak. Özellikle serbest vuruş kullanılabilecek noktalarda yapılan ve önceden çalışılmış pozsiyonlar ile gol bulunabilir.

9. Arda. Eğer aklını maça verebilirse maçı alıp götürür.
10. Arda’dan bile önemlisi maçı ASY’de oynayacak olmamız.

Derbi Öncesi Artılar Eksiler

Eylül 11, 2009, 11:54 pm | Beşiktaş, Derbi, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Eksiler

1. Leo Franco’nun ne zaman nasıl oynayacağını çözmeyi hala daha başaramadım. Bir maçta bakıyorsun helal olsun diyorsun, başka maçta bakıyorsun tamamen dip yapabiliyor. Derbide özellikle Beşiktaş kanat akınlarında kaleci zaafiyetimiz olacağı aşikar. Leo yan toplarda ne zaman çıkıp çıkmayacağına karar veremiyor. Daha doğrusu kaleden hiç ayrılmıyor. Çok büyük bir handikap bizim için.

2. Servet milli takımdan çok yorgun döndü. Bosna maçının istediğimiz sonuçla bitmemesi sebebiyle mental olarak zayıf durumda. Onu hızlı bir şekilde Beşiktaş maçına konsantre etmek gerekiyor.

3. Gökhan Zan’ın sakatlığı sebebiyle derbide büyük ihtimalle Emre Aşık oynayacak. Tam bir profesyonel. Oyna deyince giriyor oynuyor bekle deyince kulübede sıkıntı yaratmıyor. Ancak oyunda iken tam bir ayaklı bomba. Tek hamlelik oyuncu dediğimiz türden. Artı bu maçta karşısında Holosko gibi tren katarı gibi bir oyuncu olduğu düşünülürse ona karşı hamlelerinde olabilecek zamanlama hataları kart görmesine hatta takımı yalnız bırakmasına sebep olabilir.
4. Mehmet Topal ve Mustafa Sarp’ın ikisinin de eksiği son oynadığımız lig maçında ortaya çıktı. İkisi de iyi kesiciler ancak Ayhan gibi defanstan topu alıp orta sahada dağıtım görevini yapacak kapasiteye sahip değiller ki yine son maçta orta sahada tehlikeli bölgelerde çok kritik pas hataları yaptılar. Bu yüzden bu iki oyuncu ile birlikte geriden topu alma görevi de Arda’ya yüklenebilir; bu da Arda’nın daha çok yorulmasına sebep olabilir.
5. İlk onbirde Aydın’ın olması daha etkili bir başlangıç sağlanabilmesi açısından önemli idi. Çünkü Beşiktaşlı oyuncular henüz yorulmamışken onlarla daha çok savaşabilecek kondüsyona sahip ve uzun süre alabilirdi maçta. Ancak ne var ki sakatlığı sebebiyle oynamayacak ve yerine büyük ihtimalle Harry oynayacak. Ortada Arda, solda Harry, sağda Keita. Harry daha dengeli oynamak zorunda maçın sonunu getirebilmesi için. Aslında maça Arda, Elano ve Keita ile başlayıp ikinci yarıda bir Elano-Harry değişikliği ile yorgun Beşiktaş defansına zinde bir Harry olması daha avantajlı olurdu. Fakat Elano da milli maçlar sebebiyle yorgun ve bu sebeple maça yedekte başlayacak gibi görünüyor.

6. Arda. Estonya maçında o kadar çok efor sarfetti ki Bosna maçında gerçek oyununu gösteremedi. Çok yorgun. Bir haftada üç maçı çıkaracak kondüsyondan uzak. Bosna maçında da görüldü ki sinirleri de yıpranmış durumda. İstediklerini yapamama onda sinir yaptı Bosna maçında. Onun da hızlı bir terapiye ihtiyacı var. Eğer bu sorunlar bu maçta da devam ederse O da rakibin agresifliğinin derecesine göre sinirlenebilir ve itiraz sebebiyle kart alabilir.
7. Beşiktaş’ın sakat oyuncularının her ne kadar %100 hazır olmasalar da iyileşmeleri ve takımla çalışmalara katılmaları takıma pozitif bir güç katacaktır. Kalede özellikle hazır bir Rüştü’nün olması Galatasaray açısından dezavantaj.

8. Maçta favori olarak gösterilmek bu tür maçlarda favori takım üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu baskıyı kaldırabileceklerine inanıyorum. Ancak yine de sıkıntılı bir durum bu da.

Artılar

1. Hakan Balta en güvendiğimiz isim konumunda. Muhtemelen karşısında oynayacak olan Holosko’ya kolay kolay koşabilecek koridor bırakabileceğini düşünmüyorum.

2. Servet eğer gücünü yerine getirirse defansın ortasında Emre’nin de açıklarını kapatabilecek kapasitede.

3. Sabri’nin son maçlardaki dengeli oyunu artı karşısında oynayacak olan Tello’daki form düşüklüğü maçtaki en önemli avantajlarımızdan biri olacak.

4. Topal ve Sarp ileriye yeterince destek veremeyecekler ancak Tabata’ya da rahat top kullandırmamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

5. Ofansif anlamda en güvendiğim oyuncu Keita olacak. Karşısında kim oynarsa oynasın o oyuncuyu ofansa çıkartmayacaktır artı her zamanki gibi ters çalımları ile gollük pasları ile takımına skor avantajını yakalatabilir.

6. Harry Kewell kondüsyon sorunu yaşayabilir ancak ilk otuz dakikalık bölümde ön direkten yapılabilecek bir kafa vuruşu veya uzaktan atılabilecek bir şut ile golü bulabilir. Sonuçta büyücü bu.

7. İleri uçta oynayacak Baros son milli maçında attığı 4 gol ile mental olarak en üst düzeyde ve fiziksel yorgunluğunu bu sebeple kısa sürede atabilecektir. Yine Galatasaray’ın en önemli gol silahıdır. Ayrıca rakip defansı sağa sola çekerek ortadan açılacak koridorlardan defansı delme girişimlerine yardımcı olacaktır. Bu yolla özellikle Mustafa Sarp ve Mehmet Topal gol bulabilir.

8. Duran toplar yine en önemli silahımız olacak. Özellikle serbest vuruş kullanılabilecek noktalarda yapılan ve önceden çalışılmış pozsiyonlar ile gol bulunabilir.

9. Arda. Eğer aklını maça verebilirse maçı alıp götürür.
10. Arda’dan bile önemlisi maçı ASY’de oynayacak olmamız.

Gökhan Cam

Eylül 10, 2009, 7:32 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, Sakatlık kategorisinde yayınlandı | 11 Yorum

Gökhan en az 3 hafta yok ki bu bence en az 1 aydır. Doktorların tam iyileşmeden oynamasına izin vereceğini sanmıyorum. Gökhan’ın kasık adelesi kopma noktasına gelmiş, iyi de nasıl olmuş bu çok merak ediyorum. Adam stoper, devamlı depara kalkan bir kanat adamı ya da sprinter bir forvet değil ki aniden koparsın kasık kaslarını ya da yırtsın.

“Herkes bana Cam adam diyor, öyle olmadığımı iyi çalışıp sakatlanmadan göstereceğim” demişti imzayı attıktan sonra. Hani be Gökhan Zan, nerede o sağlam adam. Beşiktaşlılar bir kez daha düşünmeli, Gökhan’ı kayıp mı etmiş oldular yoksa ondan kurtulmuş mu oldular?

Huzurlarınızda, maalesef ve üzülerek Gökhan Cam!

>Gökhan Cam

Eylül 10, 2009, 7:32 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, Sakatlık kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Gökhan en az 3 hafta yok ki bu bence en az 1 aydır. Doktorların tam iyileşmeden oynamasına izin vereceğini sanmıyorum. Gökhan’ın kasık adelesi kopma noktasına gelmiş, iyi de nasıl olmuş bu çok merak ediyorum. Adam stoper, devamlı depara kalkan bir kanat adamı ya da sprinter bir forvet değil ki aniden koparsın kasık kaslarını ya da yırtsın.

“Herkes bana Cam adam diyor, öyle olmadığımı iyi çalışıp sakatlanmadan göstereceğim” demişti imzayı attıktan sonra. Hani be Gökhan Zan, nerede o sağlam adam. Beşiktaşlılar bir kez daha düşünmeli, Gökhan’ı kayıp mı etmiş oldular yoksa ondan kurtulmuş mu oldular?

Huzurlarınızda, maalesef ve üzülerek Gökhan Cam!

TFF’den Açıklama: "Erteleme Yok"

Eylül 2, 2009, 1:27 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TFF, TSL kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
TSL’de beşinci haftada oynanacak olan Galatasaray-Beşiktaş derbisi 12 Eylül Cumartesi günü saat 21.00’da oynanacak. Güzel oldu bu…

Anketimizde de 6 gün kalmasına rağmen TFF ankette oy kullananların %93’ünün düşüncesine uygun birşekilde hareket etti. Doğrusu da buydu zaten. Hangi takım olursa olsun eğer “Ben Avrupa’da da ilerleyeceğim” diyorsa üç günde bir maç yapmaya alışması lazım. Erteleme olayı ancak yarı finallerde ya da finallerde düşünülmelidir.

Diğer Maçlar:

12 EYLÜL 2009 CUMARTESİ
DENİZLİSPOR-DİYARBAKIRSPOR 21:00
KAYSERİSPOR-ANKARASPOR A.Ş. 21:00
MANİSASPOR-SİVASSPOR 21:00

13 EYLÜL 2009 PAZAR
BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR-TRABZONSPOR A.Ş. 17:00
BURSASPOR-FENERBAHÇE 21:00
GAZİANTEPSPOR-KASIMPAŞA 21:00
GENÇLERBİRLİĞİ-ESKİŞEHİRSPOR 21:00
ANTALYASPOR A.Ş.-MKE ANKARAGÜCÜ 21:00

>TFF’den Açıklama: "Erteleme Yok"

Eylül 2, 2009, 1:27 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TFF, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

TSL’de beşinci haftada oynanacak olan Galatasaray-Beşiktaş derbisi 12 Eylül Cumartesi günü saat 21.00’da oynanacak. Güzel oldu bu…

Anketimizde de 6 gün kalmasına rağmen TFF ankette oy kullananların %93’ünün düşüncesine uygun birşekilde hareket etti. Doğrusu da buydu zaten. Hangi takım olursa olsun eğer “Ben Avrupa’da da ilerleyeceğim” diyorsa üç günde bir maç yapmaya alışması lazım. Erteleme olayı ancak yarı finallerde ya da finallerde düşünülmelidir.

Diğer Maçlar:

12 EYLÜL 2009 CUMARTESİ
DENİZLİSPOR-DİYARBAKIRSPOR 21:00
KAYSERİSPOR-ANKARASPOR A.Ş. 21:00
MANİSASPOR-SİVASSPOR 21:00

13 EYLÜL 2009 PAZAR
BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR-TRABZONSPOR A.Ş. 17:00
BURSASPOR-FENERBAHÇE 21:00
GAZİANTEPSPOR-KASIMPAŞA 21:00
GENÇLERBİRLİĞİ-ESKİŞEHİRSPOR 21:00
ANTALYASPOR A.Ş.-MKE ANKARAGÜCÜ 21:00

Babam Sağolsun

Ağustos 31, 2009, 1:51 am | Beşiktaş, Futbol, Gaziantepspor, ozhano, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Gaziantepspor Beşiktaş’tan aldığı bonservis ücretini kullanmaya başlamış. Linz ve Jorginho’nun toplam maliyeti 4-5 milyon euro civarlarındaymış. İsmail ve Tabata’ya verilen para 14 milyon euro. Daha cepte çok parası var Gaziantepspor’un. Buna bakarak açıkçası Gaziantepspor’dan bir tane daha transfer haberi bekliyorum transfer süresi bitene kadar.

Özellikle Avusturya’daki arkadaşlarımızın dediğine göre Linz uyum sağlarsa Beşiktaş’a ara sezonda ya da gelecek sezona satılabilecek kıvama gelebilirmiş. Jorginho ise Gaziantep için iyi, güzel bir transfer ama 32 yaşında olması Beşiktaş’a transferinin önündeki en büyük engel.

Arabaların arkasında ” Babam Sağolsun” diye yazıları görürüz hep Gaziantepspor da bu iki oyuncunun sırtına “Babam sağolsun” diye yazsa hiç de yanlış olmaz bana göre.

Bakalım biz de Sercan transferini gerçekleştirip Bursaspor’a böyle bir transfer imkanını sağlayabilecek miyiz?

Foto: Gaziantepspor Resmi Web Sitesi

>Babam Sağolsun

Ağustos 31, 2009, 1:51 am | Beşiktaş, Futbol, Gaziantepspor, ozhano, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Gaziantepspor Beşiktaş’tan aldığı bonservis ücretini kullanmaya başlamış. Linz ve Jorginho’nun toplam maliyeti 4-5 milyon euro civarlarındaymış. İsmail ve Tabata’ya verilen para 14 milyon euro. Daha cepte çok parası var Gaziantepspor’un. Buna bakarak açıkçası Gaziantepspor’dan bir tane daha transfer haberi bekliyorum transfer süresi bitene kadar.

Özellikle Avusturya’daki arkadaşlarımızın dediğine göre Linz uyum sağlarsa Beşiktaş’a ara sezonda ya da gelecek sezona satılabilecek kıvama gelebilirmiş. Jorginho ise Gaziantep için iyi, güzel bir transfer ama 32 yaşında olması Beşiktaş’a transferinin önündeki en büyük engel.

Arabaların arkasında ” Babam Sağolsun” diye yazıları görürüz hep Gaziantepspor da bu iki oyuncunun sırtına “Babam sağolsun” diye yazsa hiç de yanlış olmaz bana göre.

Bakalım biz de Sercan transferini gerçekleştirip Bursaspor’a böyle bir transfer imkanını sağlayabilecek miyiz?

Foto: Gaziantepspor Resmi Web Sitesi

ANKET

Ağustos 29, 2009, 4:13 pm | Anket, Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum
Sizlere yeni bir anket sunuyoruz ve soruyoruz: Ligin 5. Haftası’nda oynanacak olan Galatasaray-Beşiktaş maçı Ertelenmeli mi? Malum Milli Takım’ın oynayacağı ikinci maç 9 Eylül Çarşamba günü olacak. Beşiktaş’ın Man. Utd ile maçı ise 15 Eylül Salı günü. Milli Takım maçından sonra Cuma günü oynarlarsa her iki takımda da Milli Takım’a giden oyuncular 1 gün dinlenebilecekler. Cumartesi olursa da Beşiktaş’a Man.Utd. maçına hazırlanmak için 2 gün kalacak. Sonuç olarak federasyonun ne karar vereceğini düşündüğünüzü değil, size göre ne olması gerektiğini soruyoruz.

>ANKET

Ağustos 29, 2009, 4:13 pm | Anket, Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Sizlere yeni bir anket sunuyoruz ve soruyoruz: Ligin 5. Haftası’nda oynanacak olan Galatasaray-Beşiktaş maçı Ertelenmeli mi? Malum Milli Takım’ın oynayacağı ikinci maç 9 Eylül Çarşamba günü olacak. Beşiktaş’ın Man. Utd ile maçı ise 15 Eylül Salı günü. Milli Takım maçından sonra Cuma günü oynarlarsa her iki takımda da Milli Takım’a giden oyuncular 1 gün dinlenebilecekler. Cumartesi olursa da Beşiktaş’a Man.Utd. maçına hazırlanmak için 2 gün kalacak. Sonuç olarak federasyonun ne karar vereceğini düşündüğünüzü değil, size göre ne olması gerektiğini soruyoruz.
Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun. | The Pool Theme.
Entries ve yorumlar feeds.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.