Barcelona Türkiye Ligi’nde Olsa Olabilecekler:

Şubat 16, 2011, 3:33 pm | Barcelona, ekşisozluk, Futbol, komik, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

1. Messi’nin ayağı kırılırdı.

2. Şike yapıyor, hakemleri satın alıyor derlerdi.

3. Sergen Yalçın, Barcelona’da sıkıntı var derdi.

4. Rıdvan Dilmen Xavi için, bir Alex değil derdi.

5. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a her sezon en az bir kere yenilirdi. İskender Alın kesin bir gol atardı.

6. İlk beş hafta sonunda paf takımını sahada görürdük. Messi sezonu kapatır, Xavi 2 ay sahalardan uzak kalır, İniestanın futbol hayatı biter, hakeme itiraz eden Puyol 2 haftada bir kırmızı görür. Anlayacağınız Barcelona’dan bir şey kalmazdı.

7. Bize heryer Katalunya diye tezahürat yaparlardı.

8. Beşiktaş için birşey farketmezdi, yine 17 de 17 yapardı.

9. Her hafta Telegol’de Guardiola’nın takımı ne kadar aciz oynattığı konuşulurdu.

10. Bu kadar iyi futbol oynayamazlardı. Çünkü yabancı kontenjanından ötürü 5 yerli oynatmak zorundalar.

11. Barcelona’yı bilmem de bizde mustafa sarp – ayhan akman – barış özbek’ten kurulu fantastic three olduğu sürece bizden yine bir halt olmazdı.

12. Barcelona’ya sponsor olmak isteyen hastaneler birbiriyle yarışırdı.

13. Batuhan Karadeniz seromonide David Villa’nın elini sıktıktan sonra elini üstüne silip espri yapabilirdi.

14. Aykut Kocaman, Barcelona’nın skorları irdelenmeli diye açıklama yapardı.

15. Guti ve Quaresma’yi görünce kick-box’a yönelen yurdumun futbolcusu bunlara direkt keleşle saldırırdı herhalde.

16. Yaratıcı fotomaç başlıklarına daha nice yenileri eklenirdi, mesela: İlk on bire girmessi yeter!

17. Şöyle açıklamalar duyulabilirdi: “Guardiola gelsin de Sivasspor’u çalıştırsın” ya da “Messi sakatlanma nedeni ince işler” veya “takımda aşırı derecede katalan lobisi var.

18. 15 sene sonra 3. yıldızı takarlardı.

19. Gelsinler bizim ülkeye; en fazla üç senede ağzına edip ortada bırakırız. Xavi ve Messi hedefim önce Gs/Fb/Bjk, ondan sonra da kısmetse Avrupa’da top koşturmak diye beyanat vermeye başlarlardı.

20. Telegol programında şu konuşmalara konu olurdu:

Ahmet Çakar: Beyler! Guardiola adamsa ki bana göre adam, Xavi’nin neden her maça jöleli saç ile çıktığını bize açıklar. Egzajere etmeden söyledim bilmem farkında mısınız.

Erman Toroğlu: Ahmet’cim kafanda saç yok diye neden hemen sallıyorsun? Hakemliğinde de böyleydin sen.

Gökmen Özdenak: Volkan Demirel de hep jöleli saçla çıkıyordu. Ona kimse çıkıp bir şey demiyordu.

Ziya Şengül: Gökmen’cim, bak güzel kardeşim neden dönüp dolaşıp konuyu Fenerbahçe’ye getiriyorsun?

Serhat Ulueren: Jölenin markası neymiş?

Son vuvuzela ötmeden…

Temmuz 11, 2010, 8:00 pm | arjen robben, Barcelona, cruyff, David Villa, Dünya Kupası 2010, hollanda, Sneijder, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Emek Ege bugünkü ilk canlı yayınına “tarihi finale artık saatler kaldı” diye başladı. “Klişelerin hastası (!)” biri olarak finale tam bir saat kala “futbol dolu bir ayı geride bırakmamıza artık saatler kaldı” diyerek başlayayım dünya kupasının son maçının oynandığı son günde yazacağım yazıma…

Turnuva başlamadan yayınladığım “Holladalıyım futbola doymalıyım!” başlıklı yazımda Hollanda sempatizanı olduğumu açıklamıştım. Hatta en sonunda da “Şampiyonada tüm maçlarını takip edeceğim takım Hollanda olacak.” diye eklemişim. Sayelerinde çok güzel maçlar ve goller izledik, finali de izleyeceğiz.

Dünya kupalarında Hollanda’yı tutmak da bir klişe olarak kabul görebilir. Cruyff-sever bir insan olarak Hollanda taraftarlığım kolayca açıklanabilir ancak bu turnuvada farklı bir nedenim daha var. O da -belki de bir çok insanın Hollanda’yı tutmasının nedeni olduğu gibi – Arjen Robben! Kendisini Real Madrid’de oynadığı maçlarda çokça yerdim! Hatta kendisini yaklaşık 1,5 yıl önceki bir Madrid derbisinde sahanın en kötüsü olarak nitelendirmişim. (bknz. En sevmediğim futbolcu egosuna kurban olan futbolcudur. )

Robben Real Madrid’den gönderildikten sonra Bayern’deki performansıyla Real’dekilere kim olduğunu bir kez daha kanıtladığı gibi milli takımının da en kilit oyuncusu olacağını gösterdi. Sneijder istatistiki performansıyla da Robben’e nazaran biraz daha önde gözükse de bu akşamki maçta maçı Hollanda lehine çevirebilecek bireysel yetenekleri en üstteki kişi Robben’dir! Hollanda’nın orta sahası normal bir lig takımı için -bahisçi terimiyle- 2,5 üstü değil ama 1,5 üstü bir kaliteye sahip. Çok iyi kesici olmalarının yanında çok iyi birer çalımcı ve pas dağıtıcı değiller İspanya gibi. İşte İspanya’yı bu akşamki finalde öne çıkaran nedenlerden biri bu.

Hollanda’lıyım ama İspanya’nın kupayı kazanmaya daha yakın görüyorum. Çünkü;

  • Hollanda’nın defansının araya atılan paslarda nasıl bir buhrana doğru sürüklendiğini Brezilya’nın attığı golde izledik. Brezilya arapasları çok iyi yapabilen bir takım değil ama İspanya bu işin kitabını yazsa bestseller olur… Bu akşam İspanya eğer Almanya karşısındaki 11’le sahaya çıkarsa Hollanda defansının arasına atılacak her pas gol tehlikesi olur…
  • İspanya eğer Torres’le başlarsa işleri zora girer. Villa’nın en uçta başladığı veya bitirdiği maçlarda İspanya’nın kazanan taraf olduğunu gördük. Del Bosque kazanmak istiyorsa yine Torres-Pedro değişikliği ile başlar…
  • Hollanda ise atak karşılarken kaptığı topları 3 pasta rakip ceza sahasına taşıyabilen bir takım. Bunu da inanılmaz bir hız ve isabetle başarıyorlar. Robben’in Slovakya maçında attığı golde De Jong’un Robben’e attığı pas ve yine Sneijder’in Kamerun maçında Robben’e attığı pas (Klaas Jan Huntelaar’ın golü) bunun mükemmel iki örneği. Zaten bunu çok iyi yaptıklarını Euro 2008’deki Fransa ve İtalya maçlarında da görebilmekteyiz. Bu konudaki en önemli soru ise İspanya buna izin verecek mi? Ya da Hollanda İspanya’ya bunu kabul ettirebilecek mi??

Bugünkü maçta İspanyol orta sahası ve Hollanda orta sahasının teknik kapasitelerini ve taktik zekalarının karşılaşmasını izleyeceğiz… Hollanda defansı en önemli sınavına çıkacak. İspanya takımı ise çağımız futbolunda en iyi olduklarını tarihe altın harflerle yazdırmak isteyecek. Hollanda artık bir kupa kazansak isyanını sonuca dökmeye çalışacak. Sneijder Hollanda futbolunun, David Villa da İspanya futbolunun efsanelerinden olmak için sahada olacak… Son vuvuzela ötmeden bir klişe daha yapalım ve kim kazanırsa kazansın kazanan total futbol oldu! (bknz. Cruyff-Hollanda-Barcelona)

Teşekkürler Cruyff…

Neye şaşıracağımı şaşırdım!

Ocak 23, 2010, 12:43 am | Barcelona, Futbol, George Best, Manchester United, messi, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Messi geçen hafta 101. golünü attı. 6. sezonunda böyle bir sayıya ulaşmasına şaşıranların sayısı çok. Nedeni ilginç. Bu adam santrafor değilmiş! Bu yüzden 187 maçta 101 golü geçmesi anormal bir durum olarak görülüyor. Bu savı üzerine basa basa dile getirmek çağdaş futbolda çok doğru değil. Değişen futbolda, artık golcü oyuncu tanımı da değişiyor. Santrafor olmak çok gol atmak anlamına gelmediği gibi, forvet ya da kanat oyuncusu olmak da az gol atmak anlamına gelmiyor artık.

Barcelona’nın oynadığı taktikte santrafor yok! İleri üçlü yani forvet elemanları var. Ve doğal olarak bu üç isim, bu takımın gol yükünü çekecek isimler. Aralarından biri de illa ki öne çıkacaktır. Bu da Messi oldu. Dünyanın en iyi takımının, belki de futbol tarihinin en iyi takımının forvet oyuncusunun 101 gole ulaşmasına santrafor olmadığı için şaşırmak kimi kalıplardan hala kurtulunamadığının göstergesi olsa gerek. Bu konuda soru işareti oluştu kafamda:

  • Messi santrafor değilse nedir?
  • Santrafor Güiza’ysa neden Messi kadar gol atamaz?
  • Gol atmak için Santrafor mu olmak lazımdır yoksa Messi mi olmak lazımdır?

Messi dönüşen futbolda santraforsuz oynanan sistemin gol ayağıdır. 101 gol atmasına şaşırmak zekilik ile delilik arasındaki ince çizgide olmaktır. Dönüşen futbolda santraforlar değil, forvetler gol kralı olmaktadır artık. Forlan, C.Ronaldo, Anelka… Gol krallığını zorlamaktadır… Tevez, Totti, Ronaldinho…

Asıl şaşırılması gereken konunun, hakiki bir sağ kanat oyuncusu olan, gerçekten bir santrafor olmayan George Best’in Manchester United kariyerinde 361 maçta 137 gol atması değil midir? Messi’nin bu kadar çok gol atmasına şaşıran kişilerin George Best’in bu yaptığı karşısında şaşkınlıktan o ince çizginin dışına çıkmaları gerekmez mi?

Kendi döneminde sağ kanat oyuncularının giydiği 7 numaralı formayı efsaneleştiren George Best Manchester United kariyerinde 361 maçta 137 gol attı. Kariyeri boyunca oynadığı 579 maçta ise 205 gole ulaştı. Üstelik santrafor değil… Gel de şaşırma!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.