Özat, Başına İş Açacaksın!

Ocak 31, 2011, 6:24 pm | Ankaragücü, Futbol, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Futbolda bu haftanın en önemli gündem maddesi muhakkak ki Ankaragücü-Manisaspor maçında Ankaragücü teknik direktörü Ümit Özat’a yapılan saldırı idi.

Tabii bana bu olayda doğrudan şu haklıdır şu haksızdır demekten çok olayın baştan aşağıya bir yanlışlar sinsilesinin son halkası olarak çıktığını kabul etmek daha mantıklı geliyor.

Cemal Aydın’dan sonra bir türlü yönetimsel bazda bir uzlaşının sağlanamaması, Ankara Belediye Başkanı’nın takım üzerinden elini çekmek istememesi aksine tek hükümdar olacak şekilde takımı bir oyuncak haline getirmesi, eski başkanların yeni yönetimi devamlı çomaklamaları, çoğu kişisel rant peşinde olan sözde taraftarların birilerinin avukatı ya da celladı kisvesine bürünmeleri, dün kavga ettikleri birini ya da birilerini işlerine gelince takımın menfaatini düşünmeksizin omuzlara almaları ve kafasının dikine gitmeyi seven, yönetilmekten hoşlanmayan bir teknik direktörün takım üzerinde tek etkili olma inadı sonucunda iş o saldırıya kadar geldi.

Başta da belirttiğim gibi, olay anında ne maçın Ankaragücü aleyhine devam ediyor olması, ne Özat’a edilen küfürler, ne Ümit’in edilen küfürlerden sonra Ankaragücü golü bulunca yaptığı iddia edilen tahrikvari hareketler, ne de takımın ligdeki durumu ki onca hengameye rağmen iyi durumda olduğunu düşünüyorum bu olayın münferit ya da bir anlık sinirle olan bir olay olduğunu kanıtlamaz. Ümit Özat’ı ne parasızlık, ne yönetimsel dirayetsizlik ne de futbolcu olmaması yıldırabilirdi ancak can korkusu onu bu takımın başından ayırırdı.

Dün olmasaydı gelecek hafta olacaktı, ya da ondan sonra ki hafta. Ama bu olay olacaktı. Olay öncesi tahrikler de işin tetiklemesi oldu. Tabi ayrıca Özat’ın saldırı geçiştirildikten sonra saldırgana yaptıklarını ve daha sonra genel anlamda söylediklerini de tasvip etmek mümkün değil.

Malum psikopat çok bu memlekette. Onlardan biri Özat’ın bu hareketleri ve söylemlerinden kendine vazife çıkarıp onun canına bile kastedebilir. Olmaz olmaz demeyin. Dediğim gibi psikopat çok…

Reklamlar

Negatif Tepeye Doğru

Ocak 30, 2011, 10:15 pm | Galatasaray, Hayat kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Rahmet olsun Dedem çok iyi bir Galatasaraylıydı. Hani o Galatasarayın 14 sene şampiyon olamadığı, hatta bir dönem düşme hattı civarında dolandığı evrelerde asla vazgeçmeyenelerden Galatasaraydan. Zaten bugün o iki eşsiz renge gönül verdiysem sebebi de odur bunun.

“Ya Dedem…” derdim “Bir takım bunca sene nasıl şampiyon olamaz, hem de bizimki bir ülkede?”. “Bir takıldı mı gider…” derdi o da “Bir kere yanlış yapmaya başladın mı hep yanlış yaparsın.” Bugün bakıyorum dediklerine cidden çok haklıymış benim canım. Kendi hayatım mesela, öyle büyük yanlışlıklar var ki içinde ardı ardına gelmiş, birbirine düğümlenmiş, biri diğerinin sonucu. Bir kırılma noktası gerekti, oldu. Kimi zaman Yüce Yaradan el atar zaten, sen ne yaparsan yap çıkamazsın yanlışlar girdabından. Mesela benim yanlışlıklar girdabım fırtınaya dönüp beni denizler ortasında bir başıma bıraktığında çıktı benim Derwallim karşıma. Sonuna kadar düşmem gerekti onu bulabilmek için. Bu noktada birden akıllarda beliren soru da Batman Begins filminden gelsin madem “Neden düşeriz Bruce?”.

Belki de şu sıralar düşünmemiz gereken o 14 senelik ayrılık sonunda 1984’te Derwall’le karşılaşılmasıyla başlanan ve 2000’de doruk yapan tam 20 senelik önemli bir patlama yaşandığı ve evrendeki dengenin Galatasaray’a da sirayet etmesi gerektiğidir. Belki de bugünler henüz Galatasarayın daha en kötü günleri değildir, daha kötülerine hazır olmamız gerekiyordur. 14 sene bekleyip 20 sene sürülen saadeti bir kez daha yakalamak için iyice yerin dibine geçilmesi gerekiyordur.

Türk Futbolu eskisinden daha fazla değişken barındırıyor içinde, doğa bir şekilde verdiklerini geri almasını ya da elindekileri eşit olarak dağıtmasını çok iyi biliyor. Biraz başkaları başkaları toplayacak meyveleri ve maalesef bize çürükleri bile kalmayacak, hazır olalım bence bunlara. Hayat bir sinüs dalgası ve biz şu sıralar negatif tepe yolculuğundayız, istemesek de çukurun en dibini görmeden yukarıya çıkmamız imkansız.

Ben kendi negatif tepemi çoktan geride bıraktım mesela.

En yukarıda ne mi yapacağım?

Barcelona modelini uygulayacağım: En az yarım dalga doğrultmacı kullanacağım 🙂

Askercilik Oynadım, Bitti!

Ocak 28, 2011, 9:23 pm | Hayat kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Sevgili dostlar ozhano’nun yazısından okuyanlar askerliğimin bittiğini biliyorlar. 17 Ocak gecesi merhaba dedim aslında eski yeni hayatıma, ya da yeni eski hayat da olabilir. Hayırlısıyla hayatımın, kariyerimin ve bir çok daha şeyimin önünde kocaman bir engel olarak arz-ı endam eden askerliğin üzerine toprağı örtmüş olduk. 32 yaşında yaptım askerliğimi, çok kolay olmadı açıkçası, pek beklediğim gibi de geçmedi ama gönül rahatlığı ile diyebiliyorum ki artık “Yatmadan, savsaklamadan, şerefimle, namusumla, eğitimimi, sporumu ve görevlerimi tam anlamıyla yaparak bitirdim askerliği.” Yok kısa dönem yatarmış, kıç büyütürmüş, semirirmiş onlar hikaye. 78 kilo olarak döndüm Ağrı’dan. En son lisede 78 kiloydum ben. Artık düşünün yapılan askerliği. Ömür boyu unutmayacağım bir asker arkadaşı ve ömür boyu hatırlamak istemeyeceğim bir çok anıyla döndüm. 11 yaşından beri kavga etmeyen ben, adam dövdüm mesela askerde, devlet malına kasten zarar verdim devlet hizmetinde kullandırılmadığı için, yenisini kullandırttım, askerin başını belaya sokan askerlerle uğraştım, yanlarına bırakmadım hiç bir şeyi, sevdim, sevildim, nefret ettim, ettirildim, sözün özü herkesin abuk bir rolü olduğu askercilik oyununda repliklerimi tüketip, “Aferin ne güzel oynadın, al bu da Takdir belgen” dedirtip komutanlara döndüm hayata…

Ağrı’da bir çok ahbap edindim, peynirin, balın hasını yedim, soğuğun kralını içimde hissettim – 30 derecelerde, öyle ya da böyle önümü tertemiz yaptım ve geldim. Ağrı’da, Patnos’ta Doğu Beyazıt’ta askerlik yapan tüm kardeşlerime Allah yardım etsin, komutanlara akıl, izan ve merhamet duygusu versin Yüce Yaradan. Gitmeyen göremiyor, bilemiyor, anlayamıyor, oralarda çok farklı bir hayat, çok farklı birTürkiye var dostlar. Kıymetini bilmemiz gereken şehirlerde, kıymetini bilmediğimiz bir hayat yaşıyoruz, farkına varalım… Üzerine çok konuşulur da o bizim işimiz değil, başkalarına bırakalım…

Bir kaç gün daha süre verin bana, tam anlamıyla kendime bir geleyim yazılar başlayacak, askerlik bu da ama ömürde bir kez yapılıyor, biraz da iz bırakıyor…

Selametle…

Zapata Sorunsalı

Ocak 21, 2011, 5:38 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Bundan aylar önce Adnan Polat’ın her geçen gün daha da Aziz Yıldırım çizgisine geçtiğini söylediğimde buna karşı çıkan arkadaşlarım herhalde o günden bugüne kadar gelişen olaylar ve en son bir günde yapılan üç transfer ile birazcık da olsa artık bana hak veriyorlardır. Aralarındaki tek fark Polat’ın Yıldırım’a göre daha demokratik bir yönetim anlayışına sahip olması. Günün getirdiği şartlara göre başkanın fazla bir hareket alanı olmadığı aşikar. Ara dönemde teknik direktörün tanıdığı oyuncuları almak mantıklı ve kaos anlarında bir şok etkisi yaratmak için özellikle yapılmış transferler olarak görünüyor ilk anda. Ama sezon başında yapılması gerekenler yapılmayınca eğreti duruyor yine bana göre. Tabi bunu yeni transferlerin sahaya çıkıp 40 yıllık Galatasaraylı gibi oynayamacaklarından hareketle söylüyorum. Enaz birinde ya da ikisinde muhakkak adaptasyon sorunu olacaktır.

Aslında Yekta konusunda fazla bir çekincem yok. Sarp’ın, Ayhan’ın, Barış’ın olduğu Galatasaray orta sahasında eğer beklenmedik bir sakatlık ya da performans düşüklüğü yaşamazsa formayı fazla zorlanmadan sırtına geçirir ve devam eder.

Diğer yandan Stancu ise zaten Avrupa’nın takip ettiği bir futbolcu ve her ne kadar Romanya Ligi dense de, ki Türk takımlarının büyük yıkım yaşadığı Avrupa Kupaları arenasında son yıllardaki çıkışları gözardı edilemez, 70 küsür maçta 40 küsür gol atması takımda santrafor sorunu yaşanırken yapılan en önemli işlerden biri oldu gibi görünüyor. Hele ki Baptista gibi futbol bakımından gerileme sürecine girmiş ya da Mutu gibi başı beladan kurtulmamış oyuncuların isimlerinin geçtiği ortamda daha da önemli bir hal alıyor bu transfer. Tabiki bunu adaptasyon sorunu ve sakatlık gibi belaların olmadığını düşünerek söylüyorum.
Gelelim Zapata’ya. Benim gözümde koskoca bir soru işareti. Takımından serbest bırakılan Leo Franco faciasını gören bir insan olarak öncelikle bu bakımdan Zapata’nın Leo’ya benzemesi performansı bakımından sıkıntılar yaşatabileceğini aklıma getirmiyor değil. Her ne kadar zaman zaman eski takımında başarılı dönemleri olsa da istikrarsızlığı sebebiyle bir türlü dikiş tutturamamış görünüyor eski kulübünde. Ama bundan daha önemlisi eski takımında iki defa kadro dışı bırakılmış olması. Disiplinsizliği sebebiyle Lincoln’ü, sakız çiğnediği için Misimoviç’i, tatillerden geç dönüyor diye Keita gibi önemli bir ismi göndermekten çekinmeyen bir kulübün disiplinsizlikleri sebebiyle iki defa kadro dışı bırakılmış bir oyuncuyu transfer etmesi tam anlamıyla bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtmedi değil bana. Aslında Zapata’yı bu kadar irdelememdeki sebeplerden en önemlisi aşırı derecede Romero transferinin olmasını beklememdi. Ama onun yerine Zapata’nın alınması bende sağlam bir hüsran yarattı. Ancak yine de onlarca maç şans tanınan Aykut’un ve çok desteklenmesine rağmen Ufuk’un yaptıkları bireysel hatalara bağlı yedikleri gollerden sonra Mondragon benzeri bir kaleci tanımıyla alınan bir oyuncu olması birazcık da olsa içime su serpiyor.
Bir de son günlerde yaşananlardan sonra ortaya çıkan Adnan Polat’ın istifa etmesi durumuyla ilgili bir nacizane bir görüş: Zamanında takım maddi olarak kötü durumdayken, her bakımdan sıkıntıdayken taşın altına elini koymaktan çekinenler şimdi işler rayına oturunca ortaya çıktılar gibi görüüyor. Adnan Polat o zaman başkanlığı alarak taşın altına sadece elni koymadı, tüm vücuduyla koskoca kayanın altına girdi ve arkadaşlarıyla birlikte o kayayı yerinden kaldırıp kenarıya bıraktı. O zaman kenarda köşede kulüple birlikte isimlerinin yanyana geçmesinden bile rahatsız olanlar şimdi ortaya çıkıp başkanı koltuğundan etmeyi ya da başkan adayı olmayı düşünüyorlar. Sadece o zamanki cesareti düşünülerek bile desteklenmeyi hakediyor başkan. Bir tek Adnan Öztürk’e laf söylemem. O da benim gözümde Polat gibi desteklenebilecek bir insandır. Diğerlerini geçiniz efendim…

O Şimdi Teskere Aldı!

Ocak 21, 2011, 1:28 am | cenky, Hayat, ozhano, terhis kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Açıkçası iki gündür bekliyorum bir yazı yazsın da askerden dönüşünü kendi cümleleri ile ilan etsin tüm dostlara diye. Ama o kadar çok kişiyi ziyaret etmesi gerekiyor ki, daha bloga bakamadığından eminim. O zaman benden gelsin açıklama:

Cobansalata’nın asi çocuğu 😀 Cenky Ağrı’daki vatani görevini layıkıyla! bitirdi ve geri döndü.

Layıkıyla sözüne özellikle vurgu yapmamın sebebi etrafımda askere giden çoğu dostum ortalama gittiği kilo ile ya da en fazla 5 kilo eksikle dönerken bizim zamanın en azılı tosunlarından Cenky, ki 110 kiloluk halini de bilirim, 90 küsürle gitti, 77 kilo ile döndü geriye. Aslında istese daha rahat, daha sakin bir askerlikle diğerleri gibi gidip gelebilirdi bizim Cenky ama ondaki hırs, her zaman birinci gelme isteği, her işe atlama, karşıdaki kim olursa olsun lafını yedirtmek için elinden geleni ardına koymama, kendisiyle uğraşana boyun eğmeme bir de çarşı izni için birinci gelme şartı olması 😀 gibi sebeplerden dolayı (tabi bu, bana göre) sanırım ne spor varsa, ne atraksiyon varsa en üst limitte ya da olması gereken gibi işini yapmaya çalışmış. Çalışmasa geldiği günün ertesi günü doğrudan AVM’lere akıp giyecek almaya gereksinim durmazdı. Hani ihtiyacı da yok değil. Askere gitmeden önceki giyeceklerini giyerek gelmişti ilk gördüğüm gün. Hani özellikle de giymişti bana göre değişimi herkese göstermek için. Abartısız içine düşmüş benim kadim dostum. Tabiki askerlik yatma yeri değil, gereğini yapmak lazım ama ben ilk defa Cenky’de gördüm bu kadar farkı.

Diğer yandan kilo falan ne kadar da düşse, ne kadar üniversite öğrencisi gibi görünse de bakışlardaki samimiyet ve içtenlik, olayları anlatırken ki ruh halleri hep aynı. Ama tek fark canı istedi mi bir anda psikopat bir bakış atma yeteneğine sahip olmuş askerde. Böyle olaylar olmazdı onda. Kaos durumlarında ben girişkenken o daha yapıcı ve işi daha sarpa sardırtmadan bitirmeye çalışırdı. Açıkçası beğenmedim o bakışları ama olsun, sanırım o da bir defans metodu olarak gelişmiş askerde. Giderek normale döneceği kesin.
Fakat çok özlemişiz kendini, konuşmasını, gülmesini, hal ve hareketlerini. Her zamanki gibi yine ofisimin kapısını kırarcasına açarak diyeceğim ama açma denmez ona bildiğin kapıyı yıkma teşebbüsünde bulunarak geldi muhabbete. 1-2 hafta rahat bırakmayı düşünüyorum arkadaşı. Ondan sonra yine tepesine binme girişimlerim olacaktır.
Artık artısıyla eksisiyle sevgili Cenky Ağrı’daki vatani görevini tamamladı ve sivil hayata geri döndü. Hadi artık Cenky, gün senin günün. Şova başla yakın zamanda.
Yine eskisi gibi anlaşamadığımız konularda yüzyüze değil de klavyeler üzerinden tartışmak dileğiyle…(Ne alemiz ya. Aynı yerdeyiz, yüzyüze konuşmak yerine gidiyoruz blogda sallıyoruz birbirimize, bir de milleti de içine çekiyoruz tartışmanın. Ah biz yok muyuz biz!)

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.