>Taraftar!

Kasım 29, 2008, 11:18 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Taraftar!

Kasım 29, 2008, 11:18 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>G.Saray – Metalist: Skibbe’nin Takımı

Kasım 29, 2008, 11:16 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Maç öncesi ve içi onca acayiplikten sonra ilk 20 dakikasını seyredemediğimiz maçın geri kalan 70 dakikasında gördüklerimiz üzerine konuşalım. Basındaki eleştirilerin en büyüğü kuşkusuz Galatasaray’ın tek santraforla oynuyor olması üzerine. Metalist maçında gördük ki Galatasaray aslında tek santraforla oynamıyor, hücum oyuncusu olarak nitelenebilecek Arda, Kewell, Lincoln de birer santrafor. Yalnız Arda ve Kewell orta sahaya zaman zaman yardım eden cinsten! Takımın taktik dizilişine Skibbe 4-2-3-1 dese de tribünden gözüken 6-0-4 oynandığı. Çoğu zaman ileri çıkan defansla Ayhan ve yanında oynayan ilk devre Meira 2. devre Barış iç içe giriyor, sanki tek blokmuş gibi oynuyorlar. O yukarıdaki dört adam ise takım savunmada iken çizgi üzerinde, hücumda iken neredeyse hep ceza sahası üzerinde kümeleniyor. Lincoln’ün durarak oynaması çok büyük bir handikap, maç boyu aklımıza nice 10 numaralar geliyor maç boyu koşan, içimiz cız ediyor. Kewell’ın fizik gücü belli ki üst seviyede değil ama bu haliyle bile adeta harcanıyor bu takımda. Sabri’den neredeyse nefret ettik bu maçta! TV’den çok kızıyorduk, staddan çıldırdık! Kewell’ın savunma arkasına sarkan en az 7-8 koşusunu yedi. Bunların 3’ünde topu Sabri adamın önüne yuvarlasa en az birini gol yapacak ustalığa sahip Kewell. O kadar boş koşudan sonra adamın yorulması normal, şükür ki çok karakterli bir topçu da maça küsmüyor. Baros ise tek santrafor oynacak niteliklere haiz bir adam değil, dahaziyade 2. isim olmaya müsaitbir adam. Oyunda kaldığı sürede onun da 10-15 tane çapraz koşusu boşa gitti, çünkü onun boşalttığı alanlara kayması gereken Lincoln yürüyerek oynuyordu, Ayhan – Meira (Barış) ikilisi ise oralara gurbet kadar uzaktı. Arda’da ise gün geçtikçe artan bir düşüş söz konusu. Gerek saha içinde yapamadıkları, gerekse vücut dili bir sorun olduğunu anlatıyor. Demek ki rotasyon denilen kavram bir takım için bu kadar önemliymiş.
Galatasaray’ın bu sistem(sizlik)le başarılı olma ihtimali sıfıra yakın. Ayhan’ın ve partnerinin sadece defansif yönlü, hücum üretmeyen futbolu, orta ve top yapamayan kanat bekleri ile Skibbe efendinin bu takımı bir yerlere taşıma ihtimalini düşünemiyorum bile. Üstüne üstlük Skibbe’nin her hareketinin önceden biliniyor olması da ayrı bir yazı konusu ki o yazıyı dostum Franchi yazmış, aynen aktarıyorum, virgülüne dokunmuyorum:

———-

Çoğu yerde yazılıp çiziliyor Skibbe’nin oyun sistemi ve oyuna müdahele ediş şekli. İki Galatasaray maçı izleyen herkes kolaylıkla ezberleyebilir bir sonraki maçta olacakları. Bir dönem Zico‘ya ve sonrasında Aragones‘e aynı eleştiriler yapılmıştı. Şimdi Skibbe de kalıplaşmış ve pek başarılı olamayan oyun anlayışında ısrar etmeye başladı. Ezberlemek kolay olsun, şöyle kısa kısa maddleyelelim Skibbe’nin o eşsiz teknik direktörlük yeteneğinin bir göstergesi olan müdahelelerini : 1. Meira orta sahadaysa onu geri çek, yerine bir defansif orta saha al. Servet’in yanındaki stoperi oyundan almayı unutma tabii ki. 2. Meira zaten savunmadaysa Kewell çok iyi oynuyor olsa da Kewell-Aydın değişikliğini yap. Çünkü Kewell vasat bir oyuncu, ilerleyen bölümlerde maçı çevirebilecek kalitede bir adam değil(?!?!). 3. Baros sahadaysa yerine Ümit‘i sok. Ümit sahadaysa yerine Nonda‘yı sok. Sakın ha çift forvetle oynama, çünkü maç 0-0, ligde senden üst sırada olan bir takımdan bir puan almak başarıdır. 4. Baktın Aydın ve Ümit olmadı mı ? O zaman Hakan Balta‘yı ileriye sür. Arda’nın yerine de Volkan Yaman‘ı al. Çünkü Volkan Yaman Arda‘dan çok daha etkili oyuncu. Maçı Yaser Yıldız veya Alparslan Erdem gibi hızlı ve çabuk oyuncularla değil sol bekteki ağır Volkan Yaman ile kurtarabiliriz. 5. Arada bir yerinden kalk ama 5 dakikadan fazla olmasın. Alkış tutup “Haydi !” diye bağır ve yerine otur. 6. Sakın ha 4-5-1’den taviz verme. Maçı çevirmen gerekse bile, geriye düşsen bile çift forveti unut. Öyle iki puan kaybedeceksin diye sistemini değiştirmeye kalkma sakın. Sen Alman Disiplinisin, öyle kolay pes etmezsin.

———-

Gerçekten Skibbe böyle bir adam. Arada bir yerinden kalkıp önce elleri cebinde dolaşıp sonra Alkış tutup yerine oturuyor. Devamlı aynı hareketi yapıyor, bıkmadan ve usanmadan. Oyuncu da rakip futbolcu ve hoca da taraftar da biliyor ne yapacağını. Maç berabere ise riske asla girmiyor, 1 puana bayılıyor. Riske girmekten anladığı ise kopya oyuncuları değiştirmek zaten. Skibbe bir garip adam, takım bir garip takım.

Maçın son düdüğüne kadar taraftardan tek bir olumsuz söz çıkmadı takıma, hep destek oldu Sami Yen. Ama takım mağlupken bile bir kaç adam dışında çabalayan kimsenin olmaması taraftarı gerçekten çok kızdırdı. Son düdükle beraber hep bir ağızadan çıkan sözler şunlar oldu “Sabrımız taşıyor, adam gibi oynayın!”. Hak vermemek imkansız. Bazı maçlar aslan kesilen adamları bir çok maçta sahada göremeyince şaşırıyor insan, ne oldu ki size diye sormadan edemiyor. Kale arkası açıklara 30 YTL verip girenleri bir kenara koyalım, stadın yarısından çoğu 150-250 YTL arasıpara verip gelmiş maça, ortada ciddi bir fedakarlık var maddi olarak. ama bunun karşılığında ne sahadaki futbol ne de sonuçlar doyurucu. Çırağanda 45 YTL’ye acı Türk Kahvesi içmeye benziyor bu, Sami Yen’de ne Çırağan ya! Stad yaşlanmış, buram buram “yeter artık!” kokuyor her santimi. Niteliksiz bir mekanda, nitelikleri nerede olduğu bilinmeyen bir takıma bu kadar para verip de sonrasında insanın ağzında o acı tadın kalması ister istemez sinir yapıyor, soğutuyor.

Takıma verilen tepkiden sonra Metalist’li oyuncuları hep birlikte alkışladık. Dirençli oyun disiplininden kopmayan ve hızlı bir takım Metalist. Hocaları da ezberi zor olmayan Alman dehasını iyi ezberlemiş, her hareketine cevap vererek 1 puan için geldiği Sami Yen’den deve yüküyle ayrıldı.

Bir son cümle de kendimize, taraftara. Bizim de Skibbe’den bir farkımız yok, 3-4 tane tezahüratı ezberlemişiz evirip çevirip aynı şeyleri söyledik bütün gece. Biraz yenilenme ve yaratıcılık şart. Haydi tribün liderleri boş durmayın, hem oyuncuyu hem taraftarı ateşleyecek bir şeyler gerek Sami Yen’de!

G.Saray – Metalist: Skibbe’nin Takımı

Kasım 29, 2008, 11:16 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Maç öncesi ve içi onca acayiplikten sonra ilk 20 dakikasını seyredemediğimiz maçın geri kalan 70 dakikasında gördüklerimiz üzerine konuşalım. Basındaki eleştirilerin en büyüğü kuşkusuz Galatasaray’ın tek santraforla oynuyor olması üzerine. Metalist maçında gördük ki Galatasaray aslında tek santraforla oynamıyor, hücum oyuncusu olarak nitelenebilecek Arda, Kewell, Lincoln de birer santrafor. Yalnız Arda ve Kewell orta sahaya zaman zaman yardım eden cinsten! Takımın taktik dizilişine Skibbe 4-2-3-1 dese de tribünden gözüken 6-0-4 oynandığı. Çoğu zaman ileri çıkan defansla Ayhan ve yanında oynayan ilk devre Meira 2. devre Barış iç içe giriyor, sanki tek blokmuş gibi oynuyorlar. O yukarıdaki dört adam ise takım savunmada iken çizgi üzerinde, hücumda iken neredeyse hep ceza sahası üzerinde kümeleniyor. Lincoln’ün durarak oynaması çok büyük bir handikap, maç boyu aklımıza nice 10 numaralar geliyor maç boyu koşan, içimiz cız ediyor. Kewell’ın fizik gücü belli ki üst seviyede değil ama bu haliyle bile adeta harcanıyor bu takımda. Sabri’den neredeyse nefret ettik bu maçta! TV’den çok kızıyorduk, staddan çıldırdık! Kewell’ın savunma arkasına sarkan en az 7-8 koşusunu yedi. Bunların 3’ünde topu Sabri adamın önüne yuvarlasa en az birini gol yapacak ustalığa sahip Kewell. O kadar boş koşudan sonra adamın yorulması normal, şükür ki çok karakterli bir topçu da maça küsmüyor. Baros ise tek santrafor oynacak niteliklere haiz bir adam değil, dahaziyade 2. isim olmaya müsaitbir adam. Oyunda kaldığı sürede onun da 10-15 tane çapraz koşusu boşa gitti, çünkü onun boşalttığı alanlara kayması gereken Lincoln yürüyerek oynuyordu, Ayhan – Meira (Barış) ikilisi ise oralara gurbet kadar uzaktı. Arda’da ise gün geçtikçe artan bir düşüş söz konusu. Gerek saha içinde yapamadıkları, gerekse vücut dili bir sorun olduğunu anlatıyor. Demek ki rotasyon denilen kavram bir takım için bu kadar önemliymiş.
Galatasaray’ın bu sistem(sizlik)le başarılı olma ihtimali sıfıra yakın. Ayhan’ın ve partnerinin sadece defansif yönlü, hücum üretmeyen futbolu, orta ve top yapamayan kanat bekleri ile Skibbe efendinin bu takımı bir yerlere taşıma ihtimalini düşünemiyorum bile. Üstüne üstlük Skibbe’nin her hareketinin önceden biliniyor olması da ayrı bir yazı konusu ki o yazıyı dostum Franchi yazmış, aynen aktarıyorum, virgülüne dokunmuyorum:

———-

Çoğu yerde yazılıp çiziliyor Skibbe’nin oyun sistemi ve oyuna müdahele ediş şekli. İki Galatasaray maçı izleyen herkes kolaylıkla ezberleyebilir bir sonraki maçta olacakları. Bir dönem Zico‘ya ve sonrasında Aragones‘e aynı eleştiriler yapılmıştı. Şimdi Skibbe de kalıplaşmış ve pek başarılı olamayan oyun anlayışında ısrar etmeye başladı. Ezberlemek kolay olsun, şöyle kısa kısa maddleyelelim Skibbe’nin o eşsiz teknik direktörlük yeteneğinin bir göstergesi olan müdahelelerini : 1. Meira orta sahadaysa onu geri çek, yerine bir defansif orta saha al. Servet’in yanındaki stoperi oyundan almayı unutma tabii ki. 2. Meira zaten savunmadaysa Kewell çok iyi oynuyor olsa da Kewell-Aydın değişikliğini yap. Çünkü Kewell vasat bir oyuncu, ilerleyen bölümlerde maçı çevirebilecek kalitede bir adam değil(?!?!). 3. Baros sahadaysa yerine Ümit‘i sok. Ümit sahadaysa yerine Nonda‘yı sok. Sakın ha çift forvetle oynama, çünkü maç 0-0, ligde senden üst sırada olan bir takımdan bir puan almak başarıdır. 4. Baktın Aydın ve Ümit olmadı mı ? O zaman Hakan Balta‘yı ileriye sür. Arda’nın yerine de Volkan Yaman‘ı al. Çünkü Volkan Yaman Arda‘dan çok daha etkili oyuncu. Maçı Yaser Yıldız veya Alparslan Erdem gibi hızlı ve çabuk oyuncularla değil sol bekteki ağır Volkan Yaman ile kurtarabiliriz. 5. Arada bir yerinden kalk ama 5 dakikadan fazla olmasın. Alkış tutup “Haydi !” diye bağır ve yerine otur. 6. Sakın ha 4-5-1’den taviz verme. Maçı çevirmen gerekse bile, geriye düşsen bile çift forveti unut. Öyle iki puan kaybedeceksin diye sistemini değiştirmeye kalkma sakın. Sen Alman Disiplinisin, öyle kolay pes etmezsin.

———-

Gerçekten Skibbe böyle bir adam. Arada bir yerinden kalkıp önce elleri cebinde dolaşıp sonra Alkış tutup yerine oturuyor. Devamlı aynı hareketi yapıyor, bıkmadan ve usanmadan. Oyuncu da rakip futbolcu ve hoca da taraftar da biliyor ne yapacağını. Maç berabere ise riske asla girmiyor, 1 puana bayılıyor. Riske girmekten anladığı ise kopya oyuncuları değiştirmek zaten. Skibbe bir garip adam, takım bir garip takım.

Maçın son düdüğüne kadar taraftardan tek bir olumsuz söz çıkmadı takıma, hep destek oldu Sami Yen. Ama takım mağlupken bile bir kaç adam dışında çabalayan kimsenin olmaması taraftarı gerçekten çok kızdırdı. Son düdükle beraber hep bir ağızadan çıkan sözler şunlar oldu “Sabrımız taşıyor, adam gibi oynayın!”. Hak vermemek imkansız. Bazı maçlar aslan kesilen adamları bir çok maçta sahada göremeyince şaşırıyor insan, ne oldu ki size diye sormadan edemiyor. Kale arkası açıklara 30 YTL verip girenleri bir kenara koyalım, stadın yarısından çoğu 150-250 YTL arasıpara verip gelmiş maça, ortada ciddi bir fedakarlık var maddi olarak. ama bunun karşılığında ne sahadaki futbol ne de sonuçlar doyurucu. Çırağanda 45 YTL’ye acı Türk Kahvesi içmeye benziyor bu, Sami Yen’de ne Çırağan ya! Stad yaşlanmış, buram buram “yeter artık!” kokuyor her santimi. Niteliksiz bir mekanda, nitelikleri nerede olduğu bilinmeyen bir takıma bu kadar para verip de sonrasında insanın ağzında o acı tadın kalması ister istemez sinir yapıyor, soğutuyor.

Takıma verilen tepkiden sonra Metalist’li oyuncuları hep birlikte alkışladık. Dirençli oyun disiplininden kopmayan ve hızlı bir takım Metalist. Hocaları da ezberi zor olmayan Alman dehasını iyi ezberlemiş, her hareketine cevap vererek 1 puan için geldiği Sami Yen’den deve yüküyle ayrıldı.

Bir son cümle de kendimize, taraftara. Bizim de Skibbe’den bir farkımız yok, 3-4 tane tezahüratı ezberlemişiz evirip çevirip aynı şeyleri söyledik bütün gece. Biraz yenilenme ve yaratıcılık şart. Haydi tribün liderleri boş durmayın, hem oyuncuyu hem taraftarı ateşleyecek bir şeyler gerek Sami Yen’de!

G.Saray – Metalist: Asayiş Berkemal!

Kasım 29, 2008, 8:17 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tribün’de yerimizi aldıktan sonra bir türlü kendimize gelemedik doğrusu. Dışarıda yaşananlar hem polisin hem de Galatasaray yönetiminin bir suçuydu. Ömrü dolmuş bir stadda taraftarın işi kolaylaştırılacağı yerde, 2-3 kat daha zorlaştırmak ancak bize özgüdür herhalde. Tribünün en az yarısı bizler gibiydi, mahsun, şaşkın ve tepkili. İlk devre kimse adapte olamadı maça. Takıma baktık, sanki sırada bizim yaşadıklarımızı yaşayanlar onlarmış gibi oynuyorlardı, ne yapacaklarını bilmeden, isteksiz ve keyifsiz. Onları ayrıca anlatacağım zaten.

İlk devre deyim yerindeyse intikam ateşi ile yanıp tutuştum ve oyun her durduğunda hatta oynanırken bile staddaki polisleri takip ettim. Hıncal haklı mıydı gerçekten? Asayişi sağlaması, merdivenleri boşaltması gereken, sahaya taraftarların girmesini engellemekle yükümlü polis memurlarını takip ettim. Üzerindeki üniformayı hak etmeyen, insanlık dışı davranışları alışkanlık haline getirdiği beli olan birini dışarıda görmüştük. Peki görev yapmaya gelenler ne yapıyordu acaba?

a) Görevlerini yapıyorlardı
b) Maçı seyrediyorlardı
c) Çekirdek çıtlıyorlardı
d) Sohbet ediyorlardı
e) a hariç Hepsi

Sanırım kolayca buldunuz cevabı. Staddaki polislerinin büyük çoğunluğu kendilerine bir köşede sakin bir yer bulmuş maçı seyrederken, bir kısmı da maçı çekirdek çitleyerek seyretmekteydi. Merdivenler dolu, bir kısım asayiş sağlayıcı maç keyfinde!

Staddan çıkana kadar izledim ayrı ayrı bir çoğunu. Bir kaç görevine sadık memur dışında gerisi maçı izlemeye gelmiş belli. Türkiye’ye spor polisi şart, evet Hıncal Uluç haklı. Polis şu anda taraftarı holigan ve suçlu namzeti olarak görüyor adeta, her taraftar potansiyel tehilike!

Video’da çekirdek çıtlayanlarını ve maç seyredenlerini kale arkası, yeni açık önü ve yeni açık merdivenlerinde görebilirsiniz. Fotolarda ise açık olması gereken merdivenler ve maç izleyen polisler görülmekte.


Devam Edecek…

>G.Saray – Metalist: Asayiş Berkemal!

Kasım 29, 2008, 8:17 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tribün’de yerimizi aldıktan sonra bir türlü kendimize gelemedik doğrusu. Dışarıda yaşananlar hem polisin hem de Galatasaray yönetiminin bir suçuydu. Ömrü dolmuş bir stadda taraftarın işi kolaylaştırılacağı yerde, 2-3 kat daha zorlaştırmak ancak bize özgüdür herhalde. Tribünün en az yarısı bizler gibiydi, mahsun, şaşkın ve tepkili. İlk devre kimse adapte olamadı maça. Takıma baktık, sanki sırada bizim yaşadıklarımızı yaşayanlar onlarmış gibi oynuyorlardı, ne yapacaklarını bilmeden, isteksiz ve keyifsiz. Onları ayrıca anlatacağım zaten.

İlk devre deyim yerindeyse intikam ateşi ile yanıp tutuştum ve oyun her durduğunda hatta oynanırken bile staddaki polisleri takip ettim. Hıncal haklı mıydı gerçekten? Asayişi sağlaması, merdivenleri boşaltması gereken, sahaya taraftarların girmesini engellemekle yükümlü polis memurlarını takip ettim. Üzerindeki üniformayı hak etmeyen, insanlık dışı davranışları alışkanlık haline getirdiği beli olan birini dışarıda görmüştük. Peki görev yapmaya gelenler ne yapıyordu acaba?

a) Görevlerini yapıyorlardı
b) Maçı seyrediyorlardı
c) Çekirdek çıtlıyorlardı
d) Sohbet ediyorlardı
e) a hariç Hepsi

Sanırım kolayca buldunuz cevabı. Staddaki polislerinin büyük çoğunluğu kendilerine bir köşede sakin bir yer bulmuş maçı seyrederken, bir kısmı da maçı çekirdek çitleyerek seyretmekteydi. Merdivenler dolu, bir kısım asayiş sağlayıcı maç keyfinde!

Staddan çıkana kadar izledim ayrı ayrı bir çoğunu. Bir kaç görevine sadık memur dışında gerisi maçı izlemeye gelmiş belli. Türkiye’ye spor polisi şart, evet Hıncal Uluç haklı. Polis şu anda taraftarı holigan ve suçlu namzeti olarak görüyor adeta, her taraftar potansiyel tehilike!

Video’da çekirdek çıtlayanlarını ve maç seyredenlerini kale arkası, yeni açık önü ve yeni açık merdivenlerinde görebilirsiniz. Fotolarda ise açık olması gereken merdivenler ve maç izleyen polisler görülmekte.


Devam Edecek…

G.Saray – Metalist: Sami Yen’e Giriş ve Zulüm

Kasım 29, 2008, 3:52 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Çok büyük umutlar ve çok büyük heyecanla gittiğim bir maçtı Metalist maçı. Jardelli, Serkanlı kadronun Sturm Graz’la 2-2 berabere kalıp gruptan çıktığı maça gitmiştim en son. Öylesi büyük bir heyecan ve hayal kırıklığı kırması bir duygu yaşamıştım ki o gün, uzunca bir süre maça gitmemeye karar vermiştim, zaten stadda izlediğim hiç bir maçı kazanamamıştı daha Galatasaray. Sonra Terim, Hagi, Gerets, Kalli, Güler geçti kulübeden, başkan değişti, ben okulu bitirdim, 2 iş değiştirdim, evlendim ve bugün. Sunum yapacağım kongreyle çakışınca maç tarihi tamam dedim, bu sefer gidiyorum maça. Dile kolay 6 seneyi geçmiş Sami Yen’e son ayak bastığımdan beri, bir nevi açlık, o atmosfere özlem, yeniden alevlenen tribün ateşini her yutkunduğunda hissetmek. Sami Yen bir mabet Galatasaraylı için, bir nevi kutsal bir görev orada olabilmek, ben de kutsanacaktım yeniden.
Biletix’ten ayırttığım biletleri aldım, gerçek taraftarın yapması gerektiği üzere GS Store’dan formamı alıp lisanstan arkadaşım Sayko ve kardeşiyle buluştum. 6 gibi kapıların önüne geldik zaten kapılar da yeni açılıyordu. Bilete göre yeni açık üste 9-14 arası kapılardan giriş yapacaktık. Ancak zulüm işte o an başladı. Önüne gelip sıraya geçtiğimiz kapılardan saygıdeğer polislerimiz tarafından geri çevrildik. Sebep olarak üst tribün girişlerinin sadece direk caddeye açılan kapıdan yapılacağını söylediler. Saçma sapan ve anlaşılmaz bir uygulama. Binlerce kişiyi bir anda tek kapı ve sıraya mahkum etmek nasıl bir zihniyet olabilirdi ki! Sonradan konuyu çözdük. Görevlendirilen polis sayısı oldukça azdı ve tüm kapılara müdahale edemeyeceklerini anlayınca yeni açık üst taraftarından bari kurtulalım diyip 5 kapıyı kendi kafalarınca 1 kapıya düşürmüşlerdi. Hangi taraftan bakarsak bakalım mantık bulmak imkansız. Neyse, Maç öncesi coşku ve heyecan dolu adamların içi boşaldı sanki bir anda kafalar soru işareti doldu. Sıraya girdik, yavaş yavaş ilerlemeye başladık. Ama bir 20-25 dakika sonra kapı önünde bir öbekleşme olduğunu, dışardan gelenlerin tabiri caizse sıraya okkalı bir kaynak yaptığını farkettik. Sıra bir anda galeyana geldi, en ufak kıvılcımda başlayacak bir kavganın kokuları geldi burnumuza. En ilginci ise sıraya kaynayan adamlar yüzünden kapının önünde olduğu içeri giremeyen taraftarın ses çıkarmamasıydı. Adamlar göz göre göre yedirdiler hem kendi haklarını hem de bizim hakkımızı. Bağırışlar, çağırışlar, tepkiler, bir süre sonra küfürler, kavgaya ramak kaldığı anlar. Tepkilerimiz ve kapıya yaklaşmamız üzerine kaynakçı ve cibiliyet fakiri elemanları sokmamaya başladık içeri. Ancak bu hengamede saat 19:55’e geldi, maçın başlamasına 5 dakika kalmıştı. O sırada 2 saattir nerede olduğunu bilmediğimiz güvenliği sağlamakla görevli polisler gelip sırada bir karmaşa çıkardılar ve kaynakçı grubun bir kısmının içeri girmesine sebep oldular. Sıradan tepkiler büyüdü, dostum Sayko da yüksek sesle tepki verenler arasındaydı, sadece ve sadece “Neredesiniz bu saate kadar, neden görevinizi yapmıyorsunuz?” dedi. Ancak üzerindeki üniforma ve belindeki silaha sahip olmanın krallık, kendisinin de Ali kıran baş kesen olduğunu sanan, amir olduğunu tahmin ettiğimiz, polis memuru kılıklı adam bir anda Sayko’nun üzerine geldi yanındaki 5 elemanıyla, uzun saçlı Sayko’nun saçlarına asıldı ve kendine doğru çekmeye başladı. Yanındakilerin coplarına sarıldığını gördük. Şu işler 2-3 saniye içinde gelişti. Polis’in kendine doğru çektiği Sayko’ya başta ben ve kardeşi olmak üzere bir anda etraftaki tüm taraftarlar sarılıp geriye çekti ve bir kısım taraftar da polislerle bizim aramıza girip polisleri dışarı caddeye doğru itti. o an taraftarda gördüğüm birlik duygusu beni çok duygulandırdı, bir yanda sıraya kanak yapmaya çalışan karaktersizler, öte yanda polise hiç tanımadığı ama beraber tezahürat ettiği adamı bırakmayan, “buradan adam alamazsınız, taraftar taraftarı teslim etmez” diye yırtınan adamlar. Galatasaraylı olduğuma bir kez daha şükrettim o an. Bir anda ürken saygıdeğer polis memuru bu sefer gücünü hissettirmek için ekibiyle birlikte kapı önüne geçip, “Tek sıra olmazsanız içeri almayacaz! İnsan gibi sıraya geçin!” demesi kafalarımızda “acaba az önceki insanlık dışı ve terbiyesizlik seviyesinden daha aşağıdaki hareketi yapan adam kimdi?” sorusunu canlandırdı. Yaklaşık 5 dakika kimseyi almadılar içeri, sonra birden kayboldular meydandan, güç gösterilerini tamamadıklarına göre zaten gidebilirlerdi artık değil mi?

Turnikelerden geçtik, içerideki polis arkadaşlar yaptıkları ciddi üst aramasında ne üzerimdeki bozuk paraları ne de bakalım ne yapacaklar bunu görünce diye özellikle getirdiğim miyadı dolmuş İsviçre çakısını bulabildiler. Yeni açık üstteki yerimizi aldığımızda saat 20:20, maç ise başlamış idi ve yazının başında bahsettiğim heyecan, umut ve coşkudan eser kalmamışken, şaşkınlık ve intikam duygusu ile dolmuştum. Hıncal Uluç’a ilk defa hak vermiştim.

Devam Edecek…

>G.Saray – Metalist: Sami Yen’e Giriş ve Zulüm

Kasım 29, 2008, 3:52 pm | Futbol, Galatasaray, Sami Yen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Çok büyük umutlar ve çok büyük heyecanla gittiğim bir maçtı Metalist maçı. Jardelli, Serkanlı kadronun Sturm Graz’la 2-2 berabere kalıp gruptan çıktığı maça gitmiştim en son. Öylesi büyük bir heyecan ve hayal kırıklığı kırması bir duygu yaşamıştım ki o gün, uzunca bir süre maça gitmemeye karar vermiştim, zaten stadda izlediğim hiç bir maçı kazanamamıştı daha Galatasaray. Sonra Terim, Hagi, Gerets, Kalli, Güler geçti kulübeden, başkan değişti, ben okulu bitirdim, 2 iş değiştirdim, evlendim ve bugün. Sunum yapacağım kongreyle çakışınca maç tarihi tamam dedim, bu sefer gidiyorum maça. Dile kolay 6 seneyi geçmiş Sami Yen’e son ayak bastığımdan beri, bir nevi açlık, o atmosfere özlem, yeniden alevlenen tribün ateşini her yutkunduğunda hissetmek. Sami Yen bir mabet Galatasaraylı için, bir nevi kutsal bir görev orada olabilmek, ben de kutsanacaktım yeniden.
Biletix’ten ayırttığım biletleri aldım, gerçek taraftarın yapması gerektiği üzere GS Store’dan formamı alıp lisanstan arkadaşım Sayko ve kardeşiyle buluştum. 6 gibi kapıların önüne geldik zaten kapılar da yeni açılıyordu. Bilete göre yeni açık üste 9-14 arası kapılardan giriş yapacaktık. Ancak zulüm işte o an başladı. Önüne gelip sıraya geçtiğimiz kapılardan saygıdeğer polislerimiz tarafından geri çevrildik. Sebep olarak üst tribün girişlerinin sadece direk caddeye açılan kapıdan yapılacağını söylediler. Saçma sapan ve anlaşılmaz bir uygulama. Binlerce kişiyi bir anda tek kapı ve sıraya mahkum etmek nasıl bir zihniyet olabilirdi ki! Sonradan konuyu çözdük. Görevlendirilen polis sayısı oldukça azdı ve tüm kapılara müdahale edemeyeceklerini anlayınca yeni açık üst taraftarından bari kurtulalım diyip 5 kapıyı kendi kafalarınca 1 kapıya düşürmüşlerdi. Hangi taraftan bakarsak bakalım mantık bulmak imkansız. Neyse, Maç öncesi coşku ve heyecan dolu adamların içi boşaldı sanki bir anda kafalar soru işareti doldu. Sıraya girdik, yavaş yavaş ilerlemeye başladık. Ama bir 20-25 dakika sonra kapı önünde bir öbekleşme olduğunu, dışardan gelenlerin tabiri caizse sıraya okkalı bir kaynak yaptığını farkettik. Sıra bir anda galeyana geldi, en ufak kıvılcımda başlayacak bir kavganın kokuları geldi burnumuza. En ilginci ise sıraya kaynayan adamlar yüzünden kapının önünde olduğu içeri giremeyen taraftarın ses çıkarmamasıydı. Adamlar göz göre göre yedirdiler hem kendi haklarını hem de bizim hakkımızı. Bağırışlar, çağırışlar, tepkiler, bir süre sonra küfürler, kavgaya ramak kaldığı anlar. Tepkilerimiz ve kapıya yaklaşmamız üzerine kaynakçı ve cibiliyet fakiri elemanları sokmamaya başladık içeri. Ancak bu hengamede saat 19:55’e geldi, maçın başlamasına 5 dakika kalmıştı. O sırada 2 saattir nerede olduğunu bilmediğimiz güvenliği sağlamakla görevli polisler gelip sırada bir karmaşa çıkardılar ve kaynakçı grubun bir kısmının içeri girmesine sebep oldular. Sıradan tepkiler büyüdü, dostum Sayko da yüksek sesle tepki verenler arasındaydı, sadece ve sadece “Neredesiniz bu saate kadar, neden görevinizi yapmıyorsunuz?” dedi. Ancak üzerindeki üniforma ve belindeki silaha sahip olmanın krallık, kendisinin de Ali kıran baş kesen olduğunu sanan, amir olduğunu tahmin ettiğimiz, polis memuru kılıklı adam bir anda Sayko’nun üzerine geldi yanındaki 5 elemanıyla, uzun saçlı Sayko’nun saçlarına asıldı ve kendine doğru çekmeye başladı. Yanındakilerin coplarına sarıldığını gördük. Şu işler 2-3 saniye içinde gelişti. Polis’in kendine doğru çektiği Sayko’ya başta ben ve kardeşi olmak üzere bir anda etraftaki tüm taraftarlar sarılıp geriye çekti ve bir kısım taraftar da polislerle bizim aramıza girip polisleri dışarı caddeye doğru itti. o an taraftarda gördüğüm birlik duygusu beni çok duygulandırdı, bir yanda sıraya kanak yapmaya çalışan karaktersizler, öte yanda polise hiç tanımadığı ama beraber tezahürat ettiği adamı bırakmayan, “buradan adam alamazsınız, taraftar taraftarı teslim etmez” diye yırtınan adamlar. Galatasaraylı olduğuma bir kez daha şükrettim o an. Bir anda ürken saygıdeğer polis memuru bu sefer gücünü hissettirmek için ekibiyle birlikte kapı önüne geçip, “Tek sıra olmazsanız içeri almayacaz! İnsan gibi sıraya geçin!” demesi kafalarımızda “acaba az önceki insanlık dışı ve terbiyesizlik seviyesinden daha aşağıdaki hareketi yapan adam kimdi?” sorusunu canlandırdı. Yaklaşık 5 dakika kimseyi almadılar içeri, sonra birden kayboldular meydandan, güç gösterilerini tamamadıklarına göre zaten gidebilirlerdi artık değil mi?

Turnikelerden geçtik, içerideki polis arkadaşlar yaptıkları ciddi üst aramasında ne üzerimdeki bozuk paraları ne de bakalım ne yapacaklar bunu görünce diye özellikle getirdiğim miyadı dolmuş İsviçre çakısını bulabildiler. Yeni açık üstteki yerimizi aldığımızda saat 20:20, maç ise başlamış idi ve yazının başında bahsettiğim heyecan, umut ve coşkudan eser kalmamışken, şaşkınlık ve intikam duygusu ile dolmuştum. Hıncal Uluç’a ilk defa hak vermiştim.

Devam Edecek…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.