Barcelona Türkiye Ligi’nde Olsa Olabilecekler:

Şubat 16, 2011, 3:33 pm | Barcelona, ekşisozluk, Futbol, komik, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

1. Messi’nin ayağı kırılırdı.

2. Şike yapıyor, hakemleri satın alıyor derlerdi.

3. Sergen Yalçın, Barcelona’da sıkıntı var derdi.

4. Rıdvan Dilmen Xavi için, bir Alex değil derdi.

5. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a her sezon en az bir kere yenilirdi. İskender Alın kesin bir gol atardı.

6. İlk beş hafta sonunda paf takımını sahada görürdük. Messi sezonu kapatır, Xavi 2 ay sahalardan uzak kalır, İniestanın futbol hayatı biter, hakeme itiraz eden Puyol 2 haftada bir kırmızı görür. Anlayacağınız Barcelona’dan bir şey kalmazdı.

7. Bize heryer Katalunya diye tezahürat yaparlardı.

8. Beşiktaş için birşey farketmezdi, yine 17 de 17 yapardı.

9. Her hafta Telegol’de Guardiola’nın takımı ne kadar aciz oynattığı konuşulurdu.

10. Bu kadar iyi futbol oynayamazlardı. Çünkü yabancı kontenjanından ötürü 5 yerli oynatmak zorundalar.

11. Barcelona’yı bilmem de bizde mustafa sarp – ayhan akman – barış özbek’ten kurulu fantastic three olduğu sürece bizden yine bir halt olmazdı.

12. Barcelona’ya sponsor olmak isteyen hastaneler birbiriyle yarışırdı.

13. Batuhan Karadeniz seromonide David Villa’nın elini sıktıktan sonra elini üstüne silip espri yapabilirdi.

14. Aykut Kocaman, Barcelona’nın skorları irdelenmeli diye açıklama yapardı.

15. Guti ve Quaresma’yi görünce kick-box’a yönelen yurdumun futbolcusu bunlara direkt keleşle saldırırdı herhalde.

16. Yaratıcı fotomaç başlıklarına daha nice yenileri eklenirdi, mesela: İlk on bire girmessi yeter!

17. Şöyle açıklamalar duyulabilirdi: “Guardiola gelsin de Sivasspor’u çalıştırsın” ya da “Messi sakatlanma nedeni ince işler” veya “takımda aşırı derecede katalan lobisi var.

18. 15 sene sonra 3. yıldızı takarlardı.

19. Gelsinler bizim ülkeye; en fazla üç senede ağzına edip ortada bırakırız. Xavi ve Messi hedefim önce Gs/Fb/Bjk, ondan sonra da kısmetse Avrupa’da top koşturmak diye beyanat vermeye başlarlardı.

20. Telegol programında şu konuşmalara konu olurdu:

Ahmet Çakar: Beyler! Guardiola adamsa ki bana göre adam, Xavi’nin neden her maça jöleli saç ile çıktığını bize açıklar. Egzajere etmeden söyledim bilmem farkında mısınız.

Erman Toroğlu: Ahmet’cim kafanda saç yok diye neden hemen sallıyorsun? Hakemliğinde de böyleydin sen.

Gökmen Özdenak: Volkan Demirel de hep jöleli saçla çıkıyordu. Ona kimse çıkıp bir şey demiyordu.

Ziya Şengül: Gökmen’cim, bak güzel kardeşim neden dönüp dolaşıp konuyu Fenerbahçe’ye getiriyorsun?

Serhat Ulueren: Jölenin markası neymiş?

Ayhan Akman Olmayınca!

Şubat 7, 2011, 5:56 pm | ayhan akman, Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray 4-2 Eskişehirspor
Acaba bir oyuncu takımın çehresini tek başına çok fazla değiştirebilir mi sorusu hep tartışılır bir konudur futbol dünyasında. Ne var ki, yapılan tartışmalar hep ya bir transferin ya da sakat bir oyuncunun geri dönüşüne istinaden takımda yapacağı iyileştirme ya da katkı üzerinde devam eder. Peki eğer bir oyuncu olmazsa takımın oyunu gelişemez mi? Buyrun Ayhan Akman! O yoktu ve yokluğuyla takıma çok büyük katkı sağladı dün akşam benim nazarımda. Neticesinde ortaya bazı gerçekler apaçık serildi:

1. Orta saha hızlı top yapmaya başladı.
2. Orta sahada yana ve geriye pas yapma sayısı çok azdı.
3. Orta saha ofansı daha çok düşündü ve destekledi. Bunda ileri uç oyuncularının yeri geldiğinde defansif mantaliteye sahip olmasının da etkisi büyüktü.
3. İleri uçtaki kanat oyuncuları orta sahadan daha çok ve daha efektif bir şekilde beslendi.
4. İleri uç oyuncularının (özellikle Stancu) top rakibe geçtiği anda yaptıkları baskı ile kazanılan toplar orta saha oyuncuları tarafından defansa ya da kaleciye pas olarak değil rakip defansı dengeli değilken tekrar ileriye kullanıldı, bu da rakip için tehlikelere yol açtı.
5. Maçta hiç gergin hareketler ya da itirazlar olmadı.
6. Orta saha oyuncuları şut çekmeyecekler gibi bir yasağın olmadığını öğrenmiş olduk.

Evet, Ayhan Akman’a teşekkür etmesi lazım tüm Galatasaray taraftarının. Yokluğu ile takıma pozitif katkı yapabilen futbolcu sayısı azdır. Ben kendi namıma Ayhan’a bu zaman kadar olan emeklerinden dolayı teşekkür ediyor ve bundan sonraki futbol yaşantısında tüm güzelliklerin onunla beraber olmasını diliyorum. Bu arada inşallah, dün akşam 70’li dakikalarda saçmaca, hiçbir akla mantığa uymayan bir oyuncu değişikliği yapan sevgili Hagi de birşeyler çıkarmıştır hem yaptığı değişikliğin takıma getirdiklerinden hem de yukarıda bahsettiğim yokluğun avantajından…

Özat, Başına İş Açacaksın!

Ocak 31, 2011, 6:24 pm | Ankaragücü, Futbol, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Futbolda bu haftanın en önemli gündem maddesi muhakkak ki Ankaragücü-Manisaspor maçında Ankaragücü teknik direktörü Ümit Özat’a yapılan saldırı idi.

Tabii bana bu olayda doğrudan şu haklıdır şu haksızdır demekten çok olayın baştan aşağıya bir yanlışlar sinsilesinin son halkası olarak çıktığını kabul etmek daha mantıklı geliyor.

Cemal Aydın’dan sonra bir türlü yönetimsel bazda bir uzlaşının sağlanamaması, Ankara Belediye Başkanı’nın takım üzerinden elini çekmek istememesi aksine tek hükümdar olacak şekilde takımı bir oyuncak haline getirmesi, eski başkanların yeni yönetimi devamlı çomaklamaları, çoğu kişisel rant peşinde olan sözde taraftarların birilerinin avukatı ya da celladı kisvesine bürünmeleri, dün kavga ettikleri birini ya da birilerini işlerine gelince takımın menfaatini düşünmeksizin omuzlara almaları ve kafasının dikine gitmeyi seven, yönetilmekten hoşlanmayan bir teknik direktörün takım üzerinde tek etkili olma inadı sonucunda iş o saldırıya kadar geldi.

Başta da belirttiğim gibi, olay anında ne maçın Ankaragücü aleyhine devam ediyor olması, ne Özat’a edilen küfürler, ne Ümit’in edilen küfürlerden sonra Ankaragücü golü bulunca yaptığı iddia edilen tahrikvari hareketler, ne de takımın ligdeki durumu ki onca hengameye rağmen iyi durumda olduğunu düşünüyorum bu olayın münferit ya da bir anlık sinirle olan bir olay olduğunu kanıtlamaz. Ümit Özat’ı ne parasızlık, ne yönetimsel dirayetsizlik ne de futbolcu olmaması yıldırabilirdi ancak can korkusu onu bu takımın başından ayırırdı.

Dün olmasaydı gelecek hafta olacaktı, ya da ondan sonra ki hafta. Ama bu olay olacaktı. Olay öncesi tahrikler de işin tetiklemesi oldu. Tabi ayrıca Özat’ın saldırı geçiştirildikten sonra saldırgana yaptıklarını ve daha sonra genel anlamda söylediklerini de tasvip etmek mümkün değil.

Malum psikopat çok bu memlekette. Onlardan biri Özat’ın bu hareketleri ve söylemlerinden kendine vazife çıkarıp onun canına bile kastedebilir. Olmaz olmaz demeyin. Dediğim gibi psikopat çok…

Neyiz Biz?

Aralık 9, 2010, 1:02 am | ozhano, STSL, Sıkıntı, teknik direktör kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Şampiyonlar Ligi’nde akşam oynanan maçların sonuçlarına bakarken Shakhtar ilgimi çekti. Lucescu ile sürmekte olan başarılı sonuçlarına bir yenisini eklemiş ve Braga’yı da 2-0 yenerek grupta 15 puan ile bir üst gruba çıkmaya hak kazanmış. Galatasaray’da Beşiktaş’ta beğenilmeyen Lucescu kaç yıl oldu tam olarak bilmiyorum ama Ukrayna’ya her sezon yeni sevinçler tattırmaya devam ediyor.

Tabi bu sonucu görünce Türkiye’deki futbol alemi olarak nasıl bir yapıya sahibiz diye düşünürken değişik sonuçlar geldi aklıma.

Biz ne garip bir milletiz ki Lucescu gibi, Daum gibi, Gerets gibi vs. adamların arkasından tefleri çalarak göndeririz ama sıkıntıya düştüğümüzde ne hikmetse ilk akla gelen yine o arkalarından tef çalınan teknik direktörlerdir. Tabi bu olay oluşturulmaya çalışılırken Türkiye’yi ve Türk futbolunu iyi tanıyor kisvesi en çok kullanılan hatta tek kullanılan bahanedir. Gelirken de Havaalanında bu sefer davullarla zurnalarla karşılarız giderken küfür kıyamet yolladığımız adamı.

Biz ne garip bir topluluğuz ki, desteklediğimiz takımın yenmesi yetmez. Oyun olarak iyi oynamalıdır. 1-0 lık galibiyetler bize göre değildir. Tabi iyi oyunda yetmez galip de geleceksindir. Takım galip gelir, oyun olarak yeterli görülmez, pozitif futbol oynanmıyor naraları atılır. Takım iyi futbol oynar, pozitif futbol oynar ama yenilir bu sefer de tam tersi bağırışlar başlar.
Biz ne acayip bir birlikteliğiz ki, yurtdışındaki x takımı taraftarları meşale yakınca sahayı yakınca, kulübüne maddi zarara uğratınca “şuna bak, bizde olsa ne cezalar verilirdi, insan değil bunlar…” deriz. Ama biz birbirimizi boğazlarız, keseriz; arkasından ağır tahrikten, ondan, bundan bahanelerin arkasına saklanarak yapılanı doğru değil ama olağan bir yola sokmaya çalışırız.

Tabi bir de yöneticilerimiz var. Biz de öyle değişik yöneticiler var ki, mevkilerini tanınma ve statü elde etme için kullanırlar. Başarı aslında onlar için bir ölçüt değildir. Çünkü çok iyi biliyorum ki, her kulüpte takımın başarısı nedeniyle hoşnut olmayan yöneticiler de var. Neden? Takımda işler yolunda olunca yönetici düzeltecek bir şey bulamaz, doğal olarak da ismi çok fazla medyada geçmez, yüzü çok fazla görünmez ekranlarda. O yüzden arada sırada takımda kaos olmasını ister ki, o da çıksın durumu düzeltsin, sonra birileri de onun sırtını sıvazlayıp takdir etsin helal olsun desin.

Bunun bir de medya tarafı var. Bizim o kadar ne üdüğü belirsiz bir medyamız var ki, dün beyaz dediğine bugün kara diyecek kadar düzgün bir medyadır. Aynı bazı yöneticilerde olduğu gibi medya için başarı en istenmeyen durumdur bir kulüp için. Çünkü kargaşa, sıkıntı olmayınca konuşulacak, yazılacak da fazla bir şey olmayacak doğal olarak.

Biz öyle acayip bir taraftar topluluğuzdur ki, uygun maliyetli yetenekli, geleceği parlak futbolcular isteriz, alınınca da yahu nereden geldi bu adam demekten de kendimizi alamayız. Tam tersi tanınmış, yüksek maliyetli futbolcular alınınca da bu sefer adamdan tek başına maçları almasını bekleriz. Olmayınca da acaba bizdeki bu adam bizim tanıdığımız olanı değil mi deriz. “Yahu angut, sen adamı senin takımının 10 kat daha iyisinde oynarken gördün, senin takımın ne ki adam ne kadar oynasın” demeyi de kendimize ya da tuttuğumuz takımın azametine! yakıştıramayız.

Biz öyle garip bir futbol alemiyiz ki, kulüpte sportif bir başarısızlık varsa kulüp içerisinde olsun olmasın herkes kendi dışında herkesi suçlar. Takım kötü gider; yönetici, t.d.yi futbolcuları ve azıcık cesaretliyse taraftarı suçlar. Takım kötü gider; t.d., yönetimi, futbolcuları ve taraftarı suçlar. Takım kötü gider, futbolcular, teknik direktörü, yönetimi suçlar. Hiçbir zaman hiç kimse suçu kendisinde bulmaz ya da sorunu çözmekte uğraşmaz, derdi, düşüncesi kendini mevcut olan nahoş durumdan sıyırmaktır her zaman.

İşte biz böyle oldukça on geri bir ileri devam ederiz. Sonra bir bakarız ne kadar da geride kalmışız, nereye gidiyor Türk Futbolu deriz, bunun nedenini de kendimize değil başkalarına atarız. Kendimizi dev aynasında görüp başı çeken ülkelerle laf çakıştırırız. Ama iş icraate gelince popomuzun üstüne oturtur o küçük gördüğümüz takımlar bizleri.

Çatkıç, Sen de Şunu Düşün:

Ekim 31, 2010, 12:16 am | Antalyaspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray 2-1 Antalyaspor

Ömer Çatkıç:”Bana küfredenler, evlerine gidip annelerinin yüzlerine baktıklarında, hepsinin akıllarına ben geleyim.”

Küfürü hele kutsal değerlere her ne olursa olsun küfür edilmesini tasvip etmek kesinlikle mümkün değil. Hatta bir adım ileriye gidilerek insanların yanyana birbirlerinin yüzüne baka baka başka bir kişiye toplu bir şekilde küfür etmesi daha da abes. Çünkü sahadaki bir futbolcunun anasına bacısına küfür ederken yanındaki bir kadın da aynı şekilde buna destek veriyor ve hiç yadırganmıyor. İlginç. İşin içinde Ömer gibi rakip futbolcuları ve taraftarı her bakımdan geren bir yapıya sahip birinin olması bile bu gerçeği değiştiremez. Yapılan yanlış, toplu bir halde yapılması affedilemez.
Tamam, buraya kadar güzel. İşin bir de diğer yönüne bakalım. Küfür Türk toplumunun yakasında her zaman bulundurduğu en önemli illet. Sinirlenince ben etmiyor muyum? Evet, ama abartmadan. Peki, Ömer’in yaptığı açıklamalara karşılık o küfür edenler de şunu soramaz mı:

Ömer, sen geçen sezon taraftara dönüp tahrik ederken, el kol hareketi yaparak gererken bu hareketlerinin karşılığının nasıl olması gerektiğini düşünüyordun? Sen de ne zaman sana küfür edilirse acaba ben ne yaptım da bunlar bana küfür ediyor diye düşün. Eğer cevabın hiçbirşey olursa ve bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirsen kalbin rahat olsun ama o küfürler seni bulmaya devam eder. Eğer cevabın ben de yaptım birşeyler olursa işte o zaman bazı şeyleri düzeltebilirsin ve kimseden küfür yemezsin.

Rijkaard Görevden Alınsın!!!

Ekim 3, 2010, 8:50 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Rijkaard’ın görevden alınması için tüm şartlar halihazırda mevcut. Kovulsun ya da medeni bir şekilde yollar ayrılsın. Yerine konuşulmaya başlasın isimler Lucescu’sundan Martin O’Neill’ına kadar. Tamam savunulacak hali kalmadı gibi görünüyor Rijkaard’ı destekleyenler için. Takım o hale geldi ki, Çatladıkapıspor’a arşı bile 1-0 öne geçse hemen skorun üzerine yatacak bir sisteme döndü iyice yapı. Özgüven denilen birşey kalmadı. Sistem hiç olmadı. Öyle mi? Öyle görünüyor. Rijkaard geldi geleli alınan oyuncular hep kalbur üstü isim yapmış oyuncular oldu. Onları da bir türlü harmanlayamadı saha içinde. Ona da varım. Türkiye’de futbolcular teknik direktör gönderir, bunun bilincindeler ve eğer başarılı olmak istiyorsa futbolculara kendisini sevdirmeli. Rijkaard’a saygı sonuna kadar ama sevgi var mı? Çok az ona da kabul. Üstüne daha derbi falan oynamadan 3 yenilgi almış bir takımın teknik direktörü. Nereden tutmaya çalışırsan elinde kalıyor, farkındayım.

Ama nankörlük yapılmasın. Şu takım Rijkaard’ın ilk 10 haftası haricinde doğru düzgün bir araya gelmedi. Görüldü işte, sadece Baros’un gelmesi bile takımın çehresini nasıl değiştiriyor. Arda, bu takımın sadece varlığıyla bile önemli bir unsuru. Sahaya çıkıp hadi oynayalım dese iki hareket yapsa bir anda takımın konsantrasyonunu üst seviyelere sahip bir iki oyuncudan biri belki de şu anda sadece O. Artı bir de Servet belası var. Oynatabilirsen defansı tek başına kaldırır, o yapıya sahip; ama kaprisli. Hangi teknik direktör futbolcunun kaprisini çekmek zorunda? Çekebiliyorsan oynat, çekemiyorsan gönder B takımına Beşiktaşlı Yusuf ile beraber oynasın oralarda. Takımda kaleci eh işte, Sabri milli takımda banko kendi takımında idare eder. Harry geçen sezon beklentilerin çok üzerindeydi bana göre ve O’nu bu performansa ulaştıran Arda ve Keita idi. Bu sene onlar da yok. Dolayısıyla Harry de Arda gelene kadar ya da Pino Keita’laşana dek yok sayılabilir. Misimovic ise daha gelmedi ne zamanki Arda, Baros gelir ondan sonra tartışmaya başlanır onun performansı da. Yönetimsel bazda da t.d.nin en güvendiği isim olan Üstünel’in gönderilmesi de işin başka bir tarafı.

Yani bardağın dolusunu mu boşunu mu görmek lazım şu anda. Normal şartlarda görevine son verilmesi lazım. Ama bir sakatlık iki kaprisli, arkasından iş çevirebilen futbolcular yüzünden bu kadar inanaılan bir teknik direktör gönderilmeli midir? Bana göre beklemek lazım ama nereye kadar diyene de lafım olmaz, olamaz.

Olimpiyat Stadı Nadasa mı Bırakıldı?

Eylül 20, 2010, 5:44 pm | Futbol, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Ligde 5. haftada;
Tarih: 26.09.2010 Maç: Galatasaray-İstanbul B.B.Spor Stad: Ali Sami Yen
Tarih: 27.09.2010 Maç: Kasımpaşa-Fenerbahçe Stad: Ali Sami Yen (Kasımpaşa Stadı’nda yenileme çalışmaları olduğu için.)

İstanbul B.B.Spor, Galatasaray ile maç yapacağı için Atatürk Olimpiyat Stadı müsait. TFF Birinci Ligde de aynı şekilde herhangi bir maç Olimpiyat Stadı’nda oynanmayacak. 27 Eylül’de biletix’ten kontrol ettiğim kadarıyla Olimpiyat Stadı’nda herhangi bir konser vs. de olmayacak. O zaman neden 27 Eylül’de oynanacak Kasımpaşa-Fenerbahçe maçı Atatürk Olimpiyat Stadı’nda oynanmıyor da bir gün önce maç yapılacak saha tekrar bu maça evsahipliği yapıyor? Büyüklükse büyüklük, saha zeminiyse o da mükemmel. O kadar para harcandı o stad için, ne var ki kimse oraya gitmek istemiyor. Galatasaraylı yöneticilerin de sağolsunlar bu konuda sesi soluğu çıkmıyor aman yeni stad bitsin de ne yaparlarsa yapsınlar mantığı ağır basıyor büyük ihtimalle. Kısacası ne olduysa, nasıl olduysa Kasımpaşa- Fenerbahçe maçı Olimpiyat Stadı bomboş dururken bir akşam önce maç yapılacak Ali Sami Yen’de oynanacak. Belki de Olimpiyat Stadı’nda kurtlarla ayılar maç yapacaklardır. Var bu işin içinde başka bir katakulle…

Böyle Yaparsan Top Diye Seninle Oynarlar Sayın Çakır!

Eylül 19, 2010, 10:45 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, hakem, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Amatör kümede olsa bile hayatının belirli bölümünde saha çimlerine ayağını basmış, az ya da çok bu işle ciddi anlamda uğraşmış olanlar bilirler ki, sahaya çıkıldığında hem rakip tartılırken hem de hakem tartılır. Takımdaki “kodaman” oyunculardan biri ya da birkaçı aleyhlerine karar verilmesine karşılık, kendileri de kararın doğru olduğunu bilmelerini rağmen itiraz ederler. Burada amaçlarından biri, hakemi daha sonra oluşabilecek benzer pozisyonlarda tesir altına almaktır. Ama asıl amaç, hakemi disiplin açısından tartmaktır, el-kol yaparlar, bağırırlar hatta biraz daha ileriye gidip yönetimlerini tiye alan veya sorgulayan küfüre varan laflar savururlardı. İşte hakem o noktada disiplinini ortaya koymazsa ya da futbolcuyu elle kolla okşaya okşaya “bak yavrum yapma” der gibi hareketleri olursa, lafları duyup gülümserse ederse işte o anda o hakem için maç hele bir de iddialı bir maçsa her geçen dakika içinden çıkılmaz dibi simsiyah bir kuyuya dönüşürdü. Hakem tam tersi bir tavır sergileyip çat çat sarıları çektiği anda o maçta anında sular durur, herkes hakemi etki altına almayı bırakıp adam gibi sadece oyun düşünmeye başlarlar.

Bunu niye diyorum? Bu akşam oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında hem Fenerbahçelisi hem de Beşiktaşlısı maçın hakemi Cüneyt Çakır’ın maç yönetiminin özellikle disiplin anlamında sıkıntılı olduğunu söyledi. Herkes tarafından İbrahim Üzülmez’in, Bilica’nın vs. itirazlarında hakemin kartlarında geç kaldığından dem vuruldu. Vuruldu ama işin başlangıcı olan kimsenin ağzında değil. Dakika daha 2 ya da 3; Emre Belözoğlu yaprtığı faulden sonra el, kol, laf, bağırış, çağırış ne varsa yaptı hakeme. Hakem ilk dakikalar diye belki işi idare etti ama sonraki belki beş altı pozisyonda aynı şekilde hareketlerine devam etti. Hakem olarak o anda o futbolcuyu cezalandırmazsan, susturamazsan, daha sonra sahadaki tüm futbolcular hakem tesir altına alınabilir diyerek hem topla oynarlar hem de top diye seninle oynamaya başlarlar ve Avrupa’da nice güzel maçlar yöneten ve yönetmeye devam eden hakem maskara olur çıkar maçtan. Ama işi idare edeyim, ne şiş yansın ne kebap modunda sana oynayan futbolcuya “ben seni top diye oynarım.” diyemezsen böyle olmaya devam eder. Emre değil bu sadece, Kewell’da da mesela aynı olayı yapmaya çalıştığını sezinliyorum. Ama tabiki Emre ile Kewell’i bu anlamda aynı kefeye koymam kesinlikle mümkün değil.

Kararını ver: Ufuk mu Aykut mu?

Ağustos 30, 2010, 2:52 am | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Eskişehirspor 1-3 Galatasaray

Eskişehirspor galibiyeti ile ilgili uzun uzadıya birşey yazmak içimden gelmiyor. Tek bir beklentim var, eğer takıma iyi bir kaleci transferi yapılamayacaksa maçta yaptığı hatadan kaynaklanan gole bakılıp bir sonraki maçta Ufuk’un kesik yememesi. Eğer Ufuk’un hatası nedeniyle bir sonraki maçta kale Aykut’a emanet edilirse ne Aykut’ta ne de Ufuk’ta güven kalmayacak, üstüne bir de konsantrasyonları dip yapacak. Gözleri sürekli kenarda olan, kenardaki teknik kadroya güven sorunu yaşayan, bir sonraki maçta acaba 11’de olacak mıyım diye arpacık yavrusu gibi düşünen kaleciyi geçtim hiçbir futbolcu Messi olsa iş yapamaz.

Kısacası artık bir karar verilsin, bu takımın birinci kalecisi ya Ufuk olsun ya da Aykut. Ama biri olsun ve O’na güvenilip devam edilsin. Aykut bir adım geride bana göre; çünkü eline çok fırsat geçti ancak bu takımın birinci kalecisi olabilecek kapasitede olamayacağı görüldü. Ama dediğim gibi bana göre.

Galatasaray’da Hiçbir Sezon Bu Kadar Sorun Yaşanmamıştır

Ağustos 22, 2010, 11:10 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

1. Güvensizlik

a) Taraftarın sahada oynayan oyunculara güveni yok
b) Taraftarın yönetime güveni yok
c) Teknik direktörün yönetime güveni yok
d) Teknik direktörün sahadaki oyunculara güveni yok
e) Sahadaki oyuncuların teknik direktöre güveni yok
f) Sahadaki oyuncuların kendilerine güvenleri yok
g) Yöneticilerin teknik direktöre güveni yok

2. Sevgisizlik-Saygısızlık-İlgisizlik
a) Takımdaki oyuncuların birbirlerine karşı sevgisi saygısı yok
b) Takımdaki oyuncuların teknik direktöre karşı sevgileri yok
c) Teknik direktörün oyunculara karşı sevgisi yok
d) Yönetimle teknik direktörün arasında ilgisizlik had safhada

3. Umutsuzluk
a) Takımdaki oyuncular gelecekten umutsuz
b) Teknik direktör gelecekten umutsuz
c) Yönetim gelecekten umutsuz
d) Taraftar gelecekten umutsuz

4. Kutuplaşma
a) Taraftarın Rijkaard yanlısı-Rijkaard karşıtı olarak kutuplaşması
b) Taraftarın yönetim yanlısı-yönetim karşıtı olarak kutuplaşması
c) Takımdaki oyuncuların Servetçiler-Ardacılar olarak kutuplaşması
d) Takımdaki oyuncuların yerli-yabancı olarak kutuplaşması
e) Yönetimin Şardancılar-AntiŞardancılar olarak kutuplaşması
f) Yönetimin A. Sezginciler-H. Üstünelciler olarak kutuplaşması

5. Mentalite
a) Taraftara takımın şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğu gerçeğinin unutturulması.
b) Takımdaki oyunculara şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğu gerçeğinin unutturulması.
c) Yönetimin şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğunu unutması.
d) Yönetimin takımı şampiyonluğa ulaşılmasına uygun oyuncuları alamaması.
e) Teknik direktöre şampiyonluk dışındaki bir sonucun başarısızlık olduğu gerçeğinin anlatılamaması
f) Teknik direktörün bu amaca yönelik oynayabilecek bir sistem oluşturamaması

6. Karar Mekanizmasının İflası
a) Gerektiği zamanlarda yönetimin gerekli kararları alamaması. Örnek geçen sezondan beri meydana gelen onca sakatlık haberlerine rağmen bunların sebeplerinin araştırılıp çözümün bulunamaması
b) Teknik direktörün takım içerisindeki kaynamalara, gruplaşmalara masaya yumruğu vurarak sert çıkamaması, radikal kararlar alamaması, cezaların verilememsi, doğru zamanlama doğru karar mekanizmasının iflas etmesi
c) Sahadaki oyuncuların maç içerisinde karar ya da insiyatif almada zaafiyetleri
d) Taraftarın takımın şu halinin sebebinin yönetimin mi, teknik direktörün mü yoksa sahadaki oyuncuların mı olduğunun kararını verememesi; bu sebeple kime tepki koyacağı konusunda gruplaşmaların olması

Böyle olunca OFK’yı 5-1 yenince sevinirsin, Karpaty ile 2-2 berabere kalınca sevinirsin, Bursa’dan bir beraberlik alsan sevinirdin. Bu sorunlar nasıl çözülür nasıl bitirilir nasıl düzlüğe çıkılır bilemiyorum ama en kısa zamanda bu durumdan kurtulunmazsa Galatasaray’ı daha da kötü günler beklemekte.

Yönetim, Al İşte Eserin. Gurur Duy!

Ağustos 15, 2010, 11:21 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Kaleci: Aykut Erçetin: Bizim evladımız, hem de Türk hem de maddi olarak yabancıya para kaptırmaktan iyidir, Franco’yu gördükten sonra Aykut en kötü onun kadar oynar derdim hep. Dediğimin arkasındayım. Franco yiyordu Aykut da yiyor. Arada sırada da iyi oynuyor Allah’ı var. Hemen asılmasına karşıyım. Ama bir kaleci kaç yıldır bir takımda onca kalecinin arkasında beklerken fazla birşey öğrenememesi nedeniyle güven vermiyor. Bir de bir kaleciyi tamamlayıcı olan defanstır. Takımın defans gücünü görünce kaç kurtarış yapacak bu adam da kaç maç kurtaracak? Yazık olacak Aykut’a. Aynı durum Ufuk için de geçerli. Bir de Nezihi’ye selam olsun. 50 senedir şu takımda, çocukken bu çocuklar eline geldi, ne öğretti acaba?

Defans: Servet Erçetin: Kim ne söylerse söylesin, Arda ile olan kavgasından sonra kafaca Galatasaray günleri bitti, transfer dönemindeyken satılmalıydı, satılmadı. Rijkaard’ın altını yavaş yavaş oyuyor her geçen maçta bunu daha çok görüyorum.

Defans: Lucas Neill: Geçen sezon defansın toparlayıcı gücü oldu. Ama bu sezona iyi başladığı söylenemez. Bunun sebebi defanstaki diğer oyuncuların açıklarını kapatmaya çalışmaktan olduğunu düşünüyorum. Defansta güvenebileceğin sadece bir futbolcu kaldıysa zaten işin Allah’a kalmış.

Defans: Ali Turan: Stoperde iyi oynayacağını düşünüyorum halen daha. Sivas maçında bir defans oyuncusuna ilk öğretilen kural olan kornerlerde rakiple kale arasında olacaksın kuralını uygulamayışını konsantrasyon eksikliğine bağlamak alternatiflerin en iyimser olanı. Ancak ben yine de Servet’e artık güvenemeyişimden stoper mevkisinde onunla Neill’in daha iyi olacağını düşünüyorum.

Defans: Hakan Balta: Nerde Manisaspor’dan ilk geldiği sezonki hali, nerede şimdiki hali. Her geçen sezo daha da geriye gidiyor. Soğukkanlı olayım derken rakibi gollük pozisyonlarla başbaşa bırakıyor ki en son Sivas maçında yenilen ikinci golde rahat pozisyonda topu rakibe atması bunun en son göstergesi. Aybı hatayı OFK ile olan ikinci maçta da yapmıştı. Bu sezon Çağlar azıcık akıllı olursa çok rahat formayı kapar ondan. Ama her transferde olduğu gibi öncelikle bir sakatlanması lazımdı. O da oldu.

Orta saha: Mustafa Sarp: Geçen sezonun tekrarını yaşayacaksak vay bu taraftarın haline. İyi niyetinden zırnık kadar kuşkum yok. Ama Galatasaray orta sahasında top tutamayan, dağıtamayan, pas hatası yüzdesinin yüksek olduğu bir oyuncuya ihtiyaç yok. Çok iyi alternatif ama kesin 11’de oluyorsa o orta sahanın hali baştan belli demektir.

Orta saha: Ayhan Akman: Galatasaray’da perormans olarak en yüksek halini yaşadı ve artık gerilem vakti onun için. Ancak orta sahada top tutan veya dağıtım yapan tek oyuncu onun olması hem onu alternatifsiz kılıyor hem de orta sahanın halini gösteriyor.

Orta saha: Arda Turan: Hep iyi oynayamaz ki. Artık sinirine de hakim olamıyor. Sivas maçında Emre Çolak’ı pataklamasına ramak kalmıştı. Arda bir gol atar, iki asist yapar; ancak defans ve kaleci de gol yerse ne anlamı kaldı onun kendini parçalayışının.

Orta saha-forvet kırması: Harry Kewell: Defans’tan ilerideki tek oyuncu olan Harry’ye uzun toplar atıldı ya yuh artık dedirttiler. Ama ne olacak. Senin orta sahan iyi top yapamazsa, koordineli olmazsa, topu ileriye taşıyamazsa, defans oyuncusu da gider kendine en uzak bölgeye atar topu. Aama helal olsun Harry’ye ki Sivas defansından yine de bu uzun toplarda başarılı oldukları oldu.

Emre Çolak’a denebilecek fazla bir laf yok. Cana aklıma yeni geldi. O böyle silik oyununa devam ederse yakın zamanda o her zaman bahsettiği liderlik vasfını gösterirler ona.

İşte bunlar yönetimin bu sezonki eserleri. Ama transfer vakti geldi artık. Bekliyorum bir-iki güne kadar. Şartlar oluştu: Takım lige 10 sezon sonra yenilgiyle başladı, ezeli rakip transferini yaptı, lige de farklı bir skorla giriş yaptı, taraftar söylenmeye başladı. Taraftarın ağzına emzik niyetine bakalım kim çıkacak şapkadan? Aman havaaalanına gitmemezlik yapmayın.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.