Hagi gitti mi, kaldı mı? Ne oluyor?

Mart 24, 2011, 1:06 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Etiketler: , , , , ,

Eve gelir gelmez yine şaşırtıcı bir haber okuduk. Okumasak da şaşardık. Okuyorum şaşıyorum, okumuyorum şaşıyorum. Hayatın bana öğrettiği bir şey varsa o da gelişmelere şaşırmamak diyorum. O halde bazen yazı yazarken klişelerden kopamıyor muyum?

Hagi gitti mi, kaldı mı derken kendimi sorgular oldum. Galatasaray yönetimini ve bu haberi sorgulamam gerekirken yaptığım işe bak. Fakat Galatasaray yönetimini ve yaptıklarını sorgulamayı bırakalı da uzun bir süre oldu. Adnan Polat’ın tek adam yönetimi olumlu sonuç vermiyor. Ve Polat da içinde bulunduğu akıl tutulmasından ötürü yapıyor bunu. İçinde bulunduğu akıl tutulması vesilesiyle de yaşadığı şeyin de, verdiği kararların hatalı olduğunun da farkında değil.  Ve bu yüzden de kendisi istifa etmeden Galatasaray’daki sorunların çözülmesini zor buluyorum.

Hagi’nin kesin gönderildiğini yazıyor Milliyet. Sporx de öyle. Güvendiğim iki basın kuruluşu da böyle haber yaptığına göre bir durum olmalı. Resmi açıklamanın da eli kulağındadır. Mühim olan Hagi’nin gitmesi mi? Öyle olmadığına hepimiz şahitlik yapacağız. Galatasaray’ın bir sezonda 3. çalıştırıcısıyla çalışacak olduğuna şahitlik ettiğimiz gibi.

Galatasaray’ın daha önce böyle bir sezonu olduğunu ben hatırlamıyorum. Olmasına da üzülüyorum. En azından sezonu bitirirdi. Fakat bu kadar da kötü bir sezon geçirdiğini de hatırlamıyorum. Neyse… Hagi’nin gittiği, gideceği varsayımından yola çıkarak aday ihtimallerini dizelim. İki aday var. Biri Ertuğrul Sağlam. Diğeri de artık Abdullah Avcı.

Ertuğrul Sağlam’ın gelme ihtimalini sevmedim. Sevemedim. Bursaspor’a iyi futbol oynattı ve şampiyon da yaptı. Fakat geçen yılki şampiyonluğun şans faktörünü göz ardı edemeyiz. Bu yılki Şampiyonlar Ligi kadrosu seçimlerini de beğenmediğimi eklemem gerek. Batalla’nın takıma uyumu çok iyiyken tecrübe düşüncesiyle Insua’yı oynatması hataydı. Neyse tek örnekten yola çıkarak birini beğenmediğini belirtmek pek dayanaklı değil. Fakat bence gelmese olur.

Benim adayım Abdullah Avcı. Artık gelmesinin vakti geldi. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’da devam ettiği sürece 3-5 yıl sonra şampiyon bile olabilir. Bu öngörünün gerçekleşmesi onun elinde olan bir şey elbette ancak kariyeri açısından en iyisini o bilir tabi… Elindeki kısıtlı kadroyla neler başarabildiğini, takımına nasıl güzel ve üst düzey bir oyun oynatabildiğini biliyoruz. Galatasaraylı kültürünü biliyor olması da cabası. Son 5 yıldır adının Galatasaray’la anılması da tuzu biberi…

Gidenin gitmesinin bir şey değiştirmeyeceği gerçeğini unutmamamız gerektiği gibi getirilenden öte getirenin değişmesi gerektiğini hatırlatalım. Saygılar… volkanbk3-efektifpas

Misimovic: “Hagi’nin yeteneğini sorgulayanlar tabelaya baksın”

Mart 17, 2011, 1:49 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , ,

Galatasaray’a büyük umutlarla transfer edilişinin ardından beklentileri karşılayamayan Misimovic, Rusya’nın SovetskiSport gazetesi muhabiri arkadaşım Andrey Lyalin‘e verdiği ropörtajda Hagi’ye selamlarını iletmemizi istemiş. Galatasaray kulübünün kendisine yaptıklarının gülünç olduğunu söyleyen Misimovic, “Magath gibi disiplinli bir çalıştırıcının takımında başarılar kazandım. Bana nasıl disiplinsiz diyebiliyorlar?” açıklamalarında bulundu. (Efektifpas.com)

haberi kullanmak isteyen haber siteleri-gazeteler lütfen kaynak gösterip (Volkan Ağır/Efektifpas.com) yazınız. Continue Reading Misimovic: “Hagi’nin yeteneğini sorgulayanlar tabelaya baksın”…

Pardon daha ne kadar yavan olabilirsiniz?

Mart 14, 2011, 10:53 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , ,

Dün gece gerçekten hiç işim yoktu galiba ve oturup televizyonda “futbol konuşulan bir kahvehanede yaşananlar” içerikli tartışma düzeyi de oldukça “yavan” düzeyde olan bir kaç tane program izledim.  Konu Galatasaray’ın yavan performansıydı. Yorumların yavanlığı ondan da beterdi.

Galatasaray’ın olumsuz performansını yorumluyorlardı; güya. Ancak tartışmalar, eleştiriler çoktan oyundan ziyade “Şu adam bu takımın futbolcusu değil” yavanlığına düşmüştü. En başta, “Hagi bu takımın teknik direktörü olacak adam değil”, “Hagi teknik direktör değil” sıralanıyordu. Bu cümleleri sarfeden arkadaşlara sesleniyorum. Sen-siz (üzerinize hangisini alınırsanız) ne kadar yorumcu olacak insansan(ız), sen-siz ne kadar yorumcuysan(ız), Hagi de o kadar teknik direktördür. Seni-sizi biri oraya yorumcu sıfatıyla oturttu diye sen-siz kendine yorumcu diyebiliyorsan(ız), Hagi de teknik direktördür. Bu tartışma da biter burada. Detayına girmeye gerek yok, şimdilik.

Sonra tabi ki de hemen sıraya “X bu takımın oyuncusu değil” giriyor. Ve diğer büyük tartışma ve çelişki başlıyor. Bu konuda da detaya fazla girmeyeceğim. Sadece diyeceğim tek şey var. O futbolcular için yukarıdaki yorumu yapan kişiler bu yıl Burak Yılmaz için “Mükemmel bir oyuncu” da diyor. Topu alışını, golü atışını övüp övüp duruyor. Aynı Burak bir kaç yıl evvel onların takımında oynarken bu adam iyi değil, bu adam bu takımın oyuncusu değil diyen kişilerle aynı kişiler, aynı zihniyettler onlar. Bu cümlemi okuduktan sonra “Evet Burak Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın oyuncusu değildi zaten” diyebilirler. Bunu diyenler de yukarıdaki yorumu yapanlarla aynı zihniyetteler.

Bunca yıldır futbol izliyorum diyeceğim. Bu yazıyı yazanın Halit Kıvanç olduğunu falan sanacaksınız. Ama nereden baksan senede o adamın yaşı kadar futbol maçı izliyorumdur. Adam 85 yaşında bu arada. Neyse… Biraz birikimim var işte bu konularda. Ve Messi’nin Maradona’nın teknik direktörlüğünde neden kötü oynadığını, Guardiola’nın teknik direktörlüğünde neden iyi oynadığını anlayabiliyorum birazcık. Ya da Servet Gerets’leyken neden o takımın ilahıysa ve Daum’laykan neden Shevchenko’nun gölgesi olarak kaldığını da… (Gerçi Servet değildi onu tutan ama olsun.) Lucescu döneminde oynayan Flerquin’in, Sebastien Perez’in, Gustavo Victoria’nın bugün hala adını anabiliyorsak meziyet onların çok iyi yönetilmiş olmasındadır. Bu son örneğimden sonra daha da aydınlanacaktır her şey kafalarda…

İş futbolcunun kötü olmasında değil arkadaşlar. Dün süper oynayan Kewell, geçen yıl takımın dinamosu dediğiniz Mustafa Sarp (ben hiç demedim-sevemedim ama siz sevdiniz), müthiş golcü dediğiniz Baros, yıllar sonra milli takım sol bekini buldu cümlesini size söyleten Hakan Balta, Avustralya milli takımının kaptanı Lucas Neill bir gün uyandılar ve kariyerlerine kötü birer futbolcu olarak devam etmediler. Sezona felaket başladılar. Felaket bir sportif direktöre sahiptiler. Rezalet bir yönetime sahipler. Bunların hepsi de bir araya gelince bugün bu takım 11. sıradaki yerini aldı. Korkmayın 40 puanı geçerse düşmez. 40 puanı da geçer. O kadar da “yavan” oyunculara sahip değiliz. Neyse daha da uzatıp yavanlara pirim vermeyeceğim.

Güzel futbolu paylaşmak dileğiyle… volkanbk3-efektifpas

(Erman Toroğlu’nun fotoğrafı ilginçliği nedeniyle konulmuştur. Laflarım bizzat kendisine değildir.)

Tekrar Merhaba WordPress!

Mart 3, 2011, 10:32 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu 2. seferimiz oldu WordPress’e sarıldığımız. İlki bir kaç gün sürmüştü sadece. Umalım da bu sefer de kısa zamanda gerçek yurdumuza dönebilelim. Şimdilik buradayız ve onlar ne kadar istese de biz fikirlerimizi paylaşmaktan ve özgürlüklerimizden vazgeçmiyoruz. Tekrar merhaba WP tekrar merhaba dostlar!

BEYİN OPERASYONU (RİCHARDSON+ ARENAS +TURKOĞLU+ CLARK = LEWİS+ CARTER+ PİETRUS+ GORTAT)

Aralık 19, 2010, 1:19 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum


Dışarıdaydım. Arkadaşlarla efkâr dağıtımına çıkmıştık. Onlar da keyifsizdi bu akşam, bir iki saat oturdum, efkârıma sıkıntıma sıkıntı kattılar, hadi ben uzar, dedim, uzadım eve… Barselona maçı vardı televizyonda; can sıkıntısına depresyona anksiyeteye ilaç bir futbol takımı… Yakında hekim reçetelerine girmesi muhtemel…

Barselona’dan gözleri almak ne mümkün… Oyun duruyor, İniesta oyundan alınıyor, yarım saattir ekranın altından geçen yazıyı yeni yeni idrak etmeye başlıyorum. Hidayet Türkoğlu eski takımı Orlando’da yazıyor, takas yoluyla… Otis Smith, giderken ne dalga geçmişti edilmeyecek laflar etmişti arkasından Hido’nun. Mümkün değil, diyorum. Halbuki, 2009 finallerinden sonra Otis, Carter’lı yeni kadrosuyla bir ‘level’ daha atladık diye şişiniyordu. Cenk hocam da buradan, takımdaki beyin, cerrah Otis’in başarılı operasyonuyla alındı, demişti. O gün bu gündür Frankenstein gibiyiz. Enfes işler çıkartabilecek bir ekip ve coach var, ama nöronlar eksik. Felçli gibiyiz. Bir hafta önce Gundy ve Howard isyan etmişti demeçleriyle. Orlando’da isyan demeçleri verilmesin, ardından olağandışı şeyler olur. Ve nihayetinde patlama şeklinde oldu. Tutarlı olan olmayan yanlarıyla bir sihir(magic) oldu. Sıcağı sıcağına yazıyorum, uzatmayacağım o yüzden. Ve hala idrak aşamasındayım, şaşkınlığındayım…

Gurur

Temmuz 6, 2010, 7:29 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çok büyük bir gurur bu. Genç yaşta Boston gibi takıma çare olarak gitti Semih. NBA’deki 4. aktif Türk oyuncu olacak ve biz onu parkede her gördüğümüzde o büyük gururu, hazzı yaşayacağız. Başarılar Semih, önün açık olsun…

Yar Gidiyor musun? Gitme; İçimde Bir Korku Var. Biliyor musun Böyle Başlar Ayrılıklar…

Mayıs 23, 2010, 5:01 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Yar gidiyor musun?
Gitme; içimde bir korku var
Biliyor musun?
Böyle başlar ayrılıklar

Gel biraz; kokunu bırak
Baharımı al; soğuktur oralar
Aglıyor musun?
Aglama, hayırlar ugurlar

Gurbete giden döner mi dönmez mi?
Belli degil bilirim
Ben bir karaagaç gölgesi buldum,
Cebimde ümitlerim.

Kewell ile taraftar arasındaki sevgiyi ne güzel de anlatıyor şu Karaağaç şarkısı. Kewell Galatasaray’a geldiğinde taraftar tarafından bu kadar sevilebileceğini hiç düşünmemiştir herhalde. Futbol bilgisi ve maçlardaki performansı zaten tamamdı ama onu taraftarın gözünde diğerlerinde ayırt eden sanırım saha içindeki duruşu, adamlığı, kişiliği oldu. O kadar sevdik ki, durumunu bile bile sezon ortasında onun gönderilmesini engellemek için taraftarca elimizden geleni yaptık. Yani orada mantığımız değil gönlümüz ön plana çıktı. Eski sakatlığı nüksedince kendisi de, taraftar da, yönetim de biliyordu Kewell için Galatasaray’da sonun yaklaştığını. Ama bunu hiç bir zaman söyleyemedik kendimize. İyileşir muhakkak diyerek bekledik. Onun için takımın en golcü oyuncusu Nonda’dan vazgeçtik. Jo’larla Dos Santos’larla falan takılmak zorunda kaldık. Onlar da bizlerle takılmak yerine İstanbul gecelerinde kızlarla takılmayı tercih ettiler. İşte o zaman daha iyi anladık Harry’nin, Baros’un takım için ne demek olduğunu.

Ama dediğim gibi Harry’nin yeri her zaman ayrıydı. Galatasaray’daki sağlık kurulu mu desem ne desem o grubun da muhteşem başarısıyla dönmesi gerekenden 3-4 hafta sonra yeşil sahalara dönebildi. Başka bir futbolcu olsa belki Dünya Kupası’nda oynayabilmek için Galatasaray’da son zamanlarda oynamak istemedi diyebilirdim ama işte isim Harry olunca insanın aklına böyle ucuz numaralar gelmiyor.


Harry artık iyileşti, oynamaya hazır deniyor. Müzmin sakat, onu zaten biliyoruz, ama ne bileyim yine bir kalemde vazgeçemiyoruz kendisinden. Dünya Kupası’nda oynayacak büyük ihtimalle. Her ne kadar transfer komitesi kendisiyle sözleşme yapılmayacağını söyleseler de, halen daha bazı yöneticiler Dünya Kupası’nda performansını görüp ona göre hareket edileceğini belirtiyorlar. Açıkçası Dünya Kupası’nda iyi bir performans sergileyecek bir Kewell da artık kapı dışarı edildiği takıma geri dönmez. Onu tek döndürecek Galatasaray taraftarı olabilir. Ama eşi İngiltere’de olan bir insan da ailesinden daha fazla uzakta kalamaz gibi geliyor bana.

Gelelim işin duygusal değil de mantık kısmına. Açıkçası yeşil sahada olduğu dakikalarda, sakatlığın vermiş olduğu dezavantajlara rağmen hem Türkiye’de hem de Avrupa’da başarılı işler yaptı. Eğer iyileşebilirse ya da iyileştiyse Galatasaray’ın kadrosunda olması alternatiflik açısından önemli ama her an sakat olup takımı yalnız bırakmasına hazırlıklı olunması lazım. Bu nedenle aynı bölgede Harry kadar etkili olabilecek alternatif bir isim olması lazım. Bu durum, Harry’yi Galatasaray’da tutma amacı güdülerek yapılmış bir düşünce olabilir.

Farkındayım halen Harry Galatasaray kadrosunda olacakmış gibi yazıyorum. Ama dedim ya bir anda vazgeçmek kolay değil. Eğer Harry ile yollar ayrılmışsa kulüp yönetimi kimsenin beklemediği bir hareket yapsa, Ali Sami Yen’de Harry’nin de olacağı bir akşamda onunla onu çok seven taraftarı son kez GS forması altında biraraya getirse. Olamaz mı yani?

Tabi burada eeyore’nin Harry’nin gidişi ile ilgili yazıda olduğu gibi Hasan Şaşların, Hakan Şükürlerin, Bülent Korkmazların günahı neydi o zaman denebilir. Ancak bunlarla ayrılış şekillerini bir hata olarak görüyorsak bir yerden başlanabilir ve Harry bu başlangıç için çok güzel bir örnek olur…

Perde Kapanırken…

Mayıs 10, 2010, 2:04 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Taraftar ah be kardeşim başına ne geldi derken çok güzel özetledi bu yılki durumu aslında. İnsanın canını yakan bir yıl geçirdi Galatasaray ve onunla birlikte tabiki bizler. İçimdeki sevgiden birşey eksilmese de yaralandık tabiki, üzüldük, incindik. Neden mi?

Her takım çok iyi kadro kurup hedeflerine ulaşamayabilir. Buna da kimsenin diyeceği olmaz. Ama sen ortaya bir ruh koyamazsan, taraftara küsüp layıkıyla futbol oynamazsan, sakatlıkları fırsat bilip ülkene kaçarsan, zaten sıkıntılı ilişkilerin olduğu takımlara kendi evinde puanlar verirsen, şampiyonluk beklerken Avrupa’ ya İnter Toto’ dan katılma gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalırsan seni yürekten seven, bunlara rağmen tribünleri dolduran, kredi kartından hattına kadar sana para kazandıracak tüm ürünlerini alan taraftarına bu şarkıyı söyletirsin şampiyonluk şarkıları yerine. Kimileri Fenerbahçe’nin kupayı 28 yıldır alamamasına laf eder kendi haline bakmadan. Kimileri Bursa şampiyon olsun der Türkiye’ nin en büyük kulübü şampiyonluktan bu şekilde ve bu kadar uzaklaşmışken. Ne kadar saçma istekler ve sevinçler. Galatasaray kupayı alamadıktan sonra, Galatasaray şampiyon olamadıktan sonra bana ne kim şampiyon olursa olsun. Adnan Polat örneğin…Sana ne Bursa’ nın şampiyonluğundan? Fener para kazanacakmış, şampiyonluk sayısı bizden çok olacakmış. Aziz Yıldırım 7 maçlık hüsranı sonlandırmak için elinden geleni yaparken başkan aynı duruma düşen takımına sen ne yaptın? Tamam başkan ne derse desin olay sahadaki futbolcularda bitiyor ama krizi layıkıyla yönetmek için elinden geleni yaptığına inanıyor musun? Yapılan onca gereksiz transferin hesabı ne şekilde verilecek?

Taraftar hesabı ödüyor zaten. Bence Adnan Polat Galatasaray için bir şanstı. Ama o önceki yıllarda Fenerbahçe’nin yaptığına benzer bir yol izliyor transfer konusunda. Verdiği demeçler zaman zaman bir başkana yakışır türden de değil. Rijkaard zaten futbolcuları kurtlar sofrasına sürmüş buyrun yiyin diyor ne gerek var onun üstüne destekleyici açıklamalar yapmaya. Kulübün içinde halledilirdi eskiden bu tür işler medyanın haberi bile olmadan. Belki de birşeyler yapılmıştır ama yetmemiş görüldüğü gibi. Peki ne için şans diyorum? Çünkü parasal olarak çok zor bir döneme girdiğin anda elini taşın altına koydu. Takımın başına geçti ve kabul edelim çok iyi işler yaptı. Sportif başarı gelmedi henüz ama maddi bakımdan GS çok iyi bir noktaya geldi. Sportif başarıyı getirmek istiyorsa takıma ruh katacak, hırslı, dinamik ve birbirini tamamlayacak futbolcular almalı.

Bu yıl artık herşey geride kaldı GS ve taraftarları için. Önümüzdeki yıl yapılacakları bekliyor herkes. Umarım güzel şeyler olur. Çünkü gördük ki GS eğer iyiyse Milli Takım da iyi. Alt yapıdan bir-iki futbolcu çıkmalı seneye. Emre Çolak yetmez sadece… İşte Polat bence bunu istemeli Rijkaard’ dan. Unutulmamalı ki GS büyüklüğünü GS ruhu taşıyan yerli futbolculara ve kendini ispat etmek zorunda olan yabancılara borçludur. Başarılar böyle kazanılmıştır.

NOT: Bence Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Hasan Şaş, hatta Necati Ateş ve Ümit Karan, Ümit Davala bu adamlardan helallik alın. Zira bence onların laneti dolaşıyor takımın üzerinde- ki hepimiz çok da ümitliydik bu kadrodan her ne kadar ben sezon başında 2. olacağını düşünsem de… Bu düşüncenin de tek sebebi erken form tutmamızdı.

Kıssadan Hisse…

Nisan 30, 2010, 6:20 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Türkiye’de dershaneye gitme yaşı 10’a kadar indi.

Türkiye’de resmi olarak 4.170 adet dershane var.

Türkiye’de 2 milyon öğrenci dershaneye gidiyor.

Türkiye’de bir öğrencinin dershanede eğitim görmesi için ödenmesi gereken tutar 2000-6000 TL arasında değişiyor.

Türkiye genelinde yıllık 3 milyar TL dershanelere harcanıyor.

İstanbul’da 657 adet dershane var. Ama iller sıralamasında İstanbul 43. sırada.

Emine Sipahi ismini bazılarınız bilir. Emine Sipahi oğlunu dershaneye göndermek için kendisine uzatılan akit belgelerini imzalar. Ancak ödeyemeyince dershanenin mahkemeye başvurusu neticesinde bu tutar mahkeme kararıyla 5000 TL’ye çıkarılır. Anne bu tutarı ödeyemeyince hapse gönderilir. Hikaye tabiki burada bitmez. Oğlu Saner bu durumu kendini yediremez ve sonuç oğul Saner’in intiharı. (5 Nisan 2010)

Başka bir örnek, Osman Nuri Avşar. 50 yaşında emekli bir öğretmen. Bir eğitimci olarak onca yıl boyunca o il senin bu il benim derken hayatın zorlukları karşısında ruhi olarak sıkıntıya düşüyor ve psikolojik destek almak zorunda kalıyor. Üstüne bir de haciz şoku yaşanıyor. Sonuç, baba Avşar oğul Avşar’ı bıçaklıyor. (30 Nisan 2010)

Ne bir söze gerek var, ne de bir yoruma. Herşey apaçık ortada…

Allah İkisini de Nur İçinde Yatırsın

Nisan 28, 2010, 10:21 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Utku, hayat ile sınavına çok erken başlamak zorunda kaldı. Geçen yıl 19 Temmuz’da babasını kaybetti. Dün de kanser tedavisi gören annesi daha fazla dayanamadı ve hayata gözlerini yumdu. Kısa aralıklarla hem baba hem de anneyi kaybetmek. Allah düşmanımın başına vermesin diyebileceğim bir olay varsa bu olan en keskin örnektir herhalde. Diyebilecek fazla birşey de yok. Allah hem Orhan Abi’nin hem de eşi Neslihan Şengürbüz’ün mekanını cennet eylesin, Utku’ya da sabır versin. Bunları öğrenince açıkçası utanıyorum kendimden, eften püften olaylara isyan ettiğim için kızıyorum ve hemen şükrediyorum şu anki halime…

Denize Çaldık ama Tutmadı Maya; O Zaman Dönelim Baba İşin Başına…

Nisan 27, 2010, 10:47 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Aykut maçlarda takımını kurtardıkça Rijkaard sanırım yaptığı yanlışın farkına varıyordur. Varıyor mudur acaba? Çok abartı olacak biliyorum ama “Aykut kurtarıyor, Rijkaard yerin dibine giriyor”. Taaaaaaa Leo transfer edildiğinde bahsetmiştik Aykut’un, eğer bir önyargı olmazsa ya da yabancı-yerli ayrımı yapılmazsa çok rahat bir şekilde kaleyi ele geçireceğinden hatta Ufuk’un performans olarak Leo ile yarışabileceğinden. Transferin tüm sorumluluğu yönetimde daha doğrusu transfer komitesinde ama Rijkaard gibi yıllarını futbola vermiş bir teknik direktörün olmayacak bir duaya amin demek için inat etmesi belki de bir şampiyonluğa maloldu. Tabiki Aykut da hatalı goller yiyebilir yiyecektir de ama Leo’dan daha çok umut aşıladığı aşikardır herhalde Galatasaray taraftarına…

Kedi Bilica-Futbolcu Bilica

Nisan 19, 2010, 9:08 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

KEDİ BILICA

1. Site Kedisi
2. Sıcak bir aile ortamı, yatacak yer ve karnının doyurulması karşılığında site sakinleri ile oyunlar oynayarak onları eğlendirir.
3. Kedi Bilica çok kişilikli ve temiz bir hayvandır. Haceti geldiği zaman sitenin dışına çıkar, işini görmek için kendisine hazırlanmış olan yere gider, hacetini görür, işini bitirdikten sonra kendisinden arta kalanları kimse görmesin diye pisliğin etrafında eşelenir durur, eşelenir durur ki toprak taşla pisliği kapansın. Yoksa çok utanır, görenin yüzüne bakamaz. Hatta o eşelenip dururken biri yaklaşıyor mu diye aynı anda sağa sola bakınıp durur, yani çevre kontrolü de çok üst düzeydedi kedi Bilica’da.
FUTBOLCU BILICA
1. Fenerbahçe Spor Kulübü Futbolcusu
2. Karnını doyurmak, kendisinin ve ailesinin geleceğini garanti altına almak için futbol oynar. Amacı, takımının gol yemesine veyahut sahadan yenik ayrılmasına mani olmaktır.
3. Futbolcu Bilica da tanımıyorum ama muhakkak kişilikli ve temiz bir insandır. Takımının, yendiği zaman 1. derecede şampiyon adayı durumuna geleceği bir maçta, yaptığı aptalca bir hareket sonucunda Fenerbahçe adına maçın içine etmek üzereydi. Ortaya çıkan pisliği örtmek için o da başladı penaltı çizgisinin ortasında eşelenip durmaya. Amacı 10 tane takım arkadaşının bütün uğraşlarının içine eden hareketin yarattığı pisliğin üzerini örtmekti. Yani futbolcu Bilica’nın yaptığı o kadar da anormal bir hareket değil doğaya baktığımız zaman. Tek fark. kedi Bilica’da utanma var ama bu Bilica’da utanmadan eser yok.
Sabahın köründe tv’de Bilica muhabbetleriyle güne başladım. Herkes Bilica’yı bir şeye benzetiyordu gelen maillerde. Aslında bu kadar niye üzerinde duruluyor onu da anlamış değilim. Bilica yaptığı bu hareket ile takımına belki de bir şampiyonluk kazandıracaktır belki de penaltı Bobo’nun beceriksizliğinden kaçmıştır. Ama ne olursa olsun Bilica, takımının kazanması adına yaptığı bu hareket kendisinden çok şeyi alıp götürmüştür.
Bu penaltı noktasını eşeleme hareketini yorumlamak aslında tamamen “futbolda kazanmak için girişilen her yol mübah mı?” sorusunun cevabı ile ilişkili doğrudan. Zamanında Arif o kadar maç kazandırmasına rağmen hakemi sürekli aldatma çabasında olduğundan hiç haz etmezdim Galatasaray’da olmasından. Ama çoğu arkadaşım “hakemin işi ne, görsün, tabi adam kazanmak için yapacak.” derdi. İşte bu görüş kazanmak için herşeyi mübah görenlerin görüşüdür. Benim gibiler yani kazanırsak adam gibi kazanalım görüşünde olanlar da bunun tam tersi istikametindedir.
Hangi görüşü savunmak daha akla mantığa yatkın; dediğim gibi mentaliteye göre değişir ama ben o pozisyonda ne yan hakemi ne orta hakemi ne dördüncü hakemi suçlarım. Pozisyonda Bilica eşelenip duruken kale arkasında ısınan Beşiktaşlı futbolcular tek suçludur burada. Ortalığı ilk önce onların inletmesi gerekirken yok yan hakem görmeli yok orta hakem görmeli ya da sahadaki Beşiktaşlılar nereye bakıyor türünden görüşlere katılmıyorum. Maç hakemlerin elinden kaymış gitmiş, Beşiktaşlıların kan beynine sıçramış, adrenalin çok üst seviyelerde bu durumda onların pozisyonu görmesine imkan yok. O an sahadaki hiç bir birey de bilinç denen olgu yoktu. Bilica’ydı tek akıllı. Yaptığını herkes gördü ama görmedi. Nasıl oluyor demeyin işte dün akşam oldu. Her zaman dediğim gibi bakmak ile görmek, işitmek ile dinlemek birbirinden tamamen farklı kavramlar.
Sonuç olarak dün akşam, futbolda kazanmak için her yolu mübah sayanların bir kazancı olarak görünse de ileriye dönük olarak bunun Bilica’ya zararları çok olacaktır. Mutlaka bir yerlerden çıkar. Artı son birşey daha, Fenerbahçe galibiyeti haketmiş ya da haketmemiş bilmem ama bildiğim birşey var ki bir takım 88 dakika öyle ya da böyle gol yemiyorsa veya bir takım 88 dakika boyunca öyle ya da böyle gol atamıyorsa atamayanda bir sorun, yemeyende de bir beceri vardır. Siz ister etik diyin, ister şans diyin…

Ahmet Çakar’dan Yeni Bir İnci!

Nisan 13, 2010, 10:25 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

“Erman Toroğlu ile Ahmet Çakar’ı karşılaştırmak Arda ile Messi’yi karşılaştırmak gibi birşey. Benim için duayen Doğan Babacan’dır. Onunla beni karşılaştırırsanız Messi ile C. Ronaldo oluruz…”

Erman Toroğlu ekranlardayken böyle bir yorumu yapamazdı ama artık herhalde “ben bu alemin kralıyım” moduna iyice geçmiş, nirvanaya ulaşmış ki Toroğlu’na ondan önce Pele’ye, Gerd Müller’e ona buna salladı durdu o topçu değil bu hakem değil diye. Kısacası yine şovunu yaptı. Tabi benim tek diyeceğim Arda kadar başlarına taş düşmesi.

Tiyatro

Nisan 9, 2010, 4:44 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Çok garip hatta acayiplik mertebesinde şeyler oluyor Türkiye’de. Öyle şeyler yaşıyor ki içinde bulunduğum camia sadece gülünür yaşananlara, yaşatılanlara. Allah’a emanet gidiyoruz, kervanları yolda düzüyoruz, her yanımız yama da yama, şerefli yalancılar sarmış etrafımızı. Ayrıntılı bir yazı gelecek 1-2 güne kadar, kirli çamaşırları bir dökelim, nerede hangi leke var, kim ne saçmış etrafa bir görelim ama değil mi? Susmayacağız bu sefer, bakalım kim hancı kim yolcu, kim öle kim kala. Müsadenizle çekiliyorum sahneden, zaten oynanan bir oyun var, kirlenmesin üzerim.

Keyfin Nasıl Hacı?

Nisan 7, 2010, 9:00 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Anlamadım gitti bu Adnan Polat’ın Adnan Sezgin aşkını!

Ayakta Kal!

Nisan 7, 2010, 6:28 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hiç bir zaman düşmeyeceksin. Devamlı ayakta kalacaksın. Kalacaksın ki arkanda senin yere kapaklanmanı bekleyen sırtlanlara umut vermeyeceksin. Düşersen ne mi olur? Spor yazarı görünümlü sırtlanların söylediklerini kaale alanların sayısı artar. Total futbol, kollektif oyun, oyuncu değil sistem söylemleri yerini istifa seslerine, kaosa, keşmekeşliğe bırakır. İstifayı geçtim üstüne bir haftada takımın başına 30 yeni t.d. getirilir. Üstüne takımın yarısı satılır pardon serbest bırakılır yerlerine sanki bedavaymış gibi yeni oyuncularla doldurulur.

İlginç bir yapıya bürünmeye başladık. Farkında mısınız her sezon gittikçe ezeli rakibimize benzemeye başlıyoruz. Yararlı transferler yerine isimli transferler yapıyor yönetim. Eskiden 11 içerisinde yerli oyuncularımız kalbini sahaya koyacak türden topçulardı ya da takımdaki ağabeyler tarafından o hale büründürülürdü yeni transferler. Yabancılar da onları tamamlıyorlardı. Artık Arda da dahil hiçbir yerli oyuncudan beklenti kalmadı. Yabancılardan ise takım sevgisi olgusuna inanmalarını beklemedim hiçbir zaman. En profesyoneli bile takım biraz kötü gidince hemen bavulunu toplamaya, huzursuzlanmaya başlar. Aslında sezon başında mutlu olmayan bir taraftar olmuş mudur teknik direktör ve oyuncu transferlerinden sonra? Bana göre hayır. En azından beklnetim, bu kadar aciz bir takım seyretmek değildi. Sakatlıklar takımın tabi ki belini büktü, sallanmasına neden oldu ama teknik direktör ya da yöneticinin hası burada ortaya çıkar. Bizim saha içinde Hasan Şaş, Hagi gibi psikopat, Suat, Emre, Okan, Tugay gibi çalışkan, terinin son damlasına kadar sahada koşan, effektif adamlara ihtiyacımız var ki zaten bunu bilmeyen de yok. Ama en önemlisi bizim bize benzemeyecek bir teknik direktöre ihtiyacımız var.

Yaşadığını Hissetmek Yeniden

Nisan 2, 2010, 6:35 am | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum
Saat çalmadan uyanmak sabahları,
Kaçta yatarsan yat dinlenmiş olarak kalkabilmek,
Dimdik durabilmek her dakika,
Annem, babam diyebilmek yeniden doya doya,
Sarılabilmek dostuna hiç olmayan kardeşinmiş gibi,
Gülen gözlerde yansıdığını bilmek, 
Set kurmamak artık hayata, 
Sana uzanan eller olduğunu görmek,
Olduğun yere şükretmek huzur dolu bir kalple,
Mutluluk gözyaşlarını tatmak tam da tadını unutmuşken,
Erkek olduğunu yıllar sonra,
Yaşadığını hissetmek yeniden…

Ne zaman Fener’i Yeneriz?

Mart 28, 2010, 10:15 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Derbi maça yaklaşırken ortalık gerilir. Gerginlik bize yaramadı deriz, yeniliriz.
Koskoca UEFA Kupası’nı almaya giderken şansımız tutmaz, zaten o şans bize hiç gelmez nasıl oluyorsa deriz, yeniliriz.
Ortalık durulur, güllük gülistanlık olur, oyuncular mental olarak sadece maça konsantre olacaklar, bu iyi oldu deriz ama o da yaramaz, yeniliriz.
Maçta bir oyuncumuz olmadık bir hata yapar, onu günah keçisi ilan ederiz, sonuç, yeniliriz.
Maç başlamadan önce ısınma esnasında rakip oyuncular bizim oyuncuların asabını bozar, ondan bizim topçular sinirlendi, kafalarını futbola veremedi deriz, yeniliriz.
Rakibin tek atımlık barutu kalır, bu sefer kesin alırız deriz, yeniliriz.
Kimsenin reddedemeyeceği bir teknik direktör takımın başına geçer, ligi sürklase ederiz deriz, yeniliriz.
Takımdaki oyuncuları FM’de bir araya getirmek bile mümkün değil deriz, ama yeniliriz.
Acaba biz ne zaman bu Fener’i rahat rahat yeneriz? (Rüyanızda, PES’te esprileri yapıldı :D)
Bunca yıldır ne ediyorlarsa nasıl yapıyorlarsa alıyorlar derbi maçlarını. Tebrik etmek lazım.

>Marsel İlhan Gonzalez’i Bekliyor

Ocak 19, 2010, 1:53 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Param olsa vereceğim iki adamdan biri. Diğeri de Derya Büyükuncu. Yazık ediyoruz takım sporu yapmayan çocuklarımıza. Şilili Fernando Gonzalez ile oynayacak ikinci turda. eğer turu geçerse karşısına Thomas Berdych gelecek ki eski formunda değil Çek raket. Haydi Marsel bileğine kuvvet, dualarımız seninle.

>Futbol Uğruna Biten Hayatlar

Ocak 8, 2010, 6:00 pm | Fenerbahçe, Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bünyamin, Serhat (solda), Muhammet (sağda) ve Soner kardeşlerimiz Trabzonspor – Fenerbahçe maçından sonra evlerine dönerken hayatlarını trafik kazasında kaybeden futbolsever kardeşlerimiz. Hayattan kopuk olduğumuz dönemlerde sağolsun Gaziantep’ten Faruk Köse Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz postunda adı geçen pankart açmış grupla alakalı da olan bir mail atmış bize ve o grup tarafından verilen tepkinin sebebini anlatmış. Hayatını kaybeden gençlerin cenazelerine katılan ne Fenerbahçeli ne de Trabzonsporlu bir yönetici olmadığını söylüyor kendisi. Takımlarını desteklemek uğruna başka illerden kalkıp maça gelen ve dönüş yolunda vefat eden gençlerin anısına saygı gösterilmediğini anlatıyor.

Bizler de gecikmiş olsa da bugün rahmetle anıyoruz futbol sevgisi yolunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi. Köse’nin sözüne itibar ediyoruz ve ayıplıyor, kınıyoruz her iki takım yöneticilerini de. Mekanınız cennet olsun futbol şehitleri.

>Kıçım Ağrıdı

Kasım 3, 2009, 7:45 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>


Post-Grizzlies game Iverson said “I had no problems (with the hamstring), i had a problem with my butt from sitting on the bench so long.”


Grizzlies maçı sonrası Allen Iverson’ın yorumu: “Kasığımda hiç bir sorun yok ama yedekte oturmaktan kıçım acıdı…”

>Orlando Magic – Philadelphia 76ers

Ekim 29, 2009, 10:45 am | NBA, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>İlk maç ilk galibiyet hem de beklenin aksine hiç mi hiç zorlanmadan. Daha 2. çeyrekte koptu maç. SVG’nin geçen sene oturttuğu bir alışkanlıkla ilk devrede koparmaya çalıştı Magic maçı ve son derece başarılı oldu. SVG son 2 hazırlık maçında verdiği sinyallerle kısa beş oynatacağını göstermişti. Bass’in sertliğini Howard kenardayken kullanmak düşüncesini hayata geçirdi Van Gundy ve Ryan Anderson’lı bir beş kullandı. Kısa forvet pozisyonunda ise Pietrus beklediğimiz gibi sahaya çıkan isim oldu. Bu maçta artık net bir şekilde ortaya çıktı ki Magic bu sene de şuta dayalı bir takım olacak ve geçen sene Hidayet’in üstlendiği takımı sırtlama işini Carter gerçekleştirecek. Kullanılan şutlardan üçte birinden fazlası yine 3 sayılık oldu. Özellikle Anderson Lewis’in yokluğunda nokta şutör olarak kullanacak üçlükleri. Daha ilk maçta 7’de 4 atması çok önemli bir başlangıç oldu. Vücut ve genişlik olarak tam bir 4 numara değil Anderson ama 3 numara da değil, tabiri caizse 3,5 numara, yani geçen seneki Lewis 10 maçlığına Anderson. İlk maç itibariyle çok iyi hücum edilse, Nelson ve Carter doğru şutlar seçip topu paylaşsa ve Howard’a yeterince top inse de takım savunmasında halen bazı eksikler var. Özellikle J-Will sahadayken oyun kurucular adeta fink atıyor yarı sahamızda. Yine de fazla abartmayalım, sonuçta çok güzel bir sezon başlangıcı ve güven kazancı oldu bu maç.

Bir de buradan Sevgili Mehmet İstanbullu’ya sevgilerimi gönderiyor, geçmiş olsun diyorum. Anladı o 🙂

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/magic/2009/10/28/0020900006_phi_orl_recap.nba

>Silsek mi Devam mı Etsek-Haftasonu?

Ağustos 15, 2009, 2:11 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Dün fena halde çuvalladık. Moralim fena bozuldu artık yapmayacağım dedim ama bir blogda beercholic’in konuyla ilgili bir yorumunu gördüm ve okuduktan sonra tekrar maç seçip salataya koymaya karar verdim. Hadi rastgele herkese.

>Dedenin Vakti Doldu!

Mayıs 15, 2009, 12:18 am | Fenerbahçe, Futbol, TSL, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Kendisiyle anlaşıldığı gün söylemiştik hayra alamet değil diye. Ya takımda revizyon yapsın diye getirilmişti ya da bu yaştan sonra aldığı astronomik teklife dayanamamıştı. Başaramasa bile tazminatı kallaviydi. Biraz da Türkiye, İstanbul, boğaz havası alsa günah mıydı?

Yazık oldu Fenerbahçe’ye, yazık oldu taraftara, yazık oldu futbolculara, yazık oldu Zico’ya ve yazık ki ne yazık koca bir sezon kaybolan seyir zevkimize! Ah bir Fenerbahçe vardı ki korktuğumuz, ah bir Fenerbahçe vardı ki Türkiye’de futbol oynanıyor dedirten.

Hepimize yazık oldu, Dede bayağıdır bekliyordu zaten, vakti doldu.

>Alonzo Mourning

Mart 31, 2009, 3:15 am | Miami Heat, NBA, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu geceki Miami – Orlando maçında her şeyden önce bir yıldızın kayışına şahit olduk. 15 senelik profesyonel basketbolculuk kariyerinin 11’ini Heat’te geçiren, 2 defa böbrek nakli olan ama basketbolu diz sakatlığı nedeniyle bırakmak zorunda kalan Alonzo Mourning resmen emekli oldu ve forması da Heat tarafından emekli edildi. 33 Numaralı forma artık American Airlines Arena’nın tavanında asılı…
Adına düzenlenen törende Florida Valisi, Georgetown Üniversitesinden koçu John Thompson, Patrick Ewing, Udonis Haslem, Pat Riley söz aldı. Riley Mourning’in kurduğu fona bir de Heat adına 50.000 $’lık bağışta bulunarak eski oyuncusunu onore etti. O koca adamı ağlarken, sanki en sevdiğini kaybetmişçesine yaşlanan gözlerini silerken görmek herhalde ancak gerçekten severek ve aşıkçasına spor yapmış olanların anlayabileceği bir şey. Gerçek basketbolseverler için Mourning bir azim ve istikrar abidesidir. Haslem’in söylediği gibi antrenmanda en çok çalışan ve en geçe kalan adam salondan çıkarken arkasını dönüp baktığında Zo’nun hala çalıştığını görürdü. O basketbolseverler için kuşkusuz bir efsaneydi. İnanılmaz bir profesyonel, harika bir halk insanı. Zo artık emekli, bizlerse onu seyredip, azmini, sporculuğunu görmüş olanlar, çok şanslıyız.

Cleveland’da Play-off Provası

Mart 18, 2009, 11:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Çok güzel bir maç oldu, tam play-off havasındaydı hem oyuncular hem hakemler. Son saniyeye kadar kopmayan bir maç, hatalı hakem kararları, göz alıcı performanslar ve hayal kırıklıkları. Yaşanan heyecan ve alınan zevk play-offlar için tüm NBA severlere umut verdi. 1:24 kala 93-92 öne geçen Magic’i önce James’in uzak üçlüğü sonra Howard’a 1 saniyede çalınan 3 saniye kaarı yaktı. 43 sayı atan James son noktayı serbest atışlarla koyarken Lewis hariç Magic takımının performansı şahaneydi. Hep takım olmaktan bahsettik, dün gece Magic tam bir takım gibiydi. Alston gerektiğinde sayı yükünü kaldırabileceğini de gösterirken Lee hiç çaylak gibi oynamadı. Howard üzerindeki baskıyı dışarı dağıttığı toplarla aşmaya çalışırken, Pietrus isteneni yaptı yine bençten gelip. Tek sorun Lewis’deydi, takım sahaya çıkarken o evde kalmış gibiydi, son bir kaç maçta öylesine kötü şut atıyor ki sanki yerinde dublörü oynuyor (Son 4 maçta 26’da 3 üçlük isabeti biraz fikir verir herhalde). Dün geceki maç Cleveland’ın 30-1’lik iç saha galibiyet oranını yakalarken biraz da olsa destek aldığının açık ispatıydı ama en önemlisi James’in o şutu sokamadığı maçların kaybedileceğinin ve her kimle oynarlarsa oynasınlar, rakipleri disiplinli mücadele ettikçe çok zorlanacaklarının göstergesiydi. Dün gece Nisan-Haziran arasına bir prova yaptık, çok ama çok zevk aldık.

Bülent’in Galatasaray’a Kattığı

Mart 7, 2009, 1:13 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

GS’de Konuşacak Laf Çok-FB’de Konuşacak Mecal Yok

Şubat 12, 2009, 10:33 pm | Fenerbahçe, Galatasaray, MHK, ozhano, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bugün işten eve gelip tv kanalları arasında zap yaparken GS TV’de Adnan Sezgin-Haldun Üstünel ikilisinin yaptığı basın toplantısına rastladım. Hatırlarsanız bundan bir süre önce Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in yaptığına benzer bir basın toplantısı konsepti hazırlanmış. Adnan Sezgin ve ekürisi ile basın mensupları karşı karşıya,LCD TV de yanlarında toplantıya başladılar. Yine hatırlarsınız ki, Yıldırım Demirören toplantıda yaklaşık yontma taş devrinden günümüze Beşiktaş aleyhine yapılan hakem hatalarını Ahmet Çakar ya da Erman Toroğlu edasıyla irdelerken GS’deki ekürimizin derdi Oğuz Sarvan’ın bir gün önce GS’nin basın bildirisine karşı yaptığı monoloğu irdelelemekti. Toplantı başladı ve Oğuz Sarvan’ın neredeyse her cümlesi cevaplandırıldı. Açıkçası yaptıkları yorumlardan bazıları benim de Sarvan’ın açıklamalarından sonra düşündüklerimdi. Ancak ne gerek var. Yapılan hatalara tepki olarak gerekli açıklama tüm kamuoyuna duyurulmuş ve gerekli yerlere GS’nin gücü gösterilmiş. Bunun ardından GS’nin yapacağı her açıklama ya da uygulama haklı iken (şayet haklılarsa) haksız yere düşürebilir bu kulübü. Zaten Oğuz Sarvan’ın sözlerinden “Ben bu işi ancak bu kadar yapabiliyorum. Hakemlerin gelişmesine yönelik hiçbir uygulamam yok.” sonucunu tüm izleyenler çıkarmış. Bunun daha üzerine gitmeye ne gerek var. Dediğim gibi yönetim bu durumu uzattıkça GS diğer takımlara antipatik gelmeye ve işler sarpa sarmaya başlayacaktır. Önümüzde buna benzer bir FB örneği var zaten. Önceki sezonlarda hep kavga hep tartışma içinde oldular hem TFF hem de MHK ile. Ellerine ne geçti? Koskoca bir hiç. Peki sonuçta ne duruma düştüler? Türkiye’deki en antipatik kulüp. Belki de şu an, yapılan bariz hakem hatalarına karşı suskun kalmalarının sebebi bu.
Diğer taraftan MHK Başkanı Oğuz Sarvan’ın basın toplantısı yapmasına hiç bir anlam veremedim. Zaten konuyla ilgili TFF bir bildiri yayınlamış. MHK, TFF’den ayrı bir kurum mu ki ayriyeten açıklama yapma gereği duydu? Ne gerek var tekrardan bir basın toplantısı yapmaya? Amacı neydi, hala daha çözebilmiş değilim. Ama Sarvan’ın toplantıdaki konuşmasının tam metnini okuyunca adama gerçekten acıdım. “Yapamıyorum,edemiyorum,elimdekiler bu, arkadan gelen hakemlerin hiçbiri bir işe yaramıyor, kimseye yaranamıyorum, ben bin kere dedim günahınızı dağıtır gibi kart dağıtmayın diye ama kartların yazıldığı defterin kağıtlarını yetiremiyoruz, ben ne yapayım daha”. Utanmasa ağlayacak, “hata yapan hakemin sahaya girip kulağını mı çekeyim”veya “girip ben mi yöneteyim maçları” diyecek. Zaten yaptığı açıklamadan sonra klasman hakemlerinin Oğuz Sarvan’a azıcık güveni varsa o da bitmiştir herhalde. Resmen kendini kurtarmak için maç verilmeyen ya da nadir verilen hakem grubunu ateşe attı. Özür falan dilemedi ama şekil olarak özrü kabahatinden beter lafı cuk oturdu konuşmasından sonra.Valla Oğuz Sarvan iyi hakem eğitmeni midir bilmem ama emin olduğum bir şey var ki eğer GS’ye 90. dakikada golü atan Mehmet Eren Boyraz’ı yakalarsa çok fena yapacak kanımca.
Bir söz de Fenerbahçe ve onun vefakar taraftarına. Haluk Ulusoy döneminde yapılan her hakem hatasından sonra ne olursa olsun hem taraftar hem yönetim cümbür cemaat Ulusoy’a giydiyordu. Ama şimdi yönetimin sesi hiç çıkmıyor. Hem de o zamanlardakine göre çok daha bariz hatalar varken. Taraftar ise cılız tepkiler koyuyor. O tepkiler de yine hataları yapan hakemlerin Ulusoy’un tetikçisi oldukları yönünde. Yani onlar da bu durumla ilgili tepkilerini ancak Haluk Ulusoy üzerinden yapabiliyorlar. Bazılarınız takımda ne var, ne oynuyor ki, hakem hatası olsa ne olacak diyebilir. Ama bir gözünüzün önünde canlandırın. TFF Başkanı Haluk Ulusoy, FB’nin berbat oynadığı bir maç ve iki bariz hakem hatası ile iki gol yemiş takım. Ne olurdu sizce? Takımın performansı mı yoksa hakemin hataları mı konuşulurdu? Ya da susulur muydu acaba?

Son olarak da hem Arda Turan hem de Aziz Yıldırım’ın özel hayatları ile ilgili saçma haberler yayınlara bir sözüm var;
UTANMALISINIZ!

Johnson’dan Nostaljik Performans ve Son Gelişmeler

Şubat 5, 2009, 11:08 am | LA Clippers, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Anthony Johnson kariyerinin hiç bir sezonunda çift haneli sayı ortalaması tuturamamış, 5 asist ortalamasını yakalayamamış bir oyunkurucudur. Oynadığı takımlarda, ki 7 ayrı takımda 11 ayrı trasfer yapmıştır, hep tamamlayıcı oyuncu, 4.5 opsiyon alrak bulunmuştur. Ama ne zamanki o takımların ağa baaları sakatlanmışsa hep sorumluluk almış ve şutör performansıyla 20 üzeri sayılara imza atmış, takımın yıldızı geri dönünce sesini çıkarmadan işini yapmaya devam etmiştir. Bu sezon da onun için farklı geçmiyor. NElson sakatken ilk beşte, o varken Nelson’ı dinlendirmek için sahada. Dün akşam yine o frsatı yakaladı ve uzunca bir dönem başlayacağı ilk beşteki bu sezonun en iyi şut performansını yakaladı. %75’le 6 üçlük isabeti bulurken maçı 25 sayı ile bitirmesi sevindiriciydi. Kendine güvenini iyice oturtacak bir şut performansıydı. Ancak açıkça söylemek gerekirse bir oyun kurucu gibi değil, şutör gard gibiydi sahada. Oyun kurma işini yapanlarsa dönüşümlü olarak Hidayet, Lee ve Redick oldular. Nelson’ı hep eleştirdiğimiz nokta olan pas dağıtmama noktasında Johnson Nelson’dan da gerideydi. Bugün belki Clippers gibi bir rakibe karşı farklı bir galibiyet alınmış olabilir Magic ama mutlak suretle bir oyun kurucuya ihtiyaç var. Johnson pas vermeyi düşünür ve topu paylaşırsa sıkıntı hafifler ama, Smith’in açıklamaları bir takas ya da serbest oyuncu imzasını işaret etmekte.

Lewis’in pek de iyi olmadığı, Howard’ın fazla kasmadığı, Hidayet’in iyi oynadığı maçın ayrıntılarına fazla girmeden oyun kurucu noktasındaki gelişmelerden biraz bahsetmek gerek. Şu an için takas olması durumunda Oklahoma’dan Earl Watson, Portland’dan Hidayet’li bir pakete karşılık Frye ve Rodriguez ya da Blake’in adı geçiyor. Sezon başında basketbolu bırakan J-Will’in yeniden baskete döndürülmesi ya da Maccabi’ye giden Arroyo’nun bonservisi ödenerek sezon sonuna kadar getirilmesi gündemde. Şahsi kanaatim ufak çaplı bir takas ve takımın nüvesine dokunmadan Earl Watson’ın alınması ama bakalım şartlar neler gösterecek.

İbrahim Üzülmez Denen Adam (!)

Aralık 6, 2008, 9:29 pm | Beşiktaş, Futbol, TSL, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bu Üzülmez futbolcusuyla biz futboldan anlamıyoruz, bu Üzülmez adamsa biz adam değiliz! Bu kaçıncı be arkadaş! Kampta arkadaşını döv, maçta rakibini döv! Gel bizi de döv! Demirören’in başkanlığına gıpta etmemek imkansız, bravo Demirören durmak yok yola devam! Yazık şu taraftara!

Gecenin Falan Filanları

Eylül 6, 2008, 10:23 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Dünya çapında spor gecesiydi bu gece. Bu gecenin gözüme takılanlarını paylaşmak istedim. Tamamen subjektif değerlendirmelerdir 😀

* Gecenin Çarpılanları: Fransızlar (Hem Basketçileri hem Futbolcuları dağıldı)
* Gecenin En büyük Malı: Raymond Domenech (Avusturya maçındaki başarısı dolayısıyla)
* Gecenin 2. En Büyük Malı: Carlos Tevez (Takımı mağlupken 1. devrede atılması dolayısıyla)
* Gecenin Umduğunu değil Bulduğunu Yiyeni: İskoçya (Makedonya’da papara yediler)
* Gecenin Beyefendi Takımı: İngiltere (Andorra’ya sadece 2 gol attılar)
* Gecenin Ayıp Edeni: Almanya (O kadar da gol atılmaz kardeşim ayıptır)
* Gecenin En Zevkli Maçı: Norveç – İzlanda (2-2)
* Gecenin Kalecisi: Azeri Kamuran (Şu adamı bizim lige alsak ya daha 86’lı)
* Gecenin Kefeni Yırtanı: Galler (83’te geçebildiler ancak Azerileri)
* Gecenin Şoka Gireni, Kafayı Yiyeni: Romanya (Litvanya’ya accayip çarpıldılar)

Para Çok Verecek Adam Yok

Temmuz 12, 2008, 5:37 pm | LA Clippers, NBA, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Brand’i Sixers’a, Maggette’yi de Warriors’a kaptıran LA Clippers’ın şu an kontratlı sadece 7 oyuncusu bulunmakta. Bu 6 oyuncunun toplam maliyeti yaklaşık 39 milyon ve bu bedel NBA bütçe sınırının yaklaşık 20 milyon $ altında. Ancak Clippers bu 20 milyonu verecek oyuncu bulamıyor adeta. Bir ara Knicks’ten Randolph’u almaya sulanmışlar ancak takas edecek malzeme olmadığı için başarılı olamamışlar. Şimdi gündemde Emeka Okafor, Josh Smith, Josh Childress gibi isimler var ama piyasada adeta bu oyunculardan başka önemli bir isim kalmamış gibi. Bu sezon ciddi sıkıntı yaşayacaklar hem kadro kurmakta hem de lige tutunmakta.

>Euro 2008 Uyduda Yok!

Haziran 6, 2008, 7:55 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Avrupa Şampiyonası’nın şifresiz yayın hakkı Atv’de ve sadece yurt içine yayın yapma yetkisi olduğu için uydu üzerinden maç saatlerinde yayın yapamayacaklar. Sadece kablolu tv ve karasal yayından maçlar takip edilebilecek. Tabi LigTv’si olanların bir sıkıntısı olmayacak.

Sadece uydu yayınından faydalanan futbol ve milli takım sevdalıları hemen yarın önlemini almazsa şeker, tansiyon problemleri yaşayabilirler.

Eskiye döndük yine…

Euro 2008 Uyduda Yok!

Haziran 6, 2008, 7:55 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Avrupa Şampiyonası’nın şifresiz yayın hakkı Atv’de ve sadece yurt içine yayın yapma yetkisi olduğu için uydu üzerinden maç saatlerinde yayın yapamayacaklar. Sadece kablolu tv ve karasal yayından maçlar takip edilebilecek. Tabi LigTv’si olanların bir sıkıntısı olmayacak.

Sadece uydu yayınından faydalanan futbol ve milli takım sevdalıları hemen yarın önlemini almazsa şeker, tansiyon problemleri yaşayabilirler.

Eskiye döndük yine…

Hayrını Gör(ün)

Mayıs 31, 2008, 3:08 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Şöyle Galatasaraylıydı, böyle Cim Bomluydu falan filan. Adam profesyonel topçu. Profesyonel olunmaz doğulur. Herkes Hakan Şükür değil ki Fener 5 verirken 2’ye GS’da kalsın.

Hiç bir zaman çok da sevemediğim ama yeteneklerini takdir ettiğim bir topçu Emre. Hatta ileri gideyim Sergen’in biraz daha kafayı kullananı ama çok da değil, orta şekerli kahve kıvamında, telvesi bol. Önü açık olsun, Allah sakatlık göstermesin, 3,5 milyon Euro doğruysa onu da afiyetle yesin. Yıldız seviyesindeki Türk topçulardan esaslı hayır duası alacağı kesin, piyasayı yukarı çekti bir hayli.

Hem parasının, hem yeni formasının hayrını görsün, alanlar da onun.

>Start Verildi ve Koşu Başladı!

Mayıs 29, 2008, 5:46 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>İlk Gün…
Bugün uzun zamandır aklımda olan ilk gün…

Yarın Kürek Büyükler Türkiye Şampiyonası’ndayım, Sapanca Gölü’nün tam ortasında…
Akşama burada…

Yaşadıklarım, düşündüklerim, ağzıma kadar gelip de söylenecek adam bulunamamış her söz artık burada…

Teşekkürler Aceto, ama en başta beni Aceto’yla tanıştıran Mehmet Demirkol’a binlercesi. Hiç tanımadığım, sesini, yüzünü bilmediğim bir dost daha kazandırdı bana…

Start Verildi ve Koşu Başladı!

Start Verildi ve Koşu Başladı!

Mayıs 29, 2008, 5:46 pm | Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

İlk Gün…
Bugün uzun zamandır aklımda olan ilk gün…

Yarın Kürek Büyükler Türkiye Şampiyonası’ndayım, Sapanca Gölü’nün tam ortasında…
Akşama burada…

Yaşadıklarım, düşündüklerim, ağzıma kadar gelip de söylenecek adam bulunamamış her söz artık burada…

Teşekkürler Aceto, ama en başta beni Aceto’yla tanıştıran Mehmet Demirkol’a binlercesi. Hiç tanımadığım, sesini, yüzünü bilmediğim bir dost daha kazandırdı bana…

Start Verildi ve Koşu Başladı!

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.