>Hele Şükür!-Toraman Nerede?

Mayıs 31, 2009, 1:37 pm | Futbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> A Milli Takım’ın Azerbaycan ve Fransa maçlarının aday kadrosu ile programı açıklanmış.
Aday kadroya şampiyon Beşiktaş’tan üç futbolcu davet eden Fatih Terim, Rüştü’nün yerine geçtiğimiz günlerde takımı Standard Liege’i şampiyonluğa taşıyan kaleci Sinan Bolat’ı da sürpriz bir şekilde! kadroya çağırmış. A Milli Takım kadrosuna şu futbolcular davet edilmiş:

KALECİLER
1- SİNAN BOLAT (Standart Liege)
2- UFUK CEYLAN (Manisaspor)
3- VOLKAN DEMİREL (Fenerbahçe)

SAVUNMA OYUNCULARI

4- GÖKHAN GÖNÜL (Fenerbahçe)
5- SABRİ SARIOĞLU (Galatasaray)
6- CEYHUN GÜLSELAM (Trabzonspor)
7- EREN GÜNGÖR (Kayserispor)
8- BEKİR İRTEGÜN (Gaziantepspor)
9- İBRAHİM KAŞ (Getafe)
10- GÖKHAN ZAN (Beşiktaş)
11- HAKAN BALTA (Galatasaray)
12- İBRAHİM ÜZÜLMEZ (Beşiktaş)
ORTA SAHA OYUNCULARI
13- KAZIM KAZIM (Fenerbahçe)
14- TUNCAY ŞANLI (Middlesbrough)
15- EMRE BELÖZOĞLU (Fenerbahçe)
16- NURİ ŞAHİN (B.Dortmund)
17- YUSUF ŞİMŞEK (Beşiktaş)
18- MEHMET TOPAL (Galatasaray)
19- CANER ERKİN (CSKA Moskova)
20- ARDA TURAN (Galatasaray)

HÜCUM OYUNCULARI

21- HALİL ALTINTOP (Schalke)
22- MEVLUT ERDİNÇ (Sochaux)
23- NİHAT KAHVECİ (Villarreal)
24- SEMİH ŞENTÜRK (Fenerbahçe)
25- SERCAN YILDIRIM (Bursaspor)

Fatih Terim en sonunda çağırmış Sinan’ı. Valla sanki menajeriymişim gibi sevindim. Sanki benim yazılarım sayesinde Fatih Terim’in aklına gelmiş gibi oldu Sinan’ın kadroya davet edilmesi. Tabi işin esprisi bu ama yine de bas bas çağırın diye bağırdığım bir oyuncuyla ilgili isteğimin olması beni çok mutlu etti. Kalecilik yeteneklerinden kesinlikle kuşkum yok, biraz da şans yanında olursa bundan sonra Milli takım kalesine tek adayımdır. Hadi bakalım hayırlısı.

Diğer taraftan Terim’in İbrahim Toraman ile derdi nedir anlamadım. Bekir, Ceyhun, Gökhan Zan bu takımın aday kadrosunda varken Toraman’ın hayli hayli olması gerektiği düşüncesindeyim. Ama Fatih Terim de bindiği dalı kesecek değil. Muhakkak bir numarası oldu ki Toraman’ın, bir sildi pir sildi bu takımdan. Peki neden? Toraman, “Benim vicdanım rahat, acaba başkalarınınki rahat mı? Eğer konuşursam söyleyecek çok şey var.” diyerek Terim’e mesaj gönderiyor. Fatih Terim’in yaklaşık iki yıldır Ay Yıldızlı formadan uzak kalan Toraman’ı Bosna maçında sildiği söyleniyor. Fatih Terim’in amacı, Almanya’da düzenlenen 2006 Dünya Kupası’na gidemeyen Türkiye’de, yeni bir takımın temellerini atmak için Avrupa’da hem kamp yaptırmak, hem de birçok ülke ile hazırlık maçı oynatmak. O zamanlar Terim’in kafasındaki yeni ekibin savunmasında İbrahim Toraman ilk sırada yer alıyor. Ancak Belçika ile oynanan hazırlık maçının ilk yarısında Terim ile Toraman arasında yaşanan gerginlik, Toraman’ı Ay-Yıldızlı formadan bu güne kadar koparıyor. Mücadelenin ilk 45 dakikasında çok büyük bir hata yapan İbrahim Toraman, devre arasında Terim’e giderek, “Hocam moralim çok bozuk. Oyundan çıkmak istiyorum.” der. Toraman’ın bu isteğine Fatih Terim sert bir şekilde karşılık verince genç futbolcu arkadaşlarının yanında zor durumda kalır. Bu maçtan sonra da tecrübeli ismi Milli Takım’a çağıran Terim, buna rağmen Toraman’a ilk 11 yolunu kapattı. Hatta bazı maçlarda tecrübeli teknik adam, Toraman’ı kenarda ısınmaya gönderdi; ancak bir türlü sahaya sürmedi. Terim ile İbrahim arasındaki bu psikolojik savaş, ikilinin arasının iyice açılmasına sebep oldu. 19 isim arasında 18 kişilik kadroya alınmadı. Fatih Terim’le İbrahim Toraman’ın arasındaki son tartışma ise, Bosna Hersek ile oynanan ve 3-2 kaybettiğimiz Euro 2008 Grup Eleme maçından önce yaşandı. Kafilede bulunan İbrahim, karşılaşmanın oynanacağı stada geldi. Bütün oyuncular gibi İbrahim de Fatih Terim’in 18 kişilik maç kadrosunu açıklamasını bekliyordAncak 19 oyuncusu bulunan Fatih Terim’in yazdığı listede adını göremeyen İbrahim Toraman şoke oldu. Terim’in bu kararına itiraz etmekte gecikmeyen başarılı savunma oyuncusu, “Hocam, madem beni 18 kişilik maç kadrosuna almayacaktın, neden buraya getirdin? Diğer futbolcular gibi ben de tatil yapardım.” diye söylenmiş. Toraman, bu sözlerinin ardından soyunma odasını terk etti. Soyunma odasından öfkeli bir şekilde çıkan İbrahim Toraman’ı teskin etmek ise Milli Takım çalışanlarına düşmüş. Hemen otele dönmek isteyen İbrahim’e bu kez parasızlık engel oldu. Çünkü stada eşofmanlarıyla gelen genç oyuncu, bütün parasını otelde bırakmış. Toraman, bu yüzden tanıdıklarından borç istedi. Ancak onu çok seven Milli Takım çalışanları daha büyük bir hata yapmaması için, “İbrahim sıcağı sıcağına karar verme. Sonra çok üzülürsün. Biraz sakinleş. Sonra daha akıllıca bir karar verirsin. Sakın stattan ayrılma.” sözleriyle genç oyuncuyu statta maçı izlemeye ikna etti. Futbolcusundan gelen bu aşırı tepkiye şaşıran Terim, İbrahim’e daha sonra Milli Takım kapılarını bir daha açmıyor.

Bu benim bildiğim. Gerçek midir değil midir bilmiyorum ama bayağı sağlam kaynaklardan duymuştum bu olayları. Neyse Türk Milli Takımı kaprislerin, ikili çekişmelerin, kavgaların, sürtüşmelerin olduğu bir yer olmamalıdır. Bunu kim yapıyorsa yanlış ondadır. Kimse burnundan kıl aldırmıyor bu konuda anlayacağınız.

Bir yanda milli takımlar teknik direktörüne bazı düzensiz açıklamalarda bulunan İbrahim Toraman, öbür tarafta gururunu kibirini tükürdüğünü yalamamasıyla ünlü Fatih Terim. bir yanda da türk milli takımı. Bundan ne kadar önce bilmiyorum, Ayhan Akman tıpkı Toraman gibi, bir takım açıklamalarda bulunmuş ve direkt olarak milli takıma çağırılmıştı. O gün bugündür performansını da yükseltmesiyle milli takıma çağırılıp, elinden gelenin en iyisini yapıyor. Babalığıyla ünlü fatih hocanın Ayhanı kazanması mükemmel bir davranış. Aynı hassasiyeti inadım inat İbrahim Toraman da gösteremiyor maalesef. Toraman’ın performansının üstte yazan 4 stoperden çok daha iyi olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Kaldı ki sen sıradan bir takım değil milli takımın patronusun. Her futbolcu milli takımda oynayamaz bunu hepimiz biliyoruz ama hakeden de oynamazsa, daha doğrusu oynatılmazsa, iş farklı boyutlara kayıyor.

Hele Şükür!-Toraman Nerede?

Mayıs 31, 2009, 1:37 pm | Futbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

A Milli Takım’ın Azerbaycan ve Fransa maçlarının aday kadrosu ile programı açıklanmış.
Aday kadroya şampiyon Beşiktaş’tan üç futbolcu davet eden Fatih Terim, Rüştü’nün yerine geçtiğimiz günlerde takımı Standard Liege’i şampiyonluğa taşıyan kaleci Sinan Bolat’ı da sürpriz bir şekilde! kadroya çağırmış. A Milli Takım kadrosuna şu futbolcular davet edilmiş:

KALECİLER
1- SİNAN BOLAT (Standart Liege)
2- UFUK CEYLAN (Manisaspor)
3- VOLKAN DEMİREL (Fenerbahçe)

SAVUNMA OYUNCULARI

4- GÖKHAN GÖNÜL (Fenerbahçe)
5- SABRİ SARIOĞLU (Galatasaray)
6- CEYHUN GÜLSELAM (Trabzonspor)
7- EREN GÜNGÖR (Kayserispor)
8- BEKİR İRTEGÜN (Gaziantepspor)
9- İBRAHİM KAŞ (Getafe)
10- GÖKHAN ZAN (Beşiktaş)
11- HAKAN BALTA (Galatasaray)
12- İBRAHİM ÜZÜLMEZ (Beşiktaş)
ORTA SAHA OYUNCULARI
13- KAZIM KAZIM (Fenerbahçe)
14- TUNCAY ŞANLI (Middlesbrough)
15- EMRE BELÖZOĞLU (Fenerbahçe)
16- NURİ ŞAHİN (B.Dortmund)
17- YUSUF ŞİMŞEK (Beşiktaş)
18- MEHMET TOPAL (Galatasaray)
19- CANER ERKİN (CSKA Moskova)
20- ARDA TURAN (Galatasaray)

HÜCUM OYUNCULARI

21- HALİL ALTINTOP (Schalke)
22- MEVLUT ERDİNÇ (Sochaux)
23- NİHAT KAHVECİ (Villarreal)
24- SEMİH ŞENTÜRK (Fenerbahçe)
25- SERCAN YILDIRIM (Bursaspor)

Fatih Terim en sonunda çağırmış Sinan’ı. Valla sanki menajeriymişim gibi sevindim. Sanki benim yazılarım sayesinde Fatih Terim’in aklına gelmiş gibi oldu Sinan’ın kadroya davet edilmesi. Tabi işin esprisi bu ama yine de bas bas çağırın diye bağırdığım bir oyuncuyla ilgili isteğimin olması beni çok mutlu etti. Kalecilik yeteneklerinden kesinlikle kuşkum yok, biraz da şans yanında olursa bundan sonra Milli takım kalesine tek adayımdır. Hadi bakalım hayırlısı.

Diğer taraftan Terim’in İbrahim Toraman ile derdi nedir anlamadım. Bekir, Ceyhun, Gökhan Zan bu takımın aday kadrosunda varken Toraman’ın hayli hayli olması gerektiği düşüncesindeyim. Ama Fatih Terim de bindiği dalı kesecek değil. Muhakkak bir numarası oldu ki Toraman’ın, bir sildi pir sildi bu takımdan. Peki neden? Toraman, “Benim vicdanım rahat, acaba başkalarınınki rahat mı? Eğer konuşursam söyleyecek çok şey var.” diyerek Terim’e mesaj gönderiyor. Fatih Terim’in yaklaşık iki yıldır Ay Yıldızlı formadan uzak kalan Toraman’ı Bosna maçında sildiği söyleniyor. Fatih Terim’in amacı, Almanya’da düzenlenen 2006 Dünya Kupası’na gidemeyen Türkiye’de, yeni bir takımın temellerini atmak için Avrupa’da hem kamp yaptırmak, hem de birçok ülke ile hazırlık maçı oynatmak. O zamanlar Terim’in kafasındaki yeni ekibin savunmasında İbrahim Toraman ilk sırada yer alıyor. Ancak Belçika ile oynanan hazırlık maçının ilk yarısında Terim ile Toraman arasında yaşanan gerginlik, Toraman’ı Ay-Yıldızlı formadan bu güne kadar koparıyor. Mücadelenin ilk 45 dakikasında çok büyük bir hata yapan İbrahim Toraman, devre arasında Terim’e giderek, “Hocam moralim çok bozuk. Oyundan çıkmak istiyorum.” der. Toraman’ın bu isteğine Fatih Terim sert bir şekilde karşılık verince genç futbolcu arkadaşlarının yanında zor durumda kalır. Bu maçtan sonra da tecrübeli ismi Milli Takım’a çağıran Terim, buna rağmen Toraman’a ilk 11 yolunu kapattı. Hatta bazı maçlarda tecrübeli teknik adam, Toraman’ı kenarda ısınmaya gönderdi; ancak bir türlü sahaya sürmedi. Terim ile İbrahim arasındaki bu psikolojik savaş, ikilinin arasının iyice açılmasına sebep oldu. 19 isim arasında 18 kişilik kadroya alınmadı. Fatih Terim’le İbrahim Toraman’ın arasındaki son tartışma ise, Bosna Hersek ile oynanan ve 3-2 kaybettiğimiz Euro 2008 Grup Eleme maçından önce yaşandı. Kafilede bulunan İbrahim, karşılaşmanın oynanacağı stada geldi. Bütün oyuncular gibi İbrahim de Fatih Terim’in 18 kişilik maç kadrosunu açıklamasını bekliyordAncak 19 oyuncusu bulunan Fatih Terim’in yazdığı listede adını göremeyen İbrahim Toraman şoke oldu. Terim’in bu kararına itiraz etmekte gecikmeyen başarılı savunma oyuncusu, “Hocam, madem beni 18 kişilik maç kadrosuna almayacaktın, neden buraya getirdin? Diğer futbolcular gibi ben de tatil yapardım.” diye söylenmiş. Toraman, bu sözlerinin ardından soyunma odasını terk etti. Soyunma odasından öfkeli bir şekilde çıkan İbrahim Toraman’ı teskin etmek ise Milli Takım çalışanlarına düşmüş. Hemen otele dönmek isteyen İbrahim’e bu kez parasızlık engel oldu. Çünkü stada eşofmanlarıyla gelen genç oyuncu, bütün parasını otelde bırakmış. Toraman, bu yüzden tanıdıklarından borç istedi. Ancak onu çok seven Milli Takım çalışanları daha büyük bir hata yapmaması için, “İbrahim sıcağı sıcağına karar verme. Sonra çok üzülürsün. Biraz sakinleş. Sonra daha akıllıca bir karar verirsin. Sakın stattan ayrılma.” sözleriyle genç oyuncuyu statta maçı izlemeye ikna etti. Futbolcusundan gelen bu aşırı tepkiye şaşıran Terim, İbrahim’e daha sonra Milli Takım kapılarını bir daha açmıyor.

Bu benim bildiğim. Gerçek midir değil midir bilmiyorum ama bayağı sağlam kaynaklardan duymuştum bu olayları. Neyse Türk Milli Takımı kaprislerin, ikili çekişmelerin, kavgaların, sürtüşmelerin olduğu bir yer olmamalıdır. Bunu kim yapıyorsa yanlış ondadır. Kimse burnundan kıl aldırmıyor bu konuda anlayacağınız.

Bir yanda milli takımlar teknik direktörüne bazı düzensiz açıklamalarda bulunan İbrahim Toraman, öbür tarafta gururunu kibirini tükürdüğünü yalamamasıyla ünlü Fatih Terim. bir yanda da türk milli takımı. Bundan ne kadar önce bilmiyorum, Ayhan Akman tıpkı Toraman gibi, bir takım açıklamalarda bulunmuş ve direkt olarak milli takıma çağırılmıştı. O gün bugündür performansını da yükseltmesiyle milli takıma çağırılıp, elinden gelenin en iyisini yapıyor. Babalığıyla ünlü fatih hocanın Ayhanı kazanması mükemmel bir davranış. Aynı hassasiyeti inadım inat İbrahim Toraman da gösteremiyor maalesef. Toraman’ın performansının üstte yazan 4 stoperden çok daha iyi olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Kaldı ki sen sıradan bir takım değil milli takımın patronusun. Her futbolcu milli takımda oynayamaz bunu hepimiz biliyoruz ama hakeden de oynamazsa, daha doğrusu oynatılmazsa, iş farklı boyutlara kayıyor.

>Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Mayıs 31, 2009, 5:48 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.

Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.

Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!

Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.

Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.

4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,

Görüşmek üzere!

Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.

İlave Not3: Not 2’deki takım elbise karşı tarafın “Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland’da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim” söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum 😀

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Mayıs 31, 2009, 5:48 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.

Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.

Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!

Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.

Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.

4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,

Görüşmek üzere!

Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.

İlave Not3: Not 2’deki takım elbise karşı tarafın “Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland’da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim” söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum 😀

>Komplo Teorisi

Mayıs 30, 2009, 10:44 pm | Futbol, ozhano, teori, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Öncelikle Beşiktaş’ın Şampiyonluğu’nu kutlar, Sivasspor ile birlikte Şampiyonlar Ligi’ne adım atıp güzel yerlere gelmelerini, bu ülkede Galatasaray ve Fenerbahçe’den başka takımların da bu kupada başarılı olabileceklerini göstermelerini temenni ederim. Benim asıl anlatmak istediğim bir önceki yazdığım yazıda üzerinde durduğum maç skorlarına göre olabileceklerdi özellikle düşme potasındaki takımlarla ilgili. Düşme potasındaki tüm maçlarda ilginçtir ki Ankara takımlarının hepsi dolaylı ya da doğrudan olarak etkili olacaktı. Nasıl mı? Buyrun bakın:

İlk yarı maç skorları:

Antalyaspor 0-0 Ankaragücü
Konyaspor 0-0 Ankaraspor
Gençlerbirliği 0-2 Kayserispor

İlk yarı sonuçlarına göre, Gençlerbirliği 38, Denizli 38, Antalya 38 ve Konya 36 puana geldi. Denizli’nin zaten hem 3 lü hem 4 lü puan eşitliğinde avantajından dolayı düşme ihtimali yoktu. Konyaspor baktı ki ilk yarı sonunda Gençler Kayseri’ye karşı dağıldı. Konyaspor’un tribün koridorlarında bavul turizmi hareketlendi. İlk yarı sonunda maçı birlikte izlediğim herkes aynı şeyi söyledi.

İkinci yarı başladı ve dakika 54’te Konya Ankaraspor önünde 1-0 öne geçti. Bavul ticaretinin faydasını görmüş oldu bu sayede Konyaspor. Hatta 65’te Bülent Bölükbaşı ile durumu 2-0 yaptı. Bu durumda ne oldu? Denizli 38, Konyaspor 38, Antalyaspor 38 ve Gençlerbirliği 38. 4’lü avarajda ise en kötü durumda olan takım Gençlerbirliği. Yani 65 dakikalar itibari ile Gençlerbirliği küme düştü. Düşer denilen Konya Gençleri altına almış oldu. Fakat Cavcav’ımız durur mu? Hemen hem telefon trafiği hem de bavul ticareti Antalya’da da başladı. Araya hatırlı kişiler konularak şu an takımın Başkanı olmayan! Cemal Aydın’a gol yemeleri tembih edildi. Bir miktar para da araya konularak istek geri çevrilemez hale getirildi. O da ne? 72. dakikada Djehoua Antalya’nın golünü attı. Şimdi ne oldu? Antalya 40, Ankaragücü 39, Denizli 38, Gençler 38 ve Konyaspor 38. 4’lü averaj Antalya’nın 2 puan öne geçmesiyle 3’lü averaja döndü. O üçlü averajda da en kötü durumda Konyaspor vardı ve dakika 72 itibari ile Konya düştü. Antalya, Ankaragücü ile maç sonuna kadar tıngır mıngır maç oynadı bu dakikadan sonra. Konyaspor 50 gol atsa ne olur? Sonuç olarak düşen 3. takım Konyaspor oldu.

Bunlar sadece komplo teorisi. Sadece ligin son gününe uygun şekilde biz çok severiz böyle teoriler kurmayı. Ancak şöyle bir durum da var ki, Antalya’nın attığı gol de öyle Ankaragücü’nün bedavadan yediği bir gol falan değil. O yüzden kimse diyemez herhalde böyle şeyler. Ancak herkes muhakkak aklının ucundan geçirmiştir bana göre.

Neyse yaptılarsa da günahları boyunlarına. Öyle ya da böyle lig, günahıyla sevabıyla sona erdi. Hem şampiyon olan hem de küme düşen takımlar bu durumlarını sonuna kadar hakettiler. Ancak geçen sezonlarda 80 e yakın puanlarla şampiyon olunamadığı düşünülürse hem seviniyor hem üzülüyorum. Seviniyorum çünkü artık Anadolu takımları çantada keklik görülemiyor. Üzülüyorum ligin lokomotifi dediğimiz takımlar bu takımları yenemeyecek kadar beter bir durumdaydı bu sezon. Düşünün ki Beşiktaş, bu sezon şampiyonluğu getiren 71 puan ile geçen sezon ancak 5. olabiliyordu ki geçen sezon 73 puan toplamış ve ligi 3. bitirmişti. Yani Beşiktaş da başarılı falan görünmesin. Geçen sezona göre 2 puan daha az toplamış Ona rağmen diğer rakiplerinin kötü durumu ile şampiyonluğu almıştır. Ama sonuçta almıştır. Önemli olan da bu.

Bu arada Bülent Korkmaz da Galatasaray’a istifa mektubunu vermiş. Hayırlısı olsun. Çok yanlış zamanda kabul ettin bu görevi Büyük Kaptan. Neyse olmuşla ölmüşe çare yok. Bundan sonraki t.d. hayatında başarılar. Seni taraftarla karşı karşıya getirenler utansın ne diyelim.

Komplo Teorisi

Mayıs 30, 2009, 10:44 pm | Futbol, ozhano, teori, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Öncelikle Beşiktaş’ın Şampiyonluğu’nu kutlar, Sivasspor ile birlikte Şampiyonlar Ligi’ne adım atıp güzel yerlere gelmelerini, bu ülkede Galatasaray ve Fenerbahçe’den başka takımların da bu kupada başarılı olabileceklerini göstermelerini temenni ederim. Benim asıl anlatmak istediğim bir önceki yazdığım yazıda üzerinde durduğum maç skorlarına göre olabileceklerdi özellikle düşme potasındaki takımlarla ilgili. Düşme potasındaki tüm maçlarda ilginçtir ki Ankara takımlarının hepsi dolaylı ya da doğrudan olarak etkili olacaktı. Nasıl mı? Buyrun bakın:

İlk yarı maç skorları:

Antalyaspor 0-0 Ankaragücü
Konyaspor 0-0 Ankaraspor
Gençlerbirliği 0-2 Kayserispor

İlk yarı sonuçlarına göre, Gençlerbirliği 38, Denizli 38, Antalya 38 ve Konya 36 puana geldi. Denizli’nin zaten hem 3 lü hem 4 lü puan eşitliğinde avantajından dolayı düşme ihtimali yoktu. Konyaspor baktı ki ilk yarı sonunda Gençler Kayseri’ye karşı dağıldı. Konyaspor’un tribün koridorlarında bavul turizmi hareketlendi. İlk yarı sonunda maçı birlikte izlediğim herkes aynı şeyi söyledi.

İkinci yarı başladı ve dakika 54’te Konya Ankaraspor önünde 1-0 öne geçti. Bavul ticaretinin faydasını görmüş oldu bu sayede Konyaspor. Hatta 65’te Bülent Bölükbaşı ile durumu 2-0 yaptı. Bu durumda ne oldu? Denizli 38, Konyaspor 38, Antalyaspor 38 ve Gençlerbirliği 38. 4’lü avarajda ise en kötü durumda olan takım Gençlerbirliği. Yani 65 dakikalar itibari ile Gençlerbirliği küme düştü. Düşer denilen Konya Gençleri altına almış oldu. Fakat Cavcav’ımız durur mu? Hemen hem telefon trafiği hem de bavul ticareti Antalya’da da başladı. Araya hatırlı kişiler konularak şu an takımın Başkanı olmayan! Cemal Aydın’a gol yemeleri tembih edildi. Bir miktar para da araya konularak istek geri çevrilemez hale getirildi. O da ne? 72. dakikada Djehoua Antalya’nın golünü attı. Şimdi ne oldu? Antalya 40, Ankaragücü 39, Denizli 38, Gençler 38 ve Konyaspor 38. 4’lü averaj Antalya’nın 2 puan öne geçmesiyle 3’lü averaja döndü. O üçlü averajda da en kötü durumda Konyaspor vardı ve dakika 72 itibari ile Konya düştü. Antalya, Ankaragücü ile maç sonuna kadar tıngır mıngır maç oynadı bu dakikadan sonra. Konyaspor 50 gol atsa ne olur? Sonuç olarak düşen 3. takım Konyaspor oldu.

Bunlar sadece komplo teorisi. Sadece ligin son gününe uygun şekilde biz çok severiz böyle teoriler kurmayı. Ancak şöyle bir durum da var ki, Antalya’nın attığı gol de öyle Ankaragücü’nün bedavadan yediği bir gol falan değil. O yüzden kimse diyemez herhalde böyle şeyler. Ancak herkes muhakkak aklının ucundan geçirmiştir bana göre.

Neyse yaptılarsa da günahları boyunlarına. Öyle ya da böyle lig, günahıyla sevabıyla sona erdi. Hem şampiyon olan hem de küme düşen takımlar bu durumlarını sonuna kadar hakettiler. Ancak geçen sezonlarda 80 e yakın puanlarla şampiyon olunamadığı düşünülürse hem seviniyor hem üzülüyorum. Seviniyorum çünkü artık Anadolu takımları çantada keklik görülemiyor. Üzülüyorum ligin lokomotifi dediğimiz takımlar bu takımları yenemeyecek kadar beter bir durumdaydı bu sezon. Düşünün ki Beşiktaş, bu sezon şampiyonluğu getiren 71 puan ile geçen sezon ancak 5. olabiliyordu ki geçen sezon 73 puan toplamış ve ligi 3. bitirmişti. Yani Beşiktaş da başarılı falan görünmesin. Geçen sezona göre 2 puan daha az toplamış Ona rağmen diğer rakiplerinin kötü durumu ile şampiyonluğu almıştır. Ama sonuçta almıştır. Önemli olan da bu.

Bu arada Bülent Korkmaz da Galatasaray’a istifa mektubunu vermiş. Hayırlısı olsun. Çok yanlış zamanda kabul ettin bu görevi Büyük Kaptan. Neyse olmuşla ölmüşe çare yok. Bundan sonraki t.d. hayatında başarılar. Seni taraftarla karşı karşıya getirenler utansın ne diyelim.

>Prison Break: The Final Break

Mayıs 30, 2009, 3:24 pm | Televizyon kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Prison Break yayınlanan son bölümüyle bitmiş ve final sahnesiyle bizi gözyaşları içinde bırakmıştı. Vaziyetin nasıl o hale geldiğini merak edenler için bir fırsat “Prison Break: The Final Break” isimli 2 bölümü sinemalaştırmış hadise. Bu çocukların da başı beladan kurtulmuyor mahiyetinde ama Prison Break heyecanını son bir kez daha yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Yorumlarda link veriyorum ilerleyen dakikalarda dileyen oradan indirebilir, altyazısı da bir çok yerde mevcut.

Bir cümle de en çok 3. sezonun tamamı ve 4. sezonun son bir kaç bölümünü beğendiğim bu güzel dizinin senaryo yazarlarına: Eğer geçen sene o senaryo yazarları grevi martavalına katılmayıp 10 bölüm daha yazsanız, en az 2-3 sene daha ekmek yerdiniz bu diziden. O kadar doruktayken dizi zorla bitirttiler kanala geçen sene, bu sene de tekmeyi yediler. Bir de bu Wentworth insanı neden gay ya, delikanlı adamsın, yapsana şöyle adam akıllı bi kız kendine. Boy sende, fizik sende , yakışıklılık sende, yazık ki ne yazık 🙂

Prison Break: The Final Break

Mayıs 30, 2009, 3:24 pm | Televizyon kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Prison Break yayınlanan son bölümüyle bitmiş ve final sahnesiyle bizi gözyaşları içinde bırakmıştı. Vaziyetin nasıl o hale geldiğini merak edenler için bir fırsat “Prison Break: The Final Break” isimli 2 bölümü sinemalaştırmış hadise. Bu çocukların da başı beladan kurtulmuyor mahiyetinde ama Prison Break heyecanını son bir kez daha yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Yorumlarda link veriyorum ilerleyen dakikalarda dileyen oradan indirebilir, altyazısı da bir çok yerde mevcut.

Bir cümle de en çok 3. sezonun tamamı ve 4. sezonun son bir kaç bölümünü beğendiğim bu güzel dizinin senaryo yazarlarına: Eğer geçen sene o senaryo yazarları grevi martavalına katılmayıp 10 bölüm daha yazsanız, en az 2-3 sene daha ekmek yerdiniz bu diziden. O kadar doruktayken dizi zorla bitirttiler kanala geçen sene, bu sene de tekmeyi yediler. Bir de bu Wentworth insanı neden gay ya, delikanlı adamsın, yapsana şöyle adam akıllı bi kız kendine. Boy sende, fizik sende , yakışıklılık sende, yazık ki ne yazık 🙂

>Çoban Salata’nın Doğum Günü!

Mayıs 29, 2009, 3:30 pm | Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>29 Mayıs 2008’de, kayınpederin salonunda, tek kişilik bir koltukta, kucağımdaki dizüstü bilgisayara doğmuştu Çoban Salata. Çok mutlu etmişti beni doğuşu, günlerce koca bir gülümseme ile gezdim suratımda. İtinayla baktım ona, yaklaşık 7-8 ay elimden geleni ardıma koymadım, tek başıma büyüttüm. Başkaları da farkına vardı sonradan. Ne zaman ki Timurlenk’in sofrasına, Aceto Balsamico’nun yanına kondu, tadı bir değişti, paylaştıkça çoğaldı, büyüdü Salata. Her geçen gün seveni arttı, çok farklı yerlerden çok farklı kişiler bandırdı çatalını. Beğenenler oldu, beğenmeyenler de. Hepsine minnettar kaldım.

Gün geçti, zaman aktı, tezgahın başına geçmek istedi bir dostum, aylarca yalnızdım, o geldi güçlendim, o geldi gülen yüzüm çiçek açtı, o geldi gitti yalnızlığım. Salata ellerime doğmuştu, beraber büyütmeye başladık dostum ozhano’yla. O da bir tad verdi bir ustalık getirdi ki sofraya anlatmaya kelime yok. Sonra volkan’ı çağırdık aramıza, gel dedik bir farklı salata sosu da sen hazırla, iletişim uzmanıydı, rengini değiştirmeye başladı salatanın, çok güzel oldu, ziyadesiyle doyurucu.

Tam 1 sene oldu ilk kez tezgah başına geçeli, 711 salata önce başladı bu serüven, Siz, Salata’yı sevenler sayesinde, Siz, her gün bizden vageçmeyenler sayesinde yenileri yolda. Neredeyse 40000 farklı müşterisi olmuş dükkanın, tekrar gelenleri saymadan, Salata yapmaya devam!

Çoban Salata’nın Doğum Günü!

Mayıs 29, 2009, 3:30 pm | Hayat kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum

29 Mayıs 2008’de, kayınpederin salonunda, tek kişilik bir koltukta, kucağımdaki dizüstü bilgisayara doğmuştu Çoban Salata. Çok mutlu etmişti beni doğuşu, günlerce koca bir gülümseme ile gezdim suratımda. İtinayla baktım ona, yaklaşık 7-8 ay elimden geleni ardıma koymadım, tek başıma büyüttüm. Başkaları da farkına vardı sonradan. Ne zaman ki Timurlenk’in sofrasına, Aceto Balsamico’nun yanına kondu, tadı bir değişti, paylaştıkça çoğaldı, büyüdü Salata. Her geçen gün seveni arttı, çok farklı yerlerden çok farklı kişiler bandırdı çatalını. Beğenenler oldu, beğenmeyenler de. Hepsine minnettar kaldım.

Gün geçti, zaman aktı, tezgahın başına geçmek istedi bir dostum, aylarca yalnızdım, o geldi güçlendim, o geldi gülen yüzüm çiçek açtı, o geldi gitti yalnızlığım. Salata ellerime doğmuştu, beraber büyütmeye başladık dostum ozhano’yla. O da bir tad verdi bir ustalık getirdi ki sofraya anlatmaya kelime yok. Sonra volkan’ı çağırdık aramıza, gel dedik bir farklı salata sosu da sen hazırla, iletişim uzmanıydı, rengini değiştirmeye başladı salatanın, çok güzel oldu, ziyadesiyle doyurucu.

Tam 1 sene oldu ilk kez tezgah başına geçeli, 711 salata önce başladı bu serüven, Siz, Salata’yı sevenler sayesinde, Siz, her gün bizden vageçmeyenler sayesinde yenileri yolda. Neredeyse 40000 farklı müşterisi olmuş dükkanın, tekrar gelenleri saymadan, Salata yapmaya devam!

>Lebron Seriye Tutundu

Mayıs 29, 2009, 1:04 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”



Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.



Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.



Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.



6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.



Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…



Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Lebron Seriye Tutundu

Mayıs 29, 2009, 1:04 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”



Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.



Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.



Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.



6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.



Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…



Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Hafta Sonuna Doğru…

Mayıs 28, 2009, 10:42 pm | Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Uefa Kupası finali, Şampiyonlar Ligi finali derken Süper Ligin son haftasına geldik. Öncelikle bize yaşattıkları heyecan ve güzellikler için Shakhtar, Bremen, Man. Utd., Barcelona’ya özellikle Darijo Srna, İlson Diaz İlsinho, Lionel Andres Messi, Andres Lujan İniesta ve Gerard Bernabeu Pique’ye teşekkür etmem gerekiyor.

Diğer taraftan Süper Ligde son haftaya girerken ne şampiyon ne de düşen üçüncü takımın belli olmaması ligin nihai tadı açısından ayrı bir güzellik kattı. Bize bu güzelliği yaşatan özellikle Anadolu kulüplerine de teşekkür etmek lazım.

Şu anda Beşiktaş, Galatasaray’ı yenerek okyanusu geçmiş oldu. Ama önünde henüz geçmesi gereken bir dere var. Denizlispor teknik direktörü Mesut Bakkal’ın da söylediklerine bakılırsa (“Denizlispor’un tarihine baktığınızda bu dönemlerde hep kendi işini yapmıştır, herhangi bir söylentiye fırsat vermemiştir. Yine gündemi belirleriz diye düşünüyorum.”) Beşiktaş’tan puan alabilmek için ellerinden geleni yapacaklar. Nitekim kendi durumları da muallakta. Antalya (kendi sahasında Ankaragücü ile)ve Konyaspor’un (kendi sahasında Ankara Bld. ile) yendiği düşünülürse Denizli’nin kendi sahasında Beşiktaş’tan muhakkak puan çıkarması gerekmekte. Burada da maçların gidişatları maç içinde haber alınacak skorlara göre değişecek.

Sivasspor ise Galatasaray deplasmanında olacak bu esnada. Açıkçası GS’nin Sivas’a karşı hem Türkiye Kupası’ndan hem de ligin ilk maçından kuyruk acısı olduğu için sağlam asılacak maça. Bu durum da tabiki Beşiktaş için önemli bir avantaj olacak. Ayrıca GS’li oyuncular tatili uzatabilmek için de bu maçı almaya çalışacaklar. Malum, ligi 5. bitirirlerse gelecek sezon UEFA Kupası’nda ön eleme oynamak zorunda kalacaklar. Hazırlanmak için de sezonu diğer takımlara göre daha erken açacaklar. Tabi yine ligdeki durumları Trabzon-Fener maçına göre şekillenecek. Sivas’ın ise tek çıkışı bu maçtan galip gelmek olacak. Beraberlik de bile Şampiyonlar Ligi’ne katılamama tehlikesiyle karşı karşıya olacaklar. Bakalım Bülent Uygun “Gelecek sezon Şampiyonlar Ligindeki en genç t.d. ben olacağım.” lafını gerçekleştirebilecek mi? (35 yaşında) Bu arada Galatasaray Sivas’a 1-0 yenilip Bursa da İstanbul Bld. yi 7-0 yenerse bu sefer de Bursa GS’nin üstüne çıkacak ve UEFA Kupası’na katılacak. Galatasaray da Efes Cup’a katılacak. Kazanırsa mutlu olacak. Uzak bir ihtimal ama ya olursa!

Fenerbahçe’nin ve Trabzonspor’un da durumu Galatasaray ve Sivas’tan pek farklı değil. Fener’de amaç Trabzon’u yenip 4. sırada ligi bitirmek ve “bizim ölümüz bile GS’nin şu durumundan daha iyi” dedittirip taraftarının biraz da olsa gazını almak; Trabzon’ da ise Fener’i yenip Galatasaray’ın yapacağı bir güzellik ile ligi 2. tamamlayıp Şampiyonlar Ligi’ne katılmak olacak. Trabzon için arkasından zorlayan bir takım olmadığı için yenilmek fazla önem taşımıyor ama Fener yenilirse, GS’nin Sivas’tan alacağı 1 puan sonucunda, futbolcuları tatilden erken dönmek zorunda kalacaklar ve UEFA Kupası’nda ön eleme oynayacaklar. Açıkçası hangi takım ön eleme oynayacak olursa olsun, çok rezil bir durum olacak. Sen bu sene onca yatırım yap futbolcu al paraları akıt sonucunda UEFA Kupasına bile ön eleme ile katılabilme şansına sahip ol.

Ligin dibi de yangın yeri. Hacettepe ve Kocaelispor düşen iki takım olarak Cuma günü birbirleri ile hazırlık maçı yapacaklar. Açıkçası Hacettepe’nin Gençlerbirliği’nden dolayı Süper Lig’de zaten olmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Eğer bir takımın 10 küsür oyuncusu aynı ligdeki başka bir takımdan kiralık olarak geliyorsa ben o iki takımın birbirleri ile olan maçlarından her zaman kuşku duyarım. Federasyon da kuşku duyulabilecek bir durum olduğunu düşündü ki biraz da “ittirip kaktırma” ile Hacettepe’yi bir alt lige yolunun gözükmesine yardımcı oldu. Kocaeli ile ilgili söylenebilecek iki şey, Taner Gülleri ve taraftarı. Diğer bir hazırlık maçı da Gaziantep ile Eskişehir arasında olacak.

Antalya Ankaragücü ile Konya da Ankara Bld. ile ölüm kalım maçlarına çıkacaklar. Konya’nın bu yılki performansı ile ligden düşmesi gereken 3. takım olması gerekiyor bana göre. Ama futbol bu. Ne olacağı belli olmaz.

Sonuç olarak, ligin son haftası ve hala daha bir ton belirsizlik var. Yazımın başında da belirttiğim gibi maçların gidişatları hep sıralamada mücadele ettikleri takımların durumlarına göre değişecek. Denizli İstanbul’da öne geçecek, Sivas GS’ye bastıracak. GS Sivas’a karşı öne geçti, Trabzon Fenere saldıracak. Denizli BJK’ye yenik duruma düştü Konya Ankara’ya saldıracak. Belki de hiç hesapta olamayan Antalya ya da Gençler okkanın altına gidecek. Bunların hepsini yaşayacağız Cumartesi akşamı. İnşallah ilk yarım saatte BJK Denizli’yi üçlemez de zevkli 90 dakikalar izleriz. Bizim de izleyici olarak bunu istemeye hakkımız olsun. Umarım ki yine yıllarca unutulmayacak 90 dakikalar izleriz. Hepinize iyi seyirler şimdiden.
Son olarak 9 Şubat’ta yazdığım yazıda ligin sonunda ilk 8’in nasıl olacağını sormuştum. O zaman cevap verenlerin bazılarının sıralamaları şöyleydi:

Görünen o ki, ben de dahil kimse Beşiktaş’ın bu kadar iyi, Galatasaray’ın da bu kadar kötü bir performans sergileyeceğini düşünmemiş.

Editsel Hareket:
Sevgili Horozmania’nın uyarısıyla Denizlispor’un ligde kalmayı garantilediğini öğrenmiş bulunuyorum. Açıkçası yazıyı gecenin üçünde yazdığım için alt sıralardaki takımları 2li 3lü averajlarına bakmamıştım. Geçen hafta da hastalıkla cebelleştiğim için futbol programlarını da izleme fırsatı bulamadım. Doğal olarak da Denizli’nin de düşme ihtimalinin olabileceğini düşünmüştüm ligin son haftasının renkliliği açısından. Madem Denizli ligde kalmayı garantiledi o zaman ligde yine hoş bir seda bırakmak için oynasınlar. Önceden de yapmışlardı.
Her ne nedenle olursa olsun yaptığım bu yanlıştan dolayı tüm okuyuculardan özellikle Horozmania’dan özür diliyorum.

Hafta Sonuna Doğru…

Mayıs 28, 2009, 10:42 pm | Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Uefa Kupası finali, Şampiyonlar Ligi finali derken Süper Ligin son haftasına geldik. Öncelikle bize yaşattıkları heyecan ve güzellikler için Shakhtar, Bremen, Man. Utd., Barcelona’ya özellikle Darijo Srna, İlson Diaz İlsinho, Lionel Andres Messi, Andres Lujan İniesta ve Gerard Bernabeu Pique’ye teşekkür etmem gerekiyor.

Diğer taraftan Süper Ligde son haftaya girerken ne şampiyon ne de düşen üçüncü takımın belli olmaması ligin nihai tadı açısından ayrı bir güzellik kattı. Bize bu güzelliği yaşatan özellikle Anadolu kulüplerine de teşekkür etmek lazım.

Şu anda Beşiktaş, Galatasaray’ı yenerek okyanusu geçmiş oldu. Ama önünde henüz geçmesi gereken bir dere var. Denizlispor teknik direktörü Mesut Bakkal’ın da söylediklerine bakılırsa (“Denizlispor’un tarihine baktığınızda bu dönemlerde hep kendi işini yapmıştır, herhangi bir söylentiye fırsat vermemiştir. Yine gündemi belirleriz diye düşünüyorum.”) Beşiktaş’tan puan alabilmek için ellerinden geleni yapacaklar. Nitekim kendi durumları da muallakta. Antalya (kendi sahasında Ankaragücü ile)ve Konyaspor’un (kendi sahasında Ankara Bld. ile) yendiği düşünülürse Denizli’nin kendi sahasında Beşiktaş’tan muhakkak puan çıkarması gerekmekte. Burada da maçların gidişatları maç içinde haber alınacak skorlara göre değişecek.

Sivasspor ise Galatasaray deplasmanında olacak bu esnada. Açıkçası GS’nin Sivas’a karşı hem Türkiye Kupası’ndan hem de ligin ilk maçından kuyruk acısı olduğu için sağlam asılacak maça. Bu durum da tabiki Beşiktaş için önemli bir avantaj olacak. Ayrıca GS’li oyuncular tatili uzatabilmek için de bu maçı almaya çalışacaklar. Malum, ligi 5. bitirirlerse gelecek sezon UEFA Kupası’nda ön eleme oynamak zorunda kalacaklar. Hazırlanmak için de sezonu diğer takımlara göre daha erken açacaklar. Tabi yine ligdeki durumları Trabzon-Fener maçına göre şekillenecek. Sivas’ın ise tek çıkışı bu maçtan galip gelmek olacak. Beraberlik de bile Şampiyonlar Ligi’ne katılamama tehlikesiyle karşı karşıya olacaklar. Bakalım Bülent Uygun “Gelecek sezon Şampiyonlar Ligindeki en genç t.d. ben olacağım.” lafını gerçekleştirebilecek mi? (35 yaşında) Bu arada Galatasaray Sivas’a 1-0 yenilip Bursa da İstanbul Bld. yi 7-0 yenerse bu sefer de Bursa GS’nin üstüne çıkacak ve UEFA Kupası’na katılacak. Galatasaray da Efes Cup’a katılacak. Kazanırsa mutlu olacak. Uzak bir ihtimal ama ya olursa!

Fenerbahçe’nin ve Trabzonspor’un da durumu Galatasaray ve Sivas’tan pek farklı değil. Fener’de amaç Trabzon’u yenip 4. sırada ligi bitirmek ve “bizim ölümüz bile GS’nin şu durumundan daha iyi” dedittirip taraftarının biraz da olsa gazını almak; Trabzon’ da ise Fener’i yenip Galatasaray’ın yapacağı bir güzellik ile ligi 2. tamamlayıp Şampiyonlar Ligi’ne katılmak olacak. Trabzon için arkasından zorlayan bir takım olmadığı için yenilmek fazla önem taşımıyor ama Fener yenilirse, GS’nin Sivas’tan alacağı 1 puan sonucunda, futbolcuları tatilden erken dönmek zorunda kalacaklar ve UEFA Kupası’nda ön eleme oynayacaklar. Açıkçası hangi takım ön eleme oynayacak olursa olsun, çok rezil bir durum olacak. Sen bu sene onca yatırım yap futbolcu al paraları akıt sonucunda UEFA Kupasına bile ön eleme ile katılabilme şansına sahip ol.

Ligin dibi de yangın yeri. Hacettepe ve Kocaelispor düşen iki takım olarak Cuma günü birbirleri ile hazırlık maçı yapacaklar. Açıkçası Hacettepe’nin Gençlerbirliği’nden dolayı Süper Lig’de zaten olmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Eğer bir takımın 10 küsür oyuncusu aynı ligdeki başka bir takımdan kiralık olarak geliyorsa ben o iki takımın birbirleri ile olan maçlarından her zaman kuşku duyarım. Federasyon da kuşku duyulabilecek bir durum olduğunu düşündü ki biraz da “ittirip kaktırma” ile Hacettepe’yi bir alt lige yolunun gözükmesine yardımcı oldu. Kocaeli ile ilgili söylenebilecek iki şey, Taner Gülleri ve taraftarı. Diğer bir hazırlık maçı da Gaziantep ile Eskişehir arasında olacak.

Antalya Ankaragücü ile Konya da Ankara Bld. ile ölüm kalım maçlarına çıkacaklar. Konya’nın bu yılki performansı ile ligden düşmesi gereken 3. takım olması gerekiyor bana göre. Ama futbol bu. Ne olacağı belli olmaz.

Sonuç olarak, ligin son haftası ve hala daha bir ton belirsizlik var. Yazımın başında da belirttiğim gibi maçların gidişatları hep sıralamada mücadele ettikleri takımların durumlarına göre değişecek. Denizli İstanbul’da öne geçecek, Sivas GS’ye bastıracak. GS Sivas’a karşı öne geçti, Trabzon Fenere saldıracak. Denizli BJK’ye yenik duruma düştü Konya Ankara’ya saldıracak. Belki de hiç hesapta olamayan Antalya ya da Gençler okkanın altına gidecek. Bunların hepsini yaşayacağız Cumartesi akşamı. İnşallah ilk yarım saatte BJK Denizli’yi üçlemez de zevkli 90 dakikalar izleriz. Bizim de izleyici olarak bunu istemeye hakkımız olsun. Umarım ki yine yıllarca unutulmayacak 90 dakikalar izleriz. Hepinize iyi seyirler şimdiden.
Son olarak 9 Şubat’ta yazdığım yazıda ligin sonunda ilk 8’in nasıl olacağını sormuştum. O zaman cevap verenlerin bazılarının sıralamaları şöyleydi:

Görünen o ki, ben de dahil kimse Beşiktaş’ın bu kadar iyi, Galatasaray’ın da bu kadar kötü bir performans sergileyeceğini düşünmemiş.

Editsel Hareket:
Sevgili Horozmania’nın uyarısıyla Denizlispor’un ligde kalmayı garantilediğini öğrenmiş bulunuyorum. Açıkçası yazıyı gecenin üçünde yazdığım için alt sıralardaki takımları 2li 3lü averajlarına bakmamıştım. Geçen hafta da hastalıkla cebelleştiğim için futbol programlarını da izleme fırsatı bulamadım. Doğal olarak da Denizli’nin de düşme ihtimalinin olabileceğini düşünmüştüm ligin son haftasının renkliliği açısından. Madem Denizli ligde kalmayı garantiledi o zaman ligde yine hoş bir seda bırakmak için oynasınlar. Önceden de yapmışlardı.
Her ne nedenle olursa olsun yaptığım bu yanlıştan dolayı tüm okuyuculardan özellikle Horozmania’dan özür diliyorum.

>What the .uck !?!

Mayıs 28, 2009, 3:42 pm | Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Resmi büyütüp Van Der Sar’a yakından bakın.

What the .uck !?!

Mayıs 28, 2009, 3:42 pm | Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Resmi büyütüp Van Der Sar’a yakından bakın.

>Roma’nın 2 Yüzü

Mayıs 28, 2009, 9:06 am | Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Roma’nın 2 Yüzü

Mayıs 28, 2009, 9:06 am | Futbol, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Çağırın Şu Adamı Artık A Milli Takıma!

Mayıs 27, 2009, 4:02 pm | Futbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Bu sezon devre arasında takıntılar yaşadığı eski kulübü Genk’ten Standard Liege’e transfer olup takımının Belçika’da şampiyonluğunda en büyük pay sahiplerinden biri olan Sinan Bolat Milli takım ile ilgili şu açıklamaları yapmış:

“15 Yaş Altı Belçika Milli Takımı’nda başladım ve 19 Yaş Altı takımına kadar kaleyi korudum. 19 yaşında iken Belçika (A) Milli Takımı’na almak istediler ama kabul etmedim. Türkiye Ümit Milli Takımı’nda iki maç oynadım. Son kararım Türk Milli Takımı’dır. Umut ederim ki en yakın zamanda milli takıma çağırırlar. Fatih hocam inşallah beni en yakın zamanda çağırır ve milli formayı seve seve giyerim.”

A Milli takımın kalesinde Volkan Demirel ve Rüştü Reçber’den sonra güvenilebilecek üçüncü bir isim yok. Bu iki isme de güvenmeyenlerin sayısı güvenenler kadar çok. Biz yaza yaza artık bıktık. İnşallah bundan sonraki ilk milli maçta kadroya çağırılır. Zaten gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’nde olacak. Oradaki performansı sağlam olursa Standard da elinde çok fazla tutamaz, kalbi Türkiye için atan Kayserili bu genç kaleciyi. Bu kalecinin menajeri bile benim kadar vitrine çıkarmak için uğraşmamıştır bu adamı. Ama seyrettim, gördüm. Her ne kadar Belçika Ligi diye küçümsenecek olsa da ben azıcık futboldan ve futbolcudan anlıyorsam bu kaleci yakında kasıp kavuracak heryeri.

Çağırın Şu Adamı Artık A Milli Takıma!

Mayıs 27, 2009, 4:02 pm | Futbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu sezon devre arasında takıntılar yaşadığı eski kulübü Genk’ten Standard Liege’e transfer olup takımının Belçika’da şampiyonluğunda en büyük pay sahiplerinden biri olan Sinan Bolat Milli takım ile ilgili şu açıklamaları yapmış:

“15 Yaş Altı Belçika Milli Takımı’nda başladım ve 19 Yaş Altı takımına kadar kaleyi korudum. 19 yaşında iken Belçika (A) Milli Takımı’na almak istediler ama kabul etmedim. Türkiye Ümit Milli Takımı’nda iki maç oynadım. Son kararım Türk Milli Takımı’dır. Umut ederim ki en yakın zamanda milli takıma çağırırlar. Fatih hocam inşallah beni en yakın zamanda çağırır ve milli formayı seve seve giyerim.”

A Milli takımın kalesinde Volkan Demirel ve Rüştü Reçber’den sonra güvenilebilecek üçüncü bir isim yok. Bu iki isme de güvenmeyenlerin sayısı güvenenler kadar çok. Biz yaza yaza artık bıktık. İnşallah bundan sonraki ilk milli maçta kadroya çağırılır. Zaten gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’nde olacak. Oradaki performansı sağlam olursa Standard da elinde çok fazla tutamaz, kalbi Türkiye için atan Kayserili bu genç kaleciyi. Bu kalecinin menajeri bile benim kadar vitrine çıkarmak için uğraşmamıştır bu adamı. Ama seyrettim, gördüm. Her ne kadar Belçika Ligi diye küçümsenecek olsa da ben azıcık futboldan ve futbolcudan anlıyorsam bu kaleci yakında kasıp kavuracak heryeri.

>Kan, Ter ve Gözyaşı!

Mayıs 27, 2009, 6:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.

Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West – Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.

Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.

Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.

Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.

Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.

5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.

Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Kan, Ter ve Gözyaşı!

Mayıs 27, 2009, 6:43 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.

Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West – Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.

Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.

Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.

Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.

Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.

5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.

Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Bugün Galatasaray’a Gelenler #6

Mayıs 26, 2009, 12:49 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Alain Perrin

Paul Le Guen

Co Adriaanse

Altıntop Kardeşler

Bugün Galatasaray’a Gelenler #6

Mayıs 26, 2009, 12:49 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Alain Perrin

Paul Le Guen

Co Adriaanse

Altıntop Kardeşler

>Messi – Ronaldo Anketi

Mayıs 25, 2009, 5:48 pm | Anket, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Yaklaşık 1 aydır tek bir anket üzerinde dönüp duruyoruz. Acaba Cristiano Ronaldo mu yoksa Lionel Messi mi? Sevgili Cenky ile bu konu üzerine bayağı birbirimize girdik. Anket süresi ilk olarak 10 gün falandı. İlk 5-6 gün Messi Ronaldo oranı Messi lehine %66 ya %33 tü. Ancak anketin ilk döneminde bitime 4 gün kala Ronaldo Messi’ye yetişti, geçti ve oran Ronaldo lehine %53 e %46 oldu. Aslında anketimiz o zaman sona erecekti. Ancak Cenky anketin bitmesine 1 gün kala süreyi 10 gün daha uzattı. Bu süre içinde yüzdelik oranlar fazla değişmedi. Bugün de uzatmanın son günü idi. Bugün Cenky ile yemek yerken “Madem çarşamba günü Şampiyonlar Ligi Finali var Barcelona var Man Utd var Messi var Ronaldo var o zaman devam edelim bu hafta sonuna kadar” dedik ve süreyi son kez uzattık. Şu anda buralarda fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor. Bakalım çarşamba göstersinler marifetlerini. Anketin durumuna göre de yıkılacak buralar, toz dumana karışacak, haber bültenlerine konu olacak olaylar yaşanacak. Alttaki resim de çok güzel anlatıyor bizim anketin durumunu.

Messi – Ronaldo Anketi

Mayıs 25, 2009, 5:48 pm | Anket, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yaklaşık 1 aydır tek bir anket üzerinde dönüp duruyoruz. Acaba Cristiano Ronaldo mu yoksa Lionel Messi mi? Sevgili Cenky ile bu konu üzerine bayağı birbirimize girdik. Anket süresi ilk olarak 10 gün falandı. İlk 5-6 gün Messi Ronaldo oranı Messi lehine %66 ya %33 tü. Ancak anketin ilk döneminde bitime 4 gün kala Ronaldo Messi’ye yetişti, geçti ve oran Ronaldo lehine %53 e %46 oldu. Aslında anketimiz o zaman sona erecekti. Ancak Cenky anketin bitmesine 1 gün kala süreyi 10 gün daha uzattı. Bu süre içinde yüzdelik oranlar fazla değişmedi. Bugün de uzatmanın son günü idi. Bugün Cenky ile yemek yerken “Madem çarşamba günü Şampiyonlar Ligi Finali var Barcelona var Man Utd var Messi var Ronaldo var o zaman devam edelim bu hafta sonuna kadar” dedik ve süreyi son kez uzattık. Şu anda buralarda fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor. Bakalım çarşamba göstersinler marifetlerini. Anketin durumuna göre de yıkılacak buralar, toz dumana karışacak, haber bültenlerine konu olacak olaylar yaşanacak. Alttaki resim de çok güzel anlatıyor bizim anketin durumunu.

>Tolga’dan Cavs – Magic Değerlendirmesi

Mayıs 25, 2009, 2:01 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga’nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.

Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30’un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden…Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.

Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus’u deniyor.

Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland’da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA’in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix’in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams’a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten.”

Tolga’dan Cavs – Magic Değerlendirmesi

Mayıs 25, 2009, 2:01 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum

Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga’nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.

Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30’un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden…Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.

Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus’u deniyor.

Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland’da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA’in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix’in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams’a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten.”

>Sinir Harbini Daha Önce Yaşamış Olanlar Kazanır

Mayıs 25, 2009, 10:50 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?

Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?

Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.


Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.


3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.


Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.


2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Sinir Harbini Daha Önce Yaşamış Olanlar Kazanır

Mayıs 25, 2009, 10:50 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?

Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?

Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.


Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.


3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.


Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.


2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Topal’ın Kutsal Dokunuşları!

Mayıs 24, 2009, 9:47 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Beşiktaş’ın ikinci golü:

Yusuf topla dripling halinde ceza sahasına girer.
Topal basınca ayağının dışıyla pas vermek ister.

Ancak top Topal’ın ayağına çarpar ve tekrar önünde kalır.

Boş kaleye goooollll.

Beşiktaş’ın ilk golü:

Kullanılan serbest vuruşta top ceza sahası içine ortalanır.

Top Bobo’nun kafasından sıyırtma geçer; Topal topa refleks olarak ayağını uzatır ve top ayağına çarpar.
Yön değiştiren top Orkun’un da ters ayakta yakalanmasına sebep olur.

Ve top kalede…
İster şanssızlık, ister beceriksizlik, ister yer tutma hatası vs. ne derseniz deyin; Topal’ın onsekiz içindeki iki dokunuşu Beşiktaş için kutsal sayılır nitekim o iki dokunuş kendilerini şampiyon yaptı.
Maç ile ilgili aklımda kalanlar ise,
1. Tabiki Topal ve o dokunuşları
2. Sabri’nin içinde olmaması gereken olaylara hala inatla iştirak etmesi.
3. Tribünden edilen küfürler
4. Kewell’in muhteşem golü
5. Maçın başında “orta sahada Beşiktaş rahat top yapar” diyen Sanlı Kaptan’ın devre arasında “Zaten ben Galatasaray’ın orta sahayı kalabalık tutacağını ve pas trafiğinin yüksek olacağını söylemiştim.” demesi.
6. Galatasaray’ın orta sahadaki güzel futbolu
7. Galatasaray’ın defanstaki affedilmez hataları
8. Baros’un kaleciyle karşı karşıya kaçırdığı iki gol
9. Demirören’in Bjk’nin ilk golü sonrası Polat’a birşeyler söyleyip elini sıkması.
10. Mustafa Denizli’nin 2. gol sonrası ilginç sevinci
11. Beşiktaş’ın golleri haricinde herhangi bir gol pozisyonunu hatırlamamam
12. Bu maç yüzünden iddaa kuponumun tutmaması ve tek maçtan yatmam (Toplam gol sayısı:4-6 demiştim,olmadı.)
13. Sevgili babamın taa Zonguldak’tan beni arayıp maçı bana yorumlaması.
Sonuç olarak maç skoru Beşiktaş 2-1 Galatasaray
Şampiyon Beşiktaş. Tebrikler Yıldırım Demirören. En sonunda muradına erdin.

Topal’ın Kutsal Dokunuşları!

Mayıs 24, 2009, 9:47 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Beşiktaş’ın ikinci golü:

Yusuf topla dripling halinde ceza sahasına girer.
Topal basınca ayağının dışıyla pas vermek ister.

Ancak top Topal’ın ayağına çarpar ve tekrar önünde kalır.

Boş kaleye goooollll.

Beşiktaş’ın ilk golü:

Kullanılan serbest vuruşta top ceza sahası içine ortalanır.

Top Bobo’nun kafasından sıyırtma geçer; Topal topa refleks olarak ayağını uzatır ve top ayağına çarpar.
Yön değiştiren top Orkun’un da ters ayakta yakalanmasına sebep olur.

Ve top kalede…
İster şanssızlık, ister beceriksizlik, ister yer tutma hatası vs. ne derseniz deyin; Topal’ın onsekiz içindeki iki dokunuşu Beşiktaş için kutsal sayılır nitekim o iki dokunuş kendilerini şampiyon yaptı.
Maç ile ilgili aklımda kalanlar ise,
1. Tabiki Topal ve o dokunuşları
2. Sabri’nin içinde olmaması gereken olaylara hala inatla iştirak etmesi.
3. Tribünden edilen küfürler
4. Kewell’in muhteşem golü
5. Maçın başında “orta sahada Beşiktaş rahat top yapar” diyen Sanlı Kaptan’ın devre arasında “Zaten ben Galatasaray’ın orta sahayı kalabalık tutacağını ve pas trafiğinin yüksek olacağını söylemiştim.” demesi.
6. Galatasaray’ın orta sahadaki güzel futbolu
7. Galatasaray’ın defanstaki affedilmez hataları
8. Baros’un kaleciyle karşı karşıya kaçırdığı iki gol
9. Demirören’in Bjk’nin ilk golü sonrası Polat’a birşeyler söyleyip elini sıkması.
10. Mustafa Denizli’nin 2. gol sonrası ilginç sevinci
11. Beşiktaş’ın golleri haricinde herhangi bir gol pozisyonunu hatırlamamam
12. Bu maç yüzünden iddaa kuponumun tutmaması ve tek maçtan yatmam (Toplam gol sayısı:4-6 demiştim,olmadı.)
13. Sevgili babamın taa Zonguldak’tan beni arayıp maçı bana yorumlaması.
Sonuç olarak maç skoru Beşiktaş 2-1 Galatasaray
Şampiyon Beşiktaş. Tebrikler Yıldırım Demirören. En sonunda muradına erdin.

>Çoban Salata Yılın En iyi 11’i

Mayıs 24, 2009, 12:33 am | TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Plaseler: Volkan Demirel, Sylva, Lugano, Sivok, Cale, Hakan Balta, Musa Aydın, Harry Kewell, Yattara, Yusuf Şimşek, Volkan Şen, Mehmet Yıldız, Bobo, Nobre, Beto

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.

Çoban Salata Yılın En iyi 11’i

Mayıs 24, 2009, 12:33 am | TSL kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Plaseler: Volkan Demirel, Sylva, Lugano, Sivok, Cale, Hakan Balta, Musa Aydın, Harry Kewell, Yattara, Yusuf Şimşek, Volkan Şen, Mehmet Yıldız, Bobo, Nobre, Beto

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.

>Çoban Salata Yılın Hayal Kırıklığı 11’i

Mayıs 24, 2009, 12:32 am | TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Plaseler: Jefferson, Tolga Seyhan, Volkan Yaman, Uğur İnceman, Selçuk İnan, Mehmet Çakır, Alex, Semih, Nonda, Aghahowa

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.

Çoban Salata Yılın Hayal Kırıklığı 11’i

Mayıs 24, 2009, 12:32 am | TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Plaseler: Jefferson, Tolga Seyhan, Volkan Yaman, Uğur İnceman, Selçuk İnan, Mehmet Çakır, Alex, Semih, Nonda, Aghahowa

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.

>Ada’da Kimler Düşecek?

Mayıs 23, 2009, 10:55 pm | EPL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
Benim adaylarım Hull City ve Middlesbrough. Newcastle Villa’yı bir şekilde geçer, Hull City United’ı yenemez, Boro ne yaparsa yapsın Newcastle kazandıkça Championship’e merhaba derler.

Ada’da Kimler Düşecek?

Mayıs 23, 2009, 10:55 pm | EPL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Benim adaylarım Hull City ve Middlesbrough. Newcastle Villa’yı bir şekilde geçer, Hull City United’ı yenemez, Boro ne yaparsa yapsın Newcastle kazandıkça Championship’e merhaba derler.

>Bundesliga 2008-2009 Şampiyonu Resmen Wolfsburg

Mayıs 23, 2009, 5:51 pm | Bundesliga, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bundesliga’da son haftaya Bayern Münih’in 2 puan önünde lider olarak giren Wolfsburg son maçta hafta içinde UEFA Kupası final maçında kupayı Shakhtar’a kaptıran Werder Bremen’i 5-1 gibi farklı bir skorla mağlup etmeyi başardı ve tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu mutluluğunu tattı. Dzeko(1) ve Grafite(2) de olağan karşılanabilecek şekilde gollerden 3’üne imzalarını attılar. Bremen’in golünü ise Diego attı.

Bu arada Bayern Münih de Stuttgart’ı 2-1 yendi.


Felix Magath Bayern’i şampiyon yaptı. Şimdi Wolfsburg’u aynı konuma taşıdı. Gelecek sezon da Schalke’de olacak. Bakalım Schalke’ye de şampiyonluk mutluluğunu tattırabilecek mi? Nitekim Schalke de en son lig şampiyonluğunu 1958 yılında elde etmiş. Yarım asrı geçkin süre sonra Magath ile tekrar o mertebeye ulaşırsa kimse şaşırmayacak büyük ihtimalle.

Bundesliga 2008-2009 Şampiyonu Resmen Wolfsburg

Mayıs 23, 2009, 5:51 pm | Bundesliga, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Bundesliga’da son haftaya Bayern Münih’in 2 puan önünde lider olarak giren Wolfsburg son maçta hafta içinde UEFA Kupası final maçında kupayı Shakhtar’a kaptıran Werder Bremen’i 5-1 gibi farklı bir skorla mağlup etmeyi başardı ve tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu mutluluğunu tattı. Dzeko(1) ve Grafite(2) de olağan karşılanabilecek şekilde gollerden 3’üne imzalarını attılar. Bremen’in golünü ise Diego attı.

Bu arada Bayern Münih de Stuttgart’ı 2-1 yendi.


Felix Magath Bayern’i şampiyon yaptı. Şimdi Wolfsburg’u aynı konuma taşıdı. Gelecek sezon da Schalke’de olacak. Bakalım Schalke’ye de şampiyonluk mutluluğunu tattırabilecek mi? Nitekim Schalke de en son lig şampiyonluğunu 1958 yılında elde etmiş. Yarım asrı geçkin süre sonra Magath ile tekrar o mertebeye ulaşırsa kimse şaşırmayacak büyük ihtimalle.

>Son Şut Sihri – Last Shot Magic

Mayıs 23, 2009, 10:14 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Eskiyen yüzler ve formaların artık bu seviyelerde mücadele edemeyecek hale gelmiş olması nedeniyle herhalde, basketbolun yeni yıldızları, büyüyen oyuncuları ve başarıya aç adamlarıyla bezenmiş bu seneki playoff serileri bende inanılmaz bir damak tadı bıraktı. Sadece Orlando serileri için söylemiyorum bunları. Dallas, Detroit, San Antonio, Phoenix, Utah gibi takımlardan sıkılmış bir basketbol aşığı olarak bu playoff dönemi benim için tam anlamıyla muhteşem geçiyor seyir zevki açısından. Tabii ki bu zevkin doruk noktasına çıkmamı sağlayan takım Orlando Magic.



Oynadığı 15 playoff maçının 9’unu kazanan Magic 6’sını ise kaybetti takip edenlerinizin bildiği gibi. Bu kayıpların 4’ü ise son saniye şutları ile verildi. Aldığı maçların ikisini ise Magic son toplarda almayı başardı. O 2 maçı alan Hidayet ve Lewis, son topta verilen 4 maçta da 2-2 berabereler. Yani son şutu sokan adamlar o ikisinin tuttuğu adamlar. İşte basketbolun zevki burada. Bir an kahramansın, diğer an belki de suçlu. Ama bu sezon asla ve asla suçlayabilecek adam yok Magic kadrosunda, günahıyla, sevabıyla, eğlendirerek, şaşkına çevirerek getirdiler bizleri buraya kadar. Hiç kimsenin Konferans finali için şans vermediği adamlar bugün NBA finali için oynuyorlar, her şeyden önce teşekkürler her birinize.



Orlando – Cleveland eşleşmesinin aslında Cleveland’ın istediği final eşleşmesi olmadığı, onların Garnettsiz Boston’u şiddetle istediklerini söylemiştik daha önce. Kadro yapıları olarak bakıldığında Boston’a karşı şansı çok daha fazlaydı Cleveland’ın. Orlando ise 3 senedir onlara en ters gelen takımdı. King James’in bir türlü dişini geçiremediği, kazandıkları maçlarda bile ölüp ölüp dirildikleri tek takım Orlando Magic’ti. İşte o yüzden her ne kadar dinlenerek ve rakibini analiz ederek çıkmış olsalar da final serisine, izlediğimiz her iki maçta da, fark ne olursa olsun oyuncuların üzerinde bir tedirginlik olduğunu sezdik. Psikolojik avantaj dedikleri konu bu işte. Karşındaki rakip hem sana çok ters geliyor, hem son 2 sezonun en çok deplasmanda maç kazanan takımı.



İki maçı bir arada değerlendirmek gerek, birkaç ayrıntı dışında neredeyse ikisi de birbirinin kopyası çünkü. İlk maçta 16 sayıdan geriden gelip maçı alan Magic bu maçta 23 sayı geriye düşmesine karşın yine savaşarak, yine Hidayet ve Lewis’in omuzlarında döndü maça.



Cavaliers’ın reçetesi belli aslında. Bu reçeteyi en iyi uygulayan takım Sixers oldu 4 maç boyunca ilk turda Magic’e karşı. Howard’ı sert savun, ikili-üçlü sıkıştırmalarla zorla, her pozisyonda yardım getir. Yardım geldiğinde riske edeceğin adam ya Lee ya da Alston olsun. Lee sakatlık çıkıp gelmiş, şut ritmini daha yakalayamamış ve ne olursa olsun bir çaylak, Alston ise kariyerinde ilk kez bu seviyede takımını oynatmak zorunda olan, hızla dibe doğru çakılan bir oyun kurucu. Hücumda tempoyu sakın hızlandırma, hızlandırma ki fast-break yeme, hep set savunması yap. Pick-n-roll’lerdeki adam değişimlerinde mutlaka yardım getir. Görüldüğü gibi öyle deveye hendek atlatmak gibi çok da zor bir iş değil yapmaları gereken aslında. Ama karşılarında psikolojik olarak bir adım önde olan ve aşırı patlayıcı bir takım var.



Orlando’nun reçetesini vermiştik zaten. Devamlı yorumcularımızdan Sevgili tolga da katkılarda bulunmuştu. Ama reçetenin birinci ilacı şuydu: Bırak Lebron oynasın, arkadaşlarını oynatamadan! Lebron ne zaman takımı oynatmaya başlarsa işte o zaman sıkıntı baş gösteriyor. İlk maçın ilk devresinde muhteşem bir takımdı Cavs, aynı şekilde 2. maçın ilk devresi de harika bir takım oyunu oynadılar. Hiç Lebron odaklı değillerdi, Lebron bencil değildi. Ama ne zamanki farkı açıp takım oyunundan hem kendileri uzaklaşmaya başladı, hem de Magic diğer oyunculara savunmayı sertleştirip Lebron’ın başına Pietrus’u bırakıp onunla fazla ilgilenmemeye başladılar, işte o an Cavs çöküşe geçti.



Birinci maçta Magic’in üstün olduğu en önemli nokta pota altındaki yıldızı Howard’dı. Adeta Cavs boyalı alanındaki her şeyi yutan kara delik rolündeydi Howard. 2. maça reçeteye uygun başladılar ve maç boyu bıkmadılar aynı şeyi yapmaktan, haklıydılar. Bu Howard’ın hem dengesini hem de moralini bozdu haliyle, oyundan düştü, kayboldu hücumda. Her iki maçın ilk devrelerindeki muazzam dış atıcı savunmasını ne kadar övsek az Cavs’in ama o dış atıcılar Hidayet ve Lewis’in ürettiği çözümlere çare bulamamalarını da eleştirmek gerek. Yılın Koçu’nun farkını koyacağı yer burası olmalı. Eğer Varejao’nun iki bin kere kendini yere atarak yaptığı şeyin adı savunmaysa, Cavs’in başına gelecek çok iş var demektir. Hidayet’i West’le tutmaya çalışmak ise tam anlamıyla intihar etmek demek. Hidayet her açıdan West’ten üstün bir oyuncu. West’in hızı tek avantajı ama Hidayet karşısında çok ufak kalıyor. Magic’te kim boy gösterirse onun savunmasına James’i vermek de seriyi kaldırabilecek bir çözüm değil. Brown’ın savunmalar ve eşleşmeler üzerine daha fazla kafa yorması gerek.



Lebron James gerçekten basketbol sahalarına çok fazla gelen bir adam. O kadar kuvvetli, o kadar atletik, o kadar sert ki sanki bıraksanız iki 48 dakika daha çıkarır o bünye. 2 maçtır adeta kuvvet ve sertlik şovu yapıyor. Karşısında durabilecek Magic’in aslında tek bir oyuncu yok. Ama Stan Van Gundy’nin planı bizim verdiğimiz reçeteyle birebir uyuşuyor. İşte bu yüzden 49 attığı maçı takımı kazanamazken 35 attığı maçı son anda da olsa alabiliyor. Onun paylaşmasını ne kadar çok engellerseniz, birebir savunmada da ondan 1 salise hızlı önünde durup koşu yolunu kapatabilirseniz, işte o zaman bir şansınız olabilir. 2 maçtır bunu Van Gundy’nin Orlandosu çok iyi yapıyor.



İlk maçı Lewis’in üçlüğünden sonra kalan sürede çok iyi savunma yaparak kazanan Magic, Hidayet’in aldığı maçta 1 saniye savunma yapamayarak kaybetti. Lebron’un üçlüğü, atış stili, inanmışlı onun neden Kral lakabını almış olduğunu gösterse de, oyundan kopan Cavs’i o noktaya getiren bütün maç felaket şut atan Mo Williams’dı kuşkusuz. Onun son anlardaki 7 sayısı olmasa Magic almış başını gidiyordu. İşte o yüzden bir adam takım etmiyor, eksik parçaların mutlaka tamamlanması gerekiyor.



İlk maç Lewis 3 sayılığı ile 107-106 Orlando lehine sonuçlandı, 2. maçı ise James’in son saniye üçlüğüyle alan Cleveland oldu. İlk iki maçın yarattığı izlenim bu serinin yıldızların kapışması şeklinde geçmeyeceğini aksine savunmaların kapışıp daha takım olan tarafın kazanacağı şeklinde. İşte bu yüzden, ufacık farklarla maçların kazanılıp kaybedildiği, turu geçen tarafı belki de tek bir serbest atışın belirleyeceği böylesi bir ortamda, 2 maçtır yaşanan hakem rezaleti bir an önce son bulmalı. Cavs’in QLA’da bir evsahibi üstünlüğü olduğunu, Lebron James’in bir süper yıldız kredisine sahip olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da gerçekten fazla! Şu güzelim maçlara adeta leke sürdü hakem üçlüleri. Ortada olan her düdüğü Cavs’e çaldılar. O kadar hazırlardı ki topu onlara vermeye, bazen kendi kendilerine isyan ettiler. Verdikleri bir çok kararı oto-kontrol neticesi değiştirip düzelttiler belki ama bu onların 2 maç boyu çaldığı saçma sapan düdükleri affettirecek bir şey değil. Bu kadar da seyirciden etkilenmez, bu kadar baskı altında kalınmaz. Özellikle 2. maçın 4. çeyreğinde çaldıkları acayip düdükleri telafi etme telaşına düşüp neredeyse maçı çığrından çıkartıyorlardı ki oyuncuların sakin ruh halleri ve birbirleriyle uğraşmamaları sonucu olaylar büyümedi. Ya hakem kararları bir istikrara oturmalı ya da Euroleague hakemlerini getirsinler düdük çalmaya (İsyan noktası, şaka tabii).



2 maçta gözümüzü çıkartan bazı noktalar vardı, biri Varejao’nun rol yeteneği mesela. Bir basketbol oyuncusu bu kadar çok kendi yere nasıl atabilir anlamak imkansız. Kaç kere parkeyi süpürdü ben sayamadım, daha acı olanı her 2 düşüşünden birine düdük alması. Bir basketbolsever olarak bu tip adamlardan hiç haz etmiyorum, hatta Varejao’nun saçlarını yolmak istiyorum desem yeridir. Böyle maç kazanmaya, savunma yapmaya çalışacaksa Cavs ya da başka bir takım, o kocaman lekeyi sonra nasıl temizleyecekler düşünmek gerek.



3. ve 4. maçlar Amway Arena’da olacak. Saha avantajını eline geçiren Orlando Magic’in kendi adıma bu 2 maçı da alacağını düşünüyorum. Özellikle ilk maç çok zorlu olacaktır. James’in maç sonunda dediği şey 3. maçı anlatıyor aslında “2-0 yapmalarına izin veremezdik”, bu ne demek acilen saha avantajını almalıyız demek. Cavs’in Orlando’ya dişi pek geçmiyor deplasmanda, bu sefer seyirci avantajları da yok, ayrıca eminim ki hakem yönetimi daha ortada olacaktır. Bu yeni şartlar altında “kafa kafaya maçlarda ne yapacaklarını pek bilmiyoruz” dediğimiz Cavs son çeyreğe çift haneli farklarla giremezse biraz zor maç kazanır. O yüzden oyuna çok hızlı başlayıp tıpkı ilk 2 maçtaki gibi erken fark açmak ama bu sefer oyunu tutmak isteyeceklerdir. Başa baş giden maçları oynamaya ve kazanmaya daha alışık ve maç sonu oynamayı daha iyi bilen taraf Magic bu yüzden 1 adım önde sahasındaki maçlarda. Cavs maç alamazsa Orlando’da seri 6. maçta yine Orlando’da biter diyorum. Eğer seri Cleveland’a 2-2 taşınırsa da 7. maçta biter.



Howard’ı etkin kullanmanın bir yolunu bulacak olan Van Gundy, Lewis’i de aktif olarak kullanmaya devam edecektir. Hidayet’in rolünde en ufak bir değişiklik olmayacaktır ama Amway maçlarında Howard’la yapacağı bir çok ikili oyun ve tepe pick-n-rollerine şahit olacağız diyorum. Alston birazcık daha, ama ufacık, ucundan isabetli oynarsa Magic 2 maçı da rahat kazanır. Battie hücumda, Redick savunmada Cavs’e hediye gibi, fazla süre alamazlar en azından şu iki maçta diyorum ve Sezar’ın hakkını da Pietrus’a veriyorum. En pis dakikalarda Magic adına en pis işleri tertemiz yapmayı başardı. Bu haliyle Pietrus Magic için seneler boyu çok önemli bir kazançtır.



Son sözüm de Murat Kosova ve Kaan Kural’a. Kural Boston – Orlando serisinin 7. maçında dengelediği maç yorumu ve tarafsızlık işini şu sıralar fena yapmıyor. Ancak Murat Kosova bu sefer, Hidayet odaklı olarak çok taraftarca maç anlatmaya başladı. Boston serisinde Boston taraftarı gibiydi, dün gece Orlandoluydu adeta. Ha belki düdükler çıldırtmış olabilir diyebilirsiniz ama bana bu bahaneyi kimse yediremez. Maçı anlatacak isen objektif anlatacaksın, hele Murat Kosova isen, marka olmuş bir spor adamı isen sorumluluğun had safhada. Bir önceki seride de söyledim taraftarca maç anlatılmasını istemiyoruz, istediğimiz saf basketbol lügatı, hiçbir yere çekilemeyen, seyirciye zevk veren.



Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Son Şut Sihri – Last Shot Magic

Mayıs 23, 2009, 10:14 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Eskiyen yüzler ve formaların artık bu seviyelerde mücadele edemeyecek hale gelmiş olması nedeniyle herhalde, basketbolun yeni yıldızları, büyüyen oyuncuları ve başarıya aç adamlarıyla bezenmiş bu seneki playoff serileri bende inanılmaz bir damak tadı bıraktı. Sadece Orlando serileri için söylemiyorum bunları. Dallas, Detroit, San Antonio, Phoenix, Utah gibi takımlardan sıkılmış bir basketbol aşığı olarak bu playoff dönemi benim için tam anlamıyla muhteşem geçiyor seyir zevki açısından. Tabii ki bu zevkin doruk noktasına çıkmamı sağlayan takım Orlando Magic.



Oynadığı 15 playoff maçının 9’unu kazanan Magic 6’sını ise kaybetti takip edenlerinizin bildiği gibi. Bu kayıpların 4’ü ise son saniye şutları ile verildi. Aldığı maçların ikisini ise Magic son toplarda almayı başardı. O 2 maçı alan Hidayet ve Lewis, son topta verilen 4 maçta da 2-2 berabereler. Yani son şutu sokan adamlar o ikisinin tuttuğu adamlar. İşte basketbolun zevki burada. Bir an kahramansın, diğer an belki de suçlu. Ama bu sezon asla ve asla suçlayabilecek adam yok Magic kadrosunda, günahıyla, sevabıyla, eğlendirerek, şaşkına çevirerek getirdiler bizleri buraya kadar. Hiç kimsenin Konferans finali için şans vermediği adamlar bugün NBA finali için oynuyorlar, her şeyden önce teşekkürler her birinize.



Orlando – Cleveland eşleşmesinin aslında Cleveland’ın istediği final eşleşmesi olmadığı, onların Garnettsiz Boston’u şiddetle istediklerini söylemiştik daha önce. Kadro yapıları olarak bakıldığında Boston’a karşı şansı çok daha fazlaydı Cleveland’ın. Orlando ise 3 senedir onlara en ters gelen takımdı. King James’in bir türlü dişini geçiremediği, kazandıkları maçlarda bile ölüp ölüp dirildikleri tek takım Orlando Magic’ti. İşte o yüzden her ne kadar dinlenerek ve rakibini analiz ederek çıkmış olsalar da final serisine, izlediğimiz her iki maçta da, fark ne olursa olsun oyuncuların üzerinde bir tedirginlik olduğunu sezdik. Psikolojik avantaj dedikleri konu bu işte. Karşındaki rakip hem sana çok ters geliyor, hem son 2 sezonun en çok deplasmanda maç kazanan takımı.



İki maçı bir arada değerlendirmek gerek, birkaç ayrıntı dışında neredeyse ikisi de birbirinin kopyası çünkü. İlk maçta 16 sayıdan geriden gelip maçı alan Magic bu maçta 23 sayı geriye düşmesine karşın yine savaşarak, yine Hidayet ve Lewis’in omuzlarında döndü maça.



Cavaliers’ın reçetesi belli aslında. Bu reçeteyi en iyi uygulayan takım Sixers oldu 4 maç boyunca ilk turda Magic’e karşı. Howard’ı sert savun, ikili-üçlü sıkıştırmalarla zorla, her pozisyonda yardım getir. Yardım geldiğinde riske edeceğin adam ya Lee ya da Alston olsun. Lee sakatlık çıkıp gelmiş, şut ritmini daha yakalayamamış ve ne olursa olsun bir çaylak, Alston ise kariyerinde ilk kez bu seviyede takımını oynatmak zorunda olan, hızla dibe doğru çakılan bir oyun kurucu. Hücumda tempoyu sakın hızlandırma, hızlandırma ki fast-break yeme, hep set savunması yap. Pick-n-roll’lerdeki adam değişimlerinde mutlaka yardım getir. Görüldüğü gibi öyle deveye hendek atlatmak gibi çok da zor bir iş değil yapmaları gereken aslında. Ama karşılarında psikolojik olarak bir adım önde olan ve aşırı patlayıcı bir takım var.



Orlando’nun reçetesini vermiştik zaten. Devamlı yorumcularımızdan Sevgili tolga da katkılarda bulunmuştu. Ama reçetenin birinci ilacı şuydu: Bırak Lebron oynasın, arkadaşlarını oynatamadan! Lebron ne zaman takımı oynatmaya başlarsa işte o zaman sıkıntı baş gösteriyor. İlk maçın ilk devresinde muhteşem bir takımdı Cavs, aynı şekilde 2. maçın ilk devresi de harika bir takım oyunu oynadılar. Hiç Lebron odaklı değillerdi, Lebron bencil değildi. Ama ne zamanki farkı açıp takım oyunundan hem kendileri uzaklaşmaya başladı, hem de Magic diğer oyunculara savunmayı sertleştirip Lebron’ın başına Pietrus’u bırakıp onunla fazla ilgilenmemeye başladılar, işte o an Cavs çöküşe geçti.



Birinci maçta Magic’in üstün olduğu en önemli nokta pota altındaki yıldızı Howard’dı. Adeta Cavs boyalı alanındaki her şeyi yutan kara delik rolündeydi Howard. 2. maça reçeteye uygun başladılar ve maç boyu bıkmadılar aynı şeyi yapmaktan, haklıydılar. Bu Howard’ın hem dengesini hem de moralini bozdu haliyle, oyundan düştü, kayboldu hücumda. Her iki maçın ilk devrelerindeki muazzam dış atıcı savunmasını ne kadar övsek az Cavs’in ama o dış atıcılar Hidayet ve Lewis’in ürettiği çözümlere çare bulamamalarını da eleştirmek gerek. Yılın Koçu’nun farkını koyacağı yer burası olmalı. Eğer Varejao’nun iki bin kere kendini yere atarak yaptığı şeyin adı savunmaysa, Cavs’in başına gelecek çok iş var demektir. Hidayet’i West’le tutmaya çalışmak ise tam anlamıyla intihar etmek demek. Hidayet her açıdan West’ten üstün bir oyuncu. West’in hızı tek avantajı ama Hidayet karşısında çok ufak kalıyor. Magic’te kim boy gösterirse onun savunmasına James’i vermek de seriyi kaldırabilecek bir çözüm değil. Brown’ın savunmalar ve eşleşmeler üzerine daha fazla kafa yorması gerek.



Lebron James gerçekten basketbol sahalarına çok fazla gelen bir adam. O kadar kuvvetli, o kadar atletik, o kadar sert ki sanki bıraksanız iki 48 dakika daha çıkarır o bünye. 2 maçtır adeta kuvvet ve sertlik şovu yapıyor. Karşısında durabilecek Magic’in aslında tek bir oyuncu yok. Ama Stan Van Gundy’nin planı bizim verdiğimiz reçeteyle birebir uyuşuyor. İşte bu yüzden 49 attığı maçı takımı kazanamazken 35 attığı maçı son anda da olsa alabiliyor. Onun paylaşmasını ne kadar çok engellerseniz, birebir savunmada da ondan 1 salise hızlı önünde durup koşu yolunu kapatabilirseniz, işte o zaman bir şansınız olabilir. 2 maçtır bunu Van Gundy’nin Orlandosu çok iyi yapıyor.



İlk maçı Lewis’in üçlüğünden sonra kalan sürede çok iyi savunma yaparak kazanan Magic, Hidayet’in aldığı maçta 1 saniye savunma yapamayarak kaybetti. Lebron’un üçlüğü, atış stili, inanmışlı onun neden Kral lakabını almış olduğunu gösterse de, oyundan kopan Cavs’i o noktaya getiren bütün maç felaket şut atan Mo Williams’dı kuşkusuz. Onun son anlardaki 7 sayısı olmasa Magic almış başını gidiyordu. İşte o yüzden bir adam takım etmiyor, eksik parçaların mutlaka tamamlanması gerekiyor.



İlk maç Lewis 3 sayılığı ile 107-106 Orlando lehine sonuçlandı, 2. maçı ise James’in son saniye üçlüğüyle alan Cleveland oldu. İlk iki maçın yarattığı izlenim bu serinin yıldızların kapışması şeklinde geçmeyeceğini aksine savunmaların kapışıp daha takım olan tarafın kazanacağı şeklinde. İşte bu yüzden, ufacık farklarla maçların kazanılıp kaybedildiği, turu geçen tarafı belki de tek bir serbest atışın belirleyeceği böylesi bir ortamda, 2 maçtır yaşanan hakem rezaleti bir an önce son bulmalı. Cavs’in QLA’da bir evsahibi üstünlüğü olduğunu, Lebron James’in bir süper yıldız kredisine sahip olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da gerçekten fazla! Şu güzelim maçlara adeta leke sürdü hakem üçlüleri. Ortada olan her düdüğü Cavs’e çaldılar. O kadar hazırlardı ki topu onlara vermeye, bazen kendi kendilerine isyan ettiler. Verdikleri bir çok kararı oto-kontrol neticesi değiştirip düzelttiler belki ama bu onların 2 maç boyu çaldığı saçma sapan düdükleri affettirecek bir şey değil. Bu kadar da seyirciden etkilenmez, bu kadar baskı altında kalınmaz. Özellikle 2. maçın 4. çeyreğinde çaldıkları acayip düdükleri telafi etme telaşına düşüp neredeyse maçı çığrından çıkartıyorlardı ki oyuncuların sakin ruh halleri ve birbirleriyle uğraşmamaları sonucu olaylar büyümedi. Ya hakem kararları bir istikrara oturmalı ya da Euroleague hakemlerini getirsinler düdük çalmaya (İsyan noktası, şaka tabii).



2 maçta gözümüzü çıkartan bazı noktalar vardı, biri Varejao’nun rol yeteneği mesela. Bir basketbol oyuncusu bu kadar çok kendi yere nasıl atabilir anlamak imkansız. Kaç kere parkeyi süpürdü ben sayamadım, daha acı olanı her 2 düşüşünden birine düdük alması. Bir basketbolsever olarak bu tip adamlardan hiç haz etmiyorum, hatta Varejao’nun saçlarını yolmak istiyorum desem yeridir. Böyle maç kazanmaya, savunma yapmaya çalışacaksa Cavs ya da başka bir takım, o kocaman lekeyi sonra nasıl temizleyecekler düşünmek gerek.



3. ve 4. maçlar Amway Arena’da olacak. Saha avantajını eline geçiren Orlando Magic’in kendi adıma bu 2 maçı da alacağını düşünüyorum. Özellikle ilk maç çok zorlu olacaktır. James’in maç sonunda dediği şey 3. maçı anlatıyor aslında “2-0 yapmalarına izin veremezdik”, bu ne demek acilen saha avantajını almalıyız demek. Cavs’in Orlando’ya dişi pek geçmiyor deplasmanda, bu sefer seyirci avantajları da yok, ayrıca eminim ki hakem yönetimi daha ortada olacaktır. Bu yeni şartlar altında “kafa kafaya maçlarda ne yapacaklarını pek bilmiyoruz” dediğimiz Cavs son çeyreğe çift haneli farklarla giremezse biraz zor maç kazanır. O yüzden oyuna çok hızlı başlayıp tıpkı ilk 2 maçtaki gibi erken fark açmak ama bu sefer oyunu tutmak isteyeceklerdir. Başa baş giden maçları oynamaya ve kazanmaya daha alışık ve maç sonu oynamayı daha iyi bilen taraf Magic bu yüzden 1 adım önde sahasındaki maçlarda. Cavs maç alamazsa Orlando’da seri 6. maçta yine Orlando’da biter diyorum. Eğer seri Cleveland’a 2-2 taşınırsa da 7. maçta biter.



Howard’ı etkin kullanmanın bir yolunu bulacak olan Van Gundy, Lewis’i de aktif olarak kullanmaya devam edecektir. Hidayet’in rolünde en ufak bir değişiklik olmayacaktır ama Amway maçlarında Howard’la yapacağı bir çok ikili oyun ve tepe pick-n-rollerine şahit olacağız diyorum. Alston birazcık daha, ama ufacık, ucundan isabetli oynarsa Magic 2 maçı da rahat kazanır. Battie hücumda, Redick savunmada Cavs’e hediye gibi, fazla süre alamazlar en azından şu iki maçta diyorum ve Sezar’ın hakkını da Pietrus’a veriyorum. En pis dakikalarda Magic adına en pis işleri tertemiz yapmayı başardı. Bu haliyle Pietrus Magic için seneler boyu çok önemli bir kazançtır.



Son sözüm de Murat Kosova ve Kaan Kural’a. Kural Boston – Orlando serisinin 7. maçında dengelediği maç yorumu ve tarafsızlık işini şu sıralar fena yapmıyor. Ancak Murat Kosova bu sefer, Hidayet odaklı olarak çok taraftarca maç anlatmaya başladı. Boston serisinde Boston taraftarı gibiydi, dün gece Orlandoluydu adeta. Ha belki düdükler çıldırtmış olabilir diyebilirsiniz ama bana bu bahaneyi kimse yediremez. Maçı anlatacak isen objektif anlatacaksın, hele Murat Kosova isen, marka olmuş bir spor adamı isen sorumluluğun had safhada. Bir önceki seride de söyledim taraftarca maç anlatılmasını istemiyoruz, istediğimiz saf basketbol lügatı, hiçbir yere çekilemeyen, seyirciye zevk veren.



Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>The Return of the King

Mayıs 23, 2009, 5:38 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Hidayet ve Lewis çok direndi ama kralın dönüşü muhteşem oldu. Son şutta üçlükle sadece 1 saniye kala maçı aldı James. Seri 1-1’e gelmiş olsa da Magic çok önemli bir mesaj verdi. Muhteşem bir heyecan, iğrenç hakemler ve 23 sayıdan geri dönen Magic sabahımızı şenlendirdi. (2 maçın yazısı kombin olarak bugün burada olacak.)

The Return of the King

Mayıs 23, 2009, 5:38 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Hidayet ve Lewis çok direndi ama kralın dönüşü muhteşem oldu. Son şutta üçlükle sadece 1 saniye kala maçı aldı James. Seri 1-1’e gelmiş olsa da Magic çok önemli bir mesaj verdi. Muhteşem bir heyecan, iğrenç hakemler ve 23 sayıdan geri dönen Magic sabahımızı şenlendirdi. (2 maçın yazısı kombin olarak bugün burada olacak.)

>Türkiye Futbolcu Kıyım Ligi (Kimler Geldi Kimler Geçti)

Mayıs 22, 2009, 11:48 pm | Futbol, Hayat, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Evvel zaman içinde kalbur da saman içinde diye başlıyor masal. Aşağıda ismi geçenler de, bu masalı yaşamış ancak figüranı oldukları masaldaki karakterlerinin değerini bilememiş insanlar. Eski zamanlardaki forma aşkı, kazanma hırsı, takım ruhu gibi kavramlara karşılık modern futbolun gerekleri, endüstriyel kulüp işletmeciliğinin rasyonel kaçınılmazlıkları gibi şatafatlı kelamlar üstünlük sağlamış. Futbolcu bir meta özelliği taşır hale gelmiş. Etinden, sütünden, derisinden, yününden faydalanılmış/faydalanılamamış ve gönderilmiş… (Teşbihte hata olmasın. İçinde bulunulan durumun vehameti nedeniyle son cümleyi özellikle kullandım.)

Futbol da hayat gibi işte. Bazen eller üzerindesiniz… Etrafınız yalakadan geçilmez. Ne tarafa baksanız hep sizi övenlerle karşılaşırsınız. Sanırsınız ki en iyi, en güzel, en yakışıklı… en en en herşeyin “en”i sizsiniz. Ama bir de bakarsınız, İstanbul Belediyeli Erman’a gol sevincinde yaptıkları gibi eller bir anda çekilir, sırt üstü düşersiniz. Hayat da bu değil mi zaten? Devamlı arkanı kollayacaksın. Kimseye güvenmeyeceksin.

Futbol bu işte, hayat gibi… Ne kadar iyi olursanız olun yüzünüz eskimişse, idarecilerle ters düşmüşseniz, kendinizi geliştirememişseniz, uyumsuz ve marjinalseniz başka gökler altında herkesten habersiz devam ediyorsunuz yolunuza. Belki de bu dünya için çok fazla beklentiniz vardır. Belki de kimbilir… Onlara da sormamız lazım…

Kimler geldi, kimler geçti… “3 büyükler” olarak da nitelendirilen Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’da top koşturmuş, şampiyonluk yaşamış, hatta o takımın tarihine adını yazdırmış futbolcular… Kimisi bir yıldızın veliahtı olarak gösteriliyordu Olcan Adın gibi, kimisi büyük umutlarla gelmişti Bülent Akın ya da Serkan Aykut gibi… Hepsinin ortak özelliği artık göz önünde değiller… Zamanında kadrosunda yer aldıkları takımlarının şampiyonluk mücadelesini dışarıdan izliyorlar ve artık çoğu alt liglerde formasını giydikleri takımların başarılı olması için uğraş veriyorlar.

Peki ya nerelerdeler? Hiç merak ettiniz mi? Ben ettim, bu merakımı da doğrusu Beylerbeyi’nde maçını izlediğim Mustafa Kocabey nam-ı diğer Papen Mustafa tetikledi. Bir zamanlar gözbebeği olan futbolcular… Bir futbol takımı kadar topçu kullanma süresi dolduğu ya da istenilen verimi veremediği için kayıp gitmiş, küme düşmüş…

Ancaaaak! Küme düşmek ayıp değildir sevgili okur. Yazımın başlığı böyle olsa da ironi sanılmasın! Küme düşmek, biraz talihsizlik olsa da küme dışı takımlara da iyi futbolcular seyrettirmektir…

39 kişilik kadro! Kadromuz kalabalık… Mesela 3 takımdan da bir Fevzi var kalede… Bek sıkıntısı küme düşenlerde de baş gösteriyor: Sağa 4, sola sadece 3 tane düşüyor. Ama birçok takımın yalancı beklerle iş gördüğü düşünüldüğünde yeter de artar bile… Stoperlerimiz 4 tane. Sakatlık olursa dert etmeye gerek yok… Orta saha 12 kişi, 11’i yapacak teknik direktöre Allah kolaylık versin, işi gerçekten zor… Forvet hattı ise çok zengin. Tam 11 futbolcu. Ancak burada bir istisna uygulandı; Anadolu kulüplerinde gol kralı olmuş 2 ismi de kadroya dahil edildi. Her hafta farklı bir kombinasyon uygulayabilir hoca 11’inden de yararlanabilmek için… Kimlerden mi oluşuyor bu kadro? Kimler yok ki…

Mehmet Bölükbaşı (Galatasaray)

Kaleciler: Fevzi Tuncay (BJK): Diyarbakırspor.

Fevzi Elmas (GS): Antalyaspor.
Fevzi Layiç (FB): Gaziosmanpaşa
Mehmet Bölükbaşı (GS): Bozüyükspor
Kerem İnan (GS): Karşıyaka

Ali Güneş (Fenerbahçe)
Sağ bekler: Tamer Tuna (TS – BJK):İstanbulspor.
Ali Güneş (FB): Freiburg’da futbolu bıraktı.
Orhan Ak (GS): Antalyaspor
Emrah Eren (GS): Gaziantepspor

Cem Karaca (Fenerbahçe)
Sol bekler: Cem Karaca (FB): İstanbulspor.
Ümit Özat (FB): Köln’de (Almanya) futbolu bıraktı.
Erol Bulut (FB): Metalurg Donetsk

Ali Eren Beşerler (Beşiktaş)
Stoperler: Serkan Özsoy (FB): Sakaryaspor.
Adem Dursun (BJK): K. Erciyesspor.
Ali Eren Beşerler (BJK): Turgutluspor ’dan ayrıldı.
Erman Güraçar (BJK): Manisaspor

Ufuk Talay (Galatasaray)

Celil Sağır (Fenerbahçe)
Orta saha: Ahmet Yıldırım (GS – BJK): Adanaspor.
Evren Turhan (GS): Kayseri Erciyes.
Bülent Akın (GS): İstanbulspor.
Yasin Sülün (BJK): Sarıyer.
Olcan Adın (FB): Gaziantepspor.
Celil Sağır (FB): Malatyaspor.
Serdar Topraktepe (BJK): Kocaelispor.
Hakan Bayraktar (FB): Gaziantepspor.
Faruk Atalay (GS): Mersin İdman Yurdu
Ufuk Talay (GS): Mersin İdman Yurdu

Papen Mustafa Kocabey (Galatasaray)

Fazlı Ulusal (Beşiktaş)
Forvetler: Papen Mustafa Kocabey (GS): Beylerbeyi.
Ahmet Dursun (BJK): Kocaelispor.
Serkan Aykut (GS): Samsunspor.
Atilla Birlik (BJK): Tokatspor.
Fazlı Ulusal (BJK): Erzurumspor.
Berkant Göktan (GS – BJK): 1860 Münih’ten uzaklaştırıldı.
Murat Sözkesen (GS): Orduspor
Saffet Akyüz (GS): Altay

Anadolu’dan çıkan gol kralları:
Cenk İşler: Manisaspor.
Okan Yılmaz: Belediye Vanspor.

İşte gördüğünüz gibi hayat insanı ne haldeyken nerelere götürüyor. Ne diyelim, altta kaldım diye üzülmeyeceksin; üste çıktım diye yerinmeyeceksin. Hayat bir tokat atar ve tepetaklak olursun ya da tam bittim derken bir yüzüne güler ki hayal edemediğin yerlere gelirsin. İşte gelince önemli olan oralarda kalabilmek. Orada kalmak içinde ne olduğunu iyi bileceksin, kendini dev aynasında görmeyeceksin. Bunu yapabiliyorsan oh ne ala. Yapamazsan ismin yukarıdakilere yakında eklenir.
Velhasıl-ı kelam hepsi zamanında bu ligde toz yutmuş ve ligin “top” takımlarında futbol oynama şansına erişmiş futbolcular. Acaba bu futbolculardan ilk 11 nasıl olurdu?

Türkiye Futbolcu Kıyım Ligi (Kimler Geldi Kimler Geçti)

Mayıs 22, 2009, 11:48 pm | Futbol, Hayat, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Evvel zaman içinde kalbur da saman içinde diye başlıyor masal. Aşağıda ismi geçenler de, bu masalı yaşamış ancak figüranı oldukları masaldaki karakterlerinin değerini bilememiş insanlar. Eski zamanlardaki forma aşkı, kazanma hırsı, takım ruhu gibi kavramlara karşılık modern futbolun gerekleri, endüstriyel kulüp işletmeciliğinin rasyonel kaçınılmazlıkları gibi şatafatlı kelamlar üstünlük sağlamış. Futbolcu bir meta özelliği taşır hale gelmiş. Etinden, sütünden, derisinden, yününden faydalanılmış/faydalanılamamış ve gönderilmiş… (Teşbihte hata olmasın. İçinde bulunulan durumun vehameti nedeniyle son cümleyi özellikle kullandım.)

Futbol da hayat gibi işte. Bazen eller üzerindesiniz… Etrafınız yalakadan geçilmez. Ne tarafa baksanız hep sizi övenlerle karşılaşırsınız. Sanırsınız ki en iyi, en güzel, en yakışıklı… en en en herşeyin “en”i sizsiniz. Ama bir de bakarsınız, İstanbul Belediyeli Erman’a gol sevincinde yaptıkları gibi eller bir anda çekilir, sırt üstü düşersiniz. Hayat da bu değil mi zaten? Devamlı arkanı kollayacaksın. Kimseye güvenmeyeceksin.

Futbol bu işte, hayat gibi… Ne kadar iyi olursanız olun yüzünüz eskimişse, idarecilerle ters düşmüşseniz, kendinizi geliştirememişseniz, uyumsuz ve marjinalseniz başka gökler altında herkesten habersiz devam ediyorsunuz yolunuza. Belki de bu dünya için çok fazla beklentiniz vardır. Belki de kimbilir… Onlara da sormamız lazım…

Kimler geldi, kimler geçti… “3 büyükler” olarak da nitelendirilen Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’da top koşturmuş, şampiyonluk yaşamış, hatta o takımın tarihine adını yazdırmış futbolcular… Kimisi bir yıldızın veliahtı olarak gösteriliyordu Olcan Adın gibi, kimisi büyük umutlarla gelmişti Bülent Akın ya da Serkan Aykut gibi… Hepsinin ortak özelliği artık göz önünde değiller… Zamanında kadrosunda yer aldıkları takımlarının şampiyonluk mücadelesini dışarıdan izliyorlar ve artık çoğu alt liglerde formasını giydikleri takımların başarılı olması için uğraş veriyorlar.

Peki ya nerelerdeler? Hiç merak ettiniz mi? Ben ettim, bu merakımı da doğrusu Beylerbeyi’nde maçını izlediğim Mustafa Kocabey nam-ı diğer Papen Mustafa tetikledi. Bir zamanlar gözbebeği olan futbolcular… Bir futbol takımı kadar topçu kullanma süresi dolduğu ya da istenilen verimi veremediği için kayıp gitmiş, küme düşmüş…

Ancaaaak! Küme düşmek ayıp değildir sevgili okur. Yazımın başlığı böyle olsa da ironi sanılmasın! Küme düşmek, biraz talihsizlik olsa da küme dışı takımlara da iyi futbolcular seyrettirmektir…

39 kişilik kadro! Kadromuz kalabalık… Mesela 3 takımdan da bir Fevzi var kalede… Bek sıkıntısı küme düşenlerde de baş gösteriyor: Sağa 4, sola sadece 3 tane düşüyor. Ama birçok takımın yalancı beklerle iş gördüğü düşünüldüğünde yeter de artar bile… Stoperlerimiz 4 tane. Sakatlık olursa dert etmeye gerek yok… Orta saha 12 kişi, 11’i yapacak teknik direktöre Allah kolaylık versin, işi gerçekten zor… Forvet hattı ise çok zengin. Tam 11 futbolcu. Ancak burada bir istisna uygulandı; Anadolu kulüplerinde gol kralı olmuş 2 ismi de kadroya dahil edildi. Her hafta farklı bir kombinasyon uygulayabilir hoca 11’inden de yararlanabilmek için… Kimlerden mi oluşuyor bu kadro? Kimler yok ki…

Mehmet Bölükbaşı (Galatasaray)

Kaleciler: Fevzi Tuncay (BJK): Diyarbakırspor.

Fevzi Elmas (GS): Antalyaspor.
Fevzi Layiç (FB): Gaziosmanpaşa
Mehmet Bölükbaşı (GS): Bozüyükspor
Kerem İnan (GS): Karşıyaka

Ali Güneş (Fenerbahçe)
Sağ bekler: Tamer Tuna (TS – BJK):İstanbulspor.
Ali Güneş (FB): Freiburg’da futbolu bıraktı.
Orhan Ak (GS): Antalyaspor
Emrah Eren (GS): Gaziantepspor

Cem Karaca (Fenerbahçe)
Sol bekler: Cem Karaca (FB): İstanbulspor.
Ümit Özat (FB): Köln’de (Almanya) futbolu bıraktı.
Erol Bulut (FB): Metalurg Donetsk

Ali Eren Beşerler (Beşiktaş)
Stoperler: Serkan Özsoy (FB): Sakaryaspor.
Adem Dursun (BJK): K. Erciyesspor.
Ali Eren Beşerler (BJK): Turgutluspor ’dan ayrıldı.
Erman Güraçar (BJK): Manisaspor

Ufuk Talay (Galatasaray)

Celil Sağır (Fenerbahçe)
Orta saha: Ahmet Yıldırım (GS – BJK): Adanaspor.
Evren Turhan (GS): Kayseri Erciyes.
Bülent Akın (GS): İstanbulspor.
Yasin Sülün (BJK): Sarıyer.
Olcan Adın (FB): Gaziantepspor.
Celil Sağır (FB): Malatyaspor.
Serdar Topraktepe (BJK): Kocaelispor.
Hakan Bayraktar (FB): Gaziantepspor.
Faruk Atalay (GS): Mersin İdman Yurdu
Ufuk Talay (GS): Mersin İdman Yurdu

Papen Mustafa Kocabey (Galatasaray)

Fazlı Ulusal (Beşiktaş)
Forvetler: Papen Mustafa Kocabey (GS): Beylerbeyi.
Ahmet Dursun (BJK): Kocaelispor.
Serkan Aykut (GS): Samsunspor.
Atilla Birlik (BJK): Tokatspor.
Fazlı Ulusal (BJK): Erzurumspor.
Berkant Göktan (GS – BJK): 1860 Münih’ten uzaklaştırıldı.
Murat Sözkesen (GS): Orduspor
Saffet Akyüz (GS): Altay

Anadolu’dan çıkan gol kralları:
Cenk İşler: Manisaspor.
Okan Yılmaz: Belediye Vanspor.

İşte gördüğünüz gibi hayat insanı ne haldeyken nerelere götürüyor. Ne diyelim, altta kaldım diye üzülmeyeceksin; üste çıktım diye yerinmeyeceksin. Hayat bir tokat atar ve tepetaklak olursun ya da tam bittim derken bir yüzüne güler ki hayal edemediğin yerlere gelirsin. İşte gelince önemli olan oralarda kalabilmek. Orada kalmak içinde ne olduğunu iyi bileceksin, kendini dev aynasında görmeyeceksin. Bunu yapabiliyorsan oh ne ala. Yapamazsan ismin yukarıdakilere yakında eklenir.
Velhasıl-ı kelam hepsi zamanında bu ligde toz yutmuş ve ligin “top” takımlarında futbol oynama şansına erişmiş futbolcular. Acaba bu futbolculardan ilk 11 nasıl olurdu?

>Türkiye Teknik Direktör Kıyım Ligi

Mayıs 22, 2009, 10:37 pm | Futbol, ozhano, teknik direktör, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Türkiye Futbol Federasyonu gelecek sezon bazı uygulamalar düşünüyormuş bu vahim tabloyu değiştirmek için. Haydi hayırlısı…

T.S.L.’nin son üç takımına bakıldığında sorunun Teknik direktör olmadığı da apaçık ortaya çıkıyor.

(“Arada Çalışanlar” bölümünde kaçırdıklarım veya bilmediklerim olduysa affola. Malum bazı kulüpler artık işin cılkını çıkardı.)

Türkiye Teknik Direktör Kıyım Ligi

Mayıs 22, 2009, 10:37 pm | Futbol, ozhano, teknik direktör, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Türkiye Futbol Federasyonu gelecek sezon bazı uygulamalar düşünüyormuş bu vahim tabloyu değiştirmek için. Haydi hayırlısı…

T.S.L.’nin son üç takımına bakıldığında sorunun Teknik direktör olmadığı da apaçık ortaya çıkıyor.

(“Arada Çalışanlar” bölümünde kaçırdıklarım veya bilmediklerim olduysa affola. Malum bazı kulüpler artık işin cılkını çıkardı.)

>GS TSL Şampiyonluk Kupası Seramonisi’nde!

Mayıs 21, 2009, 7:23 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, sivasspor, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Bu sene taraftarını yeterince mutlu edemedi Galatasaraylı futbolcular. Halbuki sezon başlamadan yönetimin yaptığı güzel transferler ve takımın başında bir önceki sene Galatasaray’ı UEFA Cup’tan rahatça eleyen Leverkusen’in hocası Skibbe ile herkesin beklentisi TSL şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde eski günlere dönebilmekti. Ancak ne var ki, ilk darbe Steaua Bükreş ile geldi. Arkasından sakatlıklar fazlalaşmaya ve alakasız yerlerde alakasız futbolcular oynamaya başladı. Kadro derin derken o derin kadro bile eksik kalmıştı bu sakatlıklar yüzünden. Ligde devre arasından önce 4-5 haftalık bir galibiyet serisi vardı ki gerçekten taraflı tarafsız herkes Galatasaray’ın lige de asılacağını düşündü. Ne olduysa ilk yarının son maçı olan Sivas müsabakası öncesi milli takım maçı için lige verilen arada oldu. Feldkamp, görevinin ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte teknik kadro içerisine dahil edildi. Ondan sonra takımın bütün ahengi bozuldu. O muazzam oyun oynayan takım tamamen silindi ve o zaman havlu attı Galatasaray lige. Bu tarihten sonra Galatasaray için çöküş dönemine geçildi. Bu zaman zarfı içinde iyi olan tek şey UEFA Cup’ta son 32 ye kalınması oldu. Ligdeki kötü durumda suçlu olarak Skibbe bulundu gönderildi ve yerine “Efsane Bülent” getirildi. Bülent ile takım biraz kıpırdandı ama o da skor avantajı sağladıktan sonra kapanma huyunu takıma getirdi. Maçlar hep tek farklı ve taraftarın kalbi ağzından çıkacak şekilde geçti ve hala daha geçiyor. Bu arada Hamburg’a da akıl sır almayacak bir şekilde yenilince taraftarda iyice huzursuzluk baş gösterdi. Nitekim Bülent ile takım bugüne kadar öyle ya da böyle geldi. Büyük ihtimalle lig sonunda Bülent yolcu olacak, yerine başka bir t.d. gelecek.

Artık bu sezon Galatasaray için başarısız bir şekilde tamamlandı. Hem yönetim hem de futbolcular yanlışlarını iyi irdelemeli ve gelecek sezon bu sezonki yanlışlardan sıyrılıp ona göre giriş yapılmalıdır. Ancak Galatasaray için hala daha iyi olan durum, TSL şampiyonluk Kupası’nı elinde tutması. Federasyon Galatasaray’a kupayı verdi ve “Buyur kime istiyorsan ona ver.” dedi. Galatasaray kupayı kime takdim edecek bakalım. İlk maç ligin şu anki lideri Beşiktaş ile. Galatasaray Beşiktaş’a “buyur geç” mi der, yoksa “öyle şampiyon olmak kolay değil” mi der onu 3 gün sonra göreceğiz. Son maçı da ligin ikincisi Sivas ile yapacak. O maçı alırsa bu sefer de Beşiktaş’a “al sana kupa” diyecek. Tabi bu arada Trabzonspor’u da unutmamak gerekir. O kadar değişik bir lig yaşadık ki, Beşiktaş ve Sivas son iki maçta da saçma puanlar kaybederse bu sefer de hiç hesapta olmayan “hamsiler” şampiyon olabilirler.

Aslında sözün özü, Galatasaray sezonda hiçbirşey yapamadı. Yürüye yürüye 4. olacak büyük ihtimalle. Ama şu durumda bile kupa seramonisinde hazır bekliyor elinde kupa ile. Karşısında 3 takım var. Bakalım kime takdim edecek bu anlamlı sezonun kupasını. Ne yapalım artık bununla avutacak Galatasaray taraftarı bu sene kendisini. Koyunun olmadığı yerde keçiye Addurrahman Çelebi diyoruz açıkçası. Belki de gelene geçene buyur diyecek kendine yapacak en büyük kötülüğü. Ya da her iki takıma da puan kaybı yaptırıp kendi göbeklerini kesmelerini isteyecek. Ligin son iki haftası ve hala daha bilmem kaç tane olasılık var. Çok güzel oldu lig bu sene çok güzel. İddaa’cılar sağlam para kaldırdılar Türkiye TSL den.

GS TSL Şampiyonluk Kupası Seramonisi’nde!

Mayıs 21, 2009, 7:23 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, sivasspor, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu sene taraftarını yeterince mutlu edemedi Galatasaraylı futbolcular. Halbuki sezon başlamadan yönetimin yaptığı güzel transferler ve takımın başında bir önceki sene Galatasaray’ı UEFA Cup’tan rahatça eleyen Leverkusen’in hocası Skibbe ile herkesin beklentisi TSL şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde eski günlere dönebilmekti. Ancak ne var ki, ilk darbe Steaua Bükreş ile geldi. Arkasından sakatlıklar fazlalaşmaya ve alakasız yerlerde alakasız futbolcular oynamaya başladı. Kadro derin derken o derin kadro bile eksik kalmıştı bu sakatlıklar yüzünden. Ligde devre arasından önce 4-5 haftalık bir galibiyet serisi vardı ki gerçekten taraflı tarafsız herkes Galatasaray’ın lige de asılacağını düşündü. Ne olduysa ilk yarının son maçı olan Sivas müsabakası öncesi milli takım maçı için lige verilen arada oldu. Feldkamp, görevinin ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte teknik kadro içerisine dahil edildi. Ondan sonra takımın bütün ahengi bozuldu. O muazzam oyun oynayan takım tamamen silindi ve o zaman havlu attı Galatasaray lige. Bu tarihten sonra Galatasaray için çöküş dönemine geçildi. Bu zaman zarfı içinde iyi olan tek şey UEFA Cup’ta son 32 ye kalınması oldu. Ligdeki kötü durumda suçlu olarak Skibbe bulundu gönderildi ve yerine “Efsane Bülent” getirildi. Bülent ile takım biraz kıpırdandı ama o da skor avantajı sağladıktan sonra kapanma huyunu takıma getirdi. Maçlar hep tek farklı ve taraftarın kalbi ağzından çıkacak şekilde geçti ve hala daha geçiyor. Bu arada Hamburg’a da akıl sır almayacak bir şekilde yenilince taraftarda iyice huzursuzluk baş gösterdi. Nitekim Bülent ile takım bugüne kadar öyle ya da böyle geldi. Büyük ihtimalle lig sonunda Bülent yolcu olacak, yerine başka bir t.d. gelecek.

Artık bu sezon Galatasaray için başarısız bir şekilde tamamlandı. Hem yönetim hem de futbolcular yanlışlarını iyi irdelemeli ve gelecek sezon bu sezonki yanlışlardan sıyrılıp ona göre giriş yapılmalıdır. Ancak Galatasaray için hala daha iyi olan durum, TSL şampiyonluk Kupası’nı elinde tutması. Federasyon Galatasaray’a kupayı verdi ve “Buyur kime istiyorsan ona ver.” dedi. Galatasaray kupayı kime takdim edecek bakalım. İlk maç ligin şu anki lideri Beşiktaş ile. Galatasaray Beşiktaş’a “buyur geç” mi der, yoksa “öyle şampiyon olmak kolay değil” mi der onu 3 gün sonra göreceğiz. Son maçı da ligin ikincisi Sivas ile yapacak. O maçı alırsa bu sefer de Beşiktaş’a “al sana kupa” diyecek. Tabi bu arada Trabzonspor’u da unutmamak gerekir. O kadar değişik bir lig yaşadık ki, Beşiktaş ve Sivas son iki maçta da saçma puanlar kaybederse bu sefer de hiç hesapta olmayan “hamsiler” şampiyon olabilirler.

Aslında sözün özü, Galatasaray sezonda hiçbirşey yapamadı. Yürüye yürüye 4. olacak büyük ihtimalle. Ama şu durumda bile kupa seramonisinde hazır bekliyor elinde kupa ile. Karşısında 3 takım var. Bakalım kime takdim edecek bu anlamlı sezonun kupasını. Ne yapalım artık bununla avutacak Galatasaray taraftarı bu sene kendisini. Koyunun olmadığı yerde keçiye Addurrahman Çelebi diyoruz açıkçası. Belki de gelene geçene buyur diyecek kendine yapacak en büyük kötülüğü. Ya da her iki takıma da puan kaybı yaptırıp kendi göbeklerini kesmelerini isteyecek. Ligin son iki haftası ve hala daha bilmem kaç tane olasılık var. Çok güzel oldu lig bu sene çok güzel. İddaa’cılar sağlam para kaldırdılar Türkiye TSL den.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.