Ne Kadar Acayipleştik Biz Ya!

Mart 5, 2011, 9:20 pm | Acayip İşler, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yabancı Kalmak

Haziran 24, 2010, 7:44 pm | Acayip İşler, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Elenen Fransa ve İtalya ile grubundan ancak 2. olarak çıkan İngiltere’yi düşünelim. Nedir bu ülkelerin ortak özellikleri? Ligleri yabancı futbolcu cenneti. Fransa’da o kadar dışarıda oynayan adam var ama demeyin! Çıkar Arsenal’i, United’ı, Chelsea’yi ne oldu? Sıkıntıda dediğimiz ülkenin topraklarında oynayan adamlar bunlar da. Hadi geçtik onları bak Arjantin’e, Brezilya’ya, Slovakya’ya, Uruguay’a, Paraguay’a. Ne var bu ülkelerde? Nerdeyse takımlarındaki herkes ülke dışında, hepsi lejyoner adeta. Farklı ülkelerin, farklı futbol kültürleriyle yoğrulmuş adamlar. Sentezi beceren adam akıllı bir hocayla geldikleri yer belli. Kaç İngiliz, kaç İtalyan, kaç Fransız var (Fransızlar için İngiltere’yi saymıyorum) yurt dışında forma terleten? Bu adamların takımları her sene Avrupa Kupaları’nda tepeye oynuyor. Ama Inter’de, United’da, Chelsea’de, Arsenal’de, Lyon’da kaç yerli isim sayabiliyoruz. Allah aşkına kaç İtalyan vardı Inter Şampiyonlar Ligini alırken ilk 11’de?

Ha tamam cenky anlattın da netice ne, sadede gel diyenler için: Turkcell Süper Ligde bu sezon itibariyle kadrolarda izin verilen yabancı oyuncu sayısı 10! Yurt dışında Milli Takım seviyesinde olup da forma giyen oyuncu sayısını hatırlayan var mı?

Nokta!

İstanbul Portluyor

Haziran 2, 2010, 12:32 am | Acayip İşler, sinir, Türkiye Meseleleri kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

İstanbul’a her gittiğimde cidden bu şehri yeni bir şeyler olmuş halde görüyorum. Zaten Türkçenin unutulduğu bu şehir artık iyice portlamaya zortlamaya başlamış. Portlama daha İstanbul’a girerken Via Port’la başlıyor Kurtköy’de, oradan içerlere doğru gidip köprüyü geçince ilerlerde, Bahçelievler’de Metro Port’un boy verdiğini görüyorsunuz. Haydi Via Port’a alışmıştık Sabiha Gökçen’in dibinde ama Metro Port pek bi zorlama olmuş, hatta olmamış. Metro Portlamayı da geçtik de bu sefer ne çıkıyor karşımıza Atatürk Havalimanı’na pek yakın diye Air Port Outlet Center. Muhteşem ya koca şehir semt semt portluyor. Bir ucundan bir ucuna port port maşallah.

Cidden ne oluyor bu şehire Allah aşkına. Tamam metropol, dünya şehri falan filan da Türkiye be dayı burası. Bu ülkenin dili Türkçe değil miydi en son. Yoksa haberimiz olmadan Anayasa paketi yutturmasında tablet edasıyla Türkçeyi defterden silen bir madde de mi içirdiler bize. Yeminle Nuri Alço’nun ilaçlı gazonunu içmiş gibi horulduyor memleket, elalem de hart hart kaşıyıp bir taraflarını portlatıyor caanım İstanbul’u.

Bu da 2. isyanım olsun blogdaki. Cem’e selam, yola devam.

Yapmaa Ziyaaaa!!!

Mayıs 17, 2010, 2:54 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, ozhano, TSL, Ziya Şengül kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

32. hafta
Fenerbahçe 2-0 Eskişehirspor

Maçın ikinci golü. Özer tarafından atıldı. Ceza sahasının sol iç kısmında topla buluşan Özer zor pozisyonda şut çeker top Eskişehirli defans oyuncusunun ayağına çarpar bombeli olarak 2.06lık Ivesa’nın üzerinden geçer ve gol olur.

O zamanki Ziya Şengül yorumu: Efendim, yapmayın Allah aşkına, Özer’in vuruş açısı, tekniği, topu gidişatını görmüyor musunuz, Ivesa zaten son bir hamleyle çıkarmaya çalışıyor ama gücü yetmiyor; burada Ivesa suçlanacak son futbolcu Eskişehirspor’da. Lütfen hatalı gol yedi diyip olayları başka taraflara çekmenin alemi yok.

34. hafta
Fenerbahçe 1-1 Trabzonspor

Trabzonsporlu Burak tarafından kaydedilen gol. Aynı Özer’de olduğu gibi ama tek fark kaleye doğrudan şut amacı gütmeyen bir top yani kaleci beklemiyor artı Özer’inkine göre daha hızlı bir vuruş. Sonuçta gol oluyor. Yani üstüste koyunca arada fazla fark yok hatta Volkan’ın yediği gol daha normal karşılanabilir.

Bu gol üzerine Ziya Şengül’ün yorumu: Bir paragraf açıyorum kaleci Volkan’a.. Böylesine kaleciliği inkar edercesine o topu kalende görmek zorunda mısın kardeşim.. Burak’ın golündeki hamlen, zamanlaman, gole davetiye çıkarmak değildi de neydi?

Eee. Ne oldu iki hafta önceki Ivesa yorumuna. Hani bu tip toplar çok tersti kaleciler için. Hani kaleci hatası olarak görülemez diyordun bu tip gollerde daha iki hafta önce. Tamam Volkan’ı hiç sevmem ama bugün bir o, bir Alex sayesinde buralara kadar geldi bu takım. Hem dün akşam tv de hem de bugün yazısında Ziya’nın bu kadar Volkan’ın üzerine gitmesinin sebebi ne olabilir acaba?

Hayır bu adamın airbag’ini kaldıran bir numaralı adam da kendisi. Airbag ile topu yoketmeye çalışırken “yaw bunlar futbolun eğlenceli yanları, üzerinde durmamak gerek” diyip adamın airbagi kaldırırsan aerodinamiği bozarsın, böyle olur işte…

Suçlu Hangisi: Kuru Fasulye mi Döner mi?

Mayıs 10, 2010, 11:36 pm | Acayip İşler, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Senelerdir düşünüyorum bu sorunun cevabını. Suçlu hangisi bunlardan. Kuru Fasulye de Döner de son derece büyük adaylar. Ama acaba hangisi gerçek suçlu?

Bu ülkeye gelen, giden, uzun ya da kısa çalışan, Avrupa çapında, Dünya çapında ne teknik direktörler oldu ama her birinin sonu aynı oldu. Türkleştiler. Konuşmasına, duruşuna, adabına hayran olduğumuz, her fırsatta elini taşın altına sokup sorumluluk alan adamlar bir anda sorumluluktan kaçan, suçlu arayan, oyuncularını aslan kafesine atan enteresan adamlar haline geliverdiler. En son örnek, hayranı olduğumuz Rijkaard. Ne oldu da bu adam bu hale geldi, bu şekle bürünebildi çözemedim ben. Muhteşem basınımız, düzmece haberlerimiz, dedikoducu yönetici müsvettelerimiz, tele kulak tesis çalışanlarımızın mutlaka önemli payı var fakat bu kadar olmaz. Bu kadar kısa sürede böylesi değişilmez.

İşte o yüzden bu adamın ya da önceki örneklerin mayasını, genini bozan bir şeyler var bence. İlaç gibi, zehir gibi, sonunda etkisi adamların bizim gibi olmaları. Yediklerinde buluyorum ben suçu. Öyle sallıyorlar ki bir yerden sonra kesinlikle gazlarının içine sığmadığının göstergesidr bu, başka açıklaması olamaz, işte o sebeple Kuru Fasulye zan altında. Ama bu derece söylediklerinden, hareketlerinden, karakterinden dönebilmeyi becerebilmek için çok fazla döner yemiş olmak gerek. O kadar yüklenmiş ki bu adamlar dönere, dönmek içlerine işlemiş adeta. Asıl korkum 1,5 döner üzerine pilav üstü kurunun vazgeçilmezleri haline gelmiş olması.

Mantık bulamıyorum ben bu dönüşümlerde, suya da suç bulacağım ama yaşamın kaynağıdır, günaha gireceğim diye korkuyorum. Gerçi nimete yükledik suçu ama yok ki başka açıklaması. Bütün kariyere bak, Türkiye’de yaşananlara bak, bkz. Rijkaard olmuş Faruk Rey Kart.

EnJOy!

Mayıs 8, 2010, 11:43 am | Acayip İşler, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Koçlarım Benim! Yakışır, sadece burda kalmasın Ada’da aynen devam! Hatta mümkünse kızları da götürün.

Kaynak: Milliyet

Oyuna Saygı Kalmadı

Aralık 21, 2009, 9:56 pm | Acayip İşler, Futbol, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Bir sahanın içine etmeleri eksikti. Önce Lehmann kale arkasını mesken edindi sonra Gothard sahadan çıkmaya bile tenezzül etmedi. Futbol daha fazla ne kadar çirkinleştirilebilir acaba?

>Oyuna Saygı Kalmadı

Aralık 21, 2009, 9:56 pm | Acayip İşler, Futbol, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bir sahanın içine etmeleri eksikti. Önce Lehmann kale arkasını mesken edindi sonra Gothard sahadan çıkmaya bile tenezzül etmedi. Futbol daha fazla ne kadar çirkinleştirilebilir acaba?

>Yorumsuz

Aralık 12, 2009, 1:51 am | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

Yorumsuz

Aralık 12, 2009, 1:51 am | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

>Gazetecilik Bu mu?

Ekim 12, 2009, 1:40 pm | Acayip İşler, Futbol, gazete, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Milliyet’in internet ana sayfasından verdiği çok çok önemli son dakika haberi‘ne göre bazı isimlere Milli Takım kapısı kapanıyormuş. Rüştü, Yusuf, İbrahim Üzülmez, Ceyhun Eriş, Nihat Kahveci hiç bir şart altında bir daha çağrılmayacakmış Milli Takım’a. Terim’in gidişi onların kariyerlerini de bitirmiş.

Allah aşkına kimsiniz siz, nereden aldınız bu bilgiyi, Milli Takımın hocası belli oldu mu? İmzalar atıldı da biz mi bilmiyoruz. Ne acayip iştir bu ne büyük terbiyesizliktir. Belki yeni gelecek adam “Nihat benim 1 numaralı adamım, kale de Rüştü’nün” diyecek. 2 gün sonra bir Milli maç var, halen Milli takım kadrosunda bulunan adamlar için bu haber nasıl yapılır bu nasıl saygısızlıktır! Siz kimsiniz ki liste yayınlıyabiliyorsunuz daha gelmemiş bir adamla ilgili. Bir defolun gidin Allah Aşkına!

Gazetecilik Bu mu?

Ekim 12, 2009, 1:40 pm | Acayip İşler, Futbol, gazete, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Milliyet’in internet ana sayfasından verdiği çok çok önemli son dakika haberi‘ne göre bazı isimlere Milli Takım kapısı kapanıyormuş. Rüştü, Yusuf, İbrahim Üzülmez, Ceyhun Eriş, Nihat Kahveci hiç bir şart altında bir daha çağrılmayacakmış Milli Takım’a. Terim’in gidişi onların kariyerlerini de bitirmiş.

Allah aşkına kimsiniz siz, nereden aldınız bu bilgiyi, Milli Takımın hocası belli oldu mu? İmzalar atıldı da biz mi bilmiyoruz. Ne acayip iştir bu ne büyük terbiyesizliktir. Belki yeni gelecek adam “Nihat benim 1 numaralı adamım, kale de Rüştü’nün” diyecek. 2 gün sonra bir Milli maç var, halen Milli takım kadrosunda bulunan adamlar için bu haber nasıl yapılır bu nasıl saygısızlıktır! Siz kimsiniz ki liste yayınlıyabiliyorsunuz daha gelmemiş bir adamla ilgili. Bir defolun gidin Allah Aşkına!

Fatih Terim Yüzünden Bosna’yı Tuttum!

Eylül 11, 2009, 11:16 am | Acayip İşler, Futbol, haber, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum
Mehmet Tezkan
Vatan Gazetesi’nin siyaset ile ilgili karalamalar yapan elemanı Mehmet Tezkan bakmış ki politikada yazılan yazılarda ekmek yok, ülkenin en popüler aktivitesi olan futbol ve onun en öndeki isimlerinden birine çamur atmak ile futbol sektörüne geçiş yapmış. Daha okumayanlar için yazısı burada.

Şimdi Sevgili Mehmet Tezkan. Bende sana sallayayım biraz bakalım nasıl olacak?

1. Siyasetle ilgili yazdığın yazıları kimse okumadığı için görülüyor ki futbola geçiş yapmışsın. Ama ilk önce şunu bil, senin gibi çamur at izi kalsın tipindeki insanlar ancak televizyonlarda kendine yer edinebilirler. Köşe yazarlığıyla reytingini atttıramazsın. Sen de çık ki yüzü teneke kaplı, utanmaz bu insanın kim olduğunu iyice bilelim.

2. Fatih Terim üç günlük adam değil. Senin gibi oynak da değil. 10 sene önce nasılsa şimdi de aynı. Yürüyüşünü, duruşunu vs. senin işinde yaptığın gibi hiç kıvırtmadı. Neyse o oldu. Hatta İtalya’dan dönünceki o İtalyanvari hali hiçbirimizin hoşuna gitmemişti ki tekrar özüne döndü daha sonra. Peki sen neredeydin 10 sene boyunca. Nasıl da büyütmüşsün içindeki kini Fatih Terim’e olan. Tabi Terim o kadar başarılı ve sarsılmazdı ki için içini yemesine rağmen yazamıyordun o zamnalar. Biraz sendeledi şimdi diye hemen sırtına vurup iyice çökertme zamanı değil mi? Aman kaçırma bu fırsatı.

3. Sen eğer Fatih Terim yüzünden Bosna maçında Bosna’yı tuttuysan geçen senelerde Yunanistan’ı da tutmuşsundur. Muhakkak Fatih Terim önderliğinde Yunanistan’ı Yunaistan’da farklı mağlup edince esas o zaman ağlamış, üzülmüşsündür. Çünkü senin içindeki Fatih Terim kompleksi o kadar büyümüşki gözün hiçbirşeyi göremez olmuş.

4. Yıl 2000. Fatih Terim 43 yaşında UEFA Kupası’nı kazanan takımın başında olup bu milleti sevinçten ağlatırken sen üç kuruş fazla para alabilmek için gazeteler arasında kapı kapı dolaşıyordun. Kıçın bir koltukta 3-5 sene rahat gördü diye, yazıların kesilmedi diye sevildiğini, yazılarının okunduğunu ve ona buna saldıracağını mı zannettin?

5. Tezkan, ben futboldan fazla anlamam ama senden daha çok anladığım aşikar. Fatih Terim bu zamana kadar kazandığı başarılarının arkasında senin laf ettiğin siniri, asiliği, yenilgiyi kabul etmezliği, heyecanı, hırsı, içindeki ruh halini dışarıya yansıtıp futbolcuyu etkileme vasfı vardır. Oyüzden senin anlam veremediğin onca hareketi futbolcusuna anlamlı gelir ve futbolcusu da hırslanır onun hareketlerinden sonra. Bunları futbolcularına empoze etmiş ve bu sayede bunca başarıların altında hep onun imzası olmuştur. Ben onun sayesinde onlarca, yüzlerce kez sevinmişim. Kişiliği yüzünden 3-5 maç ceza alalım ne olacak varsın olsun eğer o başarılara tekrar ulaşılacaksa ben razıyım.

6. Fatih Terim bu takımın başında olursa ve gelecekte yine başarılı olursa utanmadan bu sefer de başarısını takdir etmek için nağmeler düzecek misin? Hayır tabiki bunu yapmayacaksın. Neden mi? Biraz araştırma yaptım. Avrupa Şampiyonası’nda Milli Takım’ın kazandığı onca maça rağmen hiçbir yazın yok ortalıkta. Politika’dan antin kuntin yazılarına devam etmişsin.

7. Senin içindeki Fatih Terim kompleksini ben Fenerbahçeli arkadaşlarımda bile görmedim. Arkadaşlarım en azından Fatih Terim’den nefret ediyorum ama Milli Takım sonuçta desteklemeyecek miyiz diyor ama sen ne kadar zavallısın ki içindeki komplekse yenik düşmüşsün ve bu sebeple utanmadan bu kompleksi yazıya döküp gazeteye köşene koymuşsun. Yazık sana acıyorum.

8. Yazık şu an seni o Vatan Gazetesi’nde o koltukta tutan zihniyete. Yazık ki ne yazık. Madem sen Fatih Terim yüzünden Bosna’yı tutmuşsun; ben de senin yüzünden bundan sonra Vatan gazetesini okumuyorum.

>Fatih Terim Yüzünden Bosna’yı Tuttum!

Eylül 11, 2009, 11:16 am | Acayip İşler, Futbol, haber, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Mehmet Tezkan
Vatan Gazetesi’nin siyaset ile ilgili karalamalar yapan elemanı Mehmet Tezkan bakmış ki politikada yazılan yazılarda ekmek yok, ülkenin en popüler aktivitesi olan futbol ve onun en öndeki isimlerinden birine çamur atmak ile futbol sektörüne geçiş yapmış. Daha okumayanlar için yazısı burada.

Şimdi Sevgili Mehmet Tezkan. Bende sana sallayayım biraz bakalım nasıl olacak?

1. Siyasetle ilgili yazdığın yazıları kimse okumadığı için görülüyor ki futbola geçiş yapmışsın. Ama ilk önce şunu bil, senin gibi çamur at izi kalsın tipindeki insanlar ancak televizyonlarda kendine yer edinebilirler. Köşe yazarlığıyla reytingini atttıramazsın. Sen de çık ki yüzü teneke kaplı, utanmaz bu insanın kim olduğunu iyice bilelim.

2. Fatih Terim üç günlük adam değil. Senin gibi oynak da değil. 10 sene önce nasılsa şimdi de aynı. Yürüyüşünü, duruşunu vs. senin işinde yaptığın gibi hiç kıvırtmadı. Neyse o oldu. Hatta İtalya’dan dönünceki o İtalyanvari hali hiçbirimizin hoşuna gitmemişti ki tekrar özüne döndü daha sonra. Peki sen neredeydin 10 sene boyunca. Nasıl da büyütmüşsün içindeki kini Fatih Terim’e olan. Tabi Terim o kadar başarılı ve sarsılmazdı ki için içini yemesine rağmen yazamıyordun o zamnalar. Biraz sendeledi şimdi diye hemen sırtına vurup iyice çökertme zamanı değil mi? Aman kaçırma bu fırsatı.

3. Sen eğer Fatih Terim yüzünden Bosna maçında Bosna’yı tuttuysan geçen senelerde Yunanistan’ı da tutmuşsundur. Muhakkak Fatih Terim önderliğinde Yunanistan’ı Yunaistan’da farklı mağlup edince esas o zaman ağlamış, üzülmüşsündür. Çünkü senin içindeki Fatih Terim kompleksi o kadar büyümüşki gözün hiçbirşeyi göremez olmuş.

4. Yıl 2000. Fatih Terim 43 yaşında UEFA Kupası’nı kazanan takımın başında olup bu milleti sevinçten ağlatırken sen üç kuruş fazla para alabilmek için gazeteler arasında kapı kapı dolaşıyordun. Kıçın bir koltukta 3-5 sene rahat gördü diye, yazıların kesilmedi diye sevildiğini, yazılarının okunduğunu ve ona buna saldıracağını mı zannettin?

5. Tezkan, ben futboldan fazla anlamam ama senden daha çok anladığım aşikar. Fatih Terim bu zamana kadar kazandığı başarılarının arkasında senin laf ettiğin siniri, asiliği, yenilgiyi kabul etmezliği, heyecanı, hırsı, içindeki ruh halini dışarıya yansıtıp futbolcuyu etkileme vasfı vardır. Oyüzden senin anlam veremediğin onca hareketi futbolcusuna anlamlı gelir ve futbolcusu da hırslanır onun hareketlerinden sonra. Bunları futbolcularına empoze etmiş ve bu sayede bunca başarıların altında hep onun imzası olmuştur. Ben onun sayesinde onlarca, yüzlerce kez sevinmişim. Kişiliği yüzünden 3-5 maç ceza alalım ne olacak varsın olsun eğer o başarılara tekrar ulaşılacaksa ben razıyım.

6. Fatih Terim bu takımın başında olursa ve gelecekte yine başarılı olursa utanmadan bu sefer de başarısını takdir etmek için nağmeler düzecek misin? Hayır tabiki bunu yapmayacaksın. Neden mi? Biraz araştırma yaptım. Avrupa Şampiyonası’nda Milli Takım’ın kazandığı onca maça rağmen hiçbir yazın yok ortalıkta. Politika’dan antin kuntin yazılarına devam etmişsin.

7. Senin içindeki Fatih Terim kompleksini ben Fenerbahçeli arkadaşlarımda bile görmedim. Arkadaşlarım en azından Fatih Terim’den nefret ediyorum ama Milli Takım sonuçta desteklemeyecek miyiz diyor ama sen ne kadar zavallısın ki içindeki komplekse yenik düşmüşsün ve bu sebeple utanmadan bu kompleksi yazıya döküp gazeteye köşene koymuşsun. Yazık sana acıyorum.

8. Yazık şu an seni o Vatan Gazetesi’nde o koltukta tutan zihniyete. Yazık ki ne yazık. Madem sen Fatih Terim yüzünden Bosna’yı tutmuşsun; ben de senin yüzünden bundan sonra Vatan gazetesini okumuyorum.

>Hiç mi Utanmanız Yok!!!

Ağustos 31, 2009, 3:11 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Pes. Sadece Pes. Desportivo’nun 3 yaşındaki yeğeni bile biliyordu Caner’in Galatasaray’a geleceğini. Bir de utanmadan başlık olarak da “Ne Diyorsa O” yazmışlar.

Hiç mi Utanmanız Yok!!!

Ağustos 31, 2009, 3:11 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Pes. Sadece Pes. Desportivo’nun 3 yaşındaki yeğeni bile biliyordu Caner’in Galatasaray’a geleceğini. Bir de utanmadan başlık olarak da “Ne Diyorsa O” yazmışlar.

>İkisine de Yakışır!

Ağustos 30, 2009, 1:43 pm | Acayip İşler, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Biz spor yorumcusuyuz paramızı buradan kazanırız diyip reddetmemişler teklifi. Musluk akarken doldurmak gerek bidonları, nereden nasıl geldiği önemli değil ki. Bravo yakışır ikinize de, bir dizi oyunculuğunuz kalmıştı görmediğimiz, artık geceleri daha rahat uyuruz. Resme tıklayın çok önemli projenin detaylarını okuyun, okuyun da sevinin futbol severler!

İkisine de Yakışır!

Ağustos 30, 2009, 1:43 pm | Acayip İşler, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Biz spor yorumcusuyuz paramızı buradan kazanırız diyip reddetmemişler teklifi. Musluk akarken doldurmak gerek bidonları, nereden nasıl geldiği önemli değil ki. Bravo yakışır ikinize de, bir dizi oyunculuğunuz kalmıştı görmediğimiz, artık geceleri daha rahat uyuruz. Resme tıklayın çok önemli projenin detaylarını okuyun, okuyun da sevinin futbol severler!

>Criss Angel #5 – Hastasıyız!

Ağustos 29, 2009, 11:16 pm | Acayip İşler, Criss Angel, Televizyon kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>

Sevgili dostum Cem Konar’a Teşekkürler…

Criss Angel #4 – Hastasıyız!
Criss Angel #3 – Hastasıyız!
Criss Angel #2 – Hastasıyız!
Criss Angel #1 – Hastasıyız!

Criss Angel #5 – Hastasıyız!

Ağustos 29, 2009, 11:16 pm | Acayip İşler, Criss Angel, Televizyon kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sevgili dostum Cem Konar’a Teşekkürler…

Criss Angel #4 – Hastasıyız!
Criss Angel #3 – Hastasıyız!
Criss Angel #2 – Hastasıyız!
Criss Angel #1 – Hastasıyız!

Tilkiiiiiiiii!!!

Ağustos 20, 2009, 2:21 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, komedi, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Adamın ne hoşuna gidiyor var ya şimdi. Bazıları ilk kez tanıdı, bazıları tekrar hatırladı bu herifi. Her yerde Mehmet Çiftçi. İnce eleyip sık dokuyarak ve tüm medyayı yaya bırakarak elde ettiği Elano yazısı herkes tarafından okundu ve Türk spor dünyasında günün haberi oldu. Fakat bu arkadaş söyleşinin orjinalini verirken o dili bilen birinin bu yazıyı okuyacağını ve rezil olacağını bilmiyor muydu? Kesin biliyordu ama işin gerçeği ortaya çıkıncaya kadar hem kendi hem de gazetesinin reytingini arttırdı. Amaç sansasyon.Adamın yaptığı haberlere baktım da neredeyse hepsinde başlık bomba, şok, bilmem kimin milletin bilmediği özelliği. Hep bu tarzda takılmış. Kendisine ait transfer haberlerine ise hiç girmeyeyim bile. Van Nistelrooy’u 2 hafta içinde önce Galatasaray’a, sonra Beşiktaş’a en sonra da Fener’e getirmiş. Hepsinin altına da imzasını yazmaya çekinmemiş. Amirlerinin en sevdiği elemandır çok okutuyor kendini demekki, sürekli küfür yiyiyor ama olsun. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Yakında çalıştığı gazete maaşına zam da yapar bunun.

Biz de alem bir milletiz. Kendi takımımızın aleyhine bir haber çıkınca hemen inkar ederiz, hayır deriz, yalancı medya diye bağırıp çağırırız; fakat haber rakibimizle ilgili ise yalan olduğunu bilsek de inanırız. Neden mi yazdım bunu? Haberin altındaki Fenerli arkadaşların yorumlarına baktım da hemen dalgaya almışlar. Etrafta qtm qtm diye medyaya sallayanlar haber işlerine gelince 180 derece dönüş yapıyorlar. Bu durum Fener’e özel zannetmeyin. Hepimiz aynıyız. Madem yalancı medya ise niye inanıyorsun? İnanıyorsan niye yalancı medya diyorsun ki şu habere inanmak için futboldan hiç anlamamak gerekir.

Aslında Mehmet Çiftçi’nin ne olduğu yazdığı yazılarından belli:

“Fenerbahçe’nin renklerine kattığı Maldonado yaratıcılığı, sert futbolu ve gole dönük anlayışıyla tanınıyor.”

“claudio maldonado’nun ismi, 4 yıldır sürekli ispanya’daki büyük takımlarla da geçiyor. ancak ispanya’ya transferi bir türlü gerçekleşmedi. örneğin 2004-05 sezonunda barcelona, luxembourgo çalıştırırken real madrid, maldonado için girişimlerde bulundular, ama yabancı kontenjanına takılınca, avrupa’ya gitmek nasip olmadi.”

“Arjantin basını: ‘Milli takımda kutsal 10 numarayı Delgado’ya verin.” Kim bilir ne yazıyordu, nasıl çevirdi ya da çevittirdi?

Usta gazeteciyi araştırırken baktım da Fenerlisi de Beşiktaşlısı da bu haberden sonra Galatasaraylısı da acayip sallamış, dalga geçmiş forumlarda. Tanıyanlar zaten doğrudan “vardır bir numara, inanmayın” demişler. Bilmeyenler de ilk önce atlamışlar sonra çıkarmaya çalışmışlar kendi kalelerine giren golü. Ama gene de baksanıza bana bile yazı yazdırdı haberine ve ismine. Ne diyelim reyting reyting…
Bu arada kendisi Bayram Tutumlu’nun yardımcısıymış. Menajer-Yazar anlayacağınız. Ben yeni öğrendim. Ogan Tarhan da menajer-yazar ama böyle değil ki. Eeee bu adam o zaman neden hiçbir transfer haberini tutturamıyor? Ya da sallama haber yapıp piyasa mı yükseltiyor? Veya bu sezon Galatasaray’ın sırtından para kazanamadılar diye çamur atıyorlar. Hangisini isterseniz seçin.

>Tilkiiiiiiiii!!!

Ağustos 20, 2009, 2:21 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, komedi, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Adamın ne hoşuna gidiyor var ya şimdi. Bazıları ilk kez tanıdı, bazıları tekrar hatırladı bu herifi. Her yerde Mehmet Çiftçi. İnce eleyip sık dokuyarak ve tüm medyayı yaya bırakarak elde ettiği Elano yazısı herkes tarafından okundu ve Türk spor dünyasında günün haberi oldu. Fakat bu arkadaş söyleşinin orjinalini verirken o dili bilen birinin bu yazıyı okuyacağını ve rezil olacağını bilmiyor muydu? Kesin biliyordu ama işin gerçeği ortaya çıkıncaya kadar hem kendi hem de gazetesinin reytingini arttırdı. Amaç sansasyon.Adamın yaptığı haberlere baktım da neredeyse hepsinde başlık bomba, şok, bilmem kimin milletin bilmediği özelliği. Hep bu tarzda takılmış. Kendisine ait transfer haberlerine ise hiç girmeyeyim bile. Van Nistelrooy’u 2 hafta içinde önce Galatasaray’a, sonra Beşiktaş’a en sonra da Fener’e getirmiş. Hepsinin altına da imzasını yazmaya çekinmemiş. Amirlerinin en sevdiği elemandır çok okutuyor kendini demekki, sürekli küfür yiyiyor ama olsun. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Yakında çalıştığı gazete maaşına zam da yapar bunun.

Biz de alem bir milletiz. Kendi takımımızın aleyhine bir haber çıkınca hemen inkar ederiz, hayır deriz, yalancı medya diye bağırıp çağırırız; fakat haber rakibimizle ilgili ise yalan olduğunu bilsek de inanırız. Neden mi yazdım bunu? Haberin altındaki Fenerli arkadaşların yorumlarına baktım da hemen dalgaya almışlar. Etrafta qtm qtm diye medyaya sallayanlar haber işlerine gelince 180 derece dönüş yapıyorlar. Bu durum Fener’e özel zannetmeyin. Hepimiz aynıyız. Madem yalancı medya ise niye inanıyorsun? İnanıyorsan niye yalancı medya diyorsun ki şu habere inanmak için futboldan hiç anlamamak gerekir.

Aslında Mehmet Çiftçi’nin ne olduğu yazdığı yazılarından belli:

“Fenerbahçe’nin renklerine kattığı Maldonado yaratıcılığı, sert futbolu ve gole dönük anlayışıyla tanınıyor.”

“claudio maldonado’nun ismi, 4 yıldır sürekli ispanya’daki büyük takımlarla da geçiyor. ancak ispanya’ya transferi bir türlü gerçekleşmedi. örneğin 2004-05 sezonunda barcelona, luxembourgo çalıştırırken real madrid, maldonado için girişimlerde bulundular, ama yabancı kontenjanına takılınca, avrupa’ya gitmek nasip olmadi.”

“Arjantin basını: ‘Milli takımda kutsal 10 numarayı Delgado’ya verin.” Kim bilir ne yazıyordu, nasıl çevirdi ya da çevittirdi?

Usta gazeteciyi araştırırken baktım da Fenerlisi de Beşiktaşlısı da bu haberden sonra Galatasaraylısı da acayip sallamış, dalga geçmiş forumlarda. Tanıyanlar zaten doğrudan “vardır bir numara, inanmayın” demişler. Bilmeyenler de ilk önce atlamışlar sonra çıkarmaya çalışmışlar kendi kalelerine giren golü. Ama gene de baksanıza bana bile yazı yazdırdı haberine ve ismine. Ne diyelim reyting reyting…
Bu arada kendisi Bayram Tutumlu’nun yardımcısıymış. Menajer-Yazar anlayacağınız. Ben yeni öğrendim. Ogan Tarhan da menajer-yazar ama böyle değil ki. Eeee bu adam o zaman neden hiçbir transfer haberini tutturamıyor? Ya da sallama haber yapıp piyasa mı yükseltiyor? Veya bu sezon Galatasaray’ın sırtından para kazanamadılar diye çamur atıyorlar. Hangisini isterseniz seçin.

Bana Sorarsan İnşallah Derim!

Ağustos 16, 2009, 4:48 pm | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Ali Şen: “Ligin 10. Haftasındaki Galatasaray maçından sonra eğer Galatasaray birinci olursa ve Fenerbahçe geçen sezonki gibi bir performansa sahip olursa olağanüstü kongre kaçınılmaz olur.”

Ali Şen’in bu açıklamasına bir Galatasaraylı olarak vereceğim tek cevap inşallahtır. Başka laf da etmem. Ama yanımdaki Fenerbahçeli arkadaşım Ali Şen’in bu lafına istinaden ağzından çıkan laf çok hoşuma gitti: “Öyle olursa sen de kına yakarsın, şom ağızlı!”

Gerçekten Ali Şen zaman zaman Aziz Yıldırım’ı destekler mesajlar verir ama genelde Fenerbahçe’nin sıkıntılı olduğu anlara rastlayan bu ve buna benzer çıkışları insanın aklına kurt düşürüyor. Acaba Ali Şen Fenerbahçe’nin içindeki İrlandalı mı ya da artık bu yönetime destek sona erse de geri dönsem mi diyor? İnsanoğlu bu, içinden geçer mi geçer. Bu açıklamalar da fikrin zikre dökülüşü olabilir.

Ali Şen’e aslında biri artık yöneticiliğin ve yönetim kurullarının en küçük bir başarısızlıkta değişmeyeceğini, taraftar profilinin değiştiğini hatırlatması lazım. Geçen sezon başarısızlık olunca çok uğraştı hem Dede’yle hem yönetimle özellikle Güiza’yla. Haklı da olabilir hatta haklıydı da ama yönetimin onca yıllık birikimini gözönünde bulundurmayıp külliyen hatalı duruma düşürmesi yanlıştı. Yanlıştı ki desteklediği Şadan Kalkavan’a nal toplattı Aziz Yıldırım.

>Bana Sorarsan İnşallah Derim!

Ağustos 16, 2009, 4:48 pm | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Ali Şen: “Ligin 10. Haftasındaki Galatasaray maçından sonra eğer Galatasaray birinci olursa ve Fenerbahçe geçen sezonki gibi bir performansa sahip olursa olağanüstü kongre kaçınılmaz olur.”

Ali Şen’in bu açıklamasına bir Galatasaraylı olarak vereceğim tek cevap inşallahtır. Başka laf da etmem. Ama yanımdaki Fenerbahçeli arkadaşım Ali Şen’in bu lafına istinaden ağzından çıkan laf çok hoşuma gitti: “Öyle olursa sen de kına yakarsın, şom ağızlı!”

Gerçekten Ali Şen zaman zaman Aziz Yıldırım’ı destekler mesajlar verir ama genelde Fenerbahçe’nin sıkıntılı olduğu anlara rastlayan bu ve buna benzer çıkışları insanın aklına kurt düşürüyor. Acaba Ali Şen Fenerbahçe’nin içindeki İrlandalı mı ya da artık bu yönetime destek sona erse de geri dönsem mi diyor? İnsanoğlu bu, içinden geçer mi geçer. Bu açıklamalar da fikrin zikre dökülüşü olabilir.

Ali Şen’e aslında biri artık yöneticiliğin ve yönetim kurullarının en küçük bir başarısızlıkta değişmeyeceğini, taraftar profilinin değiştiğini hatırlatması lazım. Geçen sezon başarısızlık olunca çok uğraştı hem Dede’yle hem yönetimle özellikle Güiza’yla. Haklı da olabilir hatta haklıydı da ama yönetimin onca yıllık birikimini gözönünde bulundurmayıp külliyen hatalı duruma düşürmesi yanlıştı. Yanlıştı ki desteklediği Şadan Kalkavan’a nal toplattı Aziz Yıldırım.

>Tribün Dergi’nin Sansürüne Sansür!

Ağustos 14, 2009, 10:05 pm | Acayip İşler, Blog, Hayat, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Gider ayak zorla yazı yazdırıyorlar insana. Tam izne çıkmışız, en son ne var ne yok diye maillere bakıp tası tarağı toplayıp gidelim derken bir okuyucumuzdan gelen maille hem üzüldüm hem sinirlendim. Çoban Salata’nın BİY ve benzeri oluşumlarla ilgili verdiği kararı burada sizlerle paylaşmıştık. Hemen ertesinde kararımızı destekleyip bunu Tribün Dergi forumunda paylaşan arkadaşın (Vermante) gönderisinin silindiğini ve aynı arkadaşın BAN’landığını da yazmış ve tepkimizi dile getirmiştik.

Bugün fikirlerimizi paylaşan bir arkadaş, ki kendisini bize nrfrrr81 olarak tanıttı, Tribün Dergi’de özellikle BİY oluşumunun hissettirdiği rahatsızlıktan ve Aceto Balsamico’daki değişimden rahatsız olduğunu anlatan bir konu açarak bunu tartışmak istediğini, ancak kısa bir süre sonra konunun ve üyeliğinin silindiğini, bunun üzerine inat edip yeni üyelik alıp aynı mesajı tepkisini dile getirerek başka bir konu açıp tekrar gönderdiğini ve yine hem konunun hem de üyeliğinin silindiğini anlatmış attığı mailde. Hatta olayı delilleriyle ispat etmek için bir de ekran görüntülerini almış, onları aşağıda sırasıyla veriyorum. Bir de ozhano’nun öğleden sonra 5’e doğru aldığı sitemeter ekran görüntüsü varmış Tribün Dergi forumundan gelen ziyaretçileri gösteren onu da ilk fırsatta ekleyecek buraya. O da kendi kendinize gelin-güvey olmayın diyen olursa onlar için.

Gerçekten anlamıyorum ben neler yapılmak istendiğini. Bizim kimseyle bir derdimiz yok, sadece dedik ki sizin yolunuz bize ters geldi, biz bu yola girmeyeceğiz. Fikirlermizi paylaşan adamlar bunu adamların forumunda dile getirdi, ne mesajları kaldı ortada ne de üyelikleri. Hak mıdır bu yani? Ne olurdu bu konu üzerine tartışılsa, iki kelam edilse, BİY’den biri çıkıp “Arkadaşlar olay bildiğiniz gibi değil, yanlış düşünüyorsunuz, şöyle, şöyle” dese? Ama ses seda yok! Kim ki eleştirel bir yazı yazıyor, vur tekmeyi. Ayıptır. Teknoloji çok güzel şey arkadaş. Biz yazdıklarımızın kimlere mail yoluyla iletildiğini, kimlerin gelip neyi okuduğunu görmeyi becerebilecek kadar kullanabiliyoruz kafayı. Ufacık bir kalem oynatmayla sonucu bulmak çok çok kolay bu işin nereye doğru gittiğini görebilenler için.

Neyse kimseyle derdimiz yok bizim, kim ne yaparsa yapsın. Ama sloganı Endüstriyel Futbola Karşı Tribün Kültürü olan bir oluşumun uyguladığı şu sansürü de kimse kabul edemez. Tribün Dergi ve BİY şu hareketiyle Endüstriyel Futbolun dişlilerinden biri haline gelmeye çalıştığını ispatlamıştır. Yollarında kendilerine başarılar dilerim. Özgür düşünceyi kar odağı olarak görmeyen herkese selam olsun.

Ben cidden gidiyorum bu sefer.

Tribün Dergi’nin Sansürüne Sansür!

Ağustos 14, 2009, 10:05 pm | Acayip İşler, Blog, Hayat, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Gider ayak zorla yazı yazdırıyorlar insana. Tam izne çıkmışız, en son ne var ne yok diye maillere bakıp tası tarağı toplayıp gidelim derken bir okuyucumuzdan gelen maille hem üzüldüm hem sinirlendim. Çoban Salata’nın BİY ve benzeri oluşumlarla ilgili verdiği kararı burada sizlerle paylaşmıştık. Hemen ertesinde kararımızı destekleyip bunu Tribün Dergi forumunda paylaşan arkadaşın (Vermante) gönderisinin silindiğini ve aynı arkadaşın BAN’landığını da yazmış ve tepkimizi dile getirmiştik.

Bugün fikirlerimizi paylaşan bir arkadaş, ki kendisini bize nrfrrr81 olarak tanıttı, Tribün Dergi’de özellikle BİY oluşumunun hissettirdiği rahatsızlıktan ve Aceto Balsamico’daki değişimden rahatsız olduğunu anlatan bir konu açarak bunu tartışmak istediğini, ancak kısa bir süre sonra konunun ve üyeliğinin silindiğini, bunun üzerine inat edip yeni üyelik alıp aynı mesajı tepkisini dile getirerek başka bir konu açıp tekrar gönderdiğini ve yine hem konunun hem de üyeliğinin silindiğini anlatmış attığı mailde. Hatta olayı delilleriyle ispat etmek için bir de ekran görüntülerini almış, onları aşağıda sırasıyla veriyorum. Bir de ozhano’nun öğleden sonra 5’e doğru aldığı sitemeter ekran görüntüsü varmış Tribün Dergi forumundan gelen ziyaretçileri gösteren onu da ilk fırsatta ekleyecek buraya. O da kendi kendinize gelin-güvey olmayın diyen olursa onlar için.

Gerçekten anlamıyorum ben neler yapılmak istendiğini. Bizim kimseyle bir derdimiz yok, sadece dedik ki sizin yolunuz bize ters geldi, biz bu yola girmeyeceğiz. Fikirlermizi paylaşan adamlar bunu adamların forumunda dile getirdi, ne mesajları kaldı ortada ne de üyelikleri. Hak mıdır bu yani? Ne olurdu bu konu üzerine tartışılsa, iki kelam edilse, BİY’den biri çıkıp “Arkadaşlar olay bildiğiniz gibi değil, yanlış düşünüyorsunuz, şöyle, şöyle” dese? Ama ses seda yok! Kim ki eleştirel bir yazı yazıyor, vur tekmeyi. Ayıptır. Teknoloji çok güzel şey arkadaş. Biz yazdıklarımızın kimlere mail yoluyla iletildiğini, kimlerin gelip neyi okuduğunu görmeyi becerebilecek kadar kullanabiliyoruz kafayı. Ufacık bir kalem oynatmayla sonucu bulmak çok çok kolay bu işin nereye doğru gittiğini görebilenler için.

Neyse kimseyle derdimiz yok bizim, kim ne yaparsa yapsın. Ama sloganı Endüstriyel Futbola Karşı Tribün Kültürü olan bir oluşumun uyguladığı şu sansürü de kimse kabul edemez. Tribün Dergi ve BİY şu hareketiyle Endüstriyel Futbolun dişlilerinden biri haline gelmeye çalıştığını ispatlamıştır. Yollarında kendilerine başarılar dilerim. Özgür düşünceyi kar odağı olarak görmeyen herkese selam olsun.

Ben cidden gidiyorum bu sefer.

Criss Angel #4 – Hastasıyız!

Ağustos 11, 2009, 10:18 pm | Acayip İşler, Criss Angel, Televizyon kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Criss Angel #3 – Hastasıyız!
Criss Angel #2 – Hastasıyız!
Criss Angel #1 – Hastasıyız!

>Criss Angel #4 – Hastasıyız!

Ağustos 11, 2009, 10:18 pm | Acayip İşler, Criss Angel, Televizyon kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>

Criss Angel #3 – Hastasıyız!
Criss Angel #2 – Hastasıyız!
Criss Angel #1 – Hastasıyız!

>Şeyh Mansur VS Florentino Perez

Temmuz 28, 2009, 3:18 pm | Acayip İşler, EPL, Futbol, La Liga, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Man. City, Birleşik Arap Emirlikleri şeyhi Mansur Bin Zayid tarafından satın alındıktan sonra bu transfer döneminde toplam transfer harcaması 83 milyon pound ve görünüşe göre transferler daha devam edecek. Şimdi de gözlerini Kolo Abib Toure üzerine çevirmişler. Arsenal yöneticilerine ilk teklifleri olan 12 miyon poundu geliştirerek 15 milyon pound teklif etmişler. Haber burada. Real Madrid transfer olayını iyice abarttı dedik ama yeküne bakarsak Man. City de Real kadar olmasa da abartma sınırlarını geçmiş görünüyor. Toure ile ilgili olarak ise Arsenal Menajeri Arsene Wenger yine satışına onay verip genç yeteneklerle yola devam etmeyi düşünür mü bilmem ama Vermaelen, Sanderos ve Barazite transferleri kendi taraftarlarını pek memnun etmiş görünmüyor. Nasıl memnun etsin ki!. Bu arada Real Madrid’in toplam transfer harcaması da aşağı da:
194 milyon pound. Peeeehhhhh…

>Bi Rahat Verin Be!

Temmuz 22, 2009, 3:00 pm | Acayip İşler, Galatasaray, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Fotoyu Vermante’s Blog’da gördüm. Bu fotoyu bulup bloguna taşıdığı için öncelikle ona teşekkür edeyim. Diğer taraftan gerçekten çok ilginç değil mi? Demek Arda da içinde bulunduğu duruma göre Küçük Emrah’a dönüşebiliyor. Ama ne olursa olsun Güiza gibi olamaz. Ortadaki kızın bakışa baksanıza. “Götür beni gittiğin yere” der gibi bayan. Peki Arda’nın aklından ne geçiyor o anda acaba?

>Yapacağınız İş Olmaz Olsun!

Temmuz 14, 2009, 10:16 am | Acayip İşler, gazete, haber, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>

>Ukraynalı Lugano Derken Nerelere Geldik!

Temmuz 8, 2009, 11:10 pm | Acayip İşler, Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, haber, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Milliyet Lugano’yu Ukraynalı yaptı. Acaba Ukrayna pasaportu da mı var ne? Ya da haberi yazanın aklı Shevchenko’da mı kaldı?

Diğer yandan haberin etiketleri de fotoda görülmekte. Gerçekten de hem komik hem gerçekçi etiketler eklenmiş. Fenerbahçe’nin transfer teklifinde bulunduğu oyuncuların kontratlarında yazan bol sıfırlı rakamlara anlam veren Euro yazısı en büyük punto ile yazılmış. Açıkçası Fenerbahçe’nin transfer teklifinde bulunduğu oyuncunun kulübü, fiyatı doğrudan 1-2 milyon euro arttırıyor. Bir o kadar da oyuncunun kendisi. Diğer takımlarda da özellikle yabancı transferlerinde böyle durumlar oluyor ama Fenerbahçe’de bir başka oluyor bu artışın miktarı. Ama hiçbir diyecekleri laf olmamalı. Zamanında kendileri üstlerine yapıştırdılar bu etiketi şimdi de sökemiyorlar ya da daha doğrusu sökme gibi bir dertleri yok. Çünkü en çok övündükleri şey ” Biz kimi istersek parası neyse verir söke söke alırız.” Bu gerçekten doğru. Ama bardağın boş tarafına bakınca da “Alacakları oyuncunun kulübü oyuncuyu 3e satacaksa fiyatı doğrudan 4-5’e çıkarıyor. “Haklısın ağam, haklısın paşam, sen istediğini alırsın” deyip “kazı bulduk yolalım.”anlayışına bürünüyorlar ve kıs kıs gülüyorlar arkalarından.

Öbür taraftan Beşiktaş da bu sezon Fenerbahçe’nin yolundan hızla ilerliyor. Tabata için ortalıkta dolaşan rakamlar, tamam Tabata iyi bir oyuncu da, doğruysa Demirören de iyice çıldırdı demektir.

Galatasaray ise bonservisi olmayan ya da performans olarak düşüşte olan oyuncuları alıp parlatma amacında görünüyor iki sezondur. Aldıkları oyuncuların bireysel başarılarını gözönünde bulundurursak bu açıdan amaçlarına ulaştılar. Gerçekten şu anda hem Baros hem de Kewell tekrar Avrupa’ya “Biz daha ölmedik.” mesajını verdiler, Meira ise 2 milyon Euro karla Zenit’e gönderildi. Bir de şu Lincoln illetinden kurtulabilseler iyice rahatlayacaklar. Ama kimse Lincoln’e saldırmasın. Onu tepemize hem yöneticiler hem de biz çıkardık. Onun yüzünden ona gösterilen sevgiyi gerçekten hakedenler geri planda kaldı. Kaç maçta Emre Aşık’a Lincoln’e gösterilenin yarısı sevgi gösterildi? GS taraftarını senelerce mutlu eden, coşturan, tekmeye kafa sokmaktan çekinmeyen Hasan Şaş’ı iki maçta silen bu taraftar değil mi? Çok yanlış yaptı Galatasaray taraftarı geçen sezon. Ama Şaş ne kadar büyük bir GS’liymiş ki GS’den ayrılınca takım aramadı, servetine servet katmayı düşünmedi ve “Eğer GS yoksa futbolu bırakıyorum.” dedi. Şaş’ın geçen sezon geçirdiği sakatlıktan kimse söz etmedi. O dönemde aldığı kilolar kendisinin sonu oldu. Bu haldeyken bu adamı sahaya, taraftarın önüne atan Bülent Korkmaz, Şaş’a göre daha suçludur kanımca. Ama ne olursa olsun ne Şaş ne de Korkmaz kendilerine yapılanların haketmedi.

Son olarak Galatasaray 1-0 Casablanca, Leverkusen 2-0 Al Ahly. Biz, bir iki maç seyredip futbolcuları göğe çıkarıp sonra yerin dibine sokmayı çok severiz. Ama Emre Çolak’a bayıldım bu akşam. Özellikle kendine olan güveni, topu ayağına alıncaki çevre kontrolü hareketleri ve pas alışverişlerindeki yeteneği 17 yaşındaki Emre Belözoğlu’nu gözümün önüne getirdi. Çok dikkat etmek gerekiyor bu gence. Eğer taraftar gereğinden fazla alaka gösterirse, bir de Emre buna bakıp “Ben oldum” derse çok sıkıntı olur çok. Aman nazar değmesin.

Neyse, bir haberden nerelere geldik ya!

>Cavcav Troisi’yi Yiyecek!

Temmuz 7, 2009, 10:20 pm | Acayip İşler, Futbol, gençlerbirliği, Kayserispor, ozhano, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

> Geçen sezon Gençlerbirliği forması altında başarılı sayılabilecek bir sezon geçiren Avusturalyalı James Troisi Kayseri’de ortaya çıkmış. Gençlerbirliği ile 2 yıl daha kontratı olan Troisi 2 Temmuz’da başlayan Gençlerbirliği hazırlık kampına katılmamış. Yöneticiler kendisine ulaşmaya muvaffak olamamışlar ve menajeri ile iletişim kurduklarında hem dinlenmek hem de ailevi problemlerden dolayı Troisi’nin kampa geç katılacağını kendilerine söylenmiş. Bunun üzerine yöneticiler de fazla problem yaratmadan bir tarih verip Troisi’yi rahat bırakmışlar. Ancak olay bu akşam patlak vermiş. Troisi Kayseri’de ortaya çıkmış. Süleyman Hurma ile transfer görüşmesi yapmak üzere orada olduğunu söylemiş. Ama ilginç olan Gençlerbirliği yöneticilerinin bundan haberi yok ve yöneticilerden Enis Safi’nin dediğine Troisi’yi istedikleri para verilse bile artık satmaya niyetleri yok. “Bize sorunları olduğunu söyledi ama Pazar gününden beri Kayseri’de olduğunu ve transfer görüşmesi yaptığını öğrendik, Federasyona başvuracağız.” dedi kendisi. Aslında Kayseri yöneticileri bu futbolcu ile ilgili olarak Gençlerbirliği ile görüşme talebinde bulunmuşlar. Ancak randevu gününde ve saatinde görüşmeye gelmemişler. Doğal olarak da Gençler yöneticileri tranferden vazgeçtiklerini düşünmüşler. Bu tip transfer harekatları da bu ara moda oldu. İlk önce futbolcuyla anlaş, aklını çel, bağlı bulunduğu kulübü zor durumda bırakmasını iste sonra da o kulüpten futbolcunun bedelinin çok altında bonservisini al. Bu kötü şeyleri hep Yıldırım Demirören’den öğrendiler Kayserililer. Ama burada aktör İlhan Cavcav. Sizce Cavcav’ımız yer mi bunu? Bence yemez. Troisi futbol hayatını bitirecek, haberi yok.

Bu Süleyman Hurma da Mehmet Topuz olayları devam ederken Kayserispor’un dik duruşu deyip durdu. Demek o dik duruş yerine göre yamulabiliyormuş. Ama Cavcav o yamukluğu tekrar düzeltir kanımca. Düzeltemezse zaten artık emeklilik vakti gelmiş demektir Cavcav amcamın.

>Yine Bir Hürriyet Bombası

Temmuz 1, 2009, 3:20 pm | Acayip İşler, gazete, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>Geçen gün volkanbk3 Sporx için yazmıştı bir dolu şey. Haklıydı. Hadi o nispeten yeni bir kuruluş da yılların Hürriyet’inde bu kaçıncı bomba, bu kaçıncı rezalet. Çok üzülüyorum, sinirleniyorum, anlam veremiyorum.

>"Ben Hiç Büyük Takımda Oynamadım ki Amca!!!"

Haziran 30, 2009, 3:56 pm | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

> Fenerbahçe´nin İspanyol futbolcusu Daniel Güiza‚ ´´Türkiye´de devam etme niyetinde değilim. La Liga´ya dönmek istiyorum. Valencia daha hoşuma giden bir kulüp´´ açıklamasında bulundu. İspanya´nın güneyinde ailesinin yaşadığı Jerez kentinde tatil yapan Güiza‚ Valencia bölgesinin spor gazetelerinden Superdeporte´de yer alan açıklamalarında Fenerbahçe´yi bırakmak istediğini net bir şekilde dile getirdi. ´´Kariyerinde hiç büyük takımda oynamadığını‚ Valencia´da oynamaktan mutluluk duyacağını´´ belirten Güiza‚ ´´Eğer zamanı gelirse‚ bir anlaşmaya varmak için konuşuruz. Ama ben çok fazla sorun yaratmayacağım´´ dedi. ´´Eğer Valencia benimle ilgilenirse ben gözüm kapalı giderim´´ diyen Güiza‚ Valencia´da oynayan ve ´´benim için bir baba´´ diye tanımladığı Marchena´nın kendisi gibi Endülüslü olduğunu ve onun sözlerini dinlediğini ifade etti. Bu arada Türk liginin ´´karışık´´ sahalarının da ´´Güney Afrika´daki gibi sulanmamış ve kuru´´ olduğunu ileri süren İspanyol futbolcu‚ ´´İspanya gibisi yok´´ şeklinde konuştu. Güiza‚ Fenerbahçe´de uyum sorunu çekmesine rağmen ilk sezonunda 15 gol atmasının kötü olmadığını kaydetti. Öte yandan Superdeporte gazetesinde Valencia´nın yeni forvet oyuncusu kim olsun şeklinde taraftarlar arasında yapılan ankette Negredo´dan sonra taraftarların ikinci tercihinin Güiza olduğu görüldü. Kaynak: A.A.

Ne kadar ezeli rakibimiz de olsa aynı zamanda ebedi dostumuz olan Fenerbahçe için söylediği bu sözler Güiza’nın nasıl bir futbolcu karakterine sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Özellikle kariyerinde hiç büyük takımda oynamadığını söylemesi artık Fenerbahçeli dostlarımızı kızdırır mı yoksa “ Doğru söylüyor, Fenerbahçe’de hiç top oynamadı ki bu herif” esprileri ile sinirlerini göstermemeye mi çalışırlar onu bilemiyorum. Açıkçası ben çok eğleniyorum onun bu açıklamalarından ama Fenerbahçelilerin eğlenmeyeceği kesin. Adam neredeyse yalvaracak beni kurtarın buradan diye. Üstelik pazarlama işini de kendi yapıyor. Şu an Güiza’nın en çok istediği şey David Villa’nın transferi. Ama sanırım Valencia ciddi bir şekilde düşünmüyor Güiza transferini ya da sağlam paralar teklif etmeyecektir Fenerbahçe’ye. Yöneticilerin ilk aklındaki isim Negredo imiş. Açıkçası izlediyseniz Güiza’yı ona katlar bu adam.

Takıldığım diğer bir yer de ilk sezonda 15 gol atmış olduğunu söylemesi. Cidden 15 gol attı mı bu Güiza? Antreman maçlarında attığı golleri falan da sayıyor olmasın. Eğer resmi maçlarda 15 golü bulduysa helal olsun aldığı para, bu Fenerbahçeli dostlarımız çok yüklenmişler Güiza sana. Bu paraya anca bu kadar gol atılır değil mi?

Merak edip baktım transfermarkt.co.uk’tan, 50 resmi maçta (Türkiye ligi, Türkiye Kupası, Şampiyonlar ligi+öneleme) 16 golü var. Yalanı yok Güiza’nın. O zaman bu adama bu kadar sallamaya ne gerek var. Baros da 43 maçta 26 gol atmış. Bu arada Harry Kewell da 39 resmi maçta 13 gol atmış, 7 asist yapmış. Bobo ise 44 maçta 19, Holosko ise 48 maçta 15 gol atmış, 9 asist yapmış. Fenerliler’in ilahı Alex ise 40 maçta 17 gol atmış, 19 asist yapmış. Gerçekten ilah olmayı da hakediyor şu performansı ile. Tello ise 60 maçta 9 gol 26 asist ile katkı sağlamış takımının lig ve kupa şampiyonluğuna. Velhasıl-ı kelam abartılacak kadar kötü bir performansı yokmuş Güiza’nın. Saydıklarım arasında tek fark şu anki takımlarına geldiklerinde ödenen bonservis ücretleri ve kendilerine ödenen paralar arasındaki farklar. Sanırım Fenerbahçe taraftarı için de sıkıntı bu andan itibaren başlıyor:”Adamlar sakatlıktan yeni çıkmış, kariyeri bitmiş, ismi duyulmamış Harry Kewell, Milan Baros,Tello vs gibi isimleri üçe beşe alıyorlar, herifler takır takır gol atıyor,asist yapıyor,yürekten oynuyorlar biz İspanya La Liga’nın gol makinesini alıyoruz, bonservisi ve kendisi için neredeyse kulübün anahtarını vereceğiz, adam traş makinesi çıkıyor. Paramızla rezil oluyoruz nasıl iş bu!” diyorlar.

Fotomaç vb. gibi sallama haber yapan gazetelerde yayınlansa bu röportaj inanmazdım ama Kaynak: Anadolu Ajansı. Gerçi ajans da haberi Superdeporte diye bir gazeteden almış, onların yazdıkları gerçek mi denilebilir ama Konfederasyon Kupası üçüncülük maçından sonra kendini pazarlamaya çalışan bir futbolcunun yukarıdaki röportajı vermiş olma ihtimali olmama ihtimaline göre kat kat yüksektir kanımca.

Diğer taraftan ben bu Güiza’da artık tamamen Küçük Emrah’ı görmeye başladım. Bir aralar “4 aydır seks yapmadım.” diye ortaya çıkmıştı. O zaman Cenky’nin buna yorumu şöyle olmuştu. Yaaazzzzıkkkk demiştik bu lafı üzerine Güiza’nın. Şimdi de “Ben hiç büyük takımda oynamadım.” diye çıktı ortaya. Tam Küçük Emrah ya. Hayatında olmayan şeyleri devamlı kendini acındırarak anlatıyor. Yakında sahada Mateja Kezman gibi “help me” diye bağırmaya başlarsa hiç şaşırmam.

Sözün özü Fenerbahçe madem bu zamana kadar Güiza’ya büyüklüğünü gösteremedi Türkiye’ye gelince göstermelidir. Ama nasıl gösterir, bunun şeklini size bırakıyorum.

Aslında şöyle bir soru sorulabilir:
Fenerbahçe Güiza’ya “Büyüklüğünü” Nasıl Göstermeli?
(Foto Bobiler’den alıntıdır.)

>Habere gel!

Haziran 30, 2009, 11:17 am | Acayip İşler, Futbol, Sıkıntı, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

>Bu sefer de muhteşem bir haber Milliyet’ten geldi. Volkan yıllık ücretinin arttırılması konusunda diretiyor. Haklı da. Kariyer olarak bunu hakettiğini söyleyebiliriz. Deivid ne yapıyor ki ondan daha yüksek ücret alıyor? Veya Edu? Volkan ise son Avrupa Şampiyonası’nı üçüncü bitiren takımın kalecisi! Yanılmıyorsam da Hırvatistan maçında penaltı tutmamış mıydı bu adam? Londra’daki Arsenal maçında kalesini gole kapayıp, son hazırlık maçımız olan Fransa karşısında da nefis bir oyun sergilemişti. Ama yönetim Volkan’ın karakterine, maç içindeki agresifliğini baz alarak ücretinde arttırıma gitmiyorsa yine haklılar. Takımını bu kadar çok yakan bir kaleci var mı başka? Zaten Daum da istemiyor Volkan’ı. Onu görünce korku tüneline giriyor Daum!

Neyse Milliyet kaynaklı, sporx’te yayınlanan haber şöyle bitiyor…

“…Volkan’ın Mikanos’ta tek başına tatil yaptığı, denize girip güneşlendiği öğrenildi.” Ya bir insan adada başka ne yapabilir ki? Bunu öğrenince eline ne geçer ki insanın. Volkan’ın denize girip güneşlendiği beni neden ilgilendirsin ki spor sayfasında…

sevgiler volkanbk3

>Bu mudur yani!

Haziran 29, 2009, 4:17 pm | Acayip İşler, Sıkıntı, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

>Resmi büyük görmek için lütfen resmin üstüne tıklayınız.

Türkiyenin en büyük spor haber portalı olabilirler. Ama en iyisi değiller. Olamayacaklar. Türkiyenin en iyi spor portalı hiç olamayacak belki de. Neden mi? Haberin hızı gazetecilikte çok önemlidir. Ne kadar yayın kuruluşundan önce yayınlarsan o kadar iyisindir. Özellikle bu internet haberciliğinde çok geçerli bir durum. Ama seni kalıcı yapacak olan hızın değil kalitendir, güvenilirliğindir. İnternet gazeteciliği hıza dayalı devam ettiği sürece bizimle daha çok ‘.aşak’ geçerler…

>gs1905 ve fb1907’den Ne Çıktı?

Haziran 25, 2009, 11:34 pm | Acayip İşler, Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> 10 Dakika önce Galatasaray haberlerine bakayım diyerek ilk önce webaslan.com’a tıkladım. Haberleri falan okudum. Sonra da gs1905’te ne var ne yok diye bakayım dedim. Fakat gs1905.org yazacağım yerde yanlışlıkla gs1905.com yazdım. Aşağıdaki linke tıklayın da bakın ne çıktığına 😀

http://www.gs1905.com/
İşin ilginç tarafı bunu gördükten sonra acaba fenerbahçe için de bir iyilik düşünmüşler mi diye merak edip fb1907.com’a da bakayım dedim. Karşıma çıkan karşısında açıkçası fazla hayrete düşmedim.

http://www.fb1907.com/
O kadar uğraşmışlar, didinmişler madem ben de buraya taşıyım da herkes görsün dedim.

Not: Bilin bakalım bjk1903.com’dan ne çıkıyor?

Sonuç: Bu tip, bilinen sitelerin tüm uzantılarının haklarının şayet imkan varsa alınması bu tip olayların ortaya çıkmaması açısından yarar sağlar. En azından çok kullanılan ve bilinen uzantıların hakları alınmalıdır. Diğer taraftan yukarıya taşıdığım aktivitede yapılan şey çok kötü, kesinlikle kabul edilemez bir şey mi? Tabi ki hayır. Bunu hazırlayan Beşiktaşlı kardeşlerimiz gayet güzel resimler koymuşlar ama herkes bu arkadaşlarımız kadar masumane bir şekilde bu işe girişmeyebilir. Düşünsenize tuttuğunuz takımın sitesi diye girdiğiniz bir sitede takımınıza baştan aşağıya küfür ediliyor, saçma saçma resimler konuluyor. Böyle yapanlar da çıkmaz mı? Muhakkak çıkar. O nedenle neymiş, uzantılara dikkat edilmeliymiş.

Aferin Hürriyet

Haziran 24, 2009, 4:42 pm | Acayip İşler, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Biz şurada kişisel blog yazarken bile sizden daha dikkatli davranıyor, en azından dönüp yazdığımız yazıyı bir kez daha okumaya çalışıyoruz. Bu yazıları her kim yazıyor, her kim okumadan, kontrol etmeden yayınlıyorsa ve onların başındakiler bu adamları hala görevde tutabiliyorsa hela olsun her birine. Haydi Hürriyet, durmak yola devam!

>Aferin Hürriyet

Haziran 24, 2009, 4:42 pm | Acayip İşler, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>Biz şurada kişisel blog yazarken bile sizden daha dikkatli davranıyor, en azından dönüp yazdığımız yazıyı bir kez daha okumaya çalışıyoruz. Bu yazıları her kim yazıyor, her kim okumadan, kontrol etmeden yayınlıyorsa ve onların başındakiler bu adamları hala görevde tutabiliyorsa hela olsun her birine. Haydi Hürriyet, durmak yola devam!

Criss Angel #2 – Hastasıyız!

Haziran 23, 2009, 4:12 pm | Acayip İşler, Criss Angel, ozhano, Televizyon kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

http://www.youtube.com/get_player

En bombalarından bir tanesi…

>Criss Angel #2 – Hastasıyız!

Haziran 23, 2009, 4:12 pm | Acayip İşler, Criss Angel, ozhano, Televizyon kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>

http://www.youtube.com/get_player

En bombalarından bir tanesi…

Criss Angel #1 – Hastasıyız!

Haziran 23, 2009, 9:48 am | Acayip İşler, Criss Angel, Televizyon kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Nasıl yapıyorsun, sırrın ne, insan mısın, Crisssssss!

>Criss Angel #1 – Hastasıyız!

Haziran 23, 2009, 9:48 am | Acayip İşler, Criss Angel, Televizyon kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

>

Nasıl yapıyorsun, sırrın ne, insan mısın, Crisssssss!

>"Baş"lar

Haziran 22, 2009, 5:09 pm | Acayip İşler, Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

>

Topbaşı

Çıbanbaşı

"Baş"lar

Haziran 22, 2009, 5:09 pm | Acayip İşler, Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Topbaşı

Çıbanbaşı

>Beşiktaş’ta İngilizce Krizi!

Haziran 22, 2009, 11:04 am | Acayip İşler, Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Beşiktaş’ın kondisyoneri Marrone tatile çıkan oyunculara kendi hazırladığı antrenman programını vermiş ve tatildeyken formdan düşmemeleri için yapacaklarını teker teker bu programa koymuş. Buraya kadar ters ya da enteresan bir şey yok. Olaylar bundan sonra başlıyor. Sezon sonu aldıkları programın zarfını, demeçlerinden anladığımız kadarıyla, futbolcuların alır almaz değil de tatile gittikleri mekanda ya da daha sonraki bir vakitte açmaları neticesinde neredeyse hepsi şok yaşamışlar. Şokun sebebi ise futbolun her geçen gün globalleştiği ve sınırların kalktığı şu zamanda Türk futbolcularının çoğunun bir gram İngilizce bilmemesi!

Marrone’ye telefon etmişler (neyi nasıl konuştularsa) bu ayıp(!) durumla karşılaşanlar ve tepkilerini iletmişler hocalarına. Marrone’nin verdiği cevap ise oldukça manidar “Senelerdir Avrupa Kupaları’nda oynuyorsunuz, bu sene Şampiyonlar Ligi’nde mücadele edeceksiniz, az da olsa İngilizce bilmiyor olabileceğiniz aklımın ucundan geçmedi. Demek ki lisan konusunda gelişim sağlamalısınız.” Şimdi adamın bu söylevine nasıl tepki verebiliriz, “Burası Türkiye burada Türkçe konuşulur” mu diyeceğiz. Bu kadar çok uluslararası temasta bulunan bu adamların basit bir antrenman programını anlayamayacak kadar İngilizce bilmemelerini, ötesinde çoğunun bu programı alır almaz incelemeyip tatile gittiği yerde açmasını mazur mu göreceğiz?

Bu olay sanırım Türk Futbolcusunun oyun kalitesi olarak bir çok açıdan üst düzey liglerde oynayabilecek potansiyelde olmasına karşın neden oralara gidemediğinin, gittiğinde de kolay uyum sağlayamadığının canlı bir örneği.

Bir kaç futbolcu demeci aktarayım da biraz gülelim.

Gökhan Zan: Eşim Kanada’da büyüdüğü için olayı çözdük, sıkıntı yaşamadım.

İbrahim Üzülmez: Burada tercümanlık bürosu yok. İngilizce bilen de çok yok. Ama bir şekilde sorunu çözdüm. İlk kez yabancı dilde yazılmış çalışma programıyla hareket ediyoruz. Bu bir anlamda bizim için de ders oldu. Futbolun dili birdir ama bu çalışma programının İngilizce yazılması keyfimi kaçırırken, zor duruma da düştüm. (İ.Ü. Artvin’deymiş)

Adını Vermek İstemeyen Futbolcu: Valla programı görünce bir şok yaşamadım değil. Moreno’yu aradım, ancak konuşamadık, İngilizce bilmediğimi sonradan hatırladım, zaten Türkçe’yi de zor konuşuyoruz. Neyse, tatile gittiğim bölgede çok fazla Rus vardı, bir tane İngilizce bilen Animatör bile bulamadım. Şehir merkezine indiğimde de durum aynıydı. Bunun üzerine akrabalarla yaptığım telefon görüşmeleri sonucu annemin dayısının dünürünün ufak kızının kayınpederinin amca oğlunun orta bire giden torununun İngilizcesinin 5 olduğunu öğrendim. Faksla kendisine gönderdiğim programı, ertesi sabah geri yolladı, sağolsun, çalışmamdan geri kalmıyorum. Ancak dönünce Moreno’ya soracağım, ördek yürüyüşünden sonra neden 4 dakika amuda kalkıyoruz, çözemedim. Bu adamın adı Moreno’ydu di mi?

Not: Bu yazı Hürriyet’teki şu haber, doğruluk ihtimali yüksek gözüktüğü için, kaynak alınarak yazılmıştır. Adını vermek istemeyen futbolcu da kişisel kaynağımdan uydurulmuştur 🙂

Beşiktaş’ta İngilizce Krizi!

Haziran 22, 2009, 11:04 am | Acayip İşler, Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Beşiktaş’ın kondisyoneri Marrone tatile çıkan oyunculara kendi hazırladığı antrenman programını vermiş ve tatildeyken formdan düşmemeleri için yapacaklarını teker teker bu programa koymuş. Buraya kadar ters ya da enteresan bir şey yok. Olaylar bundan sonra başlıyor. Sezon sonu aldıkları programın zarfını, demeçlerinden anladığımız kadarıyla, futbolcuların alır almaz değil de tatile gittikleri mekanda ya da daha sonraki bir vakitte açmaları neticesinde neredeyse hepsi şok yaşamışlar. Şokun sebebi ise futbolun her geçen gün globalleştiği ve sınırların kalktığı şu zamanda Türk futbolcularının çoğunun bir gram İngilizce bilmemesi!

Marrone’ye telefon etmişler (neyi nasıl konuştularsa) bu ayıp(!) durumla karşılaşanlar ve tepkilerini iletmişler hocalarına. Marrone’nin verdiği cevap ise oldukça manidar “Senelerdir Avrupa Kupaları’nda oynuyorsunuz, bu sene Şampiyonlar Ligi’nde mücadele edeceksiniz, az da olsa İngilizce bilmiyor olabileceğiniz aklımın ucundan geçmedi. Demek ki lisan konusunda gelişim sağlamalısınız.” Şimdi adamın bu söylevine nasıl tepki verebiliriz, “Burası Türkiye burada Türkçe konuşulur” mu diyeceğiz. Bu kadar çok uluslararası temasta bulunan bu adamların basit bir antrenman programını anlayamayacak kadar İngilizce bilmemelerini, ötesinde çoğunun bu programı alır almaz incelemeyip tatile gittiği yerde açmasını mazur mu göreceğiz?

Bu olay sanırım Türk Futbolcusunun oyun kalitesi olarak bir çok açıdan üst düzey liglerde oynayabilecek potansiyelde olmasına karşın neden oralara gidemediğinin, gittiğinde de kolay uyum sağlayamadığının canlı bir örneği.

Bir kaç futbolcu demeci aktarayım da biraz gülelim.

Gökhan Zan: Eşim Kanada’da büyüdüğü için olayı çözdük, sıkıntı yaşamadım.

İbrahim Üzülmez: Burada tercümanlık bürosu yok. İngilizce bilen de çok yok. Ama bir şekilde sorunu çözdüm. İlk kez yabancı dilde yazılmış çalışma programıyla hareket ediyoruz. Bu bir anlamda bizim için de ders oldu. Futbolun dili birdir ama bu çalışma programının İngilizce yazılması keyfimi kaçırırken, zor duruma da düştüm. (İ.Ü. Artvin’deymiş)

Adını Vermek İstemeyen Futbolcu: Valla programı görünce bir şok yaşamadım değil. Moreno’yu aradım, ancak konuşamadık, İngilizce bilmediğimi sonradan hatırladım, zaten Türkçe’yi de zor konuşuyoruz. Neyse, tatile gittiğim bölgede çok fazla Rus vardı, bir tane İngilizce bilen Animatör bile bulamadım. Şehir merkezine indiğimde de durum aynıydı. Bunun üzerine akrabalarla yaptığım telefon görüşmeleri sonucu annemin dayısının dünürünün ufak kızının kayınpederinin amca oğlunun orta bire giden torununun İngilizcesinin 5 olduğunu öğrendim. Faksla kendisine gönderdiğim programı, ertesi sabah geri yolladı, sağolsun, çalışmamdan geri kalmıyorum. Ancak dönünce Moreno’ya soracağım, ördek yürüyüşünden sonra neden 4 dakika amuda kalkıyoruz, çözemedim. Bu adamın adı Moreno’ydu di mi?

Not: Bu yazı Hürriyet’teki şu haber, doğruluk ihtimali yüksek gözüktüğü için, kaynak alınarak yazılmıştır. Adını vermek istemeyen futbolcu da kişisel kaynağımdan uydurulmuştur 🙂

>Kavgayı Meşrulaştırmak

Haziran 18, 2009, 9:20 am | Acayip İşler, Basketbol, Sıkıntı, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

>Son basketbol maçına ne zaman gittim hatırlamıyorum ama lise 1’deyken yani 7 sene önce falan Abdi İpekçi’nin arkasındaki lisede okuyordum. Okulumuzda da spor bölümü sorumlusu bir öğretmenimiz vardı. Basketbol camiasında çevresi genişti kadıncağızın. Sağolsun ne zaman maç olsa bize bedava bilet verirdi. Biz de o boş salonu doldurmaya çabalardık. O gitti ben basket maçlarına gitmez oldum. Ama 2006 Dünya Kupası’ndaki (Çin’de miydi o?) mücadelemizi büyük bir heyecanla takip etmiştim. Ne zaman sırf stadlar dolsun diye futbol taraftarlarının da salonlara çekilmeye başlandığına şahit oldum o zaman vazgeçtim salonlara gitmekten…

Hakikaten yaşananlar skandal. Hiçbir maçı izlemedim. Sadece play-off sonuçlarını takip ettim. Fenerbahçe 2-0 öndeydi, ardından Efes Pilsen 4-2 yaptı, kupayı kaptı. Hekedilmiş bir durum var gibi. Sanırım bir önceki maçta hakemin verdiği bir iki hatalı karar vardı ama o maç sonrası durum 3-2 oldu sadece. Fener kupayı kaybetmemişti ki. Son oynanan maçı kazanıp 3-3 ardından da 4-3’le kupayı götürebilirdi sarı-lacivertli ekip. Yapamadılar. Galiba sahada değil de masabaşında yenilmişiz zaten psikolojisi egemen oldu oyuncularda. Kupa belki de bu yüzden gitti.

Aziz Yıldırım çok övünüyor Saraçoğlu’na gelen seyircisiyle. “Bizde küfüv yok. Bizde kavga yok…” diyor sürekli. İkisi de Saraçoğlu’na gelenin, (stadı sallıyorum) Ayhan Şahenk’e gelenden farkı var mı acaba? Bence yok. Buna da eminim. Şimdi de övünebilecek mi Aziz Yıldırım seyircisiyle? Sahaya girme özgürlüğüne sahip taraftar kaybedince o psikolojiyle nasıl da sahaya girip kavgayı gürültüyü çıkarıyormuş gördük! Aziz de gördü mü? Şimdi denilebilir ki “UEFA Finali’ne kadar Saraçoğlu’nda maçlar tel örgüsüz oynandı. O zaman kavga çıkmadı. İkisinin ne alakası var?” Ben de cevap veriyorum ani bir fast-breakle… “Fenerbahçe o dönemde tansiyonu yüksek bir kupa maçına ev sahipliği yapıp maçı kaybetti mi?” …

Kırıp eline aldığı koltuğu sahaya fırlatan Fenerbahçe seyircisi görüntüsüne rastladım televizyonda. Acaba o adam eline hiç basketbol topunu almış mı? O adam basketbol topunu görse bomba sanmaz mı? Futbol taraftarı, salonlara girmeye devam ettiği sürece biz bu güzel sporu da kirletiriz… Hele ki Kerem Tunçeri’nin söylediği söz gösteriyordu, kavga sadece popülerleşmek için basketbolcular arasında meşru hale bile gelmiş…

Kerem Tunçeri ise, maçın bitiş düdüğünün ardından yaşanan olayların, basketbolu popüler hale getirdiğini vurgulayarak, “İstenmeyen birçok olay yaşandı. Ama bir bakıma iyi oldu. Basketbol bu sayede popüler olmuş oldu. Ancak yapılan küfürler iyi bir şey değil. Takım arkadaşlarımla gurur duyuyuorum. Özellikle seride 2-0 geriye düştükten sonra tek yürek olduk. Bizi destekleyen herkese teşekkür ediyorum. 3 senedir şampiyon olamıyorduk. Şimdi ise bu şampiyonluğun tadını çıkaracağız. Daha sonra da gelecek senenin planlarını yapacağız” ifadelerini kullandı.

Ender Arslan ise, şampiyonluğu hakettiklerini ifade ederet, “Zor bi seriyi geride bıraktık. Saha içinde muhteşem bir mücadele vardı. Ama bu şampiyonluğu hak ettiğimizi düşünüyorum. Fenerbahçe Ülker gibi bir takımı kendi sahasında 3 kere mağlup etmeyi, bizden başka kimsenin yapamayacağını düşünüyorum. Bütün takım arkadaşlarımı tebrik ediyorum” diye konuştu.

Soyunma odasına giderken bir görevliye yanlışlıkla tokat attığını ifade eden Antrenör Ataman, “Kimin görevli, kimin taraftar olduğu belli değil. Sahaya giren taraftar, biz soyunma odasında şampiyonluğu kutlarken, gelip üzerimize atlıyor. Orada kimin görevli, kimin taraftar olduğu belli değil. Eğer görevliye vurduysam özür dilerim. Zaten bu yaşananlar birer rezalet ve skandal” diye konuştu.

sevgiler volkanbk3

Kavgayı Meşrulaştırmak

Haziran 18, 2009, 9:20 am | Acayip İşler, Basketbol, Sıkıntı, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Son basketbol maçına ne zaman gittim hatırlamıyorum ama lise 1’deyken yani 7 sene önce falan Abdi İpekçi’nin arkasındaki lisede okuyordum. Okulumuzda da spor bölümü sorumlusu bir öğretmenimiz vardı. Basketbol camiasında çevresi genişti kadıncağızın. Sağolsun ne zaman maç olsa bize bedava bilet verirdi. Biz de o boş salonu doldurmaya çabalardık. O gitti ben basket maçlarına gitmez oldum. Ama 2006 Dünya Kupası’ndaki (Çin’de miydi o?) mücadelemizi büyük bir heyecanla takip etmiştim. Ne zaman sırf stadlar dolsun diye futbol taraftarlarının da salonlara çekilmeye başlandığına şahit oldum o zaman vazgeçtim salonlara gitmekten…

Hakikaten yaşananlar skandal. Hiçbir maçı izlemedim. Sadece play-off sonuçlarını takip ettim. Fenerbahçe 2-0 öndeydi, ardından Efes Pilsen 4-2 yaptı, kupayı kaptı. Hekedilmiş bir durum var gibi. Sanırım bir önceki maçta hakemin verdiği bir iki hatalı karar vardı ama o maç sonrası durum 3-2 oldu sadece. Fener kupayı kaybetmemişti ki. Son oynanan maçı kazanıp 3-3 ardından da 4-3’le kupayı götürebilirdi sarı-lacivertli ekip. Yapamadılar. Galiba sahada değil de masabaşında yenilmişiz zaten psikolojisi egemen oldu oyuncularda. Kupa belki de bu yüzden gitti.

Aziz Yıldırım çok övünüyor Saraçoğlu’na gelen seyircisiyle. “Bizde küfüv yok. Bizde kavga yok…” diyor sürekli. İkisi de Saraçoğlu’na gelenin, (stadı sallıyorum) Ayhan Şahenk’e gelenden farkı var mı acaba? Bence yok. Buna da eminim. Şimdi de övünebilecek mi Aziz Yıldırım seyircisiyle? Sahaya girme özgürlüğüne sahip taraftar kaybedince o psikolojiyle nasıl da sahaya girip kavgayı gürültüyü çıkarıyormuş gördük! Aziz de gördü mü? Şimdi denilebilir ki “UEFA Finali’ne kadar Saraçoğlu’nda maçlar tel örgüsüz oynandı. O zaman kavga çıkmadı. İkisinin ne alakası var?” Ben de cevap veriyorum ani bir fast-breakle… “Fenerbahçe o dönemde tansiyonu yüksek bir kupa maçına ev sahipliği yapıp maçı kaybetti mi?” …

Kırıp eline aldığı koltuğu sahaya fırlatan Fenerbahçe seyircisi görüntüsüne rastladım televizyonda. Acaba o adam eline hiç basketbol topunu almış mı? O adam basketbol topunu görse bomba sanmaz mı? Futbol taraftarı, salonlara girmeye devam ettiği sürece biz bu güzel sporu da kirletiriz… Hele ki Kerem Tunçeri’nin söylediği söz gösteriyordu, kavga sadece popülerleşmek için basketbolcular arasında meşru hale bile gelmiş…

Kerem Tunçeri ise, maçın bitiş düdüğünün ardından yaşanan olayların, basketbolu popüler hale getirdiğini vurgulayarak, “İstenmeyen birçok olay yaşandı. Ama bir bakıma iyi oldu. Basketbol bu sayede popüler olmuş oldu. Ancak yapılan küfürler iyi bir şey değil. Takım arkadaşlarımla gurur duyuyuorum. Özellikle seride 2-0 geriye düştükten sonra tek yürek olduk. Bizi destekleyen herkese teşekkür ediyorum. 3 senedir şampiyon olamıyorduk. Şimdi ise bu şampiyonluğun tadını çıkaracağız. Daha sonra da gelecek senenin planlarını yapacağız” ifadelerini kullandı.

Ender Arslan ise, şampiyonluğu hakettiklerini ifade ederet, “Zor bi seriyi geride bıraktık. Saha içinde muhteşem bir mücadele vardı. Ama bu şampiyonluğu hak ettiğimizi düşünüyorum. Fenerbahçe Ülker gibi bir takımı kendi sahasında 3 kere mağlup etmeyi, bizden başka kimsenin yapamayacağını düşünüyorum. Bütün takım arkadaşlarımı tebrik ediyorum” diye konuştu.

Soyunma odasına giderken bir görevliye yanlışlıkla tokat attığını ifade eden Antrenör Ataman, “Kimin görevli, kimin taraftar olduğu belli değil. Sahaya giren taraftar, biz soyunma odasında şampiyonluğu kutlarken, gelip üzerimize atlıyor. Orada kimin görevli, kimin taraftar olduğu belli değil. Eğer görevliye vurduysam özür dilerim. Zaten bu yaşananlar birer rezalet ve skandal” diye konuştu.

sevgiler volkanbk3

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.