3 puan koparanın elinde kaldı

Şubat 20, 2011, 10:18 pm | alex, Beşiktaş, Beşiktaş-Fenerbahçe, Fenerbahçe, quaresma, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum



Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. „Aman tanrım ne tempoydu“ klişesine kaptıracaklar bunlar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Bugünkü tempo orta sahasız takımlarla yapılır. İki takımın da orta sahasının pres yapayım derken alanlarını boş bırakışı topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabi ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş‘ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun ilk 25 dakikada Fenerbahçe’nin oynadığı baskılı ve etkili futbola reklam arası dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı Lacivertli takım son haftalardaki ilk 20-25 dakika baskısını bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de.

Fenerbahçe’nin baskılı olduğu ilk yarının ilk yarısında Beşiktaş’ın sol kanadını kırdı. Quaresma’nın geriye gelmeyişi bunun en büyük nedeniydi. Quaresma’nın Simao’yla yer değişmesi ve Ernst’in bu kanada desteği biraz durdurdu Fenerbahçe’yi. Aykut Kocaman’ın ilk yarım saat sonra takımı geri çekip devreyi önde bitirme düşüncesi belki de mecburiyettendi. Çünkü Fenerbahçe bu sezon maçın son 20-25 dakikasında güçten düşüyordu. Gücü ekonomik kullanmak düşüncesiyle geri çekildiğini düşündüğüm Fenerbahçe alanı Beşiktaş’a bıraktı. Fakat Beşiktaş da rakip yarı alana organize toplarla, kalabalık hücumlarla yerleşmeyi başaramadı. Yandan gelen birçok ortada topun Almeida’yı geçtiğinde taça çıkması bunun kanıtıdır. Devre biterken yalnızlığın açtığı yarasına tuz basan Dia’yı ancak tekmelerle durdurabilen Ekrem Dağ „ters“ İbrahim Üzülmez etkisi yaratarak (bknz. İbrahim Üzülmez’in soldan gelip sağ ayağıyla attığı gol) takımını soyunma odasına umutla gönderdi. Volkan’ın golden sonra su içmesi de manidardı.

İkinci devreye de Beşiktaş’ın bu kadar hızlı başlaması beklenmiyordu. Evet şans golüydü İbrahim Toraman’ın attığı, ancak önemli olan her zaman o şansı zorlamaktır. Skor üstünlüğünü ele geçiren Beşiktaş sağlı sollu geliştirdiği ataklarla bu sefer maçı koparabilecek takımken Hugo Almeida’nın karşı karşıyalardaki beceriksizliği bunu engelledi. Beşiktaş’ın bu süreçte, yani ikinci yarının ilk 15 dakikasında, biraz geriye çekilip kanatlara isabetli paslar kullanması etkili oldu. Yine bu süreçte Lugano ve Ferrari eşleşmeleri kırmızı kartın , en azından penaltının, sinyallerini veriyordu. Cüneyt Çakır’ın Ferrari’nin „künde“sini görememesi en büyük hatasıydı. Bazen futbolcular pası atacağı arkadaşını göremiyor, bazen de hakemler… Öyle ki Ferrari de Lugano’ya attığı dirsek esnasında hakemlerin tam onu görebilecek açıda olduklarını görmedi. Gökhan Gönül’e de ikinci sarı karttan bir kırmızı kart gerekirdi.

Ferrari’nin kırmızı kartı görmesiyle işler tamamen tersine döndü ve oyuna Aurelio’nun girmesiyle Schuster elindeki 1 puanı da rakibine hediye etti. Sarı kart görmüş olsa da Necip’in sahada kalması, enerjisinden yararlanılması gerekirdi. Guti’nin, Simao’nun oyundan nasıl düştüğünü gördük. Bunun olabileceğini düşünemeyip Simao-Fernandes değişikliğine gitmemesi Schuster’in düştüğü en büyük gafletti bu akşam.

Kırılma anları çoktu. Ferrari ipi inceltti, Alex’te ipi kesti. Alex’in 3 golle bitirdiği sanırım ilk derbi oldu. Şu anda Alex’e yine methiyeler düzülüyordur. Yarın da manşetler Alex’li olacaktır. Ancak sahneye rakip 10 kişi ve orta sahasını bomboş bıraktıktan sonra çıktığını es geçmeyelim. Birini övmek için oyuncunun ne yaptığını irdelerken, neyi, ne zaman yaptığını da göz önünde bulundurmalı.

Beşiktaş sezon boyunca istikrarlı bir ilk 11’e sahip olamamasının en acı sonucunu bu akşam tattı. Haftalardır oynayan Nobre, Aurelio, Bobo ve Sivok’un ilk 11’de olmaması kalitelerinin yetersizliğindense önceki maçlarda oynarken çok mu kalitelilerdi de oynadılar Schuster’in açıklaması gerek. Beşiktaş sezon bitene kadar bu istikrarsızlığına devam ederse 17 maçta ancak 17 puan alabilir. Hedefini de başka bir türlü tutturabilir.

Sezona çalkantılarla başlayan Fenerbahçe’nin sabırla bugünlere gelmesine diyecek fazla söz yok. Tebrikler. Şampiyonluk için gönlüm çeşitliliğin artmasını istemem nedeniyle Trabzon’dan yanadır. Ancak eğer Trabzon yarınki maçta strese girip puan kaybederse Fenerbahçe bu rüzgarıyla şampiyonluğa çok yaklaşır.

Not: Maçı katledenin Ferrari’nin dirseğinin değil de Cüneyt Çakır’ın olduğunu haykıran Beşiktaş taraftarını da, maçı katlettiğini iddia ettiğini Cüneyt Çakır’ın Ferrari’nin kündesini görmediğini ekleyerek mantıklı düşünmeye davet ediyorum.

sevgiler volkanbk3

Reklamlar

Milli Takımdaki Düşüşün Nedeni

Ekim 9, 2010, 9:00 am | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Türk Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Sistem yok, mentalite yok, ruh yok, mücadele yok, akıl fikir yok, teknik direktör yok, o yok bu yok; doğal olarak rakip elin kolunu sallaya sallaya, hiç zorlamadan üç farkı yaptı, gitti. Maç içinde Türkiye açısından fazla bir şey değil, hiç bir şey göremediğim için fazla bir şey demeye gerek yok. Önceki maçlardaki oyun da zaten çoğu kişi gibi beni de tatmin etmemişti. Almanya’ya yenilmek önemli değil, gurbetçileri başları önde, Almanların alaycı tezahüratları ile staddan çıkartmak kısacası çatır çatır oynayamamak esas üzüntü verici olan.

Benim düşüncem biraz daha farklı. Hiç dallanıp budaklandırmadan söyleyeyim, Galatasaray ve Fenerbahçe ne zamanki tekrar Türkiye Ligi’nde lokomotif olur, tabi bunu derken federasyon bakımından korunarak kollanarak değil bileğinin hakkıyla çatır çatır bu işi başarırlar, şampiyonlukta 80 puanların üzerine çıkılır, bu başarıda da takımlarında oynayan Türk oyuncular tamamlayıcı değil baskın olurlar, takımın başında da Türk Milli Takımı’nın ne olduğunu, nasıl oynaması gerektiğini bilen bir teknik adam olur, işte o zaman yine deriz ki karşımıza kim çıkarsa çıksın, onlar bizden korksun. Yemişim Anadolu kulüpleri de artık Galatasaray, Fenerbahçe’yle başabaş oynuyor, ligin kalitesi arttı laflarını. Bunları diyenler de herşeyin farkında ama değişim hoşlarına gidiyor sadece, onlar da biliyorlar aslında Galatasaray ve Fenerbahçe’nin kalitesi düştüğünü, Anadolu kulüplerinde değişen bir şey olmadığını; ondan sonra Milli Takım niye Almanya’da top oynayamadı diye sorarlar, 80li yıllara döndük derler tabiki. Bursaspor, Trabzonspor, Beşiktaş ve diğerleri en iyi oldukları dönemlerde bile Milli takım açısından bir başarı kazanılamadı, kazanılamaz da. Sadece biraz Beşiktaş’ı tenzih edebilirim bu konuda. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı dönemde Ankaragücünü, Gaziantepspor’u 6,8 geçerken, Adanaspor’u zoru zoruna 4-3 yendiği maç önemliydi. Çünkü Galatasaray taş bir takımdı ve Adanaspor onu zorladığı zaman sorgulanırdı. Şimdi bakıyorsun takım helva gibi, nereden tutsan elinde kalıyor, Fenerbahçe’nin de Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadığı dönemler için de aynı şey söylenebilir.

Diyeceğim şudur ki, Milli Takım’ı tek bir maçta yermek tabiki doğru değil ama ne olursa olsun milli takımın iyi olması için Galatasaray ve Fenerbahçe’nin tekrar bu ligin başına geçmeleri, bununla birlikte bu takımlarda oynayan yerli oyuncuların takımlarında tamamlayıcı değil esas rolde olmaları gerekiyor. Sercanla, Ömer Erdoğanla, alınmayan Volkan Şenle, Selçuk İnanla vs. bu işler yürümez. Bu isimler Milli takımda esas oğlan olacak kapasiteye sahip değiller, olamazlar, anca tamamlayıcı olurlar. Çünkü kendi takımlarında oynarken üzerlerinde herhangi bir baskı yok, insiyatif alma hiç yok; Galatasaray ve Fenerbahçedekilerin ise kulübün kapısından itibaren baskı başlıyor, insiyatif almazsan zaten bu takımlarda kalamazsın. Milli takımda da bu baskıyı kaldırabilecek böyle insiyatif alabilecek oyuncular ancak bu kulüplerden olabilir.

Böyle Yaparsan Top Diye Seninle Oynarlar Sayın Çakır!

Eylül 19, 2010, 10:45 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, hakem, ozhano, STSL, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Amatör kümede olsa bile hayatının belirli bölümünde saha çimlerine ayağını basmış, az ya da çok bu işle ciddi anlamda uğraşmış olanlar bilirler ki, sahaya çıkıldığında hem rakip tartılırken hem de hakem tartılır. Takımdaki “kodaman” oyunculardan biri ya da birkaçı aleyhlerine karar verilmesine karşılık, kendileri de kararın doğru olduğunu bilmelerini rağmen itiraz ederler. Burada amaçlarından biri, hakemi daha sonra oluşabilecek benzer pozisyonlarda tesir altına almaktır. Ama asıl amaç, hakemi disiplin açısından tartmaktır, el-kol yaparlar, bağırırlar hatta biraz daha ileriye gidip yönetimlerini tiye alan veya sorgulayan küfüre varan laflar savururlardı. İşte hakem o noktada disiplinini ortaya koymazsa ya da futbolcuyu elle kolla okşaya okşaya “bak yavrum yapma” der gibi hareketleri olursa, lafları duyup gülümserse ederse işte o anda o hakem için maç hele bir de iddialı bir maçsa her geçen dakika içinden çıkılmaz dibi simsiyah bir kuyuya dönüşürdü. Hakem tam tersi bir tavır sergileyip çat çat sarıları çektiği anda o maçta anında sular durur, herkes hakemi etki altına almayı bırakıp adam gibi sadece oyun düşünmeye başlarlar.

Bunu niye diyorum? Bu akşam oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında hem Fenerbahçelisi hem de Beşiktaşlısı maçın hakemi Cüneyt Çakır’ın maç yönetiminin özellikle disiplin anlamında sıkıntılı olduğunu söyledi. Herkes tarafından İbrahim Üzülmez’in, Bilica’nın vs. itirazlarında hakemin kartlarında geç kaldığından dem vuruldu. Vuruldu ama işin başlangıcı olan kimsenin ağzında değil. Dakika daha 2 ya da 3; Emre Belözoğlu yaprtığı faulden sonra el, kol, laf, bağırış, çağırış ne varsa yaptı hakeme. Hakem ilk dakikalar diye belki işi idare etti ama sonraki belki beş altı pozisyonda aynı şekilde hareketlerine devam etti. Hakem olarak o anda o futbolcuyu cezalandırmazsan, susturamazsan, daha sonra sahadaki tüm futbolcular hakem tesir altına alınabilir diyerek hem topla oynarlar hem de top diye seninle oynamaya başlarlar ve Avrupa’da nice güzel maçlar yöneten ve yönetmeye devam eden hakem maskara olur çıkar maçtan. Ama işi idare edeyim, ne şiş yansın ne kebap modunda sana oynayan futbolcuya “ben seni top diye oynarım.” diyemezsen böyle olmaya devam eder. Emre değil bu sadece, Kewell’da da mesela aynı olayı yapmaya çalıştığını sezinliyorum. Ama tabiki Emre ile Kewell’i bu anlamda aynı kefeye koymam kesinlikle mümkün değil.

Burada tek A-dam var!

Ağustos 8, 2010, 3:24 pm | Alex De Souza, Aziz Yıldırım, emre belözoglu, Fenerbahçe, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
7 Ağustos’ta Sabah Gazetesi’nin haberi

kaptanları Alex ve Emre‘yi çok sert biçimde uyaran Yıldırım, “Zico’yu istemediniz gönderdim, Aragones’i istemediniz gönderdim. Fransa gol kralı 1.4 milyon avroya oynarken siz burada 3 milyondan aşağı oynamıyorsunuz” dediği ve konuşamsı sırasından yumruğunu masaya vurduğu ve kapıları tekmelediği belirtildi.
Aziz Yıldırım‘ın bu futbolculara ayrıca; “Adam gibi oynamayacaksanız Galatasaray dâhil istediğiniz takıma gidebilirsiz. 2 sene sonra borçları bitirip bırakacağım görevi bu sürede şampiyonluk istiyorum” dediği öğrenildi.

Yıldırım‘ın sinirinden nasibini alan isimlerden birisi deLugano oldu. Başkan, Lugano‘ya; “Kafa karıştırma. İstiyorsan gidebilirsin. Kalacaksan da adam gibi kal ve yürekten oyna. Gitmek istersen seni tutmayız” dedi.–

8 Ağustos’ta Habertürk Gazetesi’nin haberi

–Alex de Souza’nın 6 sezonluk F.Bahçe macerası bitiyor mu?

Şu anda Sarı-Lacivertli camia bu sorunun yanıtını arıyor. Önceki gün Aykut Kocaman’ın raporu sonrasında başkan Aziz Yıldırım’ın Brezilyalı yıldızı ve arkadaşlarını kulübe kadar çağırıp fırçalaması iplerin kopmasına neden oldu. Alex’in Fenerbahçe’yi kafasında bitirdiği, ayrılmasının an meselesi olduğu ve bunun için de yönetime, “Alacaklarımdan feragat edeyim. Bu sıkıntıyı kaldıramam. Bırakın ülkeme döneyim” dediği öğrenildi.

YÖNETİM ‘KAL’ DEMEYECEK
Bir anda yaşanan bu şok gelişmelerin ardından başkan Aziz Yıldırım ve yöneticilerde sessiz bir bekleyiş başladı. Özellikle Alex’in yaşanan bu gerilim sonrasında Fenerbahçe ile yollarını ayırma aşamasında olması sonrasında neler olacağı merak konusu.

Ancak Sarı-Lacivertli yönetimin Brezilyalı yıldızın ayrılma isteği karşısında sürpriz bir şekilde “Kal” demeyeceği öğrenildi. Başkan Aziz Yıldırım ve kurmaylarının kaptan Alex ile yolları ayırma konusunda fikir birliğine vardığı belirtildi.—

———————————————–
Diyor ki Aziz Yıldırım,”Alex, falan tanımam! Bu takımın her şeyi benim! Ya benim dediğim olur ya da gidersin!” Yıldırım baktı ki takım içinde ipler Alex’in eline geçmiş, iktidar el değiştirmiş, hemen el koymuş. Aslında ve zaten kendisi vermiş o ipleri “Zico’yu istemediniz gönderdim” cümlesinden anladığımızca… Alex suyunu çıkarmasın, kendini bir şey sanmasın diye fırçayı kaymış! Gözü dönmüş ve Aziz Yıldırım, çokça kez koltuğunu sağlama alan Alex’i bir anda silmeye hazır konuma gelmiş… Diyor ki burada tek A-dam var. O da A-Z-İ-Z… Alex falan değil. Basarım parayı yeni Alex’ler alırım kafasında Aziz Yıldırım. Yaşasın Totaliter rejim! Fenerbahçe taraftarı, pardon taraftar da kalmadı ki bu takımda… Fenerbahçe seyircisi siz uyuyun daha olur mu?
He bu arada Emre de fırçayı yemiş… ““Adam gibi oynamayacaksanız Galatasaray dâhil istediğiniz takıma gidebilirsiz.” lafı gelmiş Emre’ye… Emre’nin adam gibi oynadığı dönem Galatasaray’da oynadığı yıllardı… Hatırlatayım…

Ozhano’nun Kebapçı Blick’i!

Ağustos 5, 2010, 1:53 pm | Fenerbahçe, Futbol, gazete, UCL kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Sevgili ozhano nicedir soruyordu Blick’e ne oldu diye. Blick bildiğimiz Blick, hiç bir şey olmamış sevgili kardeşim. Bu başlık da senin için gelsin:

Young Boys Fenerbahçe’den Kebap Yaptı!

Alma Adnan’ın ahını çıkar Kocaman, Kocaman…

Ağustos 5, 2010, 12:53 pm | aykut kocaman, Fenerbahçe, stoch, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Her ne zaman bir Türk takımı Avrupa Kupaları’ndan elense içim bir burkulur. Fenerbahçe elendiyse yaşadığım burukluğun içinde biraz da sevinç barınır. Çünkü tek adam sistemi “bir kez daha” çökmüştür. Sonra gerçeklere bakarım. O takımın elenmeyi hak edip etmediğine bir bakarım. Maçlarını izlediysem oyunlarına bakarım. Bir önceki sezon bittikten sonra neler yaşadıklarına bakarım ki neden ilk resmi maçta böyle döküldüklerini gerçekçi bi bakışla anlayabileyim…

Fenerbahçe şampiyonluk yoksa gidersin geleneğini sürdürdü ve Christoph Daum ile yollarını ayırmayı kafasına koydu Trabzonspor maçından sonra. Fakat bu durum ne kadar sürdü? 15 Mayıs’ta “şampiyon olamadıklarını” fark ettikleri 2 dakikalık şaşkınlığın ardından alınan karar 25 Haziran’da sonuçlanabildi ancak. Yani Fenerbahçe yönetimi ve takımı 40 gün böyle kaybetti. Aykut Kocaman’ın teknik direktörlüğe başlama tarihi de 9 Temmuz olarak gözüküyor. Yani sana bir 14 gün daha… Etti 54 gün kayıp. Denilebilir ki Aykut Kocaman o süreçte takımın yine başındaydı en azından kurulacak yeni takımın başındaydı. 12’sinde Belçika kampı başlamış tam 16 gün sonra 28 Temmuz’da Fenerbahçe çok kritik ve ilk resmi maçına çıkmış.

Bu takım’da çok büyük değişiklikler yok, geçen sezonki takım, neyini hazıralayacaksın ki diyebiliriz. Fakat Daum ve Kocaman’ın oynatmak istedikleri futbol tarzları arasında çok büyük farklar var. Demirkol her sabah tekrar ediyor: “Daum kontratakçı, Kocaman pasçı.” 16 günde bu tarz kökten bir değişiklik yapabilmek mümkün müdür? Bunun mümkün olduğunu iddia edenlere şunu soralım o zaman. 16 gün içinde, ligde ikinci haftasını oynamış rakibinin fizik kondisyonuna ulaşmak o kadar kolay mıdır?

Fenerbahçe bu yıla çok geç başladı. Galatasaray da, Beşiktaş da… Üç takım da hala transfer peşinde hala turlarını geçebilmiş değil (Fenerbahçe geçemedi bile). Bu akşam Beşiktaş ve Galatasaray da aynı hezimetle karşılaşabilir. Ama Fenerbahçe’nin aynı hezimeti aslında ve sadece Galatasaray ilgileniyor diye aldıkları Stoch’un kırmızı kart görmesiyle yaşamış olması ibretlik. Alma Adnan’ın ahını çıkar Kocaman, Kocaman…

Değişen yönetici profili

Temmuz 21, 2010, 3:07 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

GS: Adnan Polat ve Adnan Sezgin


FB: Aziz Yıldırım

FB: Şekip Mosturoğlu


BJK: Yıldırım Demirören

BJK: Serdal Adalı

Aşağı Tükürsen Sakal, Yukarı Tükürsen Bıyık

Temmuz 21, 2010, 1:20 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bugün oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçı sadece bir hazırlık maçı. Kazanmak ya da kaybetmek önemli değil, önemli olan takımların eksiklerinin görülmesi, yeni transferlerin adaptasyonuna yardımcı olması, özellikle herhangi bir sakatlık olmaması. Öyle değil mi? İnanıyor musunuz bu masala siz? Daha bir hafta önce Fenerbahçe, Köln’e 5-2 yenildi diye neler neler yazıldı. Ne Aykut’un gitmediği kaldı, ne de takımdaki futbolcuların Kocaman’a cephe aldıkları. Oynanacak maçta hangi takım yenilirse Türkiye’de bu takımların taraftarlarından yüzde kaçının yenilen takımın teknik direktörünün muhtemel “sadece bir hazırlık maçıydı önemli olan eksikliklerimizi görmekti ve gördük de, şimdi eksikliklerimizi gidermek için daha da sıkı çalışacağız” açıklamalarına hoşgörüyle yaklaşacağını düşünüyorsunuz? Ya da kazanan takımın taraftarları “Muhteşem bir takımız, baksana en önemli rakibi bile yendik.” diye düşünmeyecek ve eksiklikler görmezden gelinmeyecek mi? Takımlarda Alex ya da Arda kötü oynadı diyelim, hemen konuşulmayacak mı “Alexli sistem ile artık bu iş yürümüyor” ya da “Arda’yı hemen satın da bari para kazanalım” lafları. İşin diğer yönü de sakatlık. Düşünsenize maçta kazara bir oyuncu sakatlandı ve 1-2 ay sahalardan uzak kalacağı açıklandı, kaliteli medyamızın da gazıyla ortalık nasıl da toz duman olur. Muhakkak takım direktörleri futbolculara “Aman dikkat edin, sakatlanmayın, sakatlamayın, dikkat edin.” diyeceklerdir ama futbol bu, ne olacağı belli olmaz. Felaket tellallığı yapmak istemiyorum ama ya oldu ne olacak? Tabiki bu risk yapılan her hazırlık maçında olası ama işin içinde Fenerbahçe ve Galatasaray olunca bakış açısı daha farklı olacaktır muhakkak. Daha dün seyrettik iki takım arasında oynanan ve Fenerbahçe’nin 2-1’lik galibiyetiyle sona eren U13 finalini. Çocuklar sanki birbirlerini yiyecekler gibiydi. Maç sonunda Galatasaraylı minikler ağlamaklı. Nasıl dolduruldularsa artık? İşte daha o yaşta hatta daha da küçükken başlıyor bu kavga. U13’te böyleyse A takımları arasında olan maç hazırlık maçı da olsa nasıl olur varın siz düşünün.

Sözün özü, evet bu akşam oynanacak maç nihayetinde bir hazırlık maçı. Ama sonuç ne olursa olsun sıkıntılara gebe. Yenileceksin, doğrudan aslanların önüne yem olarak atılacaksın; yeneceksin, t.d. olarak “Takımda eksiklikler var.” diyeceksin, karşına “Yahu ezeli rakibi çatır çatır yendik, bu takım yeterli.” diyenler muhakkak çıkacaktır. Neyse öncelikle hiçbir sakatlık falan olmasın da gerisi zamanla halledilir.

Kazım’dan Pitbull Açıklaması

Temmuz 21, 2010, 9:46 am | Fenerbahçe, haber, ilginç, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

“Bende üç değil sadece bir pitbull var, o da 6 aylık. Önüne bir kuzu koysam bile bunu istemez, hatta gidip öper.”

Bana çekecek değil ya, tabiki sahibine çekecek. Evde sahibinden öğrenmiştir öpmeyi ne olacak.

Fenerbahçe Geçen Sezon Başarılı mıydı Yoksa Başarısız mı?

Temmuz 18, 2010, 6:27 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Şu Daum alem bir adam doğrusu. Fenerbahçe ile ilişkisi kalmadı ama bir türlü kulübün yakasından düşmüyor. Belki de o çok söylediği kendini Türk gibi hissetmesinden dolayı konuşmaktan çekinmiyor olabilir. Diğer bir düşünce de, Aykut geldiğinden beri kendisini göndermek istediğini düşündüğü ve parasal anlamda ters düştüğü yönetimi ve ayağını kaydıran Aykut Kocaman’ı zor durumda bırakmak olabilir. Herhalde Türkiye’de hangi takımlı olursa olsun hiçbir futbolsever Daum’un safiyane duygular ile böyle açıklamalar yaptığını düşünmüyordur. Boşuna yolların ayrılması için yapılan görüşmeler esnasında yönetim Daum’u fesihnameye omertayı koymaya zorlamamış. Ama kabul etmedi Herr Daum. Eh herhalde Daum’u en iyi tanıyan ve bu şekilde hareket edeceğini bilen yönetimin ta kendisidir ve açıkçası bekledikleri gibi oldu. Daum, gitti Miniatürk’e Aykut Kocaman benim ayağımı kaydırdı türünden açıklamalar yaptı. O zaman Fenerbahçe yönetimsel bazda herhangi bir açıklama yapmadı, gerek duymadı, konuşur, konuşur, susar dedi. Artık ne düşündülerse kaale almamışlardı. Köln ile oynanan hazırlık maçında Herr Daum yine başroldeydi. Komik değil mi, iki takım karşılaşıyor, takımlardan birini başarıya ulaştırmışsınız, diğerinde ise başarısız olduğun görüşü çoğunlukta ve şeref misafiri olarak davet ediliyorsun. Tam Daum’un oyununu devam ettirmesi için muhteşem bir ortamdı ve kaçırmadı tabiki. Yine Fenerbahçe yönetimini kendisine şampiyonluk yolunda köstek olduğundan, aslında ligde başarılı olduğundan, son maçta olanların talihsizlik olduğundan falan bahsetti. Yani bilinen Daum. Artık zaten Türkiye’de açıklmalarının da fazla bir etkisi kalmadı hatta sıfırlandı.

Ama iş bu açıklamadan sonra başladı. Yönetim bana göre hiç kaale almaması gerekirken gitti Daum’un geçen sezon başarısız olduğunu, daha doğrusu Fenerbahçe için şampiyonluktan başka hiç bir sonucun başarı kabul edilemeyeceğini ve Daum’un artık ilişkisi kalmadığı bir kulüple ilgili konuşmaması gerektiği belirtildi. Açıklamayı tekil olarak düşünürsek bir sıkıntı yok. Gayet yerinde. Tabiki Fenerbahçe için şampiyonluk dışında bir sonuç eğer Avrupa’da başarı da yoksa başarısızlıktır. Şampiyonluğu tatmış her takım için bu böyledir, böyle de olmalıdır. Ama ne oldu başkanın son lig maçından 3-5 gün sonra çıkıp Fenerbahçe Futbol Kulübü, aslında başarılı olmuştur, son maçta bilmem kaç tane atak var direkten dönen bilmem kaç tane top var, olmayınca olmadı, top kale çizgisini geçmek istemedi, geçseydi başarılı olacaktık, geçmeyince neden başarısız addediliyoruz, ezeli rakiplere 10’ar puan fark yaptık, bu nasıl başarısızlık?” açıklamalarına. Sonuna kadar katılıyorum bu açıklamalara da. Ama 1-2 ayda ne değişti, o zaman başarılıyız diyen zihniyet nasıl oldu da değişti?

Sanırım Daum ile aynı görüşte olmak bile başkanı gerdi ve unuttu o zamanki açıklamalarını ya da yönetim adına kamuoyunu bilgilendirenler başkanın açıklamalarını unuttular. Tüm bu açıklamalardan sonra soru şu: Fenerbahçe Futbol Kulübü geçen sezon ligde başarılı mı olmuştur, başarısız mı?

Jackson 5+1

Temmuz 15, 2010, 10:33 pm | Brezilya, Fenerbahçe, jackson five, michael jackson, michel bastos, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Brezilya’da göze batan bir başka isim de yine bir bek oyuncusu Michel Bastos’tu. O. Lyon’daki yarım sezonluk muhteşem sıçrayışla Fenerbahçe’li milyon avroluk! Andre Santos’u bir anda kesiverdi. Dunga da bu anı bekliyormuş gibi Santos’un yüzüne bile bakmadı. Bense Michel Bastos’un yüzüne bakakaldım. Sanki rahmetli Michael Jackson’ın yıllardır kayıp olan 6. bilemedin 7. kardeşini görmüş gibiydim…

Bari Bu Sefer Böyle Yazma Necati Abi!

Temmuz 15, 2010, 10:02 am | Fenerbahçe, Futbol, necati bilgiç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Takığım kendisine bilinen üzere. Okumadan duramıyorum. Çok seviyorum. Zevkli oluyor. Fenerbahçe, Az Alkmaar ile hazırlık maçı yapmış, yenmiş ya da yenilmiş fark etmez herhalde, sonuçta önemli olan takımın kaynaşması falan der değil mi? Yok Necati Abi hazırlık maçında bile hakemlere laf geçirmeyi yine unutmamış ama bu sefer irdelemeden doğrudan çakmış. Nasıl olsa Almanlar diye sanırım:

İki önemli hata
F.Bahçe, yurt dışında yaptığı ilk hazırlık maçında güçlü rakibi AZ Alkmaar’a ikinci yarıda yediği gollerle 2-0 yenildi. Sanıyorum Aykut Kocaman iki önemli yanlış yaptı. Birincisi, her yıl bütün kulüpler (Beşiktaş, G.Saray) ilk hazırlık maçlarını takımda uyumun sağlanması, yenilerle eskilerin kaynaşması için daha ziyade güçsüz ekiplerle oynarlar.
Ama F.Bahçe hem de yabancı sahada güçlü bir rakiple oynama hatasını yaptı.
İkincisi, üst üste yorucu idmanlarla forma girmeye çalışan oyuncular bu zorlu maçtan bir gün önce bile iki antreman yaparak Alkmaar karşısına çıkarıldı. Bunun sonucunda da ilk yarıda oyununu hakimi olan, güzel paslarla rakibe üstünlük kuran ve pozisyon bulan sarı-lacivertliler ikinci yarıda oyunda dengeyi sağlayamadı ve rakibine mahkum oynayarak sahadan yenik ayrıldı.

RANDIMAN VERMEDİLER
Bu maçın futbolcular bakımından önemli tarafı, forvetin etkisizliği. Gerek ilk yarıda gerekse ikinci yarıda santrforda yer alan Semih ve Gökhan biraz da geçen yılın futboldan uzak yaşamıyla randıman veremedi. Yönetim üstelik 21 Temmuz’da yapılacak G.Saray maçı öncesi hâlâ vadettiği forveti transfer etmemekle hem Kocaman’ı hem de takımı zayıf bıraktı.
Yeni transferlere gelince… Caner ve ikinci yarıda oyuna girmesine rağmen Stoch ilk 11’de oynayacak çapta olduklarını gösterdiler. İlhan ise henüz hazır değil. Ve lüzumsuz sert oynuyor.
Lugano’nun yokluğunda stopere Bekir’in konması daha doğru olur. Kaleci Volkan Babacan’ın yediği gollerde ondan çok defansın hatası vardı. Önemli kurtarışlar da yaptı.
Maçın Alman hakemleri kötü, taraflı maç yöneterek F.Bahçe aleyhine çalıştı.

Hayır ne alaka son cümle! O kadar güzel analiz, işte yeni transferler şöyle böyle, zor rakip, gerek yok ondan sonra hiç alakasız dağdan kestim kereste. Sanırım şeytan dürtüyor Necati Bilgiç’i. Hazırlık maçı dahi olsa her yenilgide hakemi kötülemeyi unutmuyor. Neyse, ne olursa olsun ben O’nu böyle seviyorum.

Not: Fotoda hep aynı Nacati Bilgiç resmini koymaktan bıktım. Bari bu sefer de öbür Necati Bilgiç’in resmini koyalım.

Guiza’nın Milli Takım Hayali de Bitti

Mayıs 20, 2010, 3:16 pm | Daniel Güiza, Dünya Kupası, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, İspanya kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Düşünün ki bir futbolcu İspanya’da oynarken gol kralı, milli takımın önemli oyuncularından biri oluyor. Ama ne var ki kötü yada menfaatçi bir eş, yanlış bir planlama ile kariyeri tamamen dibe vuruyor. Açık bir şekilde söylemek gerekir ki, oyuncu da performansıyla, yaşantısıyla, yaptıkları ya da yapmadıklarıyla bu dibe vuruşu hızlandırıyor. Ve son dakika haberi olarak da aynı oyuncuya Dünya Kupası öncesi milli takım kapıları da kapatılıyor. Anafikir ne: Çoğu zaman görüldüğü gibi para herşey değil.

Guiza’nın şu anda tek düşüncesi muhakkak ki İspanya’ya geri dönebilmek. Bunun için de tek yol milli takımda alacağı dakikalarda oynayacağı iyi futboldu. Ama milli takım hayali de bitince işler iyice kötüleşti hem kendisi hem Fenerbahçe için. Kendisinin alacağı parada çoğu kulüple anlaşacağı garanti ama ne var ki Fenerbahçe’nin onun için isteyeceği bonservis bedelini, hele gelen bu son haberden sonra, kimsenin verebileceğini düşünmüyorum. Şu ana kadar kendisi verilen para ile birlikte 20-25 milyon euro harcandı. Şimdi 3-5 milyon euroya satmak da kulüp yönetiminde evlat acısı gibi bir duygu oluşturacaktır. İşin ilginç yanı, Güiza kötü bir futbolcu da değil bana göre her ne kadar çok acayip goller kaçırsa da. Ama Türkiye’de çoğu yabancı futbolcuya yüklenen misyon ve baskıyı kaldırmadığı da bir gerçek. Artı bitişindeki en büyük sebep de Daum’un ta kendisi.
Daniel Güiza=Okan Yılmaz
Bu eşitlik hem görüntüleri hem performansları hem de kariyerleri açısından kanıtlanmış gibi görünüyor her ne kadar bundan sonra Güiza’nın kariyerinin nasıl olacağı tam bir muamma olsa da…

İspanya’nın Güney Afrika kadrosunda yer alan futbolcular şöyle:

Kaleciler: Iker Casillas (Real Madrid), Pepe Reina (Liverpool), Victor Valdes (Barcelona)

Savunma: Raul Albiol (Real Madrid), Alvaro Arbeloa (Real Madrid), Joan Capdevila (Villarreal), Carlos Marchena (Valencia), Gerard Pique (Barcelona), Carles Puyol (Barcelona), Sergio Ramos (Real Madrid)

Orta Saha: Xabi Alonso (Real Madrid), Sergio Busquets (Barcelona), Cesc Fabregas (Arsenal), Andres Iniesta(Barcelona), Javi Martinez (Athletic Bilbao), David Silva (Valencia), Xavi (Barcelona)

Forvet: Jesus Navas (Sevilla), Juan Mata (Valencia), Pedro (Barcelona), Fernando Llorente (Athletic Bilbao), Fernando Torres (Liverpool), David Villa (Valencia)

Fenerbahçe, Gündemi Bu Sefer Nasıl Değiştirebilir?

Mayıs 17, 2010, 10:53 pm | bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Fenerbahçe’nin son maç sendromunu yaşadığı ilk tecrübe olan Denizli’den sonra ortaya çıkan başarısızlığı sayın Aziz Yıldırım ivedilikle istifa ederek örtmüş, bunun üstüne bir de Galatasaray’ın şampiyonluğunun yeterince konuşulamamasını sağlamıştı. O gün için gerçekten çok akıllıca bir hamleydi. Çünkü herşey planlanmıştı. Fakat bu sefer plan yoktu sanırım ama yakın zamanda bir basın toplantısı ile bomba açıklamalar bekliyorum Aziz Yıldırım ya da yönetimdeki önde gelen isimlerden. Peki ne olabilir?

a) Aziz Yıldırım yine istifa eder.

b) Beşiktaşlı futbolcuların özellikle Toraman’ın Bursa-Beşiktaş maçında Bursa lehine handikaplı iddia oynadığı iddia edilir ve TFF göreve davet edilir.

c) Daum istifa etmezse müstehcen fotoları ortaya çıkar ve bu sebeple kovulur.

d) Adriano, Ronaldinho, Etoo hatta biraz kastırmayla Messi transfer haberleri ajanslara servis edilir.
e) Lucescu, Zico, Scolari, hatta potansiyel gazı sebebiyle Mourinho ile görüşüldüğü haberleri ajanslara servis edilir.

f) Stadda 2-2 anonsunu yapan görevlinin Ultraaslan ya da Çarşı grubu tarafından satın alındığı açıklanır.
g) Guiza’ya 15 milyon euro’luk teklif olduğu açıklanır.


Benim ilk anda aklıma gelen olası hedef saptırma açıklamaları bunlar. Ama ne olursa olsun bu sefer olan yıkımın, yaşanılan trajikomik olayların meydana çıkaracağı kıyımın ilk yaşananınkinden daha fazla olacağını düşünüyorum.

Aslında düşünüyorum da zaten maçta yapılan 2-2 anonsu ile Bursaspor’un şampiyonluğunun ne denli büyük bir başarı olduğu gerçeği ikinci plana düştü gibi geliyor bana. Baksanıza tüm spor yazarları ya da programları Bursa’nın şampiyonluğundan çok Fener stadında yaşanılan olaylardan bahsediyor. Hatta TSL maçlarını canlı yayınlayan İspanya kanalı bile Bursa’nın şampiyonluğunu değil Fener’in yaşadığı ikinciliği ne denli güzel kutladığından, taraftarın çağdaşlığından falan bahsetmiş ama daha sonra onlar da anlamışlar işin doğrusunu. Açıkçası yine yaptı yapacağını Fenerbahçe. Helal olsun. İyi biliyorlar bu işleri…

Bursaspor’un "Onur"lu Şampiyonluğu

Mayıs 17, 2010, 12:00 am | Beşiktaş, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Başlığı spor gazetelerine benzer bir şekilde atmak istedim. Fenerbahçe şampiyon olsaydı onursuz mu olacaktı tabiki hayır ama Trabzonspor kalecisinin bu seneki şampiyonun belirlenmesindeki en önemli referans olacağı belliydi.

Bu Fenerbahçe’nin son maç sendromu şansla, taktikle, oyun okumayla, stresle, onunla bununla açıklanacak bir olay değil. Hem de daha yakın bir tarihte aynı acıyı yaşayıp şampiyonluğu ezeli, rakibine bırakmışken. Türkiye’nin %90-95’i hele maçtan önce Trabzonspor Başkanı ve bazı oyuncularının söylemlerinden ve ligdeki performansına bakarak Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu tebrik etmek için bekliyordu. Maç normalde 4 ya da 5-1 Fener lehine bitecekken Onur diye bir kaleci çıktı, şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alaacağım dedi, Guiza da “verelim kupayı ne olacak” diyince Daum kupayı tepsiye koydu, keser-sap olayı oldu, tarih bir tekrarı yaşattı tüm futbolseverlere.

Diğer taraftan Bursaspor’un hafta içindeki açıklamalarda şampiyonluğa inanmışlıkları çok yüksek görünüyordu. Ama bu açıklamalar tabiki takımdaki sinerjiyi yakalamak ve yüksek tutmak için olduğu açıktı. Maçı üstün bir oyun ile 2-1 kazandılar. Doğrusunu söylemek gerekirse kendilerinin bile çok küçük bir yüzde olarak gördükleri şampiyonluğa ulaştılar demeliyim. Ama sonuçta Galatasaray’ı, Fener’i, Beşiktaş’ı yenen, yenmese bile kafa tutan bir takımın şampiyonluğa ulaşması kadar doğal bir şey yok ve şampiyonluğu hakettiklerini söylemek gerek. Kısacası sadece gönüllerin değil aynı zamanda çatır çatır ligin tescilli şampiyonu da oldular.

Bursaspor’un bu şampiyonluğu çoğu açıdan da büyük önem taşıyor. Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavga bu şampiyonlukla biraz olsun hafifler diye düşünüyorum. Diğer yandan yıllardır Trabzonspor’un Fenerbahçe’ye olan, belki ağır olabilir ama doğru olan cümle bu, düşmanlıkları ya da hırsları 10 gün içerisinde oynadıkları ve Fenerbahçe’nin elinde görünen iki kupayı almalarıyla azalmıştır. Bu tarihten sonra yeni bir gerginlik olmadıkça bu maçlar daha rahat götürülebilecektir.
Fenerbahçe- Trabzonspor maçının son dakikalarında yaşanan anons olayı ise Fenerbahçe taraftarı ve futbolcuları açısından trajikomik bir durumun yaşanmasına neden oldu. Açıkçası böyle bir olayın yaşanması stadda şampiyon olduğunu zanneden taraftarın hem acısının hem de sinirinin bir kat daha artmasına neden oldu. Maç sonrası yaşananların kesinlikle bu olaya bağlı olarak makul görülmesi mümkün değil. İkinci kez bu acıyı yaşayan taraftara bu şekilde bir oyun oynanması maçtan sonra yaşanan infiale tam anlamıyla davetiye çıkardı ve olanlar oldu. Eğer bu anons stadda tel örgü olmadığı için maç bitince taraftar sahaya girip futbolcuları kovalar endişesiyle özellikle yaptırıldıysa yapılan hatanın açıklaması bile yapılamaz hale gelir. En kötüsü de Alex gibi bir futbolcunun staddan polis otosuyla hem de saklanarak çıkması oldu. Bir de hamile eşinin tribündeki üzüntüsü ve kızının o anlarda annesine olan bakışları canımı acıttı ne yalan söyleyeyim.
Sözün özü, istediğin kadar iyi ol, istediğin kadar iyi oyuncular al, paran pulun istediğin kadar olsun, taraftar sayısını falan geç, kazanırsın kazanırsın, aslanım kaplanım derler, sırtını sıvazlarlar, koskoca sezon gider 10 güne sıkışır, 3 kupaya talipken bir anda elin boş kalır. O yüzden hiçbir zaman büyük konuşmamak gerekir.

Bu arada Galatasaray da istikrarlı bir şekilde tamamladı ligi. İstikrarlı bir şekilde yine yenildi. 3. olarak bitirip ligi UEFA Ligine gidiyor gene. Yukarıdaki sözün özü kısmı tabiki Galatasaray’a da gidiyor. Bazılarının dediği gibi inşallah Rijkaard’ın Galatasaray’a faydasını aynı merhum Derwall’de olduğu gibi 5-10 sene sonra anlarız. Attığı kazığı anlamayalım da ben beklemeye razıyım…

Not: Yılmaz Vural’a gün doğdu. Yarın çıkıp “bu takımın başında ben olsam…” diye başlar. Belki de haklıdır.

Derviş

Nisan 26, 2010, 10:32 pm | Fenerbahçe, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Bambaşka hayallerle gelmişti İstanbul’a Bekir. Düşündüğü şeyleri bulamadı ama. Tercih edilmedi, hep arka planda kaldı, ilk seçenek olamadı. Ama sabretti, sabretti, bir kez sesini çıkarmadı. Oynadığı, oynamadığı her maç sonrası bir gülümseme vardı yüzünde. Çok çalıştığı, azmettiği belliydi. Fırsatı yakaladığım zaman değerlendirmeliyim, bu formanın kıymetini biliyorum edası vardı hep gözlerinde. Pazar günü Bekir onca çalışmanın, onca sabrın, onca cefanın karşılığını aldı. Hafta sonunun gözümü buğulandıran, bana futbol sevgimi hatırlatan ve mutluluk veren dakikasıydı Bekir’in attığı gol sonrası Yaradan’a seslenişi “Çok şükür Yüce Rabbim, şükürler olsun sana!”

Bu çocuklar insan, robot değil hiçbiri, arkasından kurmalı bebekler gibi kurup kurup salamazsınız onları. Onlar inançlarından, ailelerinden, kendilerine inananlardan besleniyorlar. Milyon kere söylediler çok kıymetli yorumcularımız “Bekir Fenerbahçe’nin topçusu değil.” diye. Ama ne oldu? Fenerbahçe 2010 senesinin şampiyonu olursa ilk hatırlanacak adam oldu Bekir, Liderliği getiren, şampiyonluk yolunu açan adam. Bekir de diğer hakkı yenen çocuklar gibi bir futbol emekçisi, inançlarına, tanrısına sığınmış bir işçi. Bekir benim için bir Derviş. Muradı daha ne olabilirdi ki?

Ne İsa’ya Ne de Musa’ya Yaranamayan Adam

Mart 30, 2010, 10:27 pm | Beşiktaş, Fenerbahçe, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Yakın tarihimizde futbol sahalarının Ergün Penbe ile gördüğü en efendi futbolcularından biri. Yıllanmış şarap gibi devam ediyor meslek hayatına. Ama Türk futbol tarihine ne kadar damga vurdu desek de yıllar içinde ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi. Fenerbahçe’de Engin’in yedeği olarak beklerken, Engin’in “ne kadar daha oynamaya devam edeceksin” sorusuna “Bilemiyorum Rüştü’ye bağlı” denecek kadar futbol geleceğinin nasıl olacağı belli olan bir kaleciydi. Ama Fenerbahçe’ye 1. kaleci olduktan sonra 20 maç kazandırıp 1 maç kaybettirince dayağı, köteği yiyen de sadece o oldu. Başkası olsa o olaydan sonra psikolojik olarak biterdi ama o yaşadığı olayı sineye çekti, işine baktı. Beşiktaş’a geldiğinde taraftarları onu soğuk karşıladılar. Üstüne makus kaderi onun yine yakasını bırakmadı. 20 maç kazandırdı bir maçta hatalı gol yiyince en galiz küfürleri yiyen yine o oldu. Ama gene işine baktı. Bunun adına profesyonellik, kafaya takmama ya da başka birşey denebilir ama bildiğim tek birşey varsa hiçbir takımda taraftar Rüştü’ye hakettiği saygıyı vermedi. Üstüne yaptığı son olayda Rüştü’yü herkesin gözünde daha da büyütülecek cinsten. Sözleşmesi 1,5 milyon dolar iken yönetimin 1,5 milyon liralık yeni sözleşme önerisini kabul etmiş ama tek şartı, Necip’in sözleşme şartlarının iyileştirilmesi. Zamanında Hakan Şükür, Fatih Terim vs. gibi futbol adamlarından bu tip olaylarını biliyorduk. Bu zincire Rüştü’nün de katılması güzel oldu. Yalnız onunla ilgili tek bir eleştiri var:

“Gol yemem sörf yerim” Ne gerek vardı öyle bir reklamda oynamaya?

Defansif orta saha, tek yönlü orta sahadır! Uygar futbola aykırıdır!

Mart 28, 2010, 9:55 pm | arda, elano, Fenerbahçe, Galatasaray, galatasaray-fenerbahçe derbisi, gio dos santos, giovani dos santos, Leo Franco, mehmet topal, Mustafa Sarp, rijkaard, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Derbi sonrası aklımdan dökülenler…

Çok önce yazmışım. Bu iki adam Galatasaray’ın adamı değil gelmesin diye. (Bknz. Musatafa ve Leo Franco gelmesin.) İkisi de bir kez olsun bir halta yaramadı. “Büyük takımın kalecisi maç kurtarmalı” diye klişe bir laf vardır. Klişeler ne kadar canımı sıksa da bu büyük bir takımın kalecisinde olması gereken bir şey. Zaten maç boyu iki pozisyon geliyor. Onları da kurtaracaksın. (Bknz. Rüştü Beşiktaş-Eskişehir: 2-0 iken Mehmet Yılmaz’ın şutu) Leo Franco ile yollar kesinlikle gönderilmeli. Kale Aykut veya Ufuk’un olmalı.

(TV’de Rijkaard’ın basın toplantısı var) Rijkaard’a katılmamak elde değil. Gio Dos Santos ikinci yarının başındaki golü atsa takımın kazanmak için isteksiz olduğundan ve takımdaki konsantrasyon kaybından bahsedebilecek miydik. Servet’e de fena geçirdi. “Bir derbiden sonra Servet’in “Çok çalışmadık” demesi olabilecek en kötü şeydir.”

Giovani, ilk yarı mükemmel bir oyun çıkardı. Fakat Arda’yı sola çekip Gio’yu, Jo’nun (sonra da Baros’un) arkasında oynatmak akıllıca değildi. Gio hızlı bindirmeleriyle ilk yarı Fener’in beklerini çokça yordu. Tehlikeler yarattı. Arda kanatta daha iyi olabilir ama ortada topu tutup, vücudunu koyarak, ara paslar atarak Keita ve Gio’yu kanatlarda koşturabilecek yeteneğe ve mentaliteye sahip. Gio ise tamamen bir kanat oyuncusu. Galatasaray’ın Aaron Lennon’ı olabilir.

(Rijkaard’ın basın toplantısı devam ediyor) “Arda çok oynamak istedi. Bence tam olarak iyileşmemişti. Ama hafta boyu çok oynamak istediğini söyledi. Bence iyi bir değişiklik olmadı. Çünkü sakatlığı oyununa yansıdı.” O zaman almasaydın hocam…

Gelecek yıl için Haldun Üstünel’den ricam: Mustafa Sarp geldiği gibi gitsin. Mehmet Topal artık kendini geliştiremiyor. Talepleri varken gönderilsin. Barış’ı Almanya’ya falan gönderilsin. Ayhan da askerlikten yırtmak için İsveç’e, Yunanistan’a, Portekiz’e falan gitsin. Gaziantepspor’dan Murat Ceylan, Kayserispor’dan Abdullah Durak mutlaka takıma alınsın. Özer kaçtı bunlar kaçmasın. (Altay’dan Musa Çağıran zaten yolda)… Altyapıdaki Caner, Sinan, Cumhur ve Emre gibi oyuncular yer bulmaya başlasın.Yabancılardan da Elano Dünya Kupası kadrosuna çağrılırsa ki bu kuvettli bir ihtimal, (Dunga çok seviyor Elano’yu) kupa sonrası hemen gönderilsin. Jo takımda kalsa da olur gitse de ama Gio Dos Santos kesinlikle kalmalı. (Al sana yeni Ribery!) Yabancı oyuncu alınacaksa da, sırf yabancı diye, şu ligde bu ligde oynadı diye aman şu kadar milli olmuş diye yabancı alınmasın artık. Gözümüzü isimle değil oyunla boyayacak bir takım kurun. Rijkaard’a adam gibi takım verin lütfen… Gerçi şampiyonlar ligine gidemezsek yine bize kim gelir ki…

Böyle Saça Böyle Tarak

Mart 28, 2010, 8:25 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum

Bu lafın başka versiyonları da var ama terbiyem müsaade etmiyor söylemeye. Benim teklifim bundan sonraki Fener maçlarına A2 takımla çıkmak. Emirhan falan en az bu kadar kalecilik yapar, Berkinli Emreli Cem Sultanlı Anıllı hücum hattı en az bu kadar koşabilir sanırım. Hiç değilse mücadele ederler biraz, gözlerinde kazanma hırsını görürsünüz. Koca takımda sadece bir Okyanusyalıyı kendini hırpalarken görmek beni çok yıprattı. Sonuçta her saça uygun bir tarak var, bizimkisi de anlaşıldı ki Fenerbahçe. Tebrikler Daum’a da, adamdan saymadıkları Selçuk’a da, bütün sarı lacivertlilere de. Hak ettiler.

Güiza – Jo İkilemi (Şansal-Erman Yorumu)

Mart 1, 2010, 5:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Şansal: Hocam ne diyorsun bu Guiza’nın düşürülüşü hakkında? Hakem faul verdi ama İBB’li defans oyuncuya sarı kart gösterdi.

Erman: Şimdi Şansal, ben bu pozisyonu biliyorum izlemeye gerek yok, faul var mı? Soruyorum sana, faul var mı?

Şansal: Var hocam, var olmaz mı. Ama Güiza İBB’li defans oyuncusunu geçse kaleciyle karşı karşıya kalacak. Kırmızı olmaz mı hocam? Nasıl sarı oluyor bu?

Erman: Şimdi hocam, al pozisyonu geriye. Güiza Belediyeliden topu kurtarıyor, top biraz açılıyor ama yetişir ve kaleciyle karşı karşıya kalacak fakat Belediyeli arkadan Güiza’yı çekerek faul yapıyor.

Şansal: Eeeee hocam faulse ve son adamsa, arkadan yetişecek Belediyeli de yok, o zaman kırmızı olmaz mı?

Erman: Hocam, hakem faul düdüğünü çaldı, o anda başladı kafasındaki tilkiler hareket etmeye. “Bu pozisyon Alex ile herhangi bir Belediyeli oyuncu arasında olsa, cart diye kırmızıyı çekerdim diye düşünüyor, ama…” Kafa karıştı hocam, amalar var bak.

Şansal: Nası yani, ne aması hocam!!! Güiza olunca ne değişiyor ki?

Erman: Yaw hocam, Güiza kaç kere kaleciyle karşı karşıya gol atmış? Topu alsa, kaleciyle karşı karşıya kalsa golü atma oranı ne? Hakem, sanırım Güiza’nın bariz gol şansının olamayacağına hükmetti ve Belediyeliye kırmızı yerine sarıyı verdi. Bak mesela Galatasaray – Paşa maçına, nooldu orda?

Şansal: Nooldu Hocam??

Erman: Orda Jo gidiyo, Koray diyo ki “Hop bilader biletsiz nereye?”, tutuyo bunu formadan , hoop indiriyo. Abit napıyo?

Şansal: Abit kim Hocam. Aman hocam yapma, Habit – hobit girme, yine adliye kapılarına düşürecen bizi!

Erman: Girmiyorum hocam ne alakası var. Kamil ya bizim, Abitoğlu ne demek, en azından bunun babası Abittir. Neyse hocam, farklı kulvara girmeleyim. Şimdi bak Koray hatıralık parça almış formadan, Kamil cart diye çekmiş kırmızıyı. Neden? Adamın aklında şüphe yok. Jo 3 metreden affetmez, bariz (!) bak dikkatini çekiyorum bariz (!) pozisyon. Gönül rahatlığıyla Koray’ı atıyor Kamil. Ama Fırat biliyor ki Danyal 100 kere gitse 1 kere belki atar, sarıyla kart çıkarmama arasında kalıyor. Kural kitabı da diyor ki, tereddütte kalırsan kartın ağırını ver. Fırat ondan veriyor sarıyı. Ben olsam sarıyı da düşünürüm.

Şansal: Sen ciddi misin hocam, bak topa tutacaklar yarın bizi!!!

Erman: Hayır :D. Ama bu kararın başka bir açıklaması da yok Sevgili Şansal. Emsalini koyduk, ancak doğruyu bulabildik. :D. Kravatları da çok güzel seçmişler bu arada. Sponsorlarımıza teşekkürler.
Erman Toroğlu böyle bir şey der miydi? Ben onda o potansiyeli görüyorum.

Welcome Back to Big Momma’s House

Şubat 26, 2010, 5:21 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Herkes annesinin evine döndü sonunda.
Başı önde, pişman, elindekini göz göre göre kaybetmiş…
Ama işte maalesef treni bir kez kaçırdın mı bir daha aynı trene binemiyorsun…
Tren sen olsan da olmasan da, hatta sen olmayınca daha hafif ve daha hızlı, uzaklaşıyor…
Başka seferlere bakmak gerek artık, hiç birinin Hamburg’a gitmeyeceğini bile bile hem de…
O muhteşem annenin o muhteşem ligine tekrar hoşgeldiniz…
Haydi devam birbirinizi yemeye!

Necati Bilgiç Abi, Bir Arpa Boyu Yol İlerle…

Şubat 23, 2010, 10:51 am | Fenerbahçe, ilginç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Fenerbahçe’nin puan kaybettiği her maçı ucundan bucağından hakemlere bağlayan Necati Bilgiç Abimiz beklediğim üzere puan kaybını yine hakemin Bursaspor’un ikinci golünden önce aleyhlerine verdiği endirekt serbest vuruşun yanlışlığına bağlamış. Necati Abi’ye tek sözüm: Necati Abi Sen nerdesin, takım nerde? Allah’tan desteklediğin kulübün taraftarı herşeyin farkında.

Yazılarından örnekler:

“Hakem Rezaleti

F.Bahçe farklı kazanacağı maçı hakem rozeti takmış bir zavallının maç boyunca yaptığı büyük hatalar ve Bursaspor’a yaptığı ikram sonunda 3-2 kaybetti. Maçın başında öne geçen sarı-lacivertliler farka gidecek bir futbol gösterirken hakem devreye girdi ve Bursasporlu futbolcuların kendini her yere atışına F.Bahçe aleyhine faul verdi. Bunlar yetmedi. 82’de F.Bahçe 2-1 galipken ceza sahası içinde havadan gelen bir topa Volkan’la beraber çıkan ve rakibine dokunmadan topu çıkaran Bilica’nın aleyhine çift vuruş vererek Bursa’nın beraberliği sağlamasına neden oldu. Daum’un bundan sonra son dakikada galip gelmek için Gökhan Gönül yerine Gökhan Ünal’ı alması ve tüm hatlarıyla rakip sahaya geçmesi sırasında kaptığı topla kontratak yaparak ve kaleci Volkan’ı mağlup etmeleriyle beraberlik için çırpınan Bursaspor’un maçı 3-2 kazanmasını sağladı.

Bursaspor için söyleyecek bir şey yok. İstedikleri bir hakemle arzuladıkları sonuca ulaştılar. F.Bahçe hakem hatalarıyla bu defa beraberliği bile kurtaramadı……Merkez Hakem Kurulu’nun bu maçın kasetini alıp Bülent Yıldırım’ın ne kadar çok hata yaptığını tespit etmesini, Yıldırım’ın da düdüğünü duvara asmasını öneririm. F.Bahçe bunu da telafi eder ama namuslu hakemlerle….”

“Gençerler Rezaleti
Koray Gençerler iyi bir yardımcı hakemdi. Geçen sene onu kimin torpiliyle bilinmez orta hakemliğe çıkardılar. Maçta yata kalka yönetim gösteriyordu. Ama böyle dün geceki gibi karşılaşmayı yönetemeyeceği maçın başından belli olmuştu. Ne olursa olsun F.Bahçe’den puan almak isteyen Diyarbakırspor rakibini sert bir futbollla durdurmaya çalıştı. Sarı-lacivertlilerin ilk yarıda Semih’in rakip kaleci tarafından kurtarılan iki şutu dışında önemli bir hareketi olmadı. 2. yarıda Özer sakatlandı yerine Güiza oyuna girdi ve F.Bahçe atakları sıklaşmaya başladı. Bence maçın kaderi 64. dakikada değişti. Soldan yapılan güzel bir ortada kafa vurmaya hazırlanan Güiza, Basem Abbas tarafından sağ kolundan çekilerek yere indirildi. Fakat bu açık penaltıyı sayın (!) hakem vermedi. Uzatmayı oynatamadı Lugano sakatlanıp yerini Deniz’e bıraktıktan sonra Ayman uzaktan bir şutla kaleyi denedi ve şanslı bir şut 90’dan ağlara takılarak misafir takımı galip duruma geçirdi. F.Bahçe atakları 90’da Santos’un kafasıyla beraberlik getirdikten sonra hakem beyimiz kendisine sert giren Barış’la karşılıklı itişen Mehmet Topuz’a kırmızı kart göstererek bir hata daha yaptı. Ve rakibe çıkardığı sarı kartı da göstermeden cebine attı. Üstelik beş dakika uzatılan maçın itişmelerle en az 3 dakika daha oynatılması gerekirken 4.30 saniye uzatmayla maçı bitirdi. Diyarbakırspor canla başla çalıştı. Böyle lokum gibi hakem olunca da puanı kaptı.”

“Yankaya Sınıfta Kaldı
….Yankaya sınıfta kaldı MHK’nın yanlış bir şekilde kritik Antalyaspor- Fenerbahçe maçına atadığı hakem Özgür Yankaya, seyircinin etkisinde kalarak çok önemli hatalar yaptı ve sonucu etkiledi. Özellikle Güiza ile Ali Bilgin’e ceza sahası içinde yapılan açık fauller ile Özer’in altı pastan gollük vuruşunu koluyla çelen Batak’ın hareketini cezasız bırakması affedilemez….”

“Hakeme Rağmen
…Bursa, oyunun başında ve değişikliklerden sonra biraz baskılı oynadıysa da canla-başla savaşan Fener defansını aşmayı başaramadı. Bir de maçta rezil yönetim gösteren bir hakem üçlüsü vardı. Ofsayt pozisyonlarını atlayan, autlara korner veren, gözünün önündeki net golü es geçen yardımcı hakemlerin yanında; kaval yerine ağzına düdük verilen Deniz Çoban, topa yapılan müdahalelerin hepsine Fenerbahçe aleyhine faul çalıp sarılacivertlileri çıldırttı. Yerde Bilica’ya tekme atan Sercan Yıldırım’ı seyrederken, elini cebine götürmedi. Aynı anda ortada kalan topa giren Lugano ile Yenal’ın pozisyonunda da Lugano’ya yanlış sarı kart gösterdi. Deniz Çoban, böyle bir maçın hakemi olmadığını ortaya koydu….”

“Uydurma Penaltı
…İkinci yarıda Vederson’un yerine Gürhan’ın girmesi F.Bahçe’yi hareketlendirdi ama bu defa da yardımcı hakemlikte başarılı olmuş Koray Gencerler sahneye çıktı. Bursaspor maçında Sercan’ın yaptığı hareketi yapan Jaba’nın lehine penaltı uydurarak skorun artmasına neden oldu. Oysa Önder ne rakibe ne topa müdahale etmişti. Jaba’nın cinliği hakemi yanıttı. Son dakikalarda Fener’in baskısı arttı ama sadece takımının en kötülerinden Deivid’in attığı gol şeref sayısından öteye geçemedi. Ve zirve umutları iyice tükendi. Sanırım “Dede” Beşiktaş maçı öncesi futbolcularının sakatlanmasından ve ceza görmesinden korktuğu için bu kadroyu sahaya sürdü.”

Yukarıdakiler Fenerbahçe’nin ligde puan kaybettiği maçlardan sonra Necati Abimizin yazdığı yazılardan bazıları. Tabi yazılarının içinde takıma ait de ufak tefek eklemeler var ama ana kısmı hakem oluşturuyor çoğu zaman. Açıkçası “75 yıldır futbolun içindeyim” diyen bir insandan, artık duayen kategorisinde anılması gereken bir spor yazarından çok çok daha fazlasını bekliyorum yazılarında. Bu tip her puan kaybını hakeme bağlayan, TFF’ye giydiren, MHK’yı sürekli istifaya çağıran, hakem hatalarının sadece taraftarı olduğu takım lehine olduğunu anlatan yazıları ancak benim gibi fanatik, olaylara at gözlüğü ile bakan, sadece kendisi gibilerinin okuduğu, kimsenin kaale almadığı kişilerin yazması gerekir. Anlayana…

Valla Helal Olsun!(Fenerbahçe 1-1 Diyarbakırspor)

Şubat 7, 2010, 9:08 pm | diyarbakırspor, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Neydi bu Fenerbahçe-Diyarbakırspor maçı!!! Oyun olmasa da hız açısından Türkiye Ligi’nden mi yoksa Premier Ligden mi bir maç izledik anlayamadım. Nasıl başladı nasıl bitti anlaşılamadı bile. Sahada galip gelmek için herşeyi yapan Fenerbahçeli futbolculara, Fenerbahçe gibi önemli bir takımdan puan koparabilmek için olağanüstü bir mücadele sergileyen Diyarbakırsporlu futbolculara, bazı takımlar gibi sadece rakibi bozma ya da oyuncularına topa değil rakibe sert oynaması üstüne taktik yapmayan, toplama denilen takıma, takım olmayı bu kadar kısa sürede öğreten Sayın Ziya Doğan’a, maçtan önce oyuncularının alınan sonuçlara bakıp havalarda dolaşmaması gerektiğini inatla tekrarlayan Sayın Daum’a, takımını muhteşem bir şekilde destekleyen Fenerbahçe taraftarına, hepsine birlikte bize Premier Lig tadında bir maç seyrettirdikleri için sonsuz teşekkürler. Hiç mi kötü yoktu? Kırmızımsı bir forma giyen bir adam dolanıyordu sahada. Herkes işini layıkıyla yaptı ama bu herkes genellemesinin içine hakem dahil değil…

Yazık Oldu Süleyman Efendi’ye

Şubat 5, 2010, 9:45 am | Fenerbahçe, Futbol, Sakatlık kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tam sevinmiştik futbolsever olarak, Uğur için Türk Futbolu’nun kazancı olur demiştik, seviyorduk, beğeniyorduk, heyecanlanıyorduk, ama nazar değdirdik başka bir şey değil bu. Bu kadar da olmaz, talih dediğin bu kadar ters dönmez. Hem Fener, hem biz ama en çok Uğur kaybetti yine. İçim yandı benim. Böylesine sola adam ararken çok yazık oldu. Acil şifalar diyelim de bu şifanın en acili seneye gibi. Haydi Uğur bunu da aş gel.

Sağ Ayağı Olduğunu Hatırlayan Adam

Ocak 31, 2010, 9:20 pm | Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Şu adam %100 konsantre olabilse, istikrarını bir koruyabilse, Türk Futbolunun kazancı olacak. Ah Uğur Ah! Hem kendisi hem Daum yazık ediyor Uğur Boral’a.

Antalya’dan Kalanlar

Ocak 19, 2010, 12:58 pm | Antalyaspor, Fenerbahçe, Futbol, türkiye kupası kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

* Andre Santos asıl mevkisinde oynadığında Roberto Carlos’tan daha iyiymiş.
* Fenerbahçe’nin forvet ya da hücuma dönük orta saha oyuncusuna değil acilen stopere ihtiyacı varmış.
* Gökhan Gönül’süz bir Fenerbahçe’nin kanadı kırıkmış.
* Kimsenin beğenmediği Mehmet Topuz ve Kazım aslında çok işe yarıyormuş.
* Fenerbahçe çift forvet oynarsa Güiza daha faydalı oluyormuş.
* Fener ya Güiza – Gökhan ya da Alex – Semih ikilileriyle oynamalıymış.
* Necati kendine neredeyse kendine gelmiş.
* Yalçın Ayhan kendini çok geliştirmiş.
* Şifo Mehmet Tita’yı Şifo Tita yapmış, yapmış da niye çıkarmış gerçekten? Kıskandı herhal 🙂
* Şu Ömer Çatkıç da yaşlanmadı gitti be arkadaş!
* Djehoua mıdır nedir, ben ondan korkuyorum abi ya!

>Antalya’dan Kalanlar

Ocak 19, 2010, 12:58 pm | Antalyaspor, Fenerbahçe, Futbol, türkiye kupası kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>* Andre Santos asıl mevkisinde oynadığında Roberto Carlos’tan daha iyiymiş.
* Fenerbahçe’nin forvet ya da hücuma dönük orta saha oyuncusuna değil acilen stopere ihtiyacı varmış.
* Gökhan Gönül’süz bir Fenerbahçe’nin kanadı kırıkmış.
* Kimsenin beğenmediği Mehmet Topuz ve Kazım aslında çok işe yarıyormuş.
* Fenerbahçe çift forvet oynarsa Güiza daha faydalı oluyormuş.
* Fener ya Güiza – Gökhan ya da Alex – Semih ikilileriyle oynamalıymış.
* Necati kendine neredeyse kendine gelmiş.
* Yalçın Ayhan kendini çok geliştirmiş.
* Şifo Mehmet Tita’yı Şifo Tita yapmış, yapmış da niye çıkarmış gerçekten? Kıskandı herhal 🙂
* Şu Ömer Çatkıç da yaşlanmadı gitti be arkadaş!
* Djehoua mıdır nedir, ben ondan korkuyorum abi ya!

>Sıradaki?

Ocak 18, 2010, 8:43 pm | Fenerbahçe, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

“Topunu da Al Git!” denmesi yakındır herhalde.

Sıradaki?

Ocak 18, 2010, 8:43 pm | Fenerbahçe, Futbol, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
“Topunu da Al Git!” denmesi yakındır herhalde.

Nouveau Toulousain Kazım

Ocak 18, 2010, 4:35 pm | Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Yanlış yazmadıysak “Yeni Toulouselu Kazım” anlamına geliyor başlık. Kazım Kazım artık bir Toulouse oyuncusu. 3 senelik mukavele imzalamak üzereymiş yeni kulubüyle. En formda olduğu sezon en çok olaya karıştığı sezon olunca, iyi oyunu bile kurtaramadı onu. Artık Fransa Ligi’nde ter dökecek. Dökecek dökmesine de acaba bir daha Milli Takım’a davet edilecek mi, edilirse gelecek mi onu çok merak ediyorum. Hayırlı olsun hem Kazım hem de elindeki değerleri yönetmeyi bilemeyen Fenerbahçe Yönetimine.

>Nouveau Toulousain Kazım

Ocak 18, 2010, 4:35 pm | Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Yanlış yazmadıysak “Yeni Toulouselu Kazım” anlamına geliyor başlık. Kazım Kazım artık bir Toulouse oyuncusu. 3 senelik mukavele imzalamak üzereymiş yeni kulubüyle. En formda olduğu sezon en çok olaya karıştığı sezon olunca, iyi oyunu bile kurtaramadı onu. Artık Fransa Ligi’nde ter dökecek. Dökecek dökmesine de acaba bir daha Milli Takım’a davet edilecek mi, edilirse gelecek mi onu çok merak ediyorum. Hayırlı olsun hem Kazım hem de elindeki değerleri yönetmeyi bilemeyen Fenerbahçe Yönetimine.

>Fenerbahçe Aşkı Bedavaya Verdiriyor

Ocak 10, 2010, 11:59 am | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, Kayserispor, komik kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Fenerbahçe Aşkı Bedavaya Verdiriyor

Ocak 10, 2010, 11:59 am | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, Kayserispor, komik kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Futbol Uğruna Biten Hayatlar

Ocak 8, 2010, 6:00 pm | Fenerbahçe, Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bünyamin, Serhat (solda), Muhammet (sağda) ve Soner kardeşlerimiz Trabzonspor – Fenerbahçe maçından sonra evlerine dönerken hayatlarını trafik kazasında kaybeden futbolsever kardeşlerimiz. Hayattan kopuk olduğumuz dönemlerde sağolsun Gaziantep’ten Faruk Köse Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz postunda adı geçen pankart açmış grupla alakalı da olan bir mail atmış bize ve o grup tarafından verilen tepkinin sebebini anlatmış. Hayatını kaybeden gençlerin cenazelerine katılan ne Fenerbahçeli ne de Trabzonsporlu bir yönetici olmadığını söylüyor kendisi. Takımlarını desteklemek uğruna başka illerden kalkıp maça gelen ve dönüş yolunda vefat eden gençlerin anısına saygı gösterilmediğini anlatıyor.

Bizler de gecikmiş olsa da bugün rahmetle anıyoruz futbol sevgisi yolunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi. Köse’nin sözüne itibar ediyoruz ve ayıplıyor, kınıyoruz her iki takım yöneticilerini de. Mekanınız cennet olsun futbol şehitleri.

>Futbol Uğruna Biten Hayatlar

Ocak 8, 2010, 6:00 pm | Fenerbahçe, Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor, Uncategorized kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bünyamin, Serhat (solda), Muhammet (sağda) ve Soner kardeşlerimiz Trabzonspor – Fenerbahçe maçından sonra evlerine dönerken hayatlarını trafik kazasında kaybeden futbolsever kardeşlerimiz. Hayattan kopuk olduğumuz dönemlerde sağolsun Gaziantep’ten Faruk Köse Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz postunda adı geçen pankart açmış grupla alakalı da olan bir mail atmış bize ve o grup tarafından verilen tepkinin sebebini anlatmış. Hayatını kaybeden gençlerin cenazelerine katılan ne Fenerbahçeli ne de Trabzonsporlu bir yönetici olmadığını söylüyor kendisi. Takımlarını desteklemek uğruna başka illerden kalkıp maça gelen ve dönüş yolunda vefat eden gençlerin anısına saygı gösterilmediğini anlatıyor.

Bizler de gecikmiş olsa da bugün rahmetle anıyoruz futbol sevgisi yolunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi. Köse’nin sözüne itibar ediyoruz ve ayıplıyor, kınıyoruz her iki takım yöneticilerini de. Mekanınız cennet olsun futbol şehitleri.

>Kafaya Çıkmak

Aralık 20, 2009, 10:07 pm | Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Kafaya çıkmak, çıkıp kafa topunu almak, alıp o topu temas ettiğin tek ve kısacık anda gole gidecek arkadaşına asist olarak ikram etmek marifettir. Öyle çıkmış olmak için topa yükselmek değil, bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek için değil, giydiğin formanın, aldığın paranın hakkını vermek için, dünyayla bağını kesip havada süzüldüğün o anda bir çok şeyi aynı anda yapıp var olabilmek, var edebilmek için kafaya çıkmak sanattır. Uzun zamandır kendime adıma hasrettim ben böyle bir kafaya, o kafa kim ne derse desin Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancılardan biri olan Alex’in kafası. Teşekkürler, futbolu sevdirdiğin, futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha gösterdiğin için.

Kafaya Çıkmak

Aralık 20, 2009, 10:07 pm | Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Kafaya çıkmak, çıkıp kafa topunu almak, alıp o topu temas ettiğin tek ve kısacık anda gole gidecek arkadaşına asist olarak ikram etmek marifettir. Öyle çıkmış olmak için topa yükselmek değil, bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek için değil, giydiğin formanın, aldığın paranın hakkını vermek için, dünyayla bağını kesip havada süzüldüğün o anda bir çok şeyi aynı anda yapıp var olabilmek, var edebilmek için kafaya çıkmak sanattır. Uzun zamandır kendime adıma hasrettim ben böyle bir kafaya, o kafa kim ne derse desin Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancılardan biri olan Alex’in kafası. Teşekkürler, futbolu sevdirdiğin, futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha gösterdiğin için.

>Yorumsuz

Aralık 12, 2009, 1:51 am | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

Yorumsuz

Aralık 12, 2009, 1:51 am | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

>Tuncay’ın Savaşı

Kasım 1, 2009, 12:05 pm | EPL, Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tuncay Şanlı memleketin yetiştirdiği en önemli aktif futbolculardan biri, daha da önemlisi Milli Takım Kaptanı. Henüz 27 yaşında. Fenerbahçe ve Milli Takım’da yaşadığı başarılar sonrası 2 sene öncesinin UEFA Kupası sahibi EPL’nin köklü takımlarından Middlesbrough’a transfer olması burada çok eleştirilse de bence yanlış bir hareket değildi. Boro Southgate yönetiminde çok adamla hücum etmeye çok hücum adamıyla çalışan bir takımdı. Tuncay 2 sezon boyunca iyi roller buldu orada kendine, önemli performanslar verdi. Ancak Southgate’in tecrübesizliğinin kurbanı oldu o da bütün takım gibi. Yanlış transferler yaktı başlarını. Boro’nun Championship’e düşmesiyle birlikte adı hep transferle anıldı Tuncay’ın. Beklendiği gibi Ada’da kaldı ama büyük ağabeylerden birinde değil İngiltere’nin en eski kulubü Stoke City’de.
Stoke City’nin oyuncu kadrosuna baktığımızda onları sanki biraz İstanbul Büyükşehir Belediye’ye benzetebiliriz. Ligin diğer takımlarında oynadıktan sonra gözden düşen ya da yaşları nedeniyle kapı dışarı edilen adamları bir çatı altında birleştirmiş Pulis. Geçen sezon bu evsizlerden yaptığı takımı sürpriz şekilde 12. sıraya taşıdı Pulis. Geçen sezon sonunda düşen Boro’nun oyuncularından ikisini kadrosuna kattı, Huth ve Tuncay. İkisi de ihtiyacı olan adamlardı. Huth direk oynamaya başladı takımda, stoperde eksiklerdi, kafa toplarına hakim adam eksikliğini gidermişti Pulis. Tuncay’ın da kolayca forma bulacağını düşünüyordu herkes. Keza bir kontraatak ve Delap vesilesiyle bir de uzun taç takımı olan Stoke’ta hem hızlı hem açık alanda etkili, gerektiğinde kanatlarda görev alabilecek ve o taçlara kafa vurabilecek, vuramasa da oraları karıştıracak bir adam lazımdı. Kadroda bu tarife az çok oturan adam Fuller. İşte Tuncay eksik olan parçaydı bu takımda, gerektiğinde golcü, gerektiğinde orta saha ya da kanat adamı.
Tuncay Stoke City’e transfer olduğundan beri Stoke 8 lig maçı oynadı. Bu maçların hiç birinde Tuncay ilk 11’de çıkamadı. Sadece 5’inde oyuna sonradan girdi ve toplam oynadığı süre de 88 dakika. Lig maçları dışında Stoke’un çıktığı 2 Carling Cup maçında ise ilk 11’deydi Tuncay, rotasyonda kendine yer buldu. Blackpool’u 4-3 yendikleri maçta 90 dakika sahadaydı ve 2 asist yaptı. Bir sonraki turda EPL’nin dibindeki Portsmouth’a 4-0 yenilirlerken etkili olamadı ve 81. dakikada oyundan alındı. Sonuç olarak o geldiğinden beri Stoke’un oynadığı maçlarda Pulis sadece ve sadece 259 dakika faydalandı ondan.
Bunun sebepleri ne olabilir diye düşünüyorum. Birincisi kesinlikle Tuncay Stoke’ta kesin oynar düşüncesinin getirdiği aşırı kendine güven ve rahatlık. Ne de olsa Tuncay Milli Takım Kaptanı ve bir adı var. İşte mental anlamda bir futbolcunun en büyük düşmanı bu. İkinci olarak Pulis’in oynattığı sistem katı bir 4-4-2 ve oyuncuların rolleri, sınırları kalın çizgilerle çizilmiş durumda. Tuncay ise çok yönlü bir oyuncu olmasına karşın ne çok iyi bitirici ne de oyunun iki yönünü aynı anda %100 oynayabilen bir oyuncu. Son olaraksa Tuncay’ın transfer itimalleri ve görüşmeleri nedeniyle Boro kampına çok geç katılmış olması dolayısıyla önemli bir hazırlık sürecini kaçırmış olduğu gerçeği var. Dikkat ettiyseniz Fatih Terim bile ona dayanamadı son Milli maçlarda ve oyundan aldı Tuncay’ı. Hepsini birleştirdiğimizde fiziken hazır olmayan, kafaca kendini yeni takımına adapte edememiş ve farkında olmadan kendisini fazlaca büyütmüş, üzerine bir de katı bir 4-4-2 sisteminde ömür boyu hiç görev almamış bir Tuncay’ın Pulis’in takımında gelir gelmez oynaması muhtemel değildi. Aynen öyle oldu ve Tuncay şu anda forma için savaşıyor, savaşmak zorunda. Bu sezonu İngiltere’de bitireceğine ve bu süreçte Stoke’un ilk 11’inin vaz geçilmez adamlarından biri olacağına inanıyorum ben, ama bir gerçek de kafasını boşaltıp fiziken ilerlemesi gerektiği.

Şahsi kanaatim Tuncay’ın 22 Kasım’daki Portsmouth maçıyla birlikte Stoke’ta ilk 11’de forma bulmaya başlayacağı. Bu arada oynanacak lig veya kupa maçlarında bulacağı muhtemel bir gol ona doping etkisi yapacak ve hırsını arttıracaktır. İngiltere Ligi’nde temsilcimiz olması futbolumuz için çok önemli. Senelerce Tugay’ın sürdürdüğü önemli görevi sürdürmek artık Tuncay’ın elinde. Türk oyuncuların EPL’ye gelip gelmemesi kararı verilirken bakılacak en önemli referans artık Tuncay. Zamanında Hakan Şükür, Emre, Okan devamlılık sağlayamayarak İtalya için kapıların kapanmasına sebep oldular. Tugay’ın mirasını devralan Tuncay İngiltere biletidir bir anlamda. İşte o yüzden her gün onu Türkiye’ye geri getirmeye çalışan basın organlarının, aksine onun yanına birilerini nasıl yollarız diye düşünmesi gerekir. Ama burası Türkiye ne de olsa, önce kapıyı kapatır sonra da kendi yaptığımızı unutup niye kapanıyor bu kapılar diye sorarız dev aynasının tam karşısında dururken.

Ben Tuncay’a inanıyorum ve “Ne olur sadece işine bak Tuncay!” diye haykırmak istiyorum.

Tuncay’ın Savaşı

Kasım 1, 2009, 12:05 pm | EPL, Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tuncay Şanlı memleketin yetiştirdiği en önemli aktif futbolculardan biri, daha da önemlisi Milli Takım Kaptanı. Henüz 27 yaşında. Fenerbahçe ve Milli Takım’da yaşadığı başarılar sonrası 2 sene öncesinin UEFA Kupası sahibi EPL’nin köklü takımlarından Middlesbrough’a transfer olması burada çok eleştirilse de bence yanlış bir hareket değildi. Boro Southgate yönetiminde çok adamla hücum etmeye çok hücum adamıyla çalışan bir takımdı. Tuncay 2 sezon boyunca iyi roller buldu orada kendine, önemli performanslar verdi. Ancak Southgate’in tecrübesizliğinin kurbanı oldu o da bütün takım gibi. Yanlış transferler yaktı başlarını. Boro’nun Championship’e düşmesiyle birlikte adı hep transferle anıldı Tuncay’ın. Beklendiği gibi Ada’da kaldı ama büyük ağabeylerden birinde değil İngiltere’nin en eski kulubü Stoke City’de.
Stoke City’nin oyuncu kadrosuna baktığımızda onları sanki biraz İstanbul Büyükşehir Belediye’ye benzetebiliriz. Ligin diğer takımlarında oynadıktan sonra gözden düşen ya da yaşları nedeniyle kapı dışarı edilen adamları bir çatı altında birleştirmiş Pulis. Geçen sezon bu evsizlerden yaptığı takımı sürpriz şekilde 12. sıraya taşıdı Pulis. Geçen sezon sonunda düşen Boro’nun oyuncularından ikisini kadrosuna kattı, Huth ve Tuncay. İkisi de ihtiyacı olan adamlardı. Huth direk oynamaya başladı takımda, stoperde eksiklerdi, kafa toplarına hakim adam eksikliğini gidermişti Pulis. Tuncay’ın da kolayca forma bulacağını düşünüyordu herkes. Keza bir kontraatak ve Delap vesilesiyle bir de uzun taç takımı olan Stoke’ta hem hızlı hem açık alanda etkili, gerektiğinde kanatlarda görev alabilecek ve o taçlara kafa vurabilecek, vuramasa da oraları karıştıracak bir adam lazımdı. Kadroda bu tarife az çok oturan adam Fuller. İşte Tuncay eksik olan parçaydı bu takımda, gerektiğinde golcü, gerektiğinde orta saha ya da kanat adamı.
Tuncay Stoke City’e transfer olduğundan beri Stoke 8 lig maçı oynadı. Bu maçların hiç birinde Tuncay ilk 11’de çıkamadı. Sadece 5’inde oyuna sonradan girdi ve toplam oynadığı süre de 88 dakika. Lig maçları dışında Stoke’un çıktığı 2 Carling Cup maçında ise ilk 11’deydi Tuncay, rotasyonda kendine yer buldu. Blackpool’u 4-3 yendikleri maçta 90 dakika sahadaydı ve 2 asist yaptı. Bir sonraki turda EPL’nin dibindeki Portsmouth’a 4-0 yenilirlerken etkili olamadı ve 81. dakikada oyundan alındı. Sonuç olarak o geldiğinden beri Stoke’un oynadığı maçlarda Pulis sadece ve sadece 259 dakika faydalandı ondan.
Bunun sebepleri ne olabilir diye düşünüyorum. Birincisi kesinlikle Tuncay Stoke’ta kesin oynar düşüncesinin getirdiği aşırı kendine güven ve rahatlık. Ne de olsa Tuncay Milli Takım Kaptanı ve bir adı var. İşte mental anlamda bir futbolcunun en büyük düşmanı bu. İkinci olarak Pulis’in oynattığı sistem katı bir 4-4-2 ve oyuncuların rolleri, sınırları kalın çizgilerle çizilmiş durumda. Tuncay ise çok yönlü bir oyuncu olmasına karşın ne çok iyi bitirici ne de oyunun iki yönünü aynı anda %100 oynayabilen bir oyuncu. Son olaraksa Tuncay’ın transfer itimalleri ve görüşmeleri nedeniyle Boro kampına çok geç katılmış olması dolayısıyla önemli bir hazırlık sürecini kaçırmış olduğu gerçeği var. Dikkat ettiyseniz Fatih Terim bile ona dayanamadı son Milli maçlarda ve oyundan aldı Tuncay’ı. Hepsini birleştirdiğimizde fiziken hazır olmayan, kafaca kendini yeni takımına adapte edememiş ve farkında olmadan kendisini fazlaca büyütmüş, üzerine bir de katı bir 4-4-2 sisteminde ömür boyu hiç görev almamış bir Tuncay’ın Pulis’in takımında gelir gelmez oynaması muhtemel değildi. Aynen öyle oldu ve Tuncay şu anda forma için savaşıyor, savaşmak zorunda. Bu sezonu İngiltere’de bitireceğine ve bu süreçte Stoke’un ilk 11’inin vaz geçilmez adamlarından biri olacağına inanıyorum ben, ama bir gerçek de kafasını boşaltıp fiziken ilerlemesi gerektiği.

Şahsi kanaatim Tuncay’ın 22 Kasım’daki Portsmouth maçıyla birlikte Stoke’ta ilk 11’de forma bulmaya başlayacağı. Bu arada oynanacak lig veya kupa maçlarında bulacağı muhtemel bir gol ona doping etkisi yapacak ve hırsını arttıracaktır. İngiltere Ligi’nde temsilcimiz olması futbolumuz için çok önemli. Senelerce Tugay’ın sürdürdüğü önemli görevi sürdürmek artık Tuncay’ın elinde. Türk oyuncuların EPL’ye gelip gelmemesi kararı verilirken bakılacak en önemli referans artık Tuncay. Zamanında Hakan Şükür, Emre, Okan devamlılık sağlayamayarak İtalya için kapıların kapanmasına sebep oldular. Tugay’ın mirasını devralan Tuncay İngiltere biletidir bir anlamda. İşte o yüzden her gün onu Türkiye’ye geri getirmeye çalışan basın organlarının, aksine onun yanına birilerini nasıl yollarız diye düşünmesi gerekir. Ama burası Türkiye ne de olsa, önce kapıyı kapatır sonra da kendi yaptığımızı unutup niye kapanıyor bu kapılar diye sorarız dev aynasının tam karşısında dururken.

Ben Tuncay’a inanıyorum ve “Ne olur sadece işine bak Tuncay!” diye haykırmak istiyorum.

>Ucuz Kahraman!!!

Ekim 27, 2009, 6:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

arda-turan
Hakediş” demiştim kaptanlık ve 10 numara verildiğinde. Saha dışı kişiliği ve saha içi oyunuyla bu iki unvana layık görülmesi pek normaldi. Fakat fazla mı pembeyi o anda gözlüklerimiz? Hem milli takımın, hem de ülkenin en büyük kulüplerinden Galatasaray’ın yetiştirdiği dünya yıldızı sıfatını alan son isimdi. Pazar gününe dek de kendisine verilen kaptanlığı gerçekten çok iyi götürmüştü.

Maç öncesi bir haftasonu gazetesinde ropörtajı çıkmıştı. “Allah bana o formayı giydirmesin” diyordu: “Ben o kadar profesyonel değilim…” Ne kadar profesyonel acaba sorusuna cevabını yine kendisi verdi Kadıköy’deki derbiye ısınırken…

Tribünlerini alkışlamaya koyulduğunda tüm takımını davet ederken o arkasındaki Cristian’ı görmemişti. Brezilyalı ise bence bilerek ve isteyerek, direk olarak art niyetle, sadece kavga çıkartmak için, belki de sadece maç boyu karşı karşıya kalacağı Arda’nın sinirlerini şimdiden bozmak için önünde olduğunu gördüğü Arda’yı itiyor. Tüm 55 bin’in gözü önünde… Ve Arda Cristian’ın bu hareketine “olumlu” karşılık vererek derbideki sinir harbine 1-0 geride başlıyor.

Sabri önderliğinde tribünlere gittiğini gördüğümüz takım yine aynı şekilde geri dönerken, sürüden ayrılan kurtların arasına kapılmaya gidiyor. Daha uçağı ülkeye 4 ay olmamış çakma Aurelio’ya, ağzından okuyabildiğimiz kadarıyla “Adam ol!” tehditleri savurarak yaklaşıyor. Ortaya çıkan sonuç aslında bir hiç! Kazım, Arda’yı uzaklaştırmaya çalışırken, Cristian ya da Bilica basıyor tokadı! Gerisi geliyor zaten…

GS KAVGA7

(Fotoğraf: Fatih Erdoğdu)

Arda’nın başlattığı kavga, hakemin başının yarılması nedeniyle maçın ertelenmesi gerektiği tartışmalarına bile yol açıyor maç sonrasında. Fakat maça yansıması ise takımın lideri, galibiyetin mimarı olması beklenen Arda açısından ise, ezdiği toplar, atamadığı paslar, iki kişiye birden çalım atma arzusunun yarattığı top kayıpları, moral bozukluğu olarak geri dönüyor ve Rijkaard 55 dakika sonra onu oyundan alabilme cesaretini gösteriyor. Hollandalı’nın maçta yaptığı tek tük olumlu hareketten biriydi bu. Çünkü Rijkaard maçtan önce uyarmıştı: “Ucuz kahramanlık yapmayın. Takım oyunu oynayın.”

Maçtan sonra çok ağlamış diye haberler okudum gazetelerde. Adnan Polat’ın kaptanlığı ondan almayacağı yönünde haberler de. Bu iki açıklama da zerre ilgilendirmiyor beni. Asıl olan bundan sonraki açıklamaları da değil Arda’nın. Çünkü ve aslında derbi öncesi yaşananlar çok da uzak tarihlere gitmeden olabileceğini tahmin etmemiz gereken olaylardı. Ne çabuk unutuyoruz… Ne kolay affediyoruz…

Kaptanlık pazu bandı takıp, para atışı sonrası kaleyi seçmek, açılışlarda takımını temsil etmek, vs. değildir. Takım içi huzuru sağlamak, takımını maça hazırlamak, takımının ve taşıdığın formanın geçmişine uygun davranışlar sergilemektir. Takımının cesur yüreği, bayrak adamı, unutulmazı olabilmektir.

gsfbkavga

Ucuz Kahraman!!!

Ekim 27, 2009, 6:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
arda-turan
Hakediş” demiştim kaptanlık ve 10 numara verildiğinde. Saha dışı kişiliği ve saha içi oyunuyla bu iki unvana layık görülmesi pek normaldi. Fakat fazla mı pembeyi o anda gözlüklerimiz? Hem milli takımın, hem de ülkenin en büyük kulüplerinden Galatasaray’ın yetiştirdiği dünya yıldızı sıfatını alan son isimdi. Pazar gününe dek de kendisine verilen kaptanlığı gerçekten çok iyi götürmüştü.

Maç öncesi bir haftasonu gazetesinde ropörtajı çıkmıştı. “Allah bana o formayı giydirmesin” diyordu: “Ben o kadar profesyonel değilim…” Ne kadar profesyonel acaba sorusuna cevabını yine kendisi verdi Kadıköy’deki derbiye ısınırken…

Tribünlerini alkışlamaya koyulduğunda tüm takımını davet ederken o arkasındaki Cristian’ı görmemişti. Brezilyalı ise bence bilerek ve isteyerek, direk olarak art niyetle, sadece kavga çıkartmak için, belki de sadece maç boyu karşı karşıya kalacağı Arda’nın sinirlerini şimdiden bozmak için önünde olduğunu gördüğü Arda’yı itiyor. Tüm 55 bin’in gözü önünde… Ve Arda Cristian’ın bu hareketine “olumlu” karşılık vererek derbideki sinir harbine 1-0 geride başlıyor.

Sabri önderliğinde tribünlere gittiğini gördüğümüz takım yine aynı şekilde geri dönerken, sürüden ayrılan kurtların arasına kapılmaya gidiyor. Daha uçağı ülkeye 4 ay olmamış çakma Aurelio’ya, ağzından okuyabildiğimiz kadarıyla “Adam ol!” tehditleri savurarak yaklaşıyor. Ortaya çıkan sonuç aslında bir hiç! Kazım, Arda’yı uzaklaştırmaya çalışırken, Cristian ya da Bilica basıyor tokadı! Gerisi geliyor zaten…

GS KAVGA7

(Fotoğraf: Fatih Erdoğdu)

Arda’nın başlattığı kavga, hakemin başının yarılması nedeniyle maçın ertelenmesi gerektiği tartışmalarına bile yol açıyor maç sonrasında. Fakat maça yansıması ise takımın lideri, galibiyetin mimarı olması beklenen Arda açısından ise, ezdiği toplar, atamadığı paslar, iki kişiye birden çalım atma arzusunun yarattığı top kayıpları, moral bozukluğu olarak geri dönüyor ve Rijkaard 55 dakika sonra onu oyundan alabilme cesaretini gösteriyor. Hollandalı’nın maçta yaptığı tek tük olumlu hareketten biriydi bu. Çünkü Rijkaard maçtan önce uyarmıştı: “Ucuz kahramanlık yapmayın. Takım oyunu oynayın.”

Maçtan sonra çok ağlamış diye haberler okudum gazetelerde. Adnan Polat’ın kaptanlığı ondan almayacağı yönünde haberler de. Bu iki açıklama da zerre ilgilendirmiyor beni. Asıl olan bundan sonraki açıklamaları da değil Arda’nın. Çünkü ve aslında derbi öncesi yaşananlar çok da uzak tarihlere gitmeden olabileceğini tahmin etmemiz gereken olaylardı. Ne çabuk unutuyoruz… Ne kolay affediyoruz…

Kaptanlık pazu bandı takıp, para atışı sonrası kaleyi seçmek, açılışlarda takımını temsil etmek, vs. değildir. Takım içi huzuru sağlamak, takımını maça hazırlamak, takımının ve taşıdığın formanın geçmişine uygun davranışlar sergilemektir. Takımının cesur yüreği, bayrak adamı, unutulmazı olabilmektir.

gsfbkavga

>Teşekkürler Emre!

Ekim 26, 2009, 12:47 am | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Çok hora geçti gerçekten, eline sağlık.

Teşekkürler Emre!

Ekim 26, 2009, 12:47 am | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Çok hora geçti gerçekten, eline sağlık.

>Bize Düşen Tebrik Etmek

Ekim 25, 2009, 10:15 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Maç öncesi olanları, Fenerbahçe’ye yakışmayan adamları, sahaya atılanları, oynadığı takıma kazık atılanları anlatmadan, hepsini bir kenara atarak tebrik ediyorum Fenerbahçe’yi. Tek görmek istediğim benim şu yukarıdaki fotoğrafta gözüken paylaşımın, dostluğun, birbirini kabullenmenin yerleşmesi Türkiye’de. Ama bu kafayla çok zor. Polat’ın tribünde olması da ayrı bir güzellikti. Gerilim olmasın, bugün olduğu gibi iyi oynayan, hak eden kazansın, biz ertesi gün birbirimizi kızdıralım ama hep kucaklaşalım. Tebrikler Fenerbahçe, içinde o formayı hak etmeyenlerini ayırarak.

Bize Düşen Tebrik Etmek

Ekim 25, 2009, 10:15 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Maç öncesi olanları, Fenerbahçe’ye yakışmayan adamları, sahaya atılanları, oynadığı takıma kazık atılanları anlatmadan, hepsini bir kenara atarak tebrik ediyorum Fenerbahçe’yi. Tek görmek istediğim benim şu yukarıdaki fotoğrafta gözüken paylaşımın, dostluğun, birbirini kabullenmenin yerleşmesi Türkiye’de. Ama bu kafayla çok zor. Polat’ın tribünde olması da ayrı bir güzellikti. Gerilim olmasın, bugün olduğu gibi iyi oynayan, hak eden kazansın, biz ertesi gün birbirimizi kızdıralım ama hep kucaklaşalım. Tebrikler Fenerbahçe, içinde o formayı hak etmeyenlerini ayırarak.

Sevinen Devlet Memurunun Kellesi Tez Uçurulacak!

Ekim 19, 2009, 7:40 pm | Fenerbahçe, Futbol, ilginç, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Fenerbahçe Gaziantepspor’a son 5 dakikada gelen gollerden sonra yenilince Aziz Yıldırım sinirini Gaziantep Valisi’nden çıkartmış. Gaziantep Valisi ne şekilde sevindi ne kadar abartılı kutladı golü bilemiyorum görmedim ama eğer kimseye laf atmadıysa ya da sağa sola el kol hareketleri yapmadıysa sevinmek sonuna kadar hakkıdır. Hatta en çok sevinmesi gerekenlerden biri de odur. Çünkü sevinen kişi o kulübün olduğu şehrin en büyük mülki amiri. İşin ilginç tarafı Aziz Yıldırım’ın dediği iddia edilen “Sen devlet memurusun, böyle sevinemezsin.” lafı. Bu laf üzerinden hareket edersek benim de stadda gidip izlediğim Sakaryaspor maçlarında galibiyet ya da gollerden sonra sevinmemem gerekir. Çünkü ben de bir nevi devlet memuruyum. Bugün Sakarya’da yarın Bolu’da öbür gün İstanbul’da. Ülkede bu şekilde milyonlarca insan var. Bir adım öteye gidersem köken olarak Sakaryalı bile değilim. Ama doyduğum yer burası ve Sakaryaspor gol attığı zaman kimse bana sevinemezsin diyemez dememelidir. Bu olayı Gaziantep Valisi açısından düşünürsek adamın görev yaptığı yer Antep’ken sevinmezse bir sıkıntı var demektir.

Şimdi olayı başka bir valiye getirelim: İstanbul Valisi Muammer Güler. Güler de Fenerbahçe maçlarında az sevinmedi değil. Artı Vali Güler aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesi. Aziz Yıldırım’ın lafından hareket edersek devlet memuru sevinmesin ama bir takımın kongre üyesi olsun bir şey olmaz. Madem Aziz Yıldırım bu şekilde devlet memurlarının sevinmemesini düşünen bir başkan, o zaman Vali Güler’in kongre üyeliğini neden devam ettiriyor? Bana kalırsa vali, kaymakam, muhtar, ihtiyar heyeti vs. hangi devlet memuru olursa olsun eğer futbolla ilgileniyorsa ve bir takım taraftarı ise takımının kazandığı maçlardan ya da attığı gollerden sonra gönlünce sevinmeli; isterse, gücü varsa gitsin kongre üyesi de olsun ne olursa olsun önemli değil. Önemli olan iş hayatında bu kayırımın yapılmaması. Yapmıyorsa sorun yok.

Sonuç olarak kaybetmenin verdiği sinir ile Aziz Yıldırım gözünün üstünde kaşın var gibi bir olay sonucunda valiye çıkışmış ama bu sefer baltayı taşa vurmuş görünüyor. Ah be başkan, bu olayı geç de 90. dakikalarda attığın gollerden sonra yanındaki kulüp başkanını sallamayarak, elini bile sıkmadan el kol hareketleri ile koltuğunu terk edip gitmek ne kadar saygıya sığıyor ki veya ne kadar doğru br hareket ki bir devlet memurunun sevinmesini saygısızlık ya da yanlış bir hareket olarak görüyorsun? Senin bu yaptığın çok mu doğru?

>Sevinen Devlet Memurunun Kellesi Tez Uçurulacak!

Ekim 19, 2009, 7:40 pm | Fenerbahçe, Futbol, ilginç, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Fenerbahçe Gaziantepspor’a son 5 dakikada gelen gollerden sonra yenilince Aziz Yıldırım sinirini Gaziantep Valisi’nden çıkartmış. Gaziantep Valisi ne şekilde sevindi ne kadar abartılı kutladı golü bilemiyorum görmedim ama eğer kimseye laf atmadıysa ya da sağa sola el kol hareketleri yapmadıysa sevinmek sonuna kadar hakkıdır. Hatta en çok sevinmesi gerekenlerden biri de odur. Çünkü sevinen kişi o kulübün olduğu şehrin en büyük mülki amiri. İşin ilginç tarafı Aziz Yıldırım’ın dediği iddia edilen “Sen devlet memurusun, böyle sevinemezsin.” lafı. Bu laf üzerinden hareket edersek benim de stadda gidip izlediğim Sakaryaspor maçlarında galibiyet ya da gollerden sonra sevinmemem gerekir. Çünkü ben de bir nevi devlet memuruyum. Bugün Sakarya’da yarın Bolu’da öbür gün İstanbul’da. Ülkede bu şekilde milyonlarca insan var. Bir adım öteye gidersem köken olarak Sakaryalı bile değilim. Ama doyduğum yer burası ve Sakaryaspor gol attığı zaman kimse bana sevinemezsin diyemez dememelidir. Bu olayı Gaziantep Valisi açısından düşünürsek adamın görev yaptığı yer Antep’ken sevinmezse bir sıkıntı var demektir.

Şimdi olayı başka bir valiye getirelim: İstanbul Valisi Muammer Güler. Güler de Fenerbahçe maçlarında az sevinmedi değil. Artı Vali Güler aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesi. Aziz Yıldırım’ın lafından hareket edersek devlet memuru sevinmesin ama bir takımın kongre üyesi olsun bir şey olmaz. Madem Aziz Yıldırım bu şekilde devlet memurlarının sevinmemesini düşünen bir başkan, o zaman Vali Güler’in kongre üyeliğini neden devam ettiriyor? Bana kalırsa vali, kaymakam, muhtar, ihtiyar heyeti vs. hangi devlet memuru olursa olsun eğer futbolla ilgileniyorsa ve bir takım taraftarı ise takımının kazandığı maçlardan ya da attığı gollerden sonra gönlünce sevinmeli; isterse, gücü varsa gitsin kongre üyesi de olsun ne olursa olsun önemli değil. Önemli olan iş hayatında bu kayırımın yapılmaması. Yapmıyorsa sorun yok.

Sonuç olarak kaybetmenin verdiği sinir ile Aziz Yıldırım gözünün üstünde kaşın var gibi bir olay sonucunda valiye çıkışmış ama bu sefer baltayı taşa vurmuş görünüyor. Ah be başkan, bu olayı geç de 90. dakikalarda attığın gollerden sonra yanındaki kulüp başkanını sallamayarak, elini bile sıkmadan el kol hareketleri ile koltuğunu terk edip gitmek ne kadar saygıya sığıyor ki veya ne kadar doğru br hareket ki bir devlet memurunun sevinmesini saygısızlık ya da yanlış bir hareket olarak görüyorsun? Senin bu yaptığın çok mu doğru?

Savunma

Ekim 15, 2009, 11:48 pm | Basketbol, Efes Pilsen, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Foto: Hürriyet

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.