>Bi Defol Git 2009!

Aralık 30, 2009, 10:57 pm | Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Allah aşkına!

Umarız hepimizin geçirdiği en kötü sene olarak kalır 2009
ve bundan sonraki hayatımızın en kötü senesi bile 2009’dan iyi olur.

Bi Defol Git 2009!

Aralık 30, 2009, 10:57 pm | Hayat kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Allah aşkına!

Umarız hepimizin geçirdiği en kötü sene olarak kalır 2009
ve bundan sonraki hayatımızın en kötü senesi bile 2009’dan iyi olur.

>Halk Düşmanları

Aralık 29, 2009, 11:32 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>

Sevgili ozhano ile piyasaya çıktığına göre geç de olsa, bu akşam bir kaçamak yapıp izledik Halk Düşmanları’nı. Depp harika, Bale yine çok iyiydi. Micheal Mann’ın usta işi bir eseri daha. İzlemeyenlere tavsiyedir. Sonuçta sinema bir sanat ve bu üçü de ciddi sanatkarlar. Hayatı da yaşamak gerek be arkadaş!

Halk Düşmanları

Aralık 29, 2009, 11:32 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Sevgili ozhano ile piyasaya çıktığına göre geç de olsa, bu akşam bir kaçamak yapıp izledik Halk Düşmanları’nı. Depp harika, Bale yine çok iyiydi. Micheal Mann’ın usta işi bir eseri daha. İzlemeyenlere tavsiyedir. Sonuçta sinema bir sanat ve bu üçü de ciddi sanatkarlar. Hayatı da yaşamak gerek be arkadaş!

>Ceyhun Eriş, Yusuf Şimşek-2 Olamaz mı?

Aralık 27, 2009, 10:36 pm | Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Türkiye Liglerinde Allah’ın kendisine verdiği yetenekleri kullanıp futbol oynamak yerine aklı salt top oynamak dışındaki şeylere çalışan ve bu yüzden hem kendisine hem de mensup oldukları kulüp taraftarlarına ihanet eden en önemli futbolculardan biridir Ceyhun Eriş. En son Ankaragücü’nde futbol hayatına devam edip kaptanlığa kadar yükseldikten sonra saha içerisindeki hırsını saha dışında da devam ettirdiği için kadrodışı bırakılmıştı. Zaten kendisi oyandığı takımların çoğundan bu ve benzeri hareketleri sebebiyle gönderilmişti. Fenerbahçe’de Ortega olayı bunlardan en önemlisi idi. Kısacası saha içinde zaman zaman yaptığı onca olumlu hareketi gerek saha içindeki gerek saha dışındaki kavgaları ve konuşmaları ile yok etmişti. Şimdi de yeni rotası Manisaspor olacak gibi görünüyor. Yaşı artık 32 den 33 e geçiyor. Bu yaşına kadar oynadığı hiçbir kulüpte başarılarından bahsedilmedi. Ama hiçbir zaman da yeteneklerinden şüphe edilecek bir oyuncu da değildi ve halen daha da değil. İlginç olan yaş ilerledikçe kişilik ya da agresiflik olarak daha durulacağına aksine daha saldırgan hale geldi. Açıkçası Ceyhun’un artık çok geç olmasına rağmen sahada sadece kalitesini göstermesi gerek. Yoksa Manisaspor Ceyhun’un Süper Ligde sığınabileceği son liman olabilir. Eğer Manisaspor’da Ceyhun’un sadece yeteneklerini gösterirse Yusuf’un Beşiktaş’a transferi gibi bir transfere imza atması uzak bir olasılık değil. Eğer gideceği takımda iyi bir performans gösterip 4 büyüklerden birine transfer olursa da o da gazetelere Yusuf gibi yıllarca yaptığı yanlışlıkları anlatıp pişmanlığını belirtir ve genç futbolculara kendisi gibi olmamalarını söyler. Olmaz mı?

Ceyhun Eriş, Yusuf Şimşek-2 Olamaz mı?

Aralık 27, 2009, 10:36 pm | Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Türkiye Liglerinde Allah’ın kendisine verdiği yetenekleri kullanıp futbol oynamak yerine aklı salt top oynamak dışındaki şeylere çalışan ve bu yüzden hem kendisine hem de mensup oldukları kulüp taraftarlarına ihanet eden en önemli futbolculardan biridir Ceyhun Eriş. En son Ankaragücü’nde futbol hayatına devam edip kaptanlığa kadar yükseldikten sonra saha içerisindeki hırsını saha dışında da devam ettirdiği için kadrodışı bırakılmıştı. Zaten kendisi oyandığı takımların çoğundan bu ve benzeri hareketleri sebebiyle gönderilmişti. Fenerbahçe’de Ortega olayı bunlardan en önemlisi idi. Kısacası saha içinde zaman zaman yaptığı onca olumlu hareketi gerek saha içindeki gerek saha dışındaki kavgaları ve konuşmaları ile yok etmişti. Şimdi de yeni rotası Manisaspor olacak gibi görünüyor. Yaşı artık 32 den 33 e geçiyor. Bu yaşına kadar oynadığı hiçbir kulüpte başarılarından bahsedilmedi. Ama hiçbir zaman da yeteneklerinden şüphe edilecek bir oyuncu da değildi ve halen daha da değil. İlginç olan yaş ilerledikçe kişilik ya da agresiflik olarak daha durulacağına aksine daha saldırgan hale geldi. Açıkçası Ceyhun’un artık çok geç olmasına rağmen sahada sadece kalitesini göstermesi gerek. Yoksa Manisaspor Ceyhun’un Süper Ligde sığınabileceği son liman olabilir. Eğer Manisaspor’da Ceyhun’un sadece yeteneklerini gösterirse Yusuf’un Beşiktaş’a transferi gibi bir transfere imza atması uzak bir olasılık değil. Eğer gideceği takımda iyi bir performans gösterip 4 büyüklerden birine transfer olursa da o da gazetelere Yusuf gibi yıllarca yaptığı yanlışlıkları anlatıp pişmanlığını belirtir ve genç futbolculara kendisi gibi olmamalarını söyler. Olmaz mı?

>NBA’de 1’e 1 Maç: A.Iguodala vs. D.Williams

Aralık 27, 2009, 9:35 am | komik, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Yahoo da hata yapar, yaptı mı büyüğünden yapar 🙂

NBA’de 1’e 1 Maç: A.Iguodala vs. D.Williams

Aralık 27, 2009, 9:35 am | komik, NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Yahoo da hata yapar, yaptı mı büyüğünden yapar 🙂

>Merhametten Maraz mı Doğdu Yani!

Aralık 26, 2009, 3:31 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Galatasaray’ın 2007-2008 sezonunda orta sahada oyunu hem defansif hem de ofansif olarak iyi oynadığı düşünülerek yaptığı transfer olan Linderoth yaklaşık üç sezonluk Galatasaray macerası o zamana kadarki futbol hayatında hiç yaşamadığı kadar ciddi bir sakatlığın gölgesinde devam etti. Galatasaraylı yöneticiler ise kimisine göre profesyonellikten uzak kimisine göre çıkmadık candan umut kesilmez ya da “bizdeyken kötü bir sakatlık yaşayan oyuncuyu kaderiyle başbaşa bırakmaz olmaz” düşüncesi içerisinde sözleşmesini feshetme yoluna gitmeyip yıllık ücretinde belli bir indirim yapıp Galatasaray çatısı altında kalmasına izin verdiler. Sadece bu uygulama bile Linderoth’un Galatasaray’a minnettar olmasını gerektiren bir durumdu.

Geldiğinden bu yana her sezon başı ya da sezonların ikinci yarılarına başlarken bir ümit ile Linderoth’un Galatasaray’ın asıl transferi olacağı ve patlama yapacağı konuşulur ancak sezon başlar ve Linderoth neredeyse ilk oyuna girdiği maçta nasıl başarabiliyorsa sakatlığını nüksettirirdi ve sezonu başlamadan kapatırdı. Mukavelesinin sona ereceği son sezon olan bu sezonda ise nasılsa sakatlanmadı halen daha. Ama yöneticiler bu sefer olacakları bildikleri için Linderoth ile sözleşmeyi feshetmek istiyorlar. Ancak nasıl bir durumdur ki bu sefer de Linderoth benim mukavelem Haziran’da bitiyor ve o zamana kadar buradayım diyerek kulüpte kalmak için ısrarını sürdürüyor. Tabiki olay Linderoth’un Galatasaray’a bağlılığı ya da kulübü çok sevmesi değil tamamen duygusal. Gideceği düşünülen istikamet olan Elfsborg’da şu an Galatasaray’dan aldığının belki de yarısını alamayacak. Evet profesyonellik çerçevesi içerisinde Linderoth’un ısrarı çok normal karşılanabilir. Ancak 3 sezonda Servet’in bir sezonda oynadığı maçın yarısını çıkaramayan bir futbolcunun bu şekilde halen parayı düşünebilmesi bana ters geliyor. Büyük ihtimalle Linderoth’a sezon sonuna kadar olan alacağının bir miktarı verilerek yollar ayrılacak. Ancak Galatasaray yöneticilerinin yaşadığı bu olay kulaklara küpe olacaktır: Merhametten maraz doğuyor.

Merhametten Maraz mı Doğdu Yani!

Aralık 26, 2009, 3:31 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Galatasaray’ın 2007-2008 sezonunda orta sahada oyunu hem defansif hem de ofansif olarak iyi oynadığı düşünülerek yaptığı transfer olan Linderoth yaklaşık üç sezonluk Galatasaray macerası o zamana kadarki futbol hayatında hiç yaşamadığı kadar ciddi bir sakatlığın gölgesinde devam etti. Galatasaraylı yöneticiler ise kimisine göre profesyonellikten uzak kimisine göre çıkmadık candan umut kesilmez ya da “bizdeyken kötü bir sakatlık yaşayan oyuncuyu kaderiyle başbaşa bırakmaz olmaz” düşüncesi içerisinde sözleşmesini feshetme yoluna gitmeyip yıllık ücretinde belli bir indirim yapıp Galatasaray çatısı altında kalmasına izin verdiler. Sadece bu uygulama bile Linderoth’un Galatasaray’a minnettar olmasını gerektiren bir durumdu.

Geldiğinden bu yana her sezon başı ya da sezonların ikinci yarılarına başlarken bir ümit ile Linderoth’un Galatasaray’ın asıl transferi olacağı ve patlama yapacağı konuşulur ancak sezon başlar ve Linderoth neredeyse ilk oyuna girdiği maçta nasıl başarabiliyorsa sakatlığını nüksettirirdi ve sezonu başlamadan kapatırdı. Mukavelesinin sona ereceği son sezon olan bu sezonda ise nasılsa sakatlanmadı halen daha. Ama yöneticiler bu sefer olacakları bildikleri için Linderoth ile sözleşmeyi feshetmek istiyorlar. Ancak nasıl bir durumdur ki bu sefer de Linderoth benim mukavelem Haziran’da bitiyor ve o zamana kadar buradayım diyerek kulüpte kalmak için ısrarını sürdürüyor. Tabiki olay Linderoth’un Galatasaray’a bağlılığı ya da kulübü çok sevmesi değil tamamen duygusal. Gideceği düşünülen istikamet olan Elfsborg’da şu an Galatasaray’dan aldığının belki de yarısını alamayacak. Evet profesyonellik çerçevesi içerisinde Linderoth’un ısrarı çok normal karşılanabilir. Ancak 3 sezonda Servet’in bir sezonda oynadığı maçın yarısını çıkaramayan bir futbolcunun bu şekilde halen parayı düşünebilmesi bana ters geliyor. Büyük ihtimalle Linderoth’a sezon sonuna kadar olan alacağının bir miktarı verilerek yollar ayrılacak. Ancak Galatasaray yöneticilerinin yaşadığı bu olay kulaklara küpe olacaktır: Merhametten maraz doğuyor.

>Aydın’ın Kariyerinin Bittiği Gece

Aralık 24, 2009, 10:25 pm | Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Tarih 22 Ocak 2006. Yer Konya deplasmanı. Bir çok eksiği ile Konya’ya gelmiş olan Galatasaray’ın şampiyonluk için bu maçtan 3 puan alması şart. Maçın son dakikalarında Hasan Şaş’ın yerine 17 yaşındaki genç Aydın Yılmaz giriyor. Herkes şaşkın gözlerle bir Aydın’a bir Gerets’e bakıyor. Uzatma dakikalarının bitmesine bir kaç saniye kala 17 yaşındaki o genç Aydın kontraatak esnasında kaleyi görür görmez vuruyor ve golü yapıyor. Ama attığı gol o sezon Galatasaray’ı şampiyon yapacak, hem Konya’ya hem Fener’e atılmış bir gol değil aslında. Aydın o gün bilmiyor ama ceza sahası dışından son derece sert ve düzgün bir vuruşla attığı o golü kendisine atıyor. O gol Aydın’ın üzerine sülük gibi yapışıyor, aradan geçen yaklaşık 4 sene boyunca her Galatasaraylı Aydın’dan aynı spektaküler işi bir kez daha, bir daha yapmasını bekliyor. Aydın daha büyümeden, Aydın daha liseyi bitirmeden, Aydın daha Aydın olamadan yılların topçusu muamelesi görüyor. Aydın’dan hep bekleniyor, hep isteniyor, hem umuluyor, bir türlü kurtarıcı, yıldız olmadığı, daha büyümesi ve çok şey öğrenmesi gereken gencecik bir fidan olduğu hatırlanmıyor. Aydın adeta kişilik bunalımı yaşıyor, kendini olmuş sanıyor, oynadığı zaman hep daha iyisini yapma arzusuyla basit işleri yapamıyor, oynamadığı zaman hayata küsüyor, sıra kendine geldiğinde hazır olamıyor. Ve elinde sürüsüne bereket (!) Aydın olan bizler “Lanet olsun, defol git” der duruma gelebiliyoruz. Ama aslında Aydın’ın çocuk olmasına, öğrenmesine, gelişmesine, basamakları teker teker çıkmasına izin vermediğimizi hatırlamıyoruz bile. Bizler futbolun ordinaryuslarıyız, biz ne dersek o olur çünkü bu ülkede.

Tarih 22 Ocak 2006, Yer Konya Atatürk Stadı, Dakika 90+3. Aydın muhteşem bir gol atıyor ve kariyeri Konya’da başladığı yerde, daha başladığı o anda bitiyor. Yaptığın iyi, güzel hatta muhteşem şeylerin görevin haline geldiğini, yapamadığın ya da azıcık eksik kaldığın her an ise suçlu ve hain ilan edileceğini Aydın belki bugün, ancak 4 sene sonra anlayabiliyor. Ya da acaba anlayabiliyor mu?

Aydın’ın Kariyerinin Bittiği Gece

Aralık 24, 2009, 10:25 pm | Futbol, Galatasaray, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Tarih 22 Ocak 2006. Yer Konya deplasmanı. Bir çok eksiği ile Konya’ya gelmiş olan Galatasaray’ın şampiyonluk için bu maçtan 3 puan alması şart. Maçın son dakikalarında Hasan Şaş’ın yerine 17 yaşındaki genç Aydın Yılmaz giriyor. Herkes şaşkın gözlerle bir Aydın’a bir Gerets’e bakıyor. Uzatma dakikalarının bitmesine bir kaç saniye kala 17 yaşındaki o genç Aydın kontraatak esnasında kaleyi görür görmez vuruyor ve golü yapıyor. Ama attığı gol o sezon Galatasaray’ı şampiyon yapacak, hem Konya’ya hem Fener’e atılmış bir gol değil aslında. Aydın o gün bilmiyor ama ceza sahası dışından son derece sert ve düzgün bir vuruşla attığı o golü kendisine atıyor. O gol Aydın’ın üzerine sülük gibi yapışıyor, aradan geçen yaklaşık 4 sene boyunca her Galatasaraylı Aydın’dan aynı spektaküler işi bir kez daha, bir daha yapmasını bekliyor. Aydın daha büyümeden, Aydın daha liseyi bitirmeden, Aydın daha Aydın olamadan yılların topçusu muamelesi görüyor. Aydın’dan hep bekleniyor, hep isteniyor, hem umuluyor, bir türlü kurtarıcı, yıldız olmadığı, daha büyümesi ve çok şey öğrenmesi gereken gencecik bir fidan olduğu hatırlanmıyor. Aydın adeta kişilik bunalımı yaşıyor, kendini olmuş sanıyor, oynadığı zaman hep daha iyisini yapma arzusuyla basit işleri yapamıyor, oynamadığı zaman hayata küsüyor, sıra kendine geldiğinde hazır olamıyor. Ve elinde sürüsüne bereket (!) Aydın olan bizler “Lanet olsun, defol git” der duruma gelebiliyoruz. Ama aslında Aydın’ın çocuk olmasına, öğrenmesine, gelişmesine, basamakları teker teker çıkmasına izin vermediğimizi hatırlamıyoruz bile. Bizler futbolun ordinaryuslarıyız, biz ne dersek o olur çünkü bu ülkede.

Tarih 22 Ocak 2006, Yer Konya Atatürk Stadı, Dakika 90+3. Aydın muhteşem bir gol atıyor ve kariyeri Konya’da başladığı yerde, daha başladığı o anda bitiyor. Yaptığın iyi, güzel hatta muhteşem şeylerin görevin haline geldiğini, yapamadığın ya da azıcık eksik kaldığın her an ise suçlu ve hain ilan edileceğini Aydın belki bugün, ancak 4 sene sonra anlayabiliyor. Ya da acaba anlayabiliyor mu?

>Bu Çocuğun Günahı Ne?

Aralık 24, 2009, 6:31 am | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Türk olması ve adının Samuel, Victor, Micheal falan olmaması mı?

Bu Çocuğun Günahı Ne?

Aralık 24, 2009, 6:31 am | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Türk olması ve adının Samuel, Victor, Micheal falan olmaması mı?

>Hangi Atışma Daha İyiydi?

Aralık 23, 2009, 12:16 am | Futbol, komedi, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Hangisi?

Hangi Atışma Daha İyiydi?

Aralık 23, 2009, 12:16 am | Futbol, komedi, ozhano kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Hangisi?

>Rıza Çalımbay-Youla-Profesyonellik

Aralık 22, 2009, 11:07 pm | Eskişehirspor, Futbol, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

1-2 gündür Eskişehirspor’da teknik direktör Rıza Çalımbay ile Youla arasında cereyan eden olaylar spor kamuoyunda biliniyor. Youla, Eskişehirspor’un ilk yarıdaki son lig maçı olan Diyarbakırspor maçından sonra sakat olduğu gerekçesi ile Türkiye Kupası maçında oynamak istemiyor ve yılbaşı için erkenden ülkesinin yolunu tutmayı planlıyor. Youla’nın bu planı Rıza Hoca’nın reddi ile bozuluyor. Youla da bunun üzerine tası tarağı toplayıp ülkesinin yolunu tutup Rıza Hoca’yı medya yoluyla topa tutuyor. Aslında yaşananlar her sezon yılbaşları öncesi takımlarda yabancı oyuncularla kulüpler arasında yaşanan yani spor kamuoyunun hiç yabancı olmadığı bir olay. Burada çoğu kulüp, oyuncusunun suyuna gidip gerekli izni kendilerine veriyor ama arada Rıza Hoca gibi kararlar alanlar da çıkıyor. Hocanın yaptığı yanlış mıdır doğru mudur onu bilemem ama her iki tarafın medyada birbiri hakkındaki demeçleri hiç doğru değil. Youla’nın Fransa’ya iner inmez Rıza Hoca için yaptığı “sahtekar” açıklamasına Rıza Çalımbay’dan “nankör” açıklaması ile karşılık geliyor. Ama bunlar hep medya yolu ile oluyor. Yani kol kırılır yen içinde kalır sözü bu olayda kesinlikle işlemiyor. Hatta herkes duysun istenircesine özellikle medya kullanılıyor gibi geliyor bana. İşin ilginç yanı, olanlara ve açıklamalara bakılırsa Eskişehir yönetimi de ne Youla’ya ne de Rıza Hoca’ya “sus be kardeşim, niye medya ile sürekli konuşuyorsun?” demiyor ya da diyor ama yönetimi de takan yok. Youla zaten kadro dışı onun takmamasını anlarım da Rıza Hoca’nın bu şekilde Youla’nın kişiliğine zarar verecek kadar ileri giden açıklamaları yönetim tarafından da destekleniyor sonucu çıkıyor tüm bu olaylar ve açıklamalardan sonra. Yani olaya genel olarak bakıldığında baştan aşağıya yanlışlarla dolu. Yanlışlar ne peki?
1. Youla’nın izin isteğinin reddedilmesinden sonra takımdan ayrılması en baştaki yanlış. İş sözleşme imzalamaya gelince profesyonelim diye ortada dolaşanlar o profesyonellik ilkeleri kendi ayaklarına dolaşınca da susmasını, kafasını öne eğip istenileni yapmasını da bilmeliler.

2. Rıza Hoca’nın Youla’nın isteğini reddetmesi olağan ama eğer Youla’yı kaybetmek istemese güzel bir üslup ile bu işi bu kadar arapsaçı olmadan çözebilirdi. Belki de Diyarbakırspor maçında kaçırdığı gollerin siniri ile üstüne bir de izin isteyince patlamış olabilir Youla’ya.

3. Youla’nın şimdiye kadarki futbolculuk kariyerinde hiçbir teknik direktörle kavga ettiğini hatırlamıyorum. Muhakkak kendisini çok zedeleyen bazı olaylar yaşamıştır ki kendi iddiasına göre 2 aydır sakat sakat oynuyormuş. Nitekim bunların sonucunda teknik direktörü ile bu kadar aşağı seviyelerde kavga edecek duruma geldi ama yine 1. maddedeki gibi ben profesyonel futbolcuyum diyip ondan sonra profesyonelce alınmış bir karara saygı duymamak ve kafasının estiğini yapmak Youla’nın Eskişehirspor’daki futbol hayatını bitirdi.

4. Gelelim Rıza Çalımbay’a. Bir teknik direktörün futbolcusu ile aralarında ne yaşanırsa yaşansın olayla ya da futbolcu ile ilgili medyaya çıkıp bu kadar derinlemesine konuşması hatta işi futbolcunun kişiliğine saldıracak cümlelere kadar getirmesi de yanlış. Teknik direktörün böyle bir olayda diyebileceği tek söz ” Futbolcu profesyonelliğe yakışmayacak br harekette bulunmuş ve bunun sonucunda kadro dışı bırakılmıştır.” olmalı. Futbolcu ne söylerse söylesin…

5. Eskişehirspor yönetimi de bu olaydaki en suçlu görünen taraf. Olaylar bu şekilde gerçekleşirken olayın içine girip yaşananları bıçak gibi kesecek mevki kulüp yönetimidir. Onlar da Youla’nın maliyetinden kurtulmak için sanırım Youla’nın kaçması için gerekli ortamın oluşmasını beklediler.

Sonuç olarak Youla’nın Eskişehirspor kariyeri sona erdi gibi görünüyor. Sona erdi diyemiyorum çünkü biz birbirlerine küfür edip daha sonra sarmaş dolaş olanları da gördük bu ülkede. Ama Eskişehirspor gibi Türkiye Liglerinin saygın bir kulübünün adının futbol başarılarının yerine bu tip olaylarla medyaya taşınması beni bir futbolsever olarak çok üzdü.

Rıza Çalımbay-Youla-Profesyonellik

Aralık 22, 2009, 11:07 pm | Eskişehirspor, Futbol, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
1-2 gündür Eskişehirspor’da teknik direktör Rıza Çalımbay ile Youla arasında cereyan eden olaylar spor kamuoyunda biliniyor. Youla, Eskişehirspor’un ilk yarıdaki son lig maçı olan Diyarbakırspor maçından sonra sakat olduğu gerekçesi ile Türkiye Kupası maçında oynamak istemiyor ve yılbaşı için erkenden ülkesinin yolunu tutmayı planlıyor. Youla’nın bu planı Rıza Hoca’nın reddi ile bozuluyor. Youla da bunun üzerine tası tarağı toplayıp ülkesinin yolunu tutup Rıza Hoca’yı medya yoluyla topa tutuyor. Aslında yaşananlar her sezon yılbaşları öncesi takımlarda yabancı oyuncularla kulüpler arasında yaşanan yani spor kamuoyunun hiç yabancı olmadığı bir olay. Burada çoğu kulüp, oyuncusunun suyuna gidip gerekli izni kendilerine veriyor ama arada Rıza Hoca gibi kararlar alanlar da çıkıyor. Hocanın yaptığı yanlış mıdır doğru mudur onu bilemem ama her iki tarafın medyada birbiri hakkındaki demeçleri hiç doğru değil. Youla’nın Fransa’ya iner inmez Rıza Hoca için yaptığı “sahtekar” açıklamasına Rıza Çalımbay’dan “nankör” açıklaması ile karşılık geliyor. Ama bunlar hep medya yolu ile oluyor. Yani kol kırılır yen içinde kalır sözü bu olayda kesinlikle işlemiyor. Hatta herkes duysun istenircesine özellikle medya kullanılıyor gibi geliyor bana. İşin ilginç yanı, olanlara ve açıklamalara bakılırsa Eskişehir yönetimi de ne Youla’ya ne de Rıza Hoca’ya “sus be kardeşim, niye medya ile sürekli konuşuyorsun?” demiyor ya da diyor ama yönetimi de takan yok. Youla zaten kadro dışı onun takmamasını anlarım da Rıza Hoca’nın bu şekilde Youla’nın kişiliğine zarar verecek kadar ileri giden açıklamaları yönetim tarafından da destekleniyor sonucu çıkıyor tüm bu olaylar ve açıklamalardan sonra. Yani olaya genel olarak bakıldığında baştan aşağıya yanlışlarla dolu. Yanlışlar ne peki?
1. Youla’nın izin isteğinin reddedilmesinden sonra takımdan ayrılması en baştaki yanlış. İş sözleşme imzalamaya gelince profesyonelim diye ortada dolaşanlar o profesyonellik ilkeleri kendi ayaklarına dolaşınca da susmasını, kafasını öne eğip istenileni yapmasını da bilmeliler.

2. Rıza Hoca’nın Youla’nın isteğini reddetmesi olağan ama eğer Youla’yı kaybetmek istemese güzel bir üslup ile bu işi bu kadar arapsaçı olmadan çözebilirdi. Belki de Diyarbakırspor maçında kaçırdığı gollerin siniri ile üstüne bir de izin isteyince patlamış olabilir Youla’ya.

3. Youla’nın şimdiye kadarki futbolculuk kariyerinde hiçbir teknik direktörle kavga ettiğini hatırlamıyorum. Muhakkak kendisini çok zedeleyen bazı olaylar yaşamıştır ki kendi iddiasına göre 2 aydır sakat sakat oynuyormuş. Nitekim bunların sonucunda teknik direktörü ile bu kadar aşağı seviyelerde kavga edecek duruma geldi ama yine 1. maddedeki gibi ben profesyonel futbolcuyum diyip ondan sonra profesyonelce alınmış bir karara saygı duymamak ve kafasının estiğini yapmak Youla’nın Eskişehirspor’daki futbol hayatını bitirdi.

4. Gelelim Rıza Çalımbay’a. Bir teknik direktörün futbolcusu ile aralarında ne yaşanırsa yaşansın olayla ya da futbolcu ile ilgili medyaya çıkıp bu kadar derinlemesine konuşması hatta işi futbolcunun kişiliğine saldıracak cümlelere kadar getirmesi de yanlış. Teknik direktörün böyle bir olayda diyebileceği tek söz ” Futbolcu profesyonelliğe yakışmayacak br harekette bulunmuş ve bunun sonucunda kadro dışı bırakılmıştır.” olmalı. Futbolcu ne söylerse söylesin…

5. Eskişehirspor yönetimi de bu olaydaki en suçlu görünen taraf. Olaylar bu şekilde gerçekleşirken olayın içine girip yaşananları bıçak gibi kesecek mevki kulüp yönetimidir. Onlar da Youla’nın maliyetinden kurtulmak için sanırım Youla’nın kaçması için gerekli ortamın oluşmasını beklediler.

Sonuç olarak Youla’nın Eskişehirspor kariyeri sona erdi gibi görünüyor. Sona erdi diyemiyorum çünkü biz birbirlerine küfür edip daha sonra sarmaş dolaş olanları da gördük bu ülkede. Ama Eskişehirspor gibi Türkiye Liglerinin saygın bir kulübünün adının futbol başarılarının yerine bu tip olaylarla medyaya taşınması beni bir futbolsever olarak çok üzdü.

>Tu Kaka!

Aralık 22, 2009, 11:03 pm | Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Cüneyt Çakır: UEFA Hakem Komitesinin elit hakemler listesine aldığı FIFA hakemimiz

Tu Kaka!

Aralık 22, 2009, 11:03 pm | Futbol kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Cüneyt Çakır: UEFA Hakem Komitesinin elit hakemler listesine aldığı FIFA hakemimiz

>Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz!

Aralık 22, 2009, 7:34 pm | Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Trabzonspor İstanbul’a deplasmana gelmiş, havalimanında uçaktan yeni inmişler taraftar pankart açmış, Fenerbahçe maçından önce vefat eden taraftarlarla alakalı “Onlar sizin için öldüler, siz onlar için ne yaptınız?” yazmışlar. Yetmiyor kapıdan çıkar çıkmaz Şenol Güneş’i sıkıştırıp futbolcuları kötülüyor, utansınlar, bizi kahrettiler Fener maçında diyorlar. Güneş lisanı münasiple taraftarlara yanlış yaptıklarını bir sorumluluk varsa kendine ait olduğunu, bu hareket ve sözlerle camiayı yıprattıklarını söylüyor.

Takım otobüse biniyor, otellerine doğru gidecekler, taraftar birden otobüsün önünü sarıyor, başlıyorlar Fatih Tekke diye bağırmaya. Hareket ettirmiyorlar aracı, Tekke de Tekke diye bağırıyorlar. Broos varken Güneş diye bağırdılar avaz avaz, şimdi Güneş geldi Tekke diye bağırıyorlar! Yarın Tekke gelince kimin adını söyleyeceksiniz bağıra bağıra, kim var sırada? Güneş geldi bir Fener maçında eskittiniz, Tekke gelir 3 maç gol atamaz başını yersiniz, Teknik Direktör, futbolcu, yönetici, başkan fark etmez. Taraftarın bu kafası ve bu tutumuyla, böylesi zulümle Trabzon’dan hiç bir şey olmaz! Yazık ki ne yazık! Kınaları hazırlasa bari o çok bilen ordinaryüs taraftarlar.

Trabzonspor’dan Hiç Bir Şey Olmaz!

Aralık 22, 2009, 7:34 pm | Futbol, Sıkıntı, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Trabzonspor İstanbul’a deplasmana gelmiş, havalimanında uçaktan yeni inmişler taraftar pankart açmış, Fenerbahçe maçından önce vefat eden taraftarlarla alakalı “Onlar sizin için öldüler, siz onlar için ne yaptınız?” yazmışlar. Yetmiyor kapıdan çıkar çıkmaz Şenol Güneş’i sıkıştırıp futbolcuları kötülüyor, utansınlar, bizi kahrettiler Fener maçında diyorlar. Güneş lisanı münasiple taraftarlara yanlış yaptıklarını bir sorumluluk varsa kendine ait olduğunu, bu hareket ve sözlerle camiayı yıprattıklarını söylüyor.

Takım otobüse biniyor, otellerine doğru gidecekler, taraftar birden otobüsün önünü sarıyor, başlıyorlar Fatih Tekke diye bağırmaya. Hareket ettirmiyorlar aracı, Tekke de Tekke diye bağırıyorlar. Broos varken Güneş diye bağırdılar avaz avaz, şimdi Güneş geldi Tekke diye bağırıyorlar! Yarın Tekke gelince kimin adını söyleyeceksiniz bağıra bağıra, kim var sırada? Güneş geldi bir Fener maçında eskittiniz, Tekke gelir 3 maç gol atamaz başını yersiniz, Teknik Direktör, futbolcu, yönetici, başkan fark etmez. Taraftarın bu kafası ve bu tutumuyla, böylesi zulümle Trabzon’dan hiç bir şey olmaz! Yazık ki ne yazık! Kınaları hazırlasa bari o çok bilen ordinaryüs taraftarlar.

>Oyuna Saygı Kalmadı

Aralık 21, 2009, 9:56 pm | Acayip İşler, Futbol, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bir sahanın içine etmeleri eksikti. Önce Lehmann kale arkasını mesken edindi sonra Gothard sahadan çıkmaya bile tenezzül etmedi. Futbol daha fazla ne kadar çirkinleştirilebilir acaba?

Oyuna Saygı Kalmadı

Aralık 21, 2009, 9:56 pm | Acayip İşler, Futbol, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Bir sahanın içine etmeleri eksikti. Önce Lehmann kale arkasını mesken edindi sonra Gothard sahadan çıkmaya bile tenezzül etmedi. Futbol daha fazla ne kadar çirkinleştirilebilir acaba?

>Kafaya Çıkmak

Aralık 20, 2009, 10:07 pm | Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Kafaya çıkmak, çıkıp kafa topunu almak, alıp o topu temas ettiğin tek ve kısacık anda gole gidecek arkadaşına asist olarak ikram etmek marifettir. Öyle çıkmış olmak için topa yükselmek değil, bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek için değil, giydiğin formanın, aldığın paranın hakkını vermek için, dünyayla bağını kesip havada süzüldüğün o anda bir çok şeyi aynı anda yapıp var olabilmek, var edebilmek için kafaya çıkmak sanattır. Uzun zamandır kendime adıma hasrettim ben böyle bir kafaya, o kafa kim ne derse desin Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancılardan biri olan Alex’in kafası. Teşekkürler, futbolu sevdirdiğin, futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha gösterdiğin için.

Kafaya Çıkmak

Aralık 20, 2009, 10:07 pm | Fenerbahçe, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Kafaya çıkmak, çıkıp kafa topunu almak, alıp o topu temas ettiğin tek ve kısacık anda gole gidecek arkadaşına asist olarak ikram etmek marifettir. Öyle çıkmış olmak için topa yükselmek değil, bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek için değil, giydiğin formanın, aldığın paranın hakkını vermek için, dünyayla bağını kesip havada süzüldüğün o anda bir çok şeyi aynı anda yapıp var olabilmek, var edebilmek için kafaya çıkmak sanattır. Uzun zamandır kendime adıma hasrettim ben böyle bir kafaya, o kafa kim ne derse desin Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancılardan biri olan Alex’in kafası. Teşekkürler, futbolu sevdirdiğin, futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha gösterdiğin için.

>Korkmayın İmzalayın

Aralık 19, 2009, 11:05 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Ey kendisinden ransfer yapması beklenen Galatasaray Yönetimi! Eğer transfer yapacaksanız ilk imza attıracağınız adam Harry Kewell olmalı. Korkmayın, çekinmeyin, acaba bu eleman da Nonda gibi kontratı uzatır, sonra kendini yayar mı diye düşünmeyin! Bu adamın adı Harry Kewell, bu adam Hagi’den sonra Galatasaraylılık ruhunu yaşayan, yaşatan ilk yabancı! Altyapıdan gelenden daha fazla Galatasaraylı! Bu adam tam bir futbol asilzadesi! Bu adam sadakatin, iş ahlakının, adamlığın ne demek olduğunun canlı ispatı!

Korkmayın İmzalayın! Mümkünse 3 ya da 4 sene! Kenarda kulübede oturacak olsa bile bu takıma, arkadaşlarına katacağı o kadar çok şey var ki!

Futbolu Kewell gibi adamlar yüzünden çok seviyorum, siz de artık Kormayın İmzalayın! Bizi futboldan soğutmayın!

Korkmayın İmzalayın

Aralık 19, 2009, 11:05 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Ey kendisinden ransfer yapması beklenen Galatasaray Yönetimi! Eğer transfer yapacaksanız ilk imza attıracağınız adam Harry Kewell olmalı. Korkmayın, çekinmeyin, acaba bu eleman da Nonda gibi kontratı uzatır, sonra kendini yayar mı diye düşünmeyin! Bu adamın adı Harry Kewell, bu adam Hagi’den sonra Galatasaraylılık ruhunu yaşayan, yaşatan ilk yabancı! Altyapıdan gelenden daha fazla Galatasaraylı! Bu adam tam bir futbol asilzadesi! Bu adam sadakatin, iş ahlakının, adamlığın ne demek olduğunun canlı ispatı!

Korkmayın İmzalayın! Mümkünse 3 ya da 4 sene! Kenarda kulübede oturacak olsa bile bu takıma, arkadaşlarına katacağı o kadar çok şey var ki!

Futbolu Kewell gibi adamlar yüzünden çok seviyorum, siz de artık Kormayın İmzalayın! Bizi futboldan soğutmayın!

>Bukalemunlar

Aralık 17, 2009, 11:00 pm | Futbol, Kitap kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Tarkan Kaynar hayatla ilişkimizin kesik olduğu günlerde göndermişkitabının tanıtımını, dolayısıyla ancak farkına vardık. Futbolla ilgili yazılan her kitap güzeldir felsefesiyle aşağıya tanıtım videosunu koyduk. Çok satması bol bol okunması dileğiyle Tarkan Kaynar’a başarılar. Gecikme için kusura bakma diyelim bir de.

futbolun bukalemunları
Yükleyen futbolunbukalemunu. – sitcom, skeç, komedi, eğlence, komedi videoları, komik videolar, komik

Bukalemunlar

Aralık 17, 2009, 11:00 pm | Futbol, Kitap kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tarkan Kaynar hayatla ilişkimizin kesik olduğu günlerde göndermişkitabının tanıtımını, dolayısıyla ancak farkına vardık. Futbolla ilgili yazılan her kitap güzeldir felsefesiyle aşağıya tanıtım videosunu koyduk. Çok satması bol bol okunması dileğiyle Tarkan Kaynar’a başarılar. Gecikme için kusura bakma diyelim bir de.

futbolun bukalemunları
Yükleyen futbolunbukalemunu. – sitcom, skeç, komedi, eğlence, komedi videoları, komik videolar, komik

>Nereye Gittiysen Dön Be Arkadaş…

Aralık 17, 2009, 9:44 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Nereye Gittiysen Dön Be Arkadaş…

Aralık 17, 2009, 9:44 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Yeni Hayatımın İlk Günü

Aralık 16, 2009, 7:11 am | Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Yeni Hayatımın İlk Günü

Aralık 16, 2009, 7:11 am | Hayat kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

>Yorumsuz

Aralık 12, 2009, 1:51 am | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

Yorumsuz

Aralık 12, 2009, 1:51 am | Acayip İşler, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
According to Fenerbahce manager Christoph Daum, players Colin Kazim-Richards (pictured above, right, very happy), Vederson (above, left, also very happy), Fabio Bilica and Santos “organized ’sex-marathons’ in a hotel in Istanbul.”

From Goal:
“Sadly, I have to confirm that the rumours are true. I’m absolutely shocked to find out that these kinds of things are happening. I never expected Fenerbahce players to get involved in something like this,” said Daum to German newspaper Bild.

Daum opted to visit the hotel where the ’sex-marathons’ allegedly took place to discuss the situation with hotel personnel and came to the conclusion that the aforementioned players were indeed involved in the scandal.

That must have been a fun investigation…

Daum: Yeah, hi, um this might be a weird question, but…have my players been having marathon bang sessions in your hotel?
Hotel Employee: Yes. They bang here quite often.
Daum: Great, thanks a bunch.

Anyway, Daum has transfer listed all four players, which kind of doesn’t make sense, because if these guys are having marathon sex sessions they must be pretty fit. I’m not so sure you’d want to lose that.

Ne bileyim kendi aramızda birbirimize sallarız ederiz eyvallah ta dışarıdan olunca nedense kanıma dokundu.

Kaynak

>Keita-Elano-Kewell Geldi; Sıra Sende Arda…

Aralık 11, 2009, 10:56 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Antalyaspor 2-3 Galatasaray
Maçtan önce günlerdir Antalyaspor’un teknik direktörü Mehmet Özdilek’in kendine müthiş güvenen açıklamaları, üstüne 4-5 maçtır Antalya’da Antalyaspor’a karşı üstünlük sağlayamamış olmak, eksiklikler, formsuzluklar ve özgüven eksikliği. Tüm bunları üstüste koyunca ilk yirmi dakikada maç 2-0 Antalyaspor lehine geldi.

Halbuki maça o kadar da kötü kötü başlamadı Galatasaray. Hatta çok da iyi başladı denebilir. 5. dakikada “takım çok iyi başladı devam…” dedim ama içimde nedense sıkıntı vardı çünkü herşeyden önce kalede Franco onun önünde formsuz bir defans dörtlüsü vardı. İşte iyi başladı lafından sonra maaşallah demeyi, dilimizi ısırmayı unuttuk olan oldu 1. gol geldi. Ama böyle de gol yenmez ki. Evet Antalyaspor bu sezon ligde en çok kafa golü atan takım olabilir, evet buna karşı ekstra bazı uygulamalara girişilebilir ama Galatasaray gibi birbiri ile uyumsuz 4 tane adamın olduğu defans ile yapılacak en son uygulama ofsayt tuzağıdır. Hadi birini yedin eyvallah bari aklını başını al da ikincisinde akıllı ol adam adama markaja geç. Yok tutturdular bir ofsayt tuzağı 2. golü de aynı şekilde yediler. Karbon kağıdında elde edilmiş gibi atılmış iki gol. Bu uygulamayı yaptıranın Rijkaard olduğuna inanmıyorum ya da inanmak istemiyorum. Çünkü eğer bunu Rijkaard uygulattıysa oyuncularını halen daha tanımıyor demektir. İkinci gol de gelince film tamamen koptu zannetti Antalyasporlu oyuncular, teknik ekipleri ve taraftarı.

Halbuki Galatasaray’ın eğer orta sahada oyunu sırtlayabilecek bir tanecik oyuncusu olursa neler olabileceği ligin ilk haftalarında çok güzel gösterilmişti. Hele şükür Elano çıktı sahneye. Hele şükür diyorum çünkü Elano’nun ceza sahasının içine girdiği ya da etrafında dolandığı her pozisyona yarım gol diyorum ben. Bu maçta da tam düşündüğüm ya da istediğim veya beklediğim pozisyonda oynadı. Fizik gücü de son iki maçta diğer maçlara göre çok çok iyiydi. Bununla birlikte 2-0 dan sonra maçın içine Kewell ve Keita’nın da girmesiyle bende seyir defterine yazılacak yazının sonu değişebilecek hissi uyandı. Tek düşüncem eğer ilk yarıda bir gol bulunabilirse ve Antalyasporlu futbolcular skoru koruma hissiyle geriye çekilirse maçın çevrileceği, en azından beraberliğin sağlanabileceğiydi ki maç tam bu şekilde gelişti.

İlk golde Harry çaktı olmadı, top kaleye girmeyeceğim diye inat etti ancak ne var ki Keita hay senin gibi topa diyip kalenin içine kadar soktu topu. Bu arada Keita’nın hakkını vermeden geçmeyeceğim. Maçın en iyisiydi, dönüştürücüsüydü, katalizörüydü. Oynayası vardı, dağıttı kendi tarafını. Karşısına bir adam koydu rakip heyet, hadi ordan dedi; yetmedi iki adam koydular, bu kadar mı der gibi bir havadaydı. Kısacası hem ben buyum dedi hem de Rijkaard’a da mesajını attı.

Maç 2-1 olduktan sonra ilk yarının bitmesine uzun denebilecek bir süre vardı ancak Galatasaray tempoyu yükseltemedi. Burada Arda’ya bir kaç kelam etmek lazım. Kaptanımız, seviyoruz ama günden güne daha da yavaş oynamaya başladı. Topu ayağını alıyor, bekliyor, sanki rakip defans bir yerine geçsin bizim oyunculara karşı pozisyonlarını alsınlar ondan sonra der gibiydi, artı zaman zaman anlamsız çalımlar yapmaya çalışıyor. Olmuyor, ileriye dönük oynayanlar arasında en sırıtan oyuncu. He kötü mü oynuyor, bir işe yaramıyor mu? Buna da hayır derim ama beklentilerin çok çok altında. Aslında bu eleştirileri yapmam da haksız geliyor. Neden mi hangi futbolcu var ki hep üst düzeyde olsun? Sezona diğer oyunculardan bir ay öncesinden başlayan bir oyuncu zirveye belli bir sürede ulaşır ve sonra düşemeye başlar. Arda’da da şu anda o düşüş var kanımca.

İlk yarı bittiğinde tek düşüncem ikinci yarının ilk 3-5 dakikalık bölümünün ne olacağı idi ki maç başladı Antalyasporlu oyuncular Galatasaraylıları geride karşılamaya başladılar gol kesin gelir dedim ama yiyebileceğimiz de aşikardı ki Galatasaray’ın ikinci golünden önce Antalyaspor’un kaçırdığı pozisyon döndü, Elano’dan işte sen busun dedirtecek gol geldi. Hem o kendine geldi hem de Galatasaraylıları kendine getirdi.

Diğer yandan Keitacan bu akşam çok iyi bir örnek oldu kendini en küçük bir darbede tutmada çekmede bırakanlara. Bazen bireysel direnç bile maçı kendi ekibine kazandırır. Keita’yı çektiler düşmedi tuttular düşmedi olmadı adam sırtına çıkmaya çalıştı devam etti Harry’ye güzel bir pas verdi Harry de gerekeni yaptı. Maç 3-2 oldu ama maçın bu şekilde biteceği de muallaktaydı, daha gol olacağı gibi bir oyun vardı. Antalyaspor golü bulabilirdi, Galatasaray farkı açabilirdi ama ikisi de olmadı maç bu skorla bitti.

Şimdi gelelim iki oyuncuya: Sedat Ağçay ve Yalçın Ayhan. Maç içinde iyi oynasınlar gol atsınlar coşsunlar coştursunlar eyvallah. Ama terbiyesiz ve sportmenliğe yakışmayacak bir şekilde hem hakemin hem de Galatasaraylı oyuncuların üzerine oynanmaz. Nasıl bir kuyruk acısıysa kendilerindeki her Galatasaray maçında hangi takımda olurlarsa olsunlar çirkinliklerle görüntülerde oluyorlar. Zaten ikisine hakem de dayanamadı belli bir müddet sonra kartlarını aldılar, rahatladılar. Biri Keita’yı diğeri de Kewell’ı sürekli tekmelerle durdurmaya çalıştı. Ama Allah büyük ki tutmaya çalıştıkları iki oyuncu bu gecenin parlayan yıldızlarıydı.

Zaten son maçlarda Kewell’a yapılan acayip sertlikler var. Hakemler de çoğu zaman bu sertliklere de göz yumuyor ya da göremiyorlar. Helal olsun o mülayim insanı da çıldırttılar en sonunda. Yazıya Cenky’nin teklifi ile son vereyim:

Kewell bu takıma başkan da olsun, t.d. de olsun, futbolcu da olsun, herşey olsun. O kadar ağır ve efendi ki Başkan desen sırıtmaz, takımını saha içinde yönetme eğilimini bu sezon daha çok gösteriyor ki teknik direktör olarak kenara koy sırıtmaz, sahanın içine girince ise öpüyorum onun alnından ne alnı her yanından :)))))

Evet maçı kazandık ama hiç pembe tabloya gerek yok. Geçen haftaki maçtan farklı bir şey yok. İki yüzlü bir Galatasaray var halen daha. Orta sahanın ileriye dönük kısmına geçince herşey güllük gülistanlık Avrupai bir takım, tam ters yönü düşününce çatladıkapıspor kadar gücü olmayan bir takım. Yani kısacası sıkıntılar hala devam ediyor. Kewell, Arda, Keita, Elano’nun birbirlerine bağlantılarını kesen her takıma karşı Galatasaray zorlanır ki bu akşam torbadan beklenmeyen bir isim çıktı, o da Elano’ydu. Çıktı bir daha da girmez inşallah…

Keita-Elano-Kewell Geldi; Sıra Sende Arda…

Aralık 11, 2009, 10:56 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Antalyaspor 2-3 Galatasaray
Maçtan önce günlerdir Antalyaspor’un teknik direktörü Mehmet Özdilek’in kendine müthiş güvenen açıklamaları, üstüne 4-5 maçtır Antalya’da Antalyaspor’a karşı üstünlük sağlayamamış olmak, eksiklikler, formsuzluklar ve özgüven eksikliği. Tüm bunları üstüste koyunca ilk yirmi dakikada maç 2-0 Antalyaspor lehine geldi.

Halbuki maça o kadar da kötü kötü başlamadı Galatasaray. Hatta çok da iyi başladı denebilir. 5. dakikada “takım çok iyi başladı devam…” dedim ama içimde nedense sıkıntı vardı çünkü herşeyden önce kalede Franco onun önünde formsuz bir defans dörtlüsü vardı. İşte iyi başladı lafından sonra maaşallah demeyi, dilimizi ısırmayı unuttuk olan oldu 1. gol geldi. Ama böyle de gol yenmez ki. Evet Antalyaspor bu sezon ligde en çok kafa golü atan takım olabilir, evet buna karşı ekstra bazı uygulamalara girişilebilir ama Galatasaray gibi birbiri ile uyumsuz 4 tane adamın olduğu defans ile yapılacak en son uygulama ofsayt tuzağıdır. Hadi birini yedin eyvallah bari aklını başını al da ikincisinde akıllı ol adam adama markaja geç. Yok tutturdular bir ofsayt tuzağı 2. golü de aynı şekilde yediler. Karbon kağıdında elde edilmiş gibi atılmış iki gol. Bu uygulamayı yaptıranın Rijkaard olduğuna inanmıyorum ya da inanmak istemiyorum. Çünkü eğer bunu Rijkaard uygulattıysa oyuncularını halen daha tanımıyor demektir. İkinci gol de gelince film tamamen koptu zannetti Antalyasporlu oyuncular, teknik ekipleri ve taraftarı.

Halbuki Galatasaray’ın eğer orta sahada oyunu sırtlayabilecek bir tanecik oyuncusu olursa neler olabileceği ligin ilk haftalarında çok güzel gösterilmişti. Hele şükür Elano çıktı sahneye. Hele şükür diyorum çünkü Elano’nun ceza sahasının içine girdiği ya da etrafında dolandığı her pozisyona yarım gol diyorum ben. Bu maçta da tam düşündüğüm ya da istediğim veya beklediğim pozisyonda oynadı. Fizik gücü de son iki maçta diğer maçlara göre çok çok iyiydi. Bununla birlikte 2-0 dan sonra maçın içine Kewell ve Keita’nın da girmesiyle bende seyir defterine yazılacak yazının sonu değişebilecek hissi uyandı. Tek düşüncem eğer ilk yarıda bir gol bulunabilirse ve Antalyasporlu futbolcular skoru koruma hissiyle geriye çekilirse maçın çevrileceği, en azından beraberliğin sağlanabileceğiydi ki maç tam bu şekilde gelişti.

İlk golde Harry çaktı olmadı, top kaleye girmeyeceğim diye inat etti ancak ne var ki Keita hay senin gibi topa diyip kalenin içine kadar soktu topu. Bu arada Keita’nın hakkını vermeden geçmeyeceğim. Maçın en iyisiydi, dönüştürücüsüydü, katalizörüydü. Oynayası vardı, dağıttı kendi tarafını. Karşısına bir adam koydu rakip heyet, hadi ordan dedi; yetmedi iki adam koydular, bu kadar mı der gibi bir havadaydı. Kısacası hem ben buyum dedi hem de Rijkaard’a da mesajını attı.

Maç 2-1 olduktan sonra ilk yarının bitmesine uzun denebilecek bir süre vardı ancak Galatasaray tempoyu yükseltemedi. Burada Arda’ya bir kaç kelam etmek lazım. Kaptanımız, seviyoruz ama günden güne daha da yavaş oynamaya başladı. Topu ayağını alıyor, bekliyor, sanki rakip defans bir yerine geçsin bizim oyunculara karşı pozisyonlarını alsınlar ondan sonra der gibiydi, artı zaman zaman anlamsız çalımlar yapmaya çalışıyor. Olmuyor, ileriye dönük oynayanlar arasında en sırıtan oyuncu. He kötü mü oynuyor, bir işe yaramıyor mu? Buna da hayır derim ama beklentilerin çok çok altında. Aslında bu eleştirileri yapmam da haksız geliyor. Neden mi hangi futbolcu var ki hep üst düzeyde olsun? Sezona diğer oyunculardan bir ay öncesinden başlayan bir oyuncu zirveye belli bir sürede ulaşır ve sonra düşemeye başlar. Arda’da da şu anda o düşüş var kanımca.

İlk yarı bittiğinde tek düşüncem ikinci yarının ilk 3-5 dakikalık bölümünün ne olacağı idi ki maç başladı Antalyasporlu oyuncular Galatasaraylıları geride karşılamaya başladılar gol kesin gelir dedim ama yiyebileceğimiz de aşikardı ki Galatasaray’ın ikinci golünden önce Antalyaspor’un kaçırdığı pozisyon döndü, Elano’dan işte sen busun dedirtecek gol geldi. Hem o kendine geldi hem de Galatasaraylıları kendine getirdi.

Diğer yandan Keitacan bu akşam çok iyi bir örnek oldu kendini en küçük bir darbede tutmada çekmede bırakanlara. Bazen bireysel direnç bile maçı kendi ekibine kazandırır. Keita’yı çektiler düşmedi tuttular düşmedi olmadı adam sırtına çıkmaya çalıştı devam etti Harry’ye güzel bir pas verdi Harry de gerekeni yaptı. Maç 3-2 oldu ama maçın bu şekilde biteceği de muallaktaydı, daha gol olacağı gibi bir oyun vardı. Antalyaspor golü bulabilirdi, Galatasaray farkı açabilirdi ama ikisi de olmadı maç bu skorla bitti.

Şimdi gelelim iki oyuncuya: Sedat Ağçay ve Yalçın Ayhan. Maç içinde iyi oynasınlar gol atsınlar coşsunlar coştursunlar eyvallah. Ama terbiyesiz ve sportmenliğe yakışmayacak bir şekilde hem hakemin hem de Galatasaraylı oyuncuların üzerine oynanmaz. Nasıl bir kuyruk acısıysa kendilerindeki her Galatasaray maçında hangi takımda olurlarsa olsunlar çirkinliklerle görüntülerde oluyorlar. Zaten ikisine hakem de dayanamadı belli bir müddet sonra kartlarını aldılar, rahatladılar. Biri Keita’yı diğeri de Kewell’ı sürekli tekmelerle durdurmaya çalıştı. Ama Allah büyük ki tutmaya çalıştıkları iki oyuncu bu gecenin parlayan yıldızlarıydı.

Zaten son maçlarda Kewell’a yapılan acayip sertlikler var. Hakemler de çoğu zaman bu sertliklere de göz yumuyor ya da göremiyorlar. Helal olsun o mülayim insanı da çıldırttılar en sonunda. Yazıya Cenky’nin teklifi ile son vereyim:

Kewell bu takıma başkan da olsun, t.d. de olsun, futbolcu da olsun, herşey olsun. O kadar ağır ve efendi ki Başkan desen sırıtmaz, takımını saha içinde yönetme eğilimini bu sezon daha çok gösteriyor ki teknik direktör olarak kenara koy sırıtmaz, sahanın içine girince ise öpüyorum onun alnından ne alnı her yanından :)))))

Evet maçı kazandık ama hiç pembe tabloya gerek yok. Geçen haftaki maçtan farklı bir şey yok. İki yüzlü bir Galatasaray var halen daha. Orta sahanın ileriye dönük kısmına geçince herşey güllük gülistanlık Avrupai bir takım, tam ters yönü düşününce çatladıkapıspor kadar gücü olmayan bir takım. Yani kısacası sıkıntılar hala devam ediyor. Kewell, Arda, Keita, Elano’nun birbirlerine bağlantılarını kesen her takıma karşı Galatasaray zorlanır ki bu akşam torbadan beklenmeyen bir isim çıktı, o da Elano’ydu. Çıktı bir daha da girmez inşallah…

>Ahhhh ah Sinan Bolat!

Aralık 10, 2009, 1:33 am | Futbol, ozhano, UCL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Şahsi olarak hayatla ilgili çok sıkıntılar çektiğimiz şu zamanlarda yüzümüzü güldürdü bu adam. Bilmiyorum nedendir ama inanıyordum bu adama, çok defa destekledim, iyi olduğunu söyledim. Şampiyonlar Liginde gol attığı için değil bu dediklerim, takımını çok maçta kurtardığı ve hala daha kurtarmaya devam ettiği için… (Alttaki resimdekinin kulağı çınlasın!)
Sinan İle İlgili Önceki Yazılar:
1
2
Bunları şimdi okuyunca yüzümün kara çıkmamasından dolayı memnun oluyorum…
p.s. Yakında bu arkadaş da hem Galatasaray hem de Fenerbahçe’ye hafta hafta sırayla transfer haberi yazılan futbolcular listesine eklenecektir. Tersini düşünen var mı?
p.p.s Galatasaray yönetimi Sinan’ı Türkiye’ye getirsin, biraz bizim Leo’yla sürtünsünler. (Daha önce yazılan bir yazı sebebiyle bir açıklama yapmam gerekir: Yukarıdaki cümlede sürtünme kelimesi yeteneklerin bulaşması anlamında kullanılmıştır ve mecazi bir anlam taşımaktadır. Aklımızdan zorumuz mu var anladık tabi demeyin, bunu da yaşadık biz.)

Ahhhh ah Sinan Bolat!

Aralık 10, 2009, 1:33 am | Futbol, ozhano, UCL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Şahsi olarak hayatla ilgili çok sıkıntılar çektiğimiz şu zamanlarda yüzümüzü güldürdü bu adam. Bilmiyorum nedendir ama inanıyordum bu adama, çok defa destekledim, iyi olduğunu söyledim. Şampiyonlar Liginde gol attığı için değil bu dediklerim, takımını çok maçta kurtardığı ve hala daha kurtarmaya devam ettiği için… (Alttaki resimdekinin kulağı çınlasın!)
Sinan İle İlgili Önceki Yazılar:
1
2
Bunları şimdi okuyunca yüzümün kara çıkmamasından dolayı memnun oluyorum…
p.s. Yakında bu arkadaş da hem Galatasaray hem de Fenerbahçe’ye hafta hafta sırayla transfer haberi yazılan futbolcular listesine eklenecektir. Tersini düşünen var mı?
p.p.s Galatasaray yönetimi Sinan’ı Türkiye’ye getirsin, biraz bizim Leo’yla sürtünsünler. (Daha önce yazılan bir yazı sebebiyle bir açıklama yapmam gerekir: Yukarıdaki cümlede sürtünme kelimesi yeteneklerin bulaşması anlamında kullanılmıştır ve mecazi bir anlam taşımaktadır. Aklımızdan zorumuz mu var anladık tabi demeyin, bunu da yaşadık biz.)

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.