Depremi Unutmamak İçin (Bir Yaşayanın Gözünden Deprem Anı)

Ağustos 17, 2010, 4:05 am | deprem, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

…Birşeyler gelecek başımıza diyorduk arkadaşlarla birbirimize. Hayrı alamet değildi bu kadar sıcak bir hava. Geceleri uyumak ne mümkün. Yine arkadaşlarla oturduk yine böyle bir sıcak yaz akşamında sitenin çay bahçesinde. Gırgır, şamata, devam etti muhabbet gecenin 12 sine kadar. Muhabbet de tabiki ÖSS ve ayrılacak olmamızdı. O sitede neredeyse birlikte doğmuş birlikte büyümüştük. Aynı anaokulu aynı ilkokul aynı ortaokul ve aynı lise. Hiç ayrılık olmamıştı. Üstüne üstlük yaz tatillerini bile ailelerimiz birlikte organize ediyorlardı. Arkadaşlık kardeşliğe dönüşmüştü kısacası.

Neyse muhabbet bitti evlere ayrıldık. Eve geldim bizimkiler yatmıştı. Ben de uyuyayım dedim ama ne mümkün. Bütün pencereler açık ama ufacık bir rüzgar bile yok. Vantilatörü açayım diyorum o bile yetmiyor vücudum yapış yapış. Allahım ne bu sıcak ne bu nem diyorum içten içe ve kalkmaya karar veriyorum. Balkona çıkıyorum. Balkonda takılıyorum gecenin ilerleyen saatlerine kadar. Bir süre sonra babam geliyor balkona. Ne oldu bir yerin mi ağrıyor diyor. Yok uyuyamadım diyorum. Saatine bakıp bak saat 3 olmuş hadi yat uyu diyor. İnanamadığım için ben de saatime bakıyorum gerçekten de saat 02.55. Abartmayım uyumaya çalışayım diyorum. Yatıyorum yatağıma.
Yatıyorum ama dön sağa dön sola yok uyuyamıyorum. Gözlerim açık öylece duruyorum yatakta. Bir anda sol tarafımdaki pencereden tüm gökyüzü aydınlanıyor. N’oldu demeye kalmadan bir gürültü ve sallanmaya başlıyoruz. İlk başta çok yavaş. Gözlerimi kapatıyorum yan taraftaki duvara iyice yapışıp şimdi biter zaten bekleyeyim diyorum. Ardından bir önceki gürültüden daha yüksek bir ses. Benden “Allahım bitir n’olur” diye bir haykırış. Tabi bu olanlar 2-3 snlik bir zamanda oluyor. Sarsıntı gittikçe artıyor. O andan itibaren kendimi çok iyi hatırlıyorum. Cenin pozisyonuna geçmişim. Bacaklarımı dizlerimden büküp kollarımla bacaklarımı bağlamışım ve ardarda kelime-i şehadet getiriyorum. O anda bile hala daha düşünebiliyorum. Kendime bak görüyormusun ölüm korkusu içine düşünce nasıl da Allah’a dönüyorsun yalvarıyorsun diyorum.
Neyse sarsıntıdan artık acayip sesler geliyor evin içinden ama aklıma hiç yataktan kalkıp kaçmak gelmiyor. O arada annemin “Özhan” diye haykırışını duyuyorum sanki ipimi koparmış gibi kalkacak oluyorum. Ama kalkamıyorum çünkü üzerime yatağımın tam karşısındaki gardrop düşmüş hiç farkında bile değilim. Ama biraz zorlayıp canımın acısıyla kalkıyorum. Kapıyı açacağım fakat o da ne kapı açılmıyor, deprem alttan vurunca kapının dili kilitlenmiş. Kapı bana doğru açıldığı için de tekme atmak da mantıksız. Kaldık diyorum burada öldük garanti, anneme “kaç” diye bağırıyorum. Gitmem diyor ve ağlıyor. Ne yapayım diye düşünüyorum ama kurtuluş yok. Pencereden atlayacağım ama önünü birşey tamamen kapatmış. Oda kapısının camını kırıyorum ne alakaysa. Oradan geçmem mümkün değil. Elim yaralanıyor ama düşünen kim? Annemin elini tutuyorum. “Git” diyorum, gitmem diyor. Ölürsek beraber kalırsak beraber diyor canım annem. Bu arada babam hiç ortalıkta yok. Daha sonra öğreniyorum ki can korkusuna deprem başlayınca bir anda koşup binanın ana girişine kadar kaçmış, tam o anda biz aklına gelmişiz ve geri dönmüş. O geliyor çekil diyor bana kapının arkasından. Sağlam bir tekme atıyor kapıya ve o illet kapı, yelkenleri suya indirip açılıyor, açılmasıyla üçümüz de koşmaya başlıyoruz bu arada dışarıdan sesleri duyuyorum babama, anneme ve bana olan çığlıkları. Evin holünden geçerken ayaklarıma birşeyler batıyor ama can acısı falan hiç yok.
Dışarıya çıkıyorum gökyüzünü milyonlarca yıldız aydınlatıyor. Ömrümde o kadar çok yıldız görmemiştim. Yere bakıyorum yer yarılmış gibi girintili çıkıntılı. “Oha yer yarılmış” diyorum. Tüm dostlar hem ağlıyor hem de kucaklaşıyoruz. Bu arada kesilen elim aklıma geliyor bakıyorum bir damla kan akmıyor. Hani bir deyim vardır “Korkudan kanı çekilmek” diye. Parmağıma bakınca kemiği görüyorum ama kan yok. Oradaki dostlardan biri arabasından ilk yardım çantasını çıkarıyor ve elimi oksjenli su ve tendürdiyot ile temizleyip sargı beziyle sarıyor. Bu arada sabahın ilk ışıkları ile etrafın hali de ortaya çıkıyor. Benim yer yarılmış diye gördüğüm yere binanın çatısının dolgularının düşmesiyle oluşan girinti çıkıntılarmış. Ömrümde bir kere ağladığını görmediğim babam ağlamaya başlıyor bana çaktırmadan. Annem ne oldu diye sorduğunda “Ben binanın kapısına vardığımda daha Allah’ın bir kulu yoktu ve eğer siz aklıma gelmeseniz bu dolgular benim kafama düşecekti” diyor. Babamın o lafından sonra hiçbirimiz gözyaşlarımızı tutamıyoruz.
Daha sonra sabah oluyor eve giriyoruz salondaki televizyon benim odama gelmiş nasıl olduysa ki evin birbirine en uzak odaları. Mutfaktakiler salona gelmiş, oturma odasındakiler mutfağa yani herşey darmadağın olmuş. “Buradan nasıl çıkmışız biz?” diyorum.
Evde yapılacak birşey kalmayınca şehrin merkezine iniyorum. Tek kelime ile koskoca şehir dümdüz olmuş. En yakın arkadaşımın evine gidiyorum. Yanındaki koskoca bina onun yattığı odayı ortadan biçmiş. Ne oldu diye birilerine soracağım ama herkes birilerini arıyor kime soracaksın. Sonra uzaktan bir ışık gibi bir şey yaklaşıyor. Arkadaşımdı. Birbirimize öyle hızlı koşuyor ve sarılıyoruz ki kemiklerimizi kıracak gibi oluyoruz. Nasıl kurtuldun diyorum. Sapanca’daydık hepimiz diyor. O da o şekilde kurtuluyor. Ama herkes onlar kadar şanslı değilmiş. O apartmandaki herkes ölmüş. Zaten şimdi bile o ölü kokusu burnumun dibinde. Arama kurtarma çalışmalarına katılıyoruz AKUT ve askerlerle birlikte. Kurtardığımız insanların ettiği dualar insana daha bir güç veriyor. Daha şevkle katılıyorsun çalışmalara. Nitekim yardımcı oluyoruz çalışanlara. Böyle geçiyor depremden sonraki ilk gün. Sonraki günler de böyle geçiyor ve insan adapte oluyor o zor yaşam şartlarına.
İşte 17 Ağustos depreminin her saniyesini bir-fiil yaşayan bir Sakaryalının yaşadıkları. Allah bir daha kimseye böyle bir deprem ya da böyle bir acı göstermesin. Maaşallah buralarda yeni yapılan binalara yine 4-5 kat izinleri verilmeye başlandı. Hiçbir zaman yaşadıklarımızdan, ya da başkalarının başına gelen bu tip hiçbir olaydan ders almıyoruz. Bakalım ne zaman deprem gerçeğini anlayacağız?
Başkaları unutsa da biz UNUTMUYORUZ, UNUTTURMUYORUZ, UNUTTURMAYACAĞIZ; her sene 17 Ağustos’ta bu yazıyı yayınlayacağım, tıpkı geçen sene olduğu gibi.
Reklamlar

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.