Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

Eylül 28, 2009, 9:50 am | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, tatil, TSL kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.” İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin “kolunu” kesmeye geldi…

>Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

Eylül 28, 2009, 9:50 am | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, tatil, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.” İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin “kolunu” kesmeye geldi…

Andre ve Steffi

Eylül 15, 2009, 4:07 pm | Hayat, tatil, Tenis kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Küçükken, yalanım yok, büyüyünce Andre Agassi olup Steffi Graf’la evlenmek istiyordum. Şöyle bir 15-16 yaşıma gelene kadar sürdü bu istek bende. Sonra eşimle tanışınca tükendi zaten 😀 Ama itiraf etmeliyim Andre Agassi ile Steffi Graf’ın gizlice bir ilişki yaşayıp evlendiklerini duyduğumda tam anlamıyla şok geçirmiştim. Beni kortlara ısıtıp saatlerce televizyonda tenis izletebilen 2 isimdi onlar ve artık aynı eve yaşayacaklardı. İlk tepkim “Çocukların ne olacağını düşünemiyorum!” olmuştu.

Çift mutlu beraberliklerine devam ediyor. Yorumculuk ve reklamlardan öyle bir para kazanıyorlar ki başka iş yapmalarına gerek yok, hatta çoğunlukla çocukların da bir sıkıntısı yoksa hem dünyayı geziyor hem de önemli turnuvaları yerinde izliyorlar. Yukarıdaki fotoğraf Wimbledon’a gidelim diye yola çıkan çiftin “Salla Wimbledon’ı falan, haydi kumsala kaçalım” dediği Temmuz ayından. Agassi ve Graf 7,5 yaşındaki oğulları Jaden ve 5,5 yaşındaki kızları Jaz Elle ile Capri adasında tatildeyken çekilmiş. Her ikisi de sanki hiç yaşlanmamış, hele Graf bırak ikiyi hiç çocuk doğurmamış gibi. Çok seviyorum bunları ben gerçekten. Ömür boyu mutlulukları devam eder umarım.

>Andre ve Steffi

Eylül 15, 2009, 4:07 pm | Hayat, tatil, Tenis kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Küçükken, yalanım yok, büyüyünce Andre Agassi olup Steffi Graf’la evlenmek istiyordum. Şöyle bir 15-16 yaşıma gelene kadar sürdü bu istek bende. Sonra eşimle tanışınca tükendi zaten 😀 Ama itiraf etmeliyim Andre Agassi ile Steffi Graf’ın gizlice bir ilişki yaşayıp evlendiklerini duyduğumda tam anlamıyla şok geçirmiştim. Beni kortlara ısıtıp saatlerce televizyonda tenis izletebilen 2 isimdi onlar ve artık aynı eve yaşayacaklardı. İlk tepkim “Çocukların ne olacağını düşünemiyorum!” olmuştu.

Çift mutlu beraberliklerine devam ediyor. Yorumculuk ve reklamlardan öyle bir para kazanıyorlar ki başka iş yapmalarına gerek yok, hatta çoğunlukla çocukların da bir sıkıntısı yoksa hem dünyayı geziyor hem de önemli turnuvaları yerinde izliyorlar. Yukarıdaki fotoğraf Wimbledon’a gidelim diye yola çıkan çiftin “Salla Wimbledon’ı falan, haydi kumsala kaçalım” dediği Temmuz ayından. Agassi ve Graf 7,5 yaşındaki oğulları Jaden ve 5,5 yaşındaki kızları Jaz Elle ile Capri adasında tatildeyken çekilmiş. Her ikisi de sanki hiç yaşlanmamış, hele Graf bırak ikiyi hiç çocuk doğurmamış gibi. Çok seviyorum bunları ben gerçekten. Ömür boyu mutlulukları devam eder umarım.

>Aachen’daki Lezzet Durağı: La Dolce Vita

Ağustos 26, 2009, 5:33 pm | Hayat, tatil kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Almanya seyahatinin 4 gününü geçirdiğimiz Aachen’da yurt dışına çıkışlarımız içinde ilk kez aç kalmadık! Ya da daha doğru bir tabirle doya doya yemek yiyebildik. McDonalds, Burger King ksakacında tavuklu menüler etrafında geçen öğünlerdense, Aachen’da keşfettiğimiz lezzet durağı adeta unutulmazlarımız arasına girdi.

La Dolce Vita. Bir İtalyan restoranı. Akdeniz mutafağının çeşitliliği ve damak tadımıza uygunluğunu düşünerek eşimin ısrarıyla oturduk restorana. Menüsü makarna ve pizza ağırlıklı olmakla beraber etli ve vejeteryan ürünlerlerle de gayet genişti. Makarna yemeğe karar verdik ve kullandıkları ürünleri görmek istedik. Menü geneli İtalyanca olduğu için ne olduğunu çözemediğimiz şeyleri incelerken “Türkçe’de onun adı fesleğen” dememle birlikte İtalyan garson, ki sonradan adının Antonio olduğunu öğrendik, heyecanla bizi çekerek bahçedeki masada oturan orta yaşlı bir beyin yanına getirdi. Beyefendi restoranın sahibi Nejat Temel imiş, yani bildiğin Türk. O zengin menü ve adını ilk kez duyduğumuz yemeklerin arkasından bir Türk çıktı. Ankaralı, RWTH Metalurji Mühendiliği mezunu, zamanında tekstil, sağlık ürünleri ve sanayi makineleri ticareti yapmış, 12 senedir Gıda sektöründe karar kılmış tam bir beyefendi. Daha yemeği yemeden güleryüzü ve hoş sohbetiyle doymuştu bile karnımız.

La Dolce Vita’nın menüsündeki bir çok yemeğin kendi buluşu ve tarifi olduğunu öğrendik. Diğerlerini her yerde yersiniz ama makarna çeşitlerini denemenizi ısrarla tavsiye ediyorum deyince kendisinin bizim için seçim yapmasını istedik. Pasta di crema Tartuffo (Türüf mantarı soslu bandelude makarnası) ve Kuzu etli Rigatoni. Yemekler gelene kadar merak içindeydik, tereddütlüydük ama tabaklar önümüze konduktan sonraki 15 dakikada aldığımız zevki anlatmanın imkanı yok. Özellikle türüf soslu bandelude bizi kendimizden geçirdi. Türüf mantarı çok nadir bulunan ve kilogramı binlerce tl değerinde olan bir mantar. Nejat Bey o mantarı ve yoğun lezzetini ekonomik kullanıp bildiğimiz kültür mantarı ve sadece irmik ile yumurtadan mamül makarnası ile birleştirip harika bir lezzet bütünü çıkarmış ortaya. Ha keza kuzu etli rigatoni de öyle. Sonraki günler farklı ve leziz pizzalarını ve makarnalarını denesek de son gün yine de vazgeçemedik Pasta Tartuffo’dan.

Yemek hazırlanırken gelen yeni fırından çıkmış küçüçük ekmeklerle ikram edilen, halis tereyağı ve taze baharatlardan oluşan, özellikle kırmızı biber, dere otu ve sarmısağın muhteşem bir tat kattığı aperatif tadımlığı da mutlaka tatmak gerek.

Geniş menüsü ve farklı tatlarıyla Alexanderstrasse’nin Peterstrasse ile birleştiği köşede hizmet veren La Dolce Vita’ya yolunuz Aachen’a düşerse mutlaka uğrayın, eğer Aachen’da yaşıyorsanız hemen yarın gidin derim. Hatta selamımızı da iletin Nejat Bey’e….

Aachen’daki Lezzet Durağı: La Dolce Vita

Ağustos 26, 2009, 5:33 pm | Hayat, tatil kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Almanya seyahatinin 4 gününü geçirdiğimiz Aachen’da yurt dışına çıkışlarımız içinde ilk kez aç kalmadık! Ya da daha doğru bir tabirle doya doya yemek yiyebildik. McDonalds, Burger King ksakacında tavuklu menüler etrafında geçen öğünlerdense, Aachen’da keşfettiğimiz lezzet durağı adeta unutulmazlarımız arasına girdi.

La Dolce Vita. Bir İtalyan restoranı. Akdeniz mutafağının çeşitliliği ve damak tadımıza uygunluğunu düşünerek eşimin ısrarıyla oturduk restorana. Menüsü makarna ve pizza ağırlıklı olmakla beraber etli ve vejeteryan ürünlerlerle de gayet genişti. Makarna yemeğe karar verdik ve kullandıkları ürünleri görmek istedik. Menü geneli İtalyanca olduğu için ne olduğunu çözemediğimiz şeyleri incelerken “Türkçe’de onun adı fesleğen” dememle birlikte İtalyan garson, ki sonradan adının Antonio olduğunu öğrendik, heyecanla bizi çekerek bahçedeki masada oturan orta yaşlı bir beyin yanına getirdi. Beyefendi restoranın sahibi Nejat Temel imiş, yani bildiğin Türk. O zengin menü ve adını ilk kez duyduğumuz yemeklerin arkasından bir Türk çıktı. Ankaralı, RWTH Metalurji Mühendiliği mezunu, zamanında tekstil, sağlık ürünleri ve sanayi makineleri ticareti yapmış, 12 senedir Gıda sektöründe karar kılmış tam bir beyefendi. Daha yemeği yemeden güleryüzü ve hoş sohbetiyle doymuştu bile karnımız.

La Dolce Vita’nın menüsündeki bir çok yemeğin kendi buluşu ve tarifi olduğunu öğrendik. Diğerlerini her yerde yersiniz ama makarna çeşitlerini denemenizi ısrarla tavsiye ediyorum deyince kendisinin bizim için seçim yapmasını istedik. Pasta di crema Tartuffo (Türüf mantarı soslu bandelude makarnası) ve Kuzu etli Rigatoni. Yemekler gelene kadar merak içindeydik, tereddütlüydük ama tabaklar önümüze konduktan sonraki 15 dakikada aldığımız zevki anlatmanın imkanı yok. Özellikle türüf soslu bandelude bizi kendimizden geçirdi. Türüf mantarı çok nadir bulunan ve kilogramı binlerce tl değerinde olan bir mantar. Nejat Bey o mantarı ve yoğun lezzetini ekonomik kullanıp bildiğimiz kültür mantarı ve sadece irmik ile yumurtadan mamül makarnası ile birleştirip harika bir lezzet bütünü çıkarmış ortaya. Ha keza kuzu etli rigatoni de öyle. Sonraki günler farklı ve leziz pizzalarını ve makarnalarını denesek de son gün yine de vazgeçemedik Pasta Tartuffo’dan.

Yemek hazırlanırken gelen yeni fırından çıkmış küçüçük ekmeklerle ikram edilen, halis tereyağı ve taze baharatlardan oluşan, özellikle kırmızı biber, dere otu ve sarmısağın muhteşem bir tat kattığı aperatif tadımlığı da mutlaka tatmak gerek.

Geniş menüsü ve farklı tatlarıyla Alexanderstrasse’nin Peterstrasse ile birleştiği köşede hizmet veren La Dolce Vita’ya yolunuz Aachen’a düşerse mutlaka uğrayın, eğer Aachen’da yaşıyorsanız hemen yarın gidin derim. Hatta selamımızı da iletin Nejat Bey’e….

Rötar Yorgunu

Ağustos 24, 2009, 8:09 pm | Hayat, tatil kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Uçağımız tam 4 saat rötar yapınca Düsseldorf’tan bir hayli gecikmeli dönmüş olduk. Rötarlı dönüş sonrası Havalimanı’ndan bir de Sakarya’ya kadar araba kullanmak bir hayli hırpaladı. Ramazan’a duyulan özlemle tutulan oruç da haliyle kafaya vurdu, ancak kendime geliyorum iftar sonrası. Uçağın rötar sebebi yolcu camlarından birinin kırılmasıymış. Değiştirilmesi ve uçağın tekrar hazır hale gelmesi bir hayli uzayınca haliyle dengemiz de bozuldu. Ama olsun 1 hafta içine sığdırılmış 1 kongre, 3 ülke, 4 şehir ve 2 otel’in nazarlığı olsun bu da.

Aachen’a en yakın havalimanları Köln ve Düsseldorf’ta. Biz Düsseldorf’u tercih ettik moda ve fuar kenti olması nedeniyle. İner inmez trenle Aachen’a geçtik. Aachen’da kalırken hem bir kongreye katıldık hem de Hollanda’nın Maastricht ve Belçika’nın Liege şehirlerini ziyaret ettik kiraladığımız arabayla. Sonrasında 3 günü Düsseldorf’ta geçirip döndük Türkiye’ye.

Anlatacak çok şey var ama öylesine yorgunum ki hem dolu dolu geçen seyahat hem rötar hem Ramazan fazla geldi. Kendimi toparlar toparlamaz döneceğim Salata’ya. Gitmeden şunu da söylemezsem ölürüm 😀 Düsseldorf’un hatta Almanya’nın en ünlü alışveriş caddesi “Königsallee”, kısaca Kö diyorlar. Yani neymiş Düsseldorf’un orta yeri Kö’ymüş!

>Rötar Yorgunu

Ağustos 24, 2009, 8:09 pm | Hayat, tatil kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Uçağımız tam 4 saat rötar yapınca Düsseldorf’tan bir hayli gecikmeli dönmüş olduk. Rötarlı dönüş sonrası Havalimanı’ndan bir de Sakarya’ya kadar araba kullanmak bir hayli hırpaladı. Ramazan’a duyulan özlemle tutulan oruç da haliyle kafaya vurdu, ancak kendime geliyorum iftar sonrası. Uçağın rötar sebebi yolcu camlarından birinin kırılmasıymış. Değiştirilmesi ve uçağın tekrar hazır hale gelmesi bir hayli uzayınca haliyle dengemiz de bozuldu. Ama olsun 1 hafta içine sığdırılmış 1 kongre, 3 ülke, 4 şehir ve 2 otel’in nazarlığı olsun bu da.

Aachen’a en yakın havalimanları Köln ve Düsseldorf’ta. Biz Düsseldorf’u tercih ettik moda ve fuar kenti olması nedeniyle. İner inmez trenle Aachen’a geçtik. Aachen’da kalırken hem bir kongreye katıldık hem de Hollanda’nın Maastricht ve Belçika’nın Liege şehirlerini ziyaret ettik kiraladığımız arabayla. Sonrasında 3 günü Düsseldorf’ta geçirip döndük Türkiye’ye.

Anlatacak çok şey var ama öylesine yorgunum ki hem dolu dolu geçen seyahat hem rötar hem Ramazan fazla geldi. Kendimi toparlar toparlamaz döneceğim Salata’ya. Gitmeden şunu da söylemezsem ölürüm 😀 Düsseldorf’un hatta Almanya’nın en ünlü alışveriş caddesi “Königsallee”, kısaca Kö diyorlar. Yani neymiş Düsseldorf’un orta yeri Kö’ymüş!

YUMULLLL

Haziran 22, 2009, 4:49 pm | hatıra, ozhano, tatil, şarkı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

http://www.youtube.com/get_player

Tatil yolunda Antalya’ya giderken dinlediğimiz Çubuklu Yaşar’ın “YUMUL” isimli bu eserini ilk önce o andan sonra Yaşar’ın bir numaralı fanatiği!!! olan sevgili Cenky’ye daha sonra Anıtur’un turist rehberi, bizim her türlü derdimizi çeken, canımız, ciğerimiz Abdullah Şahin’e itaf ediyorum. Abdullah sen bizim herşeyimizsin:D

Lütfen sözleri dikkatli dinleyelim. Cenky sen de Yaşar’ın oynayışa dikkat et. Alt taraf sabit üst taraf çalışıyor, hatta hareketleri şarkının sonuna doğru ayrı bir hal alıyor. Bil bakalım bana kimi hatırlattı?

Bu arada Yaşar’ın bu klibinde adları görünen Başkent Müzik ve Gazino Renk’ten de reklam ücretimi rica ediyorum.

>YUMULLLL

Haziran 22, 2009, 4:49 pm | hatıra, ozhano, tatil, şarkı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

>

http://www.youtube.com/get_player

Tatil yolunda Antalya’ya giderken dinlediğimiz Çubuklu Yaşar’ın “YUMUL” isimli bu eserini ilk önce o andan sonra Yaşar’ın bir numaralı fanatiği!!! olan sevgili Cenky’ye daha sonra Anıtur’un turist rehberi, bizim her türlü derdimizi çeken, canımız, ciğerimiz Abdullah Şahin’e itaf ediyorum. Abdullah sen bizim herşeyimizsin:D

Lütfen sözleri dikkatli dinleyelim. Cenky sen de Yaşar’ın oynayışa dikkat et. Alt taraf sabit üst taraf çalışıyor, hatta hareketleri şarkının sonuna doğru ayrı bir hal alıyor. Bil bakalım bana kimi hatırlattı?

Bu arada Yaşar’ın bu klibinde adları görünen Başkent Müzik ve Gazino Renk’ten de reklam ücretimi rica ediyorum.

Tatilden Döndük!

Haziran 21, 2009, 6:57 pm | Hayat, tatil kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ozhano ile birlikte çıktığımız tatilden bu sabah döndük. Kendimize bir gelelim, bünye memlekete alışşın, fişek gibi dalacağız ortama. Biz yokken gelen giden herkese ve tabii ki buraları başı boş bırakmayan sevgili volkanbk3’e sevgiler, saygılar…

>Tatilden Döndük!

Haziran 21, 2009, 6:57 pm | Hayat, tatil kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

>Ozhano ile birlikte çıktığımız tatilden bu sabah döndük. Kendimize bir gelelim, bünye memlekete alışşın, fişek gibi dalacağız ortama. Biz yokken gelen giden herkese ve tabii ki buraları başı boş bırakmayan sevgili volkanbk3’e sevgiler, saygılar…

Tatildeyiz

Haziran 14, 2009, 5:49 pm | Hayat, ozhano, tatil kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir hafta ben ve Cenky ortalıkta görünmeyeceğiz. Gerçi Cenky’nin işi belli olmaz. Eğer bu gece Orlando yenerse coşup yine birşeyler yazabilir. Görüşmek üzere…

Ekleme Cenky: Tatile gidiyoruz, coşma ihtimalimiz her zaman baki ama şehri terk etmemize dakikalar kala da sevgili volkanbk3’e sesleniyorum buradan: Canım kardeşim başı boş bırakma buraları, salata bozulmasın, sirke şaraplaşmasın.

Herkese mutluluk, sağlık ve güzellikler dolu günler. Kendimizi sıfırlayıp gelelim, etrafa rahatsızlık vermeyelim…

>Tatildeyiz

Haziran 14, 2009, 5:49 pm | Hayat, ozhano, tatil kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

> Bir hafta ben ve Cenky ortalıkta görünmeyeceğiz. Gerçi Cenky’nin işi belli olmaz. Eğer bu gece Orlando yenerse coşup yine birşeyler yazabilir. Görüşmek üzere…

Ekleme Cenky: Tatile gidiyoruz, coşma ihtimalimiz her zaman baki ama şehri terk etmemize dakikalar kala da sevgili volkanbk3’e sesleniyorum buradan: Canım kardeşim başı boş bırakma buraları, salata bozulmasın, sirke şaraplaşmasın.

Herkese mutluluk, sağlık ve güzellikler dolu günler. Kendimizi sıfırlayıp gelelim, etrafa rahatsızlık vermeyelim…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.