Milli Takım’dan Umudumu Kestiğim An

Şubat 2, 2011, 9:11 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Teknik direktör Hiddink, “Bundesliga’da(Almanya 1. Futbol Ligi) Borussia Dortmund’da oynayan Nuri Şahin, sezonun ilk yarısında en önemli oyunculardan biriydi. Ancak sizde milli takımda şans bulamıyor. Neden” sorusu üzerine ise Nuri ile birçok kez konuştuğunu belirterek, takımda onun mevkisi olan orta sahada çok iyi oyuncuların bulunduğunu, kendisine yer bulmak için bu rekabeti kabullenmesi ve bunun için mücadele etmesi gerektiğini kaydetti. Kaynak: Milliyet

Allah aşkına kim o çok iyi oyuncular, Nuri’den daha iyi, daha etkili, milli takımı sürükleyen, Nuri’nin kesemeyeceği adamlar kim? Türkiye’ye gelen teknik adamlar kademeli olarak sapıtıyorlar ya da farkında olmadan biz onları çok büyütmüş olduğumuz için kariyeri boyu yaptığı hataları görmezden gelmiş oluyoruz. Hiddink de bu yolda. Ama bu yol bizi biteren yol. Milli Takım’dan ümidimi kesmiş durumdayım, Allah sonumuzu hayır etsin.

Türkiye 83-82 Sırbistan (Yenilmekten değil sevindikten sonra üzüleceğim diye korktum…)

Eylül 12, 2010, 9:15 am | Basketbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

1. Son 1 dakikada skorların eşitlendiği andan sonra ömrümden ömür geçirdiği için Hidayet’i affetmeyeceğim. Benim gibi basketboldan az çok anlayan biri bile evin içinde “Hido potaya git, üçlük deneme, en azından faul aldırırsın” diye bağırıp çağırırken O’nun inadına, belki de kahraman olmak için üçlük denemesi maçı kaybetmemize neden olabilirdi. Şükür ki o ana kadar maçı Kesely ile birlikte götüren Teodosic’in aynı Hido gibi topu içeriden kullanmak yerine üçlük denemesi galibiyete yaklaştırdı.

2. %60-65 gibi düşük bir serbest atış yüzdesine sahip bir basket takımı eğer finale geliyorsa bu takımın gücünü küçümsemek yanlış olur. Ne var ki eğer kupayı istiyorsak bu yüzdeyi yükseltmemiz gerek.

3. Son 2-3 sn’deki Kerem Tunçeri’nin “o” basketi kesinlikle ilahi bir basketti. Çünkü kenardan top Hido’ya atıldığında dikkat edildiyse Hido, Kerem’e pas vermedi, top Hido’nun elinden bir anda kaçtı, adeta canlandı ve araya hiçbir Sırp oyuncu giremeyince Kerem ile buluştu ve basit bir turnike ile Kerem işi bitirdi. Bir de maçın o basket anını tekrar izlerseniz topu eline alan Semih’in basket olduktan sonra oyunu başlatmaya giden Sırp oyuncuya bağırışına bir dikkat edin. Sırp arkadaş kesin korktu ki önünde eğildi.

4. Murat Murathanoğlu “o” basketten sonra delirip kaç kere Kerem’in ismini söyledi?

5. Hido’nun maç bitimindeki röportajında spiker ile konuşurken “bize maddi ve manevi” diye başlayıp ertesinde “laylaylaylaylay ooooo Türkiyeee” diye bağlaması gerçekten komikti. Aynı şekilde maçın bittiğini zanneden oyuncu ve taraftarlara spiker ve Murat Murathanoğlu’nun “bitmedi hayır bitmedi” diye bağırması onların da ne kadar sahanın içinde olduklarının göstergesiydi.

6. Maçın bitmeyip son hücumu yapan Sırp takımının hücum taktiğine bayıldım. Top kenardaki adamdayken pota altındaki iki sırp oyuncu dışarıya doğru penetre etti ve kendilerini savunan bizim oyuncuları oradan çıkardılar. Bu arada üç sayı civarındaki Sırp oyuncu bizimkini ekarte edip içeri doğru koştu, topla buluştu ve topu tipleyerek potaya yolladı. O top eğer Semih’in bloğu olmasaydı büyük ihtimalle girecekti ve eğer yalancı bir seviçten sonra yenilseydik sinirimden sabah kadar uyuyamazdım. Yine de Semih’in oyunu iyi gözlemleyip son şutu atan Sırp’ın üzerine kara bulut gibi çöküşü savunmadaki konsantrasyonumuzun bir göstergesiydi bana göre. Ama ne kadar çirkef olduğunu düşünsem de bu kadar dahiyane bir taktik kuran İvkovic’e bu taktikten sonra aşırı derecede saygı duydum.

7. Tanjevic, yardımcıları başta Orhun Ene ve Harun Erdenay ve tabiki Turgay Demirel’i de unutmamak lazım. Daha yakın bir zamana kadar Tanjevic’in kellesini isteyen onca insana karşı durmak, ağır bir medikal operasyon geçirdikten sonra takımın başına geçip böylesine heyecanlı maçlarda sağlığını tehlikeye atmak, baş antrenör yokken takımı iyi bir şekilde antrene edip hazır tutabildikleri için teşekkürler hepsine.

8. Şimdi final maçı A.B.D. ile bugün 21.30’da. Akşam ki yorumlar nasıl olacak bakalım: “Buraya kadar gelmek zaten başlı başına bir başarıdır. Sonuçta karşımızda oynadığımız ülke basketbolun beşiği. Bizi son maçımıza kadar destekleyen herkese teşekkür ederiz” mi denilecek yoksa sanirim unutulmaz maclar serisinde seyrettiğim gibi Fatih terim’in sampiyonlugu anlatan kelimeleri olan “winner first” mü kullanılacak Tanjevic için de? UEFA Kupası’nın sonunda basin odasına giriste maglup olan hocayi durdurmuslar ve “siz buyrun demisler kazanan oldugunuz icin” dendikten sonra O’nun dediği gibi “Evet, buraya kadar gelmek bir başarıydı ama birinci olmak kupayı almak başlı başına, ayrı bir şey. Bakın basın toplantısında bile ne diyorlar: Winner first. Olay burada bitiyor” mu? Bekleyip göreceğiz…

9. Son olarak bir söz de Şahan’a. Güneş gözlüğüyle sanki güneşlenirmiş gibi maç seyretmek için mi kendisine yer ayrıldı acaba? İlla marjinal olmalıyım diye mi yapıyor acaba bunu, belki de gözünde bir kusuru vardır, bilemiyorum. Bir Jack Nicholson’u gördüm güneş gözlüğüyle maç seyreden bir de Şahan’ı. Ama Jack maçlarda deliriyordu hatırladığım kadarıyla.

Mesut Özil Bizim Futbolcumuz Değil!

Temmuz 8, 2010, 12:21 am | Afrika 2010, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Levent Özçelik ve Ömer Üründül iş başındaydı Almanya – İspanya maçında TRT’de. Levent Özçelik zaman zaman başarılı anlatımlarla öne çıkan bir isim olsa da o da fantastik (!) anlatımlarıyla çoğu zaman maçın önüne geçip Üründülle beraber maçın içine edebilen bir ağabeyimiz. Bu ağabeyimizin diğer Almanya maçlarında diğer spikerlerin yaptığı ve benim artık duymaktan sıkıldığım hatta nefret ettiğim şu cümleyi söylemesiyle, ayıptır söylemesi 120 ekran LCD ekran televizyonu parçalamanın eşiğinden döndüm. Televizyona fırlattığım kumandanın fırlattığım yere varmamış olması çok şükür ki beni masraftan kurtarmış oldu ama içimdeki siniri bastırmaya yetmedi haliyle. Çıldırıyorum bu “bizim oyuncumuz” lafını duydukça!

Bakın arkadaşım Mesut Özil bizim oyuncumuz değildir. Mesut Özil 15.10.1988 Gelsenkirschen doğumlu, Rot-Weiss Essen altyapısından yetişme, Schalke’de sahne alma, Werder Bremen’de yıldız olma, Türk asıllı ama Türkiye’ye bayram ziyaretleri ve cenazelere iştirak etme dışında gelmemiş, Alman okullarında okuyup Alman Kültürü ile büyümüş, bildiği yabancı diller İngilizce ve Türkçe olan, Alman bir sevgilisi olan, Müslüman bir Alman’dır. Mesut Özil bir Alman’dır, defalarca kez kendini Alman hissettiğini söylemiş bir futbolcudur.

O yüzden Allah aşkına yeter artık!

Hamit, Halil, Yıldıray bizim oyuncumuzdur ama ne Mesut, ne Serdar ne de diğer Alman, İsviçre milli takımlarını seçmiş oyuncular bizim oyuncumuz değildir. Bırakın bu işleri. Delirtmeyin beni!

Yabancı Kalmak

Haziran 24, 2010, 7:44 pm | Acayip İşler, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Elenen Fransa ve İtalya ile grubundan ancak 2. olarak çıkan İngiltere’yi düşünelim. Nedir bu ülkelerin ortak özellikleri? Ligleri yabancı futbolcu cenneti. Fransa’da o kadar dışarıda oynayan adam var ama demeyin! Çıkar Arsenal’i, United’ı, Chelsea’yi ne oldu? Sıkıntıda dediğimiz ülkenin topraklarında oynayan adamlar bunlar da. Hadi geçtik onları bak Arjantin’e, Brezilya’ya, Slovakya’ya, Uruguay’a, Paraguay’a. Ne var bu ülkelerde? Nerdeyse takımlarındaki herkes ülke dışında, hepsi lejyoner adeta. Farklı ülkelerin, farklı futbol kültürleriyle yoğrulmuş adamlar. Sentezi beceren adam akıllı bir hocayla geldikleri yer belli. Kaç İngiliz, kaç İtalyan, kaç Fransız var (Fransızlar için İngiltere’yi saymıyorum) yurt dışında forma terleten? Bu adamların takımları her sene Avrupa Kupaları’nda tepeye oynuyor. Ama Inter’de, United’da, Chelsea’de, Arsenal’de, Lyon’da kaç yerli isim sayabiliyoruz. Allah aşkına kaç İtalyan vardı Inter Şampiyonlar Ligini alırken ilk 11’de?

Ha tamam cenky anlattın da netice ne, sadede gel diyenler için: Turkcell Süper Ligde bu sezon itibariyle kadrolarda izin verilen yabancı oyuncu sayısı 10! Yurt dışında Milli Takım seviyesinde olup da forma giyen oyuncu sayısını hatırlayan var mı?

Nokta!

Milli Kadro İçimize Sindi mi?

Mayıs 15, 2010, 10:45 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Emre ve Okan’a jest yapılan ve kendi adıma bu nezaketten çok mutlu olduğum bir güzellikle başladı Hiddink göreve. Sinan Bolat (unutulan adamdı), Turgay Bahadır, Çağlar Birinci, Gökhan Zan, Toraman, Selçuklar, Necip, Nihat ve Sezer benim için sürpriz oldular. Ama sanki bu Milli Takım’da eksik olan birileri var gibi hissediyorum. Tam anlamıyla isim de veremiyorum işin ilginci. Gerçekten bu takımda eksik olan birileri var mı, bu kadro içimize sindi mi?

Şu eksik demek isteyen isteyen varsa buyrun yorumlarda tartışalım.

KALECİLER
1- VOLKAN DEMİREL FENERBAHÇE
2- ONUR RECEP KIVRAK TRABZONSPOR A.Ş
3- SİNAN BOLAT STANDARD LIEGE

SAVUNMA OYUNCULARI
4- SABRİ SARIOĞLU GALATASARAY A.Ş
5- EMRE AŞIK GALATASARAY A.Ş (JÜBİLE)
6- MEHMET TOPUZ FENERBAHÇE
7- GÖKHAN ZAN GALATASARAY A.Ş
8- İBRAHİM TORAMAN BEŞİKTAŞ A.Ş
9- F. EMRE GÜNGÖR GALATASARAY A.Ş
10 SERVET ÇETİN GALATASARAY A.Ş
11- CEYHUN GÜLSELAM TRABZONSPOR A.Ş
12- CANER ERKİN GALATASARAY A.Ş
13- ÇAĞLAR BİRİNCİ DENİZLİSPOR
14- İSMAİL KÖYBAŞI BEŞİKTAŞ A.Ş

ORTA SAHA OYUNCULARI
15- HAMİT ALTINTOP BAYERN MÜNİH
16- KAZIM KAZIM TOULOUSE
17- VOLKAN ŞEN BURSASPOR
18- MEHMET TOPAL GALATASARAY A.Ş
19- OKAN BURUK BÜYÜKŞEHİR BLD. SPOR (JÜBİLE)
20- SELÇUK ŞAHİN FENERBAHÇE
21- NECİP UYSAL BEŞİKTAŞ A.Ş
22- EMRE BELÖZOĞLU FENERBAHÇE
23- NURİ ŞAHİN BORUSSIA DORTMUND
24- SELÇUK İNAN TRABZONSPOR A.Ş
25- ARDA TURAN GALATASARAY A.Ş.
26- OZAN İPEK BURSASPOR
27- SEZER ÖZTÜRK ESKİŞEHİRSPOR

HÜCUM OYUNCULARI
28- TURGAY BAHADIR BURSASPOR
29- TUNCAY ŞANLI STOKE CITY
30- SEMİH ŞENTÜRK FENERBAHÇE
31- HALİL ALTINTOP EINTRACHT FRANKFURT
32- SERCAN YILDIRIM BURSASPOR
33- NİHAT KAHVECİ BEŞİKTAŞ A.Ş

Her yanımız Bataklık, Çamur…

Nisan 2, 2010, 9:08 am | Futbol, Milli Takım, Şike kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

* İLHAN CAVCAV: “… Hiçbir kulüp yöneticisi, futbolcusuna ’Gel kardeşim sen bu maç ver’ demez. Adam almış, böyle şerefsiz her cemiyette var. Adam kaleci… Bakın, bir şey söyleyeyim size, bunu Milli Takım yaptı. Bizde kaleci Petry vardı; ama Allah aşkına, bunları, sakın, basına, masına… Kimse yok değil mi?”
* KOMİSYON BAŞKANI HALUK İPEK: Basın yok.”
* SELAMİ UZUN : “Kayda geçiyor ama bunlar.”
* İLHAN CAVCAV: “Yav geçsin. Petry diye kaleci vardı bizde. Macar Milli Takımı’yla İstanbul’da oynuyoruz, Türkiye 3, Macaristan 0. (Maç 2-0 bitmişti) 25 bin dolar vermişler Petry’ye Federasyondan, el altından vermişler.”
* MURAT YILMAZER : “Bizimkiler veriyor?”
* İLHAN CAVCAV: “Bizimkiler veriyor. Bunu öğrendim, hemen o sene Petry’yi, mukavelesi de olduğu halde gönderdim; ama, ilk defa burada size söylüyorum.”
* AHMET ÇAĞLAYAN : “Ben soracaktım başkan Petry’yi ne yaptın diye? O F.Bahçe’yi kupa şampiyonluğundan etti bir sene değil mi? Çok güzel bir oyuncuydu.”
* İLHAN CAVCAV: “Tabii, tabii. Ama, işte, maalesef, milli maç bunlar. Efendim, yabancı oyuncu… Ülkenin insanları, orada… Yani, her cemiyette, takdir edersiniz…”
* SELAMİ UZUN: “Kendi ülkesini satmış.”
* İLHAN CAVCAV: “Kendi ülkesini satmış, tabii canım.”
* AHMET ÇAĞLAYAN: “Kayseri’de oynanan maçta geçilmez bir adamdı, hep öyle hatırlıyorduk…”

İlhan Cavcav doğru mu söylüyor yoksa kendini kurtarmak için hedefi en tepeye mi saptırıyor bilmem ama şu bahis olayları futbola girdi gireli artık kimse maç skorlarına güvenle bakamıyor. Gerçi tüm dünyada legal olarak kabul edilen bir olgudan kendi ülkeni nasıl muaf tutacaksın, mümkün değil. İş Atatürk’ün dediği gibi “Ahlaklı” sporcuya, yöneticiye kalıyor. O ahlaktan da nasibini almamışlar var çok fazla bu spor, özellikle futbol dünyasında.

Peki Şenes Erzik bunun üzerine ne konuşmuş: “Benim görev yaptığım bir yerde böyle şeylerin olması söz konusu olabilir mi? Bu tip konuların çok hassas konular olduğunu düşünüyorum. Ve şu anda bunların gündeme gelmesi de oldukça sakıncalı. 2016 Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği ypmak için uğraşan bir ülkeyiz. Umarım bir zararı dokunmaz. Federasyon’un böyle ilişkiler içinde olduğunu düşünmek de çok yanlış.”

Bravo vallahi Şenes Erzik’e. Şike iddialarının fazlalığından artık hassasiyet falan kalmadı ki neyin hassas konusundan bahsediyor bu Erzik, anlamadım gitti. Bütün kulüp takımları şike yapsın o önemli değil, hassas konularda değil onlar ama Milli Takım’ın adı şikeye karışırsa ortalık toz duman olur mu yani? Olacaksa olsun eğer durum buysa. Resmen, şimdi bunların zamanı değil, boşverin, olan olmuş demeye getirmiş. Her soruya politik cevaplar vermekten bıkmadı ömrü boyunca. Hayatı politika. Bu iddianın üzerine gidilsin, bu kokuşmuşluktan kurtulalım diyeceğine hala daha politik cevaplar veriyor. Zaten hep halı altına pislikleri ata ata bu hale geldi futbol. Her geçen gün izleyicisi azalıyor, marka değeri için 400-500 milyon eurolardan bahsediliyor ya gülmekten alamıyorum kendimi.

Arşivlik: Yapma Volkan Yapma!

Mart 30, 2010, 10:49 am | Futbol, komik, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
                   http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFZASldBXxI=                  

                       Video: yapma volkan yapma                                                  Benzer: amatör, doldu, hocam, komik, spiker, matrak

              

Sevgili Türker’in blogu Desportivo‘da gördüm bu videoyu. Gerçekten muhteşem. Arşivlik bir parça olduğu için paylaşmak istedim. Tekrar sağol Sevgili Türker.

Hiddink Rengini Belli Etti

Mart 14, 2010, 11:41 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Şu yukarıdaki haber Hollanda’nın De Telegraaf gazetesinden. Daha önce sorduğumuz sorunun cevabını vermiş Hiddink. Fildişi Sahilleri Milli Takımı’nın başına geçmeyecek Dünya Kupası’nda. “Eğer bu görevi kabul etseydim, Türkiye’de alacağım görevim kötü etkilenebilirdi. Türkiye ile bir milli maç seyahatim söz konusu.” demiş Hollandalı. Doğru yolu seçip paraya tamah etmediği için kutlayalım kendisini. Asıl mesaj ise milli maç seyahatim var demesi. Bu da Rusya ile kontratını daha önceden fesh etme ihtimalini gösteriyor ki bir artı da gönüllere bu noktada koyuyor Guus Hiddink. İlk karakter sınavını çok iyi verdi yeni Milli Hoca, rengini belli etti: Kırmızı.

Kaynak

Fildişi’nin Yeni Hocası Kim Olur?

Mart 10, 2010, 12:12 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 

Bu soruya cevap arayan ülkelerden biri de biziz. Hiddink’in 3 aylığına 1 milyon teklif eden Afrika ülkesini geri çevirip çevirmeyeceği konuşulurken gündeme başka isimler de geliyor. Soccernet’ten Jon Carter konu ile ilgili mevcut adayları yani Hiddink, Eriksson ve Trousier’i detaylı olarak anlatan bir yazı yazmış. Kendi adıma Mahmut Özgener’in “yapma, etme, Fildişi’ne gitme” tavsiye, rica hatta bana göre yalvarmalarını içeren talebine vereceği cevap, Dünya Kupası’na gidip gitmeme kararı almak Guus Hiddink’in hayat görüşünü açığa çıkartacak en önemli delil olacaktır. Ne Hiddink’in getirilmesi ne Oğuz Çetin tercihi ne de Türk Antrenör’e yabancı tercihi ile ilgili tek kelime etmedim bugüne kadar. Ancak Hiddink’in kararı kendisine hangi açıdan, hangi gözlerle bakılacağını belirleyecek. O yüzden Fildişi teknik direktörünü bulana kadar bekleyelim, Hiddink’le ilgili olarak sonra konuşalım diyelim. Ama şunu da araya sıkıştırmadan edemeyeceğim, geçen sene Chelsea’nin başındayken Hollandalı “Emekliliği ciddi ciddi düşünüyorum, hayatta ihtiyacım olan her şeyi kazandım” demişti.

Meclis Görev Başında! Hiddink’in Maaşı

Şubat 25, 2010, 5:10 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
http://www.internethaber.com/hiddinkin-maasi-meclis-gundeminde-232976h.htm

Bir arkadaşımızın yorumuyla haberimiz oldu gelişmeden, keşke Adsız olarak yazmasaydı da adını da öğrenseydik. Yaza yaza sonunda meclisin gündemine getirdiniz bu konuyu demiş yorumcu dostumuz. Son dönemde 2 kez üzerine yazdığımız konuydu Hiddink’in maaşı. Meclisi göreve davet etmiştik. Acaba Terim olduğu için mi bu kadar tepki veriliyordu yoksa gerçekten vekiller vekilliğimizi yapıp bu işleri kovalıyordu merak etmiştik. Terim’in 1,5 milyonuna kazan kaldırılırken Hiddink’in 3,5 + primlerine nasıl bir tavır takınılacaktı acaba dedik hep. DSP Genel Sekreteri ve Denizli milletvekili Hasan Erçelebi de bu işi doğru bulmayanlardan. Erçelebi hem Hiddink’in aldığı paraya hem de Milli (!) Takımın başına milliyeti başka olan bir çalıştırıcının gelmesine takmış durumda. Demek ki 1 kişi de olsa meclis de bizim gibi düşünenler varmış. Bakalım Erçelebi’nin soru önergesine ne cevap gelecek?

Meclisi Göreve Davet Ediyoruz! Yeniden!

Şubat 18, 2010, 5:49 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Aşağıdaki yazı sevgili ozhano’nun 10 Şubat’ta kaleme aldığı yazı. Bizim düşüncemizde hiç bir değişiklik yok. Anlaşılan Hiddink’e 3,5 milyon artı primler sözü verilmiş gibi ki bu da yaklaşık 5 milyon yapar. Bakalım Türk futbolunun bekçiliğini yapan Fatih Terim karşıtı kıymetli vekillerimizin sesi ne kadar çıkacak. Yazıyı aynen koyuyorum aşağıya.

Türk Milli Takımı’nın başına kimin geleceği ile ilgili haberlere bakılırsa, takımın başına geçecek kişi TFF’nin de başından beri söylediği gibi ünlü bir yabancı teknik adam olacak. Türkiye’yi tanıması, Türk Futbolu’na adapte olması, futbolcu mantalitesine alışması vs. epey bir vakit alacaktır. Ancak gelecek yabancı t.d. ün altına 3-4 tane Türk teknik adam yerleştirilerek adaptasyon ve tanıma süresinin olabildiğince kısalmasını sağlamaya çalışılacaktır. Ne var ki bu gelecek isimlerin söylenmeye başladığı ilk günden beri aklıma takılan takılan bir soru var.

Tamam, gelecek bu teknik direktör Milli Takımı çok ileri götürebilir, başarıların altına imzasını atabilir. İnşallah, beklenti de bu olmalı zaten. Gelecek t.d. kim olursa saygı duyulmalı, destek verilmeli.

Ancaaak, işin bir de maddi boyutu var. Şimdi ismi geçenlerden en ucuzunun yıllık maliyeti 3 milyon euro civarlarından başlıyor. Hele üzerinde en çok durulan isim olan Hiddink de ise bu maliyet 6 milyona kadar çıkıyor. Şimdi Fatih Terim Milli Takımın başında iken yıllık aldığı 1,4 milyon euro’ya laf edip, fazla bulup mecliste bu durumun görüşülmesini isteyenler, hatta konuyla ilgili soru önergesi verenler takımın başına aşağı yukarı 6 milyon euro ile Hiddink gelirse ne yapacaklar? Türkiye şartlarında Türk bir t.d. olunca aldığı 1-1.5 milyon euro fazlayken yabancı olunca 6 milyon euro normal bir bedel mi olacak? Açıkçası bu soruları Fatih Terim’in aldığı maaşın yüksek olduğunu düşünüp mecliste görüşülmesi talebinde bulunanların ya da soru önergesi verenlerin, yaptıkları bu olayı yanlış bulduğumdan değil; Fatih Terim için böyle bir şeyi yapanların, onun aldığının 3-4 katını alacak biri gelince nasıl bir faaliyet gerçekleştireceklerini merak ettiğim için soruyorum. Yoksa Fatih Terim’in maaşına takanların derdi devletin parasının har vurulup harman savurulması değil, Fatih Terim’in kendisi, kişiliği, Galatasaraylılık kimliği vs. daha başka birşey miydi?

Bakalım, TFF yarın öbür gün yeni t.d.’yi açıklayınca meclisten biri de çıkıp ” Kardeşim, bu milletin % bilmem kaçı yoksulluk sınırında yaşarken, biz daha 1 yıl önce Fatih Terim’in aldığı parayı çok bulurken, onun aldığının 3-4 katına Federasyon’un bir t.d. getirmesini kesinlikle kınıyorum” diyecek mi? Sizce der mi?

Meclisi Göreve Davet Ediyoruz!!!

Şubat 10, 2010, 5:00 pm | Futbol, ilginç, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Türk Milli Takımı’nın başına kimin geleceği ile ilgili haberlere bakılırsa, takımın başına geçecek kişi TFF’nin de başından beri söylediği gibi ünlü bir yabancı teknik adam olacak. Türkiye’yi tanıması, Türk Futbolu’na adapte olması, futbolcu mantalitesine alışması vs. epey bir vakit alacaktır. Ancak gelecek yabancı t.d. ün altına 3-4 tane Türk teknik adam yerleştirilerek adaptasyon ve tanıma süresinin olabildiğince kısalmasını sağlamaya çalışılacaktır. Ne var ki bu gelecek isimlerin söylenmeye başladığı ilk günden beri aklıma takılan takılan bir soru var.

Tamam, gelecek bu teknik direktör Milli Takımı çok ileri götürebilir, başarıların altına imzasını atabilir. İnşallah, beklenti de bu olmalı zaten. Gelecek t.d. kim olursa saygı duyulmalı, destek verilmeli.

Ancaaak, işin bir de maddi boyutu var. Şimdi ismi geçenlerden en ucuzunun yıllık maliyeti 3 milyon euro civarlarından başlıyor. Hele üzerinde en çok durulan isim olan Hiddink de ise bu maliyet 6 milyona kadar çıkıyor. Şimdi Fatih Terim Milli Takımın başında iken yıllık aldığı 1,4 milyon euro’ya laf edip, fazla bulup mecliste bu durumun görüşülmesini isteyenler, hatta konuyla ilgili soru önergesi verenler takımın başına aşağı yukarı 6 milyon euro ile Hiddink gelirse ne yapacaklar? Türkiye şartlarında Türk bir t.d. olunca aldığı 1-1.5 milyon euro fazlayken yabancı olunca 6 milyon euro normal bir bedel mi olacak? Açıkçası bu soruları Fatih Terim’in aldığı maaşın yüksek olduğunu düşünüp mecliste görüşülmesi talebinde bulunanların ya da soru önergesi verenlerin, yaptıkları bu olayı yanlış bulduğumdan değil; Fatih Terim için böyle bir şeyi yapanların, onun aldığının 3-4 katını alacak biri gelince nasıl bir faaliyet gerçekleştireceklerini merak ettiğim için soruyorum. Yoksa Fatih Terim’in maaşına takanların derdi devletin parasının har vurulup harman savurulması değil, Fatih Terim’in kendisi, kişiliği, Galatasaraylılık kimliği vs. daha başka birşey miydi?

Bakalım, TFF yarın öbür gün yeni t.d.’yi açıklayınca meclisten biri de çıkıp ” Kardeşim, bu milletin % bilmem kaçı yoksulluk sınırında yaşarken, biz daha 1 yıl önce Fatih Terim’in aldığı parayı çok bulurken, onun aldığının 3-4 katına Federasyon’un bir t.d. getirmesini kesinlikle kınıyorum” diyecek mi? Sizce der mi?

Euro 2012 Grupları

Şubat 7, 2010, 1:59 pm | Euro 2012, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Teknik Direktörü olmayan Milli Takımımızın Euro 2012 Eleme Grubu rakipleri oldukça çetin bana göre.Yükselen Belçika ve Avusturya, Almanya’nın yanına bize kazık misali oturmuş durumda. Çok zorlu maçlar olacak, bu ağırlığı kaldırabilecek adam kim olacak en çok onu merak ediyorum.

Uçuran Hollandalı’yı Kim Kapacak?

Şubat 4, 2010, 8:00 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Hiddink Rusya Futbol Federasyonu seçimleri sonrası yeni başkanla çalışamayacağı gerekçesiyle görevi bırakma aşamasına gelmiş durumda. Dolayısıyla hemen bizim Milli Takımımız için adı geçti. Hatta bu seçimler öncesi bile Hiddink’e teklif götürdüğümüz söyleniyordu. Öyle ciddileşmişti ki işler maaşı bile bir ara tartışma konusu oldu. Daha resmi teklif yapılmamış adamın maaşının tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz, gerçekten nasıl dayanıyoruz biz bu adamlara. Neyse Hiddink görevi bırakmaya yaklaşırken Çin Futbol Federasyonu onun peşine düşmüş durumda. Aldığı bütün takımları kupalara götüren, başarılar kazandıran, şahlandıran adamın peşinde artık Çin de var. Biz daha adamla görüşememişken Çin Federasyonu resmi görüşmelere başlamak için fırsat kolluyor! Uçuran Hollandalı Çin’e imza atarsa bizim basının hali nice olur onu düşünüyorum ben. Ama yok olmaz bunlara bir şey, çünkü bu ülkede amaç doğru haber yapmak değil reyting, tiraj getirecek haber yapmak. Hiddink kimin elinde kalacaksorudur da asıl sorun bize yine bu basın kalacak! Acayip basın bunu da yazın: Hiddink Çin yolcusu!

Nouveau Toulousain Kazım

Ocak 18, 2010, 4:35 pm | Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Yanlış yazmadıysak “Yeni Toulouselu Kazım” anlamına geliyor başlık. Kazım Kazım artık bir Toulouse oyuncusu. 3 senelik mukavele imzalamak üzereymiş yeni kulubüyle. En formda olduğu sezon en çok olaya karıştığı sezon olunca, iyi oyunu bile kurtaramadı onu. Artık Fransa Ligi’nde ter dökecek. Dökecek dökmesine de acaba bir daha Milli Takım’a davet edilecek mi, edilirse gelecek mi onu çok merak ediyorum. Hayırlı olsun hem Kazım hem de elindeki değerleri yönetmeyi bilemeyen Fenerbahçe Yönetimine.

>Nouveau Toulousain Kazım

Ocak 18, 2010, 4:35 pm | Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Yanlış yazmadıysak “Yeni Toulouselu Kazım” anlamına geliyor başlık. Kazım Kazım artık bir Toulouse oyuncusu. 3 senelik mukavele imzalamak üzereymiş yeni kulubüyle. En formda olduğu sezon en çok olaya karıştığı sezon olunca, iyi oyunu bile kurtaramadı onu. Artık Fransa Ligi’nde ter dökecek. Dökecek dökmesine de acaba bir daha Milli Takım’a davet edilecek mi, edilirse gelecek mi onu çok merak ediyorum. Hayırlı olsun hem Kazım hem de elindeki değerleri yönetmeyi bilemeyen Fenerbahçe Yönetimine.

>Tuncay’ın Savaşı

Kasım 1, 2009, 12:05 pm | EPL, Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Tuncay Şanlı memleketin yetiştirdiği en önemli aktif futbolculardan biri, daha da önemlisi Milli Takım Kaptanı. Henüz 27 yaşında. Fenerbahçe ve Milli Takım’da yaşadığı başarılar sonrası 2 sene öncesinin UEFA Kupası sahibi EPL’nin köklü takımlarından Middlesbrough’a transfer olması burada çok eleştirilse de bence yanlış bir hareket değildi. Boro Southgate yönetiminde çok adamla hücum etmeye çok hücum adamıyla çalışan bir takımdı. Tuncay 2 sezon boyunca iyi roller buldu orada kendine, önemli performanslar verdi. Ancak Southgate’in tecrübesizliğinin kurbanı oldu o da bütün takım gibi. Yanlış transferler yaktı başlarını. Boro’nun Championship’e düşmesiyle birlikte adı hep transferle anıldı Tuncay’ın. Beklendiği gibi Ada’da kaldı ama büyük ağabeylerden birinde değil İngiltere’nin en eski kulubü Stoke City’de.
Stoke City’nin oyuncu kadrosuna baktığımızda onları sanki biraz İstanbul Büyükşehir Belediye’ye benzetebiliriz. Ligin diğer takımlarında oynadıktan sonra gözden düşen ya da yaşları nedeniyle kapı dışarı edilen adamları bir çatı altında birleştirmiş Pulis. Geçen sezon bu evsizlerden yaptığı takımı sürpriz şekilde 12. sıraya taşıdı Pulis. Geçen sezon sonunda düşen Boro’nun oyuncularından ikisini kadrosuna kattı, Huth ve Tuncay. İkisi de ihtiyacı olan adamlardı. Huth direk oynamaya başladı takımda, stoperde eksiklerdi, kafa toplarına hakim adam eksikliğini gidermişti Pulis. Tuncay’ın da kolayca forma bulacağını düşünüyordu herkes. Keza bir kontraatak ve Delap vesilesiyle bir de uzun taç takımı olan Stoke’ta hem hızlı hem açık alanda etkili, gerektiğinde kanatlarda görev alabilecek ve o taçlara kafa vurabilecek, vuramasa da oraları karıştıracak bir adam lazımdı. Kadroda bu tarife az çok oturan adam Fuller. İşte Tuncay eksik olan parçaydı bu takımda, gerektiğinde golcü, gerektiğinde orta saha ya da kanat adamı.
Tuncay Stoke City’e transfer olduğundan beri Stoke 8 lig maçı oynadı. Bu maçların hiç birinde Tuncay ilk 11’de çıkamadı. Sadece 5’inde oyuna sonradan girdi ve toplam oynadığı süre de 88 dakika. Lig maçları dışında Stoke’un çıktığı 2 Carling Cup maçında ise ilk 11’deydi Tuncay, rotasyonda kendine yer buldu. Blackpool’u 4-3 yendikleri maçta 90 dakika sahadaydı ve 2 asist yaptı. Bir sonraki turda EPL’nin dibindeki Portsmouth’a 4-0 yenilirlerken etkili olamadı ve 81. dakikada oyundan alındı. Sonuç olarak o geldiğinden beri Stoke’un oynadığı maçlarda Pulis sadece ve sadece 259 dakika faydalandı ondan.
Bunun sebepleri ne olabilir diye düşünüyorum. Birincisi kesinlikle Tuncay Stoke’ta kesin oynar düşüncesinin getirdiği aşırı kendine güven ve rahatlık. Ne de olsa Tuncay Milli Takım Kaptanı ve bir adı var. İşte mental anlamda bir futbolcunun en büyük düşmanı bu. İkinci olarak Pulis’in oynattığı sistem katı bir 4-4-2 ve oyuncuların rolleri, sınırları kalın çizgilerle çizilmiş durumda. Tuncay ise çok yönlü bir oyuncu olmasına karşın ne çok iyi bitirici ne de oyunun iki yönünü aynı anda %100 oynayabilen bir oyuncu. Son olaraksa Tuncay’ın transfer itimalleri ve görüşmeleri nedeniyle Boro kampına çok geç katılmış olması dolayısıyla önemli bir hazırlık sürecini kaçırmış olduğu gerçeği var. Dikkat ettiyseniz Fatih Terim bile ona dayanamadı son Milli maçlarda ve oyundan aldı Tuncay’ı. Hepsini birleştirdiğimizde fiziken hazır olmayan, kafaca kendini yeni takımına adapte edememiş ve farkında olmadan kendisini fazlaca büyütmüş, üzerine bir de katı bir 4-4-2 sisteminde ömür boyu hiç görev almamış bir Tuncay’ın Pulis’in takımında gelir gelmez oynaması muhtemel değildi. Aynen öyle oldu ve Tuncay şu anda forma için savaşıyor, savaşmak zorunda. Bu sezonu İngiltere’de bitireceğine ve bu süreçte Stoke’un ilk 11’inin vaz geçilmez adamlarından biri olacağına inanıyorum ben, ama bir gerçek de kafasını boşaltıp fiziken ilerlemesi gerektiği.

Şahsi kanaatim Tuncay’ın 22 Kasım’daki Portsmouth maçıyla birlikte Stoke’ta ilk 11’de forma bulmaya başlayacağı. Bu arada oynanacak lig veya kupa maçlarında bulacağı muhtemel bir gol ona doping etkisi yapacak ve hırsını arttıracaktır. İngiltere Ligi’nde temsilcimiz olması futbolumuz için çok önemli. Senelerce Tugay’ın sürdürdüğü önemli görevi sürdürmek artık Tuncay’ın elinde. Türk oyuncuların EPL’ye gelip gelmemesi kararı verilirken bakılacak en önemli referans artık Tuncay. Zamanında Hakan Şükür, Emre, Okan devamlılık sağlayamayarak İtalya için kapıların kapanmasına sebep oldular. Tugay’ın mirasını devralan Tuncay İngiltere biletidir bir anlamda. İşte o yüzden her gün onu Türkiye’ye geri getirmeye çalışan basın organlarının, aksine onun yanına birilerini nasıl yollarız diye düşünmesi gerekir. Ama burası Türkiye ne de olsa, önce kapıyı kapatır sonra da kendi yaptığımızı unutup niye kapanıyor bu kapılar diye sorarız dev aynasının tam karşısında dururken.

Ben Tuncay’a inanıyorum ve “Ne olur sadece işine bak Tuncay!” diye haykırmak istiyorum.

Tuncay’ın Savaşı

Kasım 1, 2009, 12:05 pm | EPL, Fenerbahçe, Futbol, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tuncay Şanlı memleketin yetiştirdiği en önemli aktif futbolculardan biri, daha da önemlisi Milli Takım Kaptanı. Henüz 27 yaşında. Fenerbahçe ve Milli Takım’da yaşadığı başarılar sonrası 2 sene öncesinin UEFA Kupası sahibi EPL’nin köklü takımlarından Middlesbrough’a transfer olması burada çok eleştirilse de bence yanlış bir hareket değildi. Boro Southgate yönetiminde çok adamla hücum etmeye çok hücum adamıyla çalışan bir takımdı. Tuncay 2 sezon boyunca iyi roller buldu orada kendine, önemli performanslar verdi. Ancak Southgate’in tecrübesizliğinin kurbanı oldu o da bütün takım gibi. Yanlış transferler yaktı başlarını. Boro’nun Championship’e düşmesiyle birlikte adı hep transferle anıldı Tuncay’ın. Beklendiği gibi Ada’da kaldı ama büyük ağabeylerden birinde değil İngiltere’nin en eski kulubü Stoke City’de.
Stoke City’nin oyuncu kadrosuna baktığımızda onları sanki biraz İstanbul Büyükşehir Belediye’ye benzetebiliriz. Ligin diğer takımlarında oynadıktan sonra gözden düşen ya da yaşları nedeniyle kapı dışarı edilen adamları bir çatı altında birleştirmiş Pulis. Geçen sezon bu evsizlerden yaptığı takımı sürpriz şekilde 12. sıraya taşıdı Pulis. Geçen sezon sonunda düşen Boro’nun oyuncularından ikisini kadrosuna kattı, Huth ve Tuncay. İkisi de ihtiyacı olan adamlardı. Huth direk oynamaya başladı takımda, stoperde eksiklerdi, kafa toplarına hakim adam eksikliğini gidermişti Pulis. Tuncay’ın da kolayca forma bulacağını düşünüyordu herkes. Keza bir kontraatak ve Delap vesilesiyle bir de uzun taç takımı olan Stoke’ta hem hızlı hem açık alanda etkili, gerektiğinde kanatlarda görev alabilecek ve o taçlara kafa vurabilecek, vuramasa da oraları karıştıracak bir adam lazımdı. Kadroda bu tarife az çok oturan adam Fuller. İşte Tuncay eksik olan parçaydı bu takımda, gerektiğinde golcü, gerektiğinde orta saha ya da kanat adamı.
Tuncay Stoke City’e transfer olduğundan beri Stoke 8 lig maçı oynadı. Bu maçların hiç birinde Tuncay ilk 11’de çıkamadı. Sadece 5’inde oyuna sonradan girdi ve toplam oynadığı süre de 88 dakika. Lig maçları dışında Stoke’un çıktığı 2 Carling Cup maçında ise ilk 11’deydi Tuncay, rotasyonda kendine yer buldu. Blackpool’u 4-3 yendikleri maçta 90 dakika sahadaydı ve 2 asist yaptı. Bir sonraki turda EPL’nin dibindeki Portsmouth’a 4-0 yenilirlerken etkili olamadı ve 81. dakikada oyundan alındı. Sonuç olarak o geldiğinden beri Stoke’un oynadığı maçlarda Pulis sadece ve sadece 259 dakika faydalandı ondan.
Bunun sebepleri ne olabilir diye düşünüyorum. Birincisi kesinlikle Tuncay Stoke’ta kesin oynar düşüncesinin getirdiği aşırı kendine güven ve rahatlık. Ne de olsa Tuncay Milli Takım Kaptanı ve bir adı var. İşte mental anlamda bir futbolcunun en büyük düşmanı bu. İkinci olarak Pulis’in oynattığı sistem katı bir 4-4-2 ve oyuncuların rolleri, sınırları kalın çizgilerle çizilmiş durumda. Tuncay ise çok yönlü bir oyuncu olmasına karşın ne çok iyi bitirici ne de oyunun iki yönünü aynı anda %100 oynayabilen bir oyuncu. Son olaraksa Tuncay’ın transfer itimalleri ve görüşmeleri nedeniyle Boro kampına çok geç katılmış olması dolayısıyla önemli bir hazırlık sürecini kaçırmış olduğu gerçeği var. Dikkat ettiyseniz Fatih Terim bile ona dayanamadı son Milli maçlarda ve oyundan aldı Tuncay’ı. Hepsini birleştirdiğimizde fiziken hazır olmayan, kafaca kendini yeni takımına adapte edememiş ve farkında olmadan kendisini fazlaca büyütmüş, üzerine bir de katı bir 4-4-2 sisteminde ömür boyu hiç görev almamış bir Tuncay’ın Pulis’in takımında gelir gelmez oynaması muhtemel değildi. Aynen öyle oldu ve Tuncay şu anda forma için savaşıyor, savaşmak zorunda. Bu sezonu İngiltere’de bitireceğine ve bu süreçte Stoke’un ilk 11’inin vaz geçilmez adamlarından biri olacağına inanıyorum ben, ama bir gerçek de kafasını boşaltıp fiziken ilerlemesi gerektiği.

Şahsi kanaatim Tuncay’ın 22 Kasım’daki Portsmouth maçıyla birlikte Stoke’ta ilk 11’de forma bulmaya başlayacağı. Bu arada oynanacak lig veya kupa maçlarında bulacağı muhtemel bir gol ona doping etkisi yapacak ve hırsını arttıracaktır. İngiltere Ligi’nde temsilcimiz olması futbolumuz için çok önemli. Senelerce Tugay’ın sürdürdüğü önemli görevi sürdürmek artık Tuncay’ın elinde. Türk oyuncuların EPL’ye gelip gelmemesi kararı verilirken bakılacak en önemli referans artık Tuncay. Zamanında Hakan Şükür, Emre, Okan devamlılık sağlayamayarak İtalya için kapıların kapanmasına sebep oldular. Tugay’ın mirasını devralan Tuncay İngiltere biletidir bir anlamda. İşte o yüzden her gün onu Türkiye’ye geri getirmeye çalışan basın organlarının, aksine onun yanına birilerini nasıl yollarız diye düşünmesi gerekir. Ama burası Türkiye ne de olsa, önce kapıyı kapatır sonra da kendi yaptığımızı unutup niye kapanıyor bu kapılar diye sorarız dev aynasının tam karşısında dururken.

Ben Tuncay’a inanıyorum ve “Ne olur sadece işine bak Tuncay!” diye haykırmak istiyorum.

>Gazetecilik Bu mu?

Ekim 12, 2009, 1:40 pm | Acayip İşler, Futbol, gazete, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Milliyet’in internet ana sayfasından verdiği çok çok önemli son dakika haberi‘ne göre bazı isimlere Milli Takım kapısı kapanıyormuş. Rüştü, Yusuf, İbrahim Üzülmez, Ceyhun Eriş, Nihat Kahveci hiç bir şart altında bir daha çağrılmayacakmış Milli Takım’a. Terim’in gidişi onların kariyerlerini de bitirmiş.

Allah aşkına kimsiniz siz, nereden aldınız bu bilgiyi, Milli Takımın hocası belli oldu mu? İmzalar atıldı da biz mi bilmiyoruz. Ne acayip iştir bu ne büyük terbiyesizliktir. Belki yeni gelecek adam “Nihat benim 1 numaralı adamım, kale de Rüştü’nün” diyecek. 2 gün sonra bir Milli maç var, halen Milli takım kadrosunda bulunan adamlar için bu haber nasıl yapılır bu nasıl saygısızlıktır! Siz kimsiniz ki liste yayınlıyabiliyorsunuz daha gelmemiş bir adamla ilgili. Bir defolun gidin Allah Aşkına!

Gazetecilik Bu mu?

Ekim 12, 2009, 1:40 pm | Acayip İşler, Futbol, gazete, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Milliyet’in internet ana sayfasından verdiği çok çok önemli son dakika haberi‘ne göre bazı isimlere Milli Takım kapısı kapanıyormuş. Rüştü, Yusuf, İbrahim Üzülmez, Ceyhun Eriş, Nihat Kahveci hiç bir şart altında bir daha çağrılmayacakmış Milli Takım’a. Terim’in gidişi onların kariyerlerini de bitirmiş.

Allah aşkına kimsiniz siz, nereden aldınız bu bilgiyi, Milli Takımın hocası belli oldu mu? İmzalar atıldı da biz mi bilmiyoruz. Ne acayip iştir bu ne büyük terbiyesizliktir. Belki yeni gelecek adam “Nihat benim 1 numaralı adamım, kale de Rüştü’nün” diyecek. 2 gün sonra bir Milli maç var, halen Milli takım kadrosunda bulunan adamlar için bu haber nasıl yapılır bu nasıl saygısızlıktır! Siz kimsiniz ki liste yayınlıyabiliyorsunuz daha gelmemiş bir adamla ilgili. Bir defolun gidin Allah Aşkına!

>Terim/Lucescu/Daum/Sağlam

Ekim 12, 2009, 12:12 am | Futbol, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Ve Fatih Terim Milli Takım’a veda ediyor. Ermenistan maçı sonrası Milli Takımımız için yeni bir dönem başlayacak. Gönül isterdi ki İmparator kariyerindek tek eksik olan Dünya Kupası’na Milli Takımımızı götürsün ve ertesinde yine zirvedeyken bıraksaydı. O durumda bırakır mıydı bırakmaz mıydı bilmem ama Fatih Terim gibi bir fenomen için olması gereken oydu. Ülkemizde kariyerinde ne kadar başarılı olursan ol en son yaptığın ile hatırlanırsın. Fatih Terim için de çoğu kişinin hatırlayacağı şey Milli Takım’ı Dünya Kupası’na götürememek olacak. Kimse 2008 Avrupa Şampiyonası’nda öyle ya da böyle yaşattığı sevinçleri, Şampiyonlar Ligi’ndeki, UEFA Kupası’ndaki başarıları vs. hepsi gözardı edilip son hali gözönünde bulundurulacak. Ama şu an için… Fatih Terim için ulaşılması gereken bir başarı muhakkak vardır ve artık ismini tekrar üst sıralara çıkaracak bir takımda kariyerine devam edecektir ki “Fatih Terim artık bitti” derken Avrupa Şampiyonası’nda yine onunla gelen başarı bunun en güzel örneğidir.
Evet Milli Takım artık önüne bakacak ve başına getirilmek istenen ilk isim kimseyi şaşırtmamıştır: Mircea Lucescu. Türkiye olarak aşığıyız Lucescu’nun. Galatasaray, Beşiktaş ve Shakhtar’daki başarılarını gözardı etmek söz konusu değil ama Türkiye olarak hangi takım t.d. sini gönderirse ilk isim olarak Lucescu ismini duymaktan artık gına geldi. Fenerbahçe geçen sezon Aragones’i gönderdi ilk alternatifi Lucescu olarak gösterildi. Arkasından Galatasaray için ismi çok süre gazete sayfalarını süsledi. Eminim Beşiktaş yönetimi M. Denizli’yi gönderme gibi bir yola başvurursa ve Lucescu Milli Takım’ı düşünmezse yine ilk söylenecek isim Lucescu olacaktır ki Mustafa Denizli geçen sezon bitiminde “ben yokum” dediğinde Demirören Lucescu ile irtibata geçmişti.

Açıkçası Türkiye’de Lucescu için bu kadar istek olması ilginç. Tamam başarılı olmuştur iyidir güzeldir ama adam boşta değil ki. 2011 yılına kadar Shakhtar ile kontratı var. UEFA Kupası’nı kazanmış. Keyfi yerindedir muhakkak orada. İyi de para kazanıyor. Neden gelsin ki? Ayrıca konuşulan kişi Lucescu Türkiye’deki atmosferin, futbol anlayışının nasıl olduğunu çok iyi biliyor. Türkiye’deki mükemmelliyetçi anlayışa girip medyayla taraftarla onunla bununla uğraşacağına UEFA Kupası’nı kazanarak çok büyük kredi elde ettiği Ukrayna’da kalmak daha mantıklı.
Sonuç olarak, yine önümüze gelen ilk isim Lucescu oldu. Bu tercih eğer ciddi ise ve gerçekleşirse Milli Takımımız için doğru mu yanlış mı olur bilemiyorum ama iş madem Türk Futbolu’nu ve futbolcusunu iyi tanıyan bir teknik direktör bulmaksa Daum’u getirelim. Adam zaten Türkiye aşığı. Milli Takım’ın başına geçsin devam etsin kariyerine. Hatta Fenerbahçe ile birlikte devam etsin. Ama kulislerde Ertuğrul Sağlam ismi dolaşıyormuş, olursa ne kadar dayanabilir bu görevde kalmaya ya da ne kadar arkasında durulabilir tam bir muamma. Bu göreve gelirse kaldıracabileceğinden pek emin değilim. Bakalım kim gelecek?

Terim/Lucescu/Daum/Sağlam

Ekim 12, 2009, 12:12 am | Futbol, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum
Ve Fatih Terim Milli Takım’a veda ediyor. Ermenistan maçı sonrası Milli Takımımız için yeni bir dönem başlayacak. Gönül isterdi ki İmparator kariyerindek tek eksik olan Dünya Kupası’na Milli Takımımızı götürsün ve ertesinde yine zirvedeyken bıraksaydı. O durumda bırakır mıydı bırakmaz mıydı bilmem ama Fatih Terim gibi bir fenomen için olması gereken oydu. Ülkemizde kariyerinde ne kadar başarılı olursan ol en son yaptığın ile hatırlanırsın. Fatih Terim için de çoğu kişinin hatırlayacağı şey Milli Takım’ı Dünya Kupası’na götürememek olacak. Kimse 2008 Avrupa Şampiyonası’nda öyle ya da böyle yaşattığı sevinçleri, Şampiyonlar Ligi’ndeki, UEFA Kupası’ndaki başarıları vs. hepsi gözardı edilip son hali gözönünde bulundurulacak. Ama şu an için… Fatih Terim için ulaşılması gereken bir başarı muhakkak vardır ve artık ismini tekrar üst sıralara çıkaracak bir takımda kariyerine devam edecektir ki “Fatih Terim artık bitti” derken Avrupa Şampiyonası’nda yine onunla gelen başarı bunun en güzel örneğidir.
Evet Milli Takım artık önüne bakacak ve başına getirilmek istenen ilk isim kimseyi şaşırtmamıştır: Mircea Lucescu. Türkiye olarak aşığıyız Lucescu’nun. Galatasaray, Beşiktaş ve Shakhtar’daki başarılarını gözardı etmek söz konusu değil ama Türkiye olarak hangi takım t.d. sini gönderirse ilk isim olarak Lucescu ismini duymaktan artık gına geldi. Fenerbahçe geçen sezon Aragones’i gönderdi ilk alternatifi Lucescu olarak gösterildi. Arkasından Galatasaray için ismi çok süre gazete sayfalarını süsledi. Eminim Beşiktaş yönetimi M. Denizli’yi gönderme gibi bir yola başvurursa ve Lucescu Milli Takım’ı düşünmezse yine ilk söylenecek isim Lucescu olacaktır ki Mustafa Denizli geçen sezon bitiminde “ben yokum” dediğinde Demirören Lucescu ile irtibata geçmişti.

Açıkçası Türkiye’de Lucescu için bu kadar istek olması ilginç. Tamam başarılı olmuştur iyidir güzeldir ama adam boşta değil ki. 2011 yılına kadar Shakhtar ile kontratı var. UEFA Kupası’nı kazanmış. Keyfi yerindedir muhakkak orada. İyi de para kazanıyor. Neden gelsin ki? Ayrıca konuşulan kişi Lucescu Türkiye’deki atmosferin, futbol anlayışının nasıl olduğunu çok iyi biliyor. Türkiye’deki mükemmelliyetçi anlayışa girip medyayla taraftarla onunla bununla uğraşacağına UEFA Kupası’nı kazanarak çok büyük kredi elde ettiği Ukrayna’da kalmak daha mantıklı.
Sonuç olarak, yine önümüze gelen ilk isim Lucescu oldu. Bu tercih eğer ciddi ise ve gerçekleşirse Milli Takımımız için doğru mu yanlış mı olur bilemiyorum ama iş madem Türk Futbolu’nu ve futbolcusunu iyi tanıyan bir teknik direktör bulmaksa Daum’u getirelim. Adam zaten Türkiye aşığı. Milli Takım’ın başına geçsin devam etsin kariyerine. Hatta Fenerbahçe ile birlikte devam etsin. Ama kulislerde Ertuğrul Sağlam ismi dolaşıyormuş, olursa ne kadar dayanabilir bu görevde kalmaya ya da ne kadar arkasında durulabilir tam bir muamma. Bu göreve gelirse kaldıracabileceğinden pek emin değilim. Bakalım kim gelecek?

>Haydi Megatron’u Marianna Çukuru’na Atalım!

Ekim 10, 2009, 9:24 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Haydi Megatron’u Marianna Çukuru’na Atalım!

Ekim 10, 2009, 9:24 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>Hakan Balta

Eylül 16, 2009, 3:31 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Şimdi şu yakıştı mı Balta’ya? Sigaradan nefret eden, en sevdiği insanlardan birini sigaraya kurban vermiş olan ben hem çok şaşırdım Milli bir sporcunun şunu yapmasına hem de çok üzüldüm. 1 senedir kullanmasam da MSN’i, orada takma adım Sigara Düşmanı’dır benim. İnsanın sigara ile kendine yaptığı kötülüğü başka bir şeyle yapamayacağını ispatıyla, yaşayıp görmüş bir adamım. Kendim de sporla ilgilendiğim için 2 kere düşmanım sigaraya. Yani kısacası fazlasıyla kızgınım Hakan Balta’ya. Sen bir rol modelisin, gençlerin, çocukların önünde örneksin ve yaptığın şeye bir bak. Sigara nefretim bir kat daha arttı şu fotoğrafı görünce. Umarım kısa zamanda döner bu yanlıştan Hakan Kadir Balta!

Hakan Balta

Eylül 16, 2009, 3:31 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat, Milli Takım, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Şimdi şu yakıştı mı Balta’ya? Sigaradan nefret eden, en sevdiği insanlardan birini sigaraya kurban vermiş olan ben hem çok şaşırdım Milli bir sporcunun şunu yapmasına hem de çok üzüldüm. 1 senedir kullanmasam da MSN’i, orada takma adım Sigara Düşmanı’dır benim. İnsanın sigara ile kendine yaptığı kötülüğü başka bir şeyle yapamayacağını ispatıyla, yaşayıp görmüş bir adamım. Kendim de sporla ilgilendiğim için 2 kere düşmanım sigaraya. Yani kısacası fazlasıyla kızgınım Hakan Balta’ya. Sen bir rol modelisin, gençlerin, çocukların önünde örneksin ve yaptığın şeye bir bak. Sigara nefretim bir kat daha arttı şu fotoğrafı görünce. Umarım kısa zamanda döner bu yanlıştan Hakan Kadir Balta!

>Kanserrr

Eylül 14, 2009, 11:07 pm | Basketbol, EuroBasket 2009, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Sırbistan 64-69 Türkiye

Serbest atış isabeti bakımından bizim takımla rakip arasındaki büyük fark kanserin bir numaralı nedeni oldu. Ama olsun sonuçta kazandık. Kazanan bana göre her zaman haklıdır. Ama sıkıntılar da gözönüne alınıp eksikliklerin üzerine gidilmelidir.

Hidayet sakat sakat oynadı, dikkat ettiğim kadarıyla bir yandan kendini korudu, olabilediğince de savaştı. Açıkçası ofansta çok kötü bir günündeydi ama defansta sakat haline rağmen beklemediğim kadar iyi mücadele etti. İstatistiklerine bakılırsa 16 da 1 isabetle ve 4 sayıyla oynayarak maçı tamamlaması kendisinde de sıkıntı yarattı ki verdiği röportajda ilk dediği sakatlığını hatırlatması oldu. Olsun Hedo kötüyken kazanabiliyorsak takımımızdan daha çok şeyler bekleyebiliriz.

Bu arada bu Tanjevic’e de bir paragraf açmamak olmaz. Bu takıma ofansif anlamda fazla katkı yapmadığı açıkça görülüyor ama defansif anlamda adamın hakkını yememek lazım. Muhteşem bir defans anlayışı yükledi takıma ki kazandığımız son iki maç defans gücünün ve anlayışının göstergesidir.

Murat Murathanoğlu’nun maçın normal süresinin bitiminden sonra gelen baskete sevinmelerine sonra acı gerçekle karşılaşıp süzülmelerine üzüldüm.

Sonuç olarak ben basketbolun terimlerini sistemini bu olaya aşık olanlar kadar bilmem, düz mantık düşünürüm. Bu akşam yendik mi yendik, namağlup muyuz namağlubuz, o zaman sıradaki gelsin. Beni bile gaza getirdiler.

Eurobasket 2009 F Grubu Puan Durumu

Türkiye 4 maç – 8 puan
slovenya 4 maç – 7 puan
sırbistan 4 maç – 6 puan
ispanya 4 maç – 6 puan
polonya 4 maç – 5 puan
litvanya 4 maç – 4 puan

Kanserrr

Eylül 14, 2009, 11:07 pm | Basketbol, EuroBasket 2009, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sırbistan 64-69 Türkiye

Serbest atış isabeti bakımından bizim takımla rakip arasındaki büyük fark kanserin bir numaralı nedeni oldu. Ama olsun sonuçta kazandık. Kazanan bana göre her zaman haklıdır. Ama sıkıntılar da gözönüne alınıp eksikliklerin üzerine gidilmelidir.

Hidayet sakat sakat oynadı, dikkat ettiğim kadarıyla bir yandan kendini korudu, olabilediğince de savaştı. Açıkçası ofansta çok kötü bir günündeydi ama defansta sakat haline rağmen beklemediğim kadar iyi mücadele etti. İstatistiklerine bakılırsa 16 da 1 isabetle ve 4 sayıyla oynayarak maçı tamamlaması kendisinde de sıkıntı yarattı ki verdiği röportajda ilk dediği sakatlığını hatırlatması oldu. Olsun Hedo kötüyken kazanabiliyorsak takımımızdan daha çok şeyler bekleyebiliriz.

Bu arada bu Tanjevic’e de bir paragraf açmamak olmaz. Bu takıma ofansif anlamda fazla katkı yapmadığı açıkça görülüyor ama defansif anlamda adamın hakkını yememek lazım. Muhteşem bir defans anlayışı yükledi takıma ki kazandığımız son iki maç defans gücünün ve anlayışının göstergesidir.

Murat Murathanoğlu’nun maçın normal süresinin bitiminden sonra gelen baskete sevinmelerine sonra acı gerçekle karşılaşıp süzülmelerine üzüldüm.

Sonuç olarak ben basketbolun terimlerini sistemini bu olaya aşık olanlar kadar bilmem, düz mantık düşünürüm. Bu akşam yendik mi yendik, namağlup muyuz namağlubuz, o zaman sıradaki gelsin. Beni bile gaza getirdiler.

Eurobasket 2009 F Grubu Puan Durumu

Türkiye 4 maç – 8 puan
slovenya 4 maç – 7 puan
sırbistan 4 maç – 6 puan
ispanya 4 maç – 6 puan
polonya 4 maç – 5 puan
litvanya 4 maç – 4 puan

Dortmund’da Türk Güreşi

Eylül 14, 2009, 12:34 pm | Bundesliga, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Fotoğraftakiler Bayern’li Hamit ve Dortmund’lu Nuri. Milli takımımızın biri ası diğeri yedeği. Ama her ikisi de takımlarının ilk 11 oyuncusu ve bu hafta sonu Bayern’le Dortmund karşılaşırken onlar da sahadaydı. Mevkileri gereği bir çok kez aynı anda aynı yerdeydiler. Bayern maçı 5-1 kazanırken Nuri her şeye hatta Hamit’e rağmen ayakta kaldı. Yukarıdaki fotoğrafta pehlivan edasıyla endam eden gençlerin bu enstantanesi de bize tatlı bir hatıra oldu.

>Dortmund’da Türk Güreşi

Eylül 14, 2009, 12:34 pm | Bundesliga, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Fotoğraftakiler Bayern’li Hamit ve Dortmund’lu Nuri. Milli takımımızın biri ası diğeri yedeği. Ama her ikisi de takımlarının ilk 11 oyuncusu ve bu hafta sonu Bayern’le Dortmund karşılaşırken onlar da sahadaydı. Mevkileri gereği bir çok kez aynı anda aynı yerdeydiler. Bayern maçı 5-1 kazanırken Nuri her şeye hatta Hamit’e rağmen ayakta kaldı. Yukarıdaki fotoğrafta pehlivan edasıyla endam eden gençlerin bu enstantanesi de bize tatlı bir hatıra oldu.

Fatih Terim Yüzünden Bosna’yı Tuttum!

Eylül 11, 2009, 11:16 am | Acayip İşler, Futbol, haber, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum
Mehmet Tezkan
Vatan Gazetesi’nin siyaset ile ilgili karalamalar yapan elemanı Mehmet Tezkan bakmış ki politikada yazılan yazılarda ekmek yok, ülkenin en popüler aktivitesi olan futbol ve onun en öndeki isimlerinden birine çamur atmak ile futbol sektörüne geçiş yapmış. Daha okumayanlar için yazısı burada.

Şimdi Sevgili Mehmet Tezkan. Bende sana sallayayım biraz bakalım nasıl olacak?

1. Siyasetle ilgili yazdığın yazıları kimse okumadığı için görülüyor ki futbola geçiş yapmışsın. Ama ilk önce şunu bil, senin gibi çamur at izi kalsın tipindeki insanlar ancak televizyonlarda kendine yer edinebilirler. Köşe yazarlığıyla reytingini atttıramazsın. Sen de çık ki yüzü teneke kaplı, utanmaz bu insanın kim olduğunu iyice bilelim.

2. Fatih Terim üç günlük adam değil. Senin gibi oynak da değil. 10 sene önce nasılsa şimdi de aynı. Yürüyüşünü, duruşunu vs. senin işinde yaptığın gibi hiç kıvırtmadı. Neyse o oldu. Hatta İtalya’dan dönünceki o İtalyanvari hali hiçbirimizin hoşuna gitmemişti ki tekrar özüne döndü daha sonra. Peki sen neredeydin 10 sene boyunca. Nasıl da büyütmüşsün içindeki kini Fatih Terim’e olan. Tabi Terim o kadar başarılı ve sarsılmazdı ki için içini yemesine rağmen yazamıyordun o zamnalar. Biraz sendeledi şimdi diye hemen sırtına vurup iyice çökertme zamanı değil mi? Aman kaçırma bu fırsatı.

3. Sen eğer Fatih Terim yüzünden Bosna maçında Bosna’yı tuttuysan geçen senelerde Yunanistan’ı da tutmuşsundur. Muhakkak Fatih Terim önderliğinde Yunanistan’ı Yunaistan’da farklı mağlup edince esas o zaman ağlamış, üzülmüşsündür. Çünkü senin içindeki Fatih Terim kompleksi o kadar büyümüşki gözün hiçbirşeyi göremez olmuş.

4. Yıl 2000. Fatih Terim 43 yaşında UEFA Kupası’nı kazanan takımın başında olup bu milleti sevinçten ağlatırken sen üç kuruş fazla para alabilmek için gazeteler arasında kapı kapı dolaşıyordun. Kıçın bir koltukta 3-5 sene rahat gördü diye, yazıların kesilmedi diye sevildiğini, yazılarının okunduğunu ve ona buna saldıracağını mı zannettin?

5. Tezkan, ben futboldan fazla anlamam ama senden daha çok anladığım aşikar. Fatih Terim bu zamana kadar kazandığı başarılarının arkasında senin laf ettiğin siniri, asiliği, yenilgiyi kabul etmezliği, heyecanı, hırsı, içindeki ruh halini dışarıya yansıtıp futbolcuyu etkileme vasfı vardır. Oyüzden senin anlam veremediğin onca hareketi futbolcusuna anlamlı gelir ve futbolcusu da hırslanır onun hareketlerinden sonra. Bunları futbolcularına empoze etmiş ve bu sayede bunca başarıların altında hep onun imzası olmuştur. Ben onun sayesinde onlarca, yüzlerce kez sevinmişim. Kişiliği yüzünden 3-5 maç ceza alalım ne olacak varsın olsun eğer o başarılara tekrar ulaşılacaksa ben razıyım.

6. Fatih Terim bu takımın başında olursa ve gelecekte yine başarılı olursa utanmadan bu sefer de başarısını takdir etmek için nağmeler düzecek misin? Hayır tabiki bunu yapmayacaksın. Neden mi? Biraz araştırma yaptım. Avrupa Şampiyonası’nda Milli Takım’ın kazandığı onca maça rağmen hiçbir yazın yok ortalıkta. Politika’dan antin kuntin yazılarına devam etmişsin.

7. Senin içindeki Fatih Terim kompleksini ben Fenerbahçeli arkadaşlarımda bile görmedim. Arkadaşlarım en azından Fatih Terim’den nefret ediyorum ama Milli Takım sonuçta desteklemeyecek miyiz diyor ama sen ne kadar zavallısın ki içindeki komplekse yenik düşmüşsün ve bu sebeple utanmadan bu kompleksi yazıya döküp gazeteye köşene koymuşsun. Yazık sana acıyorum.

8. Yazık şu an seni o Vatan Gazetesi’nde o koltukta tutan zihniyete. Yazık ki ne yazık. Madem sen Fatih Terim yüzünden Bosna’yı tutmuşsun; ben de senin yüzünden bundan sonra Vatan gazetesini okumuyorum.

>Fatih Terim Yüzünden Bosna’yı Tuttum!

Eylül 11, 2009, 11:16 am | Acayip İşler, Futbol, haber, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Mehmet Tezkan
Vatan Gazetesi’nin siyaset ile ilgili karalamalar yapan elemanı Mehmet Tezkan bakmış ki politikada yazılan yazılarda ekmek yok, ülkenin en popüler aktivitesi olan futbol ve onun en öndeki isimlerinden birine çamur atmak ile futbol sektörüne geçiş yapmış. Daha okumayanlar için yazısı burada.

Şimdi Sevgili Mehmet Tezkan. Bende sana sallayayım biraz bakalım nasıl olacak?

1. Siyasetle ilgili yazdığın yazıları kimse okumadığı için görülüyor ki futbola geçiş yapmışsın. Ama ilk önce şunu bil, senin gibi çamur at izi kalsın tipindeki insanlar ancak televizyonlarda kendine yer edinebilirler. Köşe yazarlığıyla reytingini atttıramazsın. Sen de çık ki yüzü teneke kaplı, utanmaz bu insanın kim olduğunu iyice bilelim.

2. Fatih Terim üç günlük adam değil. Senin gibi oynak da değil. 10 sene önce nasılsa şimdi de aynı. Yürüyüşünü, duruşunu vs. senin işinde yaptığın gibi hiç kıvırtmadı. Neyse o oldu. Hatta İtalya’dan dönünceki o İtalyanvari hali hiçbirimizin hoşuna gitmemişti ki tekrar özüne döndü daha sonra. Peki sen neredeydin 10 sene boyunca. Nasıl da büyütmüşsün içindeki kini Fatih Terim’e olan. Tabi Terim o kadar başarılı ve sarsılmazdı ki için içini yemesine rağmen yazamıyordun o zamnalar. Biraz sendeledi şimdi diye hemen sırtına vurup iyice çökertme zamanı değil mi? Aman kaçırma bu fırsatı.

3. Sen eğer Fatih Terim yüzünden Bosna maçında Bosna’yı tuttuysan geçen senelerde Yunanistan’ı da tutmuşsundur. Muhakkak Fatih Terim önderliğinde Yunanistan’ı Yunaistan’da farklı mağlup edince esas o zaman ağlamış, üzülmüşsündür. Çünkü senin içindeki Fatih Terim kompleksi o kadar büyümüşki gözün hiçbirşeyi göremez olmuş.

4. Yıl 2000. Fatih Terim 43 yaşında UEFA Kupası’nı kazanan takımın başında olup bu milleti sevinçten ağlatırken sen üç kuruş fazla para alabilmek için gazeteler arasında kapı kapı dolaşıyordun. Kıçın bir koltukta 3-5 sene rahat gördü diye, yazıların kesilmedi diye sevildiğini, yazılarının okunduğunu ve ona buna saldıracağını mı zannettin?

5. Tezkan, ben futboldan fazla anlamam ama senden daha çok anladığım aşikar. Fatih Terim bu zamana kadar kazandığı başarılarının arkasında senin laf ettiğin siniri, asiliği, yenilgiyi kabul etmezliği, heyecanı, hırsı, içindeki ruh halini dışarıya yansıtıp futbolcuyu etkileme vasfı vardır. Oyüzden senin anlam veremediğin onca hareketi futbolcusuna anlamlı gelir ve futbolcusu da hırslanır onun hareketlerinden sonra. Bunları futbolcularına empoze etmiş ve bu sayede bunca başarıların altında hep onun imzası olmuştur. Ben onun sayesinde onlarca, yüzlerce kez sevinmişim. Kişiliği yüzünden 3-5 maç ceza alalım ne olacak varsın olsun eğer o başarılara tekrar ulaşılacaksa ben razıyım.

6. Fatih Terim bu takımın başında olursa ve gelecekte yine başarılı olursa utanmadan bu sefer de başarısını takdir etmek için nağmeler düzecek misin? Hayır tabiki bunu yapmayacaksın. Neden mi? Biraz araştırma yaptım. Avrupa Şampiyonası’nda Milli Takım’ın kazandığı onca maça rağmen hiçbir yazın yok ortalıkta. Politika’dan antin kuntin yazılarına devam etmişsin.

7. Senin içindeki Fatih Terim kompleksini ben Fenerbahçeli arkadaşlarımda bile görmedim. Arkadaşlarım en azından Fatih Terim’den nefret ediyorum ama Milli Takım sonuçta desteklemeyecek miyiz diyor ama sen ne kadar zavallısın ki içindeki komplekse yenik düşmüşsün ve bu sebeple utanmadan bu kompleksi yazıya döküp gazeteye köşene koymuşsun. Yazık sana acıyorum.

8. Yazık şu an seni o Vatan Gazetesi’nde o koltukta tutan zihniyete. Yazık ki ne yazık. Madem sen Fatih Terim yüzünden Bosna’yı tutmuşsun; ben de senin yüzünden bundan sonra Vatan gazetesini okumuyorum.

>G. Afrika’ya gitmek için büyü gerek

Eylül 10, 2009, 11:04 am | Futbol, Milli Takım, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Manşette ‘Yazık!‘ dedik. Bence yazık mazık değil! Bilakis hak ettik biz bunu. Bakalım ders çıkarabilecek miyiz? Ya da yine bir mucize –veya Afrika büyüsü– gerçekleşir de gidersek hataları pas pas altı mı edeceğiz? Bunu zaman gösterecek.

İlk yarı hızlı başlayıp golü getirmemiz hayra alamet değildi. Çünkü biz skor olarak öndeyken oynamasını bilmiyoruz. Topu ayağımızda tutamıyoruz. Baskıyı görünce ayaklarımız birbirine dolaşıyor. Yıllardır bu durum böyle ve biz çözüm üretemedik. Euro 2008’den itibaren sayarsak, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan maçlarında hep geriye düştük ve sonrasında ‘mucize’ galibiyetler geldi. Bunun sebebi Amerikalı kondisyonerlerdi dense de yüreğini ortaya koyan oyuncuların yarattığı sonuçlar olduğunu da unutmamak gerek. Keza Dünya Kupası eleme grubunda oynadığımız, ilk Bosna maçı, Belçika (beraberlik) ve son Estonya maçlarında da geriye düştüken sonra maçları-puanları kazandık. Belki rakiplerimiz de bizimle aynı sorunu, yani geriye düşünce skoru koruyamamadıkları için alabildik o puanları da. Ve elbette sürekli ileri oynama arzusunda olan oyuncularımız etkisi de vardı. Estonya maçı da son kanıtıydı.

Turkey Spain World Cup Soccer

Çok enteresandır ki, kritik olan ve kimisinde de favori olmadığımız karşılaşmalarda öne geçip, “ulan geliyoruz be!” dediğimiz maçları da yitirdik. Bakınız ki, çok geçmişten bir maç 2002 Dünya Kupası Brezilya (1-0) 1-2 bitmişti. Euro 2008’deki Almanya maçında 1-0 öne geçmemize karşın 3-2 kaybetmiştik. İspanya’yla Sami Yen’de oynadığımız maçta da yine 1-0 öne geçmiştik ama ve yine 2-1 mağlup olmuştuk.

Yine aynı senaryoyu yaşadık işte. Öne geçtik erkenden ve “Ulan geliyoruz be!” dedik ama yine kaybettik puanı ve G. Afrika yolu hakikaten tıkandı. Peki neden?

TR-BH-9

İlk sebebi skoru korumak adına bir oyun planı sergileyememiş olmamızdı. İlk devrenin başlarında 1-0 öndeyken ve daha golü yememişken bir ara iyi bir şekilde tek paslarla rakibin alan presinden kurtulmuşsak da o kısa pas dönemi uzun sürmedi ne yazık ki. Yediğimiz gol kaleci hatasıydı. Çünkü o kadar uzaktan kullanılan bir baraja 5 kişi istedi F.Bahçe’li kaleci. Kendi solundaki direğe hizaladı barajı. Ve barajın,Volkan’a göre sağına rakip takımdan da adam gelince baraj uzadı. O adamı engellemek isteyen Hamit de ona ekelnince 6’lı baraj oldu. Bu yüzden Volkan da topun gittiği direğe uzak bir yerde pozisyon alınca gol kaçınılmaz oldu. Aynı uzaklıktan kullandığımız serbest atışta, vasat bir takımda oynayan rakip kaleci Suphic ise sadece 3 kişilik baraj kurdurttu.

TR-BH-10

İkinci yarının başında oyuna yine iyi başladık. Önder ve Hamit değişikliği sonrası 3-5-2’ye döndük. Orta sahadaki dizilişin 1*-2-2 olması fazla cesur bir karardı. Bu karar gol pozisyonu sayımızı arttırdı ama topu ağlara göndermekte zorlandık. Şanssızdık da. Önce Sercan’ın kaçırdığı, sonra direkten dönen toplar ve düşen orta saha direnci galibiyeti getirmedi.

TR-BH-13

Orta saha direncinin düşmesinin en büyük sebebi de 5’li orta sahadaki 1* pozisyonunda oynayan Emre’nin yalnız kalması ve yorulmasıydı. 1’den sonraki iki, yani kanatlarda oynayan 2’lide özellike sağda Gökhan Gönül ve solda İsmail Köybaşı pozisyon üretebilmemizdeki en önemli etkenlerdi. Fakat yine sonuç alamadık. Beşlinin sonundaki ikili, Arda ve Tuncay ise ikinci yarı sahada yoklardı resmen. Son yirmi dakika bir şeyler yapmaya çabaladılar. Fakat sonuç gelmedi.

TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Orta saha direncini yükseltmek için maç boyu faulden başka hiç bir şey yapmayan Semih’in yerine Sabri’yi almak kimsenin aklına gelmedi. Fatih Terim’in kulübede değil de tribünde olması takımı kötü etkiledi. Çünkü ne Oğuz Çetin, ne Metin Tekin, ne de Müfit Erkasap insiyatif alamadı. Olan da ne yazık ki Arda’ma, Tuncay’ıma, Servet’ime, oldu. Kariyerlerinde bir turnuva daha yitirdiler egosu yüksek teknik direktörlerimiz yüzünden. Dünya Kupası’na gidebilmek için artık o reklamlardaki Güney Afrika’lı küçük çocukların bir araya gelip idollerini izlemek için büyü yapmaları gerekecek.

G. Afrika’ya gitmek için büyü gerek

Eylül 10, 2009, 11:04 am | Futbol, Milli Takım, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Manşette ‘Yazık!‘ dedik. Bence yazık mazık değil! Bilakis hak ettik biz bunu. Bakalım ders çıkarabilecek miyiz? Ya da yine bir mucize –veya Afrika büyüsü– gerçekleşir de gidersek hataları pas pas altı mı edeceğiz? Bunu zaman gösterecek.

İlk yarı hızlı başlayıp golü getirmemiz hayra alamet değildi. Çünkü biz skor olarak öndeyken oynamasını bilmiyoruz. Topu ayağımızda tutamıyoruz. Baskıyı görünce ayaklarımız birbirine dolaşıyor. Yıllardır bu durum böyle ve biz çözüm üretemedik. Euro 2008’den itibaren sayarsak, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan maçlarında hep geriye düştük ve sonrasında ‘mucize’ galibiyetler geldi. Bunun sebebi Amerikalı kondisyonerlerdi dense de yüreğini ortaya koyan oyuncuların yarattığı sonuçlar olduğunu da unutmamak gerek. Keza Dünya Kupası eleme grubunda oynadığımız, ilk Bosna maçı, Belçika (beraberlik) ve son Estonya maçlarında da geriye düştüken sonra maçları-puanları kazandık. Belki rakiplerimiz de bizimle aynı sorunu, yani geriye düşünce skoru koruyamamadıkları için alabildik o puanları da. Ve elbette sürekli ileri oynama arzusunda olan oyuncularımız etkisi de vardı. Estonya maçı da son kanıtıydı.

Turkey Spain World Cup Soccer

Çok enteresandır ki, kritik olan ve kimisinde de favori olmadığımız karşılaşmalarda öne geçip, “ulan geliyoruz be!” dediğimiz maçları da yitirdik. Bakınız ki, çok geçmişten bir maç 2002 Dünya Kupası Brezilya (1-0) 1-2 bitmişti. Euro 2008’deki Almanya maçında 1-0 öne geçmemize karşın 3-2 kaybetmiştik. İspanya’yla Sami Yen’de oynadığımız maçta da yine 1-0 öne geçmiştik ama ve yine 2-1 mağlup olmuştuk.

Yine aynı senaryoyu yaşadık işte. Öne geçtik erkenden ve “Ulan geliyoruz be!” dedik ama yine kaybettik puanı ve G. Afrika yolu hakikaten tıkandı. Peki neden?

TR-BH-9

İlk sebebi skoru korumak adına bir oyun planı sergileyememiş olmamızdı. İlk devrenin başlarında 1-0 öndeyken ve daha golü yememişken bir ara iyi bir şekilde tek paslarla rakibin alan presinden kurtulmuşsak da o kısa pas dönemi uzun sürmedi ne yazık ki. Yediğimiz gol kaleci hatasıydı. Çünkü o kadar uzaktan kullanılan bir baraja 5 kişi istedi F.Bahçe’li kaleci. Kendi solundaki direğe hizaladı barajı. Ve barajın,Volkan’a göre sağına rakip takımdan da adam gelince baraj uzadı. O adamı engellemek isteyen Hamit de ona ekelnince 6’lı baraj oldu. Bu yüzden Volkan da topun gittiği direğe uzak bir yerde pozisyon alınca gol kaçınılmaz oldu. Aynı uzaklıktan kullandığımız serbest atışta, vasat bir takımda oynayan rakip kaleci Suphic ise sadece 3 kişilik baraj kurdurttu.

TR-BH-10

İkinci yarının başında oyuna yine iyi başladık. Önder ve Hamit değişikliği sonrası 3-5-2’ye döndük. Orta sahadaki dizilişin 1*-2-2 olması fazla cesur bir karardı. Bu karar gol pozisyonu sayımızı arttırdı ama topu ağlara göndermekte zorlandık. Şanssızdık da. Önce Sercan’ın kaçırdığı, sonra direkten dönen toplar ve düşen orta saha direnci galibiyeti getirmedi.

TR-BH-13

Orta saha direncinin düşmesinin en büyük sebebi de 5’li orta sahadaki 1* pozisyonunda oynayan Emre’nin yalnız kalması ve yorulmasıydı. 1’den sonraki iki, yani kanatlarda oynayan 2’lide özellike sağda Gökhan Gönül ve solda İsmail Köybaşı pozisyon üretebilmemizdeki en önemli etkenlerdi. Fakat yine sonuç alamadık. Beşlinin sonundaki ikili, Arda ve Tuncay ise ikinci yarı sahada yoklardı resmen. Son yirmi dakika bir şeyler yapmaya çabaladılar. Fakat sonuç gelmedi.

TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Orta saha direncini yükseltmek için maç boyu faulden başka hiç bir şey yapmayan Semih’in yerine Sabri’yi almak kimsenin aklına gelmedi. Fatih Terim’in kulübede değil de tribünde olması takımı kötü etkiledi. Çünkü ne Oğuz Çetin, ne Metin Tekin, ne de Müfit Erkasap insiyatif alamadı. Olan da ne yazık ki Arda’ma, Tuncay’ıma, Servet’ime, oldu. Kariyerlerinde bir turnuva daha yitirdiler egosu yüksek teknik direktörlerimiz yüzünden. Dünya Kupası’na gidebilmek için artık o reklamlardaki Güney Afrika’lı küçük çocukların bir araya gelip idollerini izlemek için büyü yapmaları gerekecek.

>Terim’in Yerine Rijkaard – Neden Olmasın?

Eylül 10, 2009, 8:39 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Absürd bir futbol mucizesi yaşamazsak 2010 Dünya Kupası bizim için artık bir hayal. Her ne kadar Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük Teknik Direktör olsa da Fatih Terim artık istenmeyen adam konumuna gelmiş durumda. Ne kadar sevsek, başarılarında göklere çıkarsak da, başarısızlığında eleştirilmeye hiç açık değil Fatih Hoca. Doğruları paylaşabiliyor ama yanlışları üstüne alamıyor, hep başka sebepler ya da kişiler var. Daha bir sürü şey anlatırız ama gerçek şu ki Milli Takım Teknik Direktörlüğü ve Fatih Terim artık birbirine uymuyor.

Bu noktada naçizane ve bireysel olarak benim de, gayet subjektif bir önerim var. Şu şartlar altında “karizması olmadığı” iddia edilen Şenol Güneş’in, Terim gibi neredeyse basının her kanadıyla birbirine girmiş olan Mustafa Denizli’nin, tecrübe eksikliği nedeniyle, abartarak da söylüyorum, Ertuğrul Sağlam, Abdullah Avcı gibi isimlerin alternatif olma ihtimali gözükmediğine göre Milli Takımın başına yabancı bir isim getirilmesi ihtimali yüksek. O zaman bu yabancı isim Türkiye’ye küllüm yabancı bir adam olacağına ülkeyi tanıyan, milli sporcuların önemli kısmıyla birlikte çalışmış, uluslararası tecrübesi çok fazla bir isim olsa hiç birimiz itiraz edebilir miyiz? Peki bu isim neden Rijkaard olmasın? Neeskens ile birlikte bu yükü taşıyamayacak bir adam mı Rijkaard? Hem Galatasaray’ı hem Milli Takımı çalıştırşa kimin itirazı olur, ya da şöyle sorayım, objektif bakan kim itiraz eder buna?

Rijkaard ülke topraklarına kazandırılmış çok önemli bir değer. Galatasaray’ın değil de Fener’in Beşiktaş’ın başında olması bir şeyi değiştirmezdi benim için. Geçmişi ve bugünü ile Türk Futbolu’na çok şey vaad eden bir futbol insanı Frank Rijkaard. Arkasında hiç bir skandalı ve utancı olmayan, futbolla yaşayan bir adam, üstelik Galatasay’ı uzun vadeli bir proje olarak gören, seneler sürecek bir çalışmanın temellerini atmış bir isim. Hazır bu kadar Türkiye’ye yerleşmiş ve buraları bu kadar benimsemişken ben onu Milli Takım’da fazlasıyla görmek isterim. Ne kaybederiz ki? 1 büyük turnuva görüp 2 tanesini kaçırır mıyız? Zaten öyle yapmıyor muyuz?

Bence risk almaya değer. 10 Kasım’da o ilk satırlarda bahsettiğim mucize gerçekleşmez, 15 Kasım’da Terim de yapması gerekeni yapar ve istifa ederse 15 Kasım’da Rijkaard’la anlaşırdım ben. Bu benim dünyam, acaba gerçek dünya bu kadar dürüst ve gerçekçi olabilecek mi merak ediyorum.

Terim’in Yerine Rijkaard – Neden Olmasın?

Eylül 10, 2009, 8:39 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 11 Yorum

Absürd bir futbol mucizesi yaşamazsak 2010 Dünya Kupası bizim için artık bir hayal. Her ne kadar Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük Teknik Direktör olsa da Fatih Terim artık istenmeyen adam konumuna gelmiş durumda. Ne kadar sevsek, başarılarında göklere çıkarsak da, başarısızlığında eleştirilmeye hiç açık değil Fatih Hoca. Doğruları paylaşabiliyor ama yanlışları üstüne alamıyor, hep başka sebepler ya da kişiler var. Daha bir sürü şey anlatırız ama gerçek şu ki Milli Takım Teknik Direktörlüğü ve Fatih Terim artık birbirine uymuyor.

Bu noktada naçizane ve bireysel olarak benim de, gayet subjektif bir önerim var. Şu şartlar altında “karizması olmadığı” iddia edilen Şenol Güneş’in, Terim gibi neredeyse basının her kanadıyla birbirine girmiş olan Mustafa Denizli’nin, tecrübe eksikliği nedeniyle, abartarak da söylüyorum, Ertuğrul Sağlam, Abdullah Avcı gibi isimlerin alternatif olma ihtimali gözükmediğine göre Milli Takımın başına yabancı bir isim getirilmesi ihtimali yüksek. O zaman bu yabancı isim Türkiye’ye küllüm yabancı bir adam olacağına ülkeyi tanıyan, milli sporcuların önemli kısmıyla birlikte çalışmış, uluslararası tecrübesi çok fazla bir isim olsa hiç birimiz itiraz edebilir miyiz? Peki bu isim neden Rijkaard olmasın? Neeskens ile birlikte bu yükü taşıyamayacak bir adam mı Rijkaard? Hem Galatasaray’ı hem Milli Takımı çalıştırşa kimin itirazı olur, ya da şöyle sorayım, objektif bakan kim itiraz eder buna?

Rijkaard ülke topraklarına kazandırılmış çok önemli bir değer. Galatasaray’ın değil de Fener’in Beşiktaş’ın başında olması bir şeyi değiştirmezdi benim için. Geçmişi ve bugünü ile Türk Futbolu’na çok şey vaad eden bir futbol insanı Frank Rijkaard. Arkasında hiç bir skandalı ve utancı olmayan, futbolla yaşayan bir adam, üstelik Galatasay’ı uzun vadeli bir proje olarak gören, seneler sürecek bir çalışmanın temellerini atmış bir isim. Hazır bu kadar Türkiye’ye yerleşmiş ve buraları bu kadar benimsemişken ben onu Milli Takım’da fazlasıyla görmek isterim. Ne kaybederiz ki? 1 büyük turnuva görüp 2 tanesini kaçırır mıyız? Zaten öyle yapmıyor muyuz?

Bence risk almaya değer. 10 Kasım’da o ilk satırlarda bahsettiğim mucize gerçekleşmez, 15 Kasım’da Terim de yapması gerekeni yapar ve istifa ederse 15 Kasım’da Rijkaard’la anlaşırdım ben. Bu benim dünyam, acaba gerçek dünya bu kadar dürüst ve gerçekçi olabilecek mi merak ediyorum.

Yeni Gözdem

Eylül 10, 2009, 12:46 am | Dünya Kupası, Futbol, ilginç, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum
Dzeko

Yaw nasıl bir adam bu? Tamam boy-pos tam yerinde, kabul ediyorum geçen sezonun da Bundesliga gol kralı ama ilk yarıda 4 ikinci yarıda 3 defans oyuncusu ki içlerinden biri Servet gibi hayvani gücü var diye düşündüğümüz bir adam, ileri şişirilen her topta bu adamın altında ezildiler. Ben Semih’i bilirdim kendini marke eden adama air-bag’i dayar, rakibe top bırakmaz ama bu ne biçimmiş böyle!

Açıklama: Air-bag dayama, defanstan ileri atılan uzun toplarda rakibe arka tarafını (sırt, bel, popo çevresi dediğimiz bölge)iyice dayayıp rakibin, senin sağından ya da solundan topa ulaşmasını engellemek demektir.

Tabi bu açıklamayı neden yaptım diye düşünen olabilir. Malum “Sabri’yle mi Yattın Be Kardeşim?” postundan sonra Cenky’nin Gökhan ve Sabri’nin gay olduğunu iddia ettiğini düşünen mantıklar ortaya çıktı. Ben de şaşırdım açıkçası. Şimdi bunun üstüne de Semih’e de aynı yakıştırmayı bu sefer ben yaptım zannedecek kadar düz mantık ve sığ düşünceli birileri olabilir.

>Yeni Gözdem

Eylül 10, 2009, 12:46 am | Dünya Kupası, Futbol, ilginç, Milli Takım, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Dzeko

Yaw nasıl bir adam bu? Tamam boy-pos tam yerinde, kabul ediyorum geçen sezonun da Bundesliga gol kralı ama ilk yarıda 4 ikinci yarıda 3 defans oyuncusu ki içlerinden biri Servet gibi hayvani gücü var diye düşündüğümüz bir adam, ileri şişirilen her topta bu adamın altında ezildiler. Ben Semih’i bilirdim kendini marke eden adama air-bag’i dayar, rakibe top bırakmaz ama bu ne biçimmiş böyle!

Açıklama: Air-bag dayama, defanstan ileri atılan uzun toplarda rakibe arka tarafını (sırt, bel, popo çevresi dediğimiz bölge)iyice dayayıp rakibin, senin sağından ya da solundan topa ulaşmasını engellemek demektir.

Tabi bu açıklamayı neden yaptım diye düşünen olabilir. Malum “Sabri’yle mi Yattın Be Kardeşim?” postundan sonra Cenky’nin Gökhan ve Sabri’nin gay olduğunu iddia ettiğini düşünen mantıklar ortaya çıktı. Ben de şaşırdım açıkçası. Şimdi bunun üstüne de Semih’e de aynı yakıştırmayı bu sefer ben yaptım zannedecek kadar düz mantık ve sığ düşünceli birileri olabilir.

Are You Referee!!!

Eylül 10, 2009, 12:30 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Kezman’a “Are You Player!!!” diye avaz avaz bağıran efsane ağabeyimize selam olsun. Ben de Olegario BENQUERENCA denilen Portekizli hakeme soruyorum bağıra bağıra “Are You Referee!!!”. Son yıllarda uluslarası maçlarda gördüğüm en eyyamcı hakemdi, bu tip adamlar nasıl barınabiliyor uluslararası camiada hayret ediyorum.

>Are You Referee!!!

Eylül 10, 2009, 12:30 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Kezman’a “Are You Player!!!” diye avaz avaz bağıran efsane ağabeyimize selam olsun. Ben de Olegario BENQUERENCA denilen Portekizli hakeme soruyorum bağıra bağıra “Are You Referee!!!”. Son yıllarda uluslarası maçlarda gördüğüm en eyyamcı hakemdi, bu tip adamlar nasıl barınabiliyor uluslararası camiada hayret ediyorum.

Sabriyle mi Yattın Be Kardeşim!

Eylül 9, 2009, 9:59 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 16 Yorum

Sabri ile aynı odada mı kalıyorsun, onun yediği tabaktan mı yiyorsun, devamlı sürtünüyor musun, napıyorsun Gökhan, sinirlerimiz koptu be kardeşim. Bırak, görüşme Sabriyle!

>Sabriyle mi Yattın Be Kardeşim!

Eylül 9, 2009, 9:59 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Sabri ile aynı odada mı kalıyorsun, onun yediği tabaktan mı yiyorsun, devamlı sürtünüyor musun, napıyorsun Gökhan, sinirlerimiz koptu be kardeşim. Bırak, görüşme Sabriyle!

‘Lokum gibi’den kader maçına!

Eylül 9, 2009, 3:17 pm | Futbol, Milli Takım, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

TURKIYE-ESTONYA MILLI MACI

Akşamki maç kader maçı diyorlar. Doğrudur. Ama kader maçı derken aslında normal bir maç olması gereken Bosna maçını bu hale getiren Fatih Terim’i eleştiren yok. Tek başlı yönetim sergilediğini söyleyerek bu tutumu eleştirenler şimdi ‘O işini bilir‘ tadında başlıklar atılyor. Evet şu durumda bir adamı koltuğundan etmeye kadar varabilecek eleştirilerin yapılması Türk futbolunun gelişimine taş koymak olacaktır. Fakat birini ‘yüceltirken’ yaptığı hataları paspas altı etmek bu durumu kısır döngü haline getiriyor ve biz her dönem hep ‘lokum gibi‘ kura çekip, grubun son karşılaşmalarında kader maçları oynuyoruz.

Bosna karşısındaki maçı kazanırsak gruptan çıkmayı garantiliyormuşuz gibi bir hava yaratıldı bir de. Yani bu akşam kazanırsak, Bosna bize yenildiği için Belçika ve Ermenistan da bize yenilmiş sayılıyor. Aynı şekilde İspanya da Bosna’yı yenmiş farz ediliyor. Ve biz bu şekilde Güney Afrika yolunda yine bir eleme karşılaşmasından da galip gelmiş sayılıyoruz ki hiç bir şey kesin değilken tüm senaryonun bu şekilde yazılıp kabul görmesi, pembe tablo çizilmesi benim canımı sıkıyor. Çünkü hiç bir şey geçmişte bu kadar pembe değildi. Bu gece ve ilerisinde de olmama ihtimali çok yüksek.

İşte bu ‘farkındasızlık’lardan dolayı biz bu gruptan çıkamazsak şaşırmayacağım. Üzülerek de olsa biz ders çıkarmadıkça daha çok eleme grubundan çıkamayız. Fakat biz bu gruptan çıkarsak da şaşırmam. Çünkü Dünya üçüncüsü takımın son temsilcileri Emre ve Nihat’ın bulunduğu, 2003 Konfederasyon Kupası’nın yıldızı Tuncay’ın olduğu, daha 14 ay önce Avrupa üçüncüsü olmuş bir takımın zaten ertesi Dünya Kupası’nda da oynaması bir zorunlulukdur. Yoksa o başarının ne kadar ‘başarı’ olduğu tartışılır. –Milli takım o turnuvada kötüydü, hep son dakikacıydı zaten’cilere de gün doğar Böyle başarılı yakın bir geçmişe sahip takım olarak Dünya Kupası’nda olamazsak da yakalanılan bu muhteşem jenerasyona yazık oldu diye dövünmeye devam ederiz.

Şu hırslı, inançlı, istekli, kararlı bakışlara sahip 11 kişiyle sahada olursak akşamki maçı kazanamamız için bir sebep yok. Haydi rastgele…

>’Lokum gibi’den kader maçına!

Eylül 9, 2009, 3:17 pm | Futbol, Milli Takım, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

TURKIYE-ESTONYA MILLI MACI

Akşamki maç kader maçı diyorlar. Doğrudur. Ama kader maçı derken aslında normal bir maç olması gereken Bosna maçını bu hale getiren Fatih Terim’i eleştiren yok. Tek başlı yönetim sergilediğini söyleyerek bu tutumu eleştirenler şimdi ‘O işini bilir‘ tadında başlıklar atılyor. Evet şu durumda bir adamı koltuğundan etmeye kadar varabilecek eleştirilerin yapılması Türk futbolunun gelişimine taş koymak olacaktır. Fakat birini ‘yüceltirken’ yaptığı hataları paspas altı etmek bu durumu kısır döngü haline getiriyor ve biz her dönem hep ‘lokum gibi‘ kura çekip, grubun son karşılaşmalarında kader maçları oynuyoruz.

Bosna karşısındaki maçı kazanırsak gruptan çıkmayı garantiliyormuşuz gibi bir hava yaratıldı bir de. Yani bu akşam kazanırsak, Bosna bize yenildiği için Belçika ve Ermenistan da bize yenilmiş sayılıyor. Aynı şekilde İspanya da Bosna’yı yenmiş farz ediliyor. Ve biz bu şekilde Güney Afrika yolunda yine bir eleme karşılaşmasından da galip gelmiş sayılıyoruz ki hiç bir şey kesin değilken tüm senaryonun bu şekilde yazılıp kabul görmesi, pembe tablo çizilmesi benim canımı sıkıyor. Çünkü hiç bir şey geçmişte bu kadar pembe değildi. Bu gece ve ilerisinde de olmama ihtimali çok yüksek.

İşte bu ‘farkındasızlık’lardan dolayı biz bu gruptan çıkamazsak şaşırmayacağım. Üzülerek de olsa biz ders çıkarmadıkça daha çok eleme grubundan çıkamayız. Fakat biz bu gruptan çıkarsak da şaşırmam. Çünkü Dünya üçüncüsü takımın son temsilcileri Emre ve Nihat’ın bulunduğu, 2003 Konfederasyon Kupası’nın yıldızı Tuncay’ın olduğu, daha 14 ay önce Avrupa üçüncüsü olmuş bir takımın zaten ertesi Dünya Kupası’nda da oynaması bir zorunlulukdur. Yoksa o başarının ne kadar ‘başarı’ olduğu tartışılır. –Milli takım o turnuvada kötüydü, hep son dakikacıydı zaten’cilere de gün doğar Böyle başarılı yakın bir geçmişe sahip takım olarak Dünya Kupası’nda olamazsak da yakalanılan bu muhteşem jenerasyona yazık oldu diye dövünmeye devam ederiz.

Şu hırslı, inançlı, istekli, kararlı bakışlara sahip 11 kişiyle sahada olursak akşamki maçı kazanamamız için bir sebep yok. Haydi rastgele…

O olmasa…

Eylül 7, 2009, 5:21 pm | Futbol, Milli Takım, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


ardaturan-yazılı

>O olmasa…

Eylül 7, 2009, 5:21 pm | Futbol, Milli Takım, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
ardaturan-yazılı

Hediye

Eylül 6, 2009, 9:49 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Bursa’nın Türk futboluna yeni hediyesi. Şu duruşu boynuzu geçiren boğa edasında. O zaman onun adı da Bursa’nın Boğası olsun!

Foto: Emre Oktay

>Hediye

Eylül 6, 2009, 9:49 am | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bursa’nın Türk futboluna yeni hediyesi. Şu duruşu boynuzu geçiren boğa edasında. O zaman onun adı da Bursa’nın Boğası olsun!

Foto: Emre Oktay

Uğur Meleke ve Milli Takım Gerçeği

Ağustos 13, 2009, 3:12 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

“…Eğer Euro 2012 ve Dünya Kupası 2014 elemelerine üçüncü torbadan girersek, Türk futbolunun 15 yıllık yükseliş dönemi bitmiş, gerileme devri çoktan başlamış demektir, bilesiniz…”

Şu yukarıdaki cümleyle biten yazıyı mutlaka okuyun diyorum, başka bir şey de demiyorum!

>Uğur Meleke ve Milli Takım Gerçeği

Ağustos 13, 2009, 3:12 pm | Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>“…Eğer Euro 2012 ve Dünya Kupası 2014 elemelerine üçüncü torbadan girersek, Türk futbolunun 15 yıllık yükseliş dönemi bitmiş, gerileme devri çoktan başlamış demektir, bilesiniz…”

Şu yukarıdaki cümleyle biten yazıyı mutlaka okuyun diyorum, başka bir şey de demiyorum!

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.