>Denizli&Rüştü A.Ş. 3-0 Beşiktaş

Eylül 12, 2009, 11:44 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Galatasaray’ın maça başlayacağı 11’i zaten maçtan önce belliydi. İlginç olan ise Denizli’nin yine sürpriz bir 11 çıkarmasıydı. Bir Galatasaraylı olarak en büyük korkum Beşiktaş’ın maça Holosko-Tello- Nobre(Bobo) üçlüsü ile çıkma ihtimali idi. Ne varki takım kadroları açıklanınca rahatladım. Çünkü Galatasaray’ın ağır aksak defansını saydığım üç oyuncu ile çok zorlayacaktı. Fakat Denizli bu üçlünün yerine Serdar-Nihat-Yusuf üçlüsünü sahaya sürdü. Serdar beklemediğim kadar iyi oynadı. Ancak son vuruşlardaki eksikliği ya da kendine güveninin olmaması siz ne derseniz deyin gole ulaşmasını engelledi. Yusuf vasat bir oyun çıkardı; Nihat ise maçta mıydı değil miydi belli değildi. İkinci yarıda iş işten geçtikten sonra Holosko ve Bobo oyuna girdi. Ama benim iddiam odur ki Denizli’nin bu iki oyuncuyla da şahsi sorunları var. Ne olursa olsun oynatmıyor. Nihat’ın eksiklikleri görülüyor, Yusuf sakatlıktan yeni çıkmış bu durumlara rağmen Denizli Holosko ve Bobo’yu kullanmıyorsa vardır bu işin içinde birşeyler. Tabi bunları anlatırken Beşiktaş kötü mü oynadı da kaybetti. Kesinlikle hayır. Orta sahada yerden isabetli paslarla Galatasaray orta sahasını eritti. Ancak bazen final paslarında bazen ise son vuruşlardaki beceriksizlikleri tabi bunun üstüne Galatasaray’ın kaliteli gol ayakları ve Rüştü’nün ikramları bu skoru ortaya çıkardı.

Galatasaray tarafından maça bakarsak Sabri’ye maaşallah. Adama iyi bir şey demeye korkuyorum. Maçın en iyi oyuncusuydu. Ama dikkat edildiyse ilk önce defansı düşündü gerektiğinde ileriye çıktı. Kader de kendisine defansif anlamda çok yardımcı oldu.

Galatasaray’ın ikinci en iyi oyuncusu ise Leo Franco idi. Bir önceki yazımda ona güvenemiyorum demiştim. Bazen helal olsun bazen de Galatasaray’ın kalecisi değil diyorum demiştim. Ama bu akşam helal olsunluk oynadı.

Üçüncülerden biri Mustafa Sarp. Bu adama her maçta hayran olmamak mümkün değil. Sessiz sedasız gelmişti. Kimse önemsemedi, ama şimdi “orta sahada Mustafa Sarp olur, yanında kim oynar?” diyoruz. Attığı golde dikkatli izleyenler Yusuf’tan sıyrılmak için yaptığı vücut çalımını görmüşlerdir. Gerçi Yusuf da tutmaya pek niyetli değildi görüntüye bakılırsa ancak yine de düşünmesi bile farklılığını ortaya koydu. Artı orta sahada Mehmet Topal’ın kötü oyununu da kurtarmaya çalıştı. Mehmet Topal idare etmeye devam ediyor. Tehlikede bölgede oynadığı için takım arkadaşları hücuma çıkarken yaptığı pas hataları maçta sıkıntılı anlar yaşattı.

Keita’yı da üçüncü sırada söyleyebiliriz. Kanatta karşısında oynayan İsmail’i her pozisyonda ekarte etti geçti. İki pozisyonda Kewell’a yaptığı milimetrik ortalardan en az birisinin gole çevrilmesi gerekiyordu. Ama ikisi de olmadı. Daha doğrusu maçın geneli için konuşacak olursak gol olması gereken pozisyonlar golle sonuçlandırılamadı. Bireysel hatalardan sunulanlar gol oldu. Bir de bu pozisyonlar da golle sonuçlansaydı maç kaç kaç biterdi kim bilir?

Arda’nın çok yorgun olduğu ilk 5 dakikada belli oldu. Takım hücuma çıkarken topun olduğu kanada doğru olan koşularını bu maçta hiç yapmadı. Topun hep ayağına gelmesini bekledi. Aldığı topları da ya yan pas yaptı ya da kaybetti. Tüm bu negatif durumlara golün ortasını yaptı yine skorda etkisi oldu. Burada önemli olan Rijkaard’ın Arda’yı çıkarması ve Arda’nın bu duruma tepki falan koymaması oldu. Takımın gözdesini oynasın oynamasın maçtan kenara almak kolay iş değildir. Bugün skor bu şekilde olmasa ya da maçın sonucu Arda’dan sonra dönse Arda’nın maç içi performansına bakılmaksızın hemen Arda çıkarılır mı denecekti. Ama Rijkaard onu çıkararak tüm takıma tekrardan iyi oynamayan kenara gelir mesajını verdi.

Harry Kewell’in kondüsyonu bilindiği gibi 60-70 dakikalık. Bu nedenle ilk 1 saatte elinden geldiğince iyi oynamaya çalıştı. Pozisyonlar da buldu. Ama gol atmaya muvaffak olamadı. Bununla birlikte çok da top ezdi. Çok top kaybetti. Gereğinden fazla çalım olayına girişti. Halbuki ara pasları ve ortaları ile daha etkili olabilirdi. Artısı ise üçüncü golde Elano’nun ortasında Baros’a al da at dercesine bir pas vermesi oldu. Baros da geri çevirmedi bu ikramı.

Baros iki gol attı birini Rüştü diğerini ise Kewell altın tepsi ile sundu. Evet golleri attı ama yine de oyun olarak pek birşey göremedim bu maçta. Milli takımdan yorgun döndüğü için dirençli değildi. İleriye atılan topların çoğunu rakibe kaptırdı, ileride top tutamadı, rakip defansa fazla baskı altında tutamadı. Ne varki iki gol attı. Golcü şansı dedikleri bu olsa gerek.

Hakem ise Leo’nun ceza sahası dışında topu elle tutmasını görmedi, görmesi de zordu orada yan hakemin uyarması gerekiyordu. Çizginin hemen önünden sebest vuruş, Leo’ya da kırmızı kart olması gerekiyordu. Maç sonucunu doğrudan etkileyecebilecek bir hata oldu bu. Aynı yardımcı hakem Hakan Balta’nın ofsayt olmayan pozisyonunu bu gerekçe ile kesti. Gollük bir pozisyon doğuracağı belli olduğu için bu da ilki kadar olmasa da önemli bir hata oldu. Tabata’nın futbolculuğunu, kalitesini göstermesi gerekirken maçta Sarp’ı sakatlamaya yönelik yaptığı hareketle hatırlanması futbol adına bir ayıptı ve o pozisyon bana göre sarı buçuk kırmızı denebilecek bir pozisyondu. Faulü yapıyorsun, biliyorsun bir de hakem beni atmasın diye sanki rakip kendisini sakatlanmış gibi yere yığılıp çığlık atıyorsun. Zaten sanırım Sarp’ı da deli eden Tabata’nın bu hareketi oldu. Tabata yanlış yoldan başladı Beşiktaş kariyerine. Biz Baros’u tenkit ederken ve düzelmesini beklerken Beşiktaş’ta da Tabata’nın hem rakibine böyle bir hareket yapıp hem de hakemi aldatmaya yönelik olarak yerde kalması hangi iyi niyetle anlatılabilir ki?

Son söz ise Mustafa Denizli’ye olsun. Sanırım kendini kovdurtmak istiyor. Çünkü kadro tercihleri karşısında insan hayret etmiyor değil. Tamam orta sahada iyi baskı uyguladılar ama gol atacak oyuncular kenardayken nasıl galip gelmeyi düşünebilir ki? İstediği Tabata tamam ilk maçıydı ama çok kötüydü kötülüğü geçtim aynı zamanda kötü de niyetliydi; İsmail, Keita tarafından sürklase edildi. Bu yolun sonu çok da aydınlık görünmüyor hem Denizli hem de Demirören için. Yakında kongreleri var. Takım böyle devam ederse o kongre çok şeylere gebe olacak.

Bu arada 6’sı Avrupa, 5’i ligde toplam 11 resmi maçta 35 gol atıp 7 gol yedik. Bu sene bu kadroyu izlemenin zevkini yaşamaya daha doğrusu önceden de dediğim gibi anı yaşamaya devam ediyorum. Darısı diğer maçların başına…

Reklamlar

Denizli&Rüştü A.Ş. 3-0 Beşiktaş

Eylül 12, 2009, 11:44 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Galatasaray’ın maça başlayacağı 11’i zaten maçtan önce belliydi. İlginç olan ise Denizli’nin yine sürpriz bir 11 çıkarmasıydı. Bir Galatasaraylı olarak en büyük korkum Beşiktaş’ın maça Holosko-Tello- Nobre(Bobo) üçlüsü ile çıkma ihtimali idi. Ne varki takım kadroları açıklanınca rahatladım. Çünkü Galatasaray’ın ağır aksak defansını saydığım üç oyuncu ile çok zorlayacaktı. Fakat Denizli bu üçlünün yerine Serdar-Nihat-Yusuf üçlüsünü sahaya sürdü. Serdar beklemediğim kadar iyi oynadı. Ancak son vuruşlardaki eksikliği ya da kendine güveninin olmaması siz ne derseniz deyin gole ulaşmasını engelledi. Yusuf vasat bir oyun çıkardı; Nihat ise maçta mıydı değil miydi belli değildi. İkinci yarıda iş işten geçtikten sonra Holosko ve Bobo oyuna girdi. Ama benim iddiam odur ki Denizli’nin bu iki oyuncuyla da şahsi sorunları var. Ne olursa olsun oynatmıyor. Nihat’ın eksiklikleri görülüyor, Yusuf sakatlıktan yeni çıkmış bu durumlara rağmen Denizli Holosko ve Bobo’yu kullanmıyorsa vardır bu işin içinde birşeyler. Tabi bunları anlatırken Beşiktaş kötü mü oynadı da kaybetti. Kesinlikle hayır. Orta sahada yerden isabetli paslarla Galatasaray orta sahasını eritti. Ancak bazen final paslarında bazen ise son vuruşlardaki beceriksizlikleri tabi bunun üstüne Galatasaray’ın kaliteli gol ayakları ve Rüştü’nün ikramları bu skoru ortaya çıkardı.

Galatasaray tarafından maça bakarsak Sabri’ye maaşallah. Adama iyi bir şey demeye korkuyorum. Maçın en iyi oyuncusuydu. Ama dikkat edildiyse ilk önce defansı düşündü gerektiğinde ileriye çıktı. Kader de kendisine defansif anlamda çok yardımcı oldu.

Galatasaray’ın ikinci en iyi oyuncusu ise Leo Franco idi. Bir önceki yazımda ona güvenemiyorum demiştim. Bazen helal olsun bazen de Galatasaray’ın kalecisi değil diyorum demiştim. Ama bu akşam helal olsunluk oynadı.

Üçüncülerden biri Mustafa Sarp. Bu adama her maçta hayran olmamak mümkün değil. Sessiz sedasız gelmişti. Kimse önemsemedi, ama şimdi “orta sahada Mustafa Sarp olur, yanında kim oynar?” diyoruz. Attığı golde dikkatli izleyenler Yusuf’tan sıyrılmak için yaptığı vücut çalımını görmüşlerdir. Gerçi Yusuf da tutmaya pek niyetli değildi görüntüye bakılırsa ancak yine de düşünmesi bile farklılığını ortaya koydu. Artı orta sahada Mehmet Topal’ın kötü oyununu da kurtarmaya çalıştı. Mehmet Topal idare etmeye devam ediyor. Tehlikede bölgede oynadığı için takım arkadaşları hücuma çıkarken yaptığı pas hataları maçta sıkıntılı anlar yaşattı.

Keita’yı da üçüncü sırada söyleyebiliriz. Kanatta karşısında oynayan İsmail’i her pozisyonda ekarte etti geçti. İki pozisyonda Kewell’a yaptığı milimetrik ortalardan en az birisinin gole çevrilmesi gerekiyordu. Ama ikisi de olmadı. Daha doğrusu maçın geneli için konuşacak olursak gol olması gereken pozisyonlar golle sonuçlandırılamadı. Bireysel hatalardan sunulanlar gol oldu. Bir de bu pozisyonlar da golle sonuçlansaydı maç kaç kaç biterdi kim bilir?

Arda’nın çok yorgun olduğu ilk 5 dakikada belli oldu. Takım hücuma çıkarken topun olduğu kanada doğru olan koşularını bu maçta hiç yapmadı. Topun hep ayağına gelmesini bekledi. Aldığı topları da ya yan pas yaptı ya da kaybetti. Tüm bu negatif durumlara golün ortasını yaptı yine skorda etkisi oldu. Burada önemli olan Rijkaard’ın Arda’yı çıkarması ve Arda’nın bu duruma tepki falan koymaması oldu. Takımın gözdesini oynasın oynamasın maçtan kenara almak kolay iş değildir. Bugün skor bu şekilde olmasa ya da maçın sonucu Arda’dan sonra dönse Arda’nın maç içi performansına bakılmaksızın hemen Arda çıkarılır mı denecekti. Ama Rijkaard onu çıkararak tüm takıma tekrardan iyi oynamayan kenara gelir mesajını verdi.

Harry Kewell’in kondüsyonu bilindiği gibi 60-70 dakikalık. Bu nedenle ilk 1 saatte elinden geldiğince iyi oynamaya çalıştı. Pozisyonlar da buldu. Ama gol atmaya muvaffak olamadı. Bununla birlikte çok da top ezdi. Çok top kaybetti. Gereğinden fazla çalım olayına girişti. Halbuki ara pasları ve ortaları ile daha etkili olabilirdi. Artısı ise üçüncü golde Elano’nun ortasında Baros’a al da at dercesine bir pas vermesi oldu. Baros da geri çevirmedi bu ikramı.

Baros iki gol attı birini Rüştü diğerini ise Kewell altın tepsi ile sundu. Evet golleri attı ama yine de oyun olarak pek birşey göremedim bu maçta. Milli takımdan yorgun döndüğü için dirençli değildi. İleriye atılan topların çoğunu rakibe kaptırdı, ileride top tutamadı, rakip defansa fazla baskı altında tutamadı. Ne varki iki gol attı. Golcü şansı dedikleri bu olsa gerek.

Hakem ise Leo’nun ceza sahası dışında topu elle tutmasını görmedi, görmesi de zordu orada yan hakemin uyarması gerekiyordu. Çizginin hemen önünden sebest vuruş, Leo’ya da kırmızı kart olması gerekiyordu. Maç sonucunu doğrudan etkileyecebilecek bir hata oldu bu. Aynı yardımcı hakem Hakan Balta’nın ofsayt olmayan pozisyonunu bu gerekçe ile kesti. Gollük bir pozisyon doğuracağı belli olduğu için bu da ilki kadar olmasa da önemli bir hata oldu. Tabata’nın futbolculuğunu, kalitesini göstermesi gerekirken maçta Sarp’ı sakatlamaya yönelik yaptığı hareketle hatırlanması futbol adına bir ayıptı ve o pozisyon bana göre sarı buçuk kırmızı denebilecek bir pozisyondu. Faulü yapıyorsun, biliyorsun bir de hakem beni atmasın diye sanki rakip kendisini sakatlanmış gibi yere yığılıp çığlık atıyorsun. Zaten sanırım Sarp’ı da deli eden Tabata’nın bu hareketi oldu. Tabata yanlış yoldan başladı Beşiktaş kariyerine. Biz Baros’u tenkit ederken ve düzelmesini beklerken Beşiktaş’ta da Tabata’nın hem rakibine böyle bir hareket yapıp hem de hakemi aldatmaya yönelik olarak yerde kalması hangi iyi niyetle anlatılabilir ki?

Son söz ise Mustafa Denizli’ye olsun. Sanırım kendini kovdurtmak istiyor. Çünkü kadro tercihleri karşısında insan hayret etmiyor değil. Tamam orta sahada iyi baskı uyguladılar ama gol atacak oyuncular kenardayken nasıl galip gelmeyi düşünebilir ki? İstediği Tabata tamam ilk maçıydı ama çok kötüydü kötülüğü geçtim aynı zamanda kötü de niyetliydi; İsmail, Keita tarafından sürklase edildi. Bu yolun sonu çok da aydınlık görünmüyor hem Denizli hem de Demirören için. Yakında kongreleri var. Takım böyle devam ederse o kongre çok şeylere gebe olacak.

Bu arada 6’sı Avrupa, 5’i ligde toplam 11 resmi maçta 35 gol atıp 7 gol yedik. Bu sene bu kadroyu izlemenin zevkini yaşamaya daha doğrusu önceden de dediğim gibi anı yaşamaya devam ediyorum. Darısı diğer maçların başına…

>Hıncal Uluç Bilgesi

Eylül 12, 2009, 11:01 pm | Futbol, Galatasaray, komedi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Maçtan önce yayınlanan Maç Başlıyor’da Hıncal Uluç’un görüşlerini almışlar. Çok kıymetli Uluç’un her lafı bir enteresan da Milan Baros’la ilgili söyledikleri daha bir enteresandı, yaklaşık olarak şunlar döküldü ağzından:

“Formda falan değil hatta Milan Baros golcü değil. Bu halimle ben de Galatasaray’da oynasam atarım o 20 golü. Galatasaray’ın oyuncusu asla değil, artı karakter olarak da Galatasaray’a yakışmıyor. Hiç bir şey olmaz Baros’tan. Ben Rijkaard’ın yerinde olsam maça direk Nonda ile başlardım.”

Ne mi oldu sonra?

Hıncal Uluç Bilgesi

Eylül 12, 2009, 11:01 pm | Futbol, Galatasaray, komedi kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Maçtan önce yayınlanan Maç Başlıyor’da Hıncal Uluç’un görüşlerini almışlar. Çok kıymetli Uluç’un her lafı bir enteresan da Milan Baros’la ilgili söyledikleri daha bir enteresandı, yaklaşık olarak şunlar döküldü ağzından:

“Formda falan değil hatta Milan Baros golcü değil. Bu halimle ben de Galatasaray’da oynasam atarım o 20 golü. Galatasaray’ın oyuncusu asla değil, artı karakter olarak da Galatasaray’a yakışmıyor. Hiç bir şey olmaz Baros’tan. Ben Rijkaard’ın yerinde olsam maça direk Nonda ile başlardım.”

Ne mi oldu sonra?

>Tanjevic’ten Özür Diliyorum

Eylül 12, 2009, 5:33 pm | Basketbol, EuroBasket 2009 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Turnuva öncesinde;

* Çılgınca rotasyon yapmaktan vazgeçebileceğine,

* Zamanında ve doğru oyuncu değişiklikleri yapacağına,

* En doğru anda mola alacağına,

* Takımdaki her oyuncuya adaletle davranacağına inanmadığım için

Bogdan Tanyevic’ten özür diliyorum. Belki Orhun, belki Harun ya da bir başkası katkı yapmıştır bu dengeyi ve istikrarı yakalamasında ama sonuçta takımın Baş Antrenörü O ve O ne derse o olur. Bu yüzden tekrar tekrar özür diliyorum Tanjevic’ten. Aleyhinde tek kelime söylemeyeceğim turnuva bitene kadar, hala Milli Takımın başında görmek istemiyor olsam da kendisini turnuva bitene kadar bütün defterleri rafa kaldırıyorum kendi açımdan. Bu turnuvayı böyle iyi götürürken kendisine tek laf söylemek ancak ayıptır. Önce özür sonra başarı diliyorum Tanjevic’e.

Tanjevic’ten Özür Diliyorum

Eylül 12, 2009, 5:33 pm | Basketbol, EuroBasket 2009 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Turnuva öncesinde;

* Çılgınca rotasyon yapmaktan vazgeçebileceğine,

* Zamanında ve doğru oyuncu değişiklikleri yapacağına,

* En doğru anda mola alacağına,

* Takımdaki her oyuncuya adaletle davranacağına inanmadığım için

Bogdan Tanyevic’ten özür diliyorum. Belki Orhun, belki Harun ya da bir başkası katkı yapmıştır bu dengeyi ve istikrarı yakalamasında ama sonuçta takımın Baş Antrenörü O ve O ne derse o olur. Bu yüzden tekrar tekrar özür diliyorum Tanjevic’ten. Aleyhinde tek kelime söylemeyeceğim turnuva bitene kadar, hala Milli Takımın başında görmek istemiyor olsam da kendisini turnuva bitene kadar bütün defterleri rafa kaldırıyorum kendi açımdan. Bu turnuvayı böyle iyi götürürken kendisine tek laf söylemek ancak ayıptır. Önce özür sonra başarı diliyorum Tanjevic’e.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.