>Okan Kaan Bayülgen

Eylül 28, 2009, 11:08 pm | Hayat, ozhano, tv kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Okan Bayülgen. Bundan 2-3 sene öncesine kadar sorulacak olsa nefretlik derecesinde anlatabilirdim içimde ona karşı olan düşüncelerimi; konuşma şekli, hareketleri, programında yaptıkları falan ne varsa hep ofsayt gelirdi bana. Ama ne olduysa adam evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra değişti. Adama bir durgunluk, bir dinginlik, bir ağırlık geldi. Bu gece yine bir programda vardı kendisi. Sorulan sorulara cevapları, konuşma stili vs. adama hayran kaldım. Hatta program biterken “değerli izleyenlerimize…” diye başlayan bir cümlesi vardı şaşırdım. Bu adam daha 2-3 sene öncesine kadar programına telefonla katılanları azarlayan bir adamdı. Bu adam hep böyle miydi de sırf marjinallik tv’de para ediyor diye mi bu zaman kadar şu anki halinin tam tersiydi demekten kendimi alamadım. Diğer bir seçenek de tabiki evlilik ve çocuk. Bayülgen acaba “Evlendik barklandık çoluk çocuk sahibi de olduk yamuk yumuk hareketler artık yakışmaz” deyip normal biri haline mi geldi? Neyse ne olduysa oldu ama bu Okan Bayülgen güzel oldu. Konuştukları daha bir değerli geliyor gibi oluyor o böyle olunca. Bu yolda devam eder, sapıtmaz gene inşallah.
Diğer yandan yeni sezona Kanal D’de Disko Kralı’nın yanında iki yeni program ile ekrana geliyor. Medyanın kralı ve Muhabbetin Kralı adında iki yeni program. Cumartesi gecesi Disko Kralı, Pazar gecesi Medyanın Kralı, pazar gecesi Muhabbetin Kralı. Kısacası Okan Bayülgen Kanal D’de krallığını ilan etti en sonunda. Anladığım kadarıyla Disko Kralı artık sabahlara kadar sürmeyecek, Disko Kralı’nın bir parçası olan Medya Arkası ve çok konuklu muhabbetler üç geceye yayılacak. Valla ne yalan söyleyeyim Disko Kralı’nda özellikle Hakkı Devrim’in muhabbetlerine bayılıyorum. Okan Bayülgen öyle böyleydi ama zekasına diyecek yok. İki zeka küpü bir araya gelince muhabbetler de doğal olarak çok güzel oluyor. Neyse Kanal D, bu sezon en büyük yatırımı Bayülgen’e yapmış görünüyor. Bayülgen de sağlam para alacaktır. Güle güle harcasın…
Reklamlar

Okan Kaan Bayülgen

Eylül 28, 2009, 11:08 pm | Hayat, ozhano, tv kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Okan Bayülgen. Bundan 2-3 sene öncesine kadar sorulacak olsa nefretlik derecesinde anlatabilirdim içimde ona karşı olan düşüncelerimi; konuşma şekli, hareketleri, programında yaptıkları falan ne varsa hep ofsayt gelirdi bana. Ama ne olduysa adam evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra değişti. Adama bir durgunluk, bir dinginlik, bir ağırlık geldi. Bu gece yine bir programda vardı kendisi. Sorulan sorulara cevapları, konuşma stili vs. adama hayran kaldım. Hatta program biterken “değerli izleyenlerimize…” diye başlayan bir cümlesi vardı şaşırdım. Bu adam daha 2-3 sene öncesine kadar programına telefonla katılanları azarlayan bir adamdı. Bu adam hep böyle miydi de sırf marjinallik tv’de para ediyor diye mi bu zaman kadar şu anki halinin tam tersiydi demekten kendimi alamadım. Diğer bir seçenek de tabiki evlilik ve çocuk. Bayülgen acaba “Evlendik barklandık çoluk çocuk sahibi de olduk yamuk yumuk hareketler artık yakışmaz” deyip normal biri haline mi geldi? Neyse ne olduysa oldu ama bu Okan Bayülgen güzel oldu. Konuştukları daha bir değerli geliyor gibi oluyor o böyle olunca. Bu yolda devam eder, sapıtmaz gene inşallah.
Diğer yandan yeni sezona Kanal D’de Disko Kralı’nın yanında iki yeni program ile ekrana geliyor. Medyanın kralı ve Muhabbetin Kralı adında iki yeni program. Cumartesi gecesi Disko Kralı, Pazar gecesi Medyanın Kralı, pazar gecesi Muhabbetin Kralı. Kısacası Okan Bayülgen Kanal D’de krallığını ilan etti en sonunda. Anladığım kadarıyla Disko Kralı artık sabahlara kadar sürmeyecek, Disko Kralı’nın bir parçası olan Medya Arkası ve çok konuklu muhabbetler üç geceye yayılacak. Valla ne yalan söyleyeyim Disko Kralı’nda özellikle Hakkı Devrim’in muhabbetlerine bayılıyorum. Okan Bayülgen öyle böyleydi ama zekasına diyecek yok. İki zeka küpü bir araya gelince muhabbetler de doğal olarak çok güzel oluyor. Neyse Kanal D, bu sezon en büyük yatırımı Bayülgen’e yapmış görünüyor. Bayülgen de sağlam para alacaktır. Güle güle harcasın…

>Orlando Magic Salary Cap

Eylül 28, 2009, 4:37 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Sevgili Orlando Magic Severler’e sesleniyorum. Bu cap’in hali nedir Allah aşkına!?! O kadar lüks vergisini bu kadro için mi ödeyecek bu takım? Hadi bu seneyi geçtik gelecek seneki kontratlı oyunculara ve alacakları ücretler toplamına bakınca bir tuhaf oluyorum. Bazı isimlerin yanında yazan paralara ise inanamıyorum. Yakındır bir Magic yazısı gelecek ama şu tablo için söyleyecek sözü olan varsa buyursun bekliyorum…

Orlando Magic Salary Cap

Eylül 28, 2009, 4:37 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Sevgili Orlando Magic Severler’e sesleniyorum. Bu cap’in hali nedir Allah aşkına!?! O kadar lüks vergisini bu kadro için mi ödeyecek bu takım? Hadi bu seneyi geçtik gelecek seneki kontratlı oyunculara ve alacakları ücretler toplamına bakınca bir tuhaf oluyorum. Bazı isimlerin yanında yazan paralara ise inanamıyorum. Yakındır bir Magic yazısı gelecek ama şu tablo için söyleyecek sözü olan varsa buyursun bekliyorum…

>Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

Eylül 28, 2009, 9:50 am | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, tatil, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.” İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin “kolunu” kesmeye geldi…

Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

Eylül 28, 2009, 9:50 am | Eskişehirspor, Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı, tatil, TSL kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.” İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin “kolunu” kesmeye geldi…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.