>2 Kocaman Zaman Kaybı

Temmuz 10, 2009, 12:09 am | Sinema, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>

Reklamlar

>Terminator Salvation

Haziran 9, 2009, 12:33 am | ozhano, Sinema kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

>

Açıkçası arkadaşlarım teklif ettiğinde gitmeyi hiç düşünmemiştim. Hem bu tip seri filmlerden hoşlanmadığım (James Bond Quantum of Solace’ye de gitmiştim. Bir halt anlamadım filmden. Hep geçmiş filmlere atıfta bulunuluyordu.) hem de nefret ettiğim bir adamın filmi olduğu için reddetmiştim. Ancak daha sonra o herifin bu filmle alakası olmadığını görünce, özellikle Christian Bale’i filmde oynayanlar arasında görünce biraz da arkadaşlarımı kırmamayı düşünerek kabul ettim. Filmin içeriği ile ilgili hiç bir şeyden bahsetmeyeceğim tabiki. Sadece söyleyeceğim geçmiş Terminator’lerle fazla bir bağlantısı olmadığı (önceki terminatorlere fazla gidilmemiş) ve dehşet derecede aksiyon olduğu. Salona girdiğimde filmin başlangıcında biraz da geç saatte gittiğimiz için uyku modu pozisyonda filme başladım. Filmin ilk yarısı gelip ara verildiğinde sanki kendim savaşmışçasına yorgun hissediyordum kendimi. İkinci yarı başladıktan sonra filmi daha dikkatli izlemeye başladım. Filmin sonunda ise konumuma baktığımda koltukta oturmuş dirseklerimi dizlerimin üzerine koymuş, gözlerimi faltaşı gibi açmış ve tırnaklarımı yiyiyordum. Sonuç olarak, bu film kesinlikle evde, tv de falan izlenmez. Bu filmin büyüsü sinema ortamında olması. Ses ve görüntü efektleri muhteşem. Sağlam da para harcanmış. Oyuncu performansları ise enfes. Christian Bale (John Connor rolünde) ve Sam Worthington (Marcus Wright rolünde) resmen şov yapmışlar bu filmde. Zaten Bale’in hastasıyım “The Machinist”‘ filminden beri. Kesinlikle gidilip izlenmesi gereken bir sinema filmi. Gelecek programda olan “Public Enemies” filmini de kaçırmayı düşünmüyorum. Düşünün ki orada Bale’in yanında bir de Johnny Depp olacak. Bana göre bu iki filmi de sinema aşıkları özellikle aksiyondan hoşlananlar kaçırmasın.

Terminator Salvation

Haziran 9, 2009, 12:33 am | ozhano, Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Açıkçası arkadaşlarım teklif ettiğinde gitmeyi hiç düşünmemiştim. Hem bu tip seri filmlerden hoşlanmadığım (James Bond Quantum of Solace’ye de gitmiştim. Bir halt anlamadım filmden. Hep geçmiş filmlere atıfta bulunuluyordu.) hem de nefret ettiğim bir adamın filmi olduğu için reddetmiştim. Ancak daha sonra o herifin bu filmle alakası olmadığını görünce, özellikle Christian Bale’i filmde oynayanlar arasında görünce biraz da arkadaşlarımı kırmamayı düşünerek kabul ettim. Filmin içeriği ile ilgili hiç bir şeyden bahsetmeyeceğim tabiki. Sadece söyleyeceğim geçmiş Terminator’lerle fazla bir bağlantısı olmadığı (önceki terminatorlere fazla gidilmemiş) ve dehşet derecede aksiyon olduğu. Salona girdiğimde filmin başlangıcında biraz da geç saatte gittiğimiz için uyku modu pozisyonda filme başladım. Filmin ilk yarısı gelip ara verildiğinde sanki kendim savaşmışçasına yorgun hissediyordum kendimi. İkinci yarı başladıktan sonra filmi daha dikkatli izlemeye başladım. Filmin sonunda ise konumuma baktığımda koltukta oturmuş dirseklerimi dizlerimin üzerine koymuş, gözlerimi faltaşı gibi açmış ve tırnaklarımı yiyiyordum. Sonuç olarak, bu film kesinlikle evde, tv de falan izlenmez. Bu filmin büyüsü sinema ortamında olması. Ses ve görüntü efektleri muhteşem. Sağlam da para harcanmış. Oyuncu performansları ise enfes. Christian Bale (John Connor rolünde) ve Sam Worthington (Marcus Wright rolünde) resmen şov yapmışlar bu filmde. Zaten Bale’in hastasıyım “The Machinist”‘ filminden beri. Kesinlikle gidilip izlenmesi gereken bir sinema filmi. Gelecek programda olan “Public Enemies” filmini de kaçırmayı düşünmüyorum. Düşünün ki orada Bale’in yanında bir de Johnny Depp olacak. Bana göre bu iki filmi de sinema aşıkları özellikle aksiyondan hoşlananlar kaçırmasın.

>Çağan Irmak – Issız Adam

Ocak 16, 2009, 12:07 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>İtiraf etmem gerek giden arkadaşların yorumlarından fazlaca etkilenerek filmi izlemek istemedim. Ancak dün akşam eşimin ısrarıyla istemeye istemeye gittim filme. Herkesin söylediğinin aksine filmde başından itibaren ne aşırı bir cinsellik ne de aşırı bir çıplaklık var. Çağan Irmak öylesine güzel bir işe imza atmış kifilm sizi hissettirmeden, yavaş yavaş içine alıyor ve derinden etkiliyor. Cemal Hünal gerçekten çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Alper’in film ilerledikçe değişen psikolojisini çok güzel veriyor, kısacası rolünü beyazperdeden çıkartıp ete kemiğe büründürüyor. Melis Birkan’ın, ilk ciddi deneyimi olmasından diye düşünüyorum, performansı ise Hünal’ın performansının gerisinde kalsa da öyle çok sırıtmıyor. Çağan Irmak’ın yazınsal başarısını yönetmenlikle ne derece pekiştirerek sunabildiğinin başka bir ispatı bu film. Babam ve Oğlum mertebesine çok yakın bir içtenlik ve hitap edilen kitleyi genişletebilmek adına yapılmış, izleyiciyi hırpalamayan ve göze batmayan ama filme de değer katan önemli pazarlama hamleleriyle son halini almış, iyi ki de bu hali almış bir film.

Özellikle final sahnesiyle içimizde iz bırakan bu film, gözlerimizden de en azından 2 damla yaş süzülmesine neden olurken bir başka gerçeği daha öğretiyor bize: Bu filme cinsellik-çıplaklık dolu diyen insanlar aslında hayatlarını aşksız ve tutkusuz yaşamış, aşkın ve gerçekten sevmenin ne demek olduğunu hiç yaşamamış, yaşamış olsalar bile çoktan unutmuş olan insanlar.

Çağan Irmak’ı kutlamak ve yeni projelerini beklemekten başka çare bırakmıyor Issız Adam bize, ve tabii ki Cemal Hünal’ı sıkı bir takibe başlıyoruz artık.

Çağan Irmak – Issız Adam

Ocak 16, 2009, 12:07 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

İtiraf etmem gerek giden arkadaşların yorumlarından fazlaca etkilenerek filmi izlemek istemedim. Ancak dün akşam eşimin ısrarıyla istemeye istemeye gittim filme. Herkesin söylediğinin aksine filmde başından itibaren ne aşırı bir cinsellik ne de aşırı bir çıplaklık var. Çağan Irmak öylesine güzel bir işe imza atmış kifilm sizi hissettirmeden, yavaş yavaş içine alıyor ve derinden etkiliyor. Cemal Hünal gerçekten çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Alper’in film ilerledikçe değişen psikolojisini çok güzel veriyor, kısacası rolünü beyazperdeden çıkartıp ete kemiğe büründürüyor. Melis Birkan’ın, ilk ciddi deneyimi olmasından diye düşünüyorum, performansı ise Hünal’ın performansının gerisinde kalsa da öyle çok sırıtmıyor. Çağan Irmak’ın yazınsal başarısını yönetmenlikle ne derece pekiştirerek sunabildiğinin başka bir ispatı bu film. Babam ve Oğlum mertebesine çok yakın bir içtenlik ve hitap edilen kitleyi genişletebilmek adına yapılmış, izleyiciyi hırpalamayan ve göze batmayan ama filme de değer katan önemli pazarlama hamleleriyle son halini almış, iyi ki de bu hali almış bir film.

Özellikle final sahnesiyle içimizde iz bırakan bu film, gözlerimizden de en azından 2 damla yaş süzülmesine neden olurken bir başka gerçeği daha öğretiyor bize: Bu filme cinsellik-çıplaklık dolu diyen insanlar aslında hayatlarını aşksız ve tutkusuz yaşamış, aşkın ve gerçekten sevmenin ne demek olduğunu hiç yaşamamış, yaşamış olsalar bile çoktan unutmuş olan insanlar.

Çağan Irmak’ı kutlamak ve yeni projelerini beklemekten başka çare bırakmıyor Issız Adam bize, ve tabii ki Cemal Hünal’ı sıkı bir takibe başlıyoruz artık.

>Alexandre Aja

Ocak 13, 2009, 10:39 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Az önce P2’yi seyrettim. Uzun zamandır izlencekler listemin başındaydı. Alexandre Aja filmi olması nedeniyle çok önemliydi benim için. Haute Tension’ı izlediğimde hayran olmuştum Aja’ya. Craven’la beraber imza attıkları The Hills Have Eyes’ta bayağı iyi bir iş çıkarmıştı. Mirrors’ta zaten yerimizden hoplamıştık. P2 pek sinemalarda gözükmedi, daha ziyade DVD piyasasında yer buldu kendine. Aja’nın yapımcı ve senaryo yazarı olarak imzasını koyduğu bir filmdi, yani onun çocuğuydu bu film. Hem Rachel Nichols’ün (Nichols’ü takipçileri Alias’ın son sezonundan Rachel Gibson rolünden hatırlarlar) hem de Wes Bentley’in oyunları çok beğenilmişti ve ben çatlıyordum. İzledim ve zevk aldım, izledim ve etkilendim. Aja gerçekten bu işi çok iyi biliyor. Hikaye her an her gün yaşayabileceğimiz cinsten bir hikaye, burada hiç bir şeyini anlatmıyorum filmin, izlemek isteyenlerene kötülük yapacak değilim, ama herkesin başına gelebilecek cinsten bir kabus bu. Aynısı olmaz belki ama benzerleri mümkün. Mekanlar, çekimler, oyunculuklar muazzam. Yönetmen Franck Khalfoun’u da kutlamak gerek. Haute Tension’da Jimmy rolündeydi izleyenler için. Anlaşılan o ki Aja ile yola devam edecek bundan sonra da. İlk yönetmenlik deneyimi son derece başarılı. Ayrıca filmde bir ara televizyonda haber geçen muhabir rolünde kısa bir rolü de var. Sanırım onu da eğlencelik olarak koymuşlar. Her neyse film müthiş, Aja daha 30 yaşında imza attığı bunca başarılı projeyle günümüzün Wes Craven, hatta abartalım Hitchcock’u olma yolunda ilerliyor. Ben de çekeceği her yeni filmi heyecanla bekliyorum.

Alexandre Aja

Ocak 13, 2009, 10:39 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Az önce P2’yi seyrettim. Uzun zamandır izlencekler listemin başındaydı. Alexandre Aja filmi olması nedeniyle çok önemliydi benim için. Haute Tension’ı izlediğimde hayran olmuştum Aja’ya. Craven’la beraber imza attıkları The Hills Have Eyes’ta bayağı iyi bir iş çıkarmıştı. Mirrors’ta zaten yerimizden hoplamıştık. P2 pek sinemalarda gözükmedi, daha ziyade DVD piyasasında yer buldu kendine. Aja’nın yapımcı ve senaryo yazarı olarak imzasını koyduğu bir filmdi, yani onun çocuğuydu bu film. Hem Rachel Nichols’ün (Nichols’ü takipçileri Alias’ın son sezonundan Rachel Gibson rolünden hatırlarlar) hem de Wes Bentley’in oyunları çok beğenilmişti ve ben çatlıyordum. İzledim ve zevk aldım, izledim ve etkilendim. Aja gerçekten bu işi çok iyi biliyor. Hikaye her an her gün yaşayabileceğimiz cinsten bir hikaye, burada hiç bir şeyini anlatmıyorum filmin, izlemek isteyenlerene kötülük yapacak değilim, ama herkesin başına gelebilecek cinsten bir kabus bu. Aynısı olmaz belki ama benzerleri mümkün. Mekanlar, çekimler, oyunculuklar muazzam. Yönetmen Franck Khalfoun’u da kutlamak gerek. Haute Tension’da Jimmy rolündeydi izleyenler için. Anlaşılan o ki Aja ile yola devam edecek bundan sonra da. İlk yönetmenlik deneyimi son derece başarılı. Ayrıca filmde bir ara televizyonda haber geçen muhabir rolünde kısa bir rolü de var. Sanırım onu da eğlencelik olarak koymuşlar. Her neyse film müthiş, Aja daha 30 yaşında imza attığı bunca başarılı projeyle günümüzün Wes Craven, hatta abartalım Hitchcock’u olma yolunda ilerliyor. Ben de çekeceği her yeni filmi heyecanla bekliyorum.

>Joker’e ilk Ödül Altın Küre

Ocak 12, 2009, 4:59 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Oscar provası niteliğindeki Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu. Kazananlara hayırlı olsun, kazanamayanlar da şansına küssün. Benim için en önemli gelişme Heath Ledger’ın Joker rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü Tom Cruise, Ralph Fiennes, Robert Downey Jr ve P.S.Hoffmann’ın önünde almasıdır. Bu ödülü Oscar’ın habercisi olarak görüp moralli bir şekilde devam edelim yolumuza. Burda toprağın üstünde daha yapacak çok şeyi var Ledger’ın…

Joker’e ilk Ödül Altın Küre

Ocak 12, 2009, 4:59 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Oscar provası niteliğindeki Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu. Kazananlara hayırlı olsun, kazanamayanlar da şansına küssün. Benim için en önemli gelişme Heath Ledger’ın Joker rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü Tom Cruise, Ralph Fiennes, Robert Downey Jr ve P.S.Hoffmann’ın önünde almasıdır. Bu ödülü Oscar’ın habercisi olarak görüp moralli bir şekilde devam edelim yolumuza. Burda toprağın üstünde daha yapacak çok şeyi var Ledger’ın…

>And the Oscar Goes to…

Ocak 1, 2009, 1:50 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Resmi ilk Chao Grey’de gördüm, o da başkasından görmüş, kimbilir o blogger ilk nerede gördü. Bunlar mesele değil, mesele şu harika mizah ve Oscar’ı toprak altındaki Ledger’ın kazanacak olması. Hasretle anıyoruz seni Heath Ledger.

And the Oscar Goes to…

Ocak 1, 2009, 1:50 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Resmi ilk Chao Grey’de gördüm, o da başkasından görmüş, kimbilir o blogger ilk nerede gördü. Bunlar mesele değil, mesele şu harika mizah ve Oscar’ı toprak altındaki Ledger’ın kazanacak olması. Hasretle anıyoruz seni Heath Ledger.

Get Smart

Eylül 25, 2008, 5:26 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Geçen gece arkadaşlarla dışarıda iftar yaptıktan sonra bir de sinemaya gidelim dedik. 2 çifte de özellikle eşlerimize hitap edecek bir film aradık. En uygunu “Get Smart – Akıllı Ol” gibi geldi. Girerken baz tereddütlerim vardı hatunlar açısından, keza Çıplak Silah türünden filmlerden pek fazla haz etmez, daha ziyade dram ya da gerçekçi diyebileceğimiz, pek mantık hatası içermeyen filmleri tercih ederler bizimkiler. Riski aldık ve girdik tabii. Ekseriyetle 2 kişilik patlamış mısırlardan birini rahatlıkla bitirir, eşimin küçük mısırına sulanırım sinemada. Ancak bu sefer tam anlamıyla gülmekten çıkarma noktasına kadar geldiğim için kendi mısırımı bile bitiremedim. Öyle güldük ki dördümüz birden, girerken aldığım capuccino, arada aldığım su ve mısırın bir kısmını yerlere saçtım. Sanırım benden sonra salonda temizlik yapan arkadaştan sağlam bir kalay yemişimdir. O kadar komik kadar eğlenceli bir filmdi ki Get Smart, bir kaç kez daha izlesem aynı şiddette gülebileceğimi zannediyorum. Dördümüzün de çenesi ağrıdı, ya da en azından Sevgili Cem ve benim çenelerimizin yerinden çıkmasına ramak kalmıştı ve kızlar da hiç ummadığımız kadar güldüler. Sözün özü; canınız sıkkın, gülmek ve kafanızı dağıtmak istiyorsunuz, o zaman durmayın bu filme gidin kardeşim, verdiğiniz paraya değer. Dikkat ettiyseniz oyuncu, yönetmen, senaryo falan anlatmadım hiç, gerek yok çünkü, hepsi muhteşem, filmin herşeyi muhteşem, bi taraftan da aklıma sahneler geliyor yazamıyorum. Neyse kesiyorum burada, kendiniz için bir şeyler yapın bu filmi kaçırmayın.

Bugün nedense hiç spor yazma isteği belirmedi içimde, bir nevi blogtan bir gün çalmak olsun bu post da.

>Get Smart

Eylül 25, 2008, 5:26 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Geçen gece arkadaşlarla dışarıda iftar yaptıktan sonra bir de sinemaya gidelim dedik. 2 çifte de özellikle eşlerimize hitap edecek bir film aradık. En uygunu “Get Smart – Akıllı Ol” gibi geldi. Girerken baz tereddütlerim vardı hatunlar açısından, keza Çıplak Silah türünden filmlerden pek fazla haz etmez, daha ziyade dram ya da gerçekçi diyebileceğimiz, pek mantık hatası içermeyen filmleri tercih ederler bizimkiler. Riski aldık ve girdik tabii. Ekseriyetle 2 kişilik patlamış mısırlardan birini rahatlıkla bitirir, eşimin küçük mısırına sulanırım sinemada. Ancak bu sefer tam anlamıyla gülmekten çıkarma noktasına kadar geldiğim için kendi mısırımı bile bitiremedim. Öyle güldük ki dördümüz birden, girerken aldığım capuccino, arada aldığım su ve mısırın bir kısmını yerlere saçtım. Sanırım benden sonra salonda temizlik yapan arkadaştan sağlam bir kalay yemişimdir. O kadar komik kadar eğlenceli bir filmdi ki Get Smart, bir kaç kez daha izlesem aynı şiddette gülebileceğimi zannediyorum. Dördümüzün de çenesi ağrıdı, ya da en azından Sevgili Cem ve benim çenelerimizin yerinden çıkmasına ramak kalmıştı ve kızlar da hiç ummadığımız kadar güldüler. Sözün özü; canınız sıkkın, gülmek ve kafanızı dağıtmak istiyorsunuz, o zaman durmayın bu filme gidin kardeşim, verdiğiniz paraya değer. Dikkat ettiyseniz oyuncu, yönetmen, senaryo falan anlatmadım hiç, gerek yok çünkü, hepsi muhteşem, filmin herşeyi muhteşem, bi taraftan da aklıma sahneler geliyor yazamıyorum. Neyse kesiyorum burada, kendiniz için bir şeyler yapın bu filmi kaçırmayın.

Bugün nedense hiç spor yazma isteği belirmedi içimde, bir nevi blogtan bir gün çalmak olsun bu post da.

Kara Şövalye, Hangisi?

Temmuz 29, 2008, 4:28 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir çok açıdan bence tüm zamanların en iyi filmlerinden biri gösterilmeye aday “Kara Şövalye”. Ama en önemlisi tüm zamanların en göz alıcı ve seyirciyi derinden etkileyerek kendine hayran bırakan “kötü adam” performansı da Heath Ledger’ın Joker’i. İnsanın bu büyük yeteneğin göçüp gittiğine hayıflanmamaı, içinin parçalanması mümkün değil. Her oynadığı filmde üzerine koyan Ledger, bu filmde bir kaç gömlek değil, bir kaç takım elbise ileri götürmüş performansını. O’nun kaybı belki de Nolan’ın Batman serisini bile etkilemiş oldu. Ben hiç böylesi bir kötü adam izlememiştim perdede ve hiç böylesine etkileyip içine çekmemişti filmin içine bir kötü adam beni. Filmi anlatmak çok zor, 2,5 saat o kadar hızlı geçti ki! Senaryo harika, yönetmenlik harika, görüntü yönetmenliği harika, Ledger mükemmel, Bale, Caine, Eckhart harika, Gyleenhall Holmes’dan iyi ama vasat belki de filmin tek aksayan ayağı, onu da Nolan ve karakterleri ustaca örtmüş, takılıp kalmıyorsunuz.

Muhtemeldir önümüzdeki günlerde 5-6 kez daha izleyeceğim bir film. Beğenmeyen olabilir, eleştiren olabilir, filmde hatalar – açıklar bulan olabilir, sözüm şu; bakın aynaya her şeyiniz tam mı? Tam istediğiniz gibi misiniz? Hepimiz eksiğiz, bu da en nihayetinde bir film. Beğenmediyseniz bir daha gitmezsiniz bu tip filmlere, ama biz devamını bekleriz. Türün meraklıları kaçırmasın. Her filmi bir öncekinden daha iyi olan Nolan da lütfen durmasın, çalışmaya devam etsin. Ha bir de hazır Nolan’ı yakalamışken, sahi Kara Şövalye hangisi?

>Kara Şövalye, Hangisi?

Temmuz 29, 2008, 4:28 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bir çok açıdan bence tüm zamanların en iyi filmlerinden biri gösterilmeye aday “Kara Şövalye”. Ama en önemlisi tüm zamanların en göz alıcı ve seyirciyi derinden etkileyerek kendine hayran bırakan “kötü adam” performansı da Heath Ledger’ın Joker’i. İnsanın bu büyük yeteneğin göçüp gittiğine hayıflanmamaı, içinin parçalanması mümkün değil. Her oynadığı filmde üzerine koyan Ledger, bu filmde bir kaç gömlek değil, bir kaç takım elbise ileri götürmüş performansını. O’nun kaybı belki de Nolan’ın Batman serisini bile etkilemiş oldu. Ben hiç böylesi bir kötü adam izlememiştim perdede ve hiç böylesine etkileyip içine çekmemişti filmin içine bir kötü adam beni. Filmi anlatmak çok zor, 2,5 saat o kadar hızlı geçti ki! Senaryo harika, yönetmenlik harika, görüntü yönetmenliği harika, Ledger mükemmel, Bale, Caine, Eckhart harika, Gyleenhall Holmes’dan iyi ama vasat belki de filmin tek aksayan ayağı, onu da Nolan ve karakterleri ustaca örtmüş, takılıp kalmıyorsunuz.

Muhtemeldir önümüzdeki günlerde 5-6 kez daha izleyeceğim bir film. Beğenmeyen olabilir, eleştiren olabilir, filmde hatalar – açıklar bulan olabilir, sözüm şu; bakın aynaya her şeyiniz tam mı? Tam istediğiniz gibi misiniz? Hepimiz eksiğiz, bu da en nihayetinde bir film. Beğenmediyseniz bir daha gitmezsiniz bu tip filmlere, ama biz devamını bekleriz. Türün meraklıları kaçırmasın. Her filmi bir öncekinden daha iyi olan Nolan da lütfen durmasın, çalışmaya devam etsin. Ha bir de hazır Nolan’ı yakalamışken, sahi Kara Şövalye hangisi?

« Önceki Sayfa

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.