S.ktiri B.ktan

Temmuz 29, 2010, 10:19 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Reklamlar

Çöplük’ten İstikrara mı?

Temmuz 29, 2010, 1:18 pm | Futbol, La Liga kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Küçük yaşlarımda Real Madrid hastasıydım gerçek anlamda. Sembol yaptıkları, takımın formasını uzun yıllar giymiş olan adamlara gösterdikleri saygı, altyapıdan getirdikleri gençler, senelerce sadece eksik bölgelere yaptıkları akıllı transferlerle Real Madrid bir ekoldü benim için. Onun karşısında ise her daim yıldızlara para saçan, sivrilen her oyuncuyu kadrosuna katan, tutmazsa daha fazla para verip yerine yenisini alan bir Barcelona vardı hep. O yüzden hep Real Madrid Barcelona karşısında ak-pak bir sayfaydı benim için.

Bu sezona gelene kadar ise durum çok farklılaştı. Sanki iki dev rolleri değiştirmişler gibi. O örnek alınacak Real Madrid ortada kalmamış durumda. Karşısında ise senelerce Real’in yaptığının tam tersini yapmış Barcelona’nın her geçen gün artan doğruları var. Zidane, Figo, Beckham furyasıyla başlayan Galacticos modeli Real Madrid’in başını yakmış durumda. Bugün gittikleri her takımda büyük iş yapan bir çok futbolcu taraftar tarafından beğenilmemiş, görmesi gereken saygıyı görmemiş, kariyerlerinde birer adım geriye atıp, zaman kaybederek Real’den gönderilmiş haldeler. Robben, Sneijder ikilisi en son güncel örnekler. Öte yandan Kaka, Ronaldo gibi devlet bütçesi kıvamında transfer ücretleri ile alınmış ama yine de fayda sağlayamamış bir sürü adam. Real Madrid’in son bir kaç sene içinde, şampiyon olduklarında bile saha içinde bir düzen, disiplin olmadığı gözüme çarptı hep. Raul ve Guti sanki Galatasaray’daki Şükür, Korkmaz etkisini yapmaya çalışırcasına yıpranmışlar gibiydi. Dağınık, hepsi kendini bir şey zanneden, çoğu transfer ücretinin altında ezilen ve yönetilemeyen bir futbolcu topluluğuydu sanki Madrid. Tam anlamıyla bir futbolcu çöplüğüydü benim için artık, Real’e saygımı kaybettiğim her gün Barcelona hayranlığım ve yaptıkları doğrulara inancım arttı.

Ama bugün artık her şey çok farklı olacakmış gibi geliyor gözüme. Çünkü mor beyazlı yedek kulübesinde oturacak adam artık değişti. O adam çok farklı, benim çok saygı duyduğum ve yaptığı her işi fazlasıyla beğendiğim bir adam. O adama futbolcu posta koyamaz, laf edemez, bilir ki onun sözünü dinlemezse bir daha forma göremez, çok çalışması ve disiplinli olması gerektir artık. Bugün artık Real eski Real değil. Bugün artık Çöplük’te geri dönüşüm başladı. Real kabuk değiştirecek. Raul ve Guti’nin hükümranlığı sona erdi. Artık bu takımın bir ağabeyi yok, lideri var. Casillas’ın saha içi liderliğinde çok koşacak, 90 dakika didinecek ve saygı uyandıracak bir takım artık bu. Bu takımda Canales gibi gençler de forma giyebilecekler. Bu takım Sami Khedira gibi iş ahlakı ve verimi çok yüksek ama yıldız olmayan oyuncuları transfer listesine alacak. Bu takımın oyuncu profili kısa süre içinde fazlasıyla değişecek ve her sezon onlarca transfer yapmayacaklar artık.

Çünkü Real Madrid’i futbolcu çöplülüğü olmaktan çıkarıp istikrar abidesi haline getirecek bir adam var artık o kulübede.

Guti’nin İşi Çok Zor

Temmuz 28, 2010, 9:35 am | Beşiktaş, Futbol kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Başlığa bakıp da Guti’nin sahadaki işinin çok zor olacağını söylediğimi falan zannetmeyin sakın. Tam aksine Guti’nin saha dışındaki işi çok zor olacak. İspanya’da hakkında eşcinsel olduğu iddiaları ortya atılmış olabilir, Guti çocukları olan bir baba olabilir, Guti’nin model bir sevgilisi olabilir ama Guti artık Türkiye’de. Ve kabul edelim ki Guti Süper Lig tarihinin en yakışıklı transferi. Sarı saçları, mavi gözleri, iç gıcıklayan gülüşü, bakışı ve düzgün fiziğiyle uzaktan görüldüğünde bile iç çektirecek, bir çok erkeği kıskançlıktan çatlatacak cinsten bir adam. Guti’nin her dışarıya çıkışı olay olacak, her dakika arkasında magazin basını adım adım takip edecek onu, yetmezmiş gibi bir çok servet ve futbolcu avcısı peşinden ayrılmayacak kuyruğu gibi. Kimseye laf söylemek ya da aşağılamak gibi bir amacım yok ama yakışıklılık konusunda Guti’yle aynı ilin çevreyolundan geçemeyecek Servet, Selçuk, Jo, Gio Dos Santos gibi adamların nasıl hatunlarla beraber olduğunu görünce bir anda Guti’nin etrafında oluşacak kadın yığınını düşünmeden edemiyorum. Para peşinde olmayanlar dahi, Guti’nin sadece kendisinden etkilenip onunla bir gece geçirmek isteyenler de öteki avcılar gibi etrafını saracak ve sülük gibi yapışacaklar İspanyola.

O yüzden bence Guti’nin İstanbul’da işi çok ama çok zor. Umarım sadece işine konsantre olabilir de onu daha çok spor sayfalarında Beşiktaş’a ve Türk Futboluna kazandırdıklarıyla görürüz.

Blick’e Kim Ne Yaptıysa Söylesin!

Temmuz 27, 2010, 4:33 pm | Futbol, haber, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ne zamanki İsviçre ile kulüpler ya da milli takım bazında karşılaşsak Blick ortaya çıkıp maçtan önce şöyle ortamı bir geriyor. Tabi maç sonrasında genelde gazları Türkler tarafından alındığı için de rahatlıyorlar. Her zaman bu böyle oldu. Tarihten bir kaç manşet;

Meşhur Türkiye-İsviçre maçıyla ilgili soruşturmayla ilgili “Kavgacı Türkler ve FIFA soruşturmasında pis taktikleri“ başlığı

Avrupa Şampiyonasındaki İsviçre-Türkiye maçı öncesi “Bugün öyle ya da böyle menüde kebap var” manşeti

2006 Dünya Kupası elemelerinde oynanacak İsviçre-Türkiye maçı öncesi kaleci Volkan’ı hedef alarak “Palyaço Kaleci” manşetinin atılması

Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki futbol maçında Lincoln ile Volkan Demirel arasındaki olaya istinaden “”Türkler Euro 2008 provası yapıyor” yazılması
Fenerbahçe’de bazı oyuncuların adının karıştığı alem iddiasıyla ilgili olarak Daum’un resminin altına “Seks Detektifi” başlığının konması
Young Boys-Fenerbahçe eşleşmesi sonrası son lig maçındaki olaylara gönderme yapılarak “Koltuklar yine havada mı uçuşacak?” manşetinin atılması
Sanırım Blick’in Türklere karşı olan bu buhranlı hali İsviçre ile Türkiye hangi alanda karşı karşıya gelse devam edecek. İşin komiği körün taşı gibi her yıl garanti İsviçre tarafıyla karşılaşıyor olmamız. Galiba biz onları yenmekten bıkacağız ama bu Blick yenilen pehlivan güreşe doymazmışcasına Türkiye’ye ve Türklere karşı çirkin ve tahrik edici başlıklarından geri kalmayacak. Ama bu art niyetin muhakkak ki bir sebebi olmalı. Şimdi söyleyin bakalım, kim ne yaptı bu Blick’e de bu hale geldi bunlar? Kesin sahibinin bir kuyruk acısı var Türklerden.
Sanırım sebebi belli, bu gazete Türkiye’de Meriç Tunca benzerlerini biraraya getirmiş bir gazete ve doğal olarak kavgayla, tahrikle, sataşmayla, çirkeflik yaparak besleniyor. Keşke Sayın Tunca da oraya gitse. Bu arada Meriç Tunca’ya Galatasaraylılar ne yaptı ki bu kadar saldırgan oluyor ya da onu bu şekilde yazması için destekleyenler mi var? Neyse, muhatabım değil kendisi.

Aşağı Tükürsen Sakal, Yukarı Tükürsen Bıyık

Temmuz 21, 2010, 1:20 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bugün oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçı sadece bir hazırlık maçı. Kazanmak ya da kaybetmek önemli değil, önemli olan takımların eksiklerinin görülmesi, yeni transferlerin adaptasyonuna yardımcı olması, özellikle herhangi bir sakatlık olmaması. Öyle değil mi? İnanıyor musunuz bu masala siz? Daha bir hafta önce Fenerbahçe, Köln’e 5-2 yenildi diye neler neler yazıldı. Ne Aykut’un gitmediği kaldı, ne de takımdaki futbolcuların Kocaman’a cephe aldıkları. Oynanacak maçta hangi takım yenilirse Türkiye’de bu takımların taraftarlarından yüzde kaçının yenilen takımın teknik direktörünün muhtemel “sadece bir hazırlık maçıydı önemli olan eksikliklerimizi görmekti ve gördük de, şimdi eksikliklerimizi gidermek için daha da sıkı çalışacağız” açıklamalarına hoşgörüyle yaklaşacağını düşünüyorsunuz? Ya da kazanan takımın taraftarları “Muhteşem bir takımız, baksana en önemli rakibi bile yendik.” diye düşünmeyecek ve eksiklikler görmezden gelinmeyecek mi? Takımlarda Alex ya da Arda kötü oynadı diyelim, hemen konuşulmayacak mı “Alexli sistem ile artık bu iş yürümüyor” ya da “Arda’yı hemen satın da bari para kazanalım” lafları. İşin diğer yönü de sakatlık. Düşünsenize maçta kazara bir oyuncu sakatlandı ve 1-2 ay sahalardan uzak kalacağı açıklandı, kaliteli medyamızın da gazıyla ortalık nasıl da toz duman olur. Muhakkak takım direktörleri futbolculara “Aman dikkat edin, sakatlanmayın, sakatlamayın, dikkat edin.” diyeceklerdir ama futbol bu, ne olacağı belli olmaz. Felaket tellallığı yapmak istemiyorum ama ya oldu ne olacak? Tabiki bu risk yapılan her hazırlık maçında olası ama işin içinde Fenerbahçe ve Galatasaray olunca bakış açısı daha farklı olacaktır muhakkak. Daha dün seyrettik iki takım arasında oynanan ve Fenerbahçe’nin 2-1’lik galibiyetiyle sona eren U13 finalini. Çocuklar sanki birbirlerini yiyecekler gibiydi. Maç sonunda Galatasaraylı minikler ağlamaklı. Nasıl dolduruldularsa artık? İşte daha o yaşta hatta daha da küçükken başlıyor bu kavga. U13’te böyleyse A takımları arasında olan maç hazırlık maçı da olsa nasıl olur varın siz düşünün.

Sözün özü, evet bu akşam oynanacak maç nihayetinde bir hazırlık maçı. Ama sonuç ne olursa olsun sıkıntılara gebe. Yenileceksin, doğrudan aslanların önüne yem olarak atılacaksın; yeneceksin, t.d. olarak “Takımda eksiklikler var.” diyeceksin, karşına “Yahu ezeli rakibi çatır çatır yendik, bu takım yeterli.” diyenler muhakkak çıkacaktır. Neyse öncelikle hiçbir sakatlık falan olmasın da gerisi zamanla halledilir.

Galatasaray’a Gelecekler Belli!!!

Temmuz 20, 2010, 4:43 pm | Futbol, Galatasaray, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

“Oz büyücüsü” Harry Kewell’in sözleşme yenilenmesi, üzerine de “sihirbaz” Pino’nun Galatasaray ile anlaşması sonrasında Adnan Polat’ın da açıkladığı üzere üç yabancı transfer daha yapılacağı aşikar ki bu transferler için ortalıkta konuşulan isimler:

1. Criss Angel (Kesme, bölme işlerini iyi yapması defansta kesici özellikte oyuncu arayan takımın bu açığını kapatacak nitelikte.)

2. David Copperfield (Hakan Şükür’den bu yana hava toplarında başarılı, pivot santrafor özelliği olan, ileri uçta ofans oyuncularına top indiren bir oyuncu eksikliğini çeken takım için uçması itibari ile ilk ve en önemli isim.) 3. Harry Potter (Orta saha eksikliğini gidermesi bir yana aynı zamanda gelecek vaadeden bir “wonderkid” olması itibari ile iyi bir yatırım olacaktır)

Hadi şimdiden hayırlı olsun yeni transferler…

Tuncay Şanlı ve Araştırmacı Blogger Farkı

Temmuz 20, 2010, 12:20 pm | Futbol, Galatasaray, gazete, ozhano, Transfer, Tuncay Şanlı kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

22 Haziran’dı Sevgili ozhano Tuncay ve Galatasaray arasında görüşmelerin başladığını söylediğinde. Önemli ve sağlam kaynaklı bir haberdi. Bir blogta yazıldığı için pek itibar edilmemişti tabii ki bu habere. Ama bugün yani 20 Temmuz’da ulusal basında boy boy Sezgin’le Tuncay’ın transfer görüşmeleri, Tuncay’ın Galatasaray’a gelme ihtimalinden bahsediliyor. Tebrikler Sevgili ozhano’ya taa 1 ay öncesinden bu transferi ya da en azından ihtimalini ulusal basın daha uyanamadan bizlerle paylaştığı için. Aşağıda o tarihteki yazısı var ozhano’nun. Yukarıdaki ekran görüntüsü de Fotomaç’tan.

Artık yazalım bari. Gelme ihtimali ne kadarsa gelmeme ihtimali de o kadar. Herşey onun Aziz Yıldırım ile yapacağı son görüşmede bitecek. Denilene göre 2 kere görüşme oldu ve en son olarak tatil sonrasına bırakıldı. Tuncay, Bodrum semalarındaydı en son. Tatili de bitti bitiyor sanırım. Yıldırım bu son görüşmede yine bonservis ödemem sana, bedavaya geleceksen gel derse büyük ihtimalle Galatasaray ile anlaşacak. Fenerbahçe’den fazla bir para istemiyor zaten. Sadece bonservisinin alınmasını istiyor eski takımdan Tuncay. 3 ay öncesinden başlamış denilene göre Sezgin’in görüşmeleri. İlk başta tabiki gelemem teşekkür ederim demiş bizim al yanaklı. Ama Stoke’ta kalmayacağı kesin. Kendisini isteyen 2-3 kulüpte onun istediğinin yarısı kadar para teklif etmesi de Avrupa’da kalma isteğini törpülüyor. Bu arada kaynak ne diye düşünüyorsunuz tabiki. Arkadaşımdan, çaycıdan ondan bundan duyup da buraya yazacak değilim. Şu anda menajerliği Hakan Özlü ve Necdet Tanış’ın elinde. Ama onun akıl hocası 14 yaşında onu TEKSpor’dan Sakaryaspor’a oradan da Fenerbahçe’ye götüren Erdinç Şehit. Tabiki Erdinç Şehit’i de girdiği her işte iflas edip parasını ona buna kaptırmaktan kurtaran da Tuncay Şanlı. Bu nedenle her ne kadar kavgalı olsalar da Şehit onunla ilgili tüm gelişmelerin farkında. Doğal olarak Erdinç Şehit olunca da o da bize yakın…

Gelir gelmez ama ciddi ciddi bir girişim var Tuncay ile ilgili. Olursa arşiv olur, olmazsa da duyumsal hareket deriz olur biter.

Tuncay Şanlı mı? 22 Haziran’da ozhano yazmış…

"El Mago" Pino Galatasaray’da!

Temmuz 19, 2010, 4:45 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Dur bakalım bir şeyler oluyor sanki. Önce Cana sonra Kewell ve Pino. Ne kaldı eksik? Bence bir defansif orta saha bir forvet ve bir sağ bek. Sağ bek hariç gerisini alacaklardır muhtemelen hatta bir de stoper alınacaktır ama Galatasaray’ın Perez’den beri sağ bek ihtiyacı olduğunu kimse ısrarla görmüyor nedense. Neyse Galatasaray’ın ikinci nam-ı değer “Sihirbaz”ı Pino hayırlı olsun, gerisine bakalım…

Budur!

Temmuz 19, 2010, 9:30 am | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Fenerbahçe Geçen Sezon Başarılı mıydı Yoksa Başarısız mı?

Temmuz 18, 2010, 6:27 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Sıkıntı, TSL kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Şu Daum alem bir adam doğrusu. Fenerbahçe ile ilişkisi kalmadı ama bir türlü kulübün yakasından düşmüyor. Belki de o çok söylediği kendini Türk gibi hissetmesinden dolayı konuşmaktan çekinmiyor olabilir. Diğer bir düşünce de, Aykut geldiğinden beri kendisini göndermek istediğini düşündüğü ve parasal anlamda ters düştüğü yönetimi ve ayağını kaydıran Aykut Kocaman’ı zor durumda bırakmak olabilir. Herhalde Türkiye’de hangi takımlı olursa olsun hiçbir futbolsever Daum’un safiyane duygular ile böyle açıklamalar yaptığını düşünmüyordur. Boşuna yolların ayrılması için yapılan görüşmeler esnasında yönetim Daum’u fesihnameye omertayı koymaya zorlamamış. Ama kabul etmedi Herr Daum. Eh herhalde Daum’u en iyi tanıyan ve bu şekilde hareket edeceğini bilen yönetimin ta kendisidir ve açıkçası bekledikleri gibi oldu. Daum, gitti Miniatürk’e Aykut Kocaman benim ayağımı kaydırdı türünden açıklamalar yaptı. O zaman Fenerbahçe yönetimsel bazda herhangi bir açıklama yapmadı, gerek duymadı, konuşur, konuşur, susar dedi. Artık ne düşündülerse kaale almamışlardı. Köln ile oynanan hazırlık maçında Herr Daum yine başroldeydi. Komik değil mi, iki takım karşılaşıyor, takımlardan birini başarıya ulaştırmışsınız, diğerinde ise başarısız olduğun görüşü çoğunlukta ve şeref misafiri olarak davet ediliyorsun. Tam Daum’un oyununu devam ettirmesi için muhteşem bir ortamdı ve kaçırmadı tabiki. Yine Fenerbahçe yönetimini kendisine şampiyonluk yolunda köstek olduğundan, aslında ligde başarılı olduğundan, son maçta olanların talihsizlik olduğundan falan bahsetti. Yani bilinen Daum. Artık zaten Türkiye’de açıklmalarının da fazla bir etkisi kalmadı hatta sıfırlandı.

Ama iş bu açıklamadan sonra başladı. Yönetim bana göre hiç kaale almaması gerekirken gitti Daum’un geçen sezon başarısız olduğunu, daha doğrusu Fenerbahçe için şampiyonluktan başka hiç bir sonucun başarı kabul edilemeyeceğini ve Daum’un artık ilişkisi kalmadığı bir kulüple ilgili konuşmaması gerektiği belirtildi. Açıklamayı tekil olarak düşünürsek bir sıkıntı yok. Gayet yerinde. Tabiki Fenerbahçe için şampiyonluk dışında bir sonuç eğer Avrupa’da başarı da yoksa başarısızlıktır. Şampiyonluğu tatmış her takım için bu böyledir, böyle de olmalıdır. Ama ne oldu başkanın son lig maçından 3-5 gün sonra çıkıp Fenerbahçe Futbol Kulübü, aslında başarılı olmuştur, son maçta bilmem kaç tane atak var direkten dönen bilmem kaç tane top var, olmayınca olmadı, top kale çizgisini geçmek istemedi, geçseydi başarılı olacaktık, geçmeyince neden başarısız addediliyoruz, ezeli rakiplere 10’ar puan fark yaptık, bu nasıl başarısızlık?” açıklamalarına. Sonuna kadar katılıyorum bu açıklamalara da. Ama 1-2 ayda ne değişti, o zaman başarılıyız diyen zihniyet nasıl oldu da değişti?

Sanırım Daum ile aynı görüşte olmak bile başkanı gerdi ve unuttu o zamanki açıklamalarını ya da yönetim adına kamuoyunu bilgilendirenler başkanın açıklamalarını unuttular. Tüm bu açıklamalardan sonra soru şu: Fenerbahçe Futbol Kulübü geçen sezon ligde başarılı mı olmuştur, başarısız mı?

Biri Beni Çimdiklesin!

Temmuz 18, 2010, 3:16 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Biri beni çimdiklesin cidden 🙂 Leo Franco ve Marcelo Carrusca’nın sözleşmeleri karşılıklı olarak feshedilmiş en sonunda. Sanırım Arjantinli’den ağzı yanan yönetim bundan sonra Güney Amerikalılar’ı üfleyerek yer. Franco tamam da bu Carrusca için ne araştırmalar yaptık acaba nerelerdedir diye. Resmen reality show tadında günler geçirdik bulabilmek için “Maradona’nın veliahtı”nı. Aşağıda eski yazılardan birkaçı var Carrusca’ya dair, okuyun eğlenin derim 🙂


Kayıp Aranıyor! Bir Yudum İnsan
Carrusca Ne Oldu?

Lorik, Biraz Abartmadın mı Artık?

Temmuz 17, 2010, 6:12 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Galatasaray’ın ilk yabancı transferi olan Lorik Cana’nın Galatasaray’a gelmeden önce oynadığı takımlarda kaptanlık yapmış, kaptanlık yapmasa bile takım içerisinde toparlayıcı, birleştirici ve bütünleştirici bir unsur olarak teknik yönetime yardımcı olduğuna dair haberleri okuduk. Bu özelliğini Galatasaray’da gösterip gösteremeyeceğini ise zaman gösterecek. Tabiki gelirse Harry Kewell ve Lucas Neill’dan sonra üçüncü bir yabancının takımda etkin bir hal almasının etkilerinin nasıl olacağı ise yine zamanla ortaya çıkacak. İşin ilginç tarafı Galatasaray’da yerli bir liderin olmaması. O lider bu yabancı liderlerin bile üzerinde bir etkiye sahip olmalı takım üzerinde. Bu esnada Arda Turan demek abesle iştigal olur. Evet, Arda bu takımın kaptanıdır ve sonuna kadar saygı duyulması gereken bir makamdadır. Ama benim demek istediğim lider oyuncu bir sıkıntı olması durumunda höt diyebilecek, takım içerisindeki kavgaları bıçak gibi bitirebilecek ve yaş itibari ile de saygı duyulacak bir isim olmalıydı. Bu illaki futbolcular içeirisinden olacak diye bir kaide de yok. Galatasaray’ın o şaşalı dönemlerinde takım içerisinde Hakan, Arif, Bülent bu işi saha içinde çok iyi uyguluyorlardı ancak bunların arkasındaki esas isim Fatih Terim idi. Kim bilir takım içerisindeki kaç tane kavgayı bitirdi, kaç tane kavgalıyı olay ortaya çıkmadan barıştırdı. İşte böyle bir isim lazım takıma. Tabi hangi sıfatla olur onu bilemiyorum.

Aslında demek istediğim bu değil. Cana geldiğinden beri yaptığı her röportajda oynadığı diğer takımlarda kısa zamanda kaptanlık makamına seçildiğini ya da liderlik vasfının hamurunda bulunduğunu anlatmakta. Hani derler ya, sen kendini anlatma, etrafındakiler seni anlatsın. Çok boş konuşmalar olmaya başladı bunlar sürdürüldükçe. Büyük ihtimalle transferi sırasında takıma bir lider lazım bu da sen olacaksın ya da olabilirsin diye gaza getirilmiş olabilir ama bu şekilde sürekli! konuşması takımdaki diğer oyuncular arasında dün bir bugün iki, daha yeni geldi hemen kaptanlığa ya da liderliğe soyunuyor diye düşünülmesine neden olabilir. Daha doğrusu ben bu şekilde düşünürdüm. Ben neyse de mesela Servet. Böyle düşündüğüne adım gibi eminim. Lorik Cana gerçekten lider olabilir, ancak takım içerisinde işini iyi yapmazsa, sadece kendi işiyle değil duruşuyla, konuşmasıyla vs. takıma onun gerçekten saygı duyulması gereken bir futbolcu olduğunu kanıtlayamazsa o liderlik lafları sadece ağzında bir kelam olarak kalır. Dediğim gibi; Cana liderlik, kaptanlık konuşmalarını bıraksın, işini güzelce yapsın; takım ve taraftar onu zaten layık olduğu makama erdirir.

Ferrari için Servet Verilir mi?

Temmuz 17, 2010, 5:25 pm | Beşiktaş, Futbol, Galatasaray, gazete, Transfer kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Başlık başlı başına ayrı bir soru, Milliyet’in Galatasaray’la ilgili transfer haberleri apayrı. Daha yeni Kewell’ı geri getirdiler, Pino’ya imza attırdılar, Tochowski’yi uçağa bindirdiler. Bu haberler doğru çıkmazsa birileri çıkıp özür diler mi acaba onu çok merak ediyorum. Yoksa Ferrari için Servet verilir mi, bence verilir. Takımları için motivasyonları köreltilmiş iki adamın takası makuldür. Hep düşmanlık yapacak değil ya büyükler birbirine. Zaten bu tip icatlar da Sezgin’den çıkar ancak. Neyse cidden konu Ferrari geldi Servet gitti değil de bu yırtık dondan fırlarcasına ortaya çıkan transfer haberleri. Gerçekten ciddikaynaklardan mı geliyor bu haberler yoksa kaynağınızın üzerinde mi oturuyorsunuz beyler?

OFK Belgrad

Temmuz 16, 2010, 3:58 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Ülke: Sırbistan
Stad: Omladinski Stadion (19000)
Takım Değeri: 11 milyon Sterlin
Teknik Direktör: Dejan Djurdjevic (43)
Takımdaki Oyuncu Sayısı: 27
Takımdaki Yabancı Sayısı: 4 (Karadağ, Brezilya, Makedonya)
Takımdaki Önemli Oyuncular: Nemanja Milic, Nicola Simic, Bojan Saranov
Transferleri: Ivan Kecojevic (Cukaricki), Nikola Matek (Srem), Filip Pjevic (Mladost), Zoran Milovac (Indjija)
Gidenler: Branko Lazarevic (Caen), Petar Jelic (Volga), Abou (Vojvodino), Stefan Scepovic (Club Brugge), Amer Osmanagic (Lubin), Mrkela (Roter Stern)
Son Maçları:
OFK Belgrad Hajduk Kula 2:1
Cukaricki Stankom OFK Belgrad 0:0
OFK Belgrad Partizan Belgrad 0:3
FK BSK Borca OFK Belgrad 1:0
OFK Belgrad Torpedo Zhodino 2:2
Ligde Son Sezonu: Geçen sezon Sırp Ligi’ni Partizan ve Stern’in ardında 50 puanla 3. bitirdi. Ligdeki en golcü oyuncuları Nicola Simic (6) ve Nemanja Milic (6) oldu.

Torpedo Zhodino

Temmuz 16, 2010, 3:57 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, UEFA Avrupa Ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ülke: Belarus
Stad: Torpedo (3000)
Takım Değeri: 4,5 milyon Sterlin
Teknik Direktör: Aleksandr Brazevich (37)
Takımdaki Oyuncu Sayısı: 27
Takımdaki Yabancı Sayısı: 5 (Ukrayna, Rusya, Nijerya)
Takımdaki Önemli Oyuncular: Beganski, Krivobok
Transferleri: Oleksandr Papush (Dinamo Brest)
Son Maçları:
Torpedo Zhodino FK Minsk 0:4
Neman Grodno Torpedo Zhodino 0:0
Torpedo Zhodino Fylkir Reykjavik 3:0
Fylkir Reykjavik Torpedo Zhodino 1:3
OFK Belgrad Torpedo Zhodino 2:2
Ligde Son Sezonu: 18 haftası geride kalan Belarus Ligi’nde 10 puanla son sırada yer almakta. Ligdeki en golcü oyuncusu Beganski (7 gol).

Kewell’la Anlaşıldı mı?

Temmuz 16, 2010, 1:30 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Az önce Milliyet’te Sabah gazetesi kaynaklı “Kewell’la tekrar anlaşıldı” haberini okudum. Eğer doğruysa taraftarın arzusu yerine getirilmiş olur ve Üstünel nedeniyle gerilen ilişkiler biraz daha yoluna girer gibi geliyor bana. Sonuçta Kewell Hagi’den bu yana Galatasaray’a gelmiş 1 numaralı profesyonel ve maç kurtaran, ruh katan futbolcu. Umarım doğrudur bu haber ve Kewell Pazartesi Hollanda’da Galatasaray kampında olur.

Bir de ortalarda dolaşan Trochowski hadisesi var ki çok beğeniyorum Alman futbolcuyu. Eğer gelirse çok yönlü oyunuyla tam bir joker olur orta sahada ve Ayhan’dan Barış’tan Sarp’tan uzun sürelerle ayrı kalırız. Tüh tüh!

Bari Bu Sefer Böyle Yazma Necati Abi!

Temmuz 15, 2010, 10:02 am | Fenerbahçe, Futbol, necati bilgiç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Takığım kendisine bilinen üzere. Okumadan duramıyorum. Çok seviyorum. Zevkli oluyor. Fenerbahçe, Az Alkmaar ile hazırlık maçı yapmış, yenmiş ya da yenilmiş fark etmez herhalde, sonuçta önemli olan takımın kaynaşması falan der değil mi? Yok Necati Abi hazırlık maçında bile hakemlere laf geçirmeyi yine unutmamış ama bu sefer irdelemeden doğrudan çakmış. Nasıl olsa Almanlar diye sanırım:

İki önemli hata
F.Bahçe, yurt dışında yaptığı ilk hazırlık maçında güçlü rakibi AZ Alkmaar’a ikinci yarıda yediği gollerle 2-0 yenildi. Sanıyorum Aykut Kocaman iki önemli yanlış yaptı. Birincisi, her yıl bütün kulüpler (Beşiktaş, G.Saray) ilk hazırlık maçlarını takımda uyumun sağlanması, yenilerle eskilerin kaynaşması için daha ziyade güçsüz ekiplerle oynarlar.
Ama F.Bahçe hem de yabancı sahada güçlü bir rakiple oynama hatasını yaptı.
İkincisi, üst üste yorucu idmanlarla forma girmeye çalışan oyuncular bu zorlu maçtan bir gün önce bile iki antreman yaparak Alkmaar karşısına çıkarıldı. Bunun sonucunda da ilk yarıda oyununu hakimi olan, güzel paslarla rakibe üstünlük kuran ve pozisyon bulan sarı-lacivertliler ikinci yarıda oyunda dengeyi sağlayamadı ve rakibine mahkum oynayarak sahadan yenik ayrıldı.

RANDIMAN VERMEDİLER
Bu maçın futbolcular bakımından önemli tarafı, forvetin etkisizliği. Gerek ilk yarıda gerekse ikinci yarıda santrforda yer alan Semih ve Gökhan biraz da geçen yılın futboldan uzak yaşamıyla randıman veremedi. Yönetim üstelik 21 Temmuz’da yapılacak G.Saray maçı öncesi hâlâ vadettiği forveti transfer etmemekle hem Kocaman’ı hem de takımı zayıf bıraktı.
Yeni transferlere gelince… Caner ve ikinci yarıda oyuna girmesine rağmen Stoch ilk 11’de oynayacak çapta olduklarını gösterdiler. İlhan ise henüz hazır değil. Ve lüzumsuz sert oynuyor.
Lugano’nun yokluğunda stopere Bekir’in konması daha doğru olur. Kaleci Volkan Babacan’ın yediği gollerde ondan çok defansın hatası vardı. Önemli kurtarışlar da yaptı.
Maçın Alman hakemleri kötü, taraflı maç yöneterek F.Bahçe aleyhine çalıştı.

Hayır ne alaka son cümle! O kadar güzel analiz, işte yeni transferler şöyle böyle, zor rakip, gerek yok ondan sonra hiç alakasız dağdan kestim kereste. Sanırım şeytan dürtüyor Necati Bilgiç’i. Hazırlık maçı dahi olsa her yenilgide hakemi kötülemeyi unutmuyor. Neyse, ne olursa olsun ben O’nu böyle seviyorum.

Not: Fotoda hep aynı Nacati Bilgiç resmini koymaktan bıktım. Bari bu sefer de öbür Necati Bilgiç’in resmini koyalım.

Başkalaştım, Başkalaştın, Başkalaştı…

Temmuz 14, 2010, 11:17 pm | Futbol, ozhano, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Eskiden Fenerbahçe parayı basar, isim ve tecrübe transfer ederdi, tüm takım o oyuncular etrafına kurulurdu. Galatasaray, takıma uyum sağlayacak, maddi olarak takım kimyasını bozmayacak, diğerlerine nazaran daha az maliyete sahip ve zarar edilmeden satılabileceği düşünülen yabancıları transfer ederdi. Beşiktaş’ın ise önceliği Türkiye’nin bir önceki sezon öne çıkmış oyuncuları olur, yabancı açısından da isim değil ama tecrübeli ve mücadeleci olanlara öncelik verirlerdi.

Şimdi Beşiktaş parayı basıyor isim ve tecrübe transfer ediyor, takım o oyuncuların etrafına kurulacak. Galatasaray önceliği ülke sınırları içine veriyor ve hem gelecek vaadeden hem de açıklarını kapatabilecek alternatif oyunculara verdi, yabancılarda ise isimleri bilinen ama takıma çalışacak oyuncuları almaya çalışıyor; bunları yapmayı düşünürken ise ilk baktığı para oluyor. Fenerbahçe ise yabancılar olarak Avrupa’da kıvılcımı yakmış, burada alevlenebileceği düşünülen, maddi olarak da kulübü fazla zorlamayacak, zarar edilmeden de elden çıkarılabilecek oyunculara önem veriyor.

Aslında güzel bir şey. Ne olursa olsun birşeylerden ders alınmış olacak ki, transfer politikalarında yenilikler var her üç kulüpte de. Ne olursa olsun değişim iyidir.

Fakat diğer yanda da öyle transferler var ki; Nicolae Dica, Ismael Sosa, Debatik Curri, Michael Stewart, Ermin Zec, Safet Nadarevic, Michael Zewlakow, Fernando Varela, Florin Cernat, Jerko Leko. Az buz isimler değil bu sayılanlar ve bu sezon Anadolu takımlarında olacaklar. Yayın ihalesinden alınan paralar sonucunda bu isimlerin Türkiye’ye gelmeleri çok önemli. Doğal olarak da bu isimlerin etkisi ile artık geçen sezondan bile daha cesur olabilecekler kanımca Anadolu kulüpleri.

Kaostan Başarı Çıkar mı?

Temmuz 14, 2010, 1:56 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Aslında geçen sezonun sonundan belli gibiydi bu sezon başlangıcında olacaklar. Ama bu kadar sancılı olacağını düşünmemiştim açıkçası. Tüzük çalışmalarında yönetimin kongre üyelerinden kroşe yemesi, üstüne Haldun Üstünel’in istifası ve beklenen o 5! transferden şu ana kadar sadece birinin gerçekleşmesi ve ortada dolanan isimlerin bayağılığı taraftar ile yönetimin arasını açtı. Pino diye Dos Santos’tan vazgeçmek, Harry gibi dört dörtlük bir profesyonelin bir türlü gönlünü edememek, kaleci sanılan ama artık ne olduğu iyi bilinen Leo’dan kurtulamamak, altyapıdan gelip Galatasaray’ın geleceği olarak görülen 3-4 oyuncunun o kadar emekten sonra yollanması, sağ tarafta her sezon sıkıntı çekerken Uğur gibi bir oyuncunun tam sakatlıktan kurtulmuş ve formunu tuttuğunda ne kadar etkili olduğunu bilirken satmak, taraftarın asıl bu takımda yer almasını beklemediği Barış, Ayhan, Sarp, Zan gibi oyuncuların halen daha kadroda tutulması sıkıntıların odak noktası olarak görünüyor. Keita’nın gidişini her ne kadar satılmasına bazılarımız tepki gösterse de yönetimin başarıyla sonlandırabileceği bir hamle olarak görüyorum. Ama şu an başarılı oldular diyemiyorum; onun yerini onunla aynı kalitede ama satıldığı fiyattan daha uygun biriyle doldururlarsa evet yönetim bu hamlede başarılı olmuştur diyebilirim.

Aslında bana göre bunların hepsinin temelinde Adnan Sezgin’in tekrar transferde söz sahibi yapılması var. Sezgin, Üstünel gibi bir Galatasaraylı değil. Bir profesyonel demek de açıkçası bu işin profesyonellerine de hakaret olur gibi geliyor. Üstünel’deki ikna yeteneğinin ya da presentabllığın onda biri kendisinde yok. Çünkü futbolcu olsun t.d. olsun ne transferi yapılacaksa karşı tarafta ilk anda oluşturulacak intiba çok önemlidir. Üstünel’deki at kuyruğu saçlar bile yabancı oyuncuların Türkiye’ye olan ve bilinen bakışlarının değişmesinde ve rahatlamalarında, doğal olarak da transferlerin gerçekleştirilmesinde önemli rol oynuyordur bana göre. Bu durum Türkiye sınırları içerisinde bir artı olarak görülmeyebilir. Çünkü Sezgin de Üstünel de camiada ismi olan insanlar ve birinin ayağına gidip transfer isteğinde bulunmaları bile önemli ama iş sınır dışına çıkınca Üstünel duruşu, konuşması vs. ile Sezgin’in bir kaç adım ötesine geçiyor. Üstünel bir yabancı oyuncuyu ikna ederken ilk önce takımın vizyonundan, takımdaki futbolcuların misyonlarından konuşmaya başlayıp karşı tarafı istediği kıvama getirdikten sonra paraya geçiyor; Sezgin ise profesyonel! olduğundan olaya doğrudan maddi anlamda istediğini ne kadar aza alabilirim gözüyle bakıyor ama karşı taraf da bir albeni görmediğinden fiyatta indirime falan gitmiyor. Tabiki transfer görüşmelerinde ben yokum ama transfer edilen oyuncuların açıklamaları bu düşüncemi destekliyor. Hatta bir adım daha öteye geçersek, maalesef Sezgin ilk bakışta gerek konuşması gerekse vücut dili ile bir kabadayıyı ya da sarhoşu andırıyor. Çok sert bir laf oldu ama benim gördüğüm bu.

Diğer yandan bu bloga yazmaya başladığımdan beridir belirttiğim eğer Galatasaray güçlü olmak istiyor ise yerli futbolcuların baskın, yabancı futbolcuların da tamamlayıcı olduğu bir takım kurması fikrinin temelleri için bu dönem bir başlangıç olabilir. Alınan yerli futbolcuların, Kleve maçı tabiki ölçü değildir ama form tuttuklarında Galatasaray’a faydalı olacakları aşikar. Ancak alınacak yabancı oyuncular eğer Türkiye’yi ve Galatasaray’ı yan gelip yatılacak bir yer olarak bellerlerse bu sezon da geçen sezondan farklı olmayacaktır.

Ve son olarak Rijkaard. Türkiye’de ne futbol takımları ne de futbolcular demokrasi ile yönetilmeye alışmamış. Ya eli maşalı olacaksın ya da futbolcuların suyuna gidip kendini sevdireceksin; futbolcu da iyi olalım da t.d. gitmesin böyle iyi diyecek. Buradan hareket ile Rijkaard ne zamanki eli maşalı olur, ne zamanki saha kenarında ıslık çalmaktan bir adım daha öteye gidip vücut hareketleri ile sahanın içindekileri gaza getirir işte o zaman birşeyler olabilir. Her ne kadar yapılan haber kulüp tarafından yalanlansa da Rijkaard’ın Sezgin’e transfer yapılamamasından dolayı posta koyduğu haberini okuyunca işte bu, saldırgan ol biraz be koç dedim. Biz maalesef ki ancak böyle muamaleden anlıyoruz. Fakat korkum o ki bu Sezgin gene takıma ucuz diye yeni İnamotolar getirecek.

Messi Classic

Temmuz 10, 2010, 8:51 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu da “Herkes Messi’nin Peşinde”nin 2010 Afrika baskısı olsun. Fotoğraf Kore maçından. Afrika’dan aklımda kalan karelerden…

Cana Susamış Cim Bom! İlk İmza!

Temmuz 8, 2010, 4:51 pm | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bakalım kana susamışlık mı yaptıracak bu adam yoksa Galatasaray’ın yıllardır orta sahada aradığı kan ve can mı olacak. Fransa kariyerinde izlediğim maçlarda fazlasıyla beğendiğim bir isimdi. EPL tecrübesiyle geliyor, umarım Linderoth sonrası çare olur. Hepimize hayırlı olsun Lorik Cana.

Mesut Özil Bizim Futbolcumuz Değil!

Temmuz 8, 2010, 12:21 am | Afrika 2010, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Levent Özçelik ve Ömer Üründül iş başındaydı Almanya – İspanya maçında TRT’de. Levent Özçelik zaman zaman başarılı anlatımlarla öne çıkan bir isim olsa da o da fantastik (!) anlatımlarıyla çoğu zaman maçın önüne geçip Üründülle beraber maçın içine edebilen bir ağabeyimiz. Bu ağabeyimizin diğer Almanya maçlarında diğer spikerlerin yaptığı ve benim artık duymaktan sıkıldığım hatta nefret ettiğim şu cümleyi söylemesiyle, ayıptır söylemesi 120 ekran LCD ekran televizyonu parçalamanın eşiğinden döndüm. Televizyona fırlattığım kumandanın fırlattığım yere varmamış olması çok şükür ki beni masraftan kurtarmış oldu ama içimdeki siniri bastırmaya yetmedi haliyle. Çıldırıyorum bu “bizim oyuncumuz” lafını duydukça!

Bakın arkadaşım Mesut Özil bizim oyuncumuz değildir. Mesut Özil 15.10.1988 Gelsenkirschen doğumlu, Rot-Weiss Essen altyapısından yetişme, Schalke’de sahne alma, Werder Bremen’de yıldız olma, Türk asıllı ama Türkiye’ye bayram ziyaretleri ve cenazelere iştirak etme dışında gelmemiş, Alman okullarında okuyup Alman Kültürü ile büyümüş, bildiği yabancı diller İngilizce ve Türkçe olan, Alman bir sevgilisi olan, Müslüman bir Alman’dır. Mesut Özil bir Alman’dır, defalarca kez kendini Alman hissettiğini söylemiş bir futbolcudur.

O yüzden Allah aşkına yeter artık!

Hamit, Halil, Yıldıray bizim oyuncumuzdur ama ne Mesut, ne Serdar ne de diğer Alman, İsviçre milli takımlarını seçmiş oyuncular bizim oyuncumuz değildir. Bırakın bu işleri. Delirtmeyin beni!

Almanya-İspanya maç öncesi görüş…

Temmuz 7, 2010, 7:45 pm | Afrika 2010, Futbol, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
 
Aylardan beri bugünü bekliyorum. Kısa ve öz de olsa dolu dolu yazabilmeyi. Turnuvanın en güzel ve heyecanlı maçlarında arasında gösterilmeye aday bir Almanya – İspanya maçı izleyeceğiz birazdan. Herkesin favorisi Almanya. Çünkü hem Arjantin hem de İngiltere’yi 4 golle eledi. Attıkları gollerin dışında oynadıkları güzel futbol da favori olarak gösterilmelerinin en büyük nedeni. Ama bu akşam için ben Almanya’nın İspanya’yı eleyebileceğinden çok emin değilim. Hatta finali Hollanda ile İspanya’nın oynamasını istiyorum. Bu da beni İspanya’nın Almanya’yı eleme ihtimaline meyillendiriyor. Sadece duygusal yaklaşmıyorum. Gerekçelerim var elbette.

Almanya çok iyi futbol oynadı hem İngiltere, hem de Arjantin maçında. Turnuva boyunca Arjantin için yapılan en önemli eleştiri ne idi? Takımın orta sahasız ya da 5 atakçı 5 savunmacı ile oynadıklarından dolayı yaşadıkları-yaşayacakları orta saha zaafıydı. Almanya maçında bunu yaşadılar. Veron o maçta oynamadı bile! Tek başına Mascherano’ya güvenmekse çok anlamsız kaldı. Sonuç orta sahasız bir Arjantin Almanya’dan 4 yedi!

Altın jenerasyon olarak gösterilen İngiliz takımında ise Capello Gerrad’ı sağ kanada, James Milner’ı da sol kanada koydu ve iki oyunucunun sahadan silinmesini sağladığı gibi bir de kanatları çok iyi kullanana Almanya’ya davetiye çıkardı. Stoperdeki ve defanstaki eksikler ve zaaflar da Almanya’nın affedemeyeceği şekildeydi ki Almanlar affetmedi ve kontraya çıktıkları 3 atakta 3 gol bulup İngilizleri kupadan sepetlediler.
Arjantin ve İngiltere orta sahaları, Khedira, Schweinsteiger, Müller ve Podolski’den oluşan futbolu iki yönlü oynayabilen Almanya’nın orta dörtlüsüne mağlup oldu. İngiltere’de birbirine benzeyen oyuncu fazlalığı ve yaratıcı oyuncu eksikliği ile Arjantin’de tek adam dayalı sistem iki takımın da sonunu getirdi. İki takımda da bahsettiğim bölgedeki zaaflar İspanya’da mevcut mu peki?

İspanya dünyanın en iyi orta sahasına sahiptir dese 100 kişiden kaçı hayır diyebilir? Xavi, Iniesta, Busquets bu yıl birarada  40′tan fazla maç yaparak inanılmaz bir uyum içinde. Busquets dışında Xavi de, Iniesta da maç sıkıştığında bireysel inisiyatif alıp skoru değiştirebilecek isimler ve oyunu çok iyi okuyup yönlendiriyorlar. Xabi Alonso sessiz maestro gibi. Uzaktan beklenmedik şutları ise skoru takımının lehine değiştirebilir. Tamam daha fazla zırvalayamayacağım bu adamlar hakkında.

 
Biraz önce İspanya’nın maça Torres’le değil de Pedro ile başlayacağı haberi bence İspanya’yı bir adım öne götürüyor. Gerçi Pedro Barcelona’da ilk 11′de çıktığı maçlarda değil de sonradan girdiği maçlarda daha iyi oyunlar sergiledi. (Şu anda Mustafa Doğan diyor ki…) İspanya’nın zaafı beklerinin ileri çıkması imiş. Arkalarında çok açık bırakıyorlarmış bu bekler. Çağdaş futbolda olması gereken şey de zaten bu değil mi? Beklerle hücuma destek vermek… Ayrıca Busquets ne güne duruyor? Bekler çıkınca bu iki oyuncunun kademesine girsin diye… Neyse Mustafa Doğan Alman’dır ondan diyelim…

Kıssadan hisse kalecisiyle, defansıyla, ortasahası ve forvetiyle dünyanın en iyi isimlerine sahip İspanya, bence bir adım önde olan takım. Hem daha iki yıl önce Avrupa’nın en büyüğü olan takım İspanya finalde Almaya’yı elememiş miydi? Almanya ise yakaladığı İspanya’dan çok daha iyi olduğu için Arjantin ve İngiltere’ye karşı aldıkları galibiyetlerin getirdiği hava ile İspanya’yı eleyebilir. Bence bu maçta İspanyol orta sahasında Mesut Özil kaybolabilir… Gönlüm İspanya’dan yana… İspanya çıksın ki dünya kupası “anadoluya” daha önce bu kupayı hiç kazanmamış bir takıma gitsin…

Hafız Neler Oluyor Ya! Keita Satıldı!

Temmuz 6, 2010, 10:40 am | Futbol, Galatasaray, Transfer kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

İçimden küfürle karışık yorumlar yapmak, ağza alınmayacak sözler söylemek, ötesinde birilerine hakaret etmek geldi şu haberi duyduğumda. Başımdan aşağı dökülen kaynar su muydu soğuk su muydu çözemedim. Geçen sezon her ne kadar çirkeflikleri de olsa takımı sırtlayıp götürecek performans verebilen, takımı bazı maçlarda tek başına taşıyan adamdı Keita. Dünya Kupası’ndaki hareketleri mi yoksa ciddi parasızlık mı neden oldu satışa bilmiyorum ama önemli bir gücümüzü kaybettik. Arda bu tabloda satılmayacak demek ki, bu transferden ben bunu anlıyorum. Başka neyi anlıyorum, talibi gelirse Elano’nun da yolcu olduğunu. Başka başka? Gençlerle kendinden mucize yaratması beklenen bir adam olduğunu.

Şu tabloda tek güvenebildiğim adam Rijkaard. Gerçi Haldun’u gözünü kırpmadan satan bu zihniyet tazminatını ödeyecek adam bulursa Rijkaard’ı da satmaz mı? Satar.

Galatasaray sezona küçülerek başladı ve benim bu küçülen Galatasaray’ın resminde hala Leo Franco denen adamın sırıtıyor olmasına sinirim kabarıyor. Bravo Adnanlar, demek ki sizin 10 yabancıdan anladığınız Galatasaray’a yabancı 10 futbolcu ile sezona başlamakmış. Tebrikler, aynen devam, bozmayın hiç. Beğenmediğiniz Kewell’a muhtaç kalmazsınız inşallah.

Adam Olamazsın Dedim

Temmuz 4, 2010, 12:00 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Ronaldo İspanya Maçı sonunda kendisini görüntülemek isteyen kameraman ve muhabire saldırmak üzereyken…
Ben Sana
94 Milyon Euro etmezsin
Yıldız olamazsın
Değil
Adam Olamazsın
Dedim

Kaleci Dediğin

Temmuz 4, 2010, 10:00 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu Dünya Kupası’nda nedense kalecilere taktım. Şu müthiş bir enstantane benim için. Skatelenburg Brezilya karşısında o anda 1-0 mağlup olan takımını inanılmaz bir refleksle ipten alırken…

Futbol Nerede Oynanıyordu?

Temmuz 2, 2010, 8:00 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Bastian Schweinsteiger

Arjantinli futbolcular oldukça sert oynuyorlar ve daha maçın ilk düdüğünden itibaren hakemi etki altına alıp maçı provoke etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Diego Armando Maradona

Bizim kimseden korkumuz yok. Geçen Dünya Kupası’nda kaybedilen maçın intikamını alacağız. Sahaya çıkıp onların yarıalanında oynayacağız topumuzu ve maçı kazanacağız. bu yüzden gergin ve sinirliler. “What’s the matter Schweinsteiger? Are you nervoussh?” (Alman aksanıyla Schweinsteiger ile dalga geçiyor ” Ne oldu Schweinsteiger, Zinirli misin?”)
Klaus Allofs
Mesut Özil kesinlikle bu dünya kupasının en büyük yıldızı. Messi bile onun yanında sönük kaldı.
Carlos Tevez
Bu Almanya 2. Turda elediğimiz Meksika’dan daha kötü bir takım. Meksika çok daha kuvvetli bir ekipti.

Daha maç oynanmadı ama Almanlarla Arjantinliler resmen birbirine girmiş durumdalar. Bu maçta kırmızı kart olması muhtemel gözüküyor bana. Kimse görmese Maradona görür 🙂

Ağır Ol da Molla Desinler Klaus!

Temmuz 2, 2010, 12:00 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tam pazarlama stratejisi bu işin adı. Bir kaç takım tarafından takip edilmeye başlandığı anda pazar fiyatını ne kadar yukarı çekebilirim uğraşısı. Aslında Allofs’un derdi Mesut’un performansı, Almanya’ya katkısı falan değil. Allofs yavaş yavaş ovuşturmaya başlamış ellerini, gelmesi muhtemel Euroların hesabını yapıyor şimdiden. Yavaş ol Klaus, ağır ol, bu kadar aleni de yapılmaz ki bu iş. Bu kadar da abartılmaz, dilin kemiği olmasa da, 32 dişin içinde muhafaza ediliyor bildiğim kadarıyla. Abartma, güldürme.

POLONYANIN SUYU

Haziran 30, 2010, 10:00 am | Almanya, Futbol, Grass, Polonya, tolga kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Daha ikinci yazımdan su koyverdim gibi; futbol yazmak hiç aklımda yoktu ama, fırsat var madem, ufaktan bir laf açayım.

70-80 yıl önce dünyanın gelmiş geçmiş en sistemli soykırımlarından biri yaşandı Almanya’da. Milyonlarca insan yakıldı, boğuldu, katledildi. Nice insan soykırım laboratuvarlarında ciğerlerine kadar parçalandı. Alman ırkı o günlerde, topraklarında başka bir ırkın yaşamasına tahammül edemedi. İşte o Almanya, bu gün futbolunu; dünyabaşı yapmak, uluslarası listelerde tepeye taşımak için topraklarında doğmamış çocuklara emanet ediyor. Yani 40-50 yıl ülkesinde hakir gördüğü insanların çocuklarından başka bir sömürdüğü kıta olan Afrika’da, ülkesinin bayrağını dalgalandırmak için faydalanıyor, başarı bekliyor. Sadece Almanya değil, birçok Avrupa ülkesinde aynı dramatik ve ironik ortam mevcut. Sözü Polonyalılara getirmek istediğimden bu derin konuyu ayrıca, başka bir yazıda uzun uzadıya tartışmak üzere kenara alıyorum. Şimdi dağılmadan devam edelim. İşte o Almanya, bu gün, Afrika’da Çeyrek final oynayacak; o maç öncesi İngiltere’yi perişan ederken iki adama özellikle duacılar: Podolski ve Klose. Bu iki adamın dünyaya geldikleri hastaneler (en azından hastanede doğduklarını umuyoruz:Opole ve Gliwice Devlet hastaneleri) Almanya topraklarında, ilhakında değil. Yani ari ırktan değil bu iki Alman! Belki 3-4 yıl içinde başka Polonyalıları da göreceğiz Alman milli takımında. Bendeki de şans işte, geldi yazıma meze baharat oldu: mesela yakın zamanda bir haber duymuştum, tanımam etmem ama haberin niteliği açısından ilgimi çekmişti futbolcu: Mainz’da Polanski adında Polonyalı bir futbolcu Polonya milli takımı hocası tarafından oynatılmak isteniyor fakat bu genç çocuk Alman milli takımında oynamak istediğinden bu daveti geri çeviriyor. Google’da şöyle basit bir araştırma da yapınca Almanya’da birçok Polonyalı gencin top peşinde koşturduğunu görüyoruz. Futbolu çok takip edemediğimden kısıtlı bilgi verebiliyorum, affola; ancak böyle bir gerçek sabit.

Peki Almanya’da birden mi çiçekleniverdi bu Polonya sevdası? Hayır gibi duruyor cevap. Futbolla alakasız belki ama, büyük Alman romancısı Günter Grass’ın ‘Yüzyılım(Mein Jahrhundert)’ adlı romanında bu konuyla ilgili birkaç ifadeye rastlıyoruz: Almanya’da ulusal anlamda ilk mücadele 1902 yılına tesadüf eder; turnuva şeklinde olur şampiyonluk mücadelesi. 7 bölge/eyalet birincisi belirlenir, işin enteresan yanı, bu eyalet birincilerinin hepsi turnuvaya dahil edilmez. Daha enteresanı turnuvaya hiç alakası olmayan, bir tane bile maç yapmadan gelmiş, Prag dahil edilir, Avusturya-Macaristan kontenjanından. Praglılar olağanüstü uyanık çıkarlar, gerçi söylentidir tabi ancak, Karlsruher FV ekibiyle oynayacakları hem çeyrek hem de yarı final sayılan maçlarını Münih’ten Saksonya şehri, Napolyon’un tarihten silindiği şehir Leipzig’e alırlar, daha sonra da Karlsruher FV yöneticilerine maçın iptal edildiğine dair bir telgraf atarlar. Karlsruher maça çıkmaz ve Alman futbol federasyonu maçı Prag’a verir. Kanıtlanmamışsa da böyle olduğu kesin gibidir. Finalde Prag’ın rakibi ise o zamanların multiyetenek,her işten çakan “Herr” Behr’li Altonaer(şimdiki Werder Bremen)’ine 6 tane atan Leipzigtir. “Pantekot yortusu (Pfingsten) günü saat dörtbuçuğu biraz gece final maçı başladı,” diyor o dönemi yaşamış gibi anlatan Grass. Maç başlamadan enteresanlıklar başlar; orta noktaya konması için top bulamazlar. Onun öncesinde ise takımlar topsuz ısınmışlardır. Maçta olanları ise hikayeleştirilmiş şekilde şöyle anlatıyor Grass:

Sonunda top orta çizgiye konduğunda büyük bir tezahürat oldu. Oyuna başlayan,rüzgarı ve güneşi arkasına alan rakibimizdi. Hemen kalemize kadar sokuldular, sol taraftan yaptıkları ortayı, ağaç gibi uzun kalecimiz Raydt zorlukla çeldi, böylece Leipzig’i daha başlangıçta yenik duruma düşürmekten kurtardı. Sonraları karşı koymaya başladık ama sağ taraftan paslarla bizi sıkıştırıyorlardı. Daha sonra ceza sahamızdaki bir karambolda Praglılar gole kavuştu. Pick adlı iyi bir kalecileri olan Pragla ancak zorlu hücumlardan sonra birinci devre bitmeden beraberliği sağlayabildik. Kaleleri değiştikten sonra tutulacak gibi değildik. Friedrich’in ikinci golü ve Stany gol yağmurundan önceki ilk gölünü attıktan sonra, beş dakika içinde Stany ve Riso üç gol daha attılar. Her ne kadar Praglılar hatalı pasımızdan yararlanarak bir gol daha attılarsa da, -tabiri caizse- iş bitirilmişti ve tezahürat çok büyüktü. Stany’ye sert fauller yapan çok çalışkan orta saha oyuncusu Robitsek bile bizim oyuncuları durduramadı. Herr Behr sportmenliğe uymayan Robi’yi sertçe uyardı (Altonearlı futbolcu,ayrıca maçın organizatörü ve hakemi olur,ancak bu maçtan kazandıkları harcadıklarının gerisinde kalır ve zarar eder). Bitiş düdüğünden hemen önce Riso yedinci golümüzü attı.

Grass’ın bahsettiği Stany denen adam Polonya kökenliydi,ve lakabı “iş bitirici”ydi, bugünkü Klose gibi. Bakın tüm bunlardan sonra Grass kitabında Polonyalılar hakkında ne diyor:

…bizim kısaca Stany dediğimiz Bruno Stanischewski, Polonya kökenli futbolcuların zaman içinde alman futbolu için neler yaptıklarını daha o zaman göstermiş oldu.
Fritz Szepan’ı ve onun kayınbiraderi Ernst Kuzzora’yı, yani Schalke’li iki as’la, Schalke’nin büyük zaferlerini yaşadığım için hiç çekinmeden diyebilirim ki, Altona’nın şampiyonluğundan sonra alman futbolu hep ileri gitmiş ve bunda almanlaştırılan Polonyalıların oyun şevki ve golcülükleriyle katkıları olmuştur.

Bu gün, taa 100 yıl sonra bile Polonyalılar şevkleri ve golcülükleriyle Alman futbolunu ileriye taşıyorlar. En halisane duygularımızla bize de; ‘doğduğun değil,doyduğun yer…’ demek düşüyor.

İleri Görüşlü Cenky

Haziran 29, 2010, 12:30 pm | Afrika 2010, arjantin milli takımı, cenky, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Türkiye’de Yılmaz Vural’a güven duyulmazken onunla aynı kişiliğe sahip olduğu görüşünün hakim olduğu Maradona’nın Arjantin’in başına geçtikten sonraki yaşadıkları ve yaşattıkları ile ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum ki Cenky taa 29.10.2008’te olacakları görmüş ve yazmış. Noktasına virgülüne dokunmadan aynen koyuyorum ve başarılarının devamını diliyorum kendisinin. Bu arada yorumları da ekledim ki o zaman ki beklentiler de nasılmış görülsün diye. Kısacası Cenky medyumvari bir şekilde olacakları yazarken yorumcular biraz yaya kalmışlar bu hususta. Tabi şu an için.

Arjantin Teknik Direktörlüğü’ne sonunda beklendiği gibi getirildi Maradona. Kampanyalar sonuç verdi, halkın istediği oldu. Maradona’nın Arjantin Hocası olduğunu ilk duyduğumda aklıma hemen kulübedeki Maradona acaba nasıl olur sorusu takıldı. Sonra gerek Boca gerekse Milli maçlardaki Maradona’yı düşündüm. Sorunun cevabını bulup bizim ülkeden dengini söylemek olmazdı. Arjantin’in Yılmaz Vural’ı olur Maradona bence. Takımının ne yaptığından çok onun kenarda, içerde, dışarda, golde, ofsaytta, faulde ne yaptğıyla ilgilenilir. Kesin olan takımın önüne geçecek, daha fazla ilgi toplayacak. Bunu takımdaki oyuncular ne derece kaldırabilecek, kafalarını topa verebilecekler mi orası muallak. Bunu bilen Arjantin Federasyonu yanına bir de Basile’yi koymuşlar ki, Bilardo (Di Stefano uyardı da fark ettim, Basile yazmışım adamı, akıl fikir baskete gitmeye başlamış anlaşıldı) iyi futbolcu – iyi hoca örneklerinin bana göre enderlerindendir. Ha öte yandan da Karpatların Maradonası Hagi’yi ve gittiği her yerdeki üstün (!) başarılarını aklımızdan çıkaramıyoruz, o ayrı. En çok “Devrimci Diktatör” Maradona futbolcu döver mi ve Aguero bir yerine kına yakmış mıdır onları merak ediyorum bugünden sonra. Ya kısmet artık foto muhabirlerine.

Yorumlar
Adsız dedi ki…
aslinda takimin onune gecebilir dusuncen arjantin milli takiminin yararina olur, cunku eger maclardan once stress maradonanin uzerine cokerde oda bunu iyi bir sekilde futbolcularini motive etmede kullanabilirse takim is yapar. chelsea doneminde mourinho nun yaptigi aciklamalar butun baskiyi presi kendine cekiyordu maclardan once bu sayede futbolcularin kafasi rahat oluyordu cikip duzgun bir sekilde baskisiz stresssiz oyunlarini oynuyorlardi.

ama ne yazikki (bu kisim ulkemizde ki tum arjantin yalakalarina geliyor) maradonadan direktor felan olmaz saka gibi. bu iki seyin nasil diyim bu isim ile bu teknik direktorluk taniminin ayni cumlede gecmesi bile saka gibi. bu adam eski bir kokainman sirf su resimlerine bakin. hayatinda 1 kere 8 ayligina bir takim calistirmis, yanina verdikleri adaminda sebebi bu zaten yoksa bu adamin cikip antremanlarda felan futbolculara taktik felan verecegini beklemek cok saflik bence saka gibi, hagiye elestiriler gelmiste hani haginin teknik taktik antreman bilgisi felan maradonanin fersah fersah otesindedir en azindan direktorluk yapiyor adam yillardir hemde, bir gun galatasaraya 2. defa direktor olarak gelip tamamlayamadiklarini tamamlamasi gibi bir fikri oldugunuda biliyor herkes.tamam iyi futbolcu iyi teknik adam olmaz derler ama hagide kotu teknik adam deildir ama maradona ne diyim artik 🙂 maradonada maradona iste 😀 ciksin amigo gibi takimini desteklesin puro ile felan kokain felan cekmiyor artik diyorlardi gitsin dedikodu yapsin surekli aguero sole messi bole diye onu ciddiye alip teknik direktorluk beklemek hata olur, hersey yanindaki adama yani 2. direktore bagli o cikarirsa cikarir bu takimi dunya kupasi finallerine.
29 Ekim 2008 04:38

Alfredo Di Stéfano dedi ki…
yanındaki adam Carlos Bilardo.arjantin geçmişi muhteşem olan bir TD.(2 dünya kupası finali oynatmak ve birini kazanmak).Maradona gibi bir adamın yerine onu başa geçirselerdi muhteşem olurdu.Maradonanın teknik ekipte olması Arjantin için büyük şanssızlık.

30 Ekim 2008 17:49

Gecenin İkisinde Program Yapılırsa…

Haziran 29, 2010, 12:15 am | Afrika 2010, Futbol, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Ahmet Çakar:”Maradona, Dünya Kupası’nın en önemli rengi şu anda. Hiç beklemediğim bir sıcaklık var kendisinde. Tıpkı bir anaokulu öğretmeni gibi. Yani o kadar ki gece futbolcuların üzerini örtüyorsa ya da susayana su getiriyorsa kesinlikle şaşırmam.”

Ziya Şengül: “O kadar da değil be hocam. Abartıyorsun”

A.Ç.:”Kesinlikle öyle, futbolcularıyla arasında çok sağlam, sarsılmaz bir ilişki olduğu apaçık ortada. Gözlerinden anlaşılıyor. Yani futbolcularıyla konuşuyor, parmak…..(bir an ne diyorum ben sessizliği), futbolcuların popolarına şöyle haydi koçum dercesine pıt pıt vuruyor. Yani dediğim gibi tam bir şefkat timsali oldu benim gözümde.

Serhat Ulueren: “Programı da bitirme vakti geldi gibi geliyor bana.”

29.06.2010 Telegol

Ziya Şengül tabiki kıs kıs gülüyor bu arada…

ANKET

Haziran 28, 2010, 4:28 pm | Anket, Futbol kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Geçen sezon başlamadan önce yapmıştık aynı anketi. Bu sezon biraz geç kaldık ama yine de yapmak istedik. Sezon başlamadan önce Galatasaray’da kimlerin yararlı olamayacağını soruyoruz sizlere. Ankete yeni transferleri de ekledik ki çıkan sonuçlar bu transferlerin taraftarın gözündeki yerini gösterecektir. Aynı zamanda yine önceki ankette olduğu gibi teknik kadro, yönetim, sağlık kurulunu da ekledik anketimize. Buyrun, Galatasaray’da size göre bu sezon kimler iş yapmaz?

What the F…?

Haziran 27, 2010, 12:30 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Nooluyo Birader?
Bence Afrika 2010’un şu ana kadarki en güzel enstantanesi…

Dünya Kupası Yazısı Yazmıyorum

Haziran 26, 2010, 1:30 pm | Dünya Kupası, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

1986’dan beri hatırladığım ve izlediğim 7. Dünya Kupası bu. İzlediğime pişman olduğum ilki ama. Ben bunca senedir böyle kötü futbol oynanan, böyle zevksiz maçların çıkarıldığı, oyuncuların bu kadar kupa atmosferinden uzak olduğu, hakemlerin bu kadar rezil yönetim gösterdiği başka bir Dünya Kupası hatırlamıyorum. evet diğer kupalarda da kötü maçlar izledik, evet diğer kupalarda da ciddi hakem hataları gördük, evet kesinlikle kupaya kafa olarak gelememiş yıldızlara şahit olduk daha önce de ama bu kadar hepsi bir arada olanı beni gerdi arkadaşım. Futbol anlatmaya çalışsan futbol yok, strateji anlatmaya çalışsan strateji yok. Neredeyse bütün hocalar “Aman gol yemeyelim de belki bi tane sıkıştırır arada, çalar gideriz” mantalitesinde. İzlerken zevk aldığım 2 maç Güney Kore-Nijerya ve Japonya-Danimarka maçları. Dünya Kupası’nda futbol kalitesini ve heyecanı yükselten takımların uzakdoğudan çıkıyor olması ise oldukça manidar.

Bu şartlar altında Dünya Kupası yazısı yamayacağım ben. Belki çok ekstrem bir konu olursa “yabancı kalmak” yazısındaki gibi bir tespit yaparsak karalarız bir şeyler ama Jules Rimet’e saygımdan sessiz kalmayı tercih ediyorum. Alın topunuzu oynayın kardeşim.

Yabancı Kalmak

Haziran 24, 2010, 7:44 pm | Acayip İşler, Futbol, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Elenen Fransa ve İtalya ile grubundan ancak 2. olarak çıkan İngiltere’yi düşünelim. Nedir bu ülkelerin ortak özellikleri? Ligleri yabancı futbolcu cenneti. Fransa’da o kadar dışarıda oynayan adam var ama demeyin! Çıkar Arsenal’i, United’ı, Chelsea’yi ne oldu? Sıkıntıda dediğimiz ülkenin topraklarında oynayan adamlar bunlar da. Hadi geçtik onları bak Arjantin’e, Brezilya’ya, Slovakya’ya, Uruguay’a, Paraguay’a. Ne var bu ülkelerde? Nerdeyse takımlarındaki herkes ülke dışında, hepsi lejyoner adeta. Farklı ülkelerin, farklı futbol kültürleriyle yoğrulmuş adamlar. Sentezi beceren adam akıllı bir hocayla geldikleri yer belli. Kaç İngiliz, kaç İtalyan, kaç Fransız var (Fransızlar için İngiltere’yi saymıyorum) yurt dışında forma terleten? Bu adamların takımları her sene Avrupa Kupaları’nda tepeye oynuyor. Ama Inter’de, United’da, Chelsea’de, Arsenal’de, Lyon’da kaç yerli isim sayabiliyoruz. Allah aşkına kaç İtalyan vardı Inter Şampiyonlar Ligini alırken ilk 11’de?

Ha tamam cenky anlattın da netice ne, sadede gel diyenler için: Turkcell Süper Ligde bu sezon itibariyle kadrolarda izin verilen yabancı oyuncu sayısı 10! Yurt dışında Milli Takım seviyesinde olup da forma giyen oyuncu sayısını hatırlayan var mı?

Nokta!

Uğur’un Yerine Çetin

Haziran 23, 2010, 5:30 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Uğur’un gidişine ne kadar üzüldüğümü anlatamam. PCLionFc Uğur gerekenleri yazmış, kendi adıma uzatmaya gerek yok. Umarım başarılı olur Ankaragücü’nde Uğur. Uğur ve Antep’e verilen Emre’den boşalan savunma oyuncusu ya da hatta sağ bek mevkiinin yedeği kim olacak sorusu hemen kafalarda canlanıyor haliyle. Sabri’nin orada 1. adam olarak düşünüldüğü aşikarken aklıma gelen tek isim Rijkaard’ın geçen sezon takıma ufak ufak monte etmeye çalıştığı Çetin Güngör. Bu oyuncudan fazlasıyla umutlu olunduğu, altyapının başına geçen Tugay’ın da Çetin başta olmak üzere bir kaç ismi Rijkaard’a kullanması için tavsiye ettiği konuşuluyor. Sonuç olarak benim de içime bu sezon Çetin’i önce Sami Yen’de sonra Seyrantepe’de fazlasıyla görecekmişiz gibi bir his doğuyor. 1990 doğumlu Çetin için bu sezon önemli bir şans olacak umarım sakatlıksız, kazasız belasız kullanabilir de Galatasaray bir değer kazanır Arda’dan, Çolak’tan sonra ilk kez.

Tribün de Saha da Portakal

Haziran 22, 2010, 9:03 am | Afrika 2010, Futbol, La Liga kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dünya Kupası için hazırlanan yaratıcı reklam ve pazarlama fikirlerinden en beğendiğim bu oldu açıkçası. T-Shirtlerin iç tarafında Hollandalı futbolcuların resimleri işlenmiş. Gol sevinci yaşayan futbolcu misali taraftarlar T-shirtlerini kafalarına geçirdiklerinde hangi futbolcunun ürününü tercih etmişlerse bir anda o futbolcu oluveriyorlar 🙂 Oldukça eğlenceli bir fikir. Bir kaç yüz taraftarın aynı anda bu hareketi yaptığını düşünsenize, görsellik muazzam olur. Getafe’nin Burger King’le anlaşmasından sonra sahalarda ilk kez görülen bir uygulama, bence ülkemizde de uygulanabilirliği yüksek sembol futbolcular için.

(Khalil Al Ghamdi) Hakem mi Kalem Kıran Hakim mi?

Haziran 21, 2010, 8:38 pm | Afrika 2010, Futbol, hakem, ozhano, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Şili 1-0 İsviçre

Bazı hakemler vardır maçta varlığı yokluğu belli olmaz, bazı hakemler de vardır ki illa maçta kameralar her dakika kendisini gösterecek. Denildiği gibi bir hakemden maç içerisinde çok bahsediliyorsa ya da sürekli düdük sesleri ile maç kesiliyorsa ya hakem sıkıntılı ya da futbolcular sıkıntılı demektir.

Şili- İsviçre maçında da yukarıdaki ikinci duruma benzeyen bir maç oldu. Daha 2. dakikada Şili’den Suazo’ya çıkan sarı kart maçın hakeminin şov yapacağının göstergesi oldu. Nitekim de ortalama sertlikte denilebilecek bir şekilde biten maçta 9 sarı 1 de kırmızı kart çıkarmayı başardı Gandi. Utanmasa koşan futbolcuya rüzgar yapıyorsun diyerek cezalandıracak gibiydi. Maçtaki tek olumlu hareketi Şili’li bir futbolcunun kendisini yere atmasıyla gösterdiği sarı kart oldu.

Gandi’nin maç performanslarına bir bakalım bir de:

2010 Dünya Kupası
Fransa- Meksika 6 sarı 0 kırmızı 1 penaltı
Şili- İsviçre 9 sarı 1 kırmızı

2010 Asya Şampiyonlar Ligi
Kawasaki-Melbourne 8 sarı 2 kırmızı
Beijing-Seongham 6 sarı 2 kırmızı
Shandong-Hiroshima 4 sarı 1 kırmızı
Shandong-Gamba 7 sarı 1 kırmızı

2010 Dünya Kupası Elemeleri
Katar-Sri Lanka 7 sarı 1 kırmızı
Yemen-Tayland 6 sarı 1 kırmızı
Japonya-Tayland 4 sarı 1 kırmızı
Avustralya-Katar 4 sarı 0 kırmızı 1 penaltı

Bahreyn-Katar 7 sarı 1 kırmızı
Özbekistan-Kore 6 sarı
Irak-Lübnan 3 sarı 0 kırmızı 2 penaltı

Eskilerden ise;
Brezilya-Belçika 2008 Olimpiyatları 6 sarı 2 kırmızı
Quadsia-Arbil Asya Şamp. Ligi 9 sarı 0 kırmızı 1 penaltı
Muharraq-Nejmeh Asya Şamp. Ligi 6 sarı 4 kırmızı 2 penaltı
UAE-Umman Asya Kupası 9 sarı 1 kırmızı

Daha örnek çok ama yeter. Hep hakemlerin olabildiğince maçın 11 e 11 devam etmesine çalışması lazım denir ama bu hakeme farklı birşey denmiş sanırım. Anlaşılan bu hakemin yönettiği maçlarda ya futbolcular birbirlerine kafa kol dalıyorlar ya da sayın Gandi’de bir sorun var. Ve yine anlaşılan o ki bundan sonra onun yöneteceği maçlarda futbolcuların bale ile futbol arası yeni bir spor ortaya çıkarmaları gerekiyor kart görmemeleri için. Acaba yönettiği takımın futbolcuları ya da teknik direktörleri farkında mı bu hakemin böyle cart cart kart çıkarttığını? Yeminle top oynayamıyor garibim futbolcular sahada…

Ayıp Ayıp!

Haziran 21, 2010, 3:58 pm | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Sanki Arjantin’i gole boğmuşlar gibi seviniyorlar bir de utanmadan. Hele ki o Ronaldo, gol atacam diye bir tarafını yırtan adam Şekil örneği oldu adeta. Ayıptır ya, günahtır. Bu mudur futbol, dostluk, kardeşlik falan? Hele durun siz bakayım Koreliler kafayı çizip size de gelmesinler nükleerle, atom bombasıyla, kaşındınız ama Ronaldo efendi.

Büyüklerin Büyük Sorunları

Haziran 16, 2010, 9:35 am | Afrika 2010, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hem tatilde olmam hem de itiraf edeyim vaktimi sevdiklerimle geçirmeyi maçlara tercih etmem nedeniyle deli gibi bütün maçları izlemiyorum. Önceki senelerde olsa dakikasını kaçırmayacağım maçları bu sene seyretmek pek içimden gelmiyor. Onun yerine sevgilimle görüşmek, görüşemiyorsam msnden yazışmak, aileme vakit ayırmak çok daha çekici geliyor. Yaşlanıyor muyum yoksa farklılaşıyor muyum çözemedim 🙂 Ama böylesi daha güzel. E tabi böyle diye iyice kopmadık her şeyden. Fransa, İtalya, Portekiz ve Brezilya maçlarını takip etme imkanım oldu. 3 takımda da ciddi sorunlar olduğunu herkes gibi ben de gördüm. Bir kaç madde çıkardım, Euro 2008’de benzeri şeyleri yapardım her maç günü sonrası bu da Afrika 2010 için ilk olsun madem.

* Fransa’nın en büyük sorunu Domenech. Takımda hiç bir oyuncunun Teknik Direktörüne güveni olmadığı çok belli.
* Domenech kesinlikle Anelka’yı kullanmayı bilmiyor.
* Kaç turnuvadır olduğu gibi yine kendi bileklerini kesiyor Domenech ama yine kovamaz bu Fransız şansölyeleri efendiyi.

* İtalya’nın en büyük sorunu yıldız oyuncuları olmayışı artık. Bir Baggio, Del Piero, Totti gibi takımın sıkıştığı anda yüzünü çevireceği bir adamları yok.
* İtalya’nın ciddi bir santrafor sorunu var. Açıkçası en son Inzaghi-Vieri santrafor ikilisinden sonra verim alınabilen bir ikili, bırak ikiliyi tek bir adam bulamadılar. Büyük takımlarda büyük maçlar oynamış büyük bir santraforu kalmamış İtalyanların.
* Lippi takımı değiştirmeye, gençleştirmeye, yenilemeye çalışıyor olsa da senlerdir aynı adamların omzuna yığılmış bu düzene kolay kolay alışamamış yeni oyuncular. İşi çok zor yaşlı kurtun.
* Buffon’da ciddi bir motivasyon sorunu gözüküyor. Tamam sakat falan da eskisi gibi bakmıyor Gianluigi artık. Gerçekten çok üzüldüm onu böyle görmekten.
* Bu İtalya’ya mutlaka Pirlo gerek.

* Ronaldo kaç turnuvadır ortada yok. Yere göğe sığdırılamayan adam bu mudur. İdareten ayıp olmasın diye sahaya çıkmış gibi. Bir top da ona verseler yeridir. Varsa yoksa artistik hareket yapıp hakemle arkadaşlarıyla bağıraşacak.
* Deco ve Simao çok daha faydalı isimler Portekiz adına.
* Carvalho bugün Portekiz takımından çıksa yerine koyacak adamları yok.
* Çok sıradan bir takım haline gelmiş Portekiz. Scolari’nin mirası her mevkiide tükenmiş.

* Brezilya’yı Dunga takım yapmaya çalışırken fazlaca sıradanlaştırmış koca efsaneyi.
* Şu Brezilya’nın yıldızı Elano oldu. Galatasaray için oldukça iyi ama hem Dunga hem de Brezilya için çok kötü bir haber. 1 gol 1 asist yapan Elano’yu daha kolay elden çıkarma ihtimali kuvvetlendi Galatasaray’ın.
* Brezilya’nın o efsane sol kanadından geriye bir şey kalmamış yazık. Fenerli Andre Santos çok iş yaparmış bu Brezilya’da.
* Kaka’da ciddi bir konsantrasyon eksikliği gözüküyordu. Diğer 2 maçta bu Kaka Brezilya için el bombası olur.
* Robinho’dan hiç bir şey olmaz, Avrupa’da en fazla Fransa belki tekrar İspanya’da oynayabilir, ama bence Avrupa günleri bitmiş Rocbinho’nun. Şu Robinho’yu görünce gözler Ronaldinho’yu hatta Pato’yu arıyor.

Maradona’nın Cezası Böyle Olur

Haziran 10, 2010, 2:00 pm | arjantin milli takımı, Futbol, komik, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum


Fotoğraf, Arjantin Milli Takımı antrenmanından. Maradona, çift kale maçta yenilen takımı kale çizgisinin üzerine sıralıyor. Arkalarını döndürüyor, “eğilin lan” diyor. (O an yenilen takımda herkes hoca niyeti bozdu en sonunda demiştir.)Ondan sonra yenilen takım bu haldeyken kazanan takım kaleye şut atıyor iman gücüyle. Bir sonraki antrenman maçı nasıl geçer kimbilir???

Foto: unprofessionalfoul.com

TSL’nin Evliya Çelebisi

Haziran 8, 2010, 2:41 pm | Futbol, ilginç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

GALATASARAY A.Ş. 31.07.1995-31.05.1996 Profesyonelliğe Geçiş
GALATASARAY A.Ş. 01.06.1996-31.05.1998 Sözleşme Yenileme
ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 01.11.1996-31.05.1997 Geçici Transfer
GALATASARAY A.Ş. 01.06.1996-31.05.1998 Vize
GALATASARAY A.Ş. 01.06.1996-31.05.1998 Vize
ALİAĞA A.Ş. 31.10.1997-31.05.1998 Geçici Transfer
GALATASARAY A.Ş. 18.06.1998-31.05.2000 Sözleşme Yenileme
ALİAĞA A.Ş. 11.08.1998-31.05.1999 Geçici Transfer
GALATASARAY A.Ş. 18.06.1998-31.05.2000 Vize
SİİRTSPOR 03.11.1999-31.05.2000 Yurt İçi Transfer
GALATASARAY A.Ş. 18.06.1998-31.05.2000 Karşılıklı Sona Erdirme
SİİRTSPOR 14.07.2000-31.05.2001 Sözleşme Yenileme
FENERBAHÇE 19.06.2001-31.05.2003 Yurt İçi Transfer
FENERBAHÇE 19.06.2001-31.05.2003 Vize
FENERBAHÇE 19.06.2001-31.05.2003 Vize
MKE ANKARAGÜCÜ 29.08.2003-28.08.2004 Yurt İçi Transfer
GENÇLERBİRLİĞİ 31.08.2004-31.08.2006 Yurt İçi Transfer
KONYASPOR 17.01.2005-16.06.2006 Yurt İçi Transfer
GENÇLERBİRLİĞİ 31.08.2004-31.08.2006 Karşılıklı Sona Erdirme
KONYASPOR 17.01.2005-16.06.2006 Vize
MKE ANKARAGÜCÜ 27.06.2006-31.05.2007 Yurt İçi Transfer
TRABZONSPOR A.Ş. 01.02.2007-31.05.2008 Yurt İçi Transfer
MKE ANKARAGÜCÜ 27.06.2006-31.05.2007 Karşılıklı Sona Erdirme
TRABZONSPOR A.Ş. 01.02.2007-31.05.2008 Vize
KONYASPOR 05.02.2008-31.05.2008 Yurt İçi Transfer
TRABZONSPOR A.Ş. 01.02.2007-31.05.2008 Karşılıklı Sona Erdirme
FC SEOUL 15.06.2008-15.01.2009 Karşılıklı Sona Erdirme
MKE ANKARAGÜCÜ 30.01.2009-31.05.2009 Yurt Dışı Transfer
MKE ANKARAGÜCÜ 18.06.2009-31.05.2010 Sözleşme Yenileme
MKE ANKARAGÜCÜ 18.06.2009-31.05.2010 Karşılıklı Sona Erdirme
ASSYRİSKA FÖRENİNGEN 01.02.2010-31.05.2010 Karşılıklı Sona Erdirme
SİVASSPOR 15.06.2010- ?

Yaş: 33

Profesyonellikten itibaren;

Faal Futbol Hayatı: 15 yıl (devam ediyor)
Transfer Olduğu Takım Sayısı: 14 (2 yurt dışı)
Transfer Olduğu İl Sayısı: 11 (2 yurt dışı)
Ceyhun Eriş’in ortalama 36-37 yaşına kadar futbol hayatının devam edeceğini düşünürsek, ben ondan transfer olduğu takım sayısını 20’ye, il sayısını da 15’e çıkarmasını bekliyorum. Ligde acaba ondan daha fazla gezen başka bir profesyonel futbolcu var mı? Bildiğin Evliya Çelebi. Futbol hayatı bittikten sonra da turist rehberi olarak çalışabileceği kanaatindeyim kendisinin. Bu sebeple özellikle çok turist çeken güney illerimizden de kendisine teklifler bekliyoruz.
O kadar takım gezmiş, o kadar işler yapmış ama aklımda onunla ilgili kalanlar, agresifliği, 2-3 yılda bir kez Ankara’ya transfer olması, Ariel Ortega’nın ve dolayısıyla Lorant’ın başını yemesi ve 6-0 lık Galatasaray galibiyetinde attığı gol. Geçen koskoca 15 yıl ve akılda kalan 3-5 şey. Yazık çok yazık…

Takımların Aradıkları Herşey Şöhretler Karması-F1 Futbol Maçındaydı

Mayıs 26, 2010, 10:39 pm | analiz, Formula 1, Futbol, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Şöhretler Karması 5-4 F1 Takımı

All Stars Takımı: Cüneyt Tanman, Nurettin Yıldız, Erhan Önal, Kerem Alışık, Bedri Baykam, Ege, Ergün Penbe, Ersin Korkut, Hakan Şükür, İlyas Tüfekçi, Yılmaz Erdoğan, Zafer Öğer, Altan Gördüm, Ceyhun Yılmaz, Semih Yuvakuran, İbrahim Kendirci, Sarp Apak, Uğur Meleke, Ramazan Beyazkaya, Serhan Asker, Ümit Davala.

Nazionale Piloti Takımı: Sebastian Vettel, Jarno Trulli, Vitaly Petrov, Alberto Valerio, Johny Cecotto, Sergio Perez, Mert Tahincioğlu, Matteo Munari, Ivan Capelli, Maro Engel, Alan Guimares, Christian Montanari.

Aranan kanat oyuncusu: Ersin Korkut (Hem sağ hem de sol kanatta yaptığı çok güzel hareketler futbol simsarlarının gözünden kaçmadı. )

Aranan pivot santrafor: Yılmaz Erdoğan (Ümit Davala’nın ortasına vurduğu kafa gerçekten profesyonellik kokuyordu)

Aranan 10 Numara: Vitali Petrov (Tek başına F1 takımının ileri çıkıp gol atması için elinden geleni yaptı. Massa’nın yokluğunda onun yerini doldurmaya çalıştı. Golünü de attı.)

Aranan Baresi: Ivan Capelli (Benziyor gibi…Ama görünüşü tabiki)

Aranan kemik kıran: Ergün Pembe (Maçın ikinci yarısında F1 takımından bir arkadaşa orta sahada yaptığı sert hareket sonrası hayatında belki ilk defa bu kategoriye girdi.)



Aranan Semih: Serhan Asker (Maça bir girebilse neler yapacaktı. Bütün maçı ısınarak her an maça girecekmiş gibi hazırlandı. Ama şöhretler karması t.d.’ü Tahincioğlu’nun gazabına uğradı kanımca. TRT sunucusu olması itibari ile sürekli reklamı vardı spikerler tarafından ama dediğim gibi t.d. ile yıldızı birtürlü barışmadı.)

Aranan profesyonel: Ceyhun Yılmaz. (22.00 de başlayacak maça 16.30 da gelip ısınarak bu alanda bir dünya rekoru kırdı. Profesyonellik budur işte. Ama 3 dakika oyunda kalıp çıktı. Isınırken çok yorulmuş belliydi.)



Aranan Levent Özçelik: Erbatur Ergenekon (Onsuz bir F1 organizasyonu düşünülemez oldu. Ona bakınca eskiden maçlarda bir pozisyon ya da gol olunca sahaya dalıp görev aşkıyla futbolculara mikrofon tutan muhabirleri gördüm. Maçta oynayan oynamayan herkesle röportaj yaparak bu alanda bir rekor kırmış olabilir. Bir de o kulaklık sorununu da çözebilseydi muhteşem olacaktı.)

Aranan Emre: Sebastian Vettel. Hem maç içi hem de maç sonunda hakeme itirazlarını sundu. Ama F1 orta sahasını iyi yönetti.

Esas Aranan Futbolcular: Felipe Massa- Giancarlo Fisichella (F1 takımı bu iki oyuncunun eksikliğini gerçekten hissetti. Bazı oyuncular vardır; olmazsa olmazlar. Bu iki oyuncu da F1 takımı için vazgeçilmez olduklarını kanıtladılar.)

Maçın sözü: Sebastian Vettel de çok geride kaldı kuzum (TRT Spikeri).

Maçın ayıbı: Galatasaray Kulübü Stad Yönetimi (Maç biter bitmez de ışıklar kapatılır mıymış. İlk önce bir sürpriz var zannetti herkes ama yoktu öyle birşey. Doğrudan, maç bitti hadi sahayı boşaltın demek oldu. Madem bu kadar hassassınız kabul etmeyin maçın stadda yapılmasını. F1 i kaybetmemeye çalıştığımız bugünlerde çok ayıp oldu hem uğraşanlara hem de staddaki izleyicilere)

Necati Bilgiç’i Okumadan Edemiyorum Doktor Bey!

Mayıs 22, 2010, 10:29 pm | Futbol, haber, ilginç, necati bilgiç, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum


Daha önceleri Gürcan Bilgiç’in sevgili babası Necati Bilgiç’in yazdığı yazılardan kupleler sunmuştum. Fenerbahçesini ve Fenerbahçeliliğini herşeyin üzerinde tutan bir spor yazarı çoğunuzun bildiği gibi. Hatta o kadar ki Fenerbahçe’den kaynaklanan sorunlarda bile sorumlu bulacak bir kişi muhakkak bulabilme yeteneğine sahiptir.

Kaçan son şampiyonluktan ve veilen cezadan sonra merak ediyordum ne yazacağını. Açıkçası belki birşeyler değişmiştir diye düşünmedim değil ama yine umudum dağların ardına kaldı. Yazısı şöyle:

” Bu Ceza Niçin?

Eğer direkler geri çevirmese, eğer forvetleri bu kadar beceriksiz olmasa, eğer Onur hayatının kurtarışlarını yapmasa, eğer kaleye giden şutları Selçuk ile Giray çelmese ve sadece bunlardan bir tanesi Trabzonspor ağlarını bulsa, Süper Lig’in bu seneki şampiyonu Fenerbahçe olacaktı.

Dahası var. Beşiktaş, milli oyuncularının adeta kendi kalelerine attığı iki golden birini yemese, Bursa şampiyonluğu rüyasında görecekti.

Tek golün yarattığı bu acı drama bir de yanlış anons eklendi. Sevinç içinde sahanın içine giren taraftarlar gerçeği öğrendikten sonra büsbütün yıkılınca üzüntüden delirdiler ve istenmeyen olayları çıkarıp güzelim stadı tahrip ettiler.

Bu olaylar nedeniyle F.Bahçe’ye, PFDK’dan 2 maç seyircisiz oynama cezası geldi. Ne rakibe saldırı yapılmış ne hakem tartaklanmış ne ölen ne yaralanan var. Zarar eden kulüp onbinlerce liralık hasarı cebinden ödeyecek. Durumu, taraftarların hatalara isyan ettiği ve hakemlerin yanlış kararları sonucu meydana gelenlerle aynı tutulması, adaletsizliğin en büyüğüdür.”

Noktasına virgülüne dokunmadan maç sonrası görüşleri bu. Bir de aynı yazarın 2007 de Galatasaray’a verilen 5 maçlık ceza sonrası yazısını okuyalım:

“Dağ fare doğurdu

G.Saray-F.Bahçe maçındaki olaylar dolayısı ile nihayet karar verildi ve ceza çıktı. Hatırlarsanız Kadıköy’deki maçta sadece devre arasında bir provokatörün attığı para ile ses bombası için F.Bahçe’ye 3 maç saha kapama cezası verilmişken, neredeyse iki saat süreyle sahaya yağan sular, meşaleler, ses bombaları, koltuk parçaları ve yapılan çirkin tezahüratlarla için G.Saray sadece 5 maçla cezalandırıldı. O da tahkim kurulunca indirilmezse…”

Bir tarafta bir takım maçın oynanmasını engeller hale geliyor yenilgi ve sinirden dolayı, 5 maç ceza alıyor ve tabiki hakediyor. Hatta o zaman deniliyor ki, bundan sonra bu şekilde olan olaylarda emsal teşkil edilir deniyor. Galatasaray karara itiraz bile etmiyor hatırkarsam Özhan Canaydın’ın kararıyla. Diğer yandan başka bir takımın sahasında tribünler yakılıyor, koltuk ve mavi iskemle parçaları sahaya atılıyor, çirkin tezahüratlar yapılıyor. Tabi olanlar da bir kendini bilmezin maç sonunda yaptığı anonsun yanlış olmasından kaynaklanan hayal kırıklığına bağlanıyor.

Fark ne? Biri maç içinde, biri maç sonunda yaşanıyor, o yüzden Fenerbahçe’ye ceza verilemez deniyor. Eğer olay taraftarın kendi takımına verdiği maddi zarara bağlanıp kulübe ikinci bir ceza verilemezse aynısını Galatasaray da yaşadı o zaman. Aslında Necati Bilgiç, futbol takımlarının ve tüm izleyicilerin stada girişinden çıkışına kadar olan olayların sorumluluğunun kulüplerde olduğunu bilmiyor diyeceğim ama bu zamana kadar Federasyon kimbir kaç takıma maç sonrası yaşanılan olaylardan sonra cezalar yağdırmıştır ki Necati Bilgiç’in yazılarının bazılarında da maç sonrası yaşanılan olaylardan dolayı Fenerle oynayan takımın sahasının kapatılması gerekeceğine dair saptamalar var. Ama tabi keserin sapı Fenerbahçe’ye dönünce tüm o yazılarını ve verilen cezaları inkar edercesine 180 derecelik dönüş yapıyor. Ama yazar Necati Bilgiç olunca, konu da Fenerbahçe’ye verilen ceza olunca herşey bir anda değişebiliyor.

Diğer yanda son yazısının ilk satırlarında halamın sakalları olsa amcam olurduvari cümleleri de çok hoş olmuş. Gerçekten nasıl düz bir spor yazarı ve hürmeten orada olduğunu kanıtlarcasına basitliğini ortaya sermiş sağolsun.

Son olaraksa, SENİ ÇOK SEVİYORUM NECATİ BİLGİÇ demek istiyorum. (Gerçekten mazoşist miyim neyim niye okuyorsam anlamadım gitti…)

Alex’i Neden Seviyorum?

Mayıs 20, 2010, 9:35 pm | Alex De Souza, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Nedense Galatasaraylı bir taraftar Fenerbahçeli bir futbolcuyu beğenmez ya da övmez diye bir tabu var. Ben de o tabunun tam karşısında duranlardan biriyim. Alex’e, hem insanlığına, hem duruşuna, hem oyununa hem de kişiliğine bayılıyorum. Yani biraz daha abartsam dört dörtlük bir insan diyeceğim ki maçlardaki hali ve kişiliğini düşününce o tanıma da şu futbolcu aleminde cuk oturan futbolcuların en başında. Bir futbolcu düşünün ki yıllardır bir takımın yükünü neredeyse tek başına taşımaya çalışıyor ve bir o kadar da kişilikli. Şampiyonluğun kaybedilmesinden sonra başkanının yaptığı açıklamaları bilirken kendi sitesinden yaptığı açıklamları görünce iyi ki gelmiş Türkiye’ye dedim tekrardan. Neden seviyorum Alex’i maddeleyim kendimce:

1. Hazımsız değil. Yenilince rakibin ya da hakemin elini sıkmayı bir aşağılanma olarak görmüyor.
2. Takımındaki 2-3 iyi oyuncuyla her sezon şampiyonluk için didinip duruyor.
3. Maç içinde kazanmak için her yolu mübah görenlerden değil.
4. Tam bir lider. Maçlarda zaman zaman tabiki kızıyor ama itirazları bazıları gibi adam dövecekmişcesine gibi değil. İtiraz ederken bile derecesini nerede tutacağını çok iyi biliyor.
5. Kazanınca kutlamasını biliyor.
6. Kaybedince kazananı usulüyle tebrik etmesini biliyor.
7. Kötü oynadığı maçtan sonra suçu başkalarına atmıyor.
8. Birilerine hoş görünme çabası yok.
9. Komple bir aile babası. Evden işe, işten eve denilecek türden. Ailesi olmadan hiçbir yerde olmuyor.
10. Kızına bayılıyorum. Oğluma alacağım :D.

Çok iddialı bir söylem olacak ama Alex ve Hagi’yi düşünüyorum. İkisinin oynadığı takımları düşünüyorum. Biri neredeyse her bakımdan dört dörtlük bir takımın lideriydi diğeri ise kendisi olmayınca aksayan bir takımda. Kariyerlerini düşününce Alex kesinlikle Hagi seviyesine gelemez ama eğer takımında Galatasaray’ın Hagi zamanlarındakine benzer kaliteye sahip kadroya sahip olsaydı eminim Alex de, aynı Hagi’nin Galatasaraylılara yaşattığı mutluluğun bir benzerini Fenerbahçelilere yaşatan bir numaralı adam olurdu. Her ne kadar Avrupa’daki maçların çoğunda kaçak dövüştüğü ya da gücünün yetmediği düşünülse de. Eğer objektif olup işin kişilik tarafına bakarsak Alex’i Hagi ile karşılaştırmak ayıp olur.

Bi’ Acayip Açıklama

Mayıs 20, 2010, 4:48 pm | bursaspor, Futbol, ilginç, ozhano, sercan yıldırım kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Sercan Yıldırım:
“Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid’in gelmesini istiyorum. Düşünsenize, PS’de aynı takımda oynadığım Cristiano Ronaldo’ya pozisyon icabı sert giriyorum. O bana el kol yapıyor, anlamadığım laflar ediyor, ben de ona dikleniyorum, ittiriyorum falan, muhteşem olacak muhteşem.”
Sercan da Şampiyonlar Ligi arenasını başka bir açıdan ele almış. Ama ne kadar da mütevazi, kendini bilen bir açıklama. Çünkü biz çok gördük, kendisinin ne olduğunu bilmeden dünya futbolunun hayranlıkla izlediği futbolcular hakkında atıp tutanları. Böyle olunca çok ilginç oldu bu açıklama. İşte böyle futbolcular adam gibi futbolcu olurlar. Tabi bozmazlarsa ya da bozulmazlarsa. (Örnek; Tuncay Şanlı)

Guiza’nın Milli Takım Hayali de Bitti

Mayıs 20, 2010, 3:16 pm | Daniel Güiza, Dünya Kupası, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, İspanya kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Düşünün ki bir futbolcu İspanya’da oynarken gol kralı, milli takımın önemli oyuncularından biri oluyor. Ama ne var ki kötü yada menfaatçi bir eş, yanlış bir planlama ile kariyeri tamamen dibe vuruyor. Açık bir şekilde söylemek gerekir ki, oyuncu da performansıyla, yaşantısıyla, yaptıkları ya da yapmadıklarıyla bu dibe vuruşu hızlandırıyor. Ve son dakika haberi olarak da aynı oyuncuya Dünya Kupası öncesi milli takım kapıları da kapatılıyor. Anafikir ne: Çoğu zaman görüldüğü gibi para herşey değil.

Guiza’nın şu anda tek düşüncesi muhakkak ki İspanya’ya geri dönebilmek. Bunun için de tek yol milli takımda alacağı dakikalarda oynayacağı iyi futboldu. Ama milli takım hayali de bitince işler iyice kötüleşti hem kendisi hem Fenerbahçe için. Kendisinin alacağı parada çoğu kulüple anlaşacağı garanti ama ne var ki Fenerbahçe’nin onun için isteyeceği bonservis bedelini, hele gelen bu son haberden sonra, kimsenin verebileceğini düşünmüyorum. Şu ana kadar kendisi verilen para ile birlikte 20-25 milyon euro harcandı. Şimdi 3-5 milyon euroya satmak da kulüp yönetiminde evlat acısı gibi bir duygu oluşturacaktır. İşin ilginç yanı, Güiza kötü bir futbolcu da değil bana göre her ne kadar çok acayip goller kaçırsa da. Ama Türkiye’de çoğu yabancı futbolcuya yüklenen misyon ve baskıyı kaldırmadığı da bir gerçek. Artı bitişindeki en büyük sebep de Daum’un ta kendisi.
Daniel Güiza=Okan Yılmaz
Bu eşitlik hem görüntüleri hem performansları hem de kariyerleri açısından kanıtlanmış gibi görünüyor her ne kadar bundan sonra Güiza’nın kariyerinin nasıl olacağı tam bir muamma olsa da…

İspanya’nın Güney Afrika kadrosunda yer alan futbolcular şöyle:

Kaleciler: Iker Casillas (Real Madrid), Pepe Reina (Liverpool), Victor Valdes (Barcelona)

Savunma: Raul Albiol (Real Madrid), Alvaro Arbeloa (Real Madrid), Joan Capdevila (Villarreal), Carlos Marchena (Valencia), Gerard Pique (Barcelona), Carles Puyol (Barcelona), Sergio Ramos (Real Madrid)

Orta Saha: Xabi Alonso (Real Madrid), Sergio Busquets (Barcelona), Cesc Fabregas (Arsenal), Andres Iniesta(Barcelona), Javi Martinez (Athletic Bilbao), David Silva (Valencia), Xavi (Barcelona)

Forvet: Jesus Navas (Sevilla), Juan Mata (Valencia), Pedro (Barcelona), Fernando Llorente (Athletic Bilbao), Fernando Torres (Liverpool), David Villa (Valencia)

Fenerbahçe, Gündemi Bu Sefer Nasıl Değiştirebilir?

Mayıs 17, 2010, 10:53 pm | bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum

Fenerbahçe’nin son maç sendromunu yaşadığı ilk tecrübe olan Denizli’den sonra ortaya çıkan başarısızlığı sayın Aziz Yıldırım ivedilikle istifa ederek örtmüş, bunun üstüne bir de Galatasaray’ın şampiyonluğunun yeterince konuşulamamasını sağlamıştı. O gün için gerçekten çok akıllıca bir hamleydi. Çünkü herşey planlanmıştı. Fakat bu sefer plan yoktu sanırım ama yakın zamanda bir basın toplantısı ile bomba açıklamalar bekliyorum Aziz Yıldırım ya da yönetimdeki önde gelen isimlerden. Peki ne olabilir?

a) Aziz Yıldırım yine istifa eder.

b) Beşiktaşlı futbolcuların özellikle Toraman’ın Bursa-Beşiktaş maçında Bursa lehine handikaplı iddia oynadığı iddia edilir ve TFF göreve davet edilir.

c) Daum istifa etmezse müstehcen fotoları ortaya çıkar ve bu sebeple kovulur.

d) Adriano, Ronaldinho, Etoo hatta biraz kastırmayla Messi transfer haberleri ajanslara servis edilir.
e) Lucescu, Zico, Scolari, hatta potansiyel gazı sebebiyle Mourinho ile görüşüldüğü haberleri ajanslara servis edilir.

f) Stadda 2-2 anonsunu yapan görevlinin Ultraaslan ya da Çarşı grubu tarafından satın alındığı açıklanır.
g) Guiza’ya 15 milyon euro’luk teklif olduğu açıklanır.


Benim ilk anda aklıma gelen olası hedef saptırma açıklamaları bunlar. Ama ne olursa olsun bu sefer olan yıkımın, yaşanılan trajikomik olayların meydana çıkaracağı kıyımın ilk yaşananınkinden daha fazla olacağını düşünüyorum.

Aslında düşünüyorum da zaten maçta yapılan 2-2 anonsu ile Bursaspor’un şampiyonluğunun ne denli büyük bir başarı olduğu gerçeği ikinci plana düştü gibi geliyor bana. Baksanıza tüm spor yazarları ya da programları Bursa’nın şampiyonluğundan çok Fener stadında yaşanılan olaylardan bahsediyor. Hatta TSL maçlarını canlı yayınlayan İspanya kanalı bile Bursa’nın şampiyonluğunu değil Fener’in yaşadığı ikinciliği ne denli güzel kutladığından, taraftarın çağdaşlığından falan bahsetmiş ama daha sonra onlar da anlamışlar işin doğrusunu. Açıkçası yine yaptı yapacağını Fenerbahçe. Helal olsun. İyi biliyorlar bu işleri…

Yapmaa Ziyaaaa!!!

Mayıs 17, 2010, 2:54 pm | Acayip İşler, Futbol, haber, ozhano, TSL, Ziya Şengül kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

32. hafta
Fenerbahçe 2-0 Eskişehirspor

Maçın ikinci golü. Özer tarafından atıldı. Ceza sahasının sol iç kısmında topla buluşan Özer zor pozisyonda şut çeker top Eskişehirli defans oyuncusunun ayağına çarpar bombeli olarak 2.06lık Ivesa’nın üzerinden geçer ve gol olur.

O zamanki Ziya Şengül yorumu: Efendim, yapmayın Allah aşkına, Özer’in vuruş açısı, tekniği, topu gidişatını görmüyor musunuz, Ivesa zaten son bir hamleyle çıkarmaya çalışıyor ama gücü yetmiyor; burada Ivesa suçlanacak son futbolcu Eskişehirspor’da. Lütfen hatalı gol yedi diyip olayları başka taraflara çekmenin alemi yok.

34. hafta
Fenerbahçe 1-1 Trabzonspor

Trabzonsporlu Burak tarafından kaydedilen gol. Aynı Özer’de olduğu gibi ama tek fark kaleye doğrudan şut amacı gütmeyen bir top yani kaleci beklemiyor artı Özer’inkine göre daha hızlı bir vuruş. Sonuçta gol oluyor. Yani üstüste koyunca arada fazla fark yok hatta Volkan’ın yediği gol daha normal karşılanabilir.

Bu gol üzerine Ziya Şengül’ün yorumu: Bir paragraf açıyorum kaleci Volkan’a.. Böylesine kaleciliği inkar edercesine o topu kalende görmek zorunda mısın kardeşim.. Burak’ın golündeki hamlen, zamanlaman, gole davetiye çıkarmak değildi de neydi?

Eee. Ne oldu iki hafta önceki Ivesa yorumuna. Hani bu tip toplar çok tersti kaleciler için. Hani kaleci hatası olarak görülemez diyordun bu tip gollerde daha iki hafta önce. Tamam Volkan’ı hiç sevmem ama bugün bir o, bir Alex sayesinde buralara kadar geldi bu takım. Hem dün akşam tv de hem de bugün yazısında Ziya’nın bu kadar Volkan’ın üzerine gitmesinin sebebi ne olabilir acaba?

Hayır bu adamın airbag’ini kaldıran bir numaralı adam da kendisi. Airbag ile topu yoketmeye çalışırken “yaw bunlar futbolun eğlenceli yanları, üzerinde durmamak gerek” diyip adamın airbagi kaldırırsan aerodinamiği bozarsın, böyle olur işte…

Bursaspor’un "Onur"lu Şampiyonluğu

Mayıs 17, 2010, 12:00 am | Beşiktaş, bursaspor, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Başlığı spor gazetelerine benzer bir şekilde atmak istedim. Fenerbahçe şampiyon olsaydı onursuz mu olacaktı tabiki hayır ama Trabzonspor kalecisinin bu seneki şampiyonun belirlenmesindeki en önemli referans olacağı belliydi.

Bu Fenerbahçe’nin son maç sendromu şansla, taktikle, oyun okumayla, stresle, onunla bununla açıklanacak bir olay değil. Hem de daha yakın bir tarihte aynı acıyı yaşayıp şampiyonluğu ezeli, rakibine bırakmışken. Türkiye’nin %90-95’i hele maçtan önce Trabzonspor Başkanı ve bazı oyuncularının söylemlerinden ve ligdeki performansına bakarak Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu tebrik etmek için bekliyordu. Maç normalde 4 ya da 5-1 Fener lehine bitecekken Onur diye bir kaleci çıktı, şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alaacağım dedi, Guiza da “verelim kupayı ne olacak” diyince Daum kupayı tepsiye koydu, keser-sap olayı oldu, tarih bir tekrarı yaşattı tüm futbolseverlere.

Diğer taraftan Bursaspor’un hafta içindeki açıklamalarda şampiyonluğa inanmışlıkları çok yüksek görünüyordu. Ama bu açıklamalar tabiki takımdaki sinerjiyi yakalamak ve yüksek tutmak için olduğu açıktı. Maçı üstün bir oyun ile 2-1 kazandılar. Doğrusunu söylemek gerekirse kendilerinin bile çok küçük bir yüzde olarak gördükleri şampiyonluğa ulaştılar demeliyim. Ama sonuçta Galatasaray’ı, Fener’i, Beşiktaş’ı yenen, yenmese bile kafa tutan bir takımın şampiyonluğa ulaşması kadar doğal bir şey yok ve şampiyonluğu hakettiklerini söylemek gerek. Kısacası sadece gönüllerin değil aynı zamanda çatır çatır ligin tescilli şampiyonu da oldular.

Bursaspor’un bu şampiyonluğu çoğu açıdan da büyük önem taşıyor. Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavga bu şampiyonlukla biraz olsun hafifler diye düşünüyorum. Diğer yandan yıllardır Trabzonspor’un Fenerbahçe’ye olan, belki ağır olabilir ama doğru olan cümle bu, düşmanlıkları ya da hırsları 10 gün içerisinde oynadıkları ve Fenerbahçe’nin elinde görünen iki kupayı almalarıyla azalmıştır. Bu tarihten sonra yeni bir gerginlik olmadıkça bu maçlar daha rahat götürülebilecektir.
Fenerbahçe- Trabzonspor maçının son dakikalarında yaşanan anons olayı ise Fenerbahçe taraftarı ve futbolcuları açısından trajikomik bir durumun yaşanmasına neden oldu. Açıkçası böyle bir olayın yaşanması stadda şampiyon olduğunu zanneden taraftarın hem acısının hem de sinirinin bir kat daha artmasına neden oldu. Maç sonrası yaşananların kesinlikle bu olaya bağlı olarak makul görülmesi mümkün değil. İkinci kez bu acıyı yaşayan taraftara bu şekilde bir oyun oynanması maçtan sonra yaşanan infiale tam anlamıyla davetiye çıkardı ve olanlar oldu. Eğer bu anons stadda tel örgü olmadığı için maç bitince taraftar sahaya girip futbolcuları kovalar endişesiyle özellikle yaptırıldıysa yapılan hatanın açıklaması bile yapılamaz hale gelir. En kötüsü de Alex gibi bir futbolcunun staddan polis otosuyla hem de saklanarak çıkması oldu. Bir de hamile eşinin tribündeki üzüntüsü ve kızının o anlarda annesine olan bakışları canımı acıttı ne yalan söyleyeyim.
Sözün özü, istediğin kadar iyi ol, istediğin kadar iyi oyuncular al, paran pulun istediğin kadar olsun, taraftar sayısını falan geç, kazanırsın kazanırsın, aslanım kaplanım derler, sırtını sıvazlarlar, koskoca sezon gider 10 güne sıkışır, 3 kupaya talipken bir anda elin boş kalır. O yüzden hiçbir zaman büyük konuşmamak gerekir.

Bu arada Galatasaray da istikrarlı bir şekilde tamamladı ligi. İstikrarlı bir şekilde yine yenildi. 3. olarak bitirip ligi UEFA Ligine gidiyor gene. Yukarıdaki sözün özü kısmı tabiki Galatasaray’a da gidiyor. Bazılarının dediği gibi inşallah Rijkaard’ın Galatasaray’a faydasını aynı merhum Derwall’de olduğu gibi 5-10 sene sonra anlarız. Attığı kazığı anlamayalım da ben beklemeye razıyım…

Not: Yılmaz Vural’a gün doğdu. Yarın çıkıp “bu takımın başında ben olsam…” diye başlar. Belki de haklıdır.
« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.