Ayhan Akman Olmayınca!

Şubat 7, 2011, 5:56 pm | ayhan akman, Futbol, Galatasaray, ozhano, STSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Galatasaray 4-2 Eskişehirspor
Acaba bir oyuncu takımın çehresini tek başına çok fazla değiştirebilir mi sorusu hep tartışılır bir konudur futbol dünyasında. Ne var ki, yapılan tartışmalar hep ya bir transferin ya da sakat bir oyuncunun geri dönüşüne istinaden takımda yapacağı iyileştirme ya da katkı üzerinde devam eder. Peki eğer bir oyuncu olmazsa takımın oyunu gelişemez mi? Buyrun Ayhan Akman! O yoktu ve yokluğuyla takıma çok büyük katkı sağladı dün akşam benim nazarımda. Neticesinde ortaya bazı gerçekler apaçık serildi:

1. Orta saha hızlı top yapmaya başladı.
2. Orta sahada yana ve geriye pas yapma sayısı çok azdı.
3. Orta saha ofansı daha çok düşündü ve destekledi. Bunda ileri uç oyuncularının yeri geldiğinde defansif mantaliteye sahip olmasının da etkisi büyüktü.
3. İleri uçtaki kanat oyuncuları orta sahadan daha çok ve daha efektif bir şekilde beslendi.
4. İleri uç oyuncularının (özellikle Stancu) top rakibe geçtiği anda yaptıkları baskı ile kazanılan toplar orta saha oyuncuları tarafından defansa ya da kaleciye pas olarak değil rakip defansı dengeli değilken tekrar ileriye kullanıldı, bu da rakip için tehlikelere yol açtı.
5. Maçta hiç gergin hareketler ya da itirazlar olmadı.
6. Orta saha oyuncuları şut çekmeyecekler gibi bir yasağın olmadığını öğrenmiş olduk.

Evet, Ayhan Akman’a teşekkür etmesi lazım tüm Galatasaray taraftarının. Yokluğu ile takıma pozitif katkı yapabilen futbolcu sayısı azdır. Ben kendi namıma Ayhan’a bu zaman kadar olan emeklerinden dolayı teşekkür ediyor ve bundan sonraki futbol yaşantısında tüm güzelliklerin onunla beraber olmasını diliyorum. Bu arada inşallah, dün akşam 70’li dakikalarda saçmaca, hiçbir akla mantığa uymayan bir oyuncu değişikliği yapan sevgili Hagi de birşeyler çıkarmıştır hem yaptığı değişikliğin takıma getirdiklerinden hem de yukarıda bahsettiğim yokluğun avantajından…

Reklamlar

Aşk Tesadüfleri Sever

Şubat 7, 2011, 2:07 pm | Hayat, Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
 

Ömer Faruk Sorak ve eşini bu film için kutlamak bir kenara, sarılıp sarılıp öpüyorum. İnsanın içine işleyen, her aşık olmuş insanın kendinden bir şeyler bulabileceği bir film. Konu aslında bilinen bir konu ama aynı yünden kiminin ördüğü kazak giyilmiyor kiminin ki yıllar boyu bir diğerine vaz geçilmeden tercih ediliyor. Tam anlamıyla vurdu beni bu film. 3 kez gözyaşlarıma hakim olamadım. Filmin nereye doğru gittiğini anlamış olsam da sürükledi beni bu film anlatılışı ve gerçekten kayda değer oyunculuklarıyla. Belçim Bilgin’den bahsetmiyorum ama oyunculuk derken Mehmet Günsür, Yiğit Özşener, Altan Erkekli, Şebnem Sönmez, Ayda Aksel ve küçük Reyhan Asena Keskinci’den bahsediyorum, belirtmek gerek.

Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliği, sahne hakimiyeti, oyuncuları yönlendirme yeteneği bu zamana kadar çalıştığı projelerde pek ortaya çıkamamıştı. Daha doğrusu hep yıldız oyuncuların arkasında unutulmuştu. Ama bu sefer bu adam çok iyi bir “Yönetmen” olduğunu gösteriyor. Öyle açılar, öyle güzel görüntüler yakalıyor ki özellikle sözsüz sahnelerde. Hele bir de duygu yoğunluğunun hat safhaya çıktığı anlar ve Günsür’ün karakteri Özgür’ün odak noktasında olduğu sekanslarda adeta yeteneğini konuşturuyor Sorak. Bu andan sonra yurtdışında nasıl Nolan’ın projelerini büyük bir heves ve merakla bekliyorsam yurtiçinde Sorak’la ilgili gelişmeleri aynı şekilde takip edeceğim.

Herşeyin ötesinde bu filmi benim için anlamlı kılan diğer iki konu hem kendimle ilgili bir çok şey bulmam hem de filmi beraber izlediğim dünyalar güzeli sevgilimle bizi anlatan bir sahneye şahit olmamızdı. O kadar çok cümle vardı ki filmde daha önce birbirimize söylediğimiz, işte onun için filmi çok benimsedim, bazen kendimi izliyor dinliyor gibi hissettim Özgür konuşurken. Bu yaşa gelene kadar tahsil ve iş anlamında çok çok iyi yerlere ulaşmış, ailem (annem ve babam) açısından hiç sıkıntı yaşamamış olsam da özel hayatımda bir türlü huzuru yakalayamadım. Hep dibe doğruydu seyri hayatımın, mutluluk ve huzur baremim her geçen gün düştü, düştü, düştü. İşte o tam da tarif edemediğim en dipteyken, yapayalnızken ve kendime artık bunu kabullenmem gerek derken çıktı karşıma hayatımı anlamlı kılan o muhteşem kız. Günler geçtikçe Zeynep’in Burak’a sorduğu şeyleri hayatta ilk kez onunla yaşadığımı ve hissettiğimi gördüm, onun yanında dünyanın bambaşka bir yer olduğunu keşfettim. Gülmek, mutluluk, heyecan, eğlence, koşulsuz ve karşılık beklemeden sevmek ne demekmiş o hayatıma girince anladım ancak. Ve dedim ki ona “Sen bunca senedir nerelerdeydin?”. İşte bu cümleyi duyunca filmde gözyaşlarına boğuldum, birebir aynı değildir kelimeler belki çünkü ben daha cümle bitmeden koyvermiştim kendimi. Bendim oradaki sanki, perdedeki de benim hayatımdan bir kesit… İnsan sevdiğini ve aşkını bir çok yolla anlatabilir ama önceden sadece bana ait olduğunu sandığım bu cümle çok iyi bir tercih olur…

Sorak kalbime dokundu bu filmle, kolay kolay silinmeyecek bu iz. Filmi sinemada mutlaka izleyin, o basit Türk romantik-aşk filmlerinden biri olmadığını kağıt mendilinizi çantanızdan çıkarırken çok net bir şekilde anlayacaksınız…

Bülent Ortaçgil’in unutulmaz şarkısı Bir Eylül Akşamı da filmin şerefine Teoman ve Usta’dan gelsin…

Seni çok seviyorum güzel kız…

Robert Kubica

Şubat 7, 2011, 12:21 pm | Formula 1, Robert Kubica kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Dün İtalya’da koşulan Ronde di Andore rallisinde geçirdiği kaza sonrası vücudunun sağ bölümünde ciddi şekilde hasar oluşan, bana göre gridin en yetenekli pilotu, sürücü yetenekleri yanında baba bir adam olan Robert Kubica’ya acil şifalar diliyoruz.
Şimdilik tek tesellimiz, ‘co-pilot’un yara almamış olması.

Gizli Guard Savunması

Şubat 7, 2011, 1:21 am | Gilbert Arenas, Jameer Nelson, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Rondo: 36:40 dakika, 26 sayı, 1 ribaund, 7 asist, 1 top çalma, 6 top kaybı

Nelson+ Arenas+ Duhon: 48 dakika, 10 sayı, 5 ribaund, 6 asist, 0 top çalma, 5 top kaybı

3 .periyodun başlarında Pierce, Hidayet Türkoğlu’nun üzerinden kolay bir sayı buluyor. Van Gundy çıldırıyor ve soluğu bench ekibi amiri Quentin Richardson’ın yanında alıyor. Nelson maç boyu Rondo’nun yoluna kırmızı halı oluyor… Van Gundy düşünceli, kenara bakıyor, takma bacaklarıyla Arenas ve her gün bir yıl daha yaşlandığını düşündüğümüz Duhon’u görüyor, neyse, diyor, Allah yardımcımız olsun.

Rondo ikinci kez yirmi sayıyı geçiyor, on buçuk sayı ortalamasıyla oynadığı bu sezon. İlk yirmi sayıyı geçtiği maç Cleveland deplasmanı; Cleveland takımın ise anlatmaya gerek yok. 23 sayı atıyor.

Son aldığımız 4 yenilginin 3’ündeki rakip guard performanslarına da bakıp uzaklaşalım, bozuk olan moralimizi iyice bozmayalım (Miami oyun kurucusuz oynadığı için göz ardı ediyoruz onların oyun kurucularını). Rondo’nun tecavüzünü yazdık biraz önce. Geçelim diğerlerine: Mike Conley: 26 sayı, 2 ribaund, 11 asist, 2 top çalma ( bu maçta Arenas, Nelson ikilisi toplamda 7/17 şut yüzdesi, 18 sayı, 7 asist 8 ribaund 2 top çalma 5 top kaybı ile oynuyorlar). Conley’nin sayı ortalaması ise 13,4, sezonun en yüksek ikinci skoruna ulaşıyor bu maçta. 10 asisti geçtiği 6. maç. Derrick Rose 22 sayı, 6 ribaund, 12 asist, 2 top kaybı. ( Bu maçta Nelson, Arenas, Duhon üçlüsü 11 sayı 5 asist 5 ribaund 5 top kaybı ile oyunuyor.) Ondan önceki yenilgilere de bakarsak değişen bir şey yok aslında. Detroit maçında Stuckey 16 sayı atıyor, izleyenler hatırlar, maçın son bölümünde Nelson’un üzerine gidip aldığı faullerle takımına galibiyeti getiriyor. Westbrook triple-double yapıyor. Neyse, Magic taraftarlarının içini karartmadan bitirelim şimdilik.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.