Yoksunluk Belirtileri

Mart 24, 2010, 10:40 pm | Hayat kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum

Devamlı kullanılan ve vücudun ya da benliğin de diyebiliriz bağımlısı olduğu alışkanlıkların bırakılması veya bıraktırılması sonucu ortaya çıkan, dayanması çok zor, mücadelesi çok sabır gerektiren olgudur “Yoksunluk Belirtileri”. İnsanlar evliliğim bittiğinde, ki bunun doğrusu bitirildiğindedir, bu yoksunluk belirtilerini yaşayacağımı sandılar. Sanmakta da haklıydılar ben bile öyle sanıyordum. Ama insanın bilinçaltının ne kadar derin ve bizlerin algılayamacağı kadar tecrübelerimizden öte bir tecrübeye sahip olduğunu bilmiyorduk hiçbirimiz.

Yoksunluk belirtileri çoğunlukla uyuşturucu, alkol, sigara, kafein gibi doğrudan sinir sistemini etkileyen alışkanlıkların bırakılmasıyla beliriyorlar. Bu belirtileri had safhada yaşamak istemiyorsanız kademeli olarak bırakmak gerekiyor alışkanlıkları. Bu sefer vücudu yoksunluğa alıştırmak gerekiyor. Diyelim ki bunu da yapamadınız, o zaman öylesi bir şok yaşamanız gerekiyor ki o alışkanlıktan da o alışkanlığa tutulmuş olmanızdan da nefret edin.

Rahmet olsun sevgili dedemin hasretlerini dinleyerek büyüdüm ben. Erkek çocuk hasreti vardı dedemin, 2 kızı olmuş, 4 erkek evladı doğumda ölmüş zamanında kan uyuşmazlığından. Ben ona ödül gibiydim, birbirimizin alışkanlığıydık. Ondan dinlediğim 10 yılı geçmiş olan şampiyonluk hasretiyle büyüdüm. Hasretin nasıl sevgiye dönüştüğünü öğrendim. Derwall’in talebeleri şampiyonluk kupasını kaldırırken dedemle birbirimize sarılıyorduk biz. Hiç için acımadı mı beklerken dedim dedeme “Ona da alışıyorsun evladım” dedi “Sırrı inancını kaybetmemekte”. İnancını kaybetmemek, kime, neden? Çözdüm dediklerini, cevap: Kendine, gerçekten inandığına.

Sigara kullanmıyorum, ömür boyu ağzıma içki sürmedim, her ikisini de denemedim bile. Çayı hiç sevmiyorum, kahveyi midem kaldırmıyor, asitli içekleri tam 14 senedir içmiyorum. Bir dönem bahis oynayıp iyi para kazandım ama asla tutku olmadı, kumara dönmedi benim için. Öyle çılgınca gecelere akıp sabahı edecek adamlardan hiç olmadım. Çok arkadaşım oldu her görüşten, her sosyal tabakadan, hepsi aynıydı benim için. Onlar arasından seçtiğim dostların çoğu yanlış tercihti, yemediğim kazık da kalmadı. Ama ilginçtir hiç biri içimi uzun uzun acıtmadı. Neden diye düşündüm hep, neden onların yoksunluğunu hissetmiyorum ben? Sonra çözdüm? Benim benden içeri bilinçaltım kendisine bir savunma mekanizması geliştirmiş durumda. Bu savunma mekanizmasının tabanında ise başta dedem ve ailem var. Bu mekanizma seneler boyu yaşadıklarımla da donanımlanınca, farklı bir karakter çıkmış ortaya.

Geçen gece Trabzonspor’a yenildiğimizde yine ekran başındaydım. Çok farklı hayaller kurarak aldığım 120 ekran LCD’de tek başıma seyrettim yine maçı Ses her zamanki gibi duyulabilecek kadar açıktı, ben de hoşlanmıyorum aşırı gürültüden, kafayı şişirmenin lüzumu yok tatil gününde. Emre o hatayı yapıp Colman golü attığında, Dos Santos’un şutunu Kıvrak 90’dan aldığında umutsuzluğu düşmedim, keza maç bittiğinde de yıkılmış bir halim yoktu, aksine keyifle bir de film izledim maçın üzerine. Geçen sene ligi altlarda bitirdiğimizde de acımamıştı içim, hep hazırdım ben bunlara. Güzel şeylerin bitmesine bir alışkanlığım vardı, önceden önlemini alıyordum ama farkında değildim. Ne de olsa 14 senelik yoksunluğun ne olduğunu dinleyerek büyümüştüm.

Unutmaya çok hazır bir bünyem var benim. Bu hayatta dedemden başka hiçkimse hiçbirşey için yaşamadım yoksunluk belirtilerini. Onun gidişi çok yıpratmıştı beni. Onun ve ailemin bana kattığı şey ise her şeyin bitebileceği ihtimaline hazır olmakmış.Öyle bir hazır olmak ki bu farkında olmadan, bitmesin diye herşeyin aslında olması gerektiği gibi yürüdüğüne inandırıyorsun kendini, bir aksaklık varsa suçun kendinde olabileceğine inandırarak benliğini yapmadığın şeyleri yaptım diye üstleniyorsun, sırf herşey yoluna girsin diye, Don Kişot değil de onun saldırdığı bütün değirmenler oluyorsun isteyerek ve bilerek. Halbuki seni kemiren, seni dışlayan, seni kendinden uzaklaştıran, seni için için yiyen bir hastalık karşındaki, artık sana zarar vermekten zevk alır hale gelmiş görmüyorsun. Ama işin aslı o değil, gözlerin görmüyor sadece, bilinçaltı denilen o derin deniz fırtınalara çoktan hazırlamış seni. Her şey olup bittiğinde sen bütün olasılıkları denemiş ama asla vazgeçmemiş olarak dimdik ayakta kalıyorsun. Çünkü sen sigarayı bırakmamışsın o seni bırakmış, hem de giderken iki parmağın arasından kendini senin üstünde söndürmüş. Kısacası nefret etmişsin yaşadıklarından, alışkanlığından. Zaten ömür boyu başka hiç bir zararlının etkisinde kalıp yoksunluğunu da hissetmediğin için kendini bilmez bir hazır olma halindesin. O kadar çabuk unutuyorsun ki o alışkanlığı, işin gerçeğini bilinçaltın sana sunduğunda, aslında senelerdir kullanıldığını anladığında, giderken yapılanlarla beraber hem kademeli bırakmışsın hem de şok bir ayrılış yaşamışsın o alışkanlıktan, farkına varıyorsun.

Yaraların çabuk iyileşiyor, “Yazık etmişim gençliğime, ama hala genç değil miyim ben, yılların benden götürdüğü sadece tecrübesizliğim değil mi?” diye soruyorsun kendine. Yarayı açanın geride bıraktığı nefretini o yaralara merhem ettiğini, o derinin o deriyi bir daha istemediğini, kabuklar kalktığında altında yepyeni bir adam olduğunu görüyorsun. Hayat çok güzel gerçekten. Erkeksin, bekarsın, iyi bir işin var, muhteşem bir ailen, seni seven dostların dostların var etrafında, her biri sana uzatmış elini. Güneşe dönüyorsun yüzünü, bütün kış bir kez içlik giymiyorsun, bereyi nadiren takıyorsun önceki senelerde her takmadığında seni yataklara düşüren sinüzitin olmasına rağmen bir kere hasta olmuyorsun, senelerdir kurtulamadığın fazla kilolar kendiliklerinden kaybolup gidiyorlar. Hayatında ilk defa saçlarını uzatıyorsun, beğenmeyen tek kişi olmuyor. Yalnız yaşamaya başlıyorsun, zorla verilmiş olsa da özgürlükten aldığın zevki tarif etmeye kelime bulamıyorsun. Aylardır bir sayfa yazamadığın doktoranı bitiriyorsun, bir anda aranan adam oluyorsun, bir çok fırsat, güzellik arka arkaya seni buluyor.

İşte o gün anlıyorsun ki yaşadığın son 11 sene yoksunluk belirtilerinin ta kendisiymiş.

Ve yarın yeni hayatında yepyeni bir sayfa yazılmaya başlıyor, sen artık o sen değilsin, sen artık yalnız değilsin.

Reklamlar

SAÜ PERSONEL LİGİ – Müh. Fak.(B) 9-0 ADAMYO

Mart 24, 2010, 1:23 pm | Futbol, saü personel ligi kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sakarya Üniversitesi’nde devam eden geleneksel personel liginde 3. hafta geride kalmış durumda. İlk haftayı 2-0’lık Fen Edebiyat Fakültesi galibiyeti ile geçen Mühendislik B takımımız 2. hafta bye çektiği için maça çıkmamıştı. 3. hafta maçında bu sefer rakip Adapazarı Meslek Yüksek Okulu oldu. Mühendislik kadrosunu şu şekilde oluşturduk.

Müh. Fak.(B)
1. Özgür Cevher
2. Türker Fedai Çavuş
3. Cenky
4. Ayhan Yangel
5. Mehmet Uysal
6. Yaşar Kahraman
7. Yılmaz Uyaroğlu
————————–
8. Burhan Baraklı (Yedek)
9. Barış Cevher (Yedek)

T.D. ozhano

Goller: Mehmet (4), Yılmaz (2), Ayhan, Yaşar, Barış

Maça çok hızlı başladık, özellikle Mehmet ve Yaşar’ın hareketli oyunlarına tek pasın süratini, çapraz koşuların öldürücülüğünü katmasıyla ilk 10 dakikada 2 gol bulduk. Rakibin ya tamam ya devam maçı olduğu için açılmasıyla birlikte Mehmet’in hızı ve teknik oyunundan faydalanarak 4 gol daha atıp ilk devreyi 6-0 kapattık.

İkinci yarıda sağ bek pozisyonundaki Türker Hocamız dersi olduğu için oyundan çıkarken yerine hayatında ilk defa sağ bek pozisyonunda görev alan Barış girdi. Özellikle son dönemde beli etrafında oluşan simit nedeniyle hareketliliği bitmiş durumda olan Sevgili eski forvetimiz Barış’ın sağ bekten sol açığa yolcukları ve geri dönemeyişleri nedeniyle kalemizde tehlike olabilecek toplarla karşılaştık. 1 pozisyon dışında rakip net gol şansı bulamasa da bir defans elemanı olarak sinir yaptım. İlerleyen dakikalarda Ayhan Yangel’in sakatlanmasıyla göbeğe Yaşar geçti, Yangel’in yerine Burhan’ı savunmanın sağına aldık. Mehmet – Barış ikilisinden oluşan orta saha Barışlı defanstan daha çok iş yaptı. Maçın sonlarında bu orta sahanın hazırladığı pozisyonlarda 3 gol daha bulup maçı 9-0 kazandık.

Maça çıkmadan önce 1 saat boyunca Charlie Clouser’dan “Saw Theme” dinleyerek motive ettim kendimi müsabakaya. Bilen bilir bu maçın benim için ayrı bir önemi daha vardı, o hesabı da kapatmış olduk. Topa sert, rakibe centilmen tarzımla yine kimseye adım attırmamaya çalıştım. O yüzden skorun 15’lere gelmemesi sinirlendirdi beni haliyle. Maç bittiğinde en az 2 maç daha oynayacak enerjim vardı ki, kalıp sonraki maçı seyredip sakinledim biraz. Gerçi bu enerjide benim için çok kıymetli bir insanın hediye ettiği Kestane Şekeri’nin de önemi büyüktü, bitmedi saatlerce o enerji ve verdiği mutluluk. Gelecek maçtaki rakibimiz İktisat Fakültesi B Takımının şifrelerini çözmeye çalıştım, sindirmemiz gereken hücumcuları belirledim. Gelecek hafta mücadelesi bol ve kuşkusuz diğerlerine göre nispeten daha sert bir mücadele olacak. Alırsak yarı finali garantiliyoruz. Artık Teknik Direktörümüz ne taktik çizer bilemem 🙂

1Milyon Dolarınız Olsun İster misiniz? Buyrun O Zaman..

Mart 24, 2010, 12:56 am | bilinmez, gizem, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
1 Milyon Dolar. Ağızdan dolu dolu çıkıyor. Ama yukarıda fotoğrafı görülen zat gibi maddiyatın anlamsızlığına inanan ve hayatta başka varlıkları elde etmenin peşinde koşanlar da var. Fotoğraftaki muhterem Gregory Perelman. Şu anda dünyadaki en zeki adam olduğuna inanılan matematik dehası, çılgın, deli, manyak, insanda aşağılık kompleksi yaratan, fotoğrafa bakınca kafayı yoracak başka işi yokmuş tipten belli dedirten, hafiften Küçük Emrahımsı bakışlı, yani öyle biri. Zamanında Henri Poincare tarafından kuyuya bir önerme ile atılan taşı 2002 yılında çıkarmayı başarmış, matematiğin Messi’si, Hamilton’u, Valuev’i bir nevi. İspatladığı önermeyi okudum. Daha önermenin tam olarak ne oldupunu bile anlamadım, zaten yarıda da bıraktım okumayı ne yalan söyleyeyim. Önermeye bir de ben bakayım diyenler buyursun baksınlar bakalım anlayacaklar mı? Hayır böyle beyinleri görünce bir aşağılık kompleksi oluyor insanda. Hayır üstüne bir de bahsedilen önermenin ispatının ödülü olan 1 milyon doları kabul etmemesi de ayrı bir olay. Madem istemiyorsun bari bağış yap, yoksula ver de hayır kazan. İstemem de isemem benim derdim aynı Henri Poincare gibi kuyuya bir daha kimsenin çıkaramayacağı cevabını sadece benim bildiğim bir taş atabilmek demiş. İlginç insan ne diyelim.Şimdi bu Perelman’dan hareketle düşündüm de neden bizden de Perelmanlar çıkmasın. Dünyada şu anda cevabı henüz bulunamamış ya da ispatlanamamış 6 soru var. Her birinin değeri 1 milyon dolar. Bir bakın bakalım belki kafanızın üzerinde bir lamba yanar 😀
1. Collatz problemi
Önce pozitif bir tamsayı seçin. Sonra aşağıdaki işlemleri sırasıyla yapın:
Sayı tekse üç katını alıp bir ekle. Sayı çiftse 2’ye böl. Aynı işlemi çıkan sayıya uygula. En sonunda elde edeceğin sayı muhakkak 1 olacaktır. Bu işlemlerin sonucunda 1 vermeyen bir sayı var mı?
(Dikkat: Örneğin 27 sayısından 1 elde etmek için 112 basamak ilerlemek gerekiyor. Bulacağım derken kafayı yemeyin. Gerçi kafayı yemeden de 1 milyon dolar vermezler ki.)

2. Palindromik sayılar
Kapak, kütük, mum gibi kelimelerin ortak özelliği düzden de tersten de aynı şekilde okunması. Bu durumu sayılara uygularsak 1991, 10001, 79388397 gibi sayılara palindromik sayılar denir. Soru şu: Hem palindromik hem de asal olan sonsuz tane asal sayı bulunabilir mi?

3. Mükemmel Sayı sorusu
Mükemmel sayı bilindiği gibi! kendisi haricindeki tüm çarpanlarının toplamı kendisini veren sayıdır. Örneğin 6; 1,2,3 çarpımı 6 toplamı da 6. Yani 6 mükemmel bir sayı. Aynı zamanda 28, 496, 8128 sayıları da obeb okekten bakarsak mükemmel sayılar oluyorlar. Görüldüğü gibi hepsi çift sayı. O zaman soru şu: Tek mükemmel sayı var mıdır? Bulduysanız yaşadınız.

4. Goldbach Kestirimi
Zamanın 1742 sinde Goldbach, Euler’e yazdığı mektupta halini hatrını, annesinin babasının sağlığını sıhhatini sormuş. Mektubun sonuna da Euler’in kafayı yemesini sağlamak için bir soru eklemiş: “2’den büyük her çift sayı, iki asal sayının toplamı şeklinde ifade edilebilir diyorum ben. Ya bana bunu ispatla, ya bunun doğru olmadığını ispatla, ya da öyle ortada ben matematiğin mihenk taşıyım diye konuşma.” demiş. Önermenin ispatı ya da yanlışlığı gösteren bir çözüm hala daha belli değil.

5. Asal Sayılarda Karmaşıklık
Başka bir 1 milyon dolarlık soru: n2 (kare) ile (n+1)2(kare) si arasında muhakkak bir asal sayı var mıdır? Bana bunu ispatla demiş zamanında delinin biri. Daha kimse çözememiş. Beyni delenler çok olmuş bu soru yüzünden

6. Ya bu soruyu okurken ben bile anlamadım. Bunu boşverin.

Hayır bu sorulardan birini çözmeniz durumunda kazanacağınız 1 milyon doların yanında önemli bir şey daha var. Bu Perelman’ın kapısına her gün ” senden çocuğum olsun istiyorum, gözleri senin gibi baksın, kafası senin gibi çalışsın” diyen birçok kadın uğruyormuş ama bizim matematikçi ben tebeşirimle, karatahtamla evliyim diyormuş. Belki bu, paradan da büyük bir gaz unsuru olabilir bazılarına :D.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.