>Gergin misin?

Ocak 7, 2010, 11:15 pm | Basketbol, Efes Pilsen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bir seni bir de Tanjevic’i hiç yakıştıramadım Türk basketboluna. Söyle bakalım Ataman Ergin, bu gece gergin misin?

Gergin misin?

Ocak 7, 2010, 11:15 pm | Basketbol, Efes Pilsen kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir seni bir de Tanjevic’i hiç yakıştıramadım Türk basketboluna. Söyle bakalım Ataman Ergin, bu gece gergin misin?

>Televizyon’dan Nefret Ediyorum!

Ocak 7, 2010, 9:34 pm | Hayat, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Bir kanalda Behlül Bihter’i götürüyor, diğerinde Atatürk’ün masonluğu tartışılıyor, bir başkası iç karartıcı dizisini sürmüş yayına, Kurtlar Vadisi her zamanki gibi bilmem kaçıncıya tekrarda, bi tarafta Hemşo’nun 50. yayını, bir kaç kanal yabancı filmlerle, dizilerle sıyrılmış işin içinden. Eğitici, öğretici, yön gösterici tek şey yok. Bunlar başlamadan önce yayındaki haberler ise apayrı bir hikaye. 30 ayrı kanalda aynı haber 30 farklı yorumla veriliyor. Aynı haberden sonra bu 30 ayrı kanal 130 ayrı adama sallıyor. Haberi de, iğrenç – ahlaksızlar dolusu dizisi de, nefret dolu, nifak dolu acayip programları da her gece aynı, aynı, aynı!

Yugoslavya’yı televizyonla yıktılar, sıra bizde. İyice esiri olduk aptal kutusunun.

Nefret ediyorum Televizyon’dan! Televizyonu maçtan başka bir şey seyretmek için de açmıyorum arkadaş! Lanet olsun böyle düzene, lanet olsun! Allah topunu bildiği gibi yapsın!

Televizyon’dan Nefret Ediyorum!

Ocak 7, 2010, 9:34 pm | Hayat, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

Bir kanalda Behlül Bihter’i götürüyor, diğerinde Atatürk’ün masonluğu tartışılıyor, bir başkası iç karartıcı dizisini sürmüş yayına, Kurtlar Vadisi her zamanki gibi bilmem kaçıncıya tekrarda, bi tarafta Hemşo’nun 50. yayını, bir kaç kanal yabancı filmlerle, dizilerle sıyrılmış işin içinden. Eğitici, öğretici, yön gösterici tek şey yok. Bunlar başlamadan önce yayındaki haberler ise apayrı bir hikaye. 30 ayrı kanalda aynı haber 30 farklı yorumla veriliyor. Aynı haberden sonra bu 30 ayrı kanal 130 ayrı adama sallıyor. Haberi de, iğrenç – ahlaksızlar dolusu dizisi de, nefret dolu, nifak dolu acayip programları da her gece aynı, aynı, aynı!

Yugoslavya’yı televizyonla yıktılar, sıra bizde. İyice esiri olduk aptal kutusunun.

Nefret ediyorum Televizyon’dan! Televizyonu maçtan başka bir şey seyretmek için de açmıyorum arkadaş! Lanet olsun böyle düzene, lanet olsun! Allah topunu bildiği gibi yapsın!

>Carter’dan Salatalık Orlando’dan Cacık Olmaz

Ocak 7, 2010, 5:15 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Sezon başında “Değiştiği anlaşılamayan Orlando üzerine” diye bir yazı yazmış, ziyadesiyle tepki almıştım. Efendim Orlando bu sene daha komple bir takım olmuş, bençi zenginleşmiş, tecrübesi tavana vurmuş, Carter gibi bir megastar gelmiş. Bunların hepsi hikaye, hele hele Carter tam anlamıyla hikaye.

Orlando Magic Stan Van Gundy sayesinde takım olmaya çalışırken Carter denilen bir tümörle mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne istikrarlı bir dış şutu, ne başarılı bir savunması ne de arkadaşlarını oynatma kapasitesi var. Hatta daha doğrusu oyun istikrarı yok bu adamın. İşin acı tarafı arkadaşlarının da ona saygısı kalmamış. Megastar, süper yıldız dediğin adam sıkıştığın anlarda topu vermek için arayacağın, güvendiğin adamdır. Bir tek Allah’ın kulu yok ki 24 saniye dolmak üzereyken ya da takım gerideyken ekstra bir şeyler yapar diye Carter’ı arasın. Carter tam anlamıyla tekere sokulan çomak. Otis Smith kınayı hazırlamadıysa hala, ben burdan kargolarım üzülmesin.

Bu takımda 3 yıldız var: Dwight Howard, Rashard Lewis ve Stan Van Gundy. Takım olamamanın ve basketbolun aslında çok basit bir oyun olduğunun unutulmasının cezası olarak Howard bu sezon adeta harcanıyor. Attığı şut sayısı neredeyse 4 azalmış, sayı ortalaması 5-6 düşmüş, bir türlü top alamayan modern bir korkuluk gibi. Dolayısıyla potadan uzak aldığı her topta saatli bomba gibi. Konsantrasyonu tam olmayınca savunmada da bir facia. 10 top kaybı ne demektir arkadaş! Lewis beslendiği ölçüde ürün veriyor, Neson geçen senelere göre sorumluluğunun daha farkında ve bencilliklerinden biraz sıyrıldığı için olabildiğince besliyor Lewis’i. Ama başka kimseler yok. Redick kaç sayı atarsa atsın savunmada kara delik. Kaç maçtır ortalarda olmayan Belinelli, Wright, DeRozan ona karşı coştular. Bass kenarda harcanıyor, Gortat göbek bağlamak üzere, Anthony Johnson ise örümcek bağlamıştır sanırım.

Bu tablo Otis Smith’in eseri, kendisiyle ne kadar gurur duysa az. Hem bütçenin hem takımın içine etmeyi başardı. Gözler kolay fikstürle güzel boyanmıştı. 35 maçın 22’si % 50’nin altındaki takımlara karşı. Hadi bakalım bundan sonra neler olacak. Sezon boyu kaç Lakers, Cavs, Celtics, Suns, Mavs, Spurs galibiyeti alınacak? 0, 1, 2?

Toronto ise Orlando’nun aksine her hafta üzerine koyarak ilerliyor. Savunmayı yapmayı öğrendikleri gibi bunu artık maçın daha uzun sürelerine yayıyorlar. Bu tip maçlar onlara maç sonu oynamayı da öğretiyor. Bu sezon öğrenerek ve gelişerek belki de 5. sıradan play-off yapabilirler. Smith’in aksine Colangelo çok iyi işler yapmış durumda. Sezon sonu dereceleri ve gelişimleri Bosh’u Toronto’da kalmaya ikna edebilir. Eski dost Hidayet ise tam bir tutkal rolünde yeni takımında. Ne zaman ne lazımsa onu yapıyor. Savunma, sayı bulma, asist. Bazen 6-7 hücum top eline değmiyor bazen 6-7 hücumu arka arkaya o yönlendiriyor. Toronto için son yılların en büyük kazancı ve bu takıma vereceği, arkadaşlarına öğreteceği çok şey var.

Netice olarak Carter’dan salatalık, Orlando’dan sezon sonunda cacık olmaz tezimi kuvvetle savunuyorum. Güneydoğu grubu kaybedilebilir bile! Doğu Finali’ni ise hiç mi hiç beklemiyorum. Geçen seneki takım ve ruhu çoooook arayacağız.

Carter’dan Salatalık Orlando’dan Cacık Olmaz

Ocak 7, 2010, 5:15 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic, Toronto Raptors kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Sezon başında “Değiştiği anlaşılamayan Orlando üzerine” diye bir yazı yazmış, ziyadesiyle tepki almıştım. Efendim Orlando bu sene daha komple bir takım olmuş, bençi zenginleşmiş, tecrübesi tavana vurmuş, Carter gibi bir megastar gelmiş. Bunların hepsi hikaye, hele hele Carter tam anlamıyla hikaye.

Orlando Magic Stan Van Gundy sayesinde takım olmaya çalışırken Carter denilen bir tümörle mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne istikrarlı bir dış şutu, ne başarılı bir savunması ne de arkadaşlarını oynatma kapasitesi var. Hatta daha doğrusu oyun istikrarı yok bu adamın. İşin acı tarafı arkadaşlarının da ona saygısı kalmamış. Megastar, süper yıldız dediğin adam sıkıştığın anlarda topu vermek için arayacağın, güvendiğin adamdır. Bir tek Allah’ın kulu yok ki 24 saniye dolmak üzereyken ya da takım gerideyken ekstra bir şeyler yapar diye Carter’ı arasın. Carter tam anlamıyla tekere sokulan çomak. Otis Smith kınayı hazırlamadıysa hala, ben burdan kargolarım üzülmesin.

Bu takımda 3 yıldız var: Dwight Howard, Rashard Lewis ve Stan Van Gundy. Takım olamamanın ve basketbolun aslında çok basit bir oyun olduğunun unutulmasının cezası olarak Howard bu sezon adeta harcanıyor. Attığı şut sayısı neredeyse 4 azalmış, sayı ortalaması 5-6 düşmüş, bir türlü top alamayan modern bir korkuluk gibi. Dolayısıyla potadan uzak aldığı her topta saatli bomba gibi. Konsantrasyonu tam olmayınca savunmada da bir facia. 10 top kaybı ne demektir arkadaş! Lewis beslendiği ölçüde ürün veriyor, Neson geçen senelere göre sorumluluğunun daha farkında ve bencilliklerinden biraz sıyrıldığı için olabildiğince besliyor Lewis’i. Ama başka kimseler yok. Redick kaç sayı atarsa atsın savunmada kara delik. Kaç maçtır ortalarda olmayan Belinelli, Wright, DeRozan ona karşı coştular. Bass kenarda harcanıyor, Gortat göbek bağlamak üzere, Anthony Johnson ise örümcek bağlamıştır sanırım.

Bu tablo Otis Smith’in eseri, kendisiyle ne kadar gurur duysa az. Hem bütçenin hem takımın içine etmeyi başardı. Gözler kolay fikstürle güzel boyanmıştı. 35 maçın 22’si % 50’nin altındaki takımlara karşı. Hadi bakalım bundan sonra neler olacak. Sezon boyu kaç Lakers, Cavs, Celtics, Suns, Mavs, Spurs galibiyeti alınacak? 0, 1, 2?

Toronto ise Orlando’nun aksine her hafta üzerine koyarak ilerliyor. Savunmayı yapmayı öğrendikleri gibi bunu artık maçın daha uzun sürelerine yayıyorlar. Bu tip maçlar onlara maç sonu oynamayı da öğretiyor. Bu sezon öğrenerek ve gelişerek belki de 5. sıradan play-off yapabilirler. Smith’in aksine Colangelo çok iyi işler yapmış durumda. Sezon sonu dereceleri ve gelişimleri Bosh’u Toronto’da kalmaya ikna edebilir. Eski dost Hidayet ise tam bir tutkal rolünde yeni takımında. Ne zaman ne lazımsa onu yapıyor. Savunma, sayı bulma, asist. Bazen 6-7 hücum top eline değmiyor bazen 6-7 hücumu arka arkaya o yönlendiriyor. Toronto için son yılların en büyük kazancı ve bu takıma vereceği, arkadaşlarına öğreteceği çok şey var.

Netice olarak Carter’dan salatalık, Orlando’dan sezon sonunda cacık olmaz tezimi kuvvetle savunuyorum. Güneydoğu grubu kaybedilebilir bile! Doğu Finali’ni ise hiç mi hiç beklemiyorum. Geçen seneki takım ve ruhu çoooook arayacağız.

>Sitemdeki Harry Juniorlar!?!

Ocak 7, 2010, 12:39 am | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Harry Kewell. Hagi ile birlikte Galatasaray’a geldiği için, onu taraftarı olduğum kulüpte izlediğim için kendimi şanslı saydığım en önemli futbolcu. Çoğunuz karşı çıkacaktır ama “komple” futbolculuk açısından Hagi’nin de önünde benim gözümde. Komple futbolculuk derken sadece saha içindeki oyunu, performansı falan değil, saha dışında görüntüsü, yedek kulübesindeki hali, duruşu, yürüyüşü osu busu herşeyi kapsam içine alıyorum. Herşeyden önce adamın her yanından asalet akıyor. Açıklamalarına bakarsanız da bir o kadar mütevazi. Bizim bildiğimiz ya da yıllardır gördüğümüz futbolcu kriterlerinin çok çok dışında biri. Az çok tanıdığım için söylüyorum ki onun gibi bir de Ergün Pembe vardı. Adam da kibirden gururdan eser yoktu. Fırtına gibi estiği dönemlerde Zonguldak’ın Saltukovası’na trenle gelir pazarda herkesin içinde meyvesini sebzesini alır, tanıdıklarının halini hatrını sorar sonrada evine dönerdi. Harry’de öyle. Sanki akşam bana telefon edecek. “Ozhano, akşama oturmaya geleceğiz iki de tavla atarız” diyecek gibi bir hali var. Yani kibir görmüyorum böbürlenme görmüyorum adamı izlerken. Sahada eğer bir futbolcu duruşu varsa o Harry Kewell’daki gibi olmalıdır. Adamın hakeme itirazı bile bir başka geliyor. Ağır, kendinden emin, saygılı ama hakkını da yedirmeyen; böylesi tabiki karşısındakini hemen avcunun içine alır.
Niye bunları yazıyorum: Bugün oturduğum sitede sitenin çocukları kurmuşlar taştan kaleleri maç yapıyorlardı. Normalde çimleri ezdikleri için kızıyordum ama 10 çocuğun 6 sında Harry forması görünce birşey diyemedim, ilgimi çekti dolayısıyla ben de seyretmeye başladım. Dikkat ettim hepsi de Harry gibi koşmaya çalışıyordu. Göğüs hafif ilerde ve dik. Hatta içlerinden biri işi bir adım daha ileri götürdü, golü attı, bir arkadaşı hemen yanına geldi aynı Harry ile Elano’nun bir gol sonrası yaptığı dansı yapmaya başladılar. Gülmekten katıldım ne yalan söyleyeyim.Biz de böyle değil miydik? Az mı Hagi gibi topa vurmaya, Hakan gibi kafa vurmaya çalışmadık. Genç iken! idmanlarda, idman bittikten sonra bir arkadaşımla Hagi’nin serbest vuruşlarda topa nasıl vurduğunu tartışır ondan sonra 1 saat onun gibi serbest vuruş kullanmaya çalışırdık. İdol olmak kolay değil. Ama Hagi bizim idolümüzdü yaptıklarıyla. Ama sadece saha içinde futbol bakımından yaptıklarıyla. İtirazları, kavgaları her zaman yapılmaması gerekenler listesindeydi. He Hagi’yi idol yaptın da ne oldu diyenler olabilir. Ne oldu: ben parayı pulu şanı şöhreti bir kenara bırakıp bilime kendimi adadım. Güvenemedim kendime. Birlikte çalıştığım arkadaş mı? O aldı yürüdü. Tek kurtuluşu futboldu. O da layıkıyla o işi yapmakta.

Demek istediğim Harry bu ülkede çocukların gerçekten komple bir futbolcu nasıl olur sorusuna verilecek en önemli örneklerden biri belki de bir numarası. Bir de Alex’i görürüm bu kapsamda. İşin içine çocukların eğitimi girince taraftarlık, fanatizm gibi olguların bir kenara bırakılması gerek. Çocuklarımız eğer birilerini örnek alacaksa Harry bir numaralı örnektir benim gözümde ve Türkiye’de belki de bilmeden onca çocuğa eğitim veren bu insanın hemen çekip gitmesine kesinlikle izin verilmemeli. Fedakarlık yapacağını, Galatasaray’da kalabileceğini açıkladı ama kafa karıştıran kendisine önerilen rakamla istediği rakam arasında büyük bir fark olduğu. Ne istiyorsa verilmeli kulüp bünyesinde tutulmalıdır kendisi. Çünkü eğitim bu ülkede futbolda kesinlikle şart ve o eğitimi verecek insan olarak Kewell biçilmiş kaftan.

Sitemdeki Harry Juniorlar!?!

Ocak 7, 2010, 12:39 am | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Harry Kewell. Hagi ile birlikte Galatasaray’a geldiği için, onu taraftarı olduğum kulüpte izlediğim için kendimi şanslı saydığım en önemli futbolcu. Çoğunuz karşı çıkacaktır ama “komple” futbolculuk açısından Hagi’nin de önünde benim gözümde. Komple futbolculuk derken sadece saha içindeki oyunu, performansı falan değil, saha dışında görüntüsü, yedek kulübesindeki hali, duruşu, yürüyüşü osu busu herşeyi kapsam içine alıyorum. Herşeyden önce adamın her yanından asalet akıyor. Açıklamalarına bakarsanız da bir o kadar mütevazi. Bizim bildiğimiz ya da yıllardır gördüğümüz futbolcu kriterlerinin çok çok dışında biri. Az çok tanıdığım için söylüyorum ki onun gibi bir de Ergün Pembe vardı. Adam da kibirden gururdan eser yoktu. Fırtına gibi estiği dönemlerde Zonguldak’ın Saltukovası’na trenle gelir pazarda herkesin içinde meyvesini sebzesini alır, tanıdıklarının halini hatrını sorar sonrada evine dönerdi. Harry’de öyle. Sanki akşam bana telefon edecek. “Ozhano, akşama oturmaya geleceğiz iki de tavla atarız” diyecek gibi bir hali var. Yani kibir görmüyorum böbürlenme görmüyorum adamı izlerken. Sahada eğer bir futbolcu duruşu varsa o Harry Kewell’daki gibi olmalıdır. Adamın hakeme itirazı bile bir başka geliyor. Ağır, kendinden emin, saygılı ama hakkını da yedirmeyen; böylesi tabiki karşısındakini hemen avcunun içine alır.
Niye bunları yazıyorum: Bugün oturduğum sitede sitenin çocukları kurmuşlar taştan kaleleri maç yapıyorlardı. Normalde çimleri ezdikleri için kızıyordum ama 10 çocuğun 6 sında Harry forması görünce birşey diyemedim, ilgimi çekti dolayısıyla ben de seyretmeye başladım. Dikkat ettim hepsi de Harry gibi koşmaya çalışıyordu. Göğüs hafif ilerde ve dik. Hatta içlerinden biri işi bir adım daha ileri götürdü, golü attı, bir arkadaşı hemen yanına geldi aynı Harry ile Elano’nun bir gol sonrası yaptığı dansı yapmaya başladılar. Gülmekten katıldım ne yalan söyleyeyim.Biz de böyle değil miydik? Az mı Hagi gibi topa vurmaya, Hakan gibi kafa vurmaya çalışmadık. Genç iken! idmanlarda, idman bittikten sonra bir arkadaşımla Hagi’nin serbest vuruşlarda topa nasıl vurduğunu tartışır ondan sonra 1 saat onun gibi serbest vuruş kullanmaya çalışırdık. İdol olmak kolay değil. Ama Hagi bizim idolümüzdü yaptıklarıyla. Ama sadece saha içinde futbol bakımından yaptıklarıyla. İtirazları, kavgaları her zaman yapılmaması gerekenler listesindeydi. He Hagi’yi idol yaptın da ne oldu diyenler olabilir. Ne oldu: ben parayı pulu şanı şöhreti bir kenara bırakıp bilime kendimi adadım. Güvenemedim kendime. Birlikte çalıştığım arkadaş mı? O aldı yürüdü. Tek kurtuluşu futboldu. O da layıkıyla o işi yapmakta.

Demek istediğim Harry bu ülkede çocukların gerçekten komple bir futbolcu nasıl olur sorusuna verilecek en önemli örneklerden biri belki de bir numarası. Bir de Alex’i görürüm bu kapsamda. İşin içine çocukların eğitimi girince taraftarlık, fanatizm gibi olguların bir kenara bırakılması gerek. Çocuklarımız eğer birilerini örnek alacaksa Harry bir numaralı örnektir benim gözümde ve Türkiye’de belki de bilmeden onca çocuğa eğitim veren bu insanın hemen çekip gitmesine kesinlikle izin verilmemeli. Fedakarlık yapacağını, Galatasaray’da kalabileceğini açıkladı ama kafa karıştıran kendisine önerilen rakamla istediği rakam arasında büyük bir fark olduğu. Ne istiyorsa verilmeli kulüp bünyesinde tutulmalıdır kendisi. Çünkü eğitim bu ülkede futbolda kesinlikle şart ve o eğitimi verecek insan olarak Kewell biçilmiş kaftan.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.