>İki ileri, hep geri!!!

Ekim 27, 2009, 8:17 pm | Futbol, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

m sarp
Çok önce demiştim “Mustafa Sarp gelmesin” diye… Geldiğinde de Gelecek yıl Avrupa Ligi’nde Galatasaray’la mücadele edebilecek çapta bir yeteneğe sahip değil. ” demiştim… Söylediklerimin doğru çıkmaya başlaması haklı olduğumun kanıtlanıp egomun okşanmasından çok, Galatasaray’ın kayıplarının çoğalması üzüyor beni.

Evet ileride uçta 6 tane birbirinden kariyerli ve yetenekli adamlarımız var. Fakat bu 6 adamın yükünü ne kadar kaldırabiliyor Mustafa Sarp? Ve Ayhan tabi ki… Deniyordu ya, “Galatasaray henüz üst düzey bir takımla oynamadı. Galibiyetler yanıltıcı olabilir”… Onlar da genel olarak değil ama orta ikilinin zayıflığı konusunda haklı çıktılar, ne yazık ki…

Mustafa Sarp’la olmayacağının ilk sinyalini lig maçlarında almıştık. Hep geriye, hep Servet’e, hep Sabri’ye pas atıyordu. Bir tane ileriye olumlu pas çıkardığına şahit oldum. O da sanırım Trabzon maçının ikinci yarısındaydı. Ya da Bükreş maçında. Hep skor olarak öndeyken yani. Sturm Graz gibi bir takımla Ali Sami Yen’de oynanan maçın son dakikalarına 1-1 girilirken bile topu ayağına aldığında ne yapacağını bilemeyen bir halde topla debelenip ardından pasını geriye vermesi ilk kırmızı alarmdı aslında. Görülmedi bile… Çünkü Galatasaray’ın ileri uç elemanları gol attıkça, Mustafa’nın yaptıkları umursanmadı. Çünkü skor 1 ya da 2-0 Galatasaray lehineydi ve Mustafa’nın geri pas yapması garanti skoru koruma, zaman geçirme adınaydı. Riskli oynamıyordu. Basit oynuyordu! Hem de ne basit!!!

Sığ düşüncedeki yorumcular da Mustafa Sarp’ın sadece koşup, top kapmasını yeterli görüp topu verimli kullanamamasını göz ardı ediyor ve kendisini öve öve bitiremiyorlardı. Bu çıkarımdan yola çıkarsak, Mustafa Rijkaard’ın ilk 11’de en çok şans verdiği oyuncu olduğu için aynı sığ düşünceyi ne yazık ki Rijkaard da paylaşıyordu. Haftasonu oynana derbiden sonra da bu kararından vazgeçmesini bekliyorum.

Tamam Mustafa çok iyi top kapıyor ve takımda onun kadar iyi top kapan adam yok! Ve ondan topu ileriye kullanması, çalım atması, gol atması da beklenmiyor olabilir. Mustafa topu kapsın, Keita götürsün topu, Nonda-Baros golü atsın… Evet bu çok uygulanabilir bir düşünce ki uygulandı da bugüne dek Galatasaray’da. Ancak Mustafa’nın eksiklerinin göz ardı edildiği kadar, görmezden gelinen çok önemli bir şey de var.

Galatasaray’ın en başarılı dönemlerinde golcülerinden çok konuşulan isimler orta sahadaki üçlü Okan-Suat-Emre idi. Çünkü bu üç isim de çok iyi top kapıp, topla çok iyi ileri çıkabiliyorlardı. Galatasaray o dönemde avrupa’nın ve dünya’nın bir numarası olduysa süper üçlünün çift yönlü oyunu sayesinde olmuştu. Eğer aynı başarı bugün de kazanılmak isteniyorsa, Galatasaray acilen bu bölgeye oyuncular katmalı, eldeki Mehmet Topal’ı, Barış Özbek’i, Emre Çolak’ı bu yönde değerlendirmeli, geliştirmeli, evrimleştirmeli, yönlendirmeli…

suat009

okanburuk_son

emre
Reklamlar

İki ileri, hep geri!!!

Ekim 27, 2009, 8:17 pm | Futbol, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
m sarp
Çok önce demiştim “Mustafa Sarp gelmesin” diye… Geldiğinde de Gelecek yıl Avrupa Ligi’nde Galatasaray’la mücadele edebilecek çapta bir yeteneğe sahip değil. ” demiştim… Söylediklerimin doğru çıkmaya başlaması haklı olduğumun kanıtlanıp egomun okşanmasından çok, Galatasaray’ın kayıplarının çoğalması üzüyor beni.

Evet ileride uçta 6 tane birbirinden kariyerli ve yetenekli adamlarımız var. Fakat bu 6 adamın yükünü ne kadar kaldırabiliyor Mustafa Sarp? Ve Ayhan tabi ki… Deniyordu ya, “Galatasaray henüz üst düzey bir takımla oynamadı. Galibiyetler yanıltıcı olabilir”… Onlar da genel olarak değil ama orta ikilinin zayıflığı konusunda haklı çıktılar, ne yazık ki…

Mustafa Sarp’la olmayacağının ilk sinyalini lig maçlarında almıştık. Hep geriye, hep Servet’e, hep Sabri’ye pas atıyordu. Bir tane ileriye olumlu pas çıkardığına şahit oldum. O da sanırım Trabzon maçının ikinci yarısındaydı. Ya da Bükreş maçında. Hep skor olarak öndeyken yani. Sturm Graz gibi bir takımla Ali Sami Yen’de oynanan maçın son dakikalarına 1-1 girilirken bile topu ayağına aldığında ne yapacağını bilemeyen bir halde topla debelenip ardından pasını geriye vermesi ilk kırmızı alarmdı aslında. Görülmedi bile… Çünkü Galatasaray’ın ileri uç elemanları gol attıkça, Mustafa’nın yaptıkları umursanmadı. Çünkü skor 1 ya da 2-0 Galatasaray lehineydi ve Mustafa’nın geri pas yapması garanti skoru koruma, zaman geçirme adınaydı. Riskli oynamıyordu. Basit oynuyordu! Hem de ne basit!!!

Sığ düşüncedeki yorumcular da Mustafa Sarp’ın sadece koşup, top kapmasını yeterli görüp topu verimli kullanamamasını göz ardı ediyor ve kendisini öve öve bitiremiyorlardı. Bu çıkarımdan yola çıkarsak, Mustafa Rijkaard’ın ilk 11’de en çok şans verdiği oyuncu olduğu için aynı sığ düşünceyi ne yazık ki Rijkaard da paylaşıyordu. Haftasonu oynana derbiden sonra da bu kararından vazgeçmesini bekliyorum.

Tamam Mustafa çok iyi top kapıyor ve takımda onun kadar iyi top kapan adam yok! Ve ondan topu ileriye kullanması, çalım atması, gol atması da beklenmiyor olabilir. Mustafa topu kapsın, Keita götürsün topu, Nonda-Baros golü atsın… Evet bu çok uygulanabilir bir düşünce ki uygulandı da bugüne dek Galatasaray’da. Ancak Mustafa’nın eksiklerinin göz ardı edildiği kadar, görmezden gelinen çok önemli bir şey de var.

Galatasaray’ın en başarılı dönemlerinde golcülerinden çok konuşulan isimler orta sahadaki üçlü Okan-Suat-Emre idi. Çünkü bu üç isim de çok iyi top kapıp, topla çok iyi ileri çıkabiliyorlardı. Galatasaray o dönemde avrupa’nın ve dünya’nın bir numarası olduysa süper üçlünün çift yönlü oyunu sayesinde olmuştu. Eğer aynı başarı bugün de kazanılmak isteniyorsa, Galatasaray acilen bu bölgeye oyuncular katmalı, eldeki Mehmet Topal’ı, Barış Özbek’i, Emre Çolak’ı bu yönde değerlendirmeli, geliştirmeli, evrimleştirmeli, yönlendirmeli…

suat009

okanburuk_son

emre

>Ucuz Kahraman!!!

Ekim 27, 2009, 6:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

arda-turan
Hakediş” demiştim kaptanlık ve 10 numara verildiğinde. Saha dışı kişiliği ve saha içi oyunuyla bu iki unvana layık görülmesi pek normaldi. Fakat fazla mı pembeyi o anda gözlüklerimiz? Hem milli takımın, hem de ülkenin en büyük kulüplerinden Galatasaray’ın yetiştirdiği dünya yıldızı sıfatını alan son isimdi. Pazar gününe dek de kendisine verilen kaptanlığı gerçekten çok iyi götürmüştü.

Maç öncesi bir haftasonu gazetesinde ropörtajı çıkmıştı. “Allah bana o formayı giydirmesin” diyordu: “Ben o kadar profesyonel değilim…” Ne kadar profesyonel acaba sorusuna cevabını yine kendisi verdi Kadıköy’deki derbiye ısınırken…

Tribünlerini alkışlamaya koyulduğunda tüm takımını davet ederken o arkasındaki Cristian’ı görmemişti. Brezilyalı ise bence bilerek ve isteyerek, direk olarak art niyetle, sadece kavga çıkartmak için, belki de sadece maç boyu karşı karşıya kalacağı Arda’nın sinirlerini şimdiden bozmak için önünde olduğunu gördüğü Arda’yı itiyor. Tüm 55 bin’in gözü önünde… Ve Arda Cristian’ın bu hareketine “olumlu” karşılık vererek derbideki sinir harbine 1-0 geride başlıyor.

Sabri önderliğinde tribünlere gittiğini gördüğümüz takım yine aynı şekilde geri dönerken, sürüden ayrılan kurtların arasına kapılmaya gidiyor. Daha uçağı ülkeye 4 ay olmamış çakma Aurelio’ya, ağzından okuyabildiğimiz kadarıyla “Adam ol!” tehditleri savurarak yaklaşıyor. Ortaya çıkan sonuç aslında bir hiç! Kazım, Arda’yı uzaklaştırmaya çalışırken, Cristian ya da Bilica basıyor tokadı! Gerisi geliyor zaten…

GS KAVGA7

(Fotoğraf: Fatih Erdoğdu)

Arda’nın başlattığı kavga, hakemin başının yarılması nedeniyle maçın ertelenmesi gerektiği tartışmalarına bile yol açıyor maç sonrasında. Fakat maça yansıması ise takımın lideri, galibiyetin mimarı olması beklenen Arda açısından ise, ezdiği toplar, atamadığı paslar, iki kişiye birden çalım atma arzusunun yarattığı top kayıpları, moral bozukluğu olarak geri dönüyor ve Rijkaard 55 dakika sonra onu oyundan alabilme cesaretini gösteriyor. Hollandalı’nın maçta yaptığı tek tük olumlu hareketten biriydi bu. Çünkü Rijkaard maçtan önce uyarmıştı: “Ucuz kahramanlık yapmayın. Takım oyunu oynayın.”

Maçtan sonra çok ağlamış diye haberler okudum gazetelerde. Adnan Polat’ın kaptanlığı ondan almayacağı yönünde haberler de. Bu iki açıklama da zerre ilgilendirmiyor beni. Asıl olan bundan sonraki açıklamaları da değil Arda’nın. Çünkü ve aslında derbi öncesi yaşananlar çok da uzak tarihlere gitmeden olabileceğini tahmin etmemiz gereken olaylardı. Ne çabuk unutuyoruz… Ne kolay affediyoruz…

Kaptanlık pazu bandı takıp, para atışı sonrası kaleyi seçmek, açılışlarda takımını temsil etmek, vs. değildir. Takım içi huzuru sağlamak, takımını maça hazırlamak, takımının ve taşıdığın formanın geçmişine uygun davranışlar sergilemektir. Takımının cesur yüreği, bayrak adamı, unutulmazı olabilmektir.

gsfbkavga

Ucuz Kahraman!!!

Ekim 27, 2009, 6:30 pm | Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, volkanbk3 kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
arda-turan
Hakediş” demiştim kaptanlık ve 10 numara verildiğinde. Saha dışı kişiliği ve saha içi oyunuyla bu iki unvana layık görülmesi pek normaldi. Fakat fazla mı pembeyi o anda gözlüklerimiz? Hem milli takımın, hem de ülkenin en büyük kulüplerinden Galatasaray’ın yetiştirdiği dünya yıldızı sıfatını alan son isimdi. Pazar gününe dek de kendisine verilen kaptanlığı gerçekten çok iyi götürmüştü.

Maç öncesi bir haftasonu gazetesinde ropörtajı çıkmıştı. “Allah bana o formayı giydirmesin” diyordu: “Ben o kadar profesyonel değilim…” Ne kadar profesyonel acaba sorusuna cevabını yine kendisi verdi Kadıköy’deki derbiye ısınırken…

Tribünlerini alkışlamaya koyulduğunda tüm takımını davet ederken o arkasındaki Cristian’ı görmemişti. Brezilyalı ise bence bilerek ve isteyerek, direk olarak art niyetle, sadece kavga çıkartmak için, belki de sadece maç boyu karşı karşıya kalacağı Arda’nın sinirlerini şimdiden bozmak için önünde olduğunu gördüğü Arda’yı itiyor. Tüm 55 bin’in gözü önünde… Ve Arda Cristian’ın bu hareketine “olumlu” karşılık vererek derbideki sinir harbine 1-0 geride başlıyor.

Sabri önderliğinde tribünlere gittiğini gördüğümüz takım yine aynı şekilde geri dönerken, sürüden ayrılan kurtların arasına kapılmaya gidiyor. Daha uçağı ülkeye 4 ay olmamış çakma Aurelio’ya, ağzından okuyabildiğimiz kadarıyla “Adam ol!” tehditleri savurarak yaklaşıyor. Ortaya çıkan sonuç aslında bir hiç! Kazım, Arda’yı uzaklaştırmaya çalışırken, Cristian ya da Bilica basıyor tokadı! Gerisi geliyor zaten…

GS KAVGA7

(Fotoğraf: Fatih Erdoğdu)

Arda’nın başlattığı kavga, hakemin başının yarılması nedeniyle maçın ertelenmesi gerektiği tartışmalarına bile yol açıyor maç sonrasında. Fakat maça yansıması ise takımın lideri, galibiyetin mimarı olması beklenen Arda açısından ise, ezdiği toplar, atamadığı paslar, iki kişiye birden çalım atma arzusunun yarattığı top kayıpları, moral bozukluğu olarak geri dönüyor ve Rijkaard 55 dakika sonra onu oyundan alabilme cesaretini gösteriyor. Hollandalı’nın maçta yaptığı tek tük olumlu hareketten biriydi bu. Çünkü Rijkaard maçtan önce uyarmıştı: “Ucuz kahramanlık yapmayın. Takım oyunu oynayın.”

Maçtan sonra çok ağlamış diye haberler okudum gazetelerde. Adnan Polat’ın kaptanlığı ondan almayacağı yönünde haberler de. Bu iki açıklama da zerre ilgilendirmiyor beni. Asıl olan bundan sonraki açıklamaları da değil Arda’nın. Çünkü ve aslında derbi öncesi yaşananlar çok da uzak tarihlere gitmeden olabileceğini tahmin etmemiz gereken olaylardı. Ne çabuk unutuyoruz… Ne kolay affediyoruz…

Kaptanlık pazu bandı takıp, para atışı sonrası kaleyi seçmek, açılışlarda takımını temsil etmek, vs. değildir. Takım içi huzuru sağlamak, takımını maça hazırlamak, takımının ve taşıdığın formanın geçmişine uygun davranışlar sergilemektir. Takımının cesur yüreği, bayrak adamı, unutulmazı olabilmektir.

gsfbkavga

>Hangisine Dalacağım?

Ekim 27, 2009, 5:11 pm | Boston Celtics, Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

… der gibi bakmıyor mu Allah aşkına?

Hangisine Dalacağım?

Ekim 27, 2009, 5:11 pm | Boston Celtics, Cleveland Cavs, NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
… der gibi bakmıyor mu Allah aşkına?

>Güle Güle Deli Fişek

Ekim 27, 2009, 11:00 am | NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Basketbolu bıraktığını açıkladı Bobby Jackson. Uzun süre NBA’in rengiydi 36 yaşındaki çılgın gard.

Güle Güle Deli Fişek

Ekim 27, 2009, 11:00 am | NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Basketbolu bıraktığını açıkladı Bobby Jackson. Uzun süre NBA’in rengiydi 36 yaşındaki çılgın gard.

>Griffin’in Diz Kapağı Kırıldı

Ekim 27, 2009, 8:11 am | LA Clippers, NBA kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Senelerdir başarıya hasret olan Clippers bu seneki oyuncu seçmelerinde 1. sıradan seçme hakkını yakalamış ve Blake Griffin’i seçmişti. İlk 5 başlayıp etrafında kurulacak takımı yavaş yavaş başarıya taşıyacaktı genç uzun forvet. Ancak dün gelen haber hem onu hem de Clippers’ı yıktı. Diz kapağında kırık var ve en az 6 hafta yani 20 maç kaçıracak. Bu 20 maç büyük ihtimalle Clippers’ı play-off hayalinden yine uzak bırakacak gibi. Sakatlıktan dönecek Griffin’in takıma adaptasyonun ne kadar süreceği Clippers’ın yine dipte kalıp kalmayacağını gösterecek.

Griffin’in Diz Kapağı Kırıldı

Ekim 27, 2009, 8:11 am | LA Clippers, NBA kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Senelerdir başarıya hasret olan Clippers bu seneki oyuncu seçmelerinde 1. sıradan seçme hakkını yakalamış ve Blake Griffin’i seçmişti. İlk 5 başlayıp etrafında kurulacak takımı yavaş yavaş başarıya taşıyacaktı genç uzun forvet. Ancak dün gelen haber hem onu hem de Clippers’ı yıktı. Diz kapağında kırık var ve en az 6 hafta yani 20 maç kaçıracak. Bu 20 maç büyük ihtimalle Clippers’ı play-off hayalinden yine uzak bırakacak gibi. Sakatlıktan dönecek Griffin’in takıma adaptasyonun ne kadar süreceği Clippers’ın yine dipte kalıp kalmayacağını gösterecek.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.