>Galatasaray 4-3 Trabzonspor (Gece\Gündüz)

Ekim 18, 2009, 10:11 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Galatasaray 4-3 Trabzonspor

1. Galatasaray 650 gün (sallamadır!) sonra ilk defa hiç sakat oyuncusu olmadan bir maça çıktı. Açıkçası futbolcular maçtan önce ısınmak için sahaya çıktıklarında bir oyuncudan sakatlık haberi geleceğine dair bir beklentim olmadı değil. Hatta tribünde maçı izleyen Serkan Çalık bile yürürken sakatlanır diye düşündüm. Ama ilginçtir ki ısınma olsun maç içinde olsun Galatasaraylı hiçbir oyuncu sakatlanmadı. Galatasaraylı alışmış hep eksik kadro ile maçları izlemeye. Tam kadro olunca bünye hemen kaldırmıyor.

2. Galatasaraylı oyuncular sahaya çıktıklarındaki yüzlerindeki gülümsemeler, yanlarındaki çocuklarla muhabbet etmeleri vb. hareketleri kafa olarak geçen haftalarda ligde ve Avrupa Kupası’nda kaybedilen puanları geride bıraktıkları ve ileriye doğru baktıklarının çok güzel bir göstergesi idi. Diğer yandan aynı anda Trabzonlu oyuncuların yüzlerinde ise bir gerginlik var gibiydi.

3. Kaleci Leo için bu maçta söylenecek fazla birşey yok. Kaleci zaman zaman takımı adına maçı tek başına alır. O da bazı maçlarda ön plana çıktı ama bu akşam takımı adına kurtarıcı vasfını edinecek bir hareketi olmadı. Sadece yenilen 2. golde Colman topa vurduğunda Servet’in kapattığı tarafta beklemesi ve açık olan tarafa doğru atılan şutu kurtaramaması kendi adına önemli bir eksi oldu. Yine de önündeki 4 defans ve 2 defansif orta saha oyuncusu sıkıntılı olunca O’na söylenecek fazla birşey yok.

4. Servet’e artık bu bloglarda bin defa söylenen şeyi tekrarlamaktan başka bir diyecek yok. Tamam takımı adına 2. golü attı ama ben Servet’in gol atmasını değil defansta rakibe karşı birlikte oynadığı 3 arkadaşını organize etmesini istiyorum. Tayfun Cora tarafından atılan Trabzonspor’un ilk golünde şanssızlık diyerek işin içinden çıkmak kendimizi kandırmaktan başka birşey değil. Tayfun ve onunla birlikte Trabzonsporlu bir futbolcu daha sol tarafta kabak gibi beklediler. Onları tutan Balta ve Kewell topa vurulur vurulmaz ileri doğru hareket ediyor. Orada Servet’in defansı organize edici rolünü üstlenerek özellikle Balta’ya rakibe yapışmasını istemeliydi. Bunları yapsa daha güzel olur. Gol atmasın, drippling yapmasın, sadece kornerlerde ileri çıksın ama en önemlisi defansı organize etsin. Hem kendi yavaş, hem Gökhan Zan yavaş araya atılan her top tehlikeli, işte bu nedenledir ki Servet rakibi belli bir mesafeden ve vücudunu çok iyi kullanarak karşılamalı. Bunlar bilinmeyen şeyler değil ama bu akşam Servet-Gökhan ikilisinin zaafı bir kere daha açıkça görüldü.

5. Sabri için ise çenesi çalışmadıkça takımı adına her zaman 10 üzerinden minimum 6 lık oynar. Bu maçta Galatasaray’ın pozitif anlamda en iyi oyuncularından biri oldu. Defansif olarak karşısında oynayan Gabric’i çok fazla oyun imkanı vermedi, ileriye dönük olaraksa elinden geldiğince defansı da kontrol ederek Keita’ya destek oldu.

6. Bir maçta oyunu bakımından iki yarı arasında beyaz ile siyah kadar değişen bir futbolcu varsa bu maçta o rolü Ayhan üstlendi. Milli takımın Ermenistan ile oynadığı maçtaki çok iyi oyununu bu akşam maçın ilk yarısında devam ettirdi. İlk 45 dakikada Colman’a adım attırmadı. Onunla yapılacak pas trafiğini kesti. Defans ile orta saha arasında köprü vazifesini çok iyi yerine getirdi. Ama ikinci yarı başladı, tehlikeli bölgede yaptığı ya da yapmaya çalıştığı çalımlar o bölgede kesinlikle yapmaması gerektiği hareketler ki 2. gol öncesi yanında pas verecek müsait arkadaşları varken topuk pası ile ters yöne pas vermek istemesi sonucunda Colman tarafından kapılan top gole çevrildi. Sebebiyet verdiği gol bir yana böyle bir olay olmasa bile ikinci yarıdaki oyunu hiç ona yakışmadı.

7. Bir forvet bir gol atıp bir de asist yapıyorsa ona fazla birşey söylemek söz konusu olmamalıdır. Milan Baros bu akşam bunu gerçekleştirdi, maç içinde Trabzonsporlu defans oyuncuları ile çok savaştı, kazandıkları da kaybettikleri de oldu ama nihayetinde bir forvet olarak gerekeni yaptı.

8. Rakip Trabzonspor olunca Galatasaray adına gollerden birinin Arda’ya ait olacağı çok büyük bir ihtimaldi ve oldu. Milan Baros çok güzel bir asist yaptı Arda’da her zaman olduğu gibi golünü attı. Maç içinde ise top ayağına her geldiğinde ona en yakın 2 rakip oyuncu baskı uyguladı. Zaman zaman gereksiz çalımlar yapmaya çalışması ve kaptırdığı toplar orta saha düşmüşken takım adına tehlikeli ataklarla karşılaşılmasına neden oluyor.

9. Bu maçtan sonra görüldü ki Eskişehir ve Ankaragücü’ne karşı kaybedilen puanlardan sonra Milli maçlar için verilen ara bu sefer Galatasaray’a yaradı. Üstüne bir de Gaziantep’ten gelen haberin verdiği rüzgar ile Galatasaraylı oyuncular maça çıktı ve kazandılar. Üç puan önemliydi ve alındı. Ama takımın defans gücü ile ofans gücü arasındaki fark gece ile gündüz kadar farklı. Orta sahaya kadar herşey sıkıntı ama orta saha çizgisinden geçildikten sonra ise Galatasaray’ın gol bulma olasılığı çok çok yüksek. Rakip de bunu bildiği için top Galatasaray yarı sahasındayken ileriye doğru rahat pas vermesini engellemek için çalışınca Trabzonspor maçında olduğu gibi goller yenileceği aşikar. Ama topu orta sahadan geçirdiğimizde ise rakipler için tehlike çanlarının çalacağı da aşikar.

10. Hafta içi Avrupa Kupası hafta sonu Fenerbahçe maçı var. Bu defans ile takımın işi çok zor. Tamam rakip Trabzondu kazanmak önemliydi kazanıldı da ama takım adına pembe tablo çizen varsa çok büyük hayal kırıklığına uğrayabilir. Belki de bu maçta bu şekilde yenilen goller eksikliğin daha bariz bir şekilde görülmesi açısından güzel oldu. Aslında ligin başından beri defans sıkıntısı belli Galatasaray’ın. Ama Ayhan bu kadar topu ayağında tutmazsa Sarp ilk önce defansif görevlerini düşünürse defans 4 lüsü de başarılı olacaktır. Galatasaray’a gol atan oyuncular genelde rakibin forvet oyuncuları değil orta sahalarındaki ileriye dönük oyuncular. Bu da Galatasaray orta saha oyuncularının eksik olan yanlarını açıkça ortaya koyuyor. Kısacası bu takımda pozitif de negatif de kilit adam Ayhan Akman ve Mustafa Sarp oynarsa Mehmet Topal ve Elano. Bunlar rakip oyunculara sadece eskortluk yapmayacak, baskı uygulayacak, rahat top kullanmalarını ve şut atmalarına engel olacaklar, çalım yapmayacak, pas alacak, garanti paslar verecek, sağa sola yardıma gidecekler o kadar. Ekstra birşeyler yapma isteği Servet de olduğu gibi zaman zaman olumlu sonuçlar doğursa da genele bakılırsa takıma zarar verir. Bu nedenle özellikle bu oyuncular ilk önce yapması gerekeni yapmalı. Fazlasını orta sahanın öbür tarafındaki oyunculara bırakmak lazım.
Reklamlar

Galatasaray 4-3 Trabzonspor (Gece\Gündüz)

Ekim 18, 2009, 10:11 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, Trabzonspor, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Galatasaray 4-3 Trabzonspor

1. Galatasaray 650 gün (sallamadır!) sonra ilk defa hiç sakat oyuncusu olmadan bir maça çıktı. Açıkçası futbolcular maçtan önce ısınmak için sahaya çıktıklarında bir oyuncudan sakatlık haberi geleceğine dair bir beklentim olmadı değil. Hatta tribünde maçı izleyen Serkan Çalık bile yürürken sakatlanır diye düşündüm. Ama ilginçtir ki ısınma olsun maç içinde olsun Galatasaraylı hiçbir oyuncu sakatlanmadı. Galatasaraylı alışmış hep eksik kadro ile maçları izlemeye. Tam kadro olunca bünye hemen kaldırmıyor.

2. Galatasaraylı oyuncular sahaya çıktıklarındaki yüzlerindeki gülümsemeler, yanlarındaki çocuklarla muhabbet etmeleri vb. hareketleri kafa olarak geçen haftalarda ligde ve Avrupa Kupası’nda kaybedilen puanları geride bıraktıkları ve ileriye doğru baktıklarının çok güzel bir göstergesi idi. Diğer yandan aynı anda Trabzonlu oyuncuların yüzlerinde ise bir gerginlik var gibiydi.

3. Kaleci Leo için bu maçta söylenecek fazla birşey yok. Kaleci zaman zaman takımı adına maçı tek başına alır. O da bazı maçlarda ön plana çıktı ama bu akşam takımı adına kurtarıcı vasfını edinecek bir hareketi olmadı. Sadece yenilen 2. golde Colman topa vurduğunda Servet’in kapattığı tarafta beklemesi ve açık olan tarafa doğru atılan şutu kurtaramaması kendi adına önemli bir eksi oldu. Yine de önündeki 4 defans ve 2 defansif orta saha oyuncusu sıkıntılı olunca O’na söylenecek fazla birşey yok.

4. Servet’e artık bu bloglarda bin defa söylenen şeyi tekrarlamaktan başka bir diyecek yok. Tamam takımı adına 2. golü attı ama ben Servet’in gol atmasını değil defansta rakibe karşı birlikte oynadığı 3 arkadaşını organize etmesini istiyorum. Tayfun Cora tarafından atılan Trabzonspor’un ilk golünde şanssızlık diyerek işin içinden çıkmak kendimizi kandırmaktan başka birşey değil. Tayfun ve onunla birlikte Trabzonsporlu bir futbolcu daha sol tarafta kabak gibi beklediler. Onları tutan Balta ve Kewell topa vurulur vurulmaz ileri doğru hareket ediyor. Orada Servet’in defansı organize edici rolünü üstlenerek özellikle Balta’ya rakibe yapışmasını istemeliydi. Bunları yapsa daha güzel olur. Gol atmasın, drippling yapmasın, sadece kornerlerde ileri çıksın ama en önemlisi defansı organize etsin. Hem kendi yavaş, hem Gökhan Zan yavaş araya atılan her top tehlikeli, işte bu nedenledir ki Servet rakibi belli bir mesafeden ve vücudunu çok iyi kullanarak karşılamalı. Bunlar bilinmeyen şeyler değil ama bu akşam Servet-Gökhan ikilisinin zaafı bir kere daha açıkça görüldü.

5. Sabri için ise çenesi çalışmadıkça takımı adına her zaman 10 üzerinden minimum 6 lık oynar. Bu maçta Galatasaray’ın pozitif anlamda en iyi oyuncularından biri oldu. Defansif olarak karşısında oynayan Gabric’i çok fazla oyun imkanı vermedi, ileriye dönük olaraksa elinden geldiğince defansı da kontrol ederek Keita’ya destek oldu.

6. Bir maçta oyunu bakımından iki yarı arasında beyaz ile siyah kadar değişen bir futbolcu varsa bu maçta o rolü Ayhan üstlendi. Milli takımın Ermenistan ile oynadığı maçtaki çok iyi oyununu bu akşam maçın ilk yarısında devam ettirdi. İlk 45 dakikada Colman’a adım attırmadı. Onunla yapılacak pas trafiğini kesti. Defans ile orta saha arasında köprü vazifesini çok iyi yerine getirdi. Ama ikinci yarı başladı, tehlikeli bölgede yaptığı ya da yapmaya çalıştığı çalımlar o bölgede kesinlikle yapmaması gerektiği hareketler ki 2. gol öncesi yanında pas verecek müsait arkadaşları varken topuk pası ile ters yöne pas vermek istemesi sonucunda Colman tarafından kapılan top gole çevrildi. Sebebiyet verdiği gol bir yana böyle bir olay olmasa bile ikinci yarıdaki oyunu hiç ona yakışmadı.

7. Bir forvet bir gol atıp bir de asist yapıyorsa ona fazla birşey söylemek söz konusu olmamalıdır. Milan Baros bu akşam bunu gerçekleştirdi, maç içinde Trabzonsporlu defans oyuncuları ile çok savaştı, kazandıkları da kaybettikleri de oldu ama nihayetinde bir forvet olarak gerekeni yaptı.

8. Rakip Trabzonspor olunca Galatasaray adına gollerden birinin Arda’ya ait olacağı çok büyük bir ihtimaldi ve oldu. Milan Baros çok güzel bir asist yaptı Arda’da her zaman olduğu gibi golünü attı. Maç içinde ise top ayağına her geldiğinde ona en yakın 2 rakip oyuncu baskı uyguladı. Zaman zaman gereksiz çalımlar yapmaya çalışması ve kaptırdığı toplar orta saha düşmüşken takım adına tehlikeli ataklarla karşılaşılmasına neden oluyor.

9. Bu maçtan sonra görüldü ki Eskişehir ve Ankaragücü’ne karşı kaybedilen puanlardan sonra Milli maçlar için verilen ara bu sefer Galatasaray’a yaradı. Üstüne bir de Gaziantep’ten gelen haberin verdiği rüzgar ile Galatasaraylı oyuncular maça çıktı ve kazandılar. Üç puan önemliydi ve alındı. Ama takımın defans gücü ile ofans gücü arasındaki fark gece ile gündüz kadar farklı. Orta sahaya kadar herşey sıkıntı ama orta saha çizgisinden geçildikten sonra ise Galatasaray’ın gol bulma olasılığı çok çok yüksek. Rakip de bunu bildiği için top Galatasaray yarı sahasındayken ileriye doğru rahat pas vermesini engellemek için çalışınca Trabzonspor maçında olduğu gibi goller yenileceği aşikar. Ama topu orta sahadan geçirdiğimizde ise rakipler için tehlike çanlarının çalacağı da aşikar.

10. Hafta içi Avrupa Kupası hafta sonu Fenerbahçe maçı var. Bu defans ile takımın işi çok zor. Tamam rakip Trabzondu kazanmak önemliydi kazanıldı da ama takım adına pembe tablo çizen varsa çok büyük hayal kırıklığına uğrayabilir. Belki de bu maçta bu şekilde yenilen goller eksikliğin daha bariz bir şekilde görülmesi açısından güzel oldu. Aslında ligin başından beri defans sıkıntısı belli Galatasaray’ın. Ama Ayhan bu kadar topu ayağında tutmazsa Sarp ilk önce defansif görevlerini düşünürse defans 4 lüsü de başarılı olacaktır. Galatasaray’a gol atan oyuncular genelde rakibin forvet oyuncuları değil orta sahalarındaki ileriye dönük oyuncular. Bu da Galatasaray orta saha oyuncularının eksik olan yanlarını açıkça ortaya koyuyor. Kısacası bu takımda pozitif de negatif de kilit adam Ayhan Akman ve Mustafa Sarp oynarsa Mehmet Topal ve Elano. Bunlar rakip oyunculara sadece eskortluk yapmayacak, baskı uygulayacak, rahat top kullanmalarını ve şut atmalarına engel olacaklar, çalım yapmayacak, pas alacak, garanti paslar verecek, sağa sola yardıma gidecekler o kadar. Ekstra birşeyler yapma isteği Servet de olduğu gibi zaman zaman olumlu sonuçlar doğursa da genele bakılırsa takıma zarar verir. Bu nedenle özellikle bu oyuncular ilk önce yapması gerekeni yapmalı. Fazlasını orta sahanın öbür tarafındaki oyunculara bırakmak lazım.

>Denizlispor ve İstikrar

Ekim 18, 2009, 2:06 pm | Denizlispor, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Denizlispor senelerdir centilmen seyircisi ve lig sonunda hiç bir şekilde vazgeçmediği mücadeleci yapısıyla gönüllerde taht kuran bir ekipti. Özellikle Rıza Çalımbay yönetiminde ligi 5. bitirip UEFA Kupası’nda mücadele ettikleri dönemde hem ülke puanına katkıları hem de küçük bütçeli bir Anadolu takımı olarak 4. tura kadar çıkabilmeleri büyük sempati, sevgi doğurmuştu. Çalımbay’ın takımdan ayrılması sonrasında Giray Bulak’la da tam 2,5 sene çalışan Denizlispor ligin istiikrarlı ve ilk5-6’da devamlı düşünülen ekiplerinden biri haline gelmişti.

Giray Bulak’a onca süre takımı iyi götürmesine rağmen istediği transfer olanaklarını sunmamaları ve geldikleri yeri Yönetimlerinin yeterli görmesi, yani bir anlamda hedef büyütememek Denizlispor’la Bulak’ın yollarını ayırdı. Bulak daha iyi şartlar ve vizyon sunan Ankaraspor’u tercih etti kendine. Denizlispor ise Nurullah Sağlam’la çalıştı. Bütün bir sezon Sağlam’dan kötü sonuçlara karşın vazgeçmediler. Özellikle sezon sonuna doğru Sağlam’ın takımı oturdu ve ligde kalmayı hak edecek bir oyun oynadı. Sezon sonu gelip de yeni kontrat söz konusu olunca parasal konularda ve transfer stratejisinde anlaşamayan iki tarafın yolları ayrıldı.

Yeni sezona Faruk Hadzibegic’le başladı Horozlar. Tarihlerinin ilk ve tek yabancı teknik adamına fazla dayanamadılar. Lige kötü girilince Boşnak çalıştırıcı takımdan gönderildi. Kısa süreli olarak dönemin yardımcı antrenörü Mehmet Kulaksızoğlu takımı idare etti. Sonrasında göreve gelen isim hepimizin yakından tanıdığı Güvenç Kurtar oldu. Kurtar’ın toparladığı takım yine son haftalarda ligde kalmayı başardı. İmzaladığı sözleşme 1,5 yıllık olunca Kurtar ertesi sezonu da Denizli’de geçirdi. 2 sezondur düşmekten son anda kurtulan takımı bir kaç ufak eklenti ve doğru yabancı tercihleriyle Kurtar tekrar ligin tehlikeli ekipleri arasına soktu. Ligi 7. bitirdi Denizli ama bir kez daha aynı hastalık nüksetti ve Kurtar’la hem parada hem hedeflerde anlaşamadılar. Kurtar adeta ağlayarak ayrıldı oyuncularından ve Denizli yeniden çöküşe girmeye başladı.

Yeni sezona altyapılarda ve pilot takım Denizli Belediye’de çalışmış olan Ali Yalçın’la başladılar. Kendi çocukları daha az paraya görev yapıyordu isimli hocalara göre. Saadet fazla sürmedi. Ligin dibine demir atıldı, Sivas mağlubiyeti sonrası Yalçın istifa etti. Uzun zamandır takım çalıştırmayan ve gözünde para değil sadece kendini ispat etmek olan Ümit Kayıhan geldi Denizli’ye. Onun da ömrü uzun olmadı. Bir kaç hafta sonra Kayıhan istifa ettiğinde bu sefer göreve Mesut Bakkal geldi. Tıpkı daha önceki Bulak ve Kurtar etkileri gibiydi yarattığı etki, Denizli yine lige tutundu ve son hafta ligde kaldı. Yönetim tıpkı Bulak ve Kurtar yanlışlarında yaptığı gibi 3. kez aynı yanlışı yaparak küçük hedefler ve az parayla Bakkal’ı ikna etmeye çalışınca Bakkal Denizli’den ayrılıp henüz Süper Lig’e çıksa da daha çok şey vaad eden Manisa ile anlaştı.

Yeni sezon için Denizli ise tam aradığı türde birini bulmuştu. Kocaelispor’u ligde tutmak için o sezon elinden geleni yapan, iyi futbol oynatan ve Galatasaray’ı beşleyen Erhan Altın. Hem de Altın Bakkal’a göre çok daha az paraya çalışacaktı. 4 hafta dayanabildi Altın ve takımı. Altın görevden ayrılsın diye yapılan baskılar sonuç verdi ve istifa etti cesur ama tecrübesiz teknik adam. Sonra eski çalıştırıcı Nurullah Sağlam’a sarıldı yönetim. Sağlam o sıralar takım çalıştırmıyordu anlaşmak zor olmadı. Maddi konularda orta nokta kolay bulundu. Fakat aradan sadece 6 hafta geçmişken dünkü Bursa mağlubiyeti Sağlam’ın istifasıyla sonuçlandı.

Şimdi Denizli yeni bir teknik adam arayacak. 2,5 senelik Bulak döneminden sonraki 5. sezonda 10. çalıştırıcı olacak yeni gelecek adam. Ve şu tedirginlikle gelecek Denizli’ye “Her an istifaya zorlanabilirim”. Bugün gelinen noktayı hangi yönetim hangi taraftar ister? Başarılı olunan her sezon sonrası daha yükseği hedefleyen bir ekip kurup başarıyla daha fazla para kazanmaktansa, her daim küçülmeyi seçiyorlar. Milyon dolarların döndüğü piyasada 50-100 bin liralar için takımı tanıyan, oyuncuları bilen adamlara diğerlerini tercih ediyorlar. Peki alışkanlık haline gelmeye başlayan bu istikrarsızlık istikrarı daha ne kadar sürecek? Ben bir futbolsever olarak Kurtar, Çalımbay ya da Bulak dönemlerindeki Denizlispor’u özlüyorum.

Denizlispor ve İstikrar

Ekim 18, 2009, 2:06 pm | Denizlispor, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Denizlispor senelerdir centilmen seyircisi ve lig sonunda hiç bir şekilde vazgeçmediği mücadeleci yapısıyla gönüllerde taht kuran bir ekipti. Özellikle Rıza Çalımbay yönetiminde ligi 5. bitirip UEFA Kupası’nda mücadele ettikleri dönemde hem ülke puanına katkıları hem de küçük bütçeli bir Anadolu takımı olarak 4. tura kadar çıkabilmeleri büyük sempati, sevgi doğurmuştu. Çalımbay’ın takımdan ayrılması sonrasında Giray Bulak’la da tam 2,5 sene çalışan Denizlispor ligin istiikrarlı ve ilk5-6’da devamlı düşünülen ekiplerinden biri haline gelmişti.

Giray Bulak’a onca süre takımı iyi götürmesine rağmen istediği transfer olanaklarını sunmamaları ve geldikleri yeri Yönetimlerinin yeterli görmesi, yani bir anlamda hedef büyütememek Denizlispor’la Bulak’ın yollarını ayırdı. Bulak daha iyi şartlar ve vizyon sunan Ankaraspor’u tercih etti kendine. Denizlispor ise Nurullah Sağlam’la çalıştı. Bütün bir sezon Sağlam’dan kötü sonuçlara karşın vazgeçmediler. Özellikle sezon sonuna doğru Sağlam’ın takımı oturdu ve ligde kalmayı hak edecek bir oyun oynadı. Sezon sonu gelip de yeni kontrat söz konusu olunca parasal konularda ve transfer stratejisinde anlaşamayan iki tarafın yolları ayrıldı.

Yeni sezona Faruk Hadzibegic’le başladı Horozlar. Tarihlerinin ilk ve tek yabancı teknik adamına fazla dayanamadılar. Lige kötü girilince Boşnak çalıştırıcı takımdan gönderildi. Kısa süreli olarak dönemin yardımcı antrenörü Mehmet Kulaksızoğlu takımı idare etti. Sonrasında göreve gelen isim hepimizin yakından tanıdığı Güvenç Kurtar oldu. Kurtar’ın toparladığı takım yine son haftalarda ligde kalmayı başardı. İmzaladığı sözleşme 1,5 yıllık olunca Kurtar ertesi sezonu da Denizli’de geçirdi. 2 sezondur düşmekten son anda kurtulan takımı bir kaç ufak eklenti ve doğru yabancı tercihleriyle Kurtar tekrar ligin tehlikeli ekipleri arasına soktu. Ligi 7. bitirdi Denizli ama bir kez daha aynı hastalık nüksetti ve Kurtar’la hem parada hem hedeflerde anlaşamadılar. Kurtar adeta ağlayarak ayrıldı oyuncularından ve Denizli yeniden çöküşe girmeye başladı.

Yeni sezona altyapılarda ve pilot takım Denizli Belediye’de çalışmış olan Ali Yalçın’la başladılar. Kendi çocukları daha az paraya görev yapıyordu isimli hocalara göre. Saadet fazla sürmedi. Ligin dibine demir atıldı, Sivas mağlubiyeti sonrası Yalçın istifa etti. Uzun zamandır takım çalıştırmayan ve gözünde para değil sadece kendini ispat etmek olan Ümit Kayıhan geldi Denizli’ye. Onun da ömrü uzun olmadı. Bir kaç hafta sonra Kayıhan istifa ettiğinde bu sefer göreve Mesut Bakkal geldi. Tıpkı daha önceki Bulak ve Kurtar etkileri gibiydi yarattığı etki, Denizli yine lige tutundu ve son hafta ligde kaldı. Yönetim tıpkı Bulak ve Kurtar yanlışlarında yaptığı gibi 3. kez aynı yanlışı yaparak küçük hedefler ve az parayla Bakkal’ı ikna etmeye çalışınca Bakkal Denizli’den ayrılıp henüz Süper Lig’e çıksa da daha çok şey vaad eden Manisa ile anlaştı.

Yeni sezon için Denizli ise tam aradığı türde birini bulmuştu. Kocaelispor’u ligde tutmak için o sezon elinden geleni yapan, iyi futbol oynatan ve Galatasaray’ı beşleyen Erhan Altın. Hem de Altın Bakkal’a göre çok daha az paraya çalışacaktı. 4 hafta dayanabildi Altın ve takımı. Altın görevden ayrılsın diye yapılan baskılar sonuç verdi ve istifa etti cesur ama tecrübesiz teknik adam. Sonra eski çalıştırıcı Nurullah Sağlam’a sarıldı yönetim. Sağlam o sıralar takım çalıştırmıyordu anlaşmak zor olmadı. Maddi konularda orta nokta kolay bulundu. Fakat aradan sadece 6 hafta geçmişken dünkü Bursa mağlubiyeti Sağlam’ın istifasıyla sonuçlandı.

Şimdi Denizli yeni bir teknik adam arayacak. 2,5 senelik Bulak döneminden sonraki 5. sezonda 10. çalıştırıcı olacak yeni gelecek adam. Ve şu tedirginlikle gelecek Denizli’ye “Her an istifaya zorlanabilirim”. Bugün gelinen noktayı hangi yönetim hangi taraftar ister? Başarılı olunan her sezon sonrası daha yükseği hedefleyen bir ekip kurup başarıyla daha fazla para kazanmaktansa, her daim küçülmeyi seçiyorlar. Milyon dolarların döndüğü piyasada 50-100 bin liralar için takımı tanıyan, oyuncuları bilen adamlara diğerlerini tercih ediyorlar. Peki alışkanlık haline gelmeye başlayan bu istikrarsızlık istikrarı daha ne kadar sürecek? Ben bir futbolsever olarak Kurtar, Çalımbay ya da Bulak dönemlerindeki Denizlispor’u özlüyorum.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.