>Göbeğine Kurban!

Ekim 13, 2009, 7:21 pm | Brezilya, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Senin gibisi gelmedi be arkadaş! 30 metreden çakmış bu hafta da, helal olsun tosunuma!
Reklamlar

Göbeğine Kurban!

Ekim 13, 2009, 7:21 pm | Brezilya, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Senin gibisi gelmedi be arkadaş! 30 metreden çakmış bu hafta da, helal olsun tosunuma!

>Şeva’dan Reklam Kokan Hareketler

Ekim 13, 2009, 6:23 pm | EPL, Futbol, La Liga, Serie A kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>“22 yaşımdayken bana teklifte bulunan Manchester United ve Barcelona’nın tekliflerini geri çevirdim. Milan’ı seçtim. Orasının kariyerim için en iyi yer olacağını düşüyordum. Öyle de oldu. Milan’la kazanılabilecek her şeyi kazandım. Milan’da oynamış olmaktan ve kariyerimden gurur duyuyorum.”

Çok güzel yapmışsın, ellerine sağlık Şeva da ne gerek vardı şimdi bu açıklamalara. İngitere’ye atamadığın, kaçırdığın penaltıyı unutturmak mı istiyorsun yoksa yakında dibe vuracak olan Milan’da bir rol peşinde misin? Giderken ya da gittikten sonra yaptığı şeyleri anlatanlara içimde açıklanamaz bir sinir hatta nefret doğuyor. Bir plan yapıyorlarmış gibi geliyor, sanki kimsenin bilmediği bir şeyler peşindelermiş gibi. Bırak futbolu sonra anlat bunları, ne gerek vardı şimdi Allah aşkına? Akşam akşam asabım bozuldu. Gerçi bana ne oluyorsa!

Şeva’dan Reklam Kokan Hareketler

Ekim 13, 2009, 6:23 pm | EPL, Futbol, La Liga, Serie A kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

“22 yaşımdayken bana teklifte bulunan Manchester United ve Barcelona’nın tekliflerini geri çevirdim. Milan’ı seçtim. Orasının kariyerim için en iyi yer olacağını düşüyordum. Öyle de oldu. Milan’la kazanılabilecek her şeyi kazandım. Milan’da oynamış olmaktan ve kariyerimden gurur duyuyorum.”

Çok güzel yapmışsın, ellerine sağlık Şeva da ne gerek vardı şimdi bu açıklamalara. İngitere’ye atamadığın, kaçırdığın penaltıyı unutturmak mı istiyorsun yoksa yakında dibe vuracak olan Milan’da bir rol peşinde misin? Giderken ya da gittikten sonra yaptığı şeyleri anlatanlara içimde açıklanamaz bir sinir hatta nefret doğuyor. Bir plan yapıyorlarmış gibi geliyor, sanki kimsenin bilmediği bir şeyler peşindelermiş gibi. Bırak futbolu sonra anlat bunları, ne gerek vardı şimdi Allah aşkına? Akşam akşam asabım bozuldu. Gerçi bana ne oluyorsa!

>Orlando Magic – Memphis Grizzlies

Ekim 13, 2009, 10:20 am | Memphis Grizzlies, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Carter, Bass ve Nelson dinlendirildi Memphis deplasmanında, bu gece oynanacak Hornets maçı daha ölçücü olacağı için sanırım. SVG kısa 5 kullandı tekrar. Forvette Barnes ve Lewis vardı. Iverson’ın olmaması dolayısıyla çok da ciddiye almamış SVG Memphis’i. Ama Young diye bir çaylak var ki bu çocuğa dikkat etmek gerek. L.James’i andırdı bana atletikliği, hızı ve gücüyle ama şutu yerince iyi değil henüz. Çok fazla laf etmeye gerek yok. Pietrus sırası geldiğinde hep faydalı olabileceğini bir kez daha gösterdi, bu sezon ona çok iş düşecek. J-Will hücum zenginiliği savunma fakirliği demek tekrar gördük. O sahadayken özellikle fast break yememek gerek. Carter ve Nelson’ın olmaması daha düzgün seçilmiş üçlük denemeleri olarak dönse de takıma, geçen sezonki dış şut organizasyon zenginliğinden eser yok. Bir çok zorlama üçlük kullanılıyor. Kendi üçlüğünü en iyi yaratan adam Redick ama o da bu savunmasıyla ilk 10 maçtan sonra forma bulamaz. Bu sezon dış şutlarada sıkıntı yaşanacak gibi görünüyor. Iverson Memphis’e ne katar bilemem ama birinin Thabeet’e hücum etmeyi öğretmesi gerek. Merak edenlere maçın özeti aşağıda.

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/grizzlies/2009/10/12/0010900047_orl_mem_recap.nba

Orlando Magic – Memphis Grizzlies

Ekim 13, 2009, 10:20 am | Memphis Grizzlies, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Carter, Bass ve Nelson dinlendirildi Memphis deplasmanında, bu gece oynanacak Hornets maçı daha ölçücü olacağı için sanırım. SVG kısa 5 kullandı tekrar. Forvette Barnes ve Lewis vardı. Iverson’ın olmaması dolayısıyla çok da ciddiye almamış SVG Memphis’i. Ama Young diye bir çaylak var ki bu çocuğa dikkat etmek gerek. L.James’i andırdı bana atletikliği, hızı ve gücüyle ama şutu yerince iyi değil henüz. Çok fazla laf etmeye gerek yok. Pietrus sırası geldiğinde hep faydalı olabileceğini bir kez daha gösterdi, bu sezon ona çok iş düşecek. J-Will hücum zenginiliği savunma fakirliği demek tekrar gördük. O sahadayken özellikle fast break yememek gerek. Carter ve Nelson’ın olmaması daha düzgün seçilmiş üçlük denemeleri olarak dönse de takıma, geçen sezonki dış şut organizasyon zenginliğinden eser yok. Bir çok zorlama üçlük kullanılıyor. Kendi üçlüğünü en iyi yaratan adam Redick ama o da bu savunmasıyla ilk 10 maçtan sonra forma bulamaz. Bu sezon dış şutlarada sıkıntı yaşanacak gibi görünüyor. Iverson Memphis’e ne katar bilemem ama birinin Thabeet’e hücum etmeyi öğretmesi gerek. Merak edenlere maçın özeti aşağıda.

http://i.cdn.turner.com/nba/nba/.element/swf/1.1/cvp/nba_embed_container.swf?context=nba&videoId=games/grizzlies/2009/10/12/0010900047_orl_mem_recap.nba

>Cenk’in Yolu

Ekim 13, 2009, 4:14 am | Basketbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>S.S. Felice Scandone Air Avellino. Bu Cenk Akyol’un İtalya’da bu sezon başında transfer olduğu takımın adı. Air Avellino adıyla, yani sponsoru vesilesiyle daha çok biliniyor. Her sezon play-off için oynayan, vasatın üstünde, orta sıralarla tepe arasında olmaya çalışan bir takım. Türkiye’de örneğin Banvit’i örnek verebiliriz, o ayarda bir takım diyelim. Cenk Akyol sadece 1987 doğumlu olmasına rağmen sanki ülkede misyonunu tamamlamış, yüzü eskimiş, Milli Takım Kapıları kendisine kapanmış gibi gözüken bir basketbolcu. Bundan 5 sene önce sadece ve sadece 17 yaşındayken milli formayı verdiğinde ona Tanjevic, geleceğin en önemli skoreri olacak denen adam. Oysa bu adam geride kalan 5 senenin neredeyse 4’ünde Efes’te kenarda oturan sadece Galatasaray’da kiralık oynadığı sezon basketbolu hatırlayan bir isim. Bir türlü Efes’te esas oğlanlardan biri olamamasının 2 büyük sebebi var. Birincisi bir anda “ben oldum” havasına girmesi, ikicisi bitmez tükenmek bilmeyen yabancı transferleri.

Özellikle İtalya ve İspanya’da bir transfer politikası vardır senelerdir imrenerek takip ettiğimiz. Çok iyi bir genç oyuncu yakalarlarsa onun oynadığı bölgeye yabancı transferi yapmayıp adeta o genci kurtlar sofrasına atıyorlar ki derinde yüzmeyi öğrensin, kendi başına ayakta kalmayı becersin. Ya da en fazla transfer ettikleri yabancı oyuncu tecrübeli, yaşı ileri, o mevki ile ilgili o gence tecrübesini öykünmeden aktaracak bir adam oluyor. Bugün Fernandez, Gasol, Rodriguez, Navarro, Rubio gibi adamların (hepsi İspanyol oldu gerçi ama neyse) gelişim süreçleri ve sıçrama noktalarına bakarsak yaklaşık benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Şimdi Türkiye’ye gelecek olursak mesela Cenk’in eski takımı Efes’in kadrosunda sadece 4 Türk oyuncu mevcut. Kerem Gönlüm’ü doping nedeniyle görmezden geldim. Geriye kalan 7-8 isim yabancı. Benzer şekilde Fenerbahçe’ye gidelim, kadronun yarısından çoğu yabancı. Telekom ya da başka bir ekip en azından kadronun yarısı yabancı. Önü alınamaz bir yabancı çılgınlığı. İşte bu çılgınlık Milli Takım ve o takımın parçası olması muhtemel adamlara bençte sallanan soğuk havlular olarak yansıyor. Halbuki doğru bir kariyer yönetimi, zamanında verilecek psikolojik destek, kadroda bulundurma felsefesinden çok kazanma ve yetiştirme felsefesine sarılmak hem onları ileri götürecek hem Milli Takım’a kademe atlatacak hareketler. Hakan Demirel, Engin Atsür gibi adamları düşünelim örneğin. Bu adamlar senelerce üzerlerine hiç bir şey koyamadılar. Hakan’ı bizzat Tanjevic bitirdi. Türk takımlarının çoğunda pg oynayan adamlar yabancı ve biz bu değerleri itinayla körelttik, köreltiyoruz. Bu şartlar altında, yabancının kıymetli gencimizin uğraşmaya değer olmadığı, yabancının ön planda gencimizin bençte, yabancının sahada, gencimizin havlu elinde kenarda olduğu bir senaryoda benzer statüye sahip olup önemli adledilmek için yurtdışına açılmak çok doğru bir çözüm gibi gözüküyor.

Cenk Akyol Hawks’un kampında denedi, acaba NBA olur mu dedi, olsa bile 3-5 dakika oynayacağını anlayıp vazgeçti. Sonra Avellino devreye girdi. İlk 5 vaadi ve 30 dakika süre tam da Cenk’in, aslında havlu sallayan tüm gençlerin, aradığı şeydi. Oynayarak, maç tecrübesiyle gelişebilir ancak bir basketbolcu. Hidayet, Mehmet, Kerem nasıl böyle önemli yıldızlar olabildiler, oynayarak. Daha 17 yaşında kurtlar sofrasındaydı onlar, çünkü başlarında günlük başarıyı değil geleceği, Türk Basketbolu’nu düşünen ileri görüşlü Koçlar vardı. Bugün herkes günlük başarıya odaklanmış, “yabancın ne kadar iyiyse o kadar başarılı olursun” sözü ve yaklaşımı dillere pelesenk olmuşken yeni Hidayet’ler Kerem’ler nasıl çıkacak? Bence Cenk’in seçtiği yol çok doğru. Daha sadece 22 yaşında, önemli Milli Takım ve kulüp tecrübesi var. İlk 5’i de hiçe sayılmayı da kaybetmeyi de biliyor. Neden Efes’te, Fener’de veya x bir takımda kenarda oturacağına, oturacaklarına bir Avrupa takımında Türk takımlarındaki yabancıların statüsünde olmasınlar ki?

Tekrar söylüyorum Cenk’in seçtiği yol doğru ve arkadaşlarına, paslanan, tükenen, yazık edilen arkadaşlarına örnek olmalı. Göz önünde, TV’den yayınlanan bir ligde değil diye değer kaybetmeyeceklerdir, aksine Tanjevic’in kazık dikmeyeceğini düşünürsek, kazanan ileride onlar olacaktır. Mutlaka bir gün o Milli Takım’ın başına sadece Türk basketbolunu düşünen bir adam gelecek. Kulüp takımları belki biraz zor değişir ama en azından var olmak, kariyerlerine tutunmak için yurtdışına çıkmak, yakalandığı zaman Cenk’in yaptığı gibi kaçırılmaması gereken bir fırsat. O yüzden Cenk bir elçi belki bir gönüllü gibi bu sezon, o gençlerimize Avrupa Liglerinin kapısını açıp hiç kapanmamasını sağlayacak anahtar belki de.

Cenk’in Yolu

Ekim 13, 2009, 4:14 am | Basketbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

S.S. Felice Scandone Air Avellino. Bu Cenk Akyol’un İtalya’da bu sezon başında transfer olduğu takımın adı. Air Avellino adıyla, yani sponsoru vesilesiyle daha çok biliniyor. Her sezon play-off için oynayan, vasatın üstünde, orta sıralarla tepe arasında olmaya çalışan bir takım. Türkiye’de örneğin Banvit’i örnek verebiliriz, o ayarda bir takım diyelim. Cenk Akyol sadece 1987 doğumlu olmasına rağmen sanki ülkede misyonunu tamamlamış, yüzü eskimiş, Milli Takım Kapıları kendisine kapanmış gibi gözüken bir basketbolcu. Bundan 5 sene önce sadece ve sadece 17 yaşındayken milli formayı verdiğinde ona Tanjevic, geleceğin en önemli skoreri olacak denen adam. Oysa bu adam geride kalan 5 senenin neredeyse 4’ünde Efes’te kenarda oturan sadece Galatasaray’da kiralık oynadığı sezon basketbolu hatırlayan bir isim. Bir türlü Efes’te esas oğlanlardan biri olamamasının 2 büyük sebebi var. Birincisi bir anda “ben oldum” havasına girmesi, ikicisi bitmez tükenmek bilmeyen yabancı transferleri.

Özellikle İtalya ve İspanya’da bir transfer politikası vardır senelerdir imrenerek takip ettiğimiz. Çok iyi bir genç oyuncu yakalarlarsa onun oynadığı bölgeye yabancı transferi yapmayıp adeta o genci kurtlar sofrasına atıyorlar ki derinde yüzmeyi öğrensin, kendi başına ayakta kalmayı becersin. Ya da en fazla transfer ettikleri yabancı oyuncu tecrübeli, yaşı ileri, o mevki ile ilgili o gence tecrübesini öykünmeden aktaracak bir adam oluyor. Bugün Fernandez, Gasol, Rodriguez, Navarro, Rubio gibi adamların (hepsi İspanyol oldu gerçi ama neyse) gelişim süreçleri ve sıçrama noktalarına bakarsak yaklaşık benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Şimdi Türkiye’ye gelecek olursak mesela Cenk’in eski takımı Efes’in kadrosunda sadece 4 Türk oyuncu mevcut. Kerem Gönlüm’ü doping nedeniyle görmezden geldim. Geriye kalan 7-8 isim yabancı. Benzer şekilde Fenerbahçe’ye gidelim, kadronun yarısından çoğu yabancı. Telekom ya da başka bir ekip en azından kadronun yarısı yabancı. Önü alınamaz bir yabancı çılgınlığı. İşte bu çılgınlık Milli Takım ve o takımın parçası olması muhtemel adamlara bençte sallanan soğuk havlular olarak yansıyor. Halbuki doğru bir kariyer yönetimi, zamanında verilecek psikolojik destek, kadroda bulundurma felsefesinden çok kazanma ve yetiştirme felsefesine sarılmak hem onları ileri götürecek hem Milli Takım’a kademe atlatacak hareketler. Hakan Demirel, Engin Atsür gibi adamları düşünelim örneğin. Bu adamlar senelerce üzerlerine hiç bir şey koyamadılar. Hakan’ı bizzat Tanjevic bitirdi. Türk takımlarının çoğunda pg oynayan adamlar yabancı ve biz bu değerleri itinayla körelttik, köreltiyoruz. Bu şartlar altında, yabancının kıymetli gencimizin uğraşmaya değer olmadığı, yabancının ön planda gencimizin bençte, yabancının sahada, gencimizin havlu elinde kenarda olduğu bir senaryoda benzer statüye sahip olup önemli adledilmek için yurtdışına açılmak çok doğru bir çözüm gibi gözüküyor.

Cenk Akyol Hawks’un kampında denedi, acaba NBA olur mu dedi, olsa bile 3-5 dakika oynayacağını anlayıp vazgeçti. Sonra Avellino devreye girdi. İlk 5 vaadi ve 30 dakika süre tam da Cenk’in, aslında havlu sallayan tüm gençlerin, aradığı şeydi. Oynayarak, maç tecrübesiyle gelişebilir ancak bir basketbolcu. Hidayet, Mehmet, Kerem nasıl böyle önemli yıldızlar olabildiler, oynayarak. Daha 17 yaşında kurtlar sofrasındaydı onlar, çünkü başlarında günlük başarıyı değil geleceği, Türk Basketbolu’nu düşünen ileri görüşlü Koçlar vardı. Bugün herkes günlük başarıya odaklanmış, “yabancın ne kadar iyiyse o kadar başarılı olursun” sözü ve yaklaşımı dillere pelesenk olmuşken yeni Hidayet’ler Kerem’ler nasıl çıkacak? Bence Cenk’in seçtiği yol çok doğru. Daha sadece 22 yaşında, önemli Milli Takım ve kulüp tecrübesi var. İlk 5’i de hiçe sayılmayı da kaybetmeyi de biliyor. Neden Efes’te, Fener’de veya x bir takımda kenarda oturacağına, oturacaklarına bir Avrupa takımında Türk takımlarındaki yabancıların statüsünde olmasınlar ki?

Tekrar söylüyorum Cenk’in seçtiği yol doğru ve arkadaşlarına, paslanan, tükenen, yazık edilen arkadaşlarına örnek olmalı. Göz önünde, TV’den yayınlanan bir ligde değil diye değer kaybetmeyeceklerdir, aksine Tanjevic’in kazık dikmeyeceğini düşünürsek, kazanan ileride onlar olacaktır. Mutlaka bir gün o Milli Takım’ın başına sadece Türk basketbolunu düşünen bir adam gelecek. Kulüp takımları belki biraz zor değişir ama en azından var olmak, kariyerlerine tutunmak için yurtdışına çıkmak, yakalandığı zaman Cenk’in yaptığı gibi kaçırılmaması gereken bir fırsat. O yüzden Cenk bir elçi belki bir gönüllü gibi bu sezon, o gençlerimize Avrupa Liglerinin kapısını açıp hiç kapanmamasını sağlayacak anahtar belki de.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.