>Aziz Yıldırım:"Tükürdüğümü Yalamam"

Haziran 12, 2009, 11:33 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

>Aslında bu konu hakkında artık tek bir şey yazmak istemiyorum ama illaki birşeyler oluyor ve yazma ihtiyacı hissediyorum. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım gece saat 22.30 civarları özel uçağıyla Mehmet Topuz’a sözleşme imzalatmak için Kayseri’ye gitmiş. Aziz Yıldırım bu zaman kadar Türkiye’de kimleri transfer etmedi ki? Say say bitmez ama şimdiye kadar ben Aziz Yıldırım’ın sözleşme imzalatmak için hiçbir futbolcunun ayağına gittiğini sanmıyorum. Bu bir ilk oluyor. Normalde yönetimdeki ikinci adamlar biri ikisi gider sözleşmeyi imzalatır ve İstanbul’da başkan ile bir imza şovu yapılır olay biter ki bazen o bile olmazdı. Fakat bu sefer olay farklı oldu. Bunun altındaki en önemli sebep bana göre, Yıldırım’ın egosunu tatmin etmek istemesi, Demirören’e “Allllll sana Topuz” deme hayalini gerçekleştirmek için işi sıkı tutması ve buna müteakip yularları bizzat eline almasıdır. Zaten şu aralar Topuz ikna olmuş ve sözleşmeyi imzalamış. Fakat 5 milyon euro+1 futbolcu değil 7.5 milyon euro+1 futbolcuymuş. Eder mi etmez mi yorumlayana göre değişir. Aziz Yıldırım öyledir böyledir ama böyle işlerde şakaya gelecek bir yapıya sahip değildir. Bununla ilgili önceki yazımda dediğim gibi eğer Yıldırım “Topuz ya Fener’in ya da Kayseri’ye ait olacak” demişse o olay hakkında bana göre fazla yorum şansı kalmamıştır. Ama başta da dediğim gibi futbolcunun ayağına sözleşme imzalatmaya gitmek Aziz Yıldırım’ın yapacağı bir hareket değildi bana göre ve eğer Demirören ile bu futbolcu için savaşa girişmese kesinlikle böyle bir hareket yapmazdı. Diğer taraftan bir de Mehmet Topuz’u düşünüyorum da eminim Kaka R. Madrid’e transfer olunca onun kadar koltukları kabarmamıştır. “Aziz Yıldırım’ı ayağıma getirdim ne büyük futbolcuymuşum ben” diyordur muhakkak. Şimdi iki merakım var: Birincisi M. Topuz’un İstanbul’da yapacağı basın toplantısında diyeceklerinin ne olacağı. Bana göre diyeceği en mantıklı ve herkes tarafından kabul edilebilecek laf: “Kalbim her zaman Beşiktaş’ın ama ayaklarım 3 seneliğine Fener’e ait”. Eğer gidip “Ben çocukken Fenerliydim sonradan beni zorla Beşiktaşlı yaptılar.” veya “Zorla bana o formayı giydirdiler” gibilerinden laflar ederse herkes ona popocuklarıyla gülerler. İkincisi ise eğer takımlar anlaşırlarsa Aziz Yıldırım Özer Hurmacı’ya sözleşme imzalatmak için Ankara’ya ya da Sezer Öztürk içinse Manisa’ya gidecek mi? Sizce gider mi?

Bu arada Yıldırım Demirören ne yapar bu transferden sonra. Hepimizin de düşünebileceği gibi Fenerbahçeli eski ya da sözleşmesi biten bir futbolcuyu almaya çalışır. Bu şu an için ya Marco ya da Tuncay olacaktır. Alır almaz bilemem ama muhakkak bu işe girişecektir acısını azaltmak için. Demirören’e bu konuda Beşiktaş taraftarı gibi seslenelim o zaman:

” Yıldırım Demirören Yeeeeteeerrrr”

İyi ki Galatasaraylıyım. Bizimkiler vatoz gibi denizin dibinde sessiz sessiz bekliyorlar. Sağlam çarpacaklar, yakındır.

Aziz Yıldırım:"Tükürdüğümü Yalamam"

Haziran 12, 2009, 11:33 pm | Fenerbahçe, Futbol, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Aslında bu konu hakkında artık tek bir şey yazmak istemiyorum ama illaki birşeyler oluyor ve yazma ihtiyacı hissediyorum. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım gece saat 22.30 civarları özel uçağıyla Mehmet Topuz’a sözleşme imzalatmak için Kayseri’ye gitmiş. Aziz Yıldırım bu zaman kadar Türkiye’de kimleri transfer etmedi ki? Say say bitmez ama şimdiye kadar ben Aziz Yıldırım’ın sözleşme imzalatmak için hiçbir futbolcunun ayağına gittiğini sanmıyorum. Bu bir ilk oluyor. Normalde yönetimdeki ikinci adamlar biri ikisi gider sözleşmeyi imzalatır ve İstanbul’da başkan ile bir imza şovu yapılır olay biter ki bazen o bile olmazdı. Fakat bu sefer olay farklı oldu. Bunun altındaki en önemli sebep bana göre, Yıldırım’ın egosunu tatmin etmek istemesi, Demirören’e “Allllll sana Topuz” deme hayalini gerçekleştirmek için işi sıkı tutması ve buna müteakip yularları bizzat eline almasıdır. Zaten şu aralar Topuz ikna olmuş ve sözleşmeyi imzalamış. Fakat 5 milyon euro+1 futbolcu değil 7.5 milyon euro+1 futbolcuymuş. Eder mi etmez mi yorumlayana göre değişir. Aziz Yıldırım öyledir böyledir ama böyle işlerde şakaya gelecek bir yapıya sahip değildir. Bununla ilgili önceki yazımda dediğim gibi eğer Yıldırım “Topuz ya Fener’in ya da Kayseri’ye ait olacak” demişse o olay hakkında bana göre fazla yorum şansı kalmamıştır. Ama başta da dediğim gibi futbolcunun ayağına sözleşme imzalatmaya gitmek Aziz Yıldırım’ın yapacağı bir hareket değildi bana göre ve eğer Demirören ile bu futbolcu için savaşa girişmese kesinlikle böyle bir hareket yapmazdı. Diğer taraftan bir de Mehmet Topuz’u düşünüyorum da eminim Kaka R. Madrid’e transfer olunca onun kadar koltukları kabarmamıştır. “Aziz Yıldırım’ı ayağıma getirdim ne büyük futbolcuymuşum ben” diyordur muhakkak. Şimdi iki merakım var: Birincisi M. Topuz’un İstanbul’da yapacağı basın toplantısında diyeceklerinin ne olacağı. Bana göre diyeceği en mantıklı ve herkes tarafından kabul edilebilecek laf: “Kalbim her zaman Beşiktaş’ın ama ayaklarım 3 seneliğine Fener’e ait”. Eğer gidip “Ben çocukken Fenerliydim sonradan beni zorla Beşiktaşlı yaptılar.” veya “Zorla bana o formayı giydirdiler” gibilerinden laflar ederse herkes ona popocuklarıyla gülerler. İkincisi ise eğer takımlar anlaşırlarsa Aziz Yıldırım Özer Hurmacı’ya sözleşme imzalatmak için Ankara’ya ya da Sezer Öztürk içinse Manisa’ya gidecek mi? Sizce gider mi?

Bu arada Yıldırım Demirören ne yapar bu transferden sonra. Hepimizin de düşünebileceği gibi Fenerbahçeli eski ya da sözleşmesi biten bir futbolcuyu almaya çalışır. Bu şu an için ya Marco ya da Tuncay olacaktır. Alır almaz bilemem ama muhakkak bu işe girişecektir acısını azaltmak için. Demirören’e bu konuda Beşiktaş taraftarı gibi seslenelim o zaman:

” Yıldırım Demirören Yeeeeteeerrrr”

İyi ki Galatasaraylıyım. Bizimkiler vatoz gibi denizin dibinde sessiz sessiz bekliyorlar. Sağlam çarpacaklar, yakındır.

>Nelson’ı Ne Yapmak Gerek!?!

Haziran 12, 2009, 2:08 pm | NBA, Orlando Magic, ozhano kategorisinde yayınlandı | 11 Yorum

>

Çok iyi bir basketbol seyircisi değilim ama az çok da anlıyoruz bir şeylerden. Bu sabah Orlando maçında Nelson’ı izledim. Ya bu adamdan nefret ettim ben. Bir iyi iş yapıyor arkasından ortalığı batırıyor. Dediğim gibi ben fazla anlamam bu NBA işlerinden ama Jameer Nelson’un finalin dördüncü maçında kritik zamanlarda yaptığı çok büyük hatalar sonrasında ona aşağıdakilerden hangisini yapmak gerektiği konusunda tam bir sonuca varamadık. O yüzden çoktan seçmeli olarak size sormalım dedik:

a. Çarmığa Germek lazım.

b. Kazığa Oturtmak lazım.

c. Tırnaklarını çekmek lazım.

d. İğdiş etmek lazım.

e. Hepsi

Nelson’ı Ne Yapmak Gerek!?!

Haziran 12, 2009, 2:08 pm | NBA, Orlando Magic, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çok iyi bir basketbol seyircisi değilim ama az çok da anlıyoruz bir şeylerden. Bu sabah Orlando maçında Nelson’ı izledim. Ya bu adamdan nefret ettim ben. Bir iyi iş yapıyor arkasından ortalığı batırıyor. Dediğim gibi ben fazla anlamam bu NBA işlerinden ama Jameer Nelson’un finalin dördüncü maçında kritik zamanlarda yaptığı çok büyük hatalar sonrasında ona aşağıdakilerden hangisini yapmak gerektiği konusunda tam bir sonuca varamadık. O yüzden çoktan seçmeli olarak size sormalım dedik:

a. Çarmığa Germek lazım.

b. Kazığa Oturtmak lazım.

c. Tırnaklarını çekmek lazım.

d. İğdiş etmek lazım.

e. Hepsi

>Usta, Balıkçı ve Nick’in Lanetli Ruhu

Haziran 12, 2009, 7:16 am | LA Lakers, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 13 Yorum

>

4. maç, sonu birbirinden çok farklı 2 farklı perdenin sahneye konulması gibiydi. 1.perdenin kahramanı Van Gundy’nin Magic’i iken 2. perdenin kahramanı Jackson’ın Lakers’ı ve tabii ki bu sezon nerde olduğunu merak etiğimiz Derek Fisher oldu.

1.perde

3. maç yazısından sonra blogta ve NBAKolik’teki en önemli tartışma Magic’in %63 şut yüzdesiyle maç kazanması üzerineydi. Neredeyse herkes Magic bu kadar iyi şut atarken bile maçı son saniyelerde Lakers’ın kötü hücumuyla kazanabiliyorsa burada bir sorun var dedi. Bu denilenlere benim yorumlardaki cevabım da Lakers’ın üstün hücum ribaundu performansı ile Kobe’nin ilk yarıdaki üstün oyunu oldu. Magic böyle şut atamazsa maç kazanamaz bir daha yaklaşımının aslında çok da açıklayıcı ve doyurucu olmadığını gösteren bir maç oldu 4. maç bu açıdan. Maç kazanmak için illa iyi şut atmak gerekmediği, penetrelerin, savunma ribauntlarının, rakip boyalı alanda agresif olmanın ama en önemlisi dengeli savunma yapmanın maç kazandırabileceğini gördük.

Van Gundy soyunma odasında maç önü konuşmasında şu sözleri söylerken onun ne kadar iyi bir analizci ve koç olduğunu tekrar gördük “Siz oyununuzu oynayın, hücum ribaundu vermeyin, potanızın hakimi olun”. Basketbol çok basit bir oyun ve basit oynayan kazanıyor. 3. maçta kenardan Alston’a bağırırken Koç Van Gundy ağzından şu sözler dökülüyordu “Solid and Simple!” düzeltilmiş Türkçe çevirisiyle “Garanti ve basit oyna”. Riske girmeye, mucizevi hareketler yapıp inanılmaz basketler atmaya gerek yok. Doğru yerde pas ver, doğru yerde şut at, yanlış eşleşmeleri kullan, topu dolaştır. Belki de bu yüzden Hidayet Van Gundy’nin 1 numaralı adamı, belki de bu yüzden Hidayet bu takımın en çok göze batan adamı. Üşenmeden pas yapıp boş adamı, en uygun şutu aramayı Avrupa’da yetişmiş olması ve zihniyetle yoğrularak NBA’e adım atmış olmasıyla çok iyi biliyor ve yapabiliyor. O yüzden fark yaratıyor. Belki çok atletik, çok kuvvetli, inanılmaz bir skorer ve harika bir savunmacı değil ama basketbolu basit oynamayı becerebilmesi onu bir anda en ön plana taşıyor.

3. maç yazısında Jackson’ın savunma planını değiştirmesi gerektiğinden yoksa bu adam riske etme işinin başına dert açacağından bahsetmiştik. Ama Jackson Howard yoğun savunma stratejisinde değişikliğe gitmeyi tercih etmedi. Bu ona hem yığınla faul problemine girmiş oyuncu ve oyun planının bozulması hem de bomboş atışlar bulmuş Lee ve Alston olarak geri döndü. Alston herkesin beklediği gibi berbat oynamadı, rezalet şut atmadı, ilk devrenin sonunda takımının 2. skoreriydi. Lee boş şutlarını sokamayınca ilk çeyrekte bu Lakers’ın oyuna tutunmasını sağlayan faktör oldu apaçık. Ama Bynum’un zerre oyun zekası olmadığı ve basketbolu yeni yeni öğrenmeye başlıyor olmasının yanında Hidayet’in zekası, Howard’ın diğer maçlar aksine her iki pota altındaki agresifliği Jackson’ın değiştirmediği savunması ona pahalıya patladı. Devre arasında soyunma odasında söylediği “Bir şeyleri yanlış yapıyoruz” sözleri aslında durumu gayet iyi açıklıyordu. Lakers yedekleri kayıp, savunması berbattı ilk devrede. Howard tek başına Lakers kadar ribaunt almış, Lakers pozisyon yaratamamış sadece 5 asistte kalmışlardı.

2.perde

Jackson o soruyu sorduktan sonra devamında neler konuştu, oyuncularına neler söyledi duymak isterdim. Lakers öyle bir giriş yaptı ki 3. çeyreğe Magic hamle bile yapamadı onların art arda gelen yumruklarına. Arıza adı gibi bela oldu Magic’e. İlk devre ne Hidayet’i savunabilmiş ne de hücum edebilmişti, ama 3. çeyrekte sanki yeniden programlanmış bir terminatör gibi çıktı sahaya. Attığı sayılardan daha önemli olan belki de Hidayet’e 4. faulünü aldırıp onu kenara göndermesiydi.

3. çeyrekte yağmur gibi yağarken Lakers Magic’in şemsiyesi yırtıldı adeta Hidayet’in kenara gelmesiyle. Bütün sezon boyunca Hidayet’in yokluğunda sorumluluk alan, oyun kuran, bir şeyler üreten adam Johnson Nelson’a feda edildiği için başka alternatif de kalmamıştı. Ne yazık ki Hidayetsiz Magic sudan çıkmış balık gibiydi. Klasikleşen hep böyle oynayamazlar, böyle atamazlar totemini bu kez Lakers için düşündü herkes ki öyle de oldu son çeyrekte ve geriden gelip öne geçen takım bu kez Orlando oldu.

4. çeyrekte akıllı ve yavaş hücum etmek isterken Lakers Hidayet’in geri dönüşüyle kafaca ilk yarıdaki oyuna dönen Magic biraz daha üretken, biraz daha toparlanmış görüntüsüyle maçı almaya niyetlendi. Pietrus’un ve Hidayet’in hem savunma hem de hücum çabaları hele hele Hidayet’in son 5 sayısı maçı da getirmişti zaten Magic’e, ama 2. perdenin yazarı Jackson basit hatalardan doğan ufak şansları öylesine iyi değerlendirip oyuncularına ne kadar güvendiğini öylesine güzel gösterdi ki o 9 yüzüğü nasıl kazandığını bir kez daha anladık. Son topta Fisher’ı tercih etmesi, Magic’in savunma stratejisini öngörüsü kendisine takılan “Zen Master” lakabının ne kadar doğru bir seçim olduğunun ispatıydı.

1.perdede analiz yeteneğiyle övdüğümüz Van Gundy’nin maç içi hamleler ve maç sonu oynatmak konusunda, rakibi hatta ustası Jackson’dan ne kadar geride olduğunu da görmüş olduk. Anlamsız Nelson tercihi, bütün uzatmayı onunla oynaması, Hidayet’e alternatif olabilecek set çizememesi ve B planlarının eksikliği ile defterindeki alternatif plan sayısı z’ye kadar giden Jackson’ı bu maçta geçmesi mümkün değildi. Maç önü konuşmasında “En önemli maç bu maç, her şeyiniz vermenizi, elinizden gelen her şeyi yapmanızı istiyorum!” diye uyarırken takımı aslında ne kadar baskı altında olduğunu da gözler önüne seriyordu bir taraftan. Seri başlamadan önce vermiş olduğu demeçte Jackson’la ilgili olarak “Phil Jackson ile beni ve kariyerlerimizi kıyasladığınızda benim oynadığım Playoff maçı sayısından fazla playoff serisi kazandığını görürsünüz. Kıyasladığımızda ben onun yanında bölgesel bir ligde göreve yeni gelmiş çaylak bir antrenör gibi kalıyorum.” demişti. Bu maç gerçekten bunu hissetti ve birebir yaşadı Van Gundy.

Jackson ilk devredeki savunma şeklini fazla değiştirmeden ufak ayarlamalar yaptı. Odom’lu 5’inde zaman zaman Ariza yerine Hidayet’e Odom’u vermesi, Kobe Bryant’ı Lewis’le eşleştirip agresif savunmasında top almasını engellemesi maç içi ufak farkları oluşturdu. Maç almak için bunlar da yeter dediğimiz yazının ilk bölümündeki cümleyi bu sefer uygulayan Lakers oldu açıkçası. İyi şut atamadılar ama geri kalan her şeyi çok iyi yapıp biraz hücum ribauntlarını da zorlayınca fark ortaya çıktı.

Cavs eşleşmesinde “Sinir harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır” diyip Lebron ve arkadaşlrının tecrübesizliğinden dem vurmuştuk. Bu sefer aynı cümleyi Orlando Magic için kullanmakta sakınca yok. Jackson, Kobe, Fisher ve arkadaşlarının Final tecrübesi bu sefer fazlasıyla ağır bastı Magic tarafına. Sinirlerini aldırmış bir resim veren bu üçlü ve görevlerini bıkmadan, vazgeçmeden yapan diğer Lakers oyuncularını da kutlamak gerek. Artık şampiyon gibiler, 5. maçı Lakers alsa da bu güvenle yüzük onlara daha yakın. Usta Koç, uzun zamandır oltasına balık vurmayan ama bugün en büyük balığı tutan balkçı ve tabii ki zor dakikaların adamı bu yoldan ilk kez geçmiyorlar.

Perde Kapanırken

Oyunun sonunda söylenecek 2 söz var Magic açısından. Birincisi Lewis’in ve Lee’nin kayıp olduğu bu gecede Hidayet’in bu resitaline, Howard’ın bu savunma azmine yazık oldu. 2. maç gibi oldu aynen ve arkadaşları Hidayet’i onurlandıramadılar. İkincisi ise serbest atışların Magic tarihindeki kapkaranlık lekesi. Nick Anderson’ın kaçan serbest atışları gözümün önüne geldi, 4. çeyrekte Hidayet ve Howard her kaçırdıklarında. Son pozisyonda Howard bir tane bile sokamayarak adeta Nick Anderson ile kader arkadaşlığına soyundu. Yüzük belki de bir serbest atış kadar yakındı Magic’e ama bu takımın en önemli iki adamı Nick Anderson’ın ruhuna teslim oldular.

Ne olursa olsun basketbolseverler için muhteşem bir şölen oluyor NBA finalleri. 2 uzatmalı, son saniyelere kalan maçlarla dolu harika bir seri. Lebron – Kobe kapışması istiyordu herkes. Artık Lebron’ı hatırlayan bile yok neredeyse, hatırlayanlar ise iyi ki olmamış diyor, hiç değilse tek kişik şovlar değil de basketbol izliyoruz.

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler.

Usta, Balıkçı ve Nick’in Lanetli Ruhu

Haziran 12, 2009, 7:16 am | LA Lakers, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

4. maç, sonu birbirinden çok farklı 2 farklı perdenin sahneye konulması gibiydi. 1.perdenin kahramanı Van Gundy’nin Magic’i iken 2. perdenin kahramanı Jackson’ın Lakers’ı ve tabii ki bu sezon nerde olduğunu merak etiğimiz Derek Fisher oldu.

1.perde

3. maç yazısından sonra blogta ve NBAKolik’teki en önemli tartışma Magic’in %63 şut yüzdesiyle maç kazanması üzerineydi. Neredeyse herkes Magic bu kadar iyi şut atarken bile maçı son saniyelerde Lakers’ın kötü hücumuyla kazanabiliyorsa burada bir sorun var dedi. Bu denilenlere benim yorumlardaki cevabım da Lakers’ın üstün hücum ribaundu performansı ile Kobe’nin ilk yarıdaki üstün oyunu oldu. Magic böyle şut atamazsa maç kazanamaz bir daha yaklaşımının aslında çok da açıklayıcı ve doyurucu olmadığını gösteren bir maç oldu 4. maç bu açıdan. Maç kazanmak için illa iyi şut atmak gerekmediği, penetrelerin, savunma ribauntlarının, rakip boyalı alanda agresif olmanın ama en önemlisi dengeli savunma yapmanın maç kazandırabileceğini gördük.

Van Gundy soyunma odasında maç önü konuşmasında şu sözleri söylerken onun ne kadar iyi bir analizci ve koç olduğunu tekrar gördük “Siz oyununuzu oynayın, hücum ribaundu vermeyin, potanızın hakimi olun”. Basketbol çok basit bir oyun ve basit oynayan kazanıyor. 3. maçta kenardan Alston’a bağırırken Koç Van Gundy ağzından şu sözler dökülüyordu “Solid and Simple!” düzeltilmiş Türkçe çevirisiyle “Garanti ve basit oyna”. Riske girmeye, mucizevi hareketler yapıp inanılmaz basketler atmaya gerek yok. Doğru yerde pas ver, doğru yerde şut at, yanlış eşleşmeleri kullan, topu dolaştır. Belki de bu yüzden Hidayet Van Gundy’nin 1 numaralı adamı, belki de bu yüzden Hidayet bu takımın en çok göze batan adamı. Üşenmeden pas yapıp boş adamı, en uygun şutu aramayı Avrupa’da yetişmiş olması ve zihniyetle yoğrularak NBA’e adım atmış olmasıyla çok iyi biliyor ve yapabiliyor. O yüzden fark yaratıyor. Belki çok atletik, çok kuvvetli, inanılmaz bir skorer ve harika bir savunmacı değil ama basketbolu basit oynamayı becerebilmesi onu bir anda en ön plana taşıyor.

3. maç yazısında Jackson’ın savunma planını değiştirmesi gerektiğinden yoksa bu adam riske etme işinin başına dert açacağından bahsetmiştik. Ama Jackson Howard yoğun savunma stratejisinde değişikliğe gitmeyi tercih etmedi. Bu ona hem yığınla faul problemine girmiş oyuncu ve oyun planının bozulması hem de bomboş atışlar bulmuş Lee ve Alston olarak geri döndü. Alston herkesin beklediği gibi berbat oynamadı, rezalet şut atmadı, ilk devrenin sonunda takımının 2. skoreriydi. Lee boş şutlarını sokamayınca ilk çeyrekte bu Lakers’ın oyuna tutunmasını sağlayan faktör oldu apaçık. Ama Bynum’un zerre oyun zekası olmadığı ve basketbolu yeni yeni öğrenmeye başlıyor olmasının yanında Hidayet’in zekası, Howard’ın diğer maçlar aksine her iki pota altındaki agresifliği Jackson’ın değiştirmediği savunması ona pahalıya patladı. Devre arasında soyunma odasında söylediği “Bir şeyleri yanlış yapıyoruz” sözleri aslında durumu gayet iyi açıklıyordu. Lakers yedekleri kayıp, savunması berbattı ilk devrede. Howard tek başına Lakers kadar ribaunt almış, Lakers pozisyon yaratamamış sadece 5 asistte kalmışlardı.

2.perde

Jackson o soruyu sorduktan sonra devamında neler konuştu, oyuncularına neler söyledi duymak isterdim. Lakers öyle bir giriş yaptı ki 3. çeyreğe Magic hamle bile yapamadı onların art arda gelen yumruklarına. Arıza adı gibi bela oldu Magic’e. İlk devre ne Hidayet’i savunabilmiş ne de hücum edebilmişti, ama 3. çeyrekte sanki yeniden programlanmış bir terminatör gibi çıktı sahaya. Attığı sayılardan daha önemli olan belki de Hidayet’e 4. faulünü aldırıp onu kenara göndermesiydi.

3. çeyrekte yağmur gibi yağarken Lakers Magic’in şemsiyesi yırtıldı adeta Hidayet’in kenara gelmesiyle. Bütün sezon boyunca Hidayet’in yokluğunda sorumluluk alan, oyun kuran, bir şeyler üreten adam Johnson Nelson’a feda edildiği için başka alternatif de kalmamıştı. Ne yazık ki Hidayetsiz Magic sudan çıkmış balık gibiydi. Klasikleşen hep böyle oynayamazlar, böyle atamazlar totemini bu kez Lakers için düşündü herkes ki öyle de oldu son çeyrekte ve geriden gelip öne geçen takım bu kez Orlando oldu.

4. çeyrekte akıllı ve yavaş hücum etmek isterken Lakers Hidayet’in geri dönüşüyle kafaca ilk yarıdaki oyuna dönen Magic biraz daha üretken, biraz daha toparlanmış görüntüsüyle maçı almaya niyetlendi. Pietrus’un ve Hidayet’in hem savunma hem de hücum çabaları hele hele Hidayet’in son 5 sayısı maçı da getirmişti zaten Magic’e, ama 2. perdenin yazarı Jackson basit hatalardan doğan ufak şansları öylesine iyi değerlendirip oyuncularına ne kadar güvendiğini öylesine güzel gösterdi ki o 9 yüzüğü nasıl kazandığını bir kez daha anladık. Son topta Fisher’ı tercih etmesi, Magic’in savunma stratejisini öngörüsü kendisine takılan “Zen Master” lakabının ne kadar doğru bir seçim olduğunun ispatıydı.

1.perdede analiz yeteneğiyle övdüğümüz Van Gundy’nin maç içi hamleler ve maç sonu oynatmak konusunda, rakibi hatta ustası Jackson’dan ne kadar geride olduğunu da görmüş olduk. Anlamsız Nelson tercihi, bütün uzatmayı onunla oynaması, Hidayet’e alternatif olabilecek set çizememesi ve B planlarının eksikliği ile defterindeki alternatif plan sayısı z’ye kadar giden Jackson’ı bu maçta geçmesi mümkün değildi. Maç önü konuşmasında “En önemli maç bu maç, her şeyiniz vermenizi, elinizden gelen her şeyi yapmanızı istiyorum!” diye uyarırken takımı aslında ne kadar baskı altında olduğunu da gözler önüne seriyordu bir taraftan. Seri başlamadan önce vermiş olduğu demeçte Jackson’la ilgili olarak “Phil Jackson ile beni ve kariyerlerimizi kıyasladığınızda benim oynadığım Playoff maçı sayısından fazla playoff serisi kazandığını görürsünüz. Kıyasladığımızda ben onun yanında bölgesel bir ligde göreve yeni gelmiş çaylak bir antrenör gibi kalıyorum.” demişti. Bu maç gerçekten bunu hissetti ve birebir yaşadı Van Gundy.

Jackson ilk devredeki savunma şeklini fazla değiştirmeden ufak ayarlamalar yaptı. Odom’lu 5’inde zaman zaman Ariza yerine Hidayet’e Odom’u vermesi, Kobe Bryant’ı Lewis’le eşleştirip agresif savunmasında top almasını engellemesi maç içi ufak farkları oluşturdu. Maç almak için bunlar da yeter dediğimiz yazının ilk bölümündeki cümleyi bu sefer uygulayan Lakers oldu açıkçası. İyi şut atamadılar ama geri kalan her şeyi çok iyi yapıp biraz hücum ribauntlarını da zorlayınca fark ortaya çıktı.

Cavs eşleşmesinde “Sinir harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır” diyip Lebron ve arkadaşlrının tecrübesizliğinden dem vurmuştuk. Bu sefer aynı cümleyi Orlando Magic için kullanmakta sakınca yok. Jackson, Kobe, Fisher ve arkadaşlarının Final tecrübesi bu sefer fazlasıyla ağır bastı Magic tarafına. Sinirlerini aldırmış bir resim veren bu üçlü ve görevlerini bıkmadan, vazgeçmeden yapan diğer Lakers oyuncularını da kutlamak gerek. Artık şampiyon gibiler, 5. maçı Lakers alsa da bu güvenle yüzük onlara daha yakın. Usta Koç, uzun zamandır oltasına balık vurmayan ama bugün en büyük balığı tutan balkçı ve tabii ki zor dakikaların adamı bu yoldan ilk kez geçmiyorlar.

Perde Kapanırken

Oyunun sonunda söylenecek 2 söz var Magic açısından. Birincisi Lewis’in ve Lee’nin kayıp olduğu bu gecede Hidayet’in bu resitaline, Howard’ın bu savunma azmine yazık oldu. 2. maç gibi oldu aynen ve arkadaşları Hidayet’i onurlandıramadılar. İkincisi ise serbest atışların Magic tarihindeki kapkaranlık lekesi. Nick Anderson’ın kaçan serbest atışları gözümün önüne geldi, 4. çeyrekte Hidayet ve Howard her kaçırdıklarında. Son pozisyonda Howard bir tane bile sokamayarak adeta Nick Anderson ile kader arkadaşlığına soyundu. Yüzük belki de bir serbest atış kadar yakındı Magic’e ama bu takımın en önemli iki adamı Nick Anderson’ın ruhuna teslim oldular.

Ne olursa olsun basketbolseverler için muhteşem bir şölen oluyor NBA finalleri. 2 uzatmalı, son saniyelere kalan maçlarla dolu harika bir seri. Lebron – Kobe kapışması istiyordu herkes. Artık Lebron’ı hatırlayan bile yok neredeyse, hatırlayanlar ise iyi ki olmamış diyor, hiç değilse tek kişik şovlar değil de basketbol izliyoruz.

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.