>Arda’ya Göre Sezonun En İyi On Biri ve Taraftara Mesaj

Haziran 9, 2009, 11:41 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

>

Arda katıldığı bir programda kendisine göre geçen sezonun en iyi onbirini yaptı:

1. Rüştü
2. Bilica
3. Lugano
4. Hakan Balta
5. Gökhan Gönül ya da Abdurrahman Dereli
6. Fabian Ernst
7. Yusuf Şimşek
8. Ayhan
9. Alex De Souza
10. Baros
11. Bobo
Teknik Direktör: Arda Turan 🙂

Ve taraftara önemli mesaj:
“Allah beni Türkiye’de Galatasaray’dan başka bir takımda oynamayı nasip etmesin. Taraftarımızdan tek isteğim, beni bu formadan soğutmasınlar. Bazı abilerimin başına gelenler, onların yaşadıklarını yaşayabileceğim hissi beni çok korkutuyor.”

Eğer ” Kafayı dinlemek istediğim zaman doğrudan Florya’ya gidiyorum.” diyecek kadar bu takıma aşık olan Arda bile “Beni bu takımdan koparırsa ancak taraftar koparır.” diyorsa taraftar olarak bizim de özeleştiri yapmamızın zamanı geldi demektir. Acaba yönetimimizde olan Vefasızlık sendromu taraftar olarak bize de mi bulaştı? Bize onca mutluluğu yaşatan, attıkları goller, yaptıkları asistler geceleri rüyamıza giren, sevdalısı olduğumuz, odalarımıza koca koca posterlerini astığımız oyuncularımızı bir kalemde sildik mi acaba? Gerçekten de bazen yüklendikçe yükleniyoruz özellikle bu takımın mihenk taşlarına. Onların da insan olduğunu, bizler gibi etten kemikten olduğunu ya da bizim yaptıklarımızın veya ettiğimiz tezahüratların onları nasıl etkilediğini unutuyoruz. Ben kendi namıma hem Hasan Şaş’tan hem de Ümit Karan’dan özür diliyorum. Büyük ihtimalle gelecek sezon bizimle olmayacaklar. Kendilerine Galatasaray’ımıza verdikleri hizmetlerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Geçen sezon yaşanılanlar onların yüreklerinde hep bir sızı olarak kalacaktır. En azından giderayak onlara küçük bir organizasyon yapmak çok güzel olurdu. Biz yapamasak bile yönetimimizin bunu düşünmesi gerek. Hem yanlış yaptık hem de ayıp ettik çok fazla…

Reklamlar

Arda’ya Göre Sezonun En İyi On Biri ve Taraftara Mesaj

Haziran 9, 2009, 11:41 pm | Futbol, Galatasaray, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Arda katıldığı bir programda kendisine göre geçen sezonun en iyi onbirini yaptı:

1. Rüştü
2. Bilica
3. Lugano
4. Hakan Balta
5. Gökhan Gönül ya da Abdurrahman Dereli
6. Fabian Ernst
7. Yusuf Şimşek
8. Ayhan
9. Alex De Souza
10. Baros
11. Bobo
Teknik Direktör: Arda Turan 🙂

Ve taraftara önemli mesaj:
“Allah beni Türkiye’de Galatasaray’dan başka bir takımda oynamayı nasip etmesin. Taraftarımızdan tek isteğim, beni bu formadan soğutmasınlar. Bazı abilerimin başına gelenler, onların yaşadıklarını yaşayabileceğim hissi beni çok korkutuyor.”

Eğer ” Kafayı dinlemek istediğim zaman doğrudan Florya’ya gidiyorum.” diyecek kadar bu takıma aşık olan Arda bile “Beni bu takımdan koparırsa ancak taraftar koparır.” diyorsa taraftar olarak bizim de özeleştiri yapmamızın zamanı geldi demektir. Acaba yönetimimizde olan Vefasızlık sendromu taraftar olarak bize de mi bulaştı? Bize onca mutluluğu yaşatan, attıkları goller, yaptıkları asistler geceleri rüyamıza giren, sevdalısı olduğumuz, odalarımıza koca koca posterlerini astığımız oyuncularımızı bir kalemde sildik mi acaba? Gerçekten de bazen yüklendikçe yükleniyoruz özellikle bu takımın mihenk taşlarına. Onların da insan olduğunu, bizler gibi etten kemikten olduğunu ya da bizim yaptıklarımızın veya ettiğimiz tezahüratların onları nasıl etkilediğini unutuyoruz. Ben kendi namıma hem Hasan Şaş’tan hem de Ümit Karan’dan özür diliyorum. Büyük ihtimalle gelecek sezon bizimle olmayacaklar. Kendilerine Galatasaray’ımıza verdikleri hizmetlerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Geçen sezon yaşanılanlar onların yüreklerinde hep bir sızı olarak kalacaktır. En azından giderayak onlara küçük bir organizasyon yapmak çok güzel olurdu. Biz yapamasak bile yönetimimizin bunu düşünmesi gerek. Hem yanlış yaptık hem de ayıp ettik çok fazla…

>Sen Seni Bil Sen Seni, Sen Sıkı Tut Çeneni…

Haziran 9, 2009, 5:16 pm | Acayip İşler, Futbol, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> ……

Balçiçek Pamir: Bir de bu bikini olayı vardı? Ne oldu nasıl oldu da o hale geldi bu olay?

Ahmet Çakar: O zamanlar Show tv’de 6 pas diye bir program yapıyorduk işte Serdar Bali vardı Gürcan Bilgiç falan. O akşam programı bekliyoruz. Bir yandan da kendi aramızda konuşuyoruz. İşte Serdar “Fener Sevilla’yı elesin kendimi Taksim meydanında asarım.” dedi. Arkasından Gürcan “elesin ben de bilmem ne yaparım.” falan, ben de devamında “Ben de bu programda bikini giyerim.” dedim. Tabi orada konuşuldu herkes salladı sallayacağını ve bitti. Odadan çıktık, dışarıda Melih (Melih Gümüşbıçak) kurt gibi tabi. Soruyor ne var ne yok falan diye. Ben de çenemi tutamadım, bu konuşmayı söyledim. Sonrasında program başladı falan bir süre sonra Melih bombanın pimini çekti benim kucağıma bıraktı. Diğer konuşanlara baktım kafaları aşağı eğmişler. Ben dediğimden geri adım mı atacağım. “evet” dedim. Tabi sonra o konuşmayı unuttum ben. Fener’in Sevilla’yı elediği akşamın sabahında saat 7’de tv’yi açtım. O ne? Ekran dörde bölünmüş. Önemli bir haber programı İstanbul, Ankara, İzmir ve Samsun’un önemli meydanlarından çekim yapmış. İstanbul’a bağlanıyor, herkes bir ağızdan “Çakar bikini giysene” üşenmemişler bir de bir bikini üstünde benim kafamın olduğu pankartlar falan. “Olur” dedim. Sonra Ankara’ya döndüm, aynısını. Keza İzmir ve Samsun’da da aynı. “Allahım ne oluyor” dedim kendi kendime.

Balçiçek Pamir: Bir fenerbahçe taraftarı olarak benim de çok hoşuma gitmişti açıkçası. Ancak Fener’in başarısını hiç kutlayan yoktu neredeyse herkes sizi konuşuyordu.

Ahmet Çakar: Tabiki. Adamlar Sevilla’yı elemişler. Taraftarın derdi ben. Umurlarında değil futbolcular falan. Hayır burada üç önemli sonuç var:

1. Ya Ben programın olduğu akşam dünyanın en büyük gafının altına imzamı attım.
2. Ya ben Türkiye’nin en önemli ismiyim. Herkes için çok önemli söylediklerim.
3. Ya da Türkiye tamamen sıkıntılı bir ülke.

Balçiçek Pamir: Hiç keşke söylemeseydim dediniz mi?
Ahmet Çakar: Olur mu öyle şey, ben bu lafı söylediysem söylemişimdir. Bitmiştir. Ben yaşlanacağım, öleceğim, unutulacağım belki de ama unutulmayacak bir şey var ki o da bu olay. Ben bu olayla Türkiye’ye ölmez bir eser bıraktım. İşin ilginç tarafı burada ilk defa bir açıklama yapayım. Eğer ben o olayı kullansaydım şu anda çok sağlam bir para kaldıracaktım.

Balçiçek Pamir: Nasıl?

Ahmet Çakar: Bu olaydan 1-2 ay sonra dünyanın en büyük mayo firmalarından biri beni aradı ve reklam yapmayı teklif ettiler. Öyle mayo giyme falan değil tabiki. Onların mağazalarından birinde mayolarını giyecek bir manken arkadaş ile yanyana bir foto ve billbooard’lara asılacak. Çok da sağlam bir para teklif ettiler. Ama kabul etmedim. Eğer ben o parayı kabul etsem, millet bana “Sen ne ketempereci bir adamsın, bu olayları hep organize yapmışsın reklam amacıyla.” derdi.

Balçiçek Pamir: Ama bu bikini olayının hala devam etmesi çok ilginç. Unutulmuyor kesinlikle. İnternette “Ahmet Çakar bikini giysin.” diye siteler, forumlar vs. hala daha devam ediyor işlevlerine.

Ahmet Çakar: Etsin onlar.
….
(Balçiçek Pamir’le Söz Sende programından)

Sen Seni Bil Sen Seni, Sen Sıkı Tut Çeneni…

Haziran 9, 2009, 5:16 pm | Acayip İşler, Futbol, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

……

Balçiçek Pamir: Bir de bu bikini olayı vardı? Ne oldu nasıl oldu da o hale geldi bu olay?

Ahmet Çakar: O zamanlar Show tv’de 6 pas diye bir program yapıyorduk işte Serdar Bali vardı Gürcan Bilgiç falan. O akşam programı bekliyoruz. Bir yandan da kendi aramızda konuşuyoruz. İşte Serdar “Fener Sevilla’yı elesin kendimi Taksim meydanında asarım.” dedi. Arkasından Gürcan “elesin ben de bilmem ne yaparım.” falan, ben de devamında “Ben de bu programda bikini giyerim.” dedim. Tabi orada konuşuldu herkes salladı sallayacağını ve bitti. Odadan çıktık, dışarıda Melih (Melih Gümüşbıçak) kurt gibi tabi. Soruyor ne var ne yok falan diye. Ben de çenemi tutamadım, bu konuşmayı söyledim. Sonrasında program başladı falan bir süre sonra Melih bombanın pimini çekti benim kucağıma bıraktı. Diğer konuşanlara baktım kafaları aşağı eğmişler. Ben dediğimden geri adım mı atacağım. “evet” dedim. Tabi sonra o konuşmayı unuttum ben. Fener’in Sevilla’yı elediği akşamın sabahında saat 7’de tv’yi açtım. O ne? Ekran dörde bölünmüş. Önemli bir haber programı İstanbul, Ankara, İzmir ve Samsun’un önemli meydanlarından çekim yapmış. İstanbul’a bağlanıyor, herkes bir ağızdan “Çakar bikini giysene” üşenmemişler bir de bir bikini üstünde benim kafamın olduğu pankartlar falan. “Olur” dedim. Sonra Ankara’ya döndüm, aynısını. Keza İzmir ve Samsun’da da aynı. “Allahım ne oluyor” dedim kendi kendime.

Balçiçek Pamir: Bir fenerbahçe taraftarı olarak benim de çok hoşuma gitmişti açıkçası. Ancak Fener’in başarısını hiç kutlayan yoktu neredeyse herkes sizi konuşuyordu.

Ahmet Çakar: Tabiki. Adamlar Sevilla’yı elemişler. Taraftarın derdi ben. Umurlarında değil futbolcular falan. Hayır burada üç önemli sonuç var:

1. Ya Ben programın olduğu akşam dünyanın en büyük gafının altına imzamı attım.
2. Ya ben Türkiye’nin en önemli ismiyim. Herkes için çok önemli söylediklerim.
3. Ya da Türkiye tamamen sıkıntılı bir ülke.

Balçiçek Pamir: Hiç keşke söylemeseydim dediniz mi?
Ahmet Çakar: Olur mu öyle şey, ben bu lafı söylediysem söylemişimdir. Bitmiştir. Ben yaşlanacağım, öleceğim, unutulacağım belki de ama unutulmayacak bir şey var ki o da bu olay. Ben bu olayla Türkiye’ye ölmez bir eser bıraktım. İşin ilginç tarafı burada ilk defa bir açıklama yapayım. Eğer ben o olayı kullansaydım şu anda çok sağlam bir para kaldıracaktım.

Balçiçek Pamir: Nasıl?

Ahmet Çakar: Bu olaydan 1-2 ay sonra dünyanın en büyük mayo firmalarından biri beni aradı ve reklam yapmayı teklif ettiler. Öyle mayo giyme falan değil tabiki. Onların mağazalarından birinde mayolarını giyecek bir manken arkadaş ile yanyana bir foto ve billbooard’lara asılacak. Çok da sağlam bir para teklif ettiler. Ama kabul etmedim. Eğer ben o parayı kabul etsem, millet bana “Sen ne ketempereci bir adamsın, bu olayları hep organize yapmışsın reklam amacıyla.” derdi.

Balçiçek Pamir: Ama bu bikini olayının hala devam etmesi çok ilginç. Unutulmuyor kesinlikle. İnternette “Ahmet Çakar bikini giysin.” diye siteler, forumlar vs. hala daha devam ediyor işlevlerine.

Ahmet Çakar: Etsin onlar.
….
(Balçiçek Pamir’le Söz Sende programından)

>Sivas Çakmak Çaktı!

Haziran 9, 2009, 2:49 pm | Futbol, ozhano, sivasspor, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Fenerbahçe’de özellikle son haftalarda Lugano ve Edu’nun eksikliğinde gösterdiği iyi performans ile sağlam bir alternatif olacağı kanaatini vermişti. Ancak Bilica ve Bekir’in transferinden sonra Fenerbahçe kendisine yol vermiş ve o da Sivasspor ile sözleşme imzalamış. Hayırlı olsun Yasin.

Kaynak:
http://www.maraton.com.tr/news.php?news_id=79560

Sivas Çakmak Çaktı!

Haziran 9, 2009, 2:49 pm | Futbol, ozhano, sivasspor, Transfer, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Fenerbahçe’de özellikle son haftalarda Lugano ve Edu’nun eksikliğinde gösterdiği iyi performans ile sağlam bir alternatif olacağı kanaatini vermişti. Ancak Bilica ve Bekir’in transferinden sonra Fenerbahçe kendisine yol vermiş ve o da Sivasspor ile sözleşme imzalamış. Hayırlı olsun Yasin.

Kaynak:
http://www.maraton.com.tr/news.php?news_id=79560

>Jack and Hedo

Haziran 9, 2009, 9:15 am | LA Lakers, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

>Jack : Hedo süper oynadın, harikaydın!
Hedo : Sağol Koca Jack.
Jack : Bu herifler sana ayak uyduramıyor, kontratın da bitiyor, Lakers’ta oynamak isterim demiştin Orlando’ya gelmeden.
Hedo : Baba girme o konulara şimdi.
Jack : Bak OK diyorsan bizim çocuklarla görüşeyim, aldırayım seni LA’e.
Hedo : Bir filminde rol isterim isterim ama.
Jack : Oldu bil, telefonunu açık tut.
Hedo : Çaktırma.

mı dediler acaba birbirlerine diye merak etmedik değil. Hedo itiraf et ne konuştunuz?

Not: Foto ocregister.com’dan

Jack and Hedo

Haziran 9, 2009, 9:15 am | LA Lakers, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Jack : Hedo süper oynadın, harikaydın!
Hedo : Sağol Koca Jack.
Jack : Bu herifler sana ayak uyduramıyor, kontratın da bitiyor, Lakers’ta oynamak isterim demiştin Orlando’ya gelmeden.
Hedo : Baba girme o konulara şimdi.
Jack : Bak OK diyorsan bizim çocuklarla görüşeyim, aldırayım seni LA’e.
Hedo : Bir filminde rol isterim isterim ama.
Jack : Oldu bil, telefonunu açık tut.
Hedo : Çaktırma.

mı dediler acaba birbirlerine diye merak etmedik değil. Hedo itiraf et ne konuştunuz?

Not: Foto ocregister.com’dan

>Terminator Salvation

Haziran 9, 2009, 12:33 am | ozhano, Sinema kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

>

Açıkçası arkadaşlarım teklif ettiğinde gitmeyi hiç düşünmemiştim. Hem bu tip seri filmlerden hoşlanmadığım (James Bond Quantum of Solace’ye de gitmiştim. Bir halt anlamadım filmden. Hep geçmiş filmlere atıfta bulunuluyordu.) hem de nefret ettiğim bir adamın filmi olduğu için reddetmiştim. Ancak daha sonra o herifin bu filmle alakası olmadığını görünce, özellikle Christian Bale’i filmde oynayanlar arasında görünce biraz da arkadaşlarımı kırmamayı düşünerek kabul ettim. Filmin içeriği ile ilgili hiç bir şeyden bahsetmeyeceğim tabiki. Sadece söyleyeceğim geçmiş Terminator’lerle fazla bir bağlantısı olmadığı (önceki terminatorlere fazla gidilmemiş) ve dehşet derecede aksiyon olduğu. Salona girdiğimde filmin başlangıcında biraz da geç saatte gittiğimiz için uyku modu pozisyonda filme başladım. Filmin ilk yarısı gelip ara verildiğinde sanki kendim savaşmışçasına yorgun hissediyordum kendimi. İkinci yarı başladıktan sonra filmi daha dikkatli izlemeye başladım. Filmin sonunda ise konumuma baktığımda koltukta oturmuş dirseklerimi dizlerimin üzerine koymuş, gözlerimi faltaşı gibi açmış ve tırnaklarımı yiyiyordum. Sonuç olarak, bu film kesinlikle evde, tv de falan izlenmez. Bu filmin büyüsü sinema ortamında olması. Ses ve görüntü efektleri muhteşem. Sağlam da para harcanmış. Oyuncu performansları ise enfes. Christian Bale (John Connor rolünde) ve Sam Worthington (Marcus Wright rolünde) resmen şov yapmışlar bu filmde. Zaten Bale’in hastasıyım “The Machinist”‘ filminden beri. Kesinlikle gidilip izlenmesi gereken bir sinema filmi. Gelecek programda olan “Public Enemies” filmini de kaçırmayı düşünmüyorum. Düşünün ki orada Bale’in yanında bir de Johnny Depp olacak. Bana göre bu iki filmi de sinema aşıkları özellikle aksiyondan hoşlananlar kaçırmasın.

Terminator Salvation

Haziran 9, 2009, 12:33 am | ozhano, Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Açıkçası arkadaşlarım teklif ettiğinde gitmeyi hiç düşünmemiştim. Hem bu tip seri filmlerden hoşlanmadığım (James Bond Quantum of Solace’ye de gitmiştim. Bir halt anlamadım filmden. Hep geçmiş filmlere atıfta bulunuluyordu.) hem de nefret ettiğim bir adamın filmi olduğu için reddetmiştim. Ancak daha sonra o herifin bu filmle alakası olmadığını görünce, özellikle Christian Bale’i filmde oynayanlar arasında görünce biraz da arkadaşlarımı kırmamayı düşünerek kabul ettim. Filmin içeriği ile ilgili hiç bir şeyden bahsetmeyeceğim tabiki. Sadece söyleyeceğim geçmiş Terminator’lerle fazla bir bağlantısı olmadığı (önceki terminatorlere fazla gidilmemiş) ve dehşet derecede aksiyon olduğu. Salona girdiğimde filmin başlangıcında biraz da geç saatte gittiğimiz için uyku modu pozisyonda filme başladım. Filmin ilk yarısı gelip ara verildiğinde sanki kendim savaşmışçasına yorgun hissediyordum kendimi. İkinci yarı başladıktan sonra filmi daha dikkatli izlemeye başladım. Filmin sonunda ise konumuma baktığımda koltukta oturmuş dirseklerimi dizlerimin üzerine koymuş, gözlerimi faltaşı gibi açmış ve tırnaklarımı yiyiyordum. Sonuç olarak, bu film kesinlikle evde, tv de falan izlenmez. Bu filmin büyüsü sinema ortamında olması. Ses ve görüntü efektleri muhteşem. Sağlam da para harcanmış. Oyuncu performansları ise enfes. Christian Bale (John Connor rolünde) ve Sam Worthington (Marcus Wright rolünde) resmen şov yapmışlar bu filmde. Zaten Bale’in hastasıyım “The Machinist”‘ filminden beri. Kesinlikle gidilip izlenmesi gereken bir sinema filmi. Gelecek programda olan “Public Enemies” filmini de kaçırmayı düşünmüyorum. Düşünün ki orada Bale’in yanında bir de Johnny Depp olacak. Bana göre bu iki filmi de sinema aşıkları özellikle aksiyondan hoşlananlar kaçırmasın.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.