>Feldkamp Ve Lugano’nun Ortak Noktaları Ne?

Haziran 1, 2009, 6:09 pm | Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Lugano ülkesinde bir internet sitesine açıklamalarda bulunmuş deniliyor. Demiş ki:

“Burada kötü giden maçların devre aralarında yöneticiler takımın önemli oyuncularıyla bir şeyler konuşup tekrar tribüne gidiyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu olayı çok garipsedim….Yöneticiler mağlup olduğumuz maçlardan sonra maaşlarımızı kesiyorlardı. Böylece durumu çözeceklerini düşünüyorlardı.Ben bu durumu çozmek için çok mücadele etmek istedim ama başarılı olamadım. Fenerbahçe’den ayrılacağı şeklinde haberler çıkan Lugano bu konuda ise herhangi bir açıklama yapmadı.”

Ne oldu Lugano? Rengin soldu. Yenildikten sonra “Aferin çok iyi yenildiniz” mi diyeceklerdi? Bir kere yenilirsin “Olur böyle şeyler, bozmayın moralinizi” derler. İki kere yenilirsin “Sıkıntı yapmayın.” derler. 5 kere yenilirsin “Beyler sorun neyse çözelim, sizin için bizler buradayız” derler. Ama 10-20 küsür yenilirsen de kimse sana “bozma moralini sıkıntı yapma” demez, diyemez. Seni oraya yen diye koyuyorlar. Yönetici dediğin adam karısından, çoluğundan çocuğundan çok seni görüyor belki. Mal varlığını yatırıyor o kulübe senin gelmen için. Milyonlarca taraftar incik boncuk alıyor yönetim iyi birini alsın da izleyelim diye. Ondan sonra da diyorsun ki yönetici bizim paramızı kesiyor. Laftan anlamazsan rahat olursan boyna yenilirsen herhalde bunun ceremesini de çekeceksin. Hem galip gelinen maçlardan sonra prim alınca hiç gıkın çıkmıyor. Mutlu oluyorsun, paşa paşa alıyorsun parayı. Tamam helal-i hoş olsun doya doya ye. Ama yenilince de bunun bir diyeti olmalı. Bu diyeti de yönetici bu şekilde ödetmeyi uygun görmüş. Şunu dese ki “Ben geberene kadar oynuyorum maçlarda. Canım çıkıyor gol yemeyelim diye. Başkalarının rahatlığından, top oynamamasından, keyfi hareketlerinden maçı kaybediyoruz, ceremesi de bize düşüyor.” Bunu de eyvallah. Ama maçlarda yenilince para kesiyorlar demek çok saçma olmuş. Bir de bu uygulamayla savaştım diyor sanki doğru birşey yapmış gibi. Ona uğraşana kadar takımındakilerle uğraşsaydın da bu beter duruma düşmeseydiniz.

Diğer taraftan yöneticilerin kötü giden maçların devre arasında soyunma odasına indiklerini de söylüyor. Sanki bilinmeyen bir şey söyledi. Senin teknik direktörün, yapması ve söylemesi gerekenleri söylemezse ve yapmazsa onun işi yöneticilere kalır. Sanki geçen sezon yöneticiler hiç soyunma odasına inmiyorlardı da bu sezon başladı. Tabi gideceksin başladın sallamaya aynı Feldkamp gibi. Feldkamp da sezon sonu gönderildi hemen bombayı patlattı. Kewell’i istemedim, Şükür takımda kalmalıydı söyledim ben bunu yöneticilere, Şaş, Karan ve Sabri gönderilsin dedim yapmadılar, bu yönetimle GS bir arpa boyu yol alamaz. Alır alamaz ama bunu neden kovulunca açıklıyorsun. İnandırıcılığını da yitiriyorsun doğal olarak. Madem öyle bir durum var zamanında gerekeni yapsaydın “Burda benim dediğim hiçbirşey yapılmıyor” diyip istifayı bassaydın. Ama doların euronun rengi güzel geliyor. “Ben söyledim benden çıktı” diyordun. “Ben söyledim isteyen alır isteyen bırakır kaçar.” diyordun. Sıkıyorsa bu açıklamları takımlarınızla ilişiğiniz kesilmeden ya da sözleşmenizin bitmesine 1-2 yıl varken söyleyin. O zaman helal olsun derdim ben size. Yani marifet giderayak takıma sallamak değil. Hadi Feldkamp’ı Galatasaray taraftarı sevmez. Lugano, taraftar onun için çıldırırken böyle açıklamalar yapıyor. Zaten büyük ihtimalle Türkiye’ye gelince (şayet gelirse) yönetim ayağını denk aldırır. O da der ki: “Yazılanlar tamamen hayal ürünü. Ben öyle bir açıklama yapmadım.” Hep öyle olmaz mı zaten?

Sonuç olarak moda oldu yine takımla ilişik kesilirken yapılan bu açıklamalar, Gazete başlıkları zaten hep aynı:

“Feldkamp Yönetimi Topa Tuttu.”
“Lugano Fener Yönetimi’ni Topa Tuttu.”

Şu “topa tutma” deyimini güzel Türkçemize kazandırandan Allah razı olsun. Yoksa gazetelerimizi hazırlayanların hali nice olurdu?
Reklamlar

Feldkamp Ve Lugano’nun Ortak Noktaları Ne?

Haziran 1, 2009, 6:09 pm | Futbol, ozhano, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Lugano ülkesinde bir internet sitesine açıklamalarda bulunmuş deniliyor. Demiş ki:

“Burada kötü giden maçların devre aralarında yöneticiler takımın önemli oyuncularıyla bir şeyler konuşup tekrar tribüne gidiyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu olayı çok garipsedim….Yöneticiler mağlup olduğumuz maçlardan sonra maaşlarımızı kesiyorlardı. Böylece durumu çözeceklerini düşünüyorlardı.Ben bu durumu çozmek için çok mücadele etmek istedim ama başarılı olamadım. Fenerbahçe’den ayrılacağı şeklinde haberler çıkan Lugano bu konuda ise herhangi bir açıklama yapmadı.”

Ne oldu Lugano? Rengin soldu. Yenildikten sonra “Aferin çok iyi yenildiniz” mi diyeceklerdi? Bir kere yenilirsin “Olur böyle şeyler, bozmayın moralinizi” derler. İki kere yenilirsin “Sıkıntı yapmayın.” derler. 5 kere yenilirsin “Beyler sorun neyse çözelim, sizin için bizler buradayız” derler. Ama 10-20 küsür yenilirsen de kimse sana “bozma moralini sıkıntı yapma” demez, diyemez. Seni oraya yen diye koyuyorlar. Yönetici dediğin adam karısından, çoluğundan çocuğundan çok seni görüyor belki. Mal varlığını yatırıyor o kulübe senin gelmen için. Milyonlarca taraftar incik boncuk alıyor yönetim iyi birini alsın da izleyelim diye. Ondan sonra da diyorsun ki yönetici bizim paramızı kesiyor. Laftan anlamazsan rahat olursan boyna yenilirsen herhalde bunun ceremesini de çekeceksin. Hem galip gelinen maçlardan sonra prim alınca hiç gıkın çıkmıyor. Mutlu oluyorsun, paşa paşa alıyorsun parayı. Tamam helal-i hoş olsun doya doya ye. Ama yenilince de bunun bir diyeti olmalı. Bu diyeti de yönetici bu şekilde ödetmeyi uygun görmüş. Şunu dese ki “Ben geberene kadar oynuyorum maçlarda. Canım çıkıyor gol yemeyelim diye. Başkalarının rahatlığından, top oynamamasından, keyfi hareketlerinden maçı kaybediyoruz, ceremesi de bize düşüyor.” Bunu de eyvallah. Ama maçlarda yenilince para kesiyorlar demek çok saçma olmuş. Bir de bu uygulamayla savaştım diyor sanki doğru birşey yapmış gibi. Ona uğraşana kadar takımındakilerle uğraşsaydın da bu beter duruma düşmeseydiniz.

Diğer taraftan yöneticilerin kötü giden maçların devre arasında soyunma odasına indiklerini de söylüyor. Sanki bilinmeyen bir şey söyledi. Senin teknik direktörün, yapması ve söylemesi gerekenleri söylemezse ve yapmazsa onun işi yöneticilere kalır. Sanki geçen sezon yöneticiler hiç soyunma odasına inmiyorlardı da bu sezon başladı. Tabi gideceksin başladın sallamaya aynı Feldkamp gibi. Feldkamp da sezon sonu gönderildi hemen bombayı patlattı. Kewell’i istemedim, Şükür takımda kalmalıydı söyledim ben bunu yöneticilere, Şaş, Karan ve Sabri gönderilsin dedim yapmadılar, bu yönetimle GS bir arpa boyu yol alamaz. Alır alamaz ama bunu neden kovulunca açıklıyorsun. İnandırıcılığını da yitiriyorsun doğal olarak. Madem öyle bir durum var zamanında gerekeni yapsaydın “Burda benim dediğim hiçbirşey yapılmıyor” diyip istifayı bassaydın. Ama doların euronun rengi güzel geliyor. “Ben söyledim benden çıktı” diyordun. “Ben söyledim isteyen alır isteyen bırakır kaçar.” diyordun. Sıkıyorsa bu açıklamları takımlarınızla ilişiğiniz kesilmeden ya da sözleşmenizin bitmesine 1-2 yıl varken söyleyin. O zaman helal olsun derdim ben size. Yani marifet giderayak takıma sallamak değil. Hadi Feldkamp’ı Galatasaray taraftarı sevmez. Lugano, taraftar onun için çıldırırken böyle açıklamalar yapıyor. Zaten büyük ihtimalle Türkiye’ye gelince (şayet gelirse) yönetim ayağını denk aldırır. O da der ki: “Yazılanlar tamamen hayal ürünü. Ben öyle bir açıklama yapmadım.” Hep öyle olmaz mı zaten?

Sonuç olarak moda oldu yine takımla ilişik kesilirken yapılan bu açıklamalar, Gazete başlıkları zaten hep aynı:

“Feldkamp Yönetimi Topa Tuttu.”
“Lugano Fener Yönetimi’ni Topa Tuttu.”

Şu “topa tutma” deyimini güzel Türkçemize kazandırandan Allah razı olsun. Yoksa gazetelerimizi hazırlayanların hali nice olurdu?

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.