>Hele Şükür!-Toraman Nerede?

Mayıs 31, 2009, 1:37 pm | Futbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> A Milli Takım’ın Azerbaycan ve Fransa maçlarının aday kadrosu ile programı açıklanmış.
Aday kadroya şampiyon Beşiktaş’tan üç futbolcu davet eden Fatih Terim, Rüştü’nün yerine geçtiğimiz günlerde takımı Standard Liege’i şampiyonluğa taşıyan kaleci Sinan Bolat’ı da sürpriz bir şekilde! kadroya çağırmış. A Milli Takım kadrosuna şu futbolcular davet edilmiş:

KALECİLER
1- SİNAN BOLAT (Standart Liege)
2- UFUK CEYLAN (Manisaspor)
3- VOLKAN DEMİREL (Fenerbahçe)

SAVUNMA OYUNCULARI

4- GÖKHAN GÖNÜL (Fenerbahçe)
5- SABRİ SARIOĞLU (Galatasaray)
6- CEYHUN GÜLSELAM (Trabzonspor)
7- EREN GÜNGÖR (Kayserispor)
8- BEKİR İRTEGÜN (Gaziantepspor)
9- İBRAHİM KAŞ (Getafe)
10- GÖKHAN ZAN (Beşiktaş)
11- HAKAN BALTA (Galatasaray)
12- İBRAHİM ÜZÜLMEZ (Beşiktaş)
ORTA SAHA OYUNCULARI
13- KAZIM KAZIM (Fenerbahçe)
14- TUNCAY ŞANLI (Middlesbrough)
15- EMRE BELÖZOĞLU (Fenerbahçe)
16- NURİ ŞAHİN (B.Dortmund)
17- YUSUF ŞİMŞEK (Beşiktaş)
18- MEHMET TOPAL (Galatasaray)
19- CANER ERKİN (CSKA Moskova)
20- ARDA TURAN (Galatasaray)

HÜCUM OYUNCULARI

21- HALİL ALTINTOP (Schalke)
22- MEVLUT ERDİNÇ (Sochaux)
23- NİHAT KAHVECİ (Villarreal)
24- SEMİH ŞENTÜRK (Fenerbahçe)
25- SERCAN YILDIRIM (Bursaspor)

Fatih Terim en sonunda çağırmış Sinan’ı. Valla sanki menajeriymişim gibi sevindim. Sanki benim yazılarım sayesinde Fatih Terim’in aklına gelmiş gibi oldu Sinan’ın kadroya davet edilmesi. Tabi işin esprisi bu ama yine de bas bas çağırın diye bağırdığım bir oyuncuyla ilgili isteğimin olması beni çok mutlu etti. Kalecilik yeteneklerinden kesinlikle kuşkum yok, biraz da şans yanında olursa bundan sonra Milli takım kalesine tek adayımdır. Hadi bakalım hayırlısı.

Diğer taraftan Terim’in İbrahim Toraman ile derdi nedir anlamadım. Bekir, Ceyhun, Gökhan Zan bu takımın aday kadrosunda varken Toraman’ın hayli hayli olması gerektiği düşüncesindeyim. Ama Fatih Terim de bindiği dalı kesecek değil. Muhakkak bir numarası oldu ki Toraman’ın, bir sildi pir sildi bu takımdan. Peki neden? Toraman, “Benim vicdanım rahat, acaba başkalarınınki rahat mı? Eğer konuşursam söyleyecek çok şey var.” diyerek Terim’e mesaj gönderiyor. Fatih Terim’in yaklaşık iki yıldır Ay Yıldızlı formadan uzak kalan Toraman’ı Bosna maçında sildiği söyleniyor. Fatih Terim’in amacı, Almanya’da düzenlenen 2006 Dünya Kupası’na gidemeyen Türkiye’de, yeni bir takımın temellerini atmak için Avrupa’da hem kamp yaptırmak, hem de birçok ülke ile hazırlık maçı oynatmak. O zamanlar Terim’in kafasındaki yeni ekibin savunmasında İbrahim Toraman ilk sırada yer alıyor. Ancak Belçika ile oynanan hazırlık maçının ilk yarısında Terim ile Toraman arasında yaşanan gerginlik, Toraman’ı Ay-Yıldızlı formadan bu güne kadar koparıyor. Mücadelenin ilk 45 dakikasında çok büyük bir hata yapan İbrahim Toraman, devre arasında Terim’e giderek, “Hocam moralim çok bozuk. Oyundan çıkmak istiyorum.” der. Toraman’ın bu isteğine Fatih Terim sert bir şekilde karşılık verince genç futbolcu arkadaşlarının yanında zor durumda kalır. Bu maçtan sonra da tecrübeli ismi Milli Takım’a çağıran Terim, buna rağmen Toraman’a ilk 11 yolunu kapattı. Hatta bazı maçlarda tecrübeli teknik adam, Toraman’ı kenarda ısınmaya gönderdi; ancak bir türlü sahaya sürmedi. Terim ile İbrahim arasındaki bu psikolojik savaş, ikilinin arasının iyice açılmasına sebep oldu. 19 isim arasında 18 kişilik kadroya alınmadı. Fatih Terim’le İbrahim Toraman’ın arasındaki son tartışma ise, Bosna Hersek ile oynanan ve 3-2 kaybettiğimiz Euro 2008 Grup Eleme maçından önce yaşandı. Kafilede bulunan İbrahim, karşılaşmanın oynanacağı stada geldi. Bütün oyuncular gibi İbrahim de Fatih Terim’in 18 kişilik maç kadrosunu açıklamasını bekliyordAncak 19 oyuncusu bulunan Fatih Terim’in yazdığı listede adını göremeyen İbrahim Toraman şoke oldu. Terim’in bu kararına itiraz etmekte gecikmeyen başarılı savunma oyuncusu, “Hocam, madem beni 18 kişilik maç kadrosuna almayacaktın, neden buraya getirdin? Diğer futbolcular gibi ben de tatil yapardım.” diye söylenmiş. Toraman, bu sözlerinin ardından soyunma odasını terk etti. Soyunma odasından öfkeli bir şekilde çıkan İbrahim Toraman’ı teskin etmek ise Milli Takım çalışanlarına düşmüş. Hemen otele dönmek isteyen İbrahim’e bu kez parasızlık engel oldu. Çünkü stada eşofmanlarıyla gelen genç oyuncu, bütün parasını otelde bırakmış. Toraman, bu yüzden tanıdıklarından borç istedi. Ancak onu çok seven Milli Takım çalışanları daha büyük bir hata yapmaması için, “İbrahim sıcağı sıcağına karar verme. Sonra çok üzülürsün. Biraz sakinleş. Sonra daha akıllıca bir karar verirsin. Sakın stattan ayrılma.” sözleriyle genç oyuncuyu statta maçı izlemeye ikna etti. Futbolcusundan gelen bu aşırı tepkiye şaşıran Terim, İbrahim’e daha sonra Milli Takım kapılarını bir daha açmıyor.

Bu benim bildiğim. Gerçek midir değil midir bilmiyorum ama bayağı sağlam kaynaklardan duymuştum bu olayları. Neyse Türk Milli Takımı kaprislerin, ikili çekişmelerin, kavgaların, sürtüşmelerin olduğu bir yer olmamalıdır. Bunu kim yapıyorsa yanlış ondadır. Kimse burnundan kıl aldırmıyor bu konuda anlayacağınız.

Bir yanda milli takımlar teknik direktörüne bazı düzensiz açıklamalarda bulunan İbrahim Toraman, öbür tarafta gururunu kibirini tükürdüğünü yalamamasıyla ünlü Fatih Terim. bir yanda da türk milli takımı. Bundan ne kadar önce bilmiyorum, Ayhan Akman tıpkı Toraman gibi, bir takım açıklamalarda bulunmuş ve direkt olarak milli takıma çağırılmıştı. O gün bugündür performansını da yükseltmesiyle milli takıma çağırılıp, elinden gelenin en iyisini yapıyor. Babalığıyla ünlü fatih hocanın Ayhanı kazanması mükemmel bir davranış. Aynı hassasiyeti inadım inat İbrahim Toraman da gösteremiyor maalesef. Toraman’ın performansının üstte yazan 4 stoperden çok daha iyi olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Kaldı ki sen sıradan bir takım değil milli takımın patronusun. Her futbolcu milli takımda oynayamaz bunu hepimiz biliyoruz ama hakeden de oynamazsa, daha doğrusu oynatılmazsa, iş farklı boyutlara kayıyor.

Hele Şükür!-Toraman Nerede?

Mayıs 31, 2009, 1:37 pm | Futbol, Milli Takım, ozhano kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

A Milli Takım’ın Azerbaycan ve Fransa maçlarının aday kadrosu ile programı açıklanmış.
Aday kadroya şampiyon Beşiktaş’tan üç futbolcu davet eden Fatih Terim, Rüştü’nün yerine geçtiğimiz günlerde takımı Standard Liege’i şampiyonluğa taşıyan kaleci Sinan Bolat’ı da sürpriz bir şekilde! kadroya çağırmış. A Milli Takım kadrosuna şu futbolcular davet edilmiş:

KALECİLER
1- SİNAN BOLAT (Standart Liege)
2- UFUK CEYLAN (Manisaspor)
3- VOLKAN DEMİREL (Fenerbahçe)

SAVUNMA OYUNCULARI

4- GÖKHAN GÖNÜL (Fenerbahçe)
5- SABRİ SARIOĞLU (Galatasaray)
6- CEYHUN GÜLSELAM (Trabzonspor)
7- EREN GÜNGÖR (Kayserispor)
8- BEKİR İRTEGÜN (Gaziantepspor)
9- İBRAHİM KAŞ (Getafe)
10- GÖKHAN ZAN (Beşiktaş)
11- HAKAN BALTA (Galatasaray)
12- İBRAHİM ÜZÜLMEZ (Beşiktaş)
ORTA SAHA OYUNCULARI
13- KAZIM KAZIM (Fenerbahçe)
14- TUNCAY ŞANLI (Middlesbrough)
15- EMRE BELÖZOĞLU (Fenerbahçe)
16- NURİ ŞAHİN (B.Dortmund)
17- YUSUF ŞİMŞEK (Beşiktaş)
18- MEHMET TOPAL (Galatasaray)
19- CANER ERKİN (CSKA Moskova)
20- ARDA TURAN (Galatasaray)

HÜCUM OYUNCULARI

21- HALİL ALTINTOP (Schalke)
22- MEVLUT ERDİNÇ (Sochaux)
23- NİHAT KAHVECİ (Villarreal)
24- SEMİH ŞENTÜRK (Fenerbahçe)
25- SERCAN YILDIRIM (Bursaspor)

Fatih Terim en sonunda çağırmış Sinan’ı. Valla sanki menajeriymişim gibi sevindim. Sanki benim yazılarım sayesinde Fatih Terim’in aklına gelmiş gibi oldu Sinan’ın kadroya davet edilmesi. Tabi işin esprisi bu ama yine de bas bas çağırın diye bağırdığım bir oyuncuyla ilgili isteğimin olması beni çok mutlu etti. Kalecilik yeteneklerinden kesinlikle kuşkum yok, biraz da şans yanında olursa bundan sonra Milli takım kalesine tek adayımdır. Hadi bakalım hayırlısı.

Diğer taraftan Terim’in İbrahim Toraman ile derdi nedir anlamadım. Bekir, Ceyhun, Gökhan Zan bu takımın aday kadrosunda varken Toraman’ın hayli hayli olması gerektiği düşüncesindeyim. Ama Fatih Terim de bindiği dalı kesecek değil. Muhakkak bir numarası oldu ki Toraman’ın, bir sildi pir sildi bu takımdan. Peki neden? Toraman, “Benim vicdanım rahat, acaba başkalarınınki rahat mı? Eğer konuşursam söyleyecek çok şey var.” diyerek Terim’e mesaj gönderiyor. Fatih Terim’in yaklaşık iki yıldır Ay Yıldızlı formadan uzak kalan Toraman’ı Bosna maçında sildiği söyleniyor. Fatih Terim’in amacı, Almanya’da düzenlenen 2006 Dünya Kupası’na gidemeyen Türkiye’de, yeni bir takımın temellerini atmak için Avrupa’da hem kamp yaptırmak, hem de birçok ülke ile hazırlık maçı oynatmak. O zamanlar Terim’in kafasındaki yeni ekibin savunmasında İbrahim Toraman ilk sırada yer alıyor. Ancak Belçika ile oynanan hazırlık maçının ilk yarısında Terim ile Toraman arasında yaşanan gerginlik, Toraman’ı Ay-Yıldızlı formadan bu güne kadar koparıyor. Mücadelenin ilk 45 dakikasında çok büyük bir hata yapan İbrahim Toraman, devre arasında Terim’e giderek, “Hocam moralim çok bozuk. Oyundan çıkmak istiyorum.” der. Toraman’ın bu isteğine Fatih Terim sert bir şekilde karşılık verince genç futbolcu arkadaşlarının yanında zor durumda kalır. Bu maçtan sonra da tecrübeli ismi Milli Takım’a çağıran Terim, buna rağmen Toraman’a ilk 11 yolunu kapattı. Hatta bazı maçlarda tecrübeli teknik adam, Toraman’ı kenarda ısınmaya gönderdi; ancak bir türlü sahaya sürmedi. Terim ile İbrahim arasındaki bu psikolojik savaş, ikilinin arasının iyice açılmasına sebep oldu. 19 isim arasında 18 kişilik kadroya alınmadı. Fatih Terim’le İbrahim Toraman’ın arasındaki son tartışma ise, Bosna Hersek ile oynanan ve 3-2 kaybettiğimiz Euro 2008 Grup Eleme maçından önce yaşandı. Kafilede bulunan İbrahim, karşılaşmanın oynanacağı stada geldi. Bütün oyuncular gibi İbrahim de Fatih Terim’in 18 kişilik maç kadrosunu açıklamasını bekliyordAncak 19 oyuncusu bulunan Fatih Terim’in yazdığı listede adını göremeyen İbrahim Toraman şoke oldu. Terim’in bu kararına itiraz etmekte gecikmeyen başarılı savunma oyuncusu, “Hocam, madem beni 18 kişilik maç kadrosuna almayacaktın, neden buraya getirdin? Diğer futbolcular gibi ben de tatil yapardım.” diye söylenmiş. Toraman, bu sözlerinin ardından soyunma odasını terk etti. Soyunma odasından öfkeli bir şekilde çıkan İbrahim Toraman’ı teskin etmek ise Milli Takım çalışanlarına düşmüş. Hemen otele dönmek isteyen İbrahim’e bu kez parasızlık engel oldu. Çünkü stada eşofmanlarıyla gelen genç oyuncu, bütün parasını otelde bırakmış. Toraman, bu yüzden tanıdıklarından borç istedi. Ancak onu çok seven Milli Takım çalışanları daha büyük bir hata yapmaması için, “İbrahim sıcağı sıcağına karar verme. Sonra çok üzülürsün. Biraz sakinleş. Sonra daha akıllıca bir karar verirsin. Sakın stattan ayrılma.” sözleriyle genç oyuncuyu statta maçı izlemeye ikna etti. Futbolcusundan gelen bu aşırı tepkiye şaşıran Terim, İbrahim’e daha sonra Milli Takım kapılarını bir daha açmıyor.

Bu benim bildiğim. Gerçek midir değil midir bilmiyorum ama bayağı sağlam kaynaklardan duymuştum bu olayları. Neyse Türk Milli Takımı kaprislerin, ikili çekişmelerin, kavgaların, sürtüşmelerin olduğu bir yer olmamalıdır. Bunu kim yapıyorsa yanlış ondadır. Kimse burnundan kıl aldırmıyor bu konuda anlayacağınız.

Bir yanda milli takımlar teknik direktörüne bazı düzensiz açıklamalarda bulunan İbrahim Toraman, öbür tarafta gururunu kibirini tükürdüğünü yalamamasıyla ünlü Fatih Terim. bir yanda da türk milli takımı. Bundan ne kadar önce bilmiyorum, Ayhan Akman tıpkı Toraman gibi, bir takım açıklamalarda bulunmuş ve direkt olarak milli takıma çağırılmıştı. O gün bugündür performansını da yükseltmesiyle milli takıma çağırılıp, elinden gelenin en iyisini yapıyor. Babalığıyla ünlü fatih hocanın Ayhanı kazanması mükemmel bir davranış. Aynı hassasiyeti inadım inat İbrahim Toraman da gösteremiyor maalesef. Toraman’ın performansının üstte yazan 4 stoperden çok daha iyi olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Kaldı ki sen sıradan bir takım değil milli takımın patronusun. Her futbolcu milli takımda oynayamaz bunu hepimiz biliyoruz ama hakeden de oynamazsa, daha doğrusu oynatılmazsa, iş farklı boyutlara kayıyor.

>Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Mayıs 31, 2009, 5:48 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.

Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.

Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!

Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.

Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.

4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,

Görüşmek üzere!

Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.

İlave Not3: Not 2’deki takım elbise karşı tarafın “Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland’da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim” söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum 😀

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Mayıs 31, 2009, 5:48 am | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.

Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.

Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!

Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.

Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.

4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,

Görüşmek üzere!

Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.

İlave Not3: Not 2’deki takım elbise karşı tarafın “Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland’da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim” söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum 😀

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.