>Kaçan Balık Büyük Oluyor

Mayıs 18, 2009, 7:55 pm | Futbol, Galatasaray, Milli Takım, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>fm2009 fanatikleri çok iyi bilirler bu ismi. fm’nin diğer serilerinde fazla ismi duyulmamak ile birlikte 2009 serisinde tam bir “wonderkid” durumuna getirilmiştir. Bazıları nihayetinde bir oyun diye düşünse de ben bu oyunun scoutlarının gerçekten işlerini gerçekten çok iyi yaptıklarını düşünüyorum. Tabiki içlerinde muhakkak fos çıkabilecekler de olacaktır. Örneğin, Julius Aghahowa,Dario Srna. Ama görev aldıkları ligleri çok iyi gözlemledikleri bir gerçek. Sinan Bolat da Belçika scoutunun çıkardığı son yetenek.Daha 2-3 sezon önce adını ilk kez duymuştum. Gençlerbirliği’ne transferi düşünülüyordu. O zaman araştırmıştım fazla bir şey bulamadım hakkında. Ama sayın Cavcav’ın “daha bu yaştaki bir kaleciye bu kadar para istenir mi” sözlerini çok iyi hatırlıyorum. Demek ki Genk boşuna sağlam para istememiş. Anlaşma olmayınca futbol hayatına Genk’de devam etti. Geçen sezon da Fenerbahçe ile adı anıldı. O da olmadı. İyi ki de olmadı. Büyük ihtimalle ikinci hatta üçüncü kaleci olacaktı Fener’de potansiyeline rağmen. Standard Liege ile anlaştı en sonunda. Hafta sonu Gent ile olan maçlarını izledim. Gerçekten fm’dekilerin dediği kadar var. Hatta daha fazlası var. 1-0 oldu maçın ilk yarısında skor ve daha sonra dakika 92 de Liege aleyhine penaltı verildi. Penaltıyı kurtardı ve maçın kahramanı oldu. Maç içinde de kurtardıklarının haddi hesabı yok. Maçbitiminde bütün stad Sinan diye bağırıyordu, arkadaşları da omuzlarına almışlardı Sinan’ı. Tüylerim diken diken oldu bir Türk olarak. Ligi aynı puanla (77) Anderlecht’in arkasında ikinci olarak tamamladılar. Bu da Sinan’ın başarısını daha iyi gözler önüne seriyor.

Benim asıl bahsetmek istediğim bu adamı kaçırmamalı bizim Milli takım yetkilileri. Nitekim yakın zaman önce Türkiye Ümit Milli Takım aday kadrosuna çağrıldı ama bir maç milli takım kadrosuna dahil edilmelidir kanımca. Zira kısa zaman içinde Avrupa liglerinin en iyi kalecileri arasına gireceğinden kuşkum yok. Elden kaçırmaya gelecek bir oyuncu değil. Aslında Standard Liege’ye transfer olmasa Galatasaray’ın kaleci arayışları içinde biçilmiş kaftan olabilirDİ. Ancak bu saatten sonra çok zor. Ne diyelim. Belki de böylesi en hayırlısı. Ama bu performansı ile Liege de onu çok fazla tutamaz.

(Bir de Bogdan Stancu var ki o da allah allah yani. Steaua Bükreş’te oynuyor. Onu da tv’de izledim 3-5 kere. Galatasaray’daki Baros’un yanına uyabilecek çok iyi bir ileri uç adamı. Ama çok fazla taliplisi var. Büyük ihtimalle Premier Lig’e gidecek.)

Kaçan Balık Büyük Oluyor

Mayıs 18, 2009, 7:55 pm | Futbol, Galatasaray, Milli Takım, ozhano, Transfer kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

fm2009 fanatikleri çok iyi bilirler bu ismi. fm’nin diğer serilerinde fazla ismi duyulmamak ile birlikte 2009 serisinde tam bir “wonderkid” durumuna getirilmiştir. Bazıları nihayetinde bir oyun diye düşünse de ben bu oyunun scoutlarının gerçekten işlerini gerçekten çok iyi yaptıklarını düşünüyorum. Tabiki içlerinde muhakkak fos çıkabilecekler de olacaktır. Örneğin, Julius Aghahowa,Dario Srna. Ama görev aldıkları ligleri çok iyi gözlemledikleri bir gerçek. Sinan Bolat da Belçika scoutunun çıkardığı son yetenek.Daha 2-3 sezon önce adını ilk kez duymuştum. Gençlerbirliği’ne transferi düşünülüyordu. O zaman araştırmıştım fazla bir şey bulamadım hakkında. Ama sayın Cavcav’ın “daha bu yaştaki bir kaleciye bu kadar para istenir mi” sözlerini çok iyi hatırlıyorum. Demek ki Genk boşuna sağlam para istememiş. Anlaşma olmayınca futbol hayatına Genk’de devam etti. Geçen sezon da Fenerbahçe ile adı anıldı. O da olmadı. İyi ki de olmadı. Büyük ihtimalle ikinci hatta üçüncü kaleci olacaktı Fener’de potansiyeline rağmen. Standard Liege ile anlaştı en sonunda. Hafta sonu Gent ile olan maçlarını izledim. Gerçekten fm’dekilerin dediği kadar var. Hatta daha fazlası var. 1-0 oldu maçın ilk yarısında skor ve daha sonra dakika 92 de Liege aleyhine penaltı verildi. Penaltıyı kurtardı ve maçın kahramanı oldu. Maç içinde de kurtardıklarının haddi hesabı yok. Maçbitiminde bütün stad Sinan diye bağırıyordu, arkadaşları da omuzlarına almışlardı Sinan’ı. Tüylerim diken diken oldu bir Türk olarak. Ligi aynı puanla (77) Anderlecht’in arkasında ikinci olarak tamamladılar. Bu da Sinan’ın başarısını daha iyi gözler önüne seriyor.

Benim asıl bahsetmek istediğim bu adamı kaçırmamalı bizim Milli takım yetkilileri. Nitekim yakın zaman önce Türkiye Ümit Milli Takım aday kadrosuna çağrıldı ama bir maç milli takım kadrosuna dahil edilmelidir kanımca. Zira kısa zaman içinde Avrupa liglerinin en iyi kalecileri arasına gireceğinden kuşkum yok. Elden kaçırmaya gelecek bir oyuncu değil. Aslında Standard Liege’ye transfer olmasa Galatasaray’ın kaleci arayışları içinde biçilmiş kaftan olabilirDİ. Ancak bu saatten sonra çok zor. Ne diyelim. Belki de böylesi en hayırlısı. Ama bu performansı ile Liege de onu çok fazla tutamaz.

(Bir de Bogdan Stancu var ki o da allah allah yani. Steaua Bükreş’te oynuyor. Onu da tv’de izledim 3-5 kere. Galatasaray’daki Baros’un yanına uyabilecek çok iyi bir ileri uç adamı. Ama çok fazla taliplisi var. Büyük ihtimalle Premier Lig’e gidecek.)

>Bir İsteğim de Olsaydı Bari…

Mayıs 18, 2009, 6:27 pm | Futbol, Karşıyaka, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Ne İzmirliyim ne de Karşıyaka ile bir alakam var. Ama çok istedim Altay ve Karşıyaka’dan birinin Süper Lige çıkmasını. Zaten bu sezon ne istediysem olmadı. Ne Galatasaray Süper Lig’de başarılı oldu ne de Sakaryaspor 1. Lig’de tutunabildi. Keşke Kasımpaşa çıksın deseydim. Bakalım Beşiktaş şampiyon olabilecek mi? UEFA Kupası’nda ise kimi destekleyeceğime daha karar veremedim. Yazık olacak benim desteklediklerime. Sadece anketlerde ve Cenky ile olan iddialarımda yüzüm gülüyor bu aralar. 🙂

Bir İsteğim de Olsaydı Bari…

Mayıs 18, 2009, 6:27 pm | Futbol, Karşıyaka, ozhano kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Ne İzmirliyim ne de Karşıyaka ile bir alakam var. Ama çok istedim Altay ve Karşıyaka’dan birinin Süper Lige çıkmasını. Zaten bu sezon ne istediysem olmadı. Ne Galatasaray Süper Lig’de başarılı oldu ne de Sakaryaspor 1. Lig’de tutunabildi. Keşke Kasımpaşa çıksın deseydim. Bakalım Beşiktaş şampiyon olabilecek mi? UEFA Kupası’nda ise kimi destekleyeceğime daha karar veremedim. Yazık olacak benim desteklediklerime. Sadece anketlerde ve Cenky ile olan iddialarımda yüzüm gülüyor bu aralar. 🙂

>Gerçek Kesit: Yaşanmış Bir Hikayedir!

Mayıs 18, 2009, 4:13 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Galatasaray – Gençlerbirliği Maçı Dakika 25-30 suları…

Cenky: Ya valla asabım bozuldu be Toça!
Kayınço: N’ooldu be abi?
Cenky:Arkadaş nasıl olur da bu Kewell oynamaz?
Kayınço:Ben bilemem Bülent bilir.
Cenky:Yaa kardeşim sana sormuyorum zaten, aleni öyle, ortaya, isyankarca!
Kayınço:Ama doğru diyorsun, neden yok bu Harry, Harry Kewell?
Cenky:Bu Bülent var ya rezil etti beni, adam dedik, yapar dedik, bizim karizmaya yaptı yapacağını.
Kayınço:Abi kimin yerine alacak şimdi Kewell’ı 3’lü yapmış artı Cassio var.
Cenky:Şimdi şu Emre Gügör var ya, az sonra muhakkak onun kolu, bacağı, bir yerleri atar.
Kayınço:Abi deme ya yazıktır.
Cenky:Maç kitlendi oğlum Emre sakatlanır çıkar, Kewell girer, Topal’ı stopere çeker.
Kayınço:Bülent alır mı ki Kewell’ı, Semih’i koyar ya.
Cenky:Olum yok, aa bak Kewell ısınmaya gitti.
Kayınço:He he

Cenky:Hşşt bak bak, aha ters düştü Emre, gitti, attı bi yeri.
Kayınço:Abi?
Cenky:Bak Kewell’ı çağrıyo, gel Koçum!
Kayınço:Nerden bildin yaa, he he.
Cenky:Bak giriyo koççum benim, adına madalya yapmışlar memlekette, bu gazla bi gol bi asist yazar, maçı koparır götürür olum.
Kayınço:Yavaaaaaaşşşş.
Cenky:Son düdükte bakarız.

Dakika 67 suları, Skor 2-0, Kewell bir gol bir asist:

Kayınço:Abi ver elini öpeyim, büyük adamsın!
Cenky:Akıllı ol, eniştenin sözünden çıkma, berhudar ol!

Harry Kewell, 31 yaşında, Galatasaray’da oynuyor, Şükela topçu!

Gerçek Kesit: Yaşanmış Bir Hikayedir!

Mayıs 18, 2009, 4:13 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat, TSL kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Galatasaray – Gençlerbirliği Maçı Dakika 25-30 suları…

Cenky: Ya valla asabım bozuldu be Toça!
Kayınço: N’ooldu be abi?
Cenky:Arkadaş nasıl olur da bu Kewell oynamaz?
Kayınço:Ben bilemem Bülent bilir.
Cenky:Yaa kardeşim sana sormuyorum zaten, aleni öyle, ortaya, isyankarca!
Kayınço:Ama doğru diyorsun, neden yok bu Harry, Harry Kewell?
Cenky:Bu Bülent var ya rezil etti beni, adam dedik, yapar dedik, bizim karizmaya yaptı yapacağını.
Kayınço:Abi kimin yerine alacak şimdi Kewell’ı 3’lü yapmış artı Cassio var.
Cenky:Şimdi şu Emre Gügör var ya, az sonra muhakkak onun kolu, bacağı, bir yerleri atar.
Kayınço:Abi deme ya yazıktır.
Cenky:Maç kitlendi oğlum Emre sakatlanır çıkar, Kewell girer, Topal’ı stopere çeker.
Kayınço:Bülent alır mı ki Kewell’ı, Semih’i koyar ya.
Cenky:Olum yok, aa bak Kewell ısınmaya gitti.
Kayınço:He he

Cenky:Hşşt bak bak, aha ters düştü Emre, gitti, attı bi yeri.
Kayınço:Abi?
Cenky:Bak Kewell’ı çağrıyo, gel Koçum!
Kayınço:Nerden bildin yaa, he he.
Cenky:Bak giriyo koççum benim, adına madalya yapmışlar memlekette, bu gazla bi gol bi asist yazar, maçı koparır götürür olum.
Kayınço:Yavaaaaaaşşşş.
Cenky:Son düdükte bakarız.

Dakika 67 suları, Skor 2-0, Kewell bir gol bir asist:

Kayınço:Abi ver elini öpeyim, büyük adamsın!
Cenky:Akıllı ol, eniştenin sözünden çıkma, berhudar ol!

Harry Kewell, 31 yaşında, Galatasaray’da oynuyor, Şükela topçu!

>Veni – Vidi – Vici

Mayıs 18, 2009, 2:40 pm | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>“Hayatımda Hedo gibi başka bir oyuncuyla daha çalışmadım. Çok özel ve farklı bir oyuncu. Eğer maça geldiğinde enerji seviyesi yüksekse o gün zaten var olan yeteneklerini inanılmaz derecede sergiliyor. Bazı günler enerji seviyesinin iyi olmadığını görüyorsunuz, O günler bizim için çok zor. Ama bu gece Tanrı’ya şükür Hedo sonuna kadar enerji doluydu.”


Bunlar maç sonu basın toplantısında Stan Van Gundy’nin Hidayet ile ilgili söyledikleri. Aslında bu sözler Hidayet’in hem sezon hem de playoff performansını özetler nitelikte. Hidayet o gün iyiyse Magic kazanıyor, kötüyse işler çok zorlaşıyor.


Sacramento Kings’e ilk gittiği günden beri takip ediyorum Hidayet’in Amerika’daki performansını. Aslında ilk ilgim kendisini 16 yaşındayken başlamıştı. O dönem Çavuşoğlu Lisesi ve Efes’te kısa forvet oynayan bir arkadaşımız vardı. Omuzun tabiri caizse yalama olması nedeniyle basketbola erken nokta koyup memlekete dönmek durumunda kalmıştı. O anlatırdı, Hidayet diye bir çocuk var kısa forvet, uzun forvet, 2 numara, oyun kurucu her şeyi oynuyor bir de hakkını veriyor derdi. Koçlar adam çok zayıf olmasa pivot da oynatacaklar hatta arada pivot hareketlerini çalıştırıyorlar zaten diye övgüyle bahsederdi Hidayet’ten. Anlaşıldığı üzere Hidayet Türk Basketbolunun belki de en istikrarlı ve verimli projesi. Ufak yaştan üzerinde çalışılmaya başlanmış, tek pozisyona hapsedilmemiş bir basketbol ürünü O. Ama ne de olsa bir Türk. Van Gundy’nin bahsettiği “enerji seviyesi” meselesinin açıklaması da bu olabilir ancak.

Hidayet’in geride kalan kariyerinde oynadığı playoff maçlarında böylesi bir performansı daha yok. 12 asist onun playoff rekoru oldu. Hem %75’le şut atıp hem bu kadar asist yapıp, hem Pierce gibi büyük bir yıldızı kilitleyip hem de bu kadar oyunun temposunu, gidişatını, her şeyini ayarladığı bir playoff maçı daha yok Hidayet’in. Geçen maçtaki çok kötü performansının ardından, bir anda el üstünden attığı üçlükle son anlarda maçı kopardığını hatırlayınca, aslında daha o geceden Hidayet’in kafaca kendini bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hiçbir şeyi kafaya takmadan, sadece basketbol oynamaya çıktığında ne kadar muazzam ve komple bir oyuncu haline dönüşebildiğini bir kez daha gördük. Aklı sadece top oynamaktaydı. Bu playofflarda görmeye alışık olduğumuzun aksine bir kez bile hakemlerle konuşmadı. O kadar konsantreydi ki maçın kazanıldığı anlaşılana kadar, yüz ifadesi gram değişmedi. Dün akşamki oyununu ve ilk adımlardaki hızını, Pierce’a her pozisyonda yetişebildiğini gördükten sonra artık sakatlığından da eser kalmadığını söylemek yanlış olmayacak herhalde. Hidayet dün kazanmak için çıkmıştı sahaya, istediğini söke söke aldı.


Hidayet’in muhteşem oyunundan gözlerimiz yaşarmışken biraz da maçtan bahsedelim. İlk çeyrek skoruna bakmak bile aslında bize Van Gundy’nin ne yapmak istediğini anlatabilir. Rivers Orlando’yu durdurmanın yolu olarak yavaş hücum etmek ve fast breaklerden sayı yemeyerek Orlando’yu set hücumlarına mahkum etmek olarak tespit etmişti ve haklıydı. Keza hem bu kadar atletik hem de şutör bir takımı uyutarak ve yavaşlatarak yenebilirsiniz. Hele buna bir de el kaldırma ve yardımlaşmayı eklersiniz rakip çok zorlanır. Benzer şeyleri 5. ve 6. maç için de söylemiştim hatırlayanlar olursa. Boston 3. maçtır aynı oyunu oynamaya çalışıyor ve büyük ölçüde başarılı da oluyordu. Van Gundy’nin sezon içinde yapmaya çalıştığı ilk çeyrekte mesaj vererek oyunu koparma taktiği, hücum anlamında olmasa da, başarılı savunmaya birleşerek daha ilk çeyrekten 10 sayılık farkta vücut buldu. Bu yaklaşım Boston’un da dengesini bozup stratejilerini değiştirmelerine ve saldırmalarına yol açınca, bu sefer oyunu rölantiye almaya çalışan taraf Orlando Magic oldu. İlk çeyreği kaybettikten sonraki iki çeyreği Boston önde bitirse de yine de “oluk oluk” akamadılar Magic’in üzerine.


Orlando açısından maça iyi başlayan Howard ve Hidayet’in üçer faulle ilk yarıyı kapatmaları büyük bir handikaptı. Ancak Howard pota altı savunmasını hiç yumuşamadan 2. yarıda devam ettirmesini bildi. Perkins, Davis ikilisi çok fazla pota altında boşluk yakalayamadılar. Pierce’ı Hidayet iyi savununca, Rondo da dışarıda kalıp şutlarını sokamayınca tüm yük 23 maçtır seriye uğramayan Allen’ın omuzlarına bindi. Redick, Lee ve zaman zaman Pietrus’un savunmasında Allen perdelerden çıkarak bulduğu şutları iyi kullandı bu sefer. Ancak ne yedekten gelen House’a ne de Marbury’e kolay şut imkanı vermeyince sert savunmasıyla Orlando Magic, Boston’un üretkenliği azaldı. Pierce Hidayet’i geçemediği gibi savunmada da tutamayınca, son çeyreğe kadar dengede giden maç bir anda kopuverdi. Bayağı anlattık yukarıda Hidayet sahanın yıldızıydı, Pietrus fazlasıyla renk kattı.


Bir paragraf da Kaan Kural’a ayırıp kendisine teşekkür etmek istiyorum. Bu maça gelirken formasını dolaba asmıştı. Gayet dengeli bir maç yorumu yaptı, neredeyse gram hak geçirmedi. Bizim istediğimiz de bu: Her şeyi objektif olarak yorumlayan bir yorumcu, daha fazlası değil! İsmail Şenol’u da Kosova’dan çok daha zevkli hale getirdiği maç anlatımı için tebrik ediyorum.


Cavs Eşleşmesi Üzerine


Bu maç artık Cavs’le oynayacağı konferans finaline hazırlanacak Magic hakkında bazı gerçekleri de ortaya koydu.


* Bu takım set oyunlarında çok iyi pas yapıyor.

* Çok iyi üçlükçüleri var ama gerektiği anlarda kullanıldıklarında çok daha etkililer.

* Hidayet gibi eli titremeyen bir oyuncuya sahipler.

* İstediklerinde rakibi zorlama şuta mecbur bırakacak savunma yapabiliyorlar.

* Tüm oyuncular ve Koç başarıya açlar!


Celtics serisini getiren faktörlerdi bunlar. Çarşamba başlayacak Cavs serisinde de final için oynayacak bu takım, kimsenin şüphesi olmasın. Cavs ilk mağlubiyetlerini muhtemelen Magic’ten alacaktır. Lewis’e eşleşmelerini olmaması, James ve Mo-Will dışında penetreciye sahip olmamaları, çok iyi savunma yapıyor olmalarına karşın, hücumda takımca aynı performansı gösterememeleri dezavantajları olacaktır. Ayrıca Cavs’in kafa kafaya giden maçlarda nasıl maç sonu oynadığını da hatırlayacak olursak, psikolojik avantajın Magic’ten yana olacağını söylemek ütopik olmayacaktır. Özetle şunu demiş olalım; Orlando Cavs’e inanılmaz ters gelen bir takım.


TNT, ESPN’de maç önü yorumcuların yaptığı türden bir tur geçme reçetesi vereyim ben de:

  • Lebron’ın arkadaşlarını oynatmasına izin verme (İsterse her maç 40 atsın ama kendi başına oynasın)
  • Set hücumlarını Lewis üzerinden kur (eşleşme sorunlarından faydalan)
  • Tempoyu yavaşlat, kontrolü elinde tut (Çok pas yap, süreyi kullan, fast-break yeme)
  • Maç sonu topu sakın Alston’a verme!

Seri bana en az 6 maça uzayacakmış gibi geliyor, ve hatta 4-2 Magic diyorum hislerime bakarak, mantıksa 4-3 Cavs diyor. Celtics serisinde hislerim kazandı, umarım bu sefer de aynısı olur.

Cavs maçlarında görüşmek üzere!

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Veni – Vidi – Vici

Mayıs 18, 2009, 2:40 pm | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 8 Yorum

“Hayatımda Hedo gibi başka bir oyuncuyla daha çalışmadım. Çok özel ve farklı bir oyuncu. Eğer maça geldiğinde enerji seviyesi yüksekse o gün zaten var olan yeteneklerini inanılmaz derecede sergiliyor. Bazı günler enerji seviyesinin iyi olmadığını görüyorsunuz, O günler bizim için çok zor. Ama bu gece Tanrı’ya şükür Hedo sonuna kadar enerji doluydu.”


Bunlar maç sonu basın toplantısında Stan Van Gundy’nin Hidayet ile ilgili söyledikleri. Aslında bu sözler Hidayet’in hem sezon hem de playoff performansını özetler nitelikte. Hidayet o gün iyiyse Magic kazanıyor, kötüyse işler çok zorlaşıyor.


Sacramento Kings’e ilk gittiği günden beri takip ediyorum Hidayet’in Amerika’daki performansını. Aslında ilk ilgim kendisini 16 yaşındayken başlamıştı. O dönem Çavuşoğlu Lisesi ve Efes’te kısa forvet oynayan bir arkadaşımız vardı. Omuzun tabiri caizse yalama olması nedeniyle basketbola erken nokta koyup memlekete dönmek durumunda kalmıştı. O anlatırdı, Hidayet diye bir çocuk var kısa forvet, uzun forvet, 2 numara, oyun kurucu her şeyi oynuyor bir de hakkını veriyor derdi. Koçlar adam çok zayıf olmasa pivot da oynatacaklar hatta arada pivot hareketlerini çalıştırıyorlar zaten diye övgüyle bahsederdi Hidayet’ten. Anlaşıldığı üzere Hidayet Türk Basketbolunun belki de en istikrarlı ve verimli projesi. Ufak yaştan üzerinde çalışılmaya başlanmış, tek pozisyona hapsedilmemiş bir basketbol ürünü O. Ama ne de olsa bir Türk. Van Gundy’nin bahsettiği “enerji seviyesi” meselesinin açıklaması da bu olabilir ancak.

Hidayet’in geride kalan kariyerinde oynadığı playoff maçlarında böylesi bir performansı daha yok. 12 asist onun playoff rekoru oldu. Hem %75’le şut atıp hem bu kadar asist yapıp, hem Pierce gibi büyük bir yıldızı kilitleyip hem de bu kadar oyunun temposunu, gidişatını, her şeyini ayarladığı bir playoff maçı daha yok Hidayet’in. Geçen maçtaki çok kötü performansının ardından, bir anda el üstünden attığı üçlükle son anlarda maçı kopardığını hatırlayınca, aslında daha o geceden Hidayet’in kafaca kendini bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hiçbir şeyi kafaya takmadan, sadece basketbol oynamaya çıktığında ne kadar muazzam ve komple bir oyuncu haline dönüşebildiğini bir kez daha gördük. Aklı sadece top oynamaktaydı. Bu playofflarda görmeye alışık olduğumuzun aksine bir kez bile hakemlerle konuşmadı. O kadar konsantreydi ki maçın kazanıldığı anlaşılana kadar, yüz ifadesi gram değişmedi. Dün akşamki oyununu ve ilk adımlardaki hızını, Pierce’a her pozisyonda yetişebildiğini gördükten sonra artık sakatlığından da eser kalmadığını söylemek yanlış olmayacak herhalde. Hidayet dün kazanmak için çıkmıştı sahaya, istediğini söke söke aldı.


Hidayet’in muhteşem oyunundan gözlerimiz yaşarmışken biraz da maçtan bahsedelim. İlk çeyrek skoruna bakmak bile aslında bize Van Gundy’nin ne yapmak istediğini anlatabilir. Rivers Orlando’yu durdurmanın yolu olarak yavaş hücum etmek ve fast breaklerden sayı yemeyerek Orlando’yu set hücumlarına mahkum etmek olarak tespit etmişti ve haklıydı. Keza hem bu kadar atletik hem de şutör bir takımı uyutarak ve yavaşlatarak yenebilirsiniz. Hele buna bir de el kaldırma ve yardımlaşmayı eklersiniz rakip çok zorlanır. Benzer şeyleri 5. ve 6. maç için de söylemiştim hatırlayanlar olursa. Boston 3. maçtır aynı oyunu oynamaya çalışıyor ve büyük ölçüde başarılı da oluyordu. Van Gundy’nin sezon içinde yapmaya çalıştığı ilk çeyrekte mesaj vererek oyunu koparma taktiği, hücum anlamında olmasa da, başarılı savunmaya birleşerek daha ilk çeyrekten 10 sayılık farkta vücut buldu. Bu yaklaşım Boston’un da dengesini bozup stratejilerini değiştirmelerine ve saldırmalarına yol açınca, bu sefer oyunu rölantiye almaya çalışan taraf Orlando Magic oldu. İlk çeyreği kaybettikten sonraki iki çeyreği Boston önde bitirse de yine de “oluk oluk” akamadılar Magic’in üzerine.


Orlando açısından maça iyi başlayan Howard ve Hidayet’in üçer faulle ilk yarıyı kapatmaları büyük bir handikaptı. Ancak Howard pota altı savunmasını hiç yumuşamadan 2. yarıda devam ettirmesini bildi. Perkins, Davis ikilisi çok fazla pota altında boşluk yakalayamadılar. Pierce’ı Hidayet iyi savununca, Rondo da dışarıda kalıp şutlarını sokamayınca tüm yük 23 maçtır seriye uğramayan Allen’ın omuzlarına bindi. Redick, Lee ve zaman zaman Pietrus’un savunmasında Allen perdelerden çıkarak bulduğu şutları iyi kullandı bu sefer. Ancak ne yedekten gelen House’a ne de Marbury’e kolay şut imkanı vermeyince sert savunmasıyla Orlando Magic, Boston’un üretkenliği azaldı. Pierce Hidayet’i geçemediği gibi savunmada da tutamayınca, son çeyreğe kadar dengede giden maç bir anda kopuverdi. Bayağı anlattık yukarıda Hidayet sahanın yıldızıydı, Pietrus fazlasıyla renk kattı.


Bir paragraf da Kaan Kural’a ayırıp kendisine teşekkür etmek istiyorum. Bu maça gelirken formasını dolaba asmıştı. Gayet dengeli bir maç yorumu yaptı, neredeyse gram hak geçirmedi. Bizim istediğimiz de bu: Her şeyi objektif olarak yorumlayan bir yorumcu, daha fazlası değil! İsmail Şenol’u da Kosova’dan çok daha zevkli hale getirdiği maç anlatımı için tebrik ediyorum.


Cavs Eşleşmesi Üzerine


Bu maç artık Cavs’le oynayacağı konferans finaline hazırlanacak Magic hakkında bazı gerçekleri de ortaya koydu.


* Bu takım set oyunlarında çok iyi pas yapıyor.

* Çok iyi üçlükçüleri var ama gerektiği anlarda kullanıldıklarında çok daha etkililer.

* Hidayet gibi eli titremeyen bir oyuncuya sahipler.

* İstediklerinde rakibi zorlama şuta mecbur bırakacak savunma yapabiliyorlar.

* Tüm oyuncular ve Koç başarıya açlar!


Celtics serisini getiren faktörlerdi bunlar. Çarşamba başlayacak Cavs serisinde de final için oynayacak bu takım, kimsenin şüphesi olmasın. Cavs ilk mağlubiyetlerini muhtemelen Magic’ten alacaktır. Lewis’e eşleşmelerini olmaması, James ve Mo-Will dışında penetreciye sahip olmamaları, çok iyi savunma yapıyor olmalarına karşın, hücumda takımca aynı performansı gösterememeleri dezavantajları olacaktır. Ayrıca Cavs’in kafa kafaya giden maçlarda nasıl maç sonu oynadığını da hatırlayacak olursak, psikolojik avantajın Magic’ten yana olacağını söylemek ütopik olmayacaktır. Özetle şunu demiş olalım; Orlando Cavs’e inanılmaz ters gelen bir takım.


TNT, ESPN’de maç önü yorumcuların yaptığı türden bir tur geçme reçetesi vereyim ben de:

  • Lebron’ın arkadaşlarını oynatmasına izin verme (İsterse her maç 40 atsın ama kendi başına oynasın)
  • Set hücumlarını Lewis üzerinden kur (eşleşme sorunlarından faydalan)
  • Tempoyu yavaşlat, kontrolü elinde tut (Çok pas yap, süreyi kullan, fast-break yeme)
  • Maç sonu topu sakın Alston’a verme!

Seri bana en az 6 maça uzayacakmış gibi geliyor, ve hatta 4-2 Magic diyorum hislerime bakarak, mantıksa 4-3 Cavs diyor. Celtics serisinde hislerim kazandı, umarım bu sefer de aynısı olur.

Cavs maçlarında görüşmek üzere!

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Orlando 7.Maçı Farklı Kazandı, Cavs’in Rakibi Oldu

Mayıs 18, 2009, 4:41 am | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Yazı ilk fırsatta gelecek ama bu mutluluğu ve Hidayet’in muhteşem performansını nasıl anlatacağım bilmiyorum. 13 sene sonra konferans finallerindeyiz!

Orlando 7.Maçı Farklı Kazandı, Cavs’in Rakibi Oldu

Mayıs 18, 2009, 4:41 am | Boston Celtics, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yazı ilk fırsatta gelecek ama bu mutluluğu ve Hidayet’in muhteşem performansını nasıl anlatacağım bilmiyorum. 13 sene sonra konferans finallerindeyiz!

>He’s Amazing, So Amazing!

Mayıs 18, 2009, 4:31 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Orada olan ve takımını taşıyan adam!

He’s Amazing, So Amazing!

Mayıs 18, 2009, 4:31 am | Hidayet Türkoğlu, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum
Orada olan ve takımını taşıyan adam!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.