>Doğu Cephesi Muharebesi

Nisan 3, 2009, 3:37 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu sabaha karşı saatler 03:10’u gösterdiğinde Doğu Konferansının play-off finaline ışık tutacak bir maç başlayacak. Orlando Magic sahasında Konferans ve NBA lideri Cleveland Cavaliers’ı konuk edecek. Dün gece Wizards deplasmanında beklemediği bir tokat yiyen Lebron ve tayfası kendilerine ters gelen Magic’i iyice 3. sıraya itip liderliklerini pekiştirmek isteyecekler. Öte yandan Alston’ın gelmesiyle özellikle son maçlarda ritmini yakalan Orlando’nun 3 Büyüğü Howard, Lewis ve Hidayet Amway Arena’yı Kralın askerlerine dar etmek için hazırlar. Muhteşem bir maç olacak, özellikle savunmaların kıran kırana kapışmasını izleyeceğiz ve bence 3 hanelere kolay kolay gitmeyen bir skorla karşılacağız. Basketbolseverler için hafta sonuna zevkli başlamak için iyi bir fırsattır kaçırmayın derim. Fanatizmimden dolayı tabii ki Orlando saflarındayım yine ve mesaj veren bir galibiyetin duacısıyım. Haydi Magic, 20. yıl şerefine!

Reklamlar

Doğu Cephesi Muharebesi

Nisan 3, 2009, 3:37 pm | Cleveland Cavs, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu sabaha karşı saatler 03:10’u gösterdiğinde Doğu Konferansının play-off finaline ışık tutacak bir maç başlayacak. Orlando Magic sahasında Konferans ve NBA lideri Cleveland Cavaliers’ı konuk edecek. Dün gece Wizards deplasmanında beklemediği bir tokat yiyen Lebron ve tayfası kendilerine ters gelen Magic’i iyice 3. sıraya itip liderliklerini pekiştirmek isteyecekler. Öte yandan Alston’ın gelmesiyle özellikle son maçlarda ritmini yakalan Orlando’nun 3 Büyüğü Howard, Lewis ve Hidayet Amway Arena’yı Kralın askerlerine dar etmek için hazırlar. Muhteşem bir maç olacak, özellikle savunmaların kıran kırana kapışmasını izleyeceğiz ve bence 3 hanelere kolay kolay gitmeyen bir skorla karşılacağız. Basketbolseverler için hafta sonuna zevkli başlamak için iyi bir fırsattır kaçırmayın derim. Fanatizmimden dolayı tabii ki Orlando saflarındayım yine ve mesaj veren bir galibiyetin duacısıyım. Haydi Magic, 20. yıl şerefine!

>Bayrak Anfield’da Dalgalanmaya Devam Edecek

Nisan 3, 2009, 2:56 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Liverpool kaptanı ve takımın simge ismi Steven Gerrard takımıyla 2012-2013 sezonu sonuna kadar sözleşme yeniledi. Yani 32 yaşına kadar Merseyside’da kalması garanti oldu çok büyük bir sürpriz olmazsa. Yeni ücreti haftalık 150 bin Pound. Yıllık kazancı 7 milyon 800 bin Pound’a yani bizim parayla yaklaşık 18,5 milyon TL’ye denk geliyor. Güle güle yesin Gerrard, abuk sabuk adamların astronomik paralar kazandığı şu ortamda, böylesine kıymetli bir bayrağın bu parayı kazanması normaldir. Benitez’in kafası rahatlamıştır, takımın ana kolonu yerinde bakalım ilk katlarını yaptığı binası daha ne kadar yükselecek.

Bayrak Anfield’da Dalgalanmaya Devam Edecek

Nisan 3, 2009, 2:56 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Liverpool kaptanı ve takımın simge ismi Steven Gerrard takımıyla 2012-2013 sezonu sonuna kadar sözleşme yeniledi. Yani 32 yaşına kadar Merseyside’da kalması garanti oldu çok büyük bir sürpriz olmazsa. Yeni ücreti haftalık 150 bin Pound. Yıllık kazancı 7 milyon 800 bin Pound’a yani bizim parayla yaklaşık 18,5 milyon TL’ye denk geliyor. Güle güle yesin Gerrard, abuk sabuk adamların astronomik paralar kazandığı şu ortamda, böylesine kıymetli bir bayrağın bu parayı kazanması normaldir. Benitez’in kafası rahatlamıştır, takımın ana kolonu yerinde bakalım ilk katlarını yaptığı binası daha ne kadar yükselecek.

>Sven Goran Eriksson’a Meksika’dan Tekme!

Nisan 3, 2009, 2:36 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>
Arkadaş zaten ne işin vardı Meksika’da? Telefon bekliyormuş taliplilerden, tekrar EPL’de çalışmak istermiş, hadi canım!

Sven Goran Eriksson’a Meksika’dan Tekme!

Nisan 3, 2009, 2:36 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın


Arkadaş zaten ne işin vardı Meksika’da? Telefon bekliyormuş taliplilerden, tekrar EPL’de çalışmak istermiş, hadi canım!

>Eşi Defne Samyeli’nden Eren Talu ve Seyrantepe Gerçeği

Nisan 3, 2009, 2:07 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Hayallerinin peşinde koşmak adına risk alan insanlara çok saygı duyarım.Emin ve sakin sularda olmak pahasına, içgüdülerine, isteklerine gem vurmak bana göre değil.

Yapı itibariyle ben de öyleyim. Risk almaktan çekinmesem, kimin ne diyeceğine çok takılsam, ben, bugünkü ben olmazdım. Haa, ‘bugünkü ben’ iyidir, kötüdür, doğrudur, değildir, bilemeyeceğim.
Tek bildiğim benim bugünkü Defne’den çok memnun olduğum.
Daha memnun olduğum bir başka şey de, kendime eş olarak müthiş bir adam seçmiş olmam.

Kocam Eren zaten hayran olunacak birisi. İyi kalpli, kimsenin ayağına basmayan, şefkatli ve hassas bir adam.
Bu geçtiğimiz yılda, bu özelliklerine ek olarak, ne kadar ‘kahraman’ bir yüreği olduğunu da anladım.
Eren, hayallerinin peşinde koştu.
Ve Galatasaray’ın yeni stadının yapımı ihalesine girdi. Daha önce pek çok ihaleye girmişti; ama bunun Eren için önemi vardı:
Çünkü Galatasaray’a stad yapacaktı.

Bilen bilir. Eren’in ailesi beş kuşaktır Galatasaraylı. Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde babasının dedesi Recaizade Mahmut Ekrem’in büstü var.

Sarı kırmızılı takımın Seyrantepe konusundaki makus talihini değiştirmek onun için öyle bir tutku halini aldı ki, bir çok aklı başında kişinin girmeyi bile düşünmediği ihaleye resmen balıklama atladı.
Projeyi ihaleye çıkaran TOKİ’nin Başkanı Erdoğan Bayraktar, bundan birkaç ay önce aynen şöyle dedi:

‘Bu işi yapacak bir deli aranıyordu. Bulundu. Eren Bey resmen delilik yaptı.’
Evet, delilikti.
Zira, şartları çok ağırdı.
Önce yaklaşık 200 milyon dolar kadar bir para harcayıp sıfırdan bir stad inşa etmeniz gerekiyordu.
Stad da devletin, arsa da devletin olacaktı.
Ev yapıyor olsanız, bir yandan maketten satarak para bulmanız mümkün. Hiç bir şeyini satamayacağınız, garanti olarak gösteremeyeceğiniz bir stadın inşaatını nasıl finanse edersiniz?

Delilik melilikti; ama gün, başka bir gündü. Başarı adına risk alabilmek için doğru bir gündü. Potansiyel ortaklar ve bu işe finansman sağlamak isteyen bankalar kapıda resmen kuyruktaydı.
Sonra ne olduysa oldu; Türkiye’nin siyasi iklimi değişti. İlk yabancı ortak, dayanamadı gitti.

Bu arada neredeyse Haziran ayı olmuştu; çok değerli bir 6 ay kaybedilmişti. Bürokratik engeller, stad zemininin ‘elverişsiz’ çıkması yüzünden değişmesi gereken planlar nedeniyle inşaat Haziran’da başlayabildi.

Bu arada yeni ortak arayışları devam etti.
Eren, varını yoğunu ortaya koyarak inşaata devam etti. Galatasaraylılar’a söz vermişti; stadın vaktinde yetişmesi lazımdı.
Dünyayı sarsan ekonomik kriz Türkiye’nin de kapısını çalınca yeni ortak ve finansman bulmak iyice zorlaştı.
Kocam yılmadı; her ihtimali değerlendirdi. Körfez ülkelerini gezdi. Hatta bir süre Dubai’de resmen yaşadı diyebilirim.
Sonunda Abu Dhabi Emiri’nin akrabası Şeyh Nahayan’in şirketini ortak olarak buraya getirdi.
Dertler bitmedi.

Zaten birinci günden itibaren aile olarak bu ihaleyle ilgili başımıza gelenler, Alacakaranlık Kuşağı gibi dizi olur.

Sadece bürokratik, ekonomik engellerden söz etmiyorum.
Bir kaç kere çok ciddi anlamda kasıtlı olarak batma noktasına getirildik.
Son bir buçuk yılda insanoğlunun istediği zaman ne kadar karanlık olabileceğine şahit olduk. Bazı dost bildiklerimizin bizim zor durumda olmamızdan çıkardıkları keyfi gözlemledik. Bazı yeni ve harika arkadaşlar edindik.

Ailemizin ve en yakın dostlarımızın desteğinin ne kadar önemli, ne kadar şükredilesi olduğunu keşfettik.

Bu proje kapsamında öyle şeyler yaşadık ki, Eren kamuoyuyla paylaşılmasına rıza göstermediği takdirde bunlar benimle mezara gidecek.

Kocam, isyan çıkaran işçilere para ödeyebilmek için yine Dubai’de yaşamaya başladığı günlerde, yetişebildiği kadar her ortamda yayınlara katılıp demeç vererek kibarca işin aslını anlatmaya çalıştı.
Anlayan anladı; anlamayan/dinlemeyen anlamadı.
Bunu yaparken, vakitsizlikten uzayan sakalıyla, AKP’ye yaranmaya çalışmakla suçlandı.

Defalarca her şeyimizi kaybetme noktasına geldik.
Eren, bu ortamda kendisinden çok daha büyük şirketler, inşaatlarına çoktan kilit vurmuşken, ortaklar finansmanı kesmiş olmasına rağmen çözüm üretti; inşaatı sürdürdü.

Ne zaman ki işçiler,-yönlendirildiklerini sonra gelip bize itiraf ettiler- onu zor durumda bırakmak için inşaatta iyice taşkınlık yapar hale geldiler ve de GS bayrağını indirdiler; o zaman o inşaatı artık terk etmeleri gerekti.
Şimdi, her şey yolunda gibi.

Yola devam yani. Bu hafta yeniden betonlar dökülmeye başlandı.
Galatasaraylılar, stadlarına kavuşacak.

Yeni bir problem çıkabilir mi? Elbette, hiç bir şeyin garantisi yok hayatta.

Ama bilin ki, bazen hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi olmuyor.
Çok değerli bulduğum, sevdiğim bir insanın, inandığı iş için kahramanca çarpışırken hak etmediği ithamlarla karşı karşıya kalması sonucu, bu yazıyı yazayım dedim de, tarihe bir not düşelim.
Geçen haftaki yazımda demiştim: Allah, kınayanın başına böyle ihale versin.

Geri alıyorum, vermesin.
En azından herkese.
Bir aile olarak herkes bizim kadar güçlü duramayabilir.
Kıssadan hisse:
İnandıklarımız için yola devam. Kim ne derse desin.

Not: Defne Samyeli’nin Güneş Gazetesi’ndeki yazısıdır.

Eşi Defne Samyeli’nden Eren Talu ve Seyrantepe Gerçeği

Nisan 3, 2009, 2:07 pm | Futbol, Galatasaray, Hayat kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hayallerinin peşinde koşmak adına risk alan insanlara çok saygı duyarım.Emin ve sakin sularda olmak pahasına, içgüdülerine, isteklerine gem vurmak bana göre değil.

Yapı itibariyle ben de öyleyim. Risk almaktan çekinmesem, kimin ne diyeceğine çok takılsam, ben, bugünkü ben olmazdım. Haa, ‘bugünkü ben’ iyidir, kötüdür, doğrudur, değildir, bilemeyeceğim.
Tek bildiğim benim bugünkü Defne’den çok memnun olduğum.
Daha memnun olduğum bir başka şey de, kendime eş olarak müthiş bir adam seçmiş olmam.

Kocam Eren zaten hayran olunacak birisi. İyi kalpli, kimsenin ayağına basmayan, şefkatli ve hassas bir adam.
Bu geçtiğimiz yılda, bu özelliklerine ek olarak, ne kadar ‘kahraman’ bir yüreği olduğunu da anladım.
Eren, hayallerinin peşinde koştu.
Ve Galatasaray’ın yeni stadının yapımı ihalesine girdi. Daha önce pek çok ihaleye girmişti; ama bunun Eren için önemi vardı:
Çünkü Galatasaray’a stad yapacaktı.

Bilen bilir. Eren’in ailesi beş kuşaktır Galatasaraylı. Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde babasının dedesi Recaizade Mahmut Ekrem’in büstü var.

Sarı kırmızılı takımın Seyrantepe konusundaki makus talihini değiştirmek onun için öyle bir tutku halini aldı ki, bir çok aklı başında kişinin girmeyi bile düşünmediği ihaleye resmen balıklama atladı.
Projeyi ihaleye çıkaran TOKİ’nin Başkanı Erdoğan Bayraktar, bundan birkaç ay önce aynen şöyle dedi:

‘Bu işi yapacak bir deli aranıyordu. Bulundu. Eren Bey resmen delilik yaptı.’
Evet, delilikti.
Zira, şartları çok ağırdı.
Önce yaklaşık 200 milyon dolar kadar bir para harcayıp sıfırdan bir stad inşa etmeniz gerekiyordu.
Stad da devletin, arsa da devletin olacaktı.
Ev yapıyor olsanız, bir yandan maketten satarak para bulmanız mümkün. Hiç bir şeyini satamayacağınız, garanti olarak gösteremeyeceğiniz bir stadın inşaatını nasıl finanse edersiniz?

Delilik melilikti; ama gün, başka bir gündü. Başarı adına risk alabilmek için doğru bir gündü. Potansiyel ortaklar ve bu işe finansman sağlamak isteyen bankalar kapıda resmen kuyruktaydı.
Sonra ne olduysa oldu; Türkiye’nin siyasi iklimi değişti. İlk yabancı ortak, dayanamadı gitti.

Bu arada neredeyse Haziran ayı olmuştu; çok değerli bir 6 ay kaybedilmişti. Bürokratik engeller, stad zemininin ‘elverişsiz’ çıkması yüzünden değişmesi gereken planlar nedeniyle inşaat Haziran’da başlayabildi.

Bu arada yeni ortak arayışları devam etti.
Eren, varını yoğunu ortaya koyarak inşaata devam etti. Galatasaraylılar’a söz vermişti; stadın vaktinde yetişmesi lazımdı.
Dünyayı sarsan ekonomik kriz Türkiye’nin de kapısını çalınca yeni ortak ve finansman bulmak iyice zorlaştı.
Kocam yılmadı; her ihtimali değerlendirdi. Körfez ülkelerini gezdi. Hatta bir süre Dubai’de resmen yaşadı diyebilirim.
Sonunda Abu Dhabi Emiri’nin akrabası Şeyh Nahayan’in şirketini ortak olarak buraya getirdi.
Dertler bitmedi.

Zaten birinci günden itibaren aile olarak bu ihaleyle ilgili başımıza gelenler, Alacakaranlık Kuşağı gibi dizi olur.

Sadece bürokratik, ekonomik engellerden söz etmiyorum.
Bir kaç kere çok ciddi anlamda kasıtlı olarak batma noktasına getirildik.
Son bir buçuk yılda insanoğlunun istediği zaman ne kadar karanlık olabileceğine şahit olduk. Bazı dost bildiklerimizin bizim zor durumda olmamızdan çıkardıkları keyfi gözlemledik. Bazı yeni ve harika arkadaşlar edindik.

Ailemizin ve en yakın dostlarımızın desteğinin ne kadar önemli, ne kadar şükredilesi olduğunu keşfettik.

Bu proje kapsamında öyle şeyler yaşadık ki, Eren kamuoyuyla paylaşılmasına rıza göstermediği takdirde bunlar benimle mezara gidecek.

Kocam, isyan çıkaran işçilere para ödeyebilmek için yine Dubai’de yaşamaya başladığı günlerde, yetişebildiği kadar her ortamda yayınlara katılıp demeç vererek kibarca işin aslını anlatmaya çalıştı.
Anlayan anladı; anlamayan/dinlemeyen anlamadı.
Bunu yaparken, vakitsizlikten uzayan sakalıyla, AKP’ye yaranmaya çalışmakla suçlandı.

Defalarca her şeyimizi kaybetme noktasına geldik.
Eren, bu ortamda kendisinden çok daha büyük şirketler, inşaatlarına çoktan kilit vurmuşken, ortaklar finansmanı kesmiş olmasına rağmen çözüm üretti; inşaatı sürdürdü.

Ne zaman ki işçiler,-yönlendirildiklerini sonra gelip bize itiraf ettiler- onu zor durumda bırakmak için inşaatta iyice taşkınlık yapar hale geldiler ve de GS bayrağını indirdiler; o zaman o inşaatı artık terk etmeleri gerekti.
Şimdi, her şey yolunda gibi.

Yola devam yani. Bu hafta yeniden betonlar dökülmeye başlandı.
Galatasaraylılar, stadlarına kavuşacak.

Yeni bir problem çıkabilir mi? Elbette, hiç bir şeyin garantisi yok hayatta.

Ama bilin ki, bazen hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi olmuyor.
Çok değerli bulduğum, sevdiğim bir insanın, inandığı iş için kahramanca çarpışırken hak etmediği ithamlarla karşı karşıya kalması sonucu, bu yazıyı yazayım dedim de, tarihe bir not düşelim.
Geçen haftaki yazımda demiştim: Allah, kınayanın başına böyle ihale versin.

Geri alıyorum, vermesin.
En azından herkese.
Bir aile olarak herkes bizim kadar güçlü duramayabilir.
Kıssadan hisse:
İnandıklarımız için yola devam. Kim ne derse desin.

Not: Defne Samyeli’nin Güneş Gazetesi’ndeki yazısıdır.

>Bu Lost Adamı Hasta Eder

Nisan 3, 2009, 10:33 am | Televizyon kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Lost 12. Bölüm Fragmanı

Daha 11. bölümün etkisinden çıkamamışken alın size 12. bölümün kısa fragmanı ve şok şok şok! Bu dizi bitince ne yapacağız biz Allah Aşkına? Fragman Türkçe altyazılı ve yüksek kaliteli, nessima.com tarafından hazırlanmış, hazırlayanlara sonsuz teşekkürler.

Ayrıca bir de hemen aşağıda dizi içerisinde henüz yayınlanmamış ve Comic-Con 2008′ de yayınlandıktan sonra hemen internete düşmüş olan Dr. Pierre Chang’in arka plandaki gizli isimlerle birlikte hazırladığı ve Purge’ü anlatıp Dharma’nın tekrar kurulması gerektiğini anlatan video var. Video’da geçen isimlere de dikkat.

Pierre Chang’in şoke eden videosu

Bu Lost Adamı Hasta Eder

Nisan 3, 2009, 10:33 am | Televizyon kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum

Lost 12. Bölüm Fragmanı

Daha 11. bölümün etkisinden çıkamamışken alın size 12. bölümün kısa fragmanı ve şok şok şok! Bu dizi bitince ne yapacağız biz Allah Aşkına? Fragman Türkçe altyazılı ve yüksek kaliteli, nessima.com tarafından hazırlanmış, hazırlayanlara sonsuz teşekkürler.

Ayrıca bir de hemen aşağıda dizi içerisinde henüz yayınlanmamış ve Comic-Con 2008′ de yayınlandıktan sonra hemen internete düşmüş olan Dr. Pierre Chang’in arka plandaki gizli isimlerle birlikte hazırladığı ve Purge’ü anlatıp Dharma’nın tekrar kurulması gerektiğini anlatan video var. Video’da geçen isimlere de dikkat.

Pierre Chang’in şoke eden videosu

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.