Kabustan Umuda

Mart 5, 2009, 3:18 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Merhabalar Sevgili Orlando Magic Dostları,

Geçen yazıdan bu yana epey vakit geçti. Blogu takip edenler uzun süredir hastalıktan ve sonrasında da yoğun iş temposundan muzdarip olduğumu biliyorlardır. Aslında 2 hafta önce bitmesi planlanan yazıyı ancak gönderebildim. Tabi bunda sırf benim suçum yok. Öylesi gelişmeler oldu ki arka arkaya dur şunu da bekleyelim, şu da olsun derken arayı bayağı açtık. Affedin deyip kelama giriyorum.

Geçen yazının isabet ettiği tarihte Magic 26-8’lik derecesiyle Güneydoğu Grubu lideri Konferans 3.sü ve Lig 4.sü konumundaydı. Derece hariç geri kalan her şey aynı. Bu sefer Magic 44-16‘lık derecesiyle Güneydoğu Grubu lideri Konferans 3.sü ve Lig 4.sü konumunda. O dönemden bu yana 18-8’lik bir performans gösterilmiş ki takımın durumunu bilmeyen biri dışarıdan baktığında performans düşüklüğü var diyebilir rahatlıkla. Ancak yaşanan sıkıntılar ve takımın hala pozisyonuna sıkı sıkı tutunduğu düşünüldüğünde fikirler bir anda değişiveriyor. 1 ay öncesine ve bugüne bir bakarsak takımın bir ölçüde kabuk değiştirdiğine şahit oluyoruz. Bu değişimi ve nedenlerini şöyle sakince bir irdeleyelim.

Takım olabilme zihniyetini Magic’e aşılamış ve bilmem kaç sezonun serseri mayını Nelson’ı kontrol edilebilir, olabildiğince takıma faydalı bir hale sokmuş olan Van Gundy için en büyük korkulu rüya takımın iskeletini oluşturan 4 oyuncusundan birinin sakatlanıp sezonu kapamasıydı kuşkusuz. Birçok demecinde sağlıklı kalmaktan bahsederken, paylaşımdan bahsederken hep aklında sakatlık var gibiydi. Pietrus’un sakatlığı çok da zarar vermemişti çünkü Fransız bu takımın tamamlayıcısıydı, tıpkı çaylak Lee, Johnson, Redick, Bogans, Gortat, Battie gibi. Bu isimlerin yokluğu bir şekilde telafi edilebilir ancak o 4 adama bir şeyler olursa takımdaki dengeleri bozmak gerekirdi. Ve o kabus bir Dallas maçında gerçek oldu. Pota altına girdiği bir pozisyonda Dampier’le çarpışan Nelson bir de omzunun üstüne düşünce Van Gundy için film koptu. Sadece Nelson’ı dinlendirmeye ve sahada 5. adam olmaya yarayan Johnson bir anda takımın tek gardı haline geldi. Takımın 3. gardı olarak imzalan Mike Wilks sezon başında ciddi şekilde sakatlanıp geçirdiği ameliyat sonrası sezonu kapamıştı ama olsa da fark etmezdi zaten çünkü o Mike Wilks bu takım ise tepeye oynayan Orlando Magic. Sezon başından itibaren Tim Povtak başta olmak üzere Orlando yerel basını hep Otis Smith’i eleştirdi oyun kurucu konusunda. Nelson’a bir şey olursa ne yapacaksınız dediler. FSN Florida’da Magic maç yorumculuğu yapan eski koçumuz Matt Guokas ise bu hamlenin Hidayet’e aşırı güven nedeniyle yapıldığını ama lüks vergisi mevzuunun da etkili olduğunu söyledi maç yayınlarında hep. Öyle ya da böyle Magic Nelson ve Johnson’ın yanına sorumluluk alabilecek 3. bir oyun kurucuyu eklemedi ve o talihsiz 2 Şubat akşamında ilk defa seçildiği All-Star’da oynama umutlarıyla birlikte sezonunu da rafa kaldırdı Nelson. Nelson’ın sakatlığı torn labrum denilen omuz eklemini tutan omuz kapsülünün yırtılması. Bu sakatlığın en garanti çözümü ameliyat ve bu da 6 ay spordan uzak kalmak anlamına geliyor. Takımın tek oyun kurucuya kalması ve bu kadar umut dolu bir sezonun kaybedilmesi olasılığına karşın Nelson ameliyata alternatif olarak fizik tedavi ve omuz sabitleyerek en azından play-offlara takıma dönüp arkadaşlarına katkı vermeye karar verdi. Keza takas süresinin bitmesine yaklaşık 2 hafta vardı, takımı sürükleyebilecek bir adamı takasla almak çok zordu ve serbest oyuncu piyasasında da aranan nitelikte bir Allah’ın kulu yoktu. Nelson’ın yaptığı çok büyük fedakarlıktı ve senelerdir oyununu ne kadar eleştiriyor olsak da ne kadar karakterli bir adam olduğunu gösterdi bize bu hareketiyle.

Bu noktadan sonra o 2 haftalık süreçte Otis Smith belki de Genel Menajerlik kariyerinin en aklı başında 2 hamlesine imza attı. Geçen yazıda Bogans ile Van Gundy’nin tartıştığını ve Bogans’ın Magic kariyerinin en iyi ihtimalle bu sezon sonu biteceğini belirtmiştim. Tam da beklediğim gibi oldu ve Bogans’ın biten kontratı, zaten Lee ve Pietrus’un arkasında kaldığından artık fayda da sağlamıyordu) bir oyun kurucuya dönüştü. Bucks ile yapılan takasta Bogans Miwaukee’nin yolunu tutarken ligin gezgin ve tecrübeli oyuncularından eski Magicli Tyronn Lue Orlando’ya geldi. Lue kariyeri boyunca hep 2. planda kalmış, yedek olarak oynadığı takımlara hizmet etmiş, alternatif olmaktan öteye geçememiş bir oyuncu olsa da iyi bir şutör olduğu ve zaman zaman iyi pas dağıttığı söylenebilir. Bu hamlenin Magic açısından oyun kurucu sorununu çözüp çözmediğini Lue takıma girip oynadıkça görmektense ben Nelson’ın tedavisi hakkındaki kararını değişitirip değiştirmeyeceğine bakmak istedim. Ve Nelson fizyoterapiye devam etti. Bunu gördüğüm an “Demek ki Lue’ya güven düşük, bir takas ihtimali daha olabilir.” diye düşündüm. Ancak kadroya baktığımda Smith ve Van Gundy’nin sakat Nelson, Howard, Lewis, Hidayet, Pietrus, Lee’ye dokunmayacağını, oyun kurucu sayısı henüz yeni ikiye çıkmışken Johnson’ın gönderilmeyeceğini, piyasadan Gortat ve Battie kıvamında, takıma hemen adapte olabilecek bir serbest oyuncu da bulunamayacağını düşündüm. Bu noktada feda edilmesi muhtemel adamlar hiçbir takas değeri olmayan Foyle, Wilks, Cook ve hala NBA’e adapte olamamış Redick olarak öne çıktılar. Redick diğer oyuncuların sakatlık dönemlerinde zaman zaman sahne alıp fena olmayan performanslar vermiş ve Bogans’ın gidişiyle süresi artmış olsa da hala 2 numarada 3. adamdı ve talipleri olabilirdi. Ancak 1 sene daha çaylak kontratının devam edecek olması para açısından bakıldığında onu pek çekici kılmıyordu. Foyle ve Wilks’in kontratları da minimum olduğundan takas değerleri zaten yok gibiydi. Gelcek sene oyuncu opsiyonuna sahip olan Cook’un ise nasıl olur da talibi çıkardı ki! Tam anlamıyla tıkanmış bir durumda Smith’in bir çok takas görüşmesi yaptığı ve telefonların birer birer suratına kapandığını okuyorduk. Hiçbir şey vermeden oyun kurucu almaya çalışmak haliyle çok zordu.

Ateşler içinde yattığım NBA takas izninin son saatinde bilgisayarımı açık bırakmış ve ilaçlarımı içip sızmıştım. Gözlerimi açtığımda bir an için rüya gördüğümü sandım. Ağır ilaç tedavisi kesin halüsinasyona falan sebep olmuştu, neymiş efendim Alston Magic’e takas olmuş. Gülüp yatmaya devam ettim. Bir süre sonra tam anlamıyla uyanıp bilgisayarı kucağıma aldığımda gördüğüm şey rüya değildi. Orlando Magic gerçekten Alston’ı Houston’dan takas etmiş ve karşılığında Cook’u vermişti. İyi de nasıl ve neden? Acaba Rockets yönetimini silahla mı tehdit etmişti Smith yoksa elinde Morey’in gizli çekim kasetleri mi vardı, şantaj mı yapmıştı? Şoka girdim, ateşten yanan başım bir anda buz kesildi, hayatla bağlantımı tekrar kurdum ve sanki bir anda iyileştim!

Memphis-Houston-Orlando arasındaki üçlü takasta Alston Orlando’ya gelirken Rockets Cook’u ve Memphis’ten Kyle Lowry’i, Memphis ise Orlando’dan 1 birinci tur oyuncu seçim hakkı ve Foyle ile Wilks’i almıştı. Memphis kazançlıydı faydalanamadıkları bir adamdan kurtulup sezon sonu bitecek az da olsa 2 kontrat ve bir seçim hakkı kazanmış, gelecek sezon için yaklaşık 30 milyonluk bir serbest bütçe ve potansiyel kazanmışlardı. Orlando kazançlıydı hiç oynamayan 3 adam verip önemli bir oyun kurucuyu kadroya katmışlardı, üstelik gelecek sezonki oyun kurucu rotasyonu şimdiden hazırdı. Peki sadece Lowry için bu takas Rockets açısından yapılır mıydı, Brooks’a bu güven doğru muydu bunu zaman gösterecek, üzerine Rockets tarafından bakınca en güzel sözü söyleyecek adam Oral, ben bu konuyu fazla eşelemeyeyim.

Nelson’ın sakatlığından sonra Lue’ya da tam anlamıyla bir güven sağlanamayınca her ne kadar ilk beşte Johnson oyun kurucu olarak çıksa da, birkaç senedir popüler olan tabirle point-forward olarak takımın oyun kuruculuğu Hidayet’e verildi. Nelson sağlıklıyken de her maç yaklaşık 15 dakika bu görevi yapan Hidayet’in sorumluluğu bir anda 35-40 dakikaya yayılmış oldu. Hücumlarda oyun kurup savunmada rakibin kısa forvetini savunmak doğal olarak Hidayet’i çok yıprattı. Bu felsefe ile çıkılan 6 maçta Clippers, Nets ve Bobcats’i yenen Magic Indiana ve Denver’a başa baş geçen maçlarda yenilirken Hornets’tan tarihi fark yedi. O son Hornets maçı zaten işleri hızlandıran katalizör oldu bir anlamda. Hemen görüşmeler hızlandırıldı ve Alston alındı. Bu 6 maçlık dönemde asist ortalaması bir hayli artan Hidayet’in şut yüzdesi muazzam miktarda düştü. Lewis de gerekli katkıyı veremeyince play-off kalibresindeki takımlardan tokatlar ardı ardına gelmeye başladı. Hücumda Nelson’ın deliciliği çok önemli bir faktördü bu sezon Magic için. Johnson’da bu özelliğin olmaması, Hidayet’in 1 numarada oynayıp zaman zaman o deliciliği göstermeye çalışırken dışarıda önemli tehdit olarak sadece Lewis’in kalması rakiplerin savunmada işini oldukça kolaylaştırdı. Hep bahsettiğimiz eşleşme sorunları ortadan kalkınca Magic kolay durdurulur bir takım haline geldi. Özellikle Denver ve New Orleans maçları bu gözle seyredilirse ibret niteliğindedir.

Alston’ın gelişiyle birlikte takım çok iyi bir top sürücüsü, iyi bir pasör ve aynı zamanda delici bir silah kazanmış oldu. Nelson’dan bu sezonki şut performansı çok kötü olsa da top dağıtıcılığı iye ayrılan bir isim Alston. Boş adamı zamanında görmesi ve topu her daim elinde istememesi belki de onu takım için Nelson’dan daha önemli bir konuma getirecek play-off yolunda. Alston’la Hidayet ve Lewis’in performanslarının artışı da bu takas ne kadar doğru ve Magic için elzem olduğunu gösterir nitelikte. Nelson’ın sakatlandığı Dallas maçından Alston’ın takıma uyum sağlamaya çalıştığı şu güne kadar kaybedilen 6maçı bir kenara koyarsak Magic’in aslında ligde çok önemli bir tehdit olduğunu açık şekilde görürüz. Pozisyon aldığında topu elinde bulacak Lewis, Hidayet ve Howard’ın bu takımı taşımaya devam edeceği aşikâr. Alston’ın takıma kazandırılmış olması o nedenle çok ama çok önemli. Bu gelişmeler ve Alston’un takıma kolayca oturmasıyla birlikte Nelson fizyoterapiyi bırakarak ameliyat masasına gönül rahatlığıyla yatıp sezonu resmen kapamış oldu.

Geride kalan süreçte Lewis yine ligin en çok üçlük kulanan ve isabet bulan oyuncusu konumunda. Alston ve Hidayet’le birlikte oynuyor olması son günlerde daha müsait pozisyonlar bulabilmesini sağladı ve bu böyle devam edecektir kuşkusuz. Hidayet yeni doğan kızı Ela’nın ve oyun kurucu sorumluluğunun üzerinde kalkmasının verdiği moralle bir hayli iyi oyunlar çıkarmaya başladı. Howard bildiğimiz gibi. Takımın minimum kontratlı roster-filler diye tabir edebileceğimiz oyuncusu Richardson’ı bir kenara koyduğumuzda geri kalan herkes maçına göre süre alıyor ve en iyi performansını vermeye çalışıyor. Bu noktada Redick’in yüzünün artık güldüğünü, oynamadığı maçlarda bile kendisini bu takımın bir parçası gibi hissettiğini söylemek, Orlando Magic’te Van Gundy’nin takım olmak adına yaptığı işlerin ne kadar isabetli olduğunu göstermekte. Gortat’ın uzunca bir süre oynamadıktan sonra çıkıp gladyatör gibi savaşması, Battie’nin hep hazır olması hem taraftara güven veriyor hem de Magic’e duyulan saygıyı arttırıyor.

Şu sıralar Nelson’la birlikte takımda sadece 13 oyuncusu olan Orlando’da 14 ve 15. oyuncular için arayış sürmekte. Oluşabilecek tek bir sakatlıkta daralabilecek kadro Smith ve Van Gundy’i yeterince korkutmuş durumda. Alston takasında Memphis’e verilen veteran Foyle 1 Mart’ta serbest bırakıldı ve tekrar takıma dönmesi gündemde. 15. isim için şu an gündemde bir isim yok ama 4 numara oynayabilecek birilerinin arandığı söyleniyor.

Gözüken o ki Magic oturan kadrosu ile geri kalan 22 maçın 15 ya da 16’sını rahatça kazanacak kapasitede. Hedefin 20. sezonda kulüp tarihinin en iyi galibiyet yüzdesini yakalamak olduğunu ve en az 60 galibiyet yakalamak arzusunun takımı kamçılayabileceğini söylemek yanlış olmaz. O yüzden sezon sonu Doğu’da play-off yarışı sürerken Orlando’nun New York, Atlanta, Charlotte, Milwaukee gibi takımlara acımayacağını düşünüyorum. Şu anki tabloya göre Nelson sakatlığının da etkisiyle Cavs ve Celtics ile arası açılan Magic yukarıya tırmanmak için rakiplerinin tökezlemesini bekleyecek. Tabii bu arada bu 2 rakibiyle yapacağı 3 maçı da kazanması gerek Van Gundy’nin öğrencilerinin. Garnett’in yokluğunu Marbury ve Moore hamleleriyle örten Celtics yine Doğu Liderliği için en büyük aday gibi gözükmekte. Wallace kaybeden Cavs’i Lebron Mo Wiliams’la birlikte daha ne kadar taşıyabilir merak ediyorum açıkçası. Atlanta, Heat ve Pistons’ın ilk tur saha avantajı kavgası sezon sonuna kadar sürecek nitelikte. Konferansı 3. olarak bitirme olasılığı bu kadar yüksekken ilk turda karşımda Pistons’ı görmek istemezdim. Son dönemde Iverson’ın sakatlığıyla birlikte yükselen formunu Iverson döndüğünde de devam ettirebilirse Pistons 4.lük için en büyük adayım.

Bu arada bir All-Star geçirdik ve yarısı Fernandez’in yarısı Howard’ın elinden çalınan bir smaç şampiyonası rezaleti izledik. Böylesi bir yarışmanın bir daha yaşanmamasını ve eski ciddiyetini yakalayan bir şampiyonayı tekrar izleyebilmeyi ümit ediyorum. All-star maçında takımımızı temsil eden Howard görev aldığı sürece bildiğimiz gibi oynadı ama Shaq’tan yediği bacak arası senelerce konuşulacak cinstendi. Lewis ise kısa Doğu rotasyonunda 5 numara oynamak ve çoğunlukla da Shaq’la eşleşmek zorunda kaldığı için sadece orada bulundu demek doğru olacak. All-Star’la ilgili hem NBAKolik’te hem de Orlando’da en çok konuşulan konu Nelson’ın seçilmeyi hak edip etmediği idi. Takip edenler olmuştur Magic Forumunun tam da şurasında başlayan tartışmada neredeyse birbirimize giriyorduk. Muazzam keyifli bir fikirler çatışması e ders niteliğinde bilgilerin paylaşıldığı bir atışmaydı. Basketbolu seven herkes okusun derim. Ben kendi fikrimi bir kez de burada kısaca söyleyeyim, bence Nelson’ın bu sezonki performansı All-Star seçilmek için yeterli değildi, ancak Doğu’da ondan iyi performans veren başkası da olmadığı için o şansı yakaladı. Nasip değilmiş o formayı da sadece fotoğraf çekimlerinde giyebildi, şahsi kanaatim kariyeri boyunca bir kez daha seçilme şansı yakalaması da çok zor.

Son olarak Phoenix ile oynanan maçta Van Gundy ve Shaq arasında yaşanan diyaloga bir değinmek gerek. Maçın 2. devresinde Howard Shaq’la eşleştiği bir pozisyonda içeriye girmeye çalışırken Shaq’a ufak bir müdahalesi oluyor ancak oyun kuralları dahilinde faul sayılamayacak bu müdahaleyi hisseder hissemez Shaq kendini kamyon çarpmış gibi yerlere atıyor ve hücum faul almaya çalışıyor. Tabii kesilen bu rolü yemeyen hakemler düdük çalmıyor ve Howard çift el smaçla bitiriyor pozisyonu. Hemen bu pozisyon sonrası SVG ile Shaq atışmaya başlıyorlar, bir süre tartışıyorlar. Maç sonrası basın toplantısında SVG soru sorulmadığı halde konuya giriyor ve Shaq’ı biraz övdükten sonra, Shaq’ın kariyeri boyu hep bu kendi atmalardan şikayet ettiğini aa şimdi bu işlere girerek kendisine yakışmayan bir hareket yaparak emek hırsızlığı yapmaya çalıştığını söylüyor. Shaq da bunun üzerine sinirleniyor ve kendine konu ile ilgili görüşlerini soran gazetecilere “Van Gundy benim için hiçbiri! İstediği gibi konuşabilir ama onun zamanında ben Heat’teyken en kritik yerlerde takımı nasıl idare edemediğini çok iyi biliyorum.” mealinde bir demeç veriyor. Şu an için ikisi de birbirine sallamış durumda ve olayın farklı bir yere varıp varamayacağını çok merak ediyorum. Shaq’ın da Heat’te kazandığı yüzük sonrası 3 senedir kayda değer hiçbir başarı yakalayamamış olması nedeniyle fazlasıyla agresif olduğu kanaatindeyim ya neyse eski oyuncumuzdur, emeği çoktur fazla konuşmayayım üzerine.


Bu seferlik de benden bu kadar Sevgili Dostlar. “O kadar yazı yazmışsın 2 de istatistik verseydin günaha mı girerdin?” diyenler için nba.com’lar, yahoo’lar, 82 games’ler parmağınız ucunda, beni yormayın diyerek veda ediyorum.

En kısa zamanda görüşmek üzere…

NOT: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

>Kabustan Umuda

Mart 5, 2009, 3:18 pm | NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Merhabalar Sevgili Orlando Magic Dostları,

Geçen yazıdan bu yana epey vakit geçti. Blogu takip edenler uzun süredir hastalıktan ve sonrasında da yoğun iş temposundan muzdarip olduğumu biliyorlardır. Aslında 2 hafta önce bitmesi planlanan yazıyı ancak gönderebildim. Tabi bunda sırf benim suçum yok. Öylesi gelişmeler oldu ki arka arkaya dur şunu da bekleyelim, şu da olsun derken arayı bayağı açtık. Affedin deyip kelama giriyorum.

Geçen yazının isabet ettiği tarihte Magic 26-8’lik derecesiyle Güneydoğu Grubu lideri Konferans 3.sü ve Lig 4.sü konumundaydı. Derece hariç geri kalan her şey aynı. Bu sefer Magic 44-16‘lık derecesiyle Güneydoğu Grubu lideri Konferans 3.sü ve Lig 4.sü konumunda. O dönemden bu yana 18-8’lik bir performans gösterilmiş ki takımın durumunu bilmeyen biri dışarıdan baktığında performans düşüklüğü var diyebilir rahatlıkla. Ancak yaşanan sıkıntılar ve takımın hala pozisyonuna sıkı sıkı tutunduğu düşünüldüğünde fikirler bir anda değişiveriyor. 1 ay öncesine ve bugüne bir bakarsak takımın bir ölçüde kabuk değiştirdiğine şahit oluyoruz. Bu değişimi ve nedenlerini şöyle sakince bir irdeleyelim.

Takım olabilme zihniyetini Magic’e aşılamış ve bilmem kaç sezonun serseri mayını Nelson’ı kontrol edilebilir, olabildiğince takıma faydalı bir hale sokmuş olan Van Gundy için en büyük korkulu rüya takımın iskeletini oluşturan 4 oyuncusundan birinin sakatlanıp sezonu kapamasıydı kuşkusuz. Birçok demecinde sağlıklı kalmaktan bahsederken, paylaşımdan bahsederken hep aklında sakatlık var gibiydi. Pietrus’un sakatlığı çok da zarar vermemişti çünkü Fransız bu takımın tamamlayıcısıydı, tıpkı çaylak Lee, Johnson, Redick, Bogans, Gortat, Battie gibi. Bu isimlerin yokluğu bir şekilde telafi edilebilir ancak o 4 adama bir şeyler olursa takımdaki dengeleri bozmak gerekirdi. Ve o kabus bir Dallas maçında gerçek oldu. Pota altına girdiği bir pozisyonda Dampier’le çarpışan Nelson bir de omzunun üstüne düşünce Van Gundy için film koptu. Sadece Nelson’ı dinlendirmeye ve sahada 5. adam olmaya yarayan Johnson bir anda takımın tek gardı haline geldi. Takımın 3. gardı olarak imzalan Mike Wilks sezon başında ciddi şekilde sakatlanıp geçirdiği ameliyat sonrası sezonu kapamıştı ama olsa da fark etmezdi zaten çünkü o Mike Wilks bu takım ise tepeye oynayan Orlando Magic. Sezon başından itibaren Tim Povtak başta olmak üzere Orlando yerel basını hep Otis Smith’i eleştirdi oyun kurucu konusunda. Nelson’a bir şey olursa ne yapacaksınız dediler. FSN Florida’da Magic maç yorumculuğu yapan eski koçumuz Matt Guokas ise bu hamlenin Hidayet’e aşırı güven nedeniyle yapıldığını ama lüks vergisi mevzuunun da etkili olduğunu söyledi maç yayınlarında hep. Öyle ya da böyle Magic Nelson ve Johnson’ın yanına sorumluluk alabilecek 3. bir oyun kurucuyu eklemedi ve o talihsiz 2 Şubat akşamında ilk defa seçildiği All-Star’da oynama umutlarıyla birlikte sezonunu da rafa kaldırdı Nelson. Nelson’ın sakatlığı torn labrum denilen omuz eklemini tutan omuz kapsülünün yırtılması. Bu sakatlığın en garanti çözümü ameliyat ve bu da 6 ay spordan uzak kalmak anlamına geliyor. Takımın tek oyun kurucuya kalması ve bu kadar umut dolu bir sezonun kaybedilmesi olasılığına karşın Nelson ameliyata alternatif olarak fizik tedavi ve omuz sabitleyerek en azından play-offlara takıma dönüp arkadaşlarına katkı vermeye karar verdi. Keza takas süresinin bitmesine yaklaşık 2 hafta vardı, takımı sürükleyebilecek bir adamı takasla almak çok zordu ve serbest oyuncu piyasasında da aranan nitelikte bir Allah’ın kulu yoktu. Nelson’ın yaptığı çok büyük fedakarlıktı ve senelerdir oyununu ne kadar eleştiriyor olsak da ne kadar karakterli bir adam olduğunu gösterdi bize bu hareketiyle.

Bu noktadan sonra o 2 haftalık süreçte Otis Smith belki de Genel Menajerlik kariyerinin en aklı başında 2 hamlesine imza attı. Geçen yazıda Bogans ile Van Gundy’nin tartıştığını ve Bogans’ın Magic kariyerinin en iyi ihtimalle bu sezon sonu biteceğini belirtmiştim. Tam da beklediğim gibi oldu ve Bogans’ın biten kontratı, zaten Lee ve Pietrus’un arkasında kaldığından artık fayda da sağlamıyordu) bir oyun kurucuya dönüştü. Bucks ile yapılan takasta Bogans Miwaukee’nin yolunu tutarken ligin gezgin ve tecrübeli oyuncularından eski Magicli Tyronn Lue Orlando’ya geldi. Lue kariyeri boyunca hep 2. planda kalmış, yedek olarak oynadığı takımlara hizmet etmiş, alternatif olmaktan öteye geçememiş bir oyuncu olsa da iyi bir şutör olduğu ve zaman zaman iyi pas dağıttığı söylenebilir. Bu hamlenin Magic açısından oyun kurucu sorununu çözüp çözmediğini Lue takıma girip oynadıkça görmektense ben Nelson’ın tedavisi hakkındaki kararını değişitirip değiştirmeyeceğine bakmak istedim. Ve Nelson fizyoterapiye devam etti. Bunu gördüğüm an “Demek ki Lue’ya güven düşük, bir takas ihtimali daha olabilir.” diye düşündüm. Ancak kadroya baktığımda Smith ve Van Gundy’nin sakat Nelson, Howard, Lewis, Hidayet, Pietrus, Lee’ye dokunmayacağını, oyun kurucu sayısı henüz yeni ikiye çıkmışken Johnson’ın gönderilmeyeceğini, piyasadan Gortat ve Battie kıvamında, takıma hemen adapte olabilecek bir serbest oyuncu da bulunamayacağını düşündüm. Bu noktada feda edilmesi muhtemel adamlar hiçbir takas değeri olmayan Foyle, Wilks, Cook ve hala NBA’e adapte olamamış Redick olarak öne çıktılar. Redick diğer oyuncuların sakatlık dönemlerinde zaman zaman sahne alıp fena olmayan performanslar vermiş ve Bogans’ın gidişiyle süresi artmış olsa da hala 2 numarada 3. adamdı ve talipleri olabilirdi. Ancak 1 sene daha çaylak kontratının devam edecek olması para açısından bakıldığında onu pek çekici kılmıyordu. Foyle ve Wilks’in kontratları da minimum olduğundan takas değerleri zaten yok gibiydi. Gelcek sene oyuncu opsiyonuna sahip olan Cook’un ise nasıl olur da talibi çıkardı ki! Tam anlamıyla tıkanmış bir durumda Smith’in bir çok takas görüşmesi yaptığı ve telefonların birer birer suratına kapandığını okuyorduk. Hiçbir şey vermeden oyun kurucu almaya çalışmak haliyle çok zordu.

Ateşler içinde yattığım NBA takas izninin son saatinde bilgisayarımı açık bırakmış ve ilaçlarımı içip sızmıştım. Gözlerimi açtığımda bir an için rüya gördüğümü sandım. Ağır ilaç tedavisi kesin halüsinasyona falan sebep olmuştu, neymiş efendim Alston Magic’e takas olmuş. Gülüp yatmaya devam ettim. Bir süre sonra tam anlamıyla uyanıp bilgisayarı kucağıma aldığımda gördüğüm şey rüya değildi. Orlando Magic gerçekten Alston’ı Houston’dan takas etmiş ve karşılığında Cook’u vermişti. İyi de nasıl ve neden? Acaba Rockets yönetimini silahla mı tehdit etmişti Smith yoksa elinde Morey’in gizli çekim kasetleri mi vardı, şantaj mı yapmıştı? Şoka girdim, ateşten yanan başım bir anda buz kesildi, hayatla bağlantımı tekrar kurdum ve sanki bir anda iyileştim!

Memphis-Houston-Orlando arasındaki üçlü takasta Alston Orlando’ya gelirken Rockets Cook’u ve Memphis’ten Kyle Lowry’i, Memphis ise Orlando’dan 1 birinci tur oyuncu seçim hakkı ve Foyle ile Wilks’i almıştı. Memphis kazançlıydı faydalanamadıkları bir adamdan kurtulup sezon sonu bitecek az da olsa 2 kontrat ve bir seçim hakkı kazanmış, gelecek sezon için yaklaşık 30 milyonluk bir serbest bütçe ve potansiyel kazanmışlardı. Orlando kazançlıydı hiç oynamayan 3 adam verip önemli bir oyun kurucuyu kadroya katmışlardı, üstelik gelecek sezonki oyun kurucu rotasyonu şimdiden hazırdı. Peki sadece Lowry için bu takas Rockets açısından yapılır mıydı, Brooks’a bu güven doğru muydu bunu zaman gösterecek, üzerine Rockets tarafından bakınca en güzel sözü söyleyecek adam Oral, ben bu konuyu fazla eşelemeyeyim.

Nelson’ın sakatlığından sonra Lue’ya da tam anlamıyla bir güven sağlanamayınca her ne kadar ilk beşte Johnson oyun kurucu olarak çıksa da, birkaç senedir popüler olan tabirle point-forward olarak takımın oyun kuruculuğu Hidayet’e verildi. Nelson sağlıklıyken de her maç yaklaşık 15 dakika bu görevi yapan Hidayet’in sorumluluğu bir anda 35-40 dakikaya yayılmış oldu. Hücumlarda oyun kurup savunmada rakibin kısa forvetini savunmak doğal olarak Hidayet’i çok yıprattı. Bu felsefe ile çıkılan 6 maçta Clippers, Nets ve Bobcats’i yenen Magic Indiana ve Denver’a başa baş geçen maçlarda yenilirken Hornets’tan tarihi fark yedi. O son Hornets maçı zaten işleri hızlandıran katalizör oldu bir anlamda. Hemen görüşmeler hızlandırıldı ve Alston alındı. Bu 6 maçlık dönemde asist ortalaması bir hayli artan Hidayet’in şut yüzdesi muazzam miktarda düştü. Lewis de gerekli katkıyı veremeyince play-off kalibresindeki takımlardan tokatlar ardı ardına gelmeye başladı. Hücumda Nelson’ın deliciliği çok önemli bir faktördü bu sezon Magic için. Johnson’da bu özelliğin olmaması, Hidayet’in 1 numarada oynayıp zaman zaman o deliciliği göstermeye çalışırken dışarıda önemli tehdit olarak sadece Lewis’in kalması rakiplerin savunmada işini oldukça kolaylaştırdı. Hep bahsettiğimiz eşleşme sorunları ortadan kalkınca Magic kolay durdurulur bir takım haline geldi. Özellikle Denver ve New Orleans maçları bu gözle seyredilirse ibret niteliğindedir.

Alston’ın gelişiyle birlikte takım çok iyi bir top sürücüsü, iyi bir pasör ve aynı zamanda delici bir silah kazanmış oldu. Nelson’dan bu sezonki şut performansı çok kötü olsa da top dağıtıcılığı iye ayrılan bir isim Alston. Boş adamı zamanında görmesi ve topu her daim elinde istememesi belki de onu takım için Nelson’dan daha önemli bir konuma getirecek play-off yolunda. Alston’la Hidayet ve Lewis’in performanslarının artışı da bu takas ne kadar doğru ve Magic için elzem olduğunu gösterir nitelikte. Nelson’ın sakatlandığı Dallas maçından Alston’ın takıma uyum sağlamaya çalıştığı şu güne kadar kaybedilen 6maçı bir kenara koyarsak Magic’in aslında ligde çok önemli bir tehdit olduğunu açık şekilde görürüz. Pozisyon aldığında topu elinde bulacak Lewis, Hidayet ve Howard’ın bu takımı taşımaya devam edeceği aşikâr. Alston’ın takıma kazandırılmış olması o nedenle çok ama çok önemli. Bu gelişmeler ve Alston’un takıma kolayca oturmasıyla birlikte Nelson fizyoterapiyi bırakarak ameliyat masasına gönül rahatlığıyla yatıp sezonu resmen kapamış oldu.

Geride kalan süreçte Lewis yine ligin en çok üçlük kulanan ve isabet bulan oyuncusu konumunda. Alston ve Hidayet’le birlikte oynuyor olması son günlerde daha müsait pozisyonlar bulabilmesini sağladı ve bu böyle devam edecektir kuşkusuz. Hidayet yeni doğan kızı Ela’nın ve oyun kurucu sorumluluğunun üzerinde kalkmasının verdiği moralle bir hayli iyi oyunlar çıkarmaya başladı. Howard bildiğimiz gibi. Takımın minimum kontratlı roster-filler diye tabir edebileceğimiz oyuncusu Richardson’ı bir kenara koyduğumuzda geri kalan herkes maçına göre süre alıyor ve en iyi performansını vermeye çalışıyor. Bu noktada Redick’in yüzünün artık güldüğünü, oynamadığı maçlarda bile kendisini bu takımın bir parçası gibi hissettiğini söylemek, Orlando Magic’te Van Gundy’nin takım olmak adına yaptığı işlerin ne kadar isabetli olduğunu göstermekte. Gortat’ın uzunca bir süre oynamadıktan sonra çıkıp gladyatör gibi savaşması, Battie’nin hep hazır olması hem taraftara güven veriyor hem de Magic’e duyulan saygıyı arttırıyor.

Şu sıralar Nelson’la birlikte takımda sadece 13 oyuncusu olan Orlando’da 14 ve 15. oyuncular için arayış sürmekte. Oluşabilecek tek bir sakatlıkta daralabilecek kadro Smith ve Van Gundy’i yeterince korkutmuş durumda. Alston takasında Memphis’e verilen veteran Foyle 1 Mart’ta serbest bırakıldı ve tekrar takıma dönmesi gündemde. 15. isim için şu an gündemde bir isim yok ama 4 numara oynayabilecek birilerinin arandığı söyleniyor.

Gözüken o ki Magic oturan kadrosu ile geri kalan 22 maçın 15 ya da 16’sını rahatça kazanacak kapasitede. Hedefin 20. sezonda kulüp tarihinin en iyi galibiyet yüzdesini yakalamak olduğunu ve en az 60 galibiyet yakalamak arzusunun takımı kamçılayabileceğini söylemek yanlış olmaz. O yüzden sezon sonu Doğu’da play-off yarışı sürerken Orlando’nun New York, Atlanta, Charlotte, Milwaukee gibi takımlara acımayacağını düşünüyorum. Şu anki tabloya göre Nelson sakatlığının da etkisiyle Cavs ve Celtics ile arası açılan Magic yukarıya tırmanmak için rakiplerinin tökezlemesini bekleyecek. Tabii bu arada bu 2 rakibiyle yapacağı 3 maçı da kazanması gerek Van Gundy’nin öğrencilerinin. Garnett’in yokluğunu Marbury ve Moore hamleleriyle örten Celtics yine Doğu Liderliği için en büyük aday gibi gözükmekte. Wallace kaybeden Cavs’i Lebron Mo Wiliams’la birlikte daha ne kadar taşıyabilir merak ediyorum açıkçası. Atlanta, Heat ve Pistons’ın ilk tur saha avantajı kavgası sezon sonuna kadar sürecek nitelikte. Konferansı 3. olarak bitirme olasılığı bu kadar yüksekken ilk turda karşımda Pistons’ı görmek istemezdim. Son dönemde Iverson’ın sakatlığıyla birlikte yükselen formunu Iverson döndüğünde de devam ettirebilirse Pistons 4.lük için en büyük adayım.

Bu arada bir All-Star geçirdik ve yarısı Fernandez’in yarısı Howard’ın elinden çalınan bir smaç şampiyonası rezaleti izledik. Böylesi bir yarışmanın bir daha yaşanmamasını ve eski ciddiyetini yakalayan bir şampiyonayı tekrar izleyebilmeyi ümit ediyorum. All-star maçında takımımızı temsil eden Howard görev aldığı sürece bildiğimiz gibi oynadı ama Shaq’tan yediği bacak arası senelerce konuşulacak cinstendi. Lewis ise kısa Doğu rotasyonunda 5 numara oynamak ve çoğunlukla da Shaq’la eşleşmek zorunda kaldığı için sadece orada bulundu demek doğru olacak. All-Star’la ilgili hem NBAKolik’te hem de Orlando’da en çok konuşulan konu Nelson’ın seçilmeyi hak edip etmediği idi. Takip edenler olmuştur Magic Forumunun tam da şurasında başlayan tartışmada neredeyse birbirimize giriyorduk. Muazzam keyifli bir fikirler çatışması e ders niteliğinde bilgilerin paylaşıldığı bir atışmaydı. Basketbolu seven herkes okusun derim. Ben kendi fikrimi bir kez de burada kısaca söyleyeyim, bence Nelson’ın bu sezonki performansı All-Star seçilmek için yeterli değildi, ancak Doğu’da ondan iyi performans veren başkası da olmadığı için o şansı yakaladı. Nasip değilmiş o formayı da sadece fotoğraf çekimlerinde giyebildi, şahsi kanaatim kariyeri boyunca bir kez daha seçilme şansı yakalaması da çok zor.

Son olarak Phoenix ile oynanan maçta Van Gundy ve Shaq arasında yaşanan diyaloga bir değinmek gerek. Maçın 2. devresinde Howard Shaq’la eşleştiği bir pozisyonda içeriye girmeye çalışırken Shaq’a ufak bir müdahalesi oluyor ancak oyun kuralları dahilinde faul sayılamayacak bu müdahaleyi hisseder hissemez Shaq kendini kamyon çarpmış gibi yerlere atıyor ve hücum faul almaya çalışıyor. Tabii kesilen bu rolü yemeyen hakemler düdük çalmıyor ve Howard çift el smaçla bitiriyor pozisyonu. Hemen bu pozisyon sonrası SVG ile Shaq atışmaya başlıyorlar, bir süre tartışıyorlar. Maç sonrası basın toplantısında SVG soru sorulmadığı halde konuya giriyor ve Shaq’ı biraz övdükten sonra, Shaq’ın kariyeri boyu hep bu kendi atmalardan şikayet ettiğini aa şimdi bu işlere girerek kendisine yakışmayan bir hareket yaparak emek hırsızlığı yapmaya çalıştığını söylüyor. Shaq da bunun üzerine sinirleniyor ve kendine konu ile ilgili görüşlerini soran gazetecilere “Van Gundy benim için hiçbiri! İstediği gibi konuşabilir ama onun zamanında ben Heat’teyken en kritik yerlerde takımı nasıl idare edemediğini çok iyi biliyorum.” mealinde bir demeç veriyor. Şu an için ikisi de birbirine sallamış durumda ve olayın farklı bir yere varıp varamayacağını çok merak ediyorum. Shaq’ın da Heat’te kazandığı yüzük sonrası 3 senedir kayda değer hiçbir başarı yakalayamamış olması nedeniyle fazlasıyla agresif olduğu kanaatindeyim ya neyse eski oyuncumuzdur, emeği çoktur fazla konuşmayayım üzerine.


Bu seferlik de benden bu kadar Sevgili Dostlar. “O kadar yazı yazmışsın 2 de istatistik verseydin günaha mı girerdin?” diyenler için nba.com’lar, yahoo’lar, 82 games’ler parmağınız ucunda, beni yormayın diyerek veda ediyorum.

En kısa zamanda görüşmek üzere…

NOT: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.