Raymond James Stadium ve Super Bowl

Ocak 20, 2009, 11:47 pm | NFL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bu yılki NFL finalinde mücadele edecek takımlar konferans finalleri sonrasında Arizona Cardinals ve Pittsburgh Stelers oldu. NFL’i takip edenler zaten bunu biliyorlardır. 2009 final maçı yani özgün adıyla “Superbowl XLIII”‘e evsahipliğini ise Tampa Bay Florida’daki, aynı zamanda NFL takımlarından Tampa Bay Buccaneers’ın stadyumu “Raymond James Stadium” ev sahipliği yapacak. Amerika’nın en gözde, en ileri teknoloji ve mimarlık seviyesine sahip olan stadyumlarından biri olan Raymond James, daha önce 2001 yılındaki Superbowl’a da ev sahipliği yapmıştı. O finalde Baltimore Ravens New York Giants’ı 34-7 gibi bir açık farkla yenerek şampiyonluğa ulaşan taraf olmuştu. Stadın içinde bir çok restoran, alışveriş merkezi gibi maç günleri ve etkinlikler dışında da halka hitap eden yerler bulunmakta.
Stadın seyirci kapasitesi tümü oturur vaziyette 65,857 kişi. Stadın enteresan özelliklerinden biri tribünlerin tam ortasında Disney’in desteğiyle yaptırılmış bir korsan gemisi olması. Stadı kullanan Tampa Bay’in lakabı olan Buccaneer korsan demek ve hem pazarlama stratejisi hem de rakiplere gözdağı verme aracı olarak Tampa Bay bunu çok iyi kullanmış. Yaklaşık 32 metre uzunluğunda ve 43 ton ağırlığındaki korsan gemisinde monteli bulunan toplar maç esnasında Tampa Bay her touchdown yaptığında 7 kez her field goal bulduğunda 3 kez patlıyor (ses-gürültü olarak tabii ki). Bu patlamalarla taraftar çoşuyor ve statta muazzam bir gürültü hakim oluyor. Rakiplerin çoğu da bundan çok etkilendiğini itiraf etmiş. Gel gelelim Tampa Bay bu korkutucu evsahibi avantajına rağmen evinde oynadığı maçların ikisini kaybedince play-off’a kalma şansını yakalayamadı. İronik olan ise 1 Şubat’ta finalde oynayacak olan Arizona ile Tampa Bay’in normal sezon dereceleri aynı ancak Arizona zayıf olan grubunu lider, Tampa Bay çok kuvvetli grubunu 3. bitirmiş. Biri sezonu erken kapatırken diğeri finale kadar uzanmış.
Raymond James Stadyumunda harika bir maç olacağı kesin. 38’lik Kurt Warner idaresindeki Arizona ve bu sezon geçen yıla göre çok daha kötü performans sergiliyor olsa da takımını finale taşımayı başaran 27 yaşındaki Ben Roethlisberger idaresindeki Pittsburgh bize, ya da sporun meraklılarına diyelim, tarifi mümkün olmayan bir zevk yaşatacaklar.

Ben Roethlisberger
Kurt Warner
Reklamlar

>Raymond James Stadium ve Super Bowl

Ocak 20, 2009, 11:47 pm | NFL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Bu yılki NFL finalinde mücadele edecek takımlar konferans finalleri sonrasında Arizona Cardinals ve Pittsburgh Stelers oldu. NFL’i takip edenler zaten bunu biliyorlardır. 2009 final maçı yani özgün adıyla “Superbowl XLIII”‘e evsahipliğini ise Tampa Bay Florida’daki, aynı zamanda NFL takımlarından Tampa Bay Buccaneers’ın stadyumu “Raymond James Stadium” ev sahipliği yapacak. Amerika’nın en gözde, en ileri teknoloji ve mimarlık seviyesine sahip olan stadyumlarından biri olan Raymond James, daha önce 2001 yılındaki Superbowl’a da ev sahipliği yapmıştı. O finalde Baltimore Ravens New York Giants’ı 34-7 gibi bir açık farkla yenerek şampiyonluğa ulaşan taraf olmuştu. Stadın içinde bir çok restoran, alışveriş merkezi gibi maç günleri ve etkinlikler dışında da halka hitap eden yerler bulunmakta.
Stadın seyirci kapasitesi tümü oturur vaziyette 65,857 kişi. Stadın enteresan özelliklerinden biri tribünlerin tam ortasında Disney’in desteğiyle yaptırılmış bir korsan gemisi olması. Stadı kullanan Tampa Bay’in lakabı olan Buccaneer korsan demek ve hem pazarlama stratejisi hem de rakiplere gözdağı verme aracı olarak Tampa Bay bunu çok iyi kullanmış. Yaklaşık 32 metre uzunluğunda ve 43 ton ağırlığındaki korsan gemisinde monteli bulunan toplar maç esnasında Tampa Bay her touchdown yaptığında 7 kez her field goal bulduğunda 3 kez patlıyor (ses-gürültü olarak tabii ki). Bu patlamalarla taraftar çoşuyor ve statta muazzam bir gürültü hakim oluyor. Rakiplerin çoğu da bundan çok etkilendiğini itiraf etmiş. Gel gelelim Tampa Bay bu korkutucu evsahibi avantajına rağmen evinde oynadığı maçların ikisini kaybedince play-off’a kalma şansını yakalayamadı. İronik olan ise 1 Şubat’ta finalde oynayacak olan Arizona ile Tampa Bay’in normal sezon dereceleri aynı ancak Arizona zayıf olan grubunu lider, Tampa Bay çok kuvvetli grubunu 3. bitirmiş. Biri sezonu erken kapatırken diğeri finale kadar uzanmış.
Raymond James Stadyumunda harika bir maç olacağı kesin. 38’lik Kurt Warner idaresindeki Arizona ve bu sezon geçen yıla göre çok daha kötü performans sergiliyor olsa da takımını finale taşımayı başaran 27 yaşındaki Ben Roethlisberger idaresindeki Pittsburgh bize, ya da sporun meraklılarına diyelim, tarifi mümkün olmayan bir zevk yaşatacaklar.

Ben Roethlisberger
Kurt Warner

Robinho

Ocak 20, 2009, 11:24 pm | Brezilya, EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Santos’tan “Ben artık oldum buralara fazlayım!” diye ayrılmak istedi, yıldız avcısı Real yetenekli Brezilyalı’yı havada kaptı. Real’de bir türlü ilk onbirin değişmez olamadı, bir dönemin Galatasaraylı Arif’i gibi hocaları onu hep joker olarak gördü, sonradan oyuna soktu, çoğunlukla başlama düdüğünde düşünmedi. Bu sefer “Ben yedek kalacak adam değilim, şunlar bunlar oynarken ben bu takımda haydi haydi oynarım!” dedi, Manchester biletini aldı eline. Daha 5 ay olmadı Manchester City’e geleli ama burada da mutlu değil, burada da sorun çıkarmaya başladı. Yaklaşık 1 aydır “Takıma takviye gerek, kadro güçlendirilmeli.” diye demeçler veriyordu sağa sola. Önce Buffon, Zarate derken Kaka gelince gündeme sustu, hiç konuşmadı, sadece bekledi. Kaka’ya teklif edilen yıllık ücret miydi onu sessizliğe iten, yoksa sonunda takıma takviye yapılıyor düşüncesi mi bilinmez, transferin olmayacağı anlaşıldığı gün takımının kampını terkedip gitti. Ne Başkanı ne Hocası ne de arkadaşları bilmiyor nereye gittiğini. Menajeri oğlunun pasaport işleri için diyor, hatta izinli!. Ne olursa olsun şu kısa geçmiş bize Robinho’nun geçimsiz ve sorunlu ve kibirli bir adam olduğunu anlatıyor.

>Robinho

Ocak 20, 2009, 11:24 pm | Brezilya, EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Santos’tan “Ben artık oldum buralara fazlayım!” diye ayrılmak istedi, yıldız avcısı Real yetenekli Brezilyalı’yı havada kaptı. Real’de bir türlü ilk onbirin değişmez olamadı, bir dönemin Galatasaraylı Arif’i gibi hocaları onu hep joker olarak gördü, sonradan oyuna soktu, çoğunlukla başlama düdüğünde düşünmedi. Bu sefer “Ben yedek kalacak adam değilim, şunlar bunlar oynarken ben bu takımda haydi haydi oynarım!” dedi, Manchester biletini aldı eline. Daha 5 ay olmadı Manchester City’e geleli ama burada da mutlu değil, burada da sorun çıkarmaya başladı. Yaklaşık 1 aydır “Takıma takviye gerek, kadro güçlendirilmeli.” diye demeçler veriyordu sağa sola. Önce Buffon, Zarate derken Kaka gelince gündeme sustu, hiç konuşmadı, sadece bekledi. Kaka’ya teklif edilen yıllık ücret miydi onu sessizliğe iten, yoksa sonunda takıma takviye yapılıyor düşüncesi mi bilinmez, transferin olmayacağı anlaşıldığı gün takımının kampını terkedip gitti. Ne Başkanı ne Hocası ne de arkadaşları bilmiyor nereye gittiğini. Menajeri oğlunun pasaport işleri için diyor, hatta izinli!. Ne olursa olsun şu kısa geçmiş bize Robinho’nun geçimsiz ve sorunlu ve kibirli bir adam olduğunu anlatıyor.

V.E.F.A

Ocak 20, 2009, 7:44 pm | Futbol, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Dört harften meydana gelen bu basit kelime aslında arkasında birçok duyguyu ihtiva ediyor. Çoğunuz Galatasaray’ın yöneticileri ile ilgili düşüncelerimi yazacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onlara denebilecek fazla bir şey kalmadı kanımca. Benim anlatacağım pozitif bir örnek. Yıl 1998 ya da 1999 tam hatırlamıyorum, amatör futbolculuk dönemlerim. TEKSpor’da kendi çapımızda futbol hayatımıza devam ederken sahaya yeni birinin geldiğini gördüm. Hemen sorup soruşturma. Benim mevkimde oynadığını öğrendim. Fazla korkmaya gerek duymadım. Çünkü çelimsiz kara kuru bir şeydi karşımdaki. Bana rakip olamaz diye düşünmüştüm. Tamer İlaçan hocamızın nezaretinde antrenmana başladık. Gözüm hep ondaydı. Ne yapıyor nasıl oynuyor falan. Çift kale maça geçtik sonuçta mevki rakibini en iyi maç esnasında tanırsın. Adamı düşürmek mümkün değil. Hızlı, atik, driplingleri falan sağlam. Tabi tutuşmaya başlamıştım yavaş yavaş. Maç sonunda bizim bütün defans oyuncuları adam hakkında “kimdir bu yaw” şeklinde konuşuyorlardı. O günün akşamında takım menajerinden kendisi ile ilgili bilgi topladım. Arkadaş bir halı sahada keşfedilmiş ve okumadığı öğrenilince çağırılmış. Ne var ki ilk önce maddi imkansızlıklar yüzünden reddetmiş. Ancak üç beş yardım ederiz lafını duyunca kabul etmiş. Daha sonra çok maç yaptık. Birlikte B Genç Milli Takım seçmelerine gittik. Ben dizimdeki sakatlık yüzünden erken jubile yaptım ama onun tek kurtuluşu futboldu. TEKSpor’da kendini gösterdi Sakaryaspor’a geçti oradan da nihayet Fenerbahçe’ye. O çelimsiz kara kuru kendine güveni sıfır olan yokluklarla savaşan futbolcu şu an Middlesbrough’da. Geçen TEKSpor tesislerine gittim. Her şey değişmişti. Antrenman sahası, soyunma odaları yapılmış ve üzerinde “malum futbolcumuzun” kocaman bir resminin bulunduğu güzel bir otobüs. Nedir bu gelişmenin nedeni diyince cevap geldi hemen. Futbolcumuzun maddi yardımları ile tüm tesis tekrar yapılandırılmış formalar kramponlar vs yenilenmiş. Fazla bir külfet değil bana göre onun için. Ama esas önemli olan bu teklifin ondan gelmiş olması. Helal olsun sana Şanlı Tuncay. Başkalarına benzeme. Sen böyle devam et biz senin şanını yürütelim. Yetiştiğin o toprak sahayı harabe soyunma odalarını antrenman yaparken çarpılacağız diye korktuğumuz sahanın dibindeki şalt sahasını unutma. Unutma ki, yukarıdaki resimden yeni Tuncaylar yetişsin…

>V.E.F.A

Ocak 20, 2009, 7:44 pm | Futbol, Hayat, ozhano kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>

Dört harften meydana gelen bu basit kelime aslında arkasında birçok duyguyu ihtiva ediyor. Çoğunuz Galatasaray’ın yöneticileri ile ilgili düşüncelerimi yazacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onlara denebilecek fazla bir şey kalmadı kanımca. Benim anlatacağım pozitif bir örnek. Yıl 1998 ya da 1999 tam hatırlamıyorum, amatör futbolculuk dönemlerim. TEKSpor’da kendi çapımızda futbol hayatımıza devam ederken sahaya yeni birinin geldiğini gördüm. Hemen sorup soruşturma. Benim mevkimde oynadığını öğrendim. Fazla korkmaya gerek duymadım. Çünkü çelimsiz kara kuru bir şeydi karşımdaki. Bana rakip olamaz diye düşünmüştüm. Tamer İlaçan hocamızın nezaretinde antrenmana başladık. Gözüm hep ondaydı. Ne yapıyor nasıl oynuyor falan. Çift kale maça geçtik sonuçta mevki rakibini en iyi maç esnasında tanırsın. Adamı düşürmek mümkün değil. Hızlı, atik, driplingleri falan sağlam. Tabi tutuşmaya başlamıştım yavaş yavaş. Maç sonunda bizim bütün defans oyuncuları adam hakkında “kimdir bu yaw” şeklinde konuşuyorlardı. O günün akşamında takım menajerinden kendisi ile ilgili bilgi topladım. Arkadaş bir halı sahada keşfedilmiş ve okumadığı öğrenilince çağırılmış. Ne var ki ilk önce maddi imkansızlıklar yüzünden reddetmiş. Ancak üç beş yardım ederiz lafını duyunca kabul etmiş. Daha sonra çok maç yaptık. Birlikte B Genç Milli Takım seçmelerine gittik. Ben dizimdeki sakatlık yüzünden erken jubile yaptım ama onun tek kurtuluşu futboldu. TEKSpor’da kendini gösterdi Sakaryaspor’a geçti oradan da nihayet Fenerbahçe’ye. O çelimsiz kara kuru kendine güveni sıfır olan yokluklarla savaşan futbolcu şu an Middlesbrough’da. Geçen TEKSpor tesislerine gittim. Her şey değişmişti. Antrenman sahası, soyunma odaları yapılmış ve üzerinde “malum futbolcumuzun” kocaman bir resminin bulunduğu güzel bir otobüs. Nedir bu gelişmenin nedeni diyince cevap geldi hemen. Futbolcumuzun maddi yardımları ile tüm tesis tekrar yapılandırılmış formalar kramponlar vs yenilenmiş. Fazla bir külfet değil bana göre onun için. Ama esas önemli olan bu teklifin ondan gelmiş olması. Helal olsun sana Şanlı Tuncay. Başkalarına benzeme. Sen böyle devam et biz senin şanını yürütelim. Yetiştiğin o toprak sahayı harabe soyunma odalarını antrenman yaparken çarpılacağız diye korktuğumuz sahanın dibindeki şalt sahasını unutma. Unutma ki, yukarıdaki resimden yeni Tuncaylar yetişsin…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.