And the Oscar Goes to…

Ocak 1, 2009, 1:50 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum

Resmi ilk Chao Grey’de gördüm, o da başkasından görmüş, kimbilir o blogger ilk nerede gördü. Bunlar mesele değil, mesele şu harika mizah ve Oscar’ı toprak altındaki Ledger’ın kazanacak olması. Hasretle anıyoruz seni Heath Ledger.

>And the Oscar Goes to…

Ocak 1, 2009, 1:50 pm | Sinema kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Resmi ilk Chao Grey’de gördüm, o da başkasından görmüş, kimbilir o blogger ilk nerede gördü. Bunlar mesele değil, mesele şu harika mizah ve Oscar’ı toprak altındaki Ledger’ın kazanacak olması. Hasretle anıyoruz seni Heath Ledger.

Ankara’nın Gücü Bitiyor

Ocak 1, 2009, 10:33 am | Ankaragücü, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Senelerdir istikrarı yakalayamadı bu takım. Aslında adıyla Ankara’nın simgesi olması gerekirken Ersun Yanal’lı bir dönemleri hariç pek bir iz bırakamadılar. Hep tablonun alt yarısındalar senelerdir. Ne zaman biraz toparlansalar hep kulüp içinde bir kriz patlak verdi. Senelerdir Cemal Aydın gitsin mi kalsın mı konuşuluyor, adam gidiyorum diyor kulübe sahip çıkan kimse gözükmüyor. Gökçek kulübü ele geçirmeye çalışıyor, taraftar dışında tepki veren çıkmıyr. Hep bir Kaos hep bir belirsizlik. Ünal Karaman’ı kaçırmaları yetmedi takımı ligde tutmaları için elzem oyunculardan Gökhan’ı satıyorlar, Serkan’ın transferi gündemde. Ayrılan 1-2 isim daha olmuş devre arası itibariyle. Ötesinde sırf kontrat yapmadı diye Türkiye’nin en önemli orta saha oyuncularından biri olmaya aday Abdülkadir’e forma vermediler sezon başından beri. Şimdi onu da Fener’e vermeleri gündemde. Kendi kendini sabote ediyor Ankaragücü ve yavaş yavaş gücü de bitiyor artık sanki. Küme düşmeye hiç olmadıkları kadar yakınlar bu sezon ve düşmek çin de elllerinden geleni artlarına koymuyorlar.

>Ankara’nın Gücü Bitiyor

Ocak 1, 2009, 10:33 am | Ankaragücü, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Senelerdir istikrarı yakalayamadı bu takım. Aslında adıyla Ankara’nın simgesi olması gerekirken Ersun Yanal’lı bir dönemleri hariç pek bir iz bırakamadılar. Hep tablonun alt yarısındalar senelerdir. Ne zaman biraz toparlansalar hep kulüp içinde bir kriz patlak verdi. Senelerdir Cemal Aydın gitsin mi kalsın mı konuşuluyor, adam gidiyorum diyor kulübe sahip çıkan kimse gözükmüyor. Gökçek kulübü ele geçirmeye çalışıyor, taraftar dışında tepki veren çıkmıyr. Hep bir Kaos hep bir belirsizlik. Ünal Karaman’ı kaçırmaları yetmedi takımı ligde tutmaları için elzem oyunculardan Gökhan’ı satıyorlar, Serkan’ın transferi gündemde. Ayrılan 1-2 isim daha olmuş devre arası itibariyle. Ötesinde sırf kontrat yapmadı diye Türkiye’nin en önemli orta saha oyuncularından biri olmaya aday Abdülkadir’e forma vermediler sezon başından beri. Şimdi onu da Fener’e vermeleri gündemde. Kendi kendini sabote ediyor Ankaragücü ve yavaş yavaş gücü de bitiyor artık sanki. Küme düşmeye hiç olmadıkları kadar yakınlar bu sezon ve düşmek çin de elllerinden geleni artlarına koymuyorlar.

Batuhan Karadeniz

Ocak 1, 2009, 10:01 am | Beşiktaş, Eskişehirspor, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

Türk Futbolu’nun yeni projesi Batuhan Karadeniz. Öncesinde başarıyla bitirilmiş projeler olduğu için ondan da çok büyük bir değer çıkarılacağına inandık hepimiz. Forvet oyuncusu projelerinden Hakan Şükür ve Tuncay Şanlı henüz onun yaşındayken keşfedilmiş ve üzerlerine ciddi planlar yapılarak hem kendi takımlarında hem de milli takımlarda hep el üstünde tutulmuşlardı. Ancak bu iki oyuncunun Batuhan’la aralarında 2 önemli fark mevcut. Birincisi karakter, ikincisi piştikleri-yetiştikleri takımlar.

Türk futbolunu az çok senelerdir takip etme fırsatı bulmuş herhangi birine sorsak ve desek ki “Şükür ve Tuncay’ı insan olarak nasıl bilirsiniz” verilecek cevaplar yaklaşık olarak “beyefendi, saygılı, güleryüzlü, arkadaşları tarafından sevilen, disiplinli” ekseninde dolaşacaktır. Oysa tanıyanlara ya da uzaktan da olsa, 1,5 senedir gündemde olduğu için, takip edenlere sorduğumuzda Batuhan için verilen cevaplar “kendini beğenmiş, ukala, uyumsuz, disiplinsiz” şeklinde. Batuhan denildiğinde benim aklıma gelen ise çok yetenekli ama kendini beğenmiş bir futbolcu. Peki bu neden böyle? Türk futbolunun önemli belki de efsane isimlerinden biri olmaya aday, henüz 17 yaşını yeni doldurmuş bir çocuk için çoğunluk neden böyle düşünmekte? Sıkıntı onu yetiştiren antrenörlerde mi, ailesinde mi, yoksa eskilerin dediği gibi “bir adamın içinde olacak” noktasında mı bir sorun yaşanıyor? Bu çocuğun içinde Şükür’de Şanlı’da olan o “şey” her ne ise ondan mı yok, ya da bu çocuğu bu hale el birliği ile mi getirdik? Şu ana kadar 2 sene boyunca çeşitli kereler Beşiktaş formasını Süper Lig’de ve Türkiye Kupası’nda giymiş, hatta Terim tarafından Milli takıma çağrılıp ilk 11’de oynatılmış bu çocuğa psikolojik destek verildiğine dair herhangi bir haber okumadık. Aksine bir gün hakkında çok iyi konuşulurken kulüp mercileri tarfından, bir kaçgün sonra aynı adamlar tarafından disiplinsiz davranışları nedeniyle PAF’a gönderildiğini okuduk hep. Batuhan’ın mental gelişimi üzerine söz söyleyip bir uygulama yapan varsa da duymadık, duyurulmadı.

Batuhan’ın diğer 2 projeden diğer bir farklı yönü ise yetiştiği takım. O Beşiktaş altyapısının bir ürünü. Alt kategoriler ve genç milli takımlarda bir çok maça çıkmış ve onlarca gol atmış. Ama özellikle son 2 senedir takımına döndüğünde devamlı forma alamamış. Oysa hem Şükür hem Şanlı Sakarya’da başladıkları futbol maceralarında hep takımlarının önemli adamları olmuş, devamlı oynatılmışlar, üzerlerine soumluluklar yüklenmiş ve maç tecrübesi kazanmılar. Tuncay Sakarya’da iyice piştikten sonra Fenerbahçe’ye giderken, Şükür 2 senelik Sakarya deneyiminin ardından 2 sene de Bursa’da Süper Lig’in tozunu yuttuktan sonra Galatasaray forması giymiş. Dışarıdaki benzer örneklerde de bugünün büyük oyuncularının çoğunlukla karakter ve oyun gelişimini büyük oranda ya kiralık olarak gittiği takımlarda tamamladığını ya da yetiştiği takımlarda tamamladıktan sonra büyük takımlara gittiğini görüyoruz. Bu noktada Eskişehir’e transferi Batuhan için önemli bir artı olacakken, transfer kesinleştikten sonra söyledikleri kendisi üzerinde fazlasıyla çalışılması gerektiğini gözler önünesermekte: Eskişehir’e Kral olmaya geliyorum!

Takımına tur kaybettirecek olmasına karşın rakip kaleciye penaltıyı atacağı yeri gösterebilen, kariyerinde ilk kez profesyonel anlamda sürekli forma bulabileceği bir takıma giderken sanki Premier Lig’den geliyormuş edasıyla Kral olacağını söyleyebilen, defalarca ez disiplin cezası almış olmasına karşın bir trlü susmayan bu çocuk sahip olduğu müthiş gol atma beceresi ve önemli fiziği ile Türk futbolunun yeni forvet projesi. Peki kaç kişi bu projeye inanıyor?

>Batuhan Karadeniz

Ocak 1, 2009, 10:01 am | Beşiktaş, Eskişehirspor, Futbol, TSL kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Türk Futbolu’nun yeni projesi Batuhan Karadeniz. Öncesinde başarıyla bitirilmiş projeler olduğu için ondan da çok büyük bir değer çıkarılacağına inandık hepimiz. Forvet oyuncusu projelerinden Hakan Şükür ve Tuncay Şanlı henüz onun yaşındayken keşfedilmiş ve üzerlerine ciddi planlar yapılarak hem kendi takımlarında hem de milli takımlarda hep el üstünde tutulmuşlardı. Ancak bu iki oyuncunun Batuhan’la aralarında 2 önemli fark mevcut. Birincisi karakter, ikincisi piştikleri-yetiştikleri takımlar.

Türk futbolunu az çok senelerdir takip etme fırsatı bulmuş herhangi birine sorsak ve desek ki “Şükür ve Tuncay’ı insan olarak nasıl bilirsiniz” verilecek cevaplar yaklaşık olarak “beyefendi, saygılı, güleryüzlü, arkadaşları tarafından sevilen, disiplinli” ekseninde dolaşacaktır. Oysa tanıyanlara ya da uzaktan da olsa, 1,5 senedir gündemde olduğu için, takip edenlere sorduğumuzda Batuhan için verilen cevaplar “kendini beğenmiş, ukala, uyumsuz, disiplinsiz” şeklinde. Batuhan denildiğinde benim aklıma gelen ise çok yetenekli ama kendini beğenmiş bir futbolcu. Peki bu neden böyle? Türk futbolunun önemli belki de efsane isimlerinden biri olmaya aday, henüz 17 yaşını yeni doldurmuş bir çocuk için çoğunluk neden böyle düşünmekte? Sıkıntı onu yetiştiren antrenörlerde mi, ailesinde mi, yoksa eskilerin dediği gibi “bir adamın içinde olacak” noktasında mı bir sorun yaşanıyor? Bu çocuğun içinde Şükür’de Şanlı’da olan o “şey” her ne ise ondan mı yok, ya da bu çocuğu bu hale el birliği ile mi getirdik? Şu ana kadar 2 sene boyunca çeşitli kereler Beşiktaş formasını Süper Lig’de ve Türkiye Kupası’nda giymiş, hatta Terim tarafından Milli takıma çağrılıp ilk 11’de oynatılmış bu çocuğa psikolojik destek verildiğine dair herhangi bir haber okumadık. Aksine bir gün hakkında çok iyi konuşulurken kulüp mercileri tarfından, bir kaçgün sonra aynı adamlar tarafından disiplinsiz davranışları nedeniyle PAF’a gönderildiğini okuduk hep. Batuhan’ın mental gelişimi üzerine söz söyleyip bir uygulama yapan varsa da duymadık, duyurulmadı.

Batuhan’ın diğer 2 projeden diğer bir farklı yönü ise yetiştiği takım. O Beşiktaş altyapısının bir ürünü. Alt kategoriler ve genç milli takımlarda bir çok maça çıkmış ve onlarca gol atmış. Ama özellikle son 2 senedir takımına döndüğünde devamlı forma alamamış. Oysa hem Şükür hem Şanlı Sakarya’da başladıkları futbol maceralarında hep takımlarının önemli adamları olmuş, devamlı oynatılmışlar, üzerlerine soumluluklar yüklenmiş ve maç tecrübesi kazanmılar. Tuncay Sakarya’da iyice piştikten sonra Fenerbahçe’ye giderken, Şükür 2 senelik Sakarya deneyiminin ardından 2 sene de Bursa’da Süper Lig’in tozunu yuttuktan sonra Galatasaray forması giymiş. Dışarıdaki benzer örneklerde de bugünün büyük oyuncularının çoğunlukla karakter ve oyun gelişimini büyük oranda ya kiralık olarak gittiği takımlarda tamamladığını ya da yetiştiği takımlarda tamamladıktan sonra büyük takımlara gittiğini görüyoruz. Bu noktada Eskişehir’e transferi Batuhan için önemli bir artı olacakken, transfer kesinleştikten sonra söyledikleri kendisi üzerinde fazlasıyla çalışılması gerektiğini gözler önünesermekte: Eskişehir’e Kral olmaya geliyorum!

Takımına tur kaybettirecek olmasına karşın rakip kaleciye penaltıyı atacağı yeri gösterebilen, kariyerinde ilk kez profesyonel anlamda sürekli forma bulabileceği bir takıma giderken sanki Premier Lig’den geliyormuş edasıyla Kral olacağını söyleyebilen, defalarca ez disiplin cezası almış olmasına karşın bir trlü susmayan bu çocuk sahip olduğu müthiş gol atma beceresi ve önemli fiziği ile Türk futbolunun yeni forvet projesi. Peki kaç kişi bu projeye inanıyor?

60 Galibiyete Doğru

Ocak 1, 2009, 9:53 am | Chicago Bulls, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Belki de bu sezon 20 senelik Orlando Magic tarihinin en ihtişamlı normal sezon sonucuna ima atılacak. Belki de bu sezon tekrar Finaller görülecek. Belki de bu sezon hiç unutulmayacak. Howard – Lewis – Türkoğlu temeli üzerinde Stan Van Gundy mimarlığında yükselen Magic binası artık ligin en yüksek binalarından biri haline gelmiş. 9 maçı kaçırdıktan sonra dün gece izlediğim Chicago maçı bunun en büyük ispatlarından biri. Boksta olduğu gibi daha 1. rauntta yıkıyorlar rakiplerini. Savunmaysa savunma, hücumsa hücum, rakip kendine gelene kadar maç bitiyor. Büyük maç oynamayı da yavaş yavaş öğrendikçe bu takımın karşısında durabilecek pek rakip olmayacak. Orlando 60 galibiyete doğru sessizce ilerliyor. Chicago’nun durumu ise o potansiyelli kadroya göre içler acısı. Sakatlar, oynama isteği bitmiş adamlar ve sahada dolaşanlar. Del Negro çok suçlu değil aslında, ihalenin büyük kısmı yönetimde kalmalı. Geçen sezonun 2. yarısından beri bir kontrat belirsizliğidir gitti gitti bu güne gelindi. 2 sene önceki o parıldayan takımı kafalarda bitirdiler adeta. Ama her halükarda Dou Konferansı takımı Chicago ve bu mahallede 3 galibiyet bile sizi bir anda play-off potasına sokabilir.

>60 Galibiyete Doğru

Ocak 1, 2009, 9:53 am | Chicago Bulls, NBA, Orlando Magic kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Belki de bu sezon 20 senelik Orlando Magic tarihinin en ihtişamlı normal sezon sonucuna ima atılacak. Belki de bu sezon tekrar Finaller görülecek. Belki de bu sezon hiç unutulmayacak. Howard – Lewis – Türkoğlu temeli üzerinde Stan Van Gundy mimarlığında yükselen Magic binası artık ligin en yüksek binalarından biri haline gelmiş. 9 maçı kaçırdıktan sonra dün gece izlediğim Chicago maçı bunun en büyük ispatlarından biri. Boksta olduğu gibi daha 1. rauntta yıkıyorlar rakiplerini. Savunmaysa savunma, hücumsa hücum, rakip kendine gelene kadar maç bitiyor. Büyük maç oynamayı da yavaş yavaş öğrendikçe bu takımın karşısında durabilecek pek rakip olmayacak. Orlando 60 galibiyete doğru sessizce ilerliyor. Chicago’nun durumu ise o potansiyelli kadroya göre içler acısı. Sakatlar, oynama isteği bitmiş adamlar ve sahada dolaşanlar. Del Negro çok suçlu değil aslında, ihalenin büyük kısmı yönetimde kalmalı. Geçen sezonun 2. yarısından beri bir kontrat belirsizliğidir gitti gitti bu güne gelindi. 2 sene önceki o parıldayan takımı kafalarda bitirdiler adeta. Ama her halükarda Dou Konferansı takımı Chicago ve bu mahallede 3 galibiyet bile sizi bir anda play-off potasına sokabilir.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.