Keçiboynuzu Sevmiyorum: Milli Bir Hissiyat

Eylül 10, 2008, 10:20 pm | Futbol, Hayat, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Dün akşam iftar saatinde eşimin rahatsızlanması ile son 24 saatim hastane – iş – rapor alma telaşı – eşimi aklımdan çıkaramama ve onun için endişelenme beşgeninde geçti. Aşkam üzeri tansiyon düşmesi – mide bulantısı – istifra – baş ağrısı dörtlüsünün etkisinden kurtulup kendine gelmesiyle ben de kendime geldim. Gerçekten evlilik çok farklı bir olgu. Sevdiğin hasta ise daha hastasın ama daha kuvvetlisin de, tam bir paradoks. Zaten aşk, sevgi ve bağlılık formülü de bir anda var olmuyor mu!

Milli basket maçının son 15 dakikasını ve Milli futbol maçını izleme şansını buldum. Basketçilerimiz bir kez daha fazlasıyla coştururken beni, Hidayet ve Tunçeri’ne tekrar hayran oldum, gözlerim bayram etti. Ama nereden bilirdim cumartesi gününden kalan keçiboynuzunun bu akşam da servis edileceğini. Bilsem hiç başlar mıydım! Tadımız zaten pazartesi akşamı Hıncal – Emre polemiği ile kaçmaya başlamış, Hıncal – Terim karşılıklı giydirmesi ile iyice acı bir pas kaplamıştı ağzımızı.

Bu geceki maçın modern, çağdaş, hücum, cesur her ne derseniz diyin Avrupa Şampiyonası’nda oynanan futbolla hiç mi hiç alakası yoktu. Ha vardı da Portekiz ve Çek maçlarının ilk yarılarıyla vardı belki ve ben o oyunları ve bakış açısını geride bıraktığımızı sanıyordum. Resmen attım ağzıma, çiğnedim, çiğnedim, çiğnedim sonra tükürdüm! Ne tat alabildim ne zevk. Zaten acı bir pas doluydu ağzım, keçiboynuzu ile lanet etti ağız da ağız olduğuna.

Aylardır tetikte bekleyenler hemen maç sonu kılıçlarını çıkarmış kınlarından kan akıtmak için sıraya girmişlerdir. Çağlar’dan başlarlar, Emre’den devam ederler, Topal’a, Halil’e sallarlar, vay anasını be Volkan derler, Ayhan’ı sorarlar nerdeydi diye, bu memleket bir devşirmeye mi kaldı, o olmayınca hiç bir şey miyiz diye sorarlar. Yargılarlar sonra da büyük ihtimalle darağacını kurup bir de üstüne asarlar Terim’i ve çocuklarını! Ama ben tek yorum yapacağım: 2 ay önce de takır takır, canını dişine takarak oynayan çocuklar bunlardı ve ben onlara inanıyorum, İspanya’yı da geçeriz, yok geçemedik 2.ler kontejanından gideriz, bir şekilde Afrika’yı bulacağımıza inanıyorum. Hiç bir şeyi kolay yoldan yapmayı bilmiyoruz, zor yoldan Afrika’ya gideceğiz, eminim!

Ama itiraf edeyim mi, ben keçiboynuzunu hiç mi hiç sevmiyorum, elma şekeri istiyorum, ya da pamuk helva!

Reklamlar

>Keçiboynuzu Sevmiyorum: Milli Bir Hissiyat

Eylül 10, 2008, 10:20 pm | Futbol, Hayat, Milli Takım kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Dün akşam iftar saatinde eşimin rahatsızlanması ile son 24 saatim hastane – iş – rapor alma telaşı – eşimi aklımdan çıkaramama ve onun için endişelenme beşgeninde geçti. Aşkam üzeri tansiyon düşmesi – mide bulantısı – istifra – baş ağrısı dörtlüsünün etkisinden kurtulup kendine gelmesiyle ben de kendime geldim. Gerçekten evlilik çok farklı bir olgu. Sevdiğin hasta ise daha hastasın ama daha kuvvetlisin de, tam bir paradoks. Zaten aşk, sevgi ve bağlılık formülü de bir anda var olmuyor mu!

Milli basket maçının son 15 dakikasını ve Milli futbol maçını izleme şansını buldum. Basketçilerimiz bir kez daha fazlasıyla coştururken beni, Hidayet ve Tunçeri’ne tekrar hayran oldum, gözlerim bayram etti. Ama nereden bilirdim cumartesi gününden kalan keçiboynuzunun bu akşam da servis edileceğini. Bilsem hiç başlar mıydım! Tadımız zaten pazartesi akşamı Hıncal – Emre polemiği ile kaçmaya başlamış, Hıncal – Terim karşılıklı giydirmesi ile iyice acı bir pas kaplamıştı ağzımızı.

Bu geceki maçın modern, çağdaş, hücum, cesur her ne derseniz diyin Avrupa Şampiyonası’nda oynanan futbolla hiç mi hiç alakası yoktu. Ha vardı da Portekiz ve Çek maçlarının ilk yarılarıyla vardı belki ve ben o oyunları ve bakış açısını geride bıraktığımızı sanıyordum. Resmen attım ağzıma, çiğnedim, çiğnedim, çiğnedim sonra tükürdüm! Ne tat alabildim ne zevk. Zaten acı bir pas doluydu ağzım, keçiboynuzu ile lanet etti ağız da ağız olduğuna.

Aylardır tetikte bekleyenler hemen maç sonu kılıçlarını çıkarmış kınlarından kan akıtmak için sıraya girmişlerdir. Çağlar’dan başlarlar, Emre’den devam ederler, Topal’a, Halil’e sallarlar, vay anasını be Volkan derler, Ayhan’ı sorarlar nerdeydi diye, bu memleket bir devşirmeye mi kaldı, o olmayınca hiç bir şey miyiz diye sorarlar. Yargılarlar sonra da büyük ihtimalle darağacını kurup bir de üstüne asarlar Terim’i ve çocuklarını! Ama ben tek yorum yapacağım: 2 ay önce de takır takır, canını dişine takarak oynayan çocuklar bunlardı ve ben onlara inanıyorum, İspanya’yı da geçeriz, yok geçemedik 2.ler kontejanından gideriz, bir şekilde Afrika’yı bulacağımıza inanıyorum. Hiç bir şeyi kolay yoldan yapmayı bilmiyoruz, zor yoldan Afrika’ya gideceğiz, eminim!

Ama itiraf edeyim mi, ben keçiboynuzunu hiç mi hiç sevmiyorum, elma şekeri istiyorum, ya da pamuk helva!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.