Premier League’in Keyfi Kaçtı

Eylül 3, 2008, 7:41 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Önce Kevin Keegan kovuldu Newcastle’dan sonra Alan Curbishley istifa etti West Ham’dan (Franchi’den duydum bunları, sağolsun). Neler oluyor Allah aşkına İngiltere’de. İyice tadımızı kaçırmaya başladı bu hareketler, midemizi ekşitti. Zaten ligdeki topçuların %60’ı yabancı, artık İngiliz futbolu diye bir şey kalmamak üzere. Kaleci yetişmiyor derken, artık topçu,antrenör de çıkmayacak Ada’dan. Baksanıza Milli Takımları’nın başındaki adam bile İtalyan, bir önceki de İsveçli idi biliyorsunuz. Gideyim de içeriden bir tahin – pekmez, bir bal falan kapıp geleyim, ciddiyim ağzımın tadı kaçtı.

Reklamlar

>Premier League’in Keyfi Kaçtı

Eylül 3, 2008, 7:41 pm | EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Önce Kevin Keegan kovuldu Newcastle’dan sonra Alan Curbishley istifa etti West Ham’dan (Franchi’den duydum bunları, sağolsun). Neler oluyor Allah aşkına İngiltere’de. İyice tadımızı kaçırmaya başladı bu hareketler, midemizi ekşitti. Zaten ligdeki topçuların %60’ı yabancı, artık İngiliz futbolu diye bir şey kalmamak üzere. Kaleci yetişmiyor derken, artık topçu,antrenör de çıkmayacak Ada’dan. Baksanıza Milli Takımları’nın başındaki adam bile İtalyan, bir önceki de İsveçli idi biliyorsunuz. Gideyim de içeriden bir tahin – pekmez, bir bal falan kapıp geleyim, ciddiyim ağzımın tadı kaçtı.

Lincoln

Eylül 3, 2008, 3:13 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Atletico Minerio yetiştiği kulüp Lincoln’ün, talip olmuş başkanı, üçe beşe bakmadan satın gitsin sevgili Adnan kare yoksa sezon sonu bu camia sizi koyacak satış listesine. Neymiş yaşananların özeti 30 yaşında kariyerinin doruğunda bir adam Türkiye’ye ancak para için gelirmiş. Acar Baltaş önce bir muayene çeksin bundan sonraki GS transferlerine, psikolojik – psikiyatrik bulgulara göre yapılsın transfer.

>Lincoln

Eylül 3, 2008, 3:13 pm | Futbol, Galatasaray kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Atletico Minerio yetiştiği kulüp Lincoln’ün, talip olmuş başkanı, üçe beşe bakmadan satın gitsin sevgili Adnan kare yoksa sezon sonu bu camia sizi koyacak satış listesine. Neymiş yaşananların özeti 30 yaşında kariyerinin doruğunda bir adam Türkiye’ye ancak para için gelirmiş. Acar Baltaş önce bir muayene çeksin bundan sonraki GS transferlerine, psikolojik – psikiyatrik bulgulara göre yapılsın transfer.

Song – Meira

Eylül 3, 2008, 3:10 pm | Futbol, Galatasaray, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Song’un bırakılmasının arkasında bir anlam arıyordum. Kim olduğunu hatırlamıyorum ama bizim yöneticilerden biri kemik yaşı ile kafa kağıdı yaşı arasında ziyadesiyle fark olduğunu, Song’un GS için bir risk olduğunu söylemişti. Bu da bugün Song’un 35 yaşından büyük olduğu anlamına gelir. Bu konu bir tarafa TS-Ankaragücü maçında izledim Song’u. Adam takibi, birlikte koşu ve kademe de yine iyi ancak reflekslerinde ve kafa toplarında ciddi düşüş gözlemledim. Sanki eskisi kadar sıçrayamıyor ve anlık hareketlere çabuk cevap veremiyor. Mehmet Yılmaz’ın vurup Tolga’nın çıkardığı bir top var ki 3 sene önceki Song o topa asla vurdurmazdı. Topa müdahalelerinde çabukluğunu kaybetmiş gözüktü. Birden Afrika Kupası finalinde kaptırdığı top ve şampiyonluğu armağan etmesi geldi sonra gözümün önüne. Sonra da seyrettiğim her maçta daha da iyiye giden, kafa toplarında çok etkili, ilk müdahalelerde çok çabuk, en az Song kadar kademe bilen ve topa dan-dun vurmayan Meira. Galatasaray doğru yaptı bence. Düşüşte ve kariyerinin sonunda olan Song yerine önceki yazıda yazılan birçok topçunun aksine kariyerinde tepeye ulaşmış, ülkeye para için değil, kariyerinde yeni bir sayfa açmak için gelmiş olan Meira Galatasaray’a her geçen gün daha çok şey verecektir.

>Song – Meira

Eylül 3, 2008, 3:10 pm | Futbol, Galatasaray, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Song’un bırakılmasının arkasında bir anlam arıyordum. Kim olduğunu hatırlamıyorum ama bizim yöneticilerden biri kemik yaşı ile kafa kağıdı yaşı arasında ziyadesiyle fark olduğunu, Song’un GS için bir risk olduğunu söylemişti. Bu da bugün Song’un 35 yaşından büyük olduğu anlamına gelir. Bu konu bir tarafa TS-Ankaragücü maçında izledim Song’u. Adam takibi, birlikte koşu ve kademe de yine iyi ancak reflekslerinde ve kafa toplarında ciddi düşüş gözlemledim. Sanki eskisi kadar sıçrayamıyor ve anlık hareketlere çabuk cevap veremiyor. Mehmet Yılmaz’ın vurup Tolga’nın çıkardığı bir top var ki 3 sene önceki Song o topa asla vurdurmazdı. Topa müdahalelerinde çabukluğunu kaybetmiş gözüktü. Birden Afrika Kupası finalinde kaptırdığı top ve şampiyonluğu armağan etmesi geldi sonra gözümün önüne. Sonra da seyrettiğim her maçta daha da iyiye giden, kafa toplarında çok etkili, ilk müdahalelerde çok çabuk, en az Song kadar kademe bilen ve topa dan-dun vurmayan Meira. Galatasaray doğru yaptı bence. Düşüşte ve kariyerinin sonunda olan Song yerine önceki yazıda yazılan birçok topçunun aksine kariyerinde tepeye ulaşmış, ülkeye para için değil, kariyerinde yeni bir sayfa açmak için gelmiş olan Meira Galatasaray’a her geçen gün daha çok şey verecektir.

İyi Yabancı Oyuncu Sorunsalı

Eylül 3, 2008, 3:00 pm | Futbol, Süper Lig, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hastalık nedeniyle ve öncesinde yıllık iznim sırasında özellikle görsel medyayı fazlasıyla takip etme şansım oldu. Hazırlık maçları izledim, kamplardaki röportajları dinledim, hocaların ve oyuncuların hedeflerini açıklamalarına şahit oldum. Özellikle yabancı oyuncu röportajları zaten kafamda olan birçok soru işaretini cevaplandırdı.

Bizim ligimizin bizim çok net göremediğimiz ama dışarıdan bakıldığında çok net görülen bir yüzü, bir imajı var. Yabancıların gözünde öylesine kalın çizgilerle çizilmiş ki bu yüzün-imajın sınırları, onların tarafından bakmadıkça net olarak algılayamayız. Aslında bu imajı en iyi ligimize yapılan oyuncu eklemeleri açıklar. Onlarca senedir konuşulan konudur hangi takım daha iyi transfer, daha büyük transfer yaptı / yapacak / yapabilir? Bomba mı değil mi? Bombaysa nerede patlar, elde mi, başka yerde mi, bir başkasının üstünde mi?

Bu sorular ışığında ilerlerken zaman Türkiye Futbolu’nda, bir anda sektörleşen futbol Türkiye’ye düştü. Yayın ihaleleri, sponsorlar, büyüyen statlar, zenginleştiren UEFA. Avrupa’nın düşük kaliteli ligleri arasından, neredeyse Avrupa’nın üst düzey ligleri klasmanına girebilecek ligler klasmanına (!) yükseldik. Bu da daha kariyerli veya daha potansiyelli genç ya da tecrübeli isimleri ülkemize getirmeye başladı. Ancak büyük transfer, yıldız transfer diye tabir ettiğimiz isimlerin aslında ya kariyerlerinin sonunda ya kariyerlerinin en dip noktasında olduğunu ya da para için ülkeye teşrif ettiğini hep gözden kaçırdık. Son dönemden birkaç örnek:

Kariyerinin sonunda: Roberto Carlos, Josico, Cordoba, Kuntz, Aumann, Letchkov

Kariyerinin dibinde: Baros, Nonda, Alex, Deivid, Kezman, Sivok, Kewell, Musampa, Marcelinho, Hagi, Taffarel, Anelka

Para için gelen: Lincoln, Güiza, Anelka, Popescu, Song, Kezman, Appiah, Uche, Hogh

Bu adamlara baktığımızda para için gelenlerden karakterli olanların takımları için her şeyi yaptığını, takımını bir maden olarak değil beraberce yükseleceği bir değer olarak gördüğünü hatırlarız. Karakter bakımından zayıf olanların ise bir türlü isteneni veremediğini ve hatta garanti parasının üzerine yatıp, takımı fazla kafasına takmadığını, kavgalara karıştığını, acayip demeçler verdiğini kamplara geç kaldığını, yeri geldiğinde takımını satarcasına bıraktığını görürüz. Bu elemanlar doldurdukları kasalarıyla kontratlarını ya yer bitirirler ya da fesih tazminatı denilen ufak servetlerle ülkeden ayrılıp giderler sonunda.

Öte yandan bir de kendini kanıtlamak, Avrupa’ya tanıtmak, o da olmazsa Türkiye’nin büyük takımlarından birine kapağı atabilmek, belki de vatandaşlık hakkı kazanabilmek amacıyla gelir bazıları da. Aurelio, Isaac, Ilie, Filipescu, Petre, Pancu, Bratu, Felipe, Da Silva (Aurelio ile TS’ye gelen), Balili, Nobre, Saidou, Iglesias, De Nigris, Tabata, Petkovic, Bebe, Ahmed Hassan ve daha nicesi böyle oyunculardır.

Türkiye’ye misal olarak; Avrupa’da yıllardır üst düzey top oynamış, milli takımının gediklisi, herkes tarafından tanınan, çok önemli bir takımdayken (tabii ki daha yüksek paraya ama macera ve farklı hedef arayışı içinde) aniden ülkemizi seçen bir oyuncu gelmemiştir. Örneğin Barcelona’dan Andres Iniesta bugün Türkiye’ye gelir mi, ya da Bayern’den Philip Lahm, ya da biraz daha takım küçültelim, Fiorentina’dan Gillardino? Bu adamlardan hangisini getirebilir, hangi takım, astronomik paralar ödemedikçe oyuncuya? Van der Vaart “Sezon sonu kontratım bitiyor, satın yoksa bedavaya giderim seneye” diyip 13 milyon €’ya gitti Real’e. Bugün Güiza’ya 14 milyonu sayan, oyuncularına milyon Eurolar’ı 3er 5er saçan Fenerbahçe en azından bir 15 teklif edemez miydi Sneijder sakatlanmadan önce? Peki Fener teklif etse Van der Vaart gelir miydi?

Ligimizin yüzü ya da imajı diyelim fark etmez, yabancılar tarafından çok iyi anlaşılmış durumda. Bu da şu “Bu ülkeye ya kariyerini kurtarmak ya kariyerinin sonunda memleket görmek, gençsen basamak atlamak, ya da sana çuvalla para verecek enayi bulabildiysen gideceksin.” Bir bakın bakalım 23-28 yaş arası, Avrupa’nın peşinden koştuğu kaç değerli oyuncu oynuyor ligimizde. Çok yakın zamanda da bunlardan göremeyeceğimize emin olabilirsiniz. Türk futbolu en alt liglerden itibaren oyuncu – antrenör yetiştirmek, transfer, disiplin cezaları gibi konularda standartlaşmaya ve kim gelirse gelsin bozulmayacak bir düzene doğru gitmediği sürece, sahalarımızda daha çok Lincolnler, Kezmanlar, Maldonadolar, Schildenfeldler cirit atacaktır.

>İyi Yabancı Oyuncu Sorunsalı

Eylül 3, 2008, 3:00 pm | Futbol, Süper Lig, Sıkıntı kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Hastalık nedeniyle ve öncesinde yıllık iznim sırasında özellikle görsel medyayı fazlasıyla takip etme şansım oldu. Hazırlık maçları izledim, kamplardaki röportajları dinledim, hocaların ve oyuncuların hedeflerini açıklamalarına şahit oldum. Özellikle yabancı oyuncu röportajları zaten kafamda olan birçok soru işaretini cevaplandırdı.

Bizim ligimizin bizim çok net göremediğimiz ama dışarıdan bakıldığında çok net görülen bir yüzü, bir imajı var. Yabancıların gözünde öylesine kalın çizgilerle çizilmiş ki bu yüzün-imajın sınırları, onların tarafından bakmadıkça net olarak algılayamayız. Aslında bu imajı en iyi ligimize yapılan oyuncu eklemeleri açıklar. Onlarca senedir konuşulan konudur hangi takım daha iyi transfer, daha büyük transfer yaptı / yapacak / yapabilir? Bomba mı değil mi? Bombaysa nerede patlar, elde mi, başka yerde mi, bir başkasının üstünde mi?

Bu sorular ışığında ilerlerken zaman Türkiye Futbolu’nda, bir anda sektörleşen futbol Türkiye’ye düştü. Yayın ihaleleri, sponsorlar, büyüyen statlar, zenginleştiren UEFA. Avrupa’nın düşük kaliteli ligleri arasından, neredeyse Avrupa’nın üst düzey ligleri klasmanına girebilecek ligler klasmanına (!) yükseldik. Bu da daha kariyerli veya daha potansiyelli genç ya da tecrübeli isimleri ülkemize getirmeye başladı. Ancak büyük transfer, yıldız transfer diye tabir ettiğimiz isimlerin aslında ya kariyerlerinin sonunda ya kariyerlerinin en dip noktasında olduğunu ya da para için ülkeye teşrif ettiğini hep gözden kaçırdık. Son dönemden birkaç örnek:

Kariyerinin sonunda: Roberto Carlos, Josico, Cordoba, Kuntz, Aumann, Letchkov

Kariyerinin dibinde: Baros, Nonda, Alex, Deivid, Kezman, Sivok, Kewell, Musampa, Marcelinho, Hagi, Taffarel, Anelka

Para için gelen: Lincoln, Güiza, Anelka, Popescu, Song, Kezman, Appiah, Uche, Hogh

Bu adamlara baktığımızda para için gelenlerden karakterli olanların takımları için her şeyi yaptığını, takımını bir maden olarak değil beraberce yükseleceği bir değer olarak gördüğünü hatırlarız. Karakter bakımından zayıf olanların ise bir türlü isteneni veremediğini ve hatta garanti parasının üzerine yatıp, takımı fazla kafasına takmadığını, kavgalara karıştığını, acayip demeçler verdiğini kamplara geç kaldığını, yeri geldiğinde takımını satarcasına bıraktığını görürüz. Bu elemanlar doldurdukları kasalarıyla kontratlarını ya yer bitirirler ya da fesih tazminatı denilen ufak servetlerle ülkeden ayrılıp giderler sonunda.

Öte yandan bir de kendini kanıtlamak, Avrupa’ya tanıtmak, o da olmazsa Türkiye’nin büyük takımlarından birine kapağı atabilmek, belki de vatandaşlık hakkı kazanabilmek amacıyla gelir bazıları da. Aurelio, Isaac, Ilie, Filipescu, Petre, Pancu, Bratu, Felipe, Da Silva (Aurelio ile TS’ye gelen), Balili, Nobre, Saidou, Iglesias, De Nigris, Tabata, Petkovic, Bebe, Ahmed Hassan ve daha nicesi böyle oyunculardır.

Türkiye’ye misal olarak; Avrupa’da yıllardır üst düzey top oynamış, milli takımının gediklisi, herkes tarafından tanınan, çok önemli bir takımdayken (tabii ki daha yüksek paraya ama macera ve farklı hedef arayışı içinde) aniden ülkemizi seçen bir oyuncu gelmemiştir. Örneğin Barcelona’dan Andres Iniesta bugün Türkiye’ye gelir mi, ya da Bayern’den Philip Lahm, ya da biraz daha takım küçültelim, Fiorentina’dan Gillardino? Bu adamlardan hangisini getirebilir, hangi takım, astronomik paralar ödemedikçe oyuncuya? Van der Vaart “Sezon sonu kontratım bitiyor, satın yoksa bedavaya giderim seneye” diyip 13 milyon €’ya gitti Real’e. Bugün Güiza’ya 14 milyonu sayan, oyuncularına milyon Eurolar’ı 3er 5er saçan Fenerbahçe en azından bir 15 teklif edemez miydi Sneijder sakatlanmadan önce? Peki Fener teklif etse Van der Vaart gelir miydi?

Ligimizin yüzü ya da imajı diyelim fark etmez, yabancılar tarafından çok iyi anlaşılmış durumda. Bu da şu “Bu ülkeye ya kariyerini kurtarmak ya kariyerinin sonunda memleket görmek, gençsen basamak atlamak, ya da sana çuvalla para verecek enayi bulabildiysen gideceksin.” Bir bakın bakalım 23-28 yaş arası, Avrupa’nın peşinden koştuğu kaç değerli oyuncu oynuyor ligimizde. Çok yakın zamanda da bunlardan göremeyeceğimize emin olabilirsiniz. Türk futbolu en alt liglerden itibaren oyuncu – antrenör yetiştirmek, transfer, disiplin cezaları gibi konularda standartlaşmaya ve kim gelirse gelsin bozulmayacak bir düzene doğru gitmediği sürece, sahalarımızda daha çok Lincolnler, Kezmanlar, Maldonadolar, Schildenfeldler cirit atacaktır.

TRT

Eylül 3, 2008, 2:57 pm | TRT kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

TRT’nin yeni hükümetle birlikte değişen program yapısını her ne kadar beğenmesem de, hali hazırda NTV ile birlikte halka bir şey kazandırma uğraşında olan tek kurum olduğu gerçeği yadsınamaz. Ancak yine de TRT de bir devlet kurumudur ve devlet kurumu aksaklık ve eksiklikleri orada da olmazsa olmaz. 24 Ağustos Pazar günü “Yaşam Sohbetleri” programının konuğu Hakan Şükür’dü. Tam öğlen saatinde boğaz manzaralı bir mekânda çekilen ve canlı yayınlanan programda ise eksik olan tek şey klima idi. Tabiri caizse Şükür maçlarda terlemediği kadar terledi, gömleği su oldu, spiker-sorumlu bayan da aynı şekilde, adeta makyajı aktı. Eşimle çok şaşırdık bu duruma koskoca TRT oraya bir vantilatör de mi getiremedi diye, sonra bir baktık ki diğer kanallarındaki söyleşilerine, hepsini dışarıda çekiyorlar. Güldük ama üzüldük öte yandan. Demek ki kemer sıkma politikası uygulanmakta bazı alanlarda. Sözün özü burası Türkiye be kardeşim!

>TRT

Eylül 3, 2008, 2:57 pm | TRT kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> TRT’nin yeni hükümetle birlikte değişen program yapısını her ne kadar beğenmesem de, hali hazırda NTV ile birlikte halka bir şey kazandırma uğraşında olan tek kurum olduğu gerçeği yadsınamaz. Ancak yine de TRT de bir devlet kurumudur ve devlet kurumu aksaklık ve eksiklikleri orada da olmazsa olmaz. 24 Ağustos Pazar günü “Yaşam Sohbetleri” programının konuğu Hakan Şükür’dü. Tam öğlen saatinde boğaz manzaralı bir mekânda çekilen ve canlı yayınlanan programda ise eksik olan tek şey klima idi. Tabiri caizse Şükür maçlarda terlemediği kadar terledi, gömleği su oldu, spiker-sorumlu bayan da aynı şekilde, adeta makyajı aktı. Eşimle çok şaşırdık bu duruma koskoca TRT oraya bir vantilatör de mi getiremedi diye, sonra bir baktık ki diğer kanallarındaki söyleşilerine, hepsini dışarıda çekiyorlar. Güldük ama üzüldük öte yandan. Demek ki kemer sıkma politikası uygulanmakta bazı alanlarda. Sözün özü burası Türkiye be kardeşim!

Yepisyeni Yolunacak Kazlar

Eylül 3, 2008, 2:43 pm | Acayip İşler, EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ne iyi ettiniz de geldiniz futbol âlemine, vallahi biz de Taksin Shinawatra da sizleri bekliyorduk. Tayland hükümeti çok yakmıştı Taksin’in canını, taksit taksit değil peşin olarak çıkardı acısını. Calderon da yapacağını yaptı, sıra diğerlerinde. Ne olur Abi beni de transfer et!

>Yepisyeni Yolunacak Kazlar

Eylül 3, 2008, 2:43 pm | Acayip İşler, EPL, Futbol kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

> Ne iyi ettiniz de geldiniz futbol âlemine, vallahi biz de Taksin Shinawatra da sizleri bekliyorduk. Tayland hükümeti çok yakmıştı Taksin’in canını, taksit taksit değil peşin olarak çıkardı acısını. Calderon da yapacağını yaptı, sıra diğerlerinde. Ne olur Abi beni de transfer et!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.